SoorglaÜcretsiz Dene

Ankara BAM 27. HD 2022/910 E. 2024/545 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2022/910

Karar No

2024/545

Karar Tarihi

12 Haziran 2024

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ

Esas No: 2022/710 - Karar No:2024/551

T.C.

ANKARA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

27. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2022/710

KARAR NO : 2024/551

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

K A R A R

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 26/04/2022

NUMARASI : 2016/118 E-2022/269 K

DAVACI

VEKİLİ

DAVALI :

DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ : 13/06/2024

KARAR YAZIM TARİHİ : 27/06/2024

Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davasında mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekilleri ve ihbar olunan vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili; müvekkili şirket ile davalı arasında Karasu-1, Karasu-2, Karasu 4.2, Karasu 4.3, Karasu 5 Hidroelektrik Santralleri Mühendislik Tedarik ve Elektromekanik İşleri Yapım Sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmeye ek olarak önce 16/09/2010 tarihinde 2 nolu sözleşme, 24/12/2010 tarihinde ise 3 no'lu sözleşmenin imzalandığını, bu sözleşmeler gereği müvekkili şirketin söz konusu santrallerin elektromekanik işlerinin yapılması ve tamamlanmasından sorumlu tutulduğunu, 16/09/2010 ve 24/12/2010 tarihli sözleşmeler ile tedarikçi yükümlülüğünün de davacı şirketçe üstlenildiğini, sözleşmenin imzalanması sonrasında müvekkili şirketin sözleşme tutarının %15'i oranında banka teminat mektubunu davalı şirkete sunarak işe başlayıp süresi içerisinde santrallerin elektromekanik işlerini tamamlayarak sistemin test ve devreye alma işini gerçekleştirdiğini, santrallerin geçici kabullerinin Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığına yaptırıldığını, söz konusu santrallerin 2011-2012 yıllarından beri faaliyet göstermekte olduğunu, müvekkili şirket tarafından işin devamı boyunca 8 adet hakediş düzenlendiğini, davalı ve bakanlık tarafından onaylanan hakedişlere göre müvekkilinin üzerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirmesine karşın 16/09/2010 tarihli sözleşme gereğince hakediş ödemelerinin iş tamamlama kalemlerine göre yapılması gerekirken müvekkilinin toplam aylık hakedişlerinden kaynaklanan bir kısım alacaklarının ödenmediğini, hakedişlerden kaynaklı tüm alacakların müvekkili tarafından defter ve belgelere yansıtıldığını, müvekkili tarafından sözleşmenin imzalanması sonrasında %15 oranında teminat mektubunun davalıya verilmesine karşın sözleşme süresince her hakedişten %5 oranında ayrıca haksız teminat kesintisi yapıldığını, işin tamamlanması sonrasında teminatın belli oranda çözülmesi gerekirken davalı tarafından bunun gerçekleştirilmediğini, işin tamamına ilişkin teminat mektubunun zaten başlangıçta verilmesine karşın ayrıca her hakedişten %5 oranında teminat kesintisi yapılmasının haksız olduğu gibi işin tamamlanması sonrasında teminat mektubu iade edilmediği için teminat mektubu kadar davalı şirkete ödeme yapılarak teminat mektubunun iade alındığını, müvekkili şirketin davalı ile ticari ilişkinin başladığı günden icra takibinin yapıldığı güne kadar ticari ilişkiye bağlı tüm ödeme, fatura ve belgelerini ticari defter ve kayıtlarına yansıttığını, müvekkilinin sözleşme gereği üzerine düşen sorumlulukları yerine getirdiğini, yapılan proje hidroelektrik santrallerinin 2011-2012 yıllarından beri çalıştığını, projenin bakanlık tarafından onaylanmasına karşın müvekkilinin sözleşme gereği yaptığı iş bedelinin davalı tarafından ödenmediğini, ödeme konusunda keşide edilen 10/02/2012, 17/05/2012 ve 21/12/2014 tarihli ihtarnamelere cevap verilmediği gibi ödeme de yapılmadığını, sözleşmeden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla Ankara 19.İcra Müdürlüğü'nün 2015/3193 sayılı dosyasında başlatılmış olan icra takibinin haksız itiraz nedeniyle durduğunu belirterek, itirazın iptali ile takibin devamına ve davalı aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; ... Grup, müvekkili şirketin hisselerinin tamamının sahibi olan ... Enerji Üretim ve Ticaret A.Ş.'nin hisselerinin %40'ını 2012 Kasım ayında, geriye kalan %60'lık hissesini de 06/06/2013 tarihinde satın alarak ... ve dolayısıyla müvekkili şirketin %100 hissesinin sahibi olduğunu, hisselerin eski sahibi ... Holding A.Ş. ve grup şirketleri olup taraflar arasında yapılan hisse devir anlaşmaları uyarınca aleyhlerine karar verilmesi halinde ... Holding A.Ş.'ye rücu imkanları bulunduğunu, davanın bu nedenle ihbarını talep ettiklerini, ayrıca davanın zaman aşımına uğradığını, müvekkili şirket ile (ana hissedarın ... Holding A.Ş. ve grup şirketlerinin olduğu dönemde) davacı şirket arasında 25/07/2008 tarihinde Karasu Nehri üzerinde bulunan Karasu-1, Karasu-2, Karasu 4.2, Karasu 4.3, Karasu 5 Hidroelektrik Santralleri Mühendislik Tedarik ve Elektromekanik İşleri Yapım Sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme ile davacının Karasu-1, Karasu-2, Karasu 4.2, Karasu 4.3, Karasu 5 Hidroelektrik Santralleri Mühendislik Tedarik ve Elektromekanik İşlerinin yapımını davacının anahtar teslimi olmak kaydıyla üstlendiğini, 16/09/2010 ve 24/10/2010 tarihli ek sözleşmeler ile işin kapsamında değişikliğe gidildiğini, davacı tarafından sözleşme ile üstlenilen işlerin eksik yapıldığını, sözleşmeye uygun ifanın bulunmadığını, iş tamamlanmadığı gibi bir kısım imalatın müvekkili şirket tarafından yapıldığını, bir kısım imalatın ise hiç yapılmadığını, davacı şirketin sözleşme kapsamında yükümlülüğünde olan, harici üniteler ile haberleşme ve kontrol: su alma ağzı, yükleme havuzu vb. üniteler ile haberleşme ve kontrol için gerekli tüm malzeme ve hizmetlerin yerine getirilmeyerek sistemin kurulmadığını, davacının mükellefiyetinde olan kablaj işleri için gerekli tüm güç, kumanda, sinyal ve fiber optik kabloları, kablo tavaları rafları, kablo başlık ve pabuçları, etiketlemeleri, santrallerde enerji nakil hattının ilk direğine bağlantılar, ayırıcı parafudurların davacı tarafça yapılmadığını, santraldeki nihai direklerin müvekkili şirket tarafından konulduğunu, ölçü, kontrol otomasyon ve senkronizasyon sisteminin ünitelerinin eksik yapıldığı kadarıyla da hatalı yapıldığını, K4.2 HES Projesinin otomasyon ve scada, su alma yapısı kapak kontrolleri fiber optik hat ve kamera sisteminin müvekkili şirket tarafından 2014 yılı içerisinde 595.463,00 TL'ye, K1 HES otomasyon ve scada regülatör kapak kontrolleri ve kamera sistemi fiber optik hattın müvekkili şirket tarafından 2015 yılında 451.549,00 TL'ye yaptırıldığını, başkaca eksik işlerin de müvekkili tarafından tamamlandığını, yapılacak keşif esnasında bu hususların belirlenebileceğini, müvekkili şirket tarafından eksikliklerin tamamlanması için yapılan harcama tutarının 1.500.000,00 TL'den fazla olup davacı tarafça sözleşmeye uygun şekilde teslim edilen bir işin bulunmadığını, yapılan iş karşılığı bugüne kadar toplam 2.667.489,85 Euro ödeme yapıldığını, yapılan ödemenin imalat tutarından fazla olduğunu belirterek, davanın reddi ile davacı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, taraflar arasında mevcut sözleşme ve ek sözleşmeler ile sözleşme ekleri, tespit raporları, talimat mahkemeleri aracılığıyla mahallinde keşif yapılmak suretiyle aldırılan bilirkişi raporları, bilirkişi kurulunca daha önce aldırılan tüm raporlar ve rapora yönelik itirazlar da taraflar arasındaki sözleşmenin ilgili maddeleri kapsamında değerlendirilmek suretiyle düzenlenen 09/06/2020 tarihli rapor ve itirazları karşılar şekilde düzenlenen ek raporlar ve dosya kapsamı bütün olarak değerlendirildiğinde; davalı şirketin kendi ticari defter ve kayıtlarında davacı şirkete borçlu olarak göründüğü, 1.485.879,28 TL tutarın, davacı hakedişlerinden kesinti yoluyla tahsil edilen nakdi teminat olup, bu tutardan, bilirkişi kurulunun 09/12/2021 tarihli 2.ek raporunda davalı iş sahibinin ayıplı işleri giderme, eksik yapılan işlerin davacı nam ve hesabına yapılması nedeniyle davacı yükleniciden talep etme hakkına sahip olduğu 364.541,68 TL'nin mahsubu (icra takibindeki istemle bağlı kalınarak, 1.485.879,00 TL - 364.541,68 TL = 1.121.337,32 TL) sonrasında, davacı yüklenicinin davalı iş sahibinden takip tarihi itibariyle talep edebileceği alacak tutarının 1.121.337,32 TL olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 1.121.337,32 TL yönünden itirazın iptaline, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacının icra inkar tazminatı talebi ile davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili istinaf başvurusunda; kısmen kabul kararının hukuka ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin likit bir alacağı bulunmasına rağmen davalı tarafın haksız ve kötü niyetli şekilde ileri sürdüğü iddialara itibar edilerek, takip konusu alacaktan davalının müvekkili namına yaptığını iddia ettiği işlerin mahsup edilmek suretiyle hareket edildiğini ve hakkaniyete aykırı değerlendirme yapıldığını, davalı tarafın keşide ettiğini iddia ettiği ihtar yönünden; müvekkiline göndermiş olduğunu iddia ettiği 05.06.2012 tarihli ihtarın (önceki aşamalarda da defaatle belirtildiği gibi bu ihtarın müvekkili şirkete tebliğ edilmediğini, dosyaya giren tebliğ mazbatasından bu hususun açıkça görüleceğini, dolayısıyla bu ihtarın müvekkilinin aleyhine hüküm doğuracak şekilde yorumlanmasının kesinlikle kabul edilmeyeceğini) mahkeme hükmünde dayanak gösterildiğini ve hatalı değerlendirme yapıldığını, davalı tarafından müvekkiline gönderildiği iddia edilen ihtarda "........ belirtilen eksikliklerin 05.07.2012 tarihine kadar tamamlanmaması durumunda söz konusu eksikliklerin namı hesaplarına aşağıda belirtilen bedellerle taraflarınca yaptırılacağının ihtar edildiği, Karasu 1 Hes kapsamında belirtilen eksikliklerin toplam bedeli;20.000 euro, Karasu 2 Hes kapsamında belirtilen eksikliklerin toplam bedeli;19.000 euro, Karasu 4.2 Hes kapsamında belirtilen eksikliklerin toplam bedeli;22.000 euro, Karasu 4.3 Hes kapsamında belirtilen eksikliklerin toplam bedeli;20.000 euro, Karasu 5 Hes kapsamında belirtilen eksikliklerin toplam bedeli;21.000 euro olarak belirtildiğini, müvekkiline tebliğ edilmeyen bu ihtarın içeriğini kesinlikle kabul etmemek kaydıyla ihtar tarihindeki merkez bankası kuru ile hesap yapıldığında (102.000 euro * 2,28 TL =232.560 TL) 232.560 TL hesap oluştuğunun aşikar olup, şu halde kesinlikle bu bedeli kabul anlamına gelmemek kaydıyla bilirkişilerin hesapladığı ve mahkemenin giderim ve ayıp bedeli olarak değerlendirmiş olduğu miktar ile davalı tarafın göndermiş olduğu ihtarda belirttiği bedel arasındaki afaki farkın mahkemece göz önüne alınmadan hüküm kurulduğunu, zira bu hususun dahi bilirkişiler tarafından düzenlenen raporun ve mahkeme tarafından kurulan hükmün davalının beyan ettiği miktardan kat be kat fazla olduğunu ortaya koyduğunu, dolayısıyla fesih ihtarından sonra davalı tarafından keşide edilen ihtarda dahi giderim bedeli miktarı oluşmazken, bilirkişi heyetinin ve mahkemenin soyut olarak değerlendirme yaptığı ve hatalı hüküm kurulduğunun anlaşıldığını, eksik ifa belirlemesi ve heyet raporunun kanaatine yönelik olarak; Enerji Ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı'nın mahkemeye gönderdiği 10.02.2017 tarihli yazıda; Karasu-1 'in 19.05.2011, Karasu-2' nin 03.06.2011, Karasu-4-2' nin 24.11.2011, Karasu 4-3'ün 05.08.2011, Karasu 5'in ise 03.08.2011 tarihinde geçici kabullerinin yapılarak faaliyete başladığının ve yine ... Holding'in Kap'a yapmış olduğu bildirimde Hes'lerin bu tarihler itibariyle faaliyete başlamış olduğunun görüleceğini, geçici kabul tutanaklarının Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı personeli ile davalı şirket personelince düzenlenerek imzalanmış olduğunu, anılan tutanaklarda noksan ve kusurların ihale bedeline nazaran %5'ten az olduğunun belirtildiğini, her ne kadar atanan bilirkişiler ve davalı, Enerji Bakanlığı'nın kabulü taraflar arasındaki sözleşmeyi bağlamaz diye görüş bildirmekte olsa da, taraflar arasındaki sözleşmede "Karasu 1, Karasu 2, Karasu 4.2, Karasu 4.3, Karasu 5 Hidroelektrik Santralleri Mühendislik, Tedarik Ve Elektromekanik Sözleşmesi'nin 2.maddesinde malzeme imalatçıları, TEİAŞ ve TEDAŞ'ın öngördüğü yeterlilik şartlarını sağlayacaktır." hükmünün bulunduğu hususunun bakanlığın kabulünün sözleşme ile bağlantılı olduğunu ortaya koyduğunu, dosya kapsamında da mevcut bulunan müvekkilinin Aşkale Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2012/1 D.İş sayılı tespit dosyasında alınan bilirkişi raporunun sonuç kısmında yüklenicinin yapmış olduğu iş kapsamında bir kısım eksikliklerin bulunduğu Hes'lerin çalışmasını engelleyecek önemli bir eksikliğin bulunmadığı ve projenin geçici kabule engel teşkil etmediği kanaatine varıldığını, son bilirkişi raporunun da temel aldığı talimat mahkemelerince alınmış olan Aşkale, Tercan, Çayırlı ve Kahramanmaraş raporları ile birlikte son raporda kanaat edilen görüşe göre de; Kahramanmaraş raporunda yapılan mali bilirkişi incelemesinde özet olarak; tarafların ticari defterlerinin incelendiği, davacı müvekkilin ticari defterlerine göre davacının 1.485.879,24 TL alacaklı bulunduğu, Tercan Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 04.08.2017 tarihinde yapmış olduğu keşif kapsamında oluşturulan raporun sonuç kısmında; bir kısım eksikliklerin belirlendiği fakat dosya kapsamında faturaların mevcut bulunmaması sebebiyle tarafların iddia ve savunmaları konusunda net bir kanaate ulaşılamayacağı, faturaların davalı tarafça kabul edildiği varsayımında ispat yükünün davalı taraf üzerinde kalacağı kanaat edildiği, yine Çayırlı Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığı ile alınan 19.10.2017 tarihli bilirkişi heyet raporunda ise; bir kısım eksikliklerin belirlendiği fakat dosya kapsamında faturaların mevcut bulunmaması sebebiyle tarafların iddia ve savunmaları konusunda net bir kanaate ulaşılamayacağı, faturaların davalı tarafça kabul edildiği varsayımında ispat yükünün davalı taraf üzerinde kalacağı kanaatinin bildirildiğini, mahkemece alınan heyet raporunun sonuç kısmında davacı ticari defterlerinin incelenmesi sonucunda dosyaya sunulan 31.07.2017 tarihli bilirkişi raporunda, davacı şirketin, davalı şirketten 1.485.879,24 TL alacaklı olduğunun, davalı ticari defterlerine göre 31.12.2011 tarihi itibariyle davacının, davalıdan 1.489.559,28 TL alacaklı gözüktüğünün, taraflar arasındaki 3.680,04 TL farkın kur değerlendirilmesinden kaynaklandığının belirtildiğini, öncelikle dosya kapsamındaki tüm raporlar ve keşifler projelerin faaliyete geçmiş olduğu 2011 tarihinden neredeyse 6 yıl sonra oluşturulduğunu, bu doğrultuda geçen bu süre içerisinde Hes projelerinin tamamen değişebileceğinin, değiştirilebileceği gibi ortadan kaldırılma ihtimalinin dahi mümkün olduğunu, nitekim proje alanlarının kullanımı tamamen davalı tarafın zilyetliğinde, gözetiminde ve kontrolünde bulunduğunu, projelerin faaliyet tarihinden 6 yıl sonra yapılan keşif doğrultusunda eksik ifa değerlendirilmesinin yapılması tamamen hakkın özüne aykırı olduğunu, müvekkilinin fesih ihtarından 2 ay sonra eksikliklerin tamamlanması yönünde ihtar çeken kötüniyetli davalı tarafın (ki bu ihtar tebliğ edilmediğini) eksik olduğunu iddia ettiği işlere dayanak oluşturmak suretiyle yapılan ve teslim edilen işler üzerinde değişiklik yapabileceğinin de aşikar olduğunu, müvekkilinin 2012 yılında tespitini yaptırdığı ve bilirkişilerce fotoğraflanan işlerin üzerine herhangi bir ilave düzenleme de yapılmadığını, müvekkili tarafından kurulan sistemin aynen çalıştığını, eksik diye yaptırıldığı iddia edilen işler sözleşmede tarifi ve adı dahi bulunmayan (Cctv kamera ve inşaat işleri gibi) kapsam dışı işler olduğunu ve bilirkişilerin sözleşmeyi dayanak göstermeyip kurgu yapmak suretiyle "giderim bedeli" çıkarttığını ve mahkemece de oluşturulan bu raporlara itibar edildiğini, eksik ifa ve hiç yapılamayan işlere yönelik iddiaya va kanaate tamamen itiraz ettiklerini ve bu hususta davacı müvekkilinin işi tamamen yapmış olduğuna yönelik açık deliller ve emarelerin bulunduğunu, bu kapsamda ticari defterlerin incelenmesinde tarafların ticari defterlerinin birbiriyle uyumlu olduğunun, davalı tarafın gönderilen faturaları defterlerine işlemiş olmasının işin yapıldığına yönelik karine oluşturduğunun, bu durumda ispat yükünün yer değiştirdiğinin, faturaların defterlerine kaydetmiş olan davalı tarafın faturaların aksini ispatlamakla mükellef olduğunun, bu ispatın Yargıtayın yerleşik görüşleri ve içtihatları doğrultusunda aksi yönde yazılı delil ileri sürmek suretiyle yapılabileceğinin, söz konusu projelerin 2011 tarihinde faaliyete başladığının sabit olduğunun, bu doğrultuda bakanlığın geçici kabullerini yaptığının, bu geçici kabuller sırasında bakanlık personeli ile birlikte davalı tarafın personellerinin de yer aldığının, oluşturulan tutanakta proje kapsamındaki noksan ve eksikliklerin ihale bedeline nazaran %5'ten az olduğunun, dosyaya yansıyan taraflar arasındaki mutabakat metinlerinde davalı tarafından söz konusu faturalara yönelik işin eksik yapıldığı yönünde herhangi bir itiraz veya beyanın bulunmadığının ve davalı tarafından faturaların kabulünün cari hesap ilişkisi çerçevesinde ileri sürüldüğü iddia edilse de, bu tarihe kadar davalının fatura miktarları ve yapılan işler konusunda itiraz ve denetim yapmış olduğunun aşikar olduğunu, dolayısıyla davalı tarafından yapılan itirazın dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilemeyeceğini, bununla birlikte müvekkili tarafından gönderilen ihtarlara da davalı tarafından herhangi bir cevap verilmediği gibi edimlerin de yerine getirilmediğini, 21.05.2012 tarihinde tebliğ edilen fesih ihtarından sonra 05.06.2012 tarihli müvekkiline tebliğ edilmeyen ihtarda eksikliklerin giderilmesi yönünde beyanda bulunulmasının tamamen davalının kötüniyetini ortaya koyduğunu, nitekim müvekkilinin fesih tarihi itibari ile projeden el çekmiş olduğu göz önüne alındığında, davalı tarafın eksik ifa yönünde bir iddiada bulunabilmesi için en azından o gün itibari ile tespit yaptırmış olması gerektiğini, davalı tarafın böyle bir tespit yaptırması söz konusu olmadığı gibi müvekkilinin projeden ayrılmasından 6 yıl sonra yapılan keşif ve raporlara dayanarak eksik ifanın mevcut olduğunu iddia etmesinin de hakkın özüne aykırılık teşkil edeceğini (Yargıtay 23. HD'nin 2014/3002-8085 E-K), ticari defterlerin kesin delil olması için gereken genel şartların bulunduğunu (Yargıtay 15. HD'nin 2004/1943-5463 E-K, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2010/13-246 Esas- 2010/267 Karar), somut olay ve dosyaya yansıyan bilirkişi raporunda yapılan incelemede de davacının defter kayıtlarının alındığı ve incelendiğini, davalıdan 1.485.879,24 TL alacağın varlığının mevcut olduğunu, davalının defter kayıtlarının ise aynı şekilde incelendiğini ve davacıya olan borcunun 1.489.559,28 TL olarak gözüktüğünü, bu kapsamda davacının ve davalının defter kayıtlarının birbirini doğrular nitelikte bulunduğunu, bu durumun kesin delil oluşturduğunu, davalının defter kayıtlarına herhangi bir itirazının bulunmadığını, bu kapsamda HMK 188/1 “tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez.” amir hükmü gereğince defter kayıtlarının ikrar niteliğinde olduğunu, bilirkişi raporunda fatura konusunda yapılan değerlendirme çerçevesinde TTK 18/2 ve 21/2 amir hükümleri gereğince basiretli tacir konumunda olan davalının faturayı teslim aldıktan sonra itirazda bulunmaması, bununla birlikte faturaları defterlerine işlemiş olmasının karşısında davalının faturaların defter kayıtlarına işlenmesinin ticari hayatın bir gereği olduğu savunmalarına itibar edilmesinin mümkün olmadığını, itirazın yapılmamış olması ve faturaların defterlere işlenmiş olması böylece davalının ticari ilişkiyi ve davacının hakedişini açıkça kabul yönünde davranış sergilenmesi karşısında davalı tarafın dayanaksız iddia ve savunmalarının kabulüne imkan bulunmadığını (Yargıtay 15. HD'nin 2017/140-1900 E-K), bilirkişi raporlarında faturaya ilişkin Yargıtayın görüşlerinin değerlendirildiği bölümde yerleşik içtihatlar çerçevesinde davalının davranışının fatura içeriğinin kabulü olarak değerlendirilmesi gerektiğinin açık olduğunu, böylece taraflar arasındaki ilişki çerçevesinde faturalarda davacının alacağına ilişkin herhangi bir şüphe bulunmadığını (Yargıtay 11. HD'nin 2016/1406 E- 2017/2098 K), bu kapsamda defterlerin davacı lehine delil teşkil ettiğini, Yargıtay içtihatları çerçevesinde bunun açıkça görüldüğünü, neticeten defterlerin davacı lehine kesin delil niteliği taşıdığını, kesin delil niteliğindeki delillerin aksinin ispatının ancak kesin delille yapılabileceğini, bu minvalde takdiri delil niteliği taşıyan bilirkişi raporları, tanık beyanları, senet niteliğinde olmayan belgeler ile aksinin ispatının mümkün olmadığını, bu kapsamda takdiri delil olan bilirkişi raporunun, kesin delil olan defterler karşısında davalı lehine delil teşkil edemeyeceği aşikâr olduğu gibi bilirkişi raporunun mahkemeyi de bağlamayacağının açık olduğunu, yine bu minvalde bilirkişi raporunda eksik ifa ve hiç yapılmamış iş olarak belirlenen işlerle ilgili giderim bedelinin şüpheden uzak şekilde açıklanamadığını, davalının giderim bedeline dayanak oluşturmak amacı ile sunmuş olduğu faturaların davacının edimini yerine getirmediğini kanıtlamadığı gibi davalı tarafın faturalara yönelik herhangi bir itirazda bulunmamış olmasının ve defter kayıtlarında davacının defterlerinin doğruluğunu teyit edecek kayıtların varlığının açık olması ve bunun ikrar olarak değerlendirmesi gerekliliği karşısında giderim bedeli konusunda delil oluşturacak nitelikte açık bir dayanağın varlığından söz etmenin mümkün olmadığını, bilirkişi raporlarında diğer faturalara ilişkin yapılan izahatta davacı namına yapılması gereken işlerin, bilirkişi heyeti tarafından yorum yapılmak sureti ile oluşturulduğunu, davalının sunmuş olduğu faturalarda yapılan işlerin davacının yerine getirmesi gereken işlerle ilgili açık bir bağlantısının bulunmadığını, kesin delil niteliğindeki defterler karşısında bu faturalara itibar edilmesinin mümkün olmadığını, davalının eksik veya ayıplı işlerle ilgili bu zamana kadar herhangi bir girişimde bulunmadığını, yüklenicin ayıptan doğan sorumluluk borcunun TBK'nın 474. ve vd maddelerinde düzenlendiğini, yüklenicinin ayıptan doğduğu iddia edilen sorumluluğu başka bir yargılamanın konusu olduğunu, mahkemece bu hususta aksi yönde kanaat hâkim ise davacı yükleniciye, ayıptan doğduğu iddia edilen sorumluluğun yükletilmesine yönelik şartlar oluşmadığından bu iddiaların dinlenmesinin mümkün olmadığını, bu anlamda hem davalı tarafın iddiaları hem de bilirkişi raporundaki giderim bedeli konusundaki değerlendirmeye katılmanın mümkün olmadığını, raporda da zikredildiği üzere defter ve faturalar konusunda müvekkili lehine kesin delil niteliğindeki delillerin mevcudiyeti, davalı tarafın ve bilirkişi görüşlerinin giderim bedeli konusundaki açıklamaları karşısında, giderim bedeli hususunda şüpheden uzak şekilde bir delilin bulunmamasının, delil bulunmuş olsa bile TBK hükümleri çerçevesinde bu iddiaların dinlenmesinin mümkün olmamasının, aynı zamanda başka bir yargılamayı gerektirecek türden iddialar olması hususlarının değerlendirilmesinde davanın haklılığının ortada olduğunu, davanın sübuta erdiğini ve müvekkili lehine karar verilmesi gerektiğinin Yargıtay kararları ve yerleşik yargı uygulamalarıyla sabit olup, mahkemece verilen kısmen kabul kararı ile hukuka ve yasaya aykırı hüküm kurulduğunu (Yargıtay15.HD'nin2019/3926E-2020/2954 K), bilirkişilerin gerçeğe aykırı, dayanaksız ve soyut bulunan tespitlerini kabul etmediklerini, dosyada davalı lehine çıkarım yapılabilecek somut bir dayanak bulunmamasına rağmen bilirkişiler tarafından her oluşturulan raporda davacı aleyhine sonuç doğuracak çıkarımlar yapıldığını ve mahkeme tarafından da bu raporlara itibar edildiğini, bilirkişilerin tutumunun ve bu tutumla oluşturulan bilirkişi raporunun kabul etmediklerini, hükme esas alınan 09/12/2021 tarihli 2.ek bilirkişi raporuna ve bu rapordaki belirlemelere yönelik kapsamlı itirazlarının dosya içeriğinde mevcut olup, istinaf incelemesinde bu itirazlarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini, bilirkişi raporlarında da zikredildiği üzere defter ve faturalar konusunda müvekkili lehine kesin delil niteliğindeki delillerin mevcudiyeti, davalı tarafın ve bilirkişi görüşlerinin giderim bedeli konusundaki açıklamaları karşısında; giderim bedeli hususunda şüpheden uzak şekilde bir delilin bulunmaması, delil bulunmuş olsa bile TBK hükümleri çerçevesinde bu iddiaların dinlenmesinin mümkün olmaması, aynı zamanda başka bir yargılamayı gerektirecek türden iddialar olması, müvekkilinin fesih iradesinin davalı tarafa ulaşmasından sonra davalı tarafın yapmış olduğunu iddia ettiği hususların müvekkilini bağlamayacağı, fesihten 6 yıl sonra oluşturulan raporlar ile kusur belirlemesinin yapılmasının hakkın özüne aykırılık teşkil edeceği hususları değerlendirildiğinde davanın haklılığının ortada olduğunu, davanın kabulü kararı yerine davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin hukuka ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili istinaf başvurusunda; mahkemece Bakanlık Üretim Lisans onayının geçici kabul yerine geçeceği, davacının taraf olmadığı bakanlık geçici onayı ile taraflar arasındaki farklı şart ve koşullara bağlanmış geçici kabul manasında kabulü ile fahiş bir hataya düşüldüğünü, davanın kabulüne dair gerekçenin kendi içerisinde ve bilirkişi raporları ile çeliştiğini, karar gerekçesinde, teminatın iadesine dair şartların sıralanmış olup, şartların hiçbirinin yerine getirilmediğinin tespitine rağmen takip ve dava tarihinde mevcut olmayan dava sürecinde aldırılan ilişiksizlik belgesi mahiyeti taşımadığı belirtilen SGK borcu yoktur yazısı ile yetinilerek, teminatın iadesi gerektiği hatalı değerlendirmesi ile hüküm kurulduğunu, takip konusu ve sebebi olmadığı halde 8 no'lu hakedişe dair mahkemece değerlendirme yapıldığını, sözleşmede teminatın iadesi hususunda geçici kabul tutanağının işveren tarafından imzalanması, işverenin yüklenicinin sözleşme kapsamında ifa ettiği iş ile ilgili olumsuz raporunun olmaması, kesin hesabın bitirilmesi ve bunun neticesinde yüklenicinin işverene hiçbir borcunun bulunmaması, yüklenicinin SSK'dan borcu yoktur belgesini temin ederek işverene tevdi etmesi gerektiği, yüklenicinin SSK'ya ilişkin olarak doğabilecek borçları da dahil ve fakat bunlarla sınırlı olmamak üzere yüklenicinin doğabilecek tüm borç ve sorumluluklarını tevdiye ve tazmin edeceğine dair taahhütnameyi imzalayarak işverene tevdi etmesinin gerekeceğini, dosya kapsamında ve karar gerekçesinde teminatın iade şartlarından taahhütnamenin de verildiğine dair herhangi bir tespit olmadığı gibi bilakis verilmediğinin tespit edildiğini, geçici kabulün tanımının sözleşmenin 10.1 maddesinde açıkça yapıldığını ve bakanlık lisans onayı veya geçici kabulünün sözleşmede yer alan geçici kabul tanımı ile alakasız olduğunu, 12.06.2020 - 19.02.2021 - 19.12.2021 tarihli bilirkişi raporlarının tamamında, bakanlık geçici kabulünün taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 10. maddesinde tanımlanan geçici kabul anlamına gelmediği tespit ve değerlendirmesine rağmen mahkemece aksi yönde karar verildiğini, 12.06.2020 tarihli bilirkişi raporunda bakanlık onayının (geçici kabulünün) davaya konu uyuşmazlığın taraflarca akdedilen, davaya konu sözleşme hükümlerinin yerine getirilip getirilmediğinin tespiti anlamına gelmediği ve sözleşme hükümlerini, tarafların birbirleri arasındaki ticari ilişkilerini kapsamadığının açıkça tespit ve ifade edildiğini, aynı raporda hükme esas alınan gerekçe aksine %5 teminat kesintisinin haklı olduğu ve iadesine dair şartların gerçekleşmediği tespitinin yapıldığını, yine bilirkişi raporunda davacının eksik ifada bulunması sebebi taraflar arasında akdedilen sözleşme ve ekleri kapsamında geçici kabul için sözleşmede aranılan şartların tam anlamı ile yerine getirilmediğinin tespit edildiğini, EPDK'nin üretim lisansı onayının, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri, eksik iş ve hatalı imalatlara rağmen geçici kabul yerine ikame edilmek sureti ile hüküm tesis edilmesinin fahiş bir hata olduğunu, üretim lisansının, geçici kabul yerine geçeceğine dair bir sözleşme veya mutabakat olmadığını ve davacının sözleşme gereğince edimlerini yerine getirmediğinin gerek bilirkişi raporları, gerekse mahkemece kesin olarak kabul edildiği halde kıyas yolu ile üretim lisansının geçici kabul olduğu değerlendirmesinin sözleşme hükümlerini ve tarafların iradesini yok saymak olduğunu, mahkemenin hatalı yorumunun aksine, davacı ve davalı arasındaki geçici kabul tutanağının düzenlenmesi ve geçici kabul tutanağının işveren tarafından imzalanmasının bakanlık onayı yerine geçmeyeceğini, taraflar arasında imzalanacak geçici kabul tutanağının bakanlığın lisans ve üretim onayı vermesini zorunlu kılmayacağını, aynı şekilde bakanlık üretim lisansı onayının da taraflar arasındaki sözleşme ve eklerine uygun imalat ve işin eksiksiz ifası manasına gelmeyeceğini, davanın kısmen red gerekçesinde dahi müvekkilinin, davacıya gönderdiği 05/06/2012 tarihli yazısında, eksikliklerin 05/07/2012 tarihine kadar tamamlanması, aksi durumda namı hesaba tamamlattırılacağının ihtar edildiğinin tespit edildiğini, anılan eksikliklerin geçici kabul olarak değerlendirilen 2011 yılındaki üretim lisansı onayından sonrasında olduğunu ve davacının üretim lisansı tarihinden 1 yıl sonrasında dahi sözleşme gereğince edimlerini yerine getirmediği tespitlerine rağmen, tarafı olmadığı, yerine getirmesi gereken edimlerden bağımsız şart ve koşullara dair üretim lisansı onayının davacı lehine yorumlanması sureti ile geçici kabul olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, bakanlık üretim lisansı vermesine dair onayının geçici kabul olduğu ve bu gerekçe ile iş bedelinin ödenmesi gerektiği şeklinde bir talebi icra takip dosyası veya dava dilekçesinde yer almadığını, santrallerin üretim ve verimlilikleri ileriye dönük bunun devamlılığı dahil olmak üzere ekipmanın kalitesi gibi değerlendirmelerin bakanlık onayının konusu olmadığını, sözleşmenin 11. maddesinde sadece performans sertifakasının verilmesinin işin kabulü ve bakanlık lisans veya geçici kabulünün işin kabulü anlamı taşımayacağını açıkça ifade ettiğini, taraflar arasındaki sözleşme ve sözleşme serbestisi ile tarafların tacir olduğunu, imzaladıkları sözleşmenin şartlarını ve hükümlerini kabul ettikleri gerçeğine rağmen mahkemenin işbu sözleşme hükümlerini ve şartlarını değiştiren yorum ve müdahalesinin taleple bağlılık ilkesi kapsamasında da hatalı olduğunu, davacı tarafın sözleşmenin geçersizliği iddiasında bulunmadığı gibi her tacirin tüm ticari faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmek, sağduyu sahibi olmak, ileriyi düşünmek ve işlemlerini ona göre organize etmek zorunda olduğunu, yapacağı sözleşmelerin yerine getirilip getirilmeyeceğini hesaba katıp “basiretli bir iş adamı” gibi davranıp borcun yerine getirilmesini engelleyebilecek hareketleri önceden nazara alması gerektiğini, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri gereğince işin teslim süresi belirlenmiş olup, bakanlık üretim lisansı onay tarihi itibari ile dahi işin teslim süresinin fazlası ile aşıldığının dikkate alınmadığını, geçici kabul manasında kabul edilen bakanlık üretim lisansı onay tarihleri mahkeme karar gerekçesinde yazılı olduğu üzere "Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı tarafından geçici kabullerin yapıldığı ve işin kabul edildiği" tespitine rağmen teslimin sözleşmede yazılı geçici kabul tarihini fazlası ile aştığının kesin olduğunu, davanın kabulüne dair gerekçeye dayanak yapılan bakanlık geçici kabulünün taraflar arasındaki 25.07.2008 tarihli sözleşme 8.1 ve 8.2 madde hükümleri gereğince geçici kabul ve teslim tarihleri ile ilgisiz olduğunu, davacının işi geçici kabul tarihlerinde tamamlamadığı belirlenen süreleri fazlası ile aştığının davanın kabul gerekçesi ile dahi sabit olduğunu, davacının belirlenen tarihlere riayet etmediği eksik ve tamamlattırılan işlere dair fatura ve harcamalara dair tarih itibari ile bu sürenin fazlası ile aşıldığını, mahkemenin kabulünde olan ve hükme dayanak yapılan bakanlık geçici onay tarihleri itibari ile dahi 24.12.2010 tarihli sözleşmede belirlenen süre aşımları ve buna karşılık gelen gecikme cezası hesabının Karasu 1'in 10.01.2011 tarihinde geçici kabul yapılması gerekirken bakanlık onayı olan 19.05.2011 tarihi itibari ile 130 gün, Karasu 2'in 10.01.2011 tarihinde geçici kabul yapılması gerekirken bakanlık onayı 03.06.2011 tarihi itibari ile 145 gün, Karasu 4.2'in 31.01.2011 tarihinde geçici kabul yapılması gerekirken bakanlık onayı 24.11.2011 tarihi itibari ile 298 gün, Karasu 4.3'in 31.01.2011 tarihinde geçici kabul yapılması gerekirken bakanlık onayı 05.08.2011 tarihi itibari ile 187 gün, Karasu 5 'in 31.01.2011 tarihinde geçici kabul yapılması gerekirken bakanlık onayı 03.08.2011 tarihi itibari ile 185 gün gecikme bulunduğunu, bakanlık geçici kabul tarihi itibari ile dahi sözleşmede belirlenmiş olan geçici kabul azami süresinin fazlası ile aşıldığının dikkate alınmadığını, kaldı ki sözleşmenin 8.6 maddesi gereğince davacı tarafından karşılanması gereken ve teminattan kesilecek olan gecikmeden kaynaklanan zararlara dair değerlendirme yapılmadığını, 25.07.2008 tarihli sözleşmenin 8.6 maddesi gereğince, işler zamanında tamamlanmadığı taktirde geçen her gün yüklenicinin hakedişi bedelinin %0.1 oranında gecikme cezası kesileceğini, gecikme cezası yükleniciye ayrıca ihtarda bulunmaya ve herhangi bir mahkeme hükmüne gerek kalmaksızın yüklenicinin hakedişlerinden kesileceğini, 25.07.2008 tarihli sözleşmede açıkça belirtildiğini, bakanlık geçici kabulünün taraflar arasındaki geçici kabul manasında olmamakla birlikte, mahkemece kabul edilen bakanlık geçici kabul tarihi itibari ile dahi Karasu 1'in 130 gün gecikmesi, Karasu 2'nin 145 gün gecikmesi, Karasu 4.2'nin 298 gün gecikmesi, Karasu 4.3'ün 187 gün gecikmesi, Karasu 5'in 185 gün gecikmesi bulunduğunu, gecikme cezasının hesabında dikkate alınacak olan sözleşme bedellerinin 25.07.2008 tarihli sözleşmenin 13.1 maddesinde yer aldığını, bakanlık üretim lisansı ve onayının geçici kabul olarak değerlendirilmesi halinde dahi davacının gecikmeden kaynaklı olarak gerek 25.07.2008 tarihli sözleşmenin 8.6 maddesi ve gerekse 24.12.2010 tarihli sözleşmenin 3.maddesi değerlendirmesi sonucunda 83.330 Euro+ 89.030 Euro + 282.504 Euro + 119.680 Euro + 116.920 Euro = 691.464 Euro gecikme bedelinin herhangi bir ihtar veya bildirime gerek kalmaksızın davacıya ait kesin teminat bedeli ve hakedişlerinden karşılanacağını, sözleşmenin 14.2 maddesinin m bendinde sözleşmenin feshedilmesi halinde yüklenicinin kesin teminatının işveren tarafından irad kaydolunacağının ve iade edilmeyeceğinin açıkça düzenlendiğini, davacı tarafından haklı olmamakla birlikte sözleşmenin fesih bildiriminin yapıldığı ve feshin sonuçlarından birinin kesin teminatın iade edilmeyeceğine dair sözleşme hükmünün de dikkate alınmadığını, davacı tarafın teminatın iadesini şart ve koşullarını özellikle işin tümü ile eksiksiz yerine getirilip, teslimini yapmadığı kesin olmakla, iade koşullarını sağlamadığını, başkaca bir inceleme ve değerlendirmeyi mahal vermemesi gerektiğini, bu kesinleşmiş ihtilafsız maddi olgu karşısında davanın reddi gerektiğini, nakdi veya kesin teminat ayrımının ötesinde özellikle "teminatın verilme amacı" üzerinde durulması gerektiğini, davacı tarafın sadece eksik bıraktığı işlerin tamamlanması veya hiç yapmadığı işlerin yaptırılması ve bunların bedeli ile sınırlı değerlendirme, teminat verilme ve alınma uygulaması açısından eksik ve hatalı olduğunu, oysa basiretli tacir olmak zorunda olan davacının imzalamış olduğu sözleşmeye rağmen, kendisine iade edilemeyecek hatta gelir kaydı yapılacak olan teminatı talep hakkının bulunmadığını, sözleşmeye aykırılık nedeni ile davalının üretime başlayamadığı, gerekli zamanda üretim yapamadığı, bu eksiklik ve aykırılıklardan dolayı çok yüksek meblağlarda zararları oluştuğunun sabit olduğunu, davalının zararları eksik işleri tamamlama giderleri ile sınırlı olmayıp, harcadığı emek mesai ve işlerdeki gecikmeden dolayı üretim kaybı dahil olmak üzere tüm zararların miktarı hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, Yargıtayın ilke karar ve uygulamasında özellikle sözleşmede yazılı iade koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması ve şartların sağlanması halinde teminatın iadesi hakkında değerlendirme yapılabileceği vurgulanmakta ise istinafa konu mahkeme kararı ve gerekçelerinin bu uygulama ve gerekçelerine aykırı olduğunu (Yargıtay 15. HD'nin 2019/1901 Esas- 2020/81 Karar, Yargıtay 23. HD'nin 2014/3231 Esas- 2014/8361 Karar), davacı tarafından düzenlenen ibraname - feragatnamelerde işin yasa ve sözleşme şartlarına uygun yapılması halinde, kesin ve nakdi teminatı istisna tuttuğunu, bir taraftan işin sözleşme şartlarına uygun yapılmadığı tespiti yapılıp, taraflar arasındaki 25.07.2008 tarihli sözleşme hükmüne rağmen, eksik iş halinde ibraname feragatnamelerin istisna edilemeyeceğini ve aksi değerlendirmenin hatalı olduğunu, mahkeme kararı gerekçesinde ibraname ve feragatlere dair değerlendirmenin eksik ve çelişkili olduğunu, hakedişlerden yapılan nakit teminat kesintilerinin işin sözleşmesel şartlarına ve yasal mevzuata uygun olarak yapılması halinde, bu ibraname ve feragatin istisnası olabileceği aksi halde istisna edilmeyeceği sözleşme hükümleri gereği olduğunu, işin sözleşmeye uygun yapılmadığının kabulü karşısında teminat kesintilerinin feragatname kapsamında bulunmadığı değerlendirmesinin sözleşmeye aykırı olduğunu, teminatın alınma amacının geç, eksik veya sözleşmeye uygun olmayan ifa durumu ile sınırlı olmadığını, bu konuda yoruma dahi gerek bırakmayan sözleşme hükümlerinin açık olup, müvekkilinin tüm muhtemel zararlarının karşılanması ve dikkate alınmasının teminatın ruhuna uygun olacağını, sözleşme gereğince teslim süresi belirli olan işin süresinde teslim edilmemesinin, davalının bu sebeple sadece eksiklikleri tamamlamak dışında üretimi ve faaliyetten elde edeceği gelir dahil bu işe harcadığı mesai hakkında hiçbir değerlendirme dahi yapılmadığından, bu yönü ile bilirkişi heyetinin hata ettiğini, basiretli bir tacir olan davacının bu şekilde davranma zorunluluğu imzaladığı sözleşmeye dair irade fesadı iddiası dahi olmadığını, ibraname ve feragatname imzalamasının özellikle işi eksik yapması, sözleşme şartlarına uymaması karşısında teminatın kapsamayacağı yorumunun yapılamayacağını, itirazın iptali davası takip sebebi ile sıkı sıkıya bağlı bir dava olup, cari hesap alacağından kaynaklı borç talebinin teminat istemi şeklinde değiştirildiğini, davacı taleplerinde dahi yer almadığı halde mahkemece taleple bağlı kalınmadan 8 no'lu hakediş bedelinin, nakdi teminat ve kesin teminat alacaklarının takip ve dava konusu edildiği varsayımı ile karar verildiğini, davacı tarafından takip sebebinde "...Cari Hesap Alacağından Kaynaklı Borç" ifadesi, dava dilekçesinde ise sözleşme gereğince yaptığı ve defterlerine yansıttığı işlerin bedelleri şeklindeki talebe rağmen takip dayanağı olmayan EPDK üretim lisansına dayanılarak davanın kabulünün hukuka ve istikrar kazanmış Yargıtay karar ve uygulamalarına aykırı olduğunu, itirazın iptali davalarında alacaklının, takipte dayanmadığı belgeler dışındaki başka belgelere dayanamayacağını, karar gerekçesinde icra takibinde sözü edilen 'cari hesap alacağı'nın 8 no'lu hakediş bedeli, nakdi teminat ve kesin teminat alacaklarından oluştuğu anlaşıldığı belirtilmiş ise de, davacı tarafından 8 no'lu hakedişe dayalı olarak alacak talebinde bulunulduğu yönünden bir beyanın bulunmadığını (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2076 E- 2020/117 K, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2013/19-142 E- 2013/1371 K, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/919 E- 2019/886 K), ibraz edilmediği halde, üstelik usule uygun tutulmayan davacı ticari defter kayıtlarının sahibi lehine delil olarak kabulü sureti ile davanın kabulü gerekçesinin hukuka aykırı olduğunu, ticari defter kayıtlarının alacağın varlığını ispata dair sahibi lehine delil vasfı taşımadığını, davacı aleyhine delil vasfında olduğu konusunun değerlendirilmediğini, bilirkişi heyetinin, özellikle ticari defter ve delil olma vasfı, tüm defterlerin ibraz edilmemiş olması, kapanış tasdik ve onaylarının yapılmamış olması, ticari kayıt ve belgeler ile uyumsuz oluşu noktasındaki itiraz ve beyalarını cevaplamadığını ve bu yönü ile raporun eksik olduğunu, ticari defterlerin tamamı sunulmadığı tamamına dair açılış kapanış tasdiki olmadığı halde sahibi lehine delil olarak kabulü şeklindeki hatalı ve hukuki niteleme bilirkişiyi aşan ve fahiş bir hata olduğunu, borçlunun itirazının haksızlığı, itirazın yapıldığı andaki duruma göre belirlenecek olup, mahkemenin itiraz tarihinde borçlunun haksız olduğunu saptamasının itirazın haklılığının veya haksızlığının takip tarihi itibariyle belirlenmesi gerektiğinin Yargıtay uygulamaları ile sabit olduğunu (Yargıtay 19. HD'nin 2014/11709 E- 2014/16181 K), davacının sözleşme kapsamındaki tüm şartları yerine getirmiş olduğu varsayımı ile yapılan iade edilecek miktara dair hesaplamalarda gerek kur gerekse tamamlattırılan işlere dair fatura bedellerinde fahiş hata yapıldığını, işin tamamlanması ve teslim edilmesinde gecikmelere sebep olanın davacı olduğunu, bilirkişi heyetinin karara varamadığını, bu sebeple değerlendirme yapamadığı giderler ve işlere dair inceleme yapılması talebinin mahkemece dikkate alınmadığını, davanın aydınlatılmadan karar verildiğini, otomasyon ve SCADA regülatör kapak kontrolleri ve kamera sistemi-fiber optik hat tesisi işinin davacı edimleri arasında olup olmadığı belirlenemeden ve buna dair yaptırılan işlerde dair giderlerin dikkate alınmamasının hatalı olduğunu, davacı tarafın, müvekkilinin SCADA sistemine dair eksikliklerden bir kısmına dair savunmasında teslimin yapıldığını ancak müvekkilinin teslim alma tutanağını imzalamaktan imtina ettiğini lisanssız sistem olması halinde Siemens tarafından bloke edileceğinin ifade edildiğini, sadece faturalar değil, dosya kapsamında bulunan (bilirkişi raporunda dikkate alınmayanlar dahil olmak üzere) tüm faturaların sözleşme uyarınca davacının yükümlülüğünde olmasına rağmen davacı tarafça yerine getirilmeyen ancak müvekkili şirket tarafından yapılmak durumunda kalınan işlere ilişkin olduğunu, davacı tarafından feshedilen sözleşmeye dair zamanaşımı değerlendirmesinde taleple bağlı kalınmadığını, 25.07.2008 tarihli sözleşmenin 16.1 maddesi gereğince işten veya işin sonucunda doğan tüm iddia, talepler ve zararlara dair hukuki masraflarından, avukatlık ücretlerini de kapsayacak şekilde müvekkilinin muaf tutulduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin 16.1 maddesi hükümleri dikkate alınmadan gerek icra vekalet ücreti, dava vekalet ücreti, yargılama giderleri, harçlar dahil olmak üzere müvekkili aleyhine hüküm tesisinin hatalı olduğunu belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İhbar olunan vekili istinaf başvurusunda; mahkeme kararının açıkça usul ve esasa aykırı olduğunu, mahkemece hukuki değerlendirmede hata yapıldığını, mahkeme tarafından verilen kararın gerekçesi incelendiğinde; davacı ile davalı arasında akdedilmiş olan sözleşmesine kararlaştırılan teminatın iade şartları belirtilmiş olmasına karşın, bu şartlar arasında yer almayan SGK borcu yoktur yazısının alınmasının teminatın iadesi için yeterli olduğu değerlendirilerek hüküm kurulduğunu, oysa sözleşme gereği hangi şartların gerçekleşmesi ile teminatın iade edileceği kararlaştırılmış olduğundan, mahkeme tarafından sözleşmede düzenlenen şartların gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmadan hüküm kurulmasının hem sözleşmeye hem de hukuka aykırı olduğunu, kaldı ki üretim lisans onayının geçici kabul tutanağı sonucunu doğuracak şekilde yorum yapılması da son derece hatalı olup, mahkeme kararının kaldırılmasını gerektiğini, mahkemece davacı yanın talepleri aşılacak şekilde hüküm kurulduğunu, dava konusu itirazın iptali olup, itirazın iptali davasında mahkemece takip talebinde belirtilen alacak kalemlerinin varlığının araştırmakla yetinmeli ve takip konusu edilmeyen iddialar yönünden herhangi bir hüküm tesis etmemesi gerektiğini ancak mahkemece davanın itirazın iptali davası olduğu gözetilmeksizin, sanki 8 no'lu hakediş bedeli, nakdi teminat alacağı ve kesin teminat alacağının da takibe konu edildiği iddiasıyla inceleme yapıldığını ve takip konusu edilmeyen bilgi ve belgelere göre tanzim edilen raporlar nazara alınarak hüküm kurulduğunu, mahkeme gerekçesinde, cari hesap alacağının; 8 no'lu hakediş bedeli, nakdi teminat ve kesin teminat alacaklarından oluştuğu anlaşıldığının belirtildiğini, oysa davacının 8 no'lu hakedişi takip konusu yapmadığını, davalı yanın itirazlarının incelenemediğini, davalının yargılamanın farklı aşamalarında ileri sürülen itirazları herhangi bir gerekçe ileri sürülmeksizin irdelenmeyerek cevaplandırılmadığını, mahkemece eksik inceleme yapılarak hüküm kurulduğunu, mahkemenin hükme esas almış olduğu bilirkişi raporlarının tamamının denetime elverişli olmadığı gibi, dava konusu uyuşmazlığın bağlamından kopmuş ve davacı taleplerini de aşar nitelikte tespitler içeren raporlar olduğunu, bir yandan davalı yanın itirazları irdelenmezken diğer yandan takip talebinde belirtilemeyen hususlarda inceleme yapılmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu belirterek, dava konusunun itirazın iptali davası olduğu nazara alınarak, takip talebinde belirtilen alacak kalemleri ve bu alacak kalemlerine ilişkin takip talebinde belirtilen evraklarla sınırlı bir inceleme yapılması ve ayrıca ve önemle tarafların itirazlarının irdelenmesi amacıyla mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekilleri ve ihbar olunan vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle mahkemesince yapılan yargılamada alınan kök ve ek bilirkişi raporlarının, taraflar arasındaki sözleşme ve ekleri ile taraf delilleri değerlendirilerek denetlenebilir şekilde düzenlendiği ve hükme esas alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılmakla, taraf vekillerinin ve ihbar olunan vekilinin istinaf başvurularının HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1. Taraf vekillerinin ve ihbar olunan vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1. b.1 maddesi gereğince esastan reddine,  

2. Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,9‬0 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına,  

3. Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 76.598,55 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL + 19.069,00 TL olmak üzere toplam 19.149,7‬0 TL harcın mahsubu ile bakiye 57.448,85‬ TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, 	

4. Harçlar Kanunu gereğince ihbar olunandan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,9‬0 TL harcın ihbar olunandan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına,  

5. İstinaf başvurusu nedeniyle taraflarca yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçları ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, 

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 361. maddesi gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 13/06/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan

e-imzalıdır

Üye

e-imzalıdır

Üye

e-imzalıdır

Katip

e-imzalıdır

e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

davanıntemyizSözleşmesinden(EserdavacıİptalivekiliteiaşkonusuankaraKaynaklanan)İtirazınscadahüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:38:25

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim