Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi
bam
2022/1113
2024/700
17 Eylül 2024
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ
Esas No: 2022/1113 - Karar No:2024/700
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
27. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2022/1113
KARAR NO : 2024/700
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/06/2022
NUMARASI : 2022/308 E-2022/356 K
DAVACI
VEKİLİ :
DAVALI :
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 17/09/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 18/09/2024
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davasında mahkemece davnın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan incelemede;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili; tarafların İstanbul, Kabataş-Mecidiyeköy-Mahmutbey (KMM) Metro Hattı ve Depo Sahası Mekanik Tesisat Uygulama Projelerinin davacı tarafından 106.000 Euro+KDV=125.080,00 Euro karşılığında yapılması konusunda anlaştıklarını ve sözleşme konu işin davalıya teslim edildiğini, davalı tarafın faturaları itiraz etmeksizin kayıtlarına aldığını, TBK'nın 99. maddesi hükmü dikkate alındığında Euro olan borcun TL ile ödenmesinin mümkün olduğunu ancak bu ödemenin ödeme günündeki rayiç üzerinden yapılması gerektiğini, davalının kdv dahil toplam 125.080 euro borcu karşılığında 75.454,89 Euro ödeme yaptığını, bunun üzerine Ankara 10. İcra Müdürlüğü'nün 2018/12915 sayılı dosyası ile sadece 25/12/2017-008340 ve 29/03/2018-000007 faturaların ödenmeyen bedellerine mahsuben ve 42.661,82 Euro üzerinden icra takibi başlatıldığını, davalının icra takibinden sonra ancak ödeme emri tebliğinden önce 200.000,00 TL ödeme karşılığı 32.153,82 Euro ödeme yaptığını, bu ödemenin ödenmeyen faturaların bakiye borcundan mahsup edildiğini, artan kısmın TBK'nın 101. maddesi gereğince icra dosyası alacağından mahsup edildiğini, buna göre 6.963,29 Euro ödemenin takip konusu olmayan fatura borçlarına mahsup edildiğini, bakiye 25.190,53 Euro ödemenin ise takip dosyası borcuna mahsup edilmesi sonucu davacının bakiye 17.471,29 Euro borcunun kaldığını, davalının Ankara 10. İcra Müdürlüğü'nün 2018/12915 sayılı dosyasına yaptığı itirazının haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın 17.471,29 Euro ana para ile takibe konu 42.661,82 Euro üzerinden hesaplanacak vekalet ücreti ve yargılama giderleri yönünden iptali ile takibin bu kalemler ve asıl alacağa kamu bankalarının yıllık Euro mevduata uyguladığı en yüksek faizi ile devamına, karşı tarafın 17.468,29 Euro'nun %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; takibe dayanak faturaların ödendiğini ve davacının bir alacağının kalmadığını, davacının ise Türk Lirası olarak düzenlenmiş faturaların karşılığını icra takibinde herhangi bir hukuki dayanak olmaksızın Euro'ya çevirerek talep ettiğini, bu faturaların karşılığı ödenen meblağları da yine ödendikleri günkü kurlarından döviz karşılıkları ile mahsup ederek kur farklarından alacaklı olduğunu iddia ettiğini, oysa taraflar arasında bu iddiaları haklı gösterecek bir sözleşme bulunmadığını, tarafların ticari defterlerinde de faturaların TL olarak yer aldığını ve aralarındaki mutabakat zabıtlarında da alacağın TL olarak gözüktüğünü, taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olarak müvekkilinin hakedişlerini tahsil ettikçe davacının faturalarını ödediğini ve hiçbir borcun kalmadığını, icra takibinin de 13/09/2018 tarihli Türk Parasının Korunması Hakkındaki hakkındaki 32 sayılı kararda değişiklik yapılmasına dair Cumhurbaşkanlığı kararına aykırı olarak döviz talep eder biçimde yapılması nedeniyle dayanaktan yoksun olduğunu savunarak, suiniyetli davanın esastan da reddine, davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece verilen 28/11/2019 tarih ve 2018/933 Esas- 2019/1026 Karar sayılı davanın kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Dairemizin 10/03/2022 tarih ve 2020/552 Esas- 2022/276 Karar sayılı kararı ile taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.4 maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir.
Mahkemece Dairemizin kaldırma kararından sonra yapılan yargılama sonucunda; toplanan deliller, yapılan ödemeler ve bilirkişi raporuna göre, davacının kesmiş olduğu faturalarda faturanın Euro olarak karşılığının bulunmasına rağmen davalının bu hususa bir itirazının bulunmayarak ödeme yapmış olması, taraflar arasındaki e-mail yazışmalarında sözleşmenin Euro üzerinden (sözleşme 106.000 Euro + KDV olarak) düzenlenmiş olması, davalının kur farkına yönelik kısmi ödemesinin de bulunması nazara alındığında, davalının ödeme günü kur değerlerine göre kur farkından sorumlu bulunduğu, bu itibarla davalının yapmış olduğu ödemlere göre Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden yapılan hesaplamaya göre davalının 17.471,29 Euro kur farkında sorumlu olduğu, yine davalının takipten sonra 05.11.2018 tarihinde ödeme yapması nedeniyle, yapılan 200.000,00 TL'lik (31.915,23 Euro) ödemede, ödeme tarihi olan 05.11.2018'de nazara alınarak ödenen 25.190,53 Euro (takip tarihi itibariyle 1 Euro =6,33 TL - davacı tarafça bakiye kısım davalının diğer borcundan düşülmüştür) üzerinden hesaplanarak, icra vekalet ücreti ve tahsil harcı yönünden de itirazının iptali gerektiği, davacı lehine hesaplanacak vekalet ücretinde karar tarihi itibariyle Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden Türk Lirası karşılığı esas alınarak hesaplama yapılması gerektiğini gerekçesiyle, davanın kabulü ile davalı borçlunun Ankara 10. İcra Müdürlüğü'nün 2018/12915 sayılı dosyasında 17.471,29 Euro (Takip Tarihi itibariyle; 1 Euro= 6,33 TL) üzerinden ve davalı tarafça 05.11.2018 tarihinde yapılan 200.000,00 TL'lik (31.915,23 Euro) ödemede, ödeme tarihi olan 05.11.2018'de nazara alınarak ödenen 25.190,53 Euro (Takip Tarihi itibariyle; 1 Euro= 6,33 TL) üzerinden vekalet ücreti ve tahsil harcı yönünden itirazının iptaline, bu miktarlar yönünden takibin devamına, 25/07/2022 tarihli hükmün tamamlanmasına ilişkin ek karar ile; Alacağa takip tarihinden itibaren fiili ödeme tarihine kadar ve fiili ödeme günündeki döviz alış kuru üzerinden Euro alacak için işleyecek yıllık mevduata kamu bankalarınca fiilen uygulanan azami yıllık faiz ve değişen oranlarda faiz işletilmesine, alacak likit ve itiraz haksız görüldüğünden alacağın %20'si oranında 22.114,85 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Davalı vekili istinaf başvurusunda; mahkeme kararının usul, yasa ve hakkaniyete aykırı olduğunu, icra takibinin dayanağı faturaların döviz faturası olmadığını, dava konusu icra dosyasındaki takip dayanağı iki faturanın incelemesi halinde kolaylıkla belirleyebileceği üzere, bu faturaların normal "Türk Lirası" faturalar olup, Vergi Usul Kanunu'na uygun olarak düzenlenmiş bu faturaların tutarının, toplamının, KDV'si ve genel toplamı kısımlarının Türk Lirası olarak yazılı olduğunun görüleceğini, yine "Yazı İle Karşılığı" kısmında da fatura tutarının Türk Lirası olduğunun yazılı olduğunu, bu haliyle bu faturaların döviz faturası olduğunu iddia etmenin hatalı olduğunu, faturaların izahat kısmının alt köşesinde faturanın tanzim edildiği günkü kur karşılığının kayıtlı olmasının, bu faturaları hiç bir suretle döviz faturası yapamayacağını, 213 sayılı VUK 215.maddesinin (2) numaralı fıkrasında "...Kayıt ve belgelerde Türk para birimi kullanılır. Belgeler, Türk parası karşılığı gösterilmek şartıyla, yabancı para birimine göre de düzenlenebilir. Şu kadar ki yurt dışındaki müşteriler adına düzenlenen belgelerde Türk parası karşılığı gösterilme şartı aranmaz..." denildiğini, yani bir faturanın döviz cinsinden tanzim edilecek ise faturanın tutarı, toplamı ve özellikle yazı ile karşılığı açıkça döviz cinsinden belirtilmeli ve sadece izahat bölümünde bu fatura tutarının yasa gereğince TL karşılığının kayıt edilmesi gerektiğini, bu faturalar mesnet gösterilerek döviz cinsinden takip yapılmasının dahi usulsüz olduğunu, bilirkişinin bu faturaları hiç bir mesnedi olmadığı halde davacı iddialarının etkisi ile döviz faturası olarak nitelendirmesinin ve mahkemenin de bu hatalı nitelendirmeye uyarak davayı kabul etmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacıya kur farkı talep hakkı veren bir sözleşmenin de bulunmadığını, gerek bilirkişi raporunda, gerekse mahkeme kararında taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunduğu ve sanki bu sözleşmede verilen hizmetin ödeme şekli, ödeme zamanı veya kur farkı gibi hükümlerin var olduğu varsayımı ile hareket edildiğini, TBK 99.madde düzenlemesinin açık olup, taraflar arasında ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılmasının kararlaştırılmadığı gibi, müvekkilinin şirketin gerek icra takibinde gerekse işbu davada seçim hakkının olmadığını, bu sebeple mahkemenin yabancı para birimi olan Euro üzerinden hüküm tesis etmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, döviz cinsinden belirlenen bir sözleşme olmadığı gibi taraflarca ödeme gününde döviz karşılığı ödeme yapılmasının kararlaştırılmadığını, oysa dosya içinde taraflar arasındaki hukuki işlemleri düzenleyen, karşılıklı edimleri ve taahhütleri tanımlayan herhangi bir yazılı bir sözleşme bulunmadığını, müvekkilinin işveren idare ile yaptığı sözleşmedeki proje hazırlama hizmetlerinin bir kısmının alt yükleniciye yaptırılması amacıyla, başka firmalardan da toplandığı üzere davacıdan da e-posta ile alınmış olup, tek taraflı bir "teklif" söz konusu olduğunu, müvekkilinin teklifi uygun gördüğünü ancak bu teklif içinde; ne ödemelerin döviz olarak yapılacağı, ne faturalarının döviz faturası olarak kesileceği, ne fatura karşılıklarının dövize endeksleneceği ve ödendiği tarihteki kur ile ödeneceği, ne ödemelerin hakediş düzenleme veya fatura tarihinde derhal yapılacağı, ne de faturaların ödemesinin yapıldığı tarihe kadar bir faiz veya kur farkı işletileceği şeklinde bir hüküm yada kayıt bulunmadığını, teklifin kabulünde de müvekkilinin böyle bir mutabakat veya taahhütte bulunmadığını, tersine davacı taşerona ödemelerin idare ile yapılmış sözleşme gereğince sunulan hizmet ve faturanın onaylanmasından sonra ödeneceğinin açıkça belirtildiğini, mali müşavir bilirkişinin de tarafların yasal defter ve kayıtlarını inceleyerek kesilen faturaların TL olarak kesildiğini, hesaplara yine TL olarak işlendiğini ve karşılıklarının da tamamen ödendiğini belirttiğini ancak sonrasında görev sınırlarını aşarak yorum yaparak ve fatura karşılıklarının faturanın tanzim tarihi ile ödendiği tarihlere göre kur farkı hesabı çıkardığını, mahkemece sözleşme olarak nitelendirilen teklif mektubunun içeriğinde dahi herhangi bir dayanağı bulunmamasına rağmen aynı gerekçelerle davanın kabul edildiğini, tarafların cari hesaplarında dava konusu faturalar ile ilgili olarak birbirlerinden bir alacakları gözükmediğini, verilen hizmetin teslim edilen projelerin faturalarının da yürürlükteki mevzuat gereğince yasal zorunluluk dikkate alınarak Türk Lirası kesildiğinin ortada olduğunu, bu fatura karşılıklarının da sunulduğunun idarece kabul edildiğinde tamamen ödendiğini, neticeten davacının, gerçekten bu konuda hüküm içeren sözleşmeye dayalı bir Döviz Faturası kesmiş olsaydı ve fatura tarihi ile ödendiği tarih arasında bir kur farkı ödeneceği de sözleşmede öngörülseydi, bu halde dahi ayrıca bir kur farkı faturası kesmesi ve bunu davalıya kabul ettirerek yasal defterlerine kayıt ettirmesinin gerekeceğini, kur farkı alacağının ancak böyle yasal bir zeminde olabileceğini, her iki tarafın yasal defterlerinin incelenmesinde böyle kur farkı faturasının varlığının söz konusu olmadığını, ayrıca mahkemece, müvekkilinin kur farkına dair kısmi ödemeleri bulunduğu iddia edilerek, bu varsayımı davayı kabülünde gerekçe gösterdiğini, bunun tamamen gerçekdışı bir saptama olduğunu ve müvekkilinin kuruşu kuruşuna ve sadece kesilmiş hizmet faturalarının karşılığını ödediğini, ortada ne kısmen, ne az miktarda bir kuruş kur farkı ödemesi bulunmadığını, zaten bu konuda kesilmiş bir fatura da bulunmadığını, dolayısıyla ortada böyle bir kur farkı ödemesi, kur farkı faturası ve sözleşme gibi kabul edilen teklif mektubunda da kur farkı talebinin dayanağı bir hüküm yokken, hayali kur farkı istemli bir icra takibine vaki itirazlarının kaldırılmasına dair verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, var olmayan bir alacağın haklı ve likit olarak kabulünün de hatalı olduğunu, gerçekte var olmayan, tarafların kanuni defter ve kayıtlarında yer almayan, taraflar arasındaki sözleşme gibi kabul edilen teklif mutabakatında dahi dayanak bir hüküm bulunmayan, faturası dahi olmayan, tamamen varsayımlara dayalı olarak usul ve yasaya aykırı bir ilamsız takibe konu edilmiş alacağın, mahkemece haklı ve likit bir alacak olarak kabul edilerek, müvekkilinin itirazının kötü niyetli olduğu kabul edilerek haksız yere icra inkar tazminatına da hükmedildiğini, dava boyunca herhangi bir sözleşmeye, faturaya, senede dayalı olmayan, yapılan bilirkişi incelemesinde dahi kanuni defter ve kayıtlarda bulunmayan, tamamen varsayımlara dayalı ve tuhaf derecede yanlı bir bilirkişi kanatine dayalı bu meblağın, sanki yargılamaya muhtaç olmayan likit ve haklı bir alacak kabul edilmesine dair mahkeme kararının usul, yasa ve hakkaniyete açıkça aykırı olduğunu, hükmün tamamlanması taleplerinin haksız olarak reddedildiğini, davacı yanca Ankara 10. İcra Müdürlüğü'nün 2018/12915 sayılı dosyasından 02.11.2018 tarihinde başlatılan takibin ödeme emri henüz müvekkiline tebliğ edilmeden, 05.11.2018 tarihinde ödemesinin gerçekleştirildiğini, ödeme emrinin ise müvekkiline 06.11.2018 tarihinde tebliğ edildiğini, davacı tarafından, müvekkilinin yapmış olduğu harici ödemenin bugün dahi dosyaya bildirilmediğini, kaldı ki harici tahsilatın icra dosyasına bildirilmesinin zorunlu olduğunu, davacının vekalet ücretinin takip miktarı üzerinden tam hesaplanması için Ankara 10. İcra Müdürlüğü'ne yapmış olduğu 15.01.2020 tarihli talebine karşılık haricen tahsilat miktarı bildirilmediğinden, talebin 16.01.2020 tarihinde Müdürlük tarafından reddi üzerine açılan şikayet davasında ise Ankara 13. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2020/86 E. 2020/308 K. sayılı kararında "İlamda ödeme emrinin tebliğinden önce yapılmış ödemenin icra dairesince mahsup edileceğine dair bir hüküm fıkrası yoktur. Buna göre takibe konu alacak miktarı itirazın iptali davasında hükmedilen alacak miktarı ile sınırlıdır. İcra dairesinin bu alacak miktarı üzerinden vekalet ücreti hesaplamasında hadiseye ve kanuna aykırı bir durum yoktur." şeklinde belirtilerek, davacının şikayetinin reddedildiğini, Yargıtay 12. HD'nin 23/06/2014 tarih ve 2014/15576 Esas- 2014/18161 Karar sayılı kararında da haricen tahsilat yapılması halinde takibe konu kalan kısım üzerinden vekalet ücretinin borçluya yansıtılabileceğinin, haricen tahsilata ilişkin kısmın ise müvekkili ile vekil arasındaki iç ilişkiyi ilgilendirdiğinin hükme bağlandığını, haricen tahsil edilen kısım için davacı asilin vekilinin vekalet ücreti taleplerinin vekalet ilişkisinde üçüncü kişiyi bağlamadığını, icra vekalet ücretinin takip dosyasında bakiye kalan borç miktarı üzerinden hesaplanmasına dair hükmün karara geçirilmesini, icra takiplerinde Harçlar Kanunu tarifesi gereği takip safhalarına göre harç alınacağı ve tahsil harcının doğabilmesi için takibin belirlenen safhasına gelinmesinin gerekeceğinin açık olduğunu, bu nedenle Yargıtay'ın yerleşik içtihatları uyarınca da ödeme emri veya icra emrinin tebliğinden önce yapılan ödemelerden tahsil harcının alınmayacağını, davacının icra inkar tazminatı yönünden hükmün tamamlanmasını ve müvekkilinin icra inkar tazminatına mahkum edilmesi talep edilmişse de, dosyaya halen harici ödemeyi bildirmeyen davacının kendisi olduğunu, ödeme emri gelmeden önce davacı asile ödeme yapan müvekkilinin kendisine ödeme emri tebliğ edilmesi halinde borca itiraz etmesinden daha doğal bir durum olamayacağını, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte bilirkişi raporlarından da anlaşılacağı üzere kur farklılıklarından kaynaklanan bakiye üzerinden yargılamanın devam ettiğinin de açık olduğunu, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte icrasında ve diğer usuli işlemlerin yapılmasında karışıklık çıkmaması adına gerekçeli kararda icra emrinin tebliği öncesi ödeme olması nedeniyle tahsil harcının alınamayacağının, kesin hüküm gereği vekalet ücretinin itirazın iptali kararı uyarınca devamına hükmedilen takibe göre hesaplanması ve 3/4 kesinti alınması gerektiğinin izahtan uzak olduğunu, hükmün tamamlanması talebi bakımından ise halen harici tahsilatı dosyaya ödeme bildiriminde bulunmayan davacının icra inkar tazminatı talebinde bulunmasında da iyi niyet olmadığını, harici ödemenin ardından icra emri tebliği alan müvekkilinin borcun kapandığı düşüncesi ile hareket ettiğinin açık olduğunu, davacının müvekkilini zor duruma düşürmeyi amaçlayan tutum ve davranışlarının iyi niyete sığmayacağını, davacının kötüniyetli olduğunu, bilirkişi raporunun eksik ve hatalı hazırlandığını, hukuki dayanaktan yoksun suiniyetli bu davanın reddi gerektiğini belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1. Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1. b.1 maddesi gereğince esastan reddine,
2. Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 7.172,55 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL + 1.712,30 TL olmak üzere toplam 1.793,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 5.379,55 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına,
3. İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 362/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 17/09/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan
e-imzalıdır
Üye
e-imzalıdır
Üye
e-imzalıdır
Katip
e-imzalıdır
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:34:32