SoorglaÜcretsiz Dene

Ankara BAM 27. HD 2023/1222 E. 2024/436 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2023/1222

Karar No

2024/436

Karar Tarihi

15 Mayıs 2024

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ

Esas No: 2023/1222 - Karar No:2024/436

T.C.

ANKARA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

27. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2023/1222

KARAR NO : 2024/436

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

K A R A R

BAŞKAN :

ÜYE :

ÜYE :

KATİP :

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : ANKARA 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 18/11/2021

NUMARASI : 2021/27 E-2021/879 K

DAVACI :

VEKİLİ :

DAVALILAR :

VEKİLLERİ :

DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ : 15/05/2024

KARAR YAZIM TARİHİ : 20/05/2024

Davacılar vekili tarafından davalılar aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında mahkemece davalılar ...A.Ş ile ....Ltd.Şti yönünden davanın zamanaşımını nedeniyle reddine, davalı ...yönünden kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekili ile davalı ...vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacılar vekili; ... Şubesi’nin 16/04/2006 tarihli avans teminat mektubunu davalıların oluşturduğu iş ortaklığına davacının sunduğunu, davalının bu avans teminat mektubunu paraya çevirdiğini, teminat mektubunun mektuptaki şartın yerine gelmesiyle doğacak riski karşılayan bir mali mekanizma olduğunu, halbuki dava konusu olayda risk doğmadığını ve teminatın paraya çevrilmesini gerektirecek bir durumun ortaya çıkmadığını, bu nedenle teminat mektubunun haksız nakde çevrildiğini, aynı konuda Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde görülen davada 230.000,00 USD tutarlı teminat mektubunun 183.873,76 USD tutarının iadesini talepte haklı olduğundan davanın kabulüne karar verildiğini, haksız olarak paraya çevrilmiş olan avans teminat mektubu nedeniyle 183.873,76 USD alacağın paraya çevrildiği tarih olan 24/02/2005 tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar ... Ltd. Şti. ve ... ... A.Ş. vekilleri cevap dilekçelerinde; davacı ile davalı şirketler arasında taşeronluk sözleşmesi imzalandığını, davacının davaya konu avans teminat mektubunu sunduğunu, davacının kesin teminat mektubu sunması halinde avans teminat mektubu iade edileceğinden ve kesin teminat mektubu sunmamış olmasından dolayı avans teminatın iadesinin yapılmadığını, daha sonra davacının kesin vadeli edimini süresinde ifa etmemesi sebebiyle teminatın nakde çevrildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiş, ayrıca zaman aşımı itirazında bulunmuştur.

Davalı ...’ya dava dilekçesi tebliğ olunmuş, yazılı cevap dilekçesi verilmemiştir.

Mahkemece 22/11/2017 tarih ve 2014/1177 Esas- 2017/926 Karar sayılı davalılar ....Ltd.Şti ile ....A.Ş aleyhine açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, diğer davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekili ile davalı ...vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Dairemizin 02/12/2020 tarih ve 2018/1558 Esas- 2020/1231 Karar sayılı kararı ile davalı ...vekilinin sair istinaf nedenleri, davacı vekilinin ise istinaf başvurusunun esası incelenmeksizin istinaf başvurularının kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.4 maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir.

Mahkemece Dairemizin kaldırma kararından sonra yapılan yargılama sonucunda; tarafların iddia ve savunmaları, dosyaya sunulan deliller ve BAM Kararı birlikte değerlendirildiğinde; davanın, haksız nakde çevrilen avans teminat mektubu bedelinin davalılardan tahsili istemine ilişkin olduğu, sözleşme gereğince verilen avans teminat mektubu bedelinin 230.000 USD olup, 24/02/2005 tarihinde nakde çevrildiği, davanın 22/01/2014 tarihinde açıldığı, davalılar ....Ltd. Şti. ve ... ... A.Ş. 22/02/2014 tarihinde dava dilekçesini tebliğ aldığı, ... Ltd. Şti. 28/02/2014, ... ... A.Ş. ise 06/03/2014 tarihinde zamanaşımı definde bulundukları, sözleşmenin 16/03/2005 tarihinde feshedildiği, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacakların kural olarak 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, daha evvel aynı teminat mektubuyla ilgili olarak kısmi talepte bulunulması nedeniyle 08/08/2006 tarihinde dava açıldığı, söz konusu davada hükmolunan ve taraflara tebliğ olunan kararda davacının toplam alacağının 183.783,76 USD olduğunun tespit edildiği, bu durumda davacı talebinin davalılar ...Ltd.Şti ve ... ... yönünden zamanaşımına uğrayıp uğramadığının değerlendirilmesinde, sözleşmenin feshinden itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan, davanın süresinde zamanaşımı itirazında bulunan davalılar yönünden zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiği, davalı ..., süresinde cevap dilekçesi vermediği, davalı ... vekilinin 06/10/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile zamanaşımı definde bulunmuş ise de, HGK'nun 06/02/2020 tarihli 2017/9-2782 Esas, 2020/87 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, ıslahın konusunu tarafların yaptıkları usul işlemleri oluşturduğundan, taraflardan birinin ıslah yoluna başvurabilmesi için daha önce yapmış olduğu bir usul işleminin bulunması gerektiği, bu nedenle cevap dilekçesinin ıslahı için öncelikle yapılması gereken usul işleminin davaya cevap vermekten ibaret olduğu, cevap dilekçesinin hiç verilmemiş olması hâlinde ortada ıslah edilmesi mümkün bir usul işleminin varlığından söz edilemeyeceği, süresinde cevap dilekçesi vermemek suretiyle davanın inkârı, ileri sürülen vakıaların inkârı niteliğinde olup, bu inkârın zamanaşımı defini de kapsadığının söylenilemeyeceği, ayrıca davalının süresinden sonra verdiği cevap dilekçesini ıslah ederek zamanaşımı definde bulunabileceğini kabul etmenin ıslah ile kaçırılmış olan sürenin geri getirilmesi, daha doğrusu ıslah ile davaya cevap verilmesi sonucunu doğuracağı, oysaki kanun ile belirlenen sürelerin kesin olup, ıslahın, kaçırılmış olan süreleri geri getiren bir müessese olmadığı, buna göre yasal süre içinde verilmeyen cevap dilekçesinin ıslahı suretiyle zamanaşımı definin ileri sürülemeyeceğinden, davalı ....'nın zamanaşımı itirazının kabul edilmediği, teminat mektubunun sözleşme eki 2’de gösterildiği, sözleşmenin avans ödemesine ilişkin hükümlerden 2.1.5. maddesi; “Avans ödemesi ... taşeron sözleşmesi önceden feshedildiğinde ... tamamen tahsil edilmemişse, tahsil edilmemiş avans ödeme tutarı müteahhidin yazılı talebinin alınmasından itibaren 14 gün içinde müteahhide geri ödenecektir. Aksi takdirde müteahhit bu meblağı teminata rücu ederek tahsil edebilir.” düzenlemesini içerdiği, davacının daha evvel açmış olduğu Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2013/318 esas sayılı davasının yargılamasında Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen 27/05/2013 tarihli kök ve 20/11/2013 tarihli ek bilirkişi raporu ile davacının 7 hakediş karşılığı iş bedelini aldığı, davacının aldığı ödeme olan 298.627,00 USD tutarında iş yapmış olması gerekeceğinden ödenen tutara göre her hakedişte yapılan nakit avans kesintisi mukabilinde teminatın iadesine hak kazanacağının belirtildiği ve 7 hakedişte kesilen nakit avans tutarı olan 183.873,76 USD’nin davacıya iadesi gerektiğinin bildirildiği, nitekim Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2013/318 esas sayılı davasının yargılaması sonucunda hükmolunan 26/12/2013 tarih ve 2013/752 sayılı kararla davacının sözleşme gereği sunduğu 230.000,00 USD tutarlı avans teminat mektubunun toplam 183.873,76 USD kısmının daha evvel ara hakedişlerden mahsup edilerek davacıdan tahsil edildiği, teminat mektubu bakiyesinin her hakediş tutarı üzerinden yapılacak kesintiler kadar azalacak olması sebebiyle davacının teminat mektubunun nakde çevrildiği 24/02/2005 tarihi itibariyle iadesini talep edebileceği tutarın 183.873,76 USD olduğunun tespit edilerek kararın taraflara tebliğ edildiği, davacının aynı davalılara karşı aynı dava sebebiyle açmış olduğu kısmi davada Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 26/12/2013 tarih 2013/752 sayılı kararı ile hükmolunan alacak tutarı 6.000,00 TL'nin dava sebebinin ve taraflarının aynı olması hasebiyle söz konusu tutarın iadesi gereken toplam tutardan mahsup edilmesi gerektiği, davacının, kısmi davada Türk Lirası üzerinden alacak talebinde bulunmuş ise de, bu davada USD cinsinden para birimiyle alacak talep ettiği, Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce davacı talebi doğrultusunda TL üzerinden alacağa ve alacak tutarına teminat mektubunun nakde çevrildiği tarih olan 24/02/2005 tarihinden itibaren avans faizi oranında faiz işletilmesine hükmolunduğu, buna göre mahsuba esas 24/02/2005 tarihindeki kur üzerinden 6.000,00 TL’nin USD cinsinden karşılığının iadesi talep edilecek tutardan mahsubu ile bakiye 179.246,63 USD alacağın kaldığı belirtilerek, davalılar ....Ltd.Şti ve ....A.Ş yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, diğer davalı yönünden raporda tespit olunan alacak miktarı olan 179.246,63 USD’nin davalı ...’dan tahsiline karar verilmiştir.

Davacı vekili istinaf başvurusunda; mahkemenin davanın kabulüne ilişkin değerlendirmesi ve hükmü yerinde olmakla birlikte, davalılar ...A.Ş. ve ... İnş...Ltd. Şti. yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin hukuka ve kanuna aykırı olduğunu, müvekkilinin davalılara davaya konu ...- Şubesi'nin 16.04.2006 tarih, 230.000 USD bedelli avans teminat mektubunu verdiğini ve sözleşme gereğince edimini yerine getirmiş olmasına rağmen, davalıların teminat mektubunu haksız olarak paraya çevirdiğini, bu husus ile alakalı olarak davalılar aleyhine açılan davada verilen Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/12/2013 tarih ve 2013/308 E- 2013/752 K. sayılı kararı ile müvekkilinin sözleşme gereği sunduğu 230.000 USD tutarlı avans teminat mektubunun toplam 183.873,76 USD'lik kısmının daha evvel ara hakedişlerden mahsup edilerek tahsil edildiğini, teminat mektubu bakiyesinin her hak ediş tutarı üzerinden yapılacak kesintiler kadar azalacak olması sebebi ile müvekkilinin teminat mektubunun nakde çevrildiği 24.02.2005 tarihi itibari ile iadesini talep edebileceği tutarın 183.873,76 USD olduğunun tespit edildiğini ve mahkemece hükmolunan bedelin 6.000,00 TL olup, davanın kısmi dava olarak açıldığını, bakiye bedel için ise mevcut davanın açıldığını, gerekçeli kararda davanın 22/01/2014 tarihinde açıldığının, davalılar ... İnş... Ltd. Şti. ve Aslim ...A.Ş.'nin 22/02/2014 tarihinde dava dilekçesini tebliğ aldığının, ... İnş...Ltd. Şti.'nin 28/02/2014, ... ...A.Ş.'nin 06/03/2014 tarihinde zamanaşımı def'inde bulunduklarının, hukuki ilişkiye dayanak sözleşmenin 16/03/2005 tarihinde feshedildiğinin, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacakların kural olarak 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunun, sözleşmenin feshinden itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra işbu dava açıldığından süresinde zamanaşımı itirazında bulunan davalılar yönünden davanın reddine karar verildiğinin belirtildiğini ancak yapılan bu değerlendirmenin yerinde olmadığını, zamanaşımı def'inin, davalının aslında var olan bir borcunu özel bir nedenle yerine getirmekten kaçınmasına olanak veren bir hak olduğunu, zamanaşımı def'inin yargılama esnasında ne zaman ileri sürülmesi gerektiği konusunda mevzuatta herhangi bir düzenleme bulunmadığını, usul hukuku savunması olarak zamanaşımı, 6100 sayılı HMK’da ilk itirazlar arasında sayılmadığını, bu edenle zamanaşımı def’inin, gerek Yargıtay gerek doktrin tarafından savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında değerlendirildiğini ve bu def’inin esasa cevap süresi içinde öne sürülebileceğinin kabul edildiğini, zamanaşımı def'i olup, davalılarca esasa cevap süresi içerisinde ileri sürülmediği taktirde hakimin bunu kendiliğinden dikkate alması ve incelemesinin mümkün olmadığını, mahkemenin gerekçeli kararında davalılar ... İnş... Ltd. Şti. ve ... ...A.Ş.'nin 22/02/2014 tarihinde dava dilekçesini tebliğ aldıklarının belirtildiğini, bu tarihin Cumartesi gününe denk geldiğini, Cumartesi günü tebligat yapılamayacağının açık olduğunu, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda ise bu tarihin 20.02.2014 olarak ifade edildiğini ve mahkemenin tebliğ tarihlerine ilişkin incelemesinin hatalı olduğunun buradan da görüleceğini, ayrıca zamanaşımı def'i kabul edilen davalıların süre uzatım talebinde bulunmuş olup, doktrinde ağırlıklı görüşün, davalının süre uzatım talebi ile birlikte zamanaşımı def'ini ileri sürmemiş olması halinde zamanaşımı def'inin süresinde ileri sürülmediğinin kabul edilmesi gerektiği yönünde olduğunu, gerekçeli kararda ise süre uzatım talebine ilişkin bir açıklamaya da yer verilmediğini, zamanaşımı def'inin süresinde sunulduğuna ilişkin gerekçenin eksik incelemeye dayalı olarak kurulduğunu, zamanaşımı süresinin dolduğu konusunda bir kabul olmamakla birlikte, davalıların süresi içerisinde zamanaşımı def'inde bulunmadığını, bu anlamda davanın davalılar ... İnş... Ltd. Şti. ve Aslim ...A.Ş. yönünden zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, dosya kapsamında defaatle belirtildiği üzere davada zamanaşımı süresinin de dolmadığını, davanın eser sözleşmesinden kaynaklanmadığını, davalılar tarafından haksız olarak paraya çevrilen avans teminat mektubu bedelinin iadesinin talep edildiğini ve avans teminat mektubu iş sahibinin yükleniciye avans olarak ödediği parayı garanti altına alan teminat mektupları olup, avans teminat mektubu ile banka, lehtarın taahhüdünü tamamen yerine getirmemesi ve aldığı avansın da istihkakıyla mahsup edilmemesi halinde muhatabın ilk talebi üzerine mektupta belirtilen meblağı ödemeyi taahhüt ettiğini, muhatabın ödeme talebi, açık ve kesin delillerle ispatlanacak şekilde haksız ve dürüstlük kurallarına aykırı ise bankanın ödeme talebini reddedeceğini, zira TMK'nun 2/2. maddesine göre bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağını, hakkın kötüye kullanılması hali, isnat ettiği ilişkiye bakılmaksızın bizzat teminat mektubu sözleşmesinden doğan def'i olarak değerlendirilmesi gerektiğini, mahkemece davalıların hakkını kötüye kullandığı gözetilmeksizin karar verildiğini, davadaki talebin eser sözleşmesinden değil sözleşmeden bağımsız olarak avans teminat mektubundan kaynaklandığını, mahkemece hatalı olarak eser sözleşmesi esas alınarak değerlendirme yapıldığını,YİBGK 13.12.1967 tarih ve 1966/16 Esas- 1967/7 Kararı gereğince mahkemenin değerlendirmesinin yerinde olmadığını, nitekim kararda teminat mektubunun esas sözleşmenin teferruatı olarak kabul edilmesinin ve esas sözleşmesinin tabi olacağı zamanaşımının onun hakkında da uygulanmasının hatalı olduğunun açıkça belirtildiğini, somut olayda mahkemece de "Eser sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar kural olarak 5 yıllık zamanaşımına tabidir" denilmek suretiyle esas sözleşmenin zamanaşımı süresinin teminat senedi için de uygulandığını, bunun da içtihatı birleştirme kararına aykırı olduğunu, uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanununda, teminat mektupları konusunda özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğini, Kanun'un 125. maddesinin uygulanması gerektiğini ve buna göre davanın zamanaşımına uğramadığını, sözleşmenin 16/03/2005 tarihinde feshedildiğini, bu kapsamda zamanaşımı süresinin 16/03/2015 tarihinde dolduğunu, davanın 22.01.2014 tarihinde ve zamanaşımı süresi içerisinde açıldığını, mahkemece zamanaşımına ilişkin yapılan değerlendirmenin yerinde olmadığını belirterek, mahkeme kararının davalılar ... İnş... Ltd. Şti. ve .... ...A.Ş. yönünden kaldırılmasını, davanın bu davalılar yönünden de kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ...vekili istinaf başvurusunda; kaldırma kararından sonra hukuka uygun olarak sunulan beyan ve itirazlarının hukuka aykırı olarak gözardı edildiğini ve yargılama sürecinin bu şekilde yürütüldüğünü, böylece kaldırma kararında müvekkili hakkında verilen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine dair hükmün pratik bir sonucu olmadığını, adeta taraflarına yapılan tebligatlara istinaden yapılan savunmaların yok hükmünde sayıldığını, davacı taleplerinin zamanaşımına uğradığı hususu ile cevaba cevap dilekçesi ve ıslah dilekçesinin hukuka aykırı olark gözardı edildiğini, bu kapsamda davacı taleplerinin eser sözleşmesinde uygulanan 5 yıllık zamanaşımına tabi olup, dava tarihi itibariyle zamanaşımına uğradığını, bir an için davacı taleplerinin sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayandığı kabul edilse de, bu sefer de 2 yıllık zamanaşımı süresinin geçmiş olacağını, kaldırma kararından sonra yasal süresinde verilen ikinci cevap ve ıslah dilekçesinde zamanaşımı def'inin ileri sürüldüğünü, mahkemece "...Süresinde cevap dilekçesi vermemek suretiyle davanın inkârı, ileri sürülen vakıaların inkârı niteliğinde olup, bu inkârın zamanaşımı defini de kapsadığı söylenilemez..." hükmüyle söz konusu defi taleplerinin hukuka aykırı şekilde reddedildiğini, öncelikle diğer davalı şirketlerin cevap, davacı vekilinin cevaba cevap dilekçelerinin kaldırma kararı sonrasında 18/03/2021 tarihinde kendilerine tebliğ edildiğini, bu tebligatın ardından yasal süresi zarfından sunulan ikinci cevap dilekçesiyle diğer itirazları ile birlikte zamanaşımı itirazının da süresinde ileri sürüldüğünü ancak süresinde yapılan bu itirazın mahkemece hukuka aykırı bir şekilde kabul görmeyince ıslah kurumuna başvurulduğunu, HMK 141.madde hükmü dikkate alındığında taraflarına savunmanın genişletilmesi yasağından ari olarak ikinci cevap dileçesinde zamanaşımı itirazında bulunma hakkının hukuken tanındığını, mahkemece hukuka aykırı bir şekilde 31.03.2021 tarihinde sunulan ikinci cevap dilekçesindeki zamanaşımı itirazını hukuka aykırı bir şekilde kabul edilmediğini, kanun koyucunun cevap dilekçesi vermeyen davalıyı koruyarak sessiz kalmaya inkar sonucunun bağlandığını, dolayısıyla müvekkilinin ıslah talebi ile zamanaşımı def'inde bulunmasında inkar nitelindeki cevap işlemine aykırılık yaratan bir hukuk kuralı bulunmadığını, davacının vekili tarafından yazılan hakemli makalede de ıslah yolunun cevap dilekçesi verilse de verilmese de zamanaşımı def'ini ileri sürme amacıyla kullanılabileceğinin hukuka uygun bir şekilde tespit edildiğini, buna rağmen davacı vekilinin neye istinaden itiraz edildiğinin anlaşılamadığı gibi mahkemenin de bu itiraza dayanarak hüküm kurmasının hukuka aykırı olduğunu, yine HMK 176. madde gerekçesinde zamanaşımının ilk itiraz olmadığının, bu bağlamda ıslah ile ileri sürülebileceğinin açıkça belirtildiğini, mahkemece kanunun emredici hükümlerinin temeli olmayan yorum yoluyla genişletirilerek müvekkilinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, cevap dilekçesi verilmemiş olsa dahi ıslah talebi ile zamanaşımı def'inin ileri sürülebileceği yönünde Yargıtay içtihatlarının dikkate alınması gerektiğini (Yargıtay 13. HD'nin 29.09.2010 tarih ve 2010/203 Esas- 2010/12325 Karar, Yargıtay 10. HD'nin 18.10.2018 tarih ve 2016/1242 Esas- 2018/8206 Karar ve Yargıtay 13. HD'nin 14.11.2000 tarih ve 2000/8872 Esas- 2000/9955 Karar sayılı kararları), mahkemece alınan bilirkişi raporunun tebliğ edilmediğini ve rapora karşı itiraz hakkının kullandırılmadığını, yokluklarında alınan bilirkişi raporunun hukuka aykırı olarak hükme esas alındığını, HMK'nun 280.maddesi gereğince bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edilmesinin zorunlu olduğunu, mahkemece bilirkişi raporu 03/07/2017 tarihli bilirkişi raporunun taraflarına tebliğ edilmediğini ve müvekkilinin hukuki dinlenilme ve savunma hakkının kısıtlanarak yazılı şekilde karar verilmesinin isabetli olmadığını, bilirkişi incelemesinin de usulüne uygun olmadığını, mahkemece 30/11/2016 tarihli celsede tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildiğini ancak mahkemece müvekkiline bu doğrultuda tebligat yapılmadığından müvekkilinin defter ve kayıtları incelenmeden bilirkişi raporu oluşturulduğunu ve raporda müvekkili aleyhine tespitlerde bulunulduğunu, pasif husumet yokluğu hususunda müvekkilinin dava konusu adi ortaklıktan 21/01/2004 tarihinde çıkarak kendi payını diğer davalı şirketlere devrettiğini, bu nedenle davanın müvekkiline yönetilmesinin hukuken mümkün olmadığını, kaldı ki müvekkilinin davacı şirket ile imzalanan 18/04/2004 tarihli taşeronluk anlaşmasının tarafı dahi olmadığını, dava konusu 16/04/2004 tarihli teminat mektubunun da müvekkilinin ortaklıktan çıktığı dönemde müvekkili şirkete değil, diğer davalı şirketlere teslim edildiğini ve diğer davalılarca paraya çevrildiğini, dava konusu olayların yaşandığı dönemde müvekkilinin adi ortaklıktan ayrıldığını ve tüm yükümlülüklerinden kurtulduğunu ve ayrılma tarihinden sonra adi ortaklığın üstlendiği borçlardan dolayı ne dış ne de iç ilişkilerde herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, mahkemece bu hususun hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığı ve taraf ehliyetlerinin bulunmadığını, malvarlığı kalemleri üzerinde elbirliği mülkiyeti hükümleri geçerli olmasından dolayı davalı şirketler arasında zorunlu dava arkadaşlığı hükümlerinin uygulanması gerektiğini, bu doğrultuda hem adi ortaklığın diğer ortağı ....'nin de davaya taraf yapılması ve müvekkilinin de diğer davalıların yaptığı tüm savunmalardan yararlanması gerektiğini, davanın alacak değil avans teminat mektubunun iadesi davası olup, teminat mektubunun iadesinin artık fiilen mümkün olamadığından, para alacağının teminat mektubunun yerine ikame değer olarak geçtiğini, davanın türünün aynı kalıp, talebin para alacağının tahsilinden öte teminat mektubunun iadesine dair yapma borcu niteliğinin de değişmediğini, bu nedenle davanın adi ortaklığın tüm ortaklarına yöneltilmesi gerektiğini, aynı zamanda mahkemece karar verilirken davacı ile davalı adi ortaklık arasındaki ticari ilişkinin tasfiyesinin yapılmasının da zorunluluk teşkil ettiğini, davalı adi ortaklığın her bir ortağı tarafından davacıya yapılan ödemelerin tespit edilmesi ve tüm bu ödemelerin tespiti ardından avans teminat mektubunda hakedişler oranında yapılacak olan kesintinin hesaplanması gerektiğini ancak davacıya yapılan toplam ödemelerin doğru ve hatasız bir şekilde hesaplanabilmesi için adi ortaklığın tüm ortaklarının davaya dahil edilmesi, her birinin ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, aksi takdirde ödemelerin eksik hesaplanacağını ve davaya dahil olmayan veya defter ve kayıtları incelenmeyen ortaklar tarafından yapılan ödemelerin gözden kaçırılmış olacağını, mahkemece bu husustaki itirazlarının da görmezden gelinerek, dosya kapsamında talep edilen alacağın ne kadarının hangi davalı şirketçe ödenmesi gerektiğine ilişkin bilirkişi raporu bile alınmadığını, daha önce hukuki dinlenilme hakkının ihlalinden mahkemenin son yargılamada da esas hakkındaki hiç bir savunmayı dikkate almaksızın özensiz hüküm kurulması nedeniyle kararın kabul edilmesinin mümkün olmadığını, yine dava konusu teminat mektubunun TL olarak ödeneceğine dair şart içermesi ve buna göre ... tarafından TL olarak ödeme yapılmış olmasına karşın Ameriken Doları üzerinden talepte bulunulmasının hatalı olduğunu, Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen kararda da alacak hakkında TL üzerinden karar verildiğini, mahkemece talebin USD cinsinden kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davanın Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/318 Esas- 2013/752 Karar sayılı ilamına ve bu dava kapsamında alınan kök ve ek bilirkişi raporlarına dayanılarak açıldığını, söz konusu davada halen tebligatların tamamlanmadığını ve davalılar bakımından henüz kesinleşmediğini, bu doğrultuda da hem davanın hem de davada alınan kök ve ek bilirkişi raporlarına itibar edilemeyeceğini ve kendilerine kesin delil hükmü tanınamayacağını, bununla birlikte davacının Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi dosyasındaki kararı temyiz etmediğini ve 6.000,00 TL'lik alacağı kabul ettiğini, aleyhe hüküm verme yasağı gereği davalı şirketler yönünden kazanılmış ve kesinleşmiş bir hakkın varlığının söz konusu olduğunu, bu nedenle davacının, davalı şirketlerin temyizi üzerine verilen ilamda yer alan 183.873,76 USD alacak tespiti hükmünden ve alınan kök ile ek bilirkişi raporundan kesin delil olarak faydalanmasının mümkün olmadığını, Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/318 Esas- 2013/752 Karar sayılı dosyasında verilen kararın kesinleşmemiş olması nedeniyle derdest olduğunu, bu nedenle davanın derdestlik itirazı nedeniyle dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, davacı şirketin taleplerinin hukukun temel ilkelerinden biri olan ve Yargıtay'ın birçok kararına esas teşkil eden hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağını ve kendi kusuruna dayanarak hak iddia edemeyeceği ilkesine aykırı olduğunu, mahkemece bu ilkelerin ihmal edildiğini, davacının taşeronluk sözleşmesi uyarınca kesin teminat mektubu sunmak zorunda olduğunu ve kesin teminat mektubunu sunması halinde avans teminat mektubunun iadesinin söz konusu olacağını, davacının kesin teminat mektubunu sunmayarak sözleşmeyi kusurlu bir şekilde ihlal edildiğini, aynı zamanda akdi borç ve yükümlülüklerini de yerine getiremeyerek, üstlendiği işi bitiremediğini, sözleşmeyi haksız yere ihlal eden ve bu surette davalı ortaklığı mağdur edenin davacı olduğunu, davacının avans teminat mektubunun veriliş amacı dışında kullanılamayacağı hükmünü saptırdığını, sözleşmenin 2.1.4 madde hükmünün de bu hususu desteklediğini, davacının kesin teminat mektubunu sunmaması ve davalı adi ortaklığı kandırmış olmasından yararlanarak avans teminat mektubunun gayesi dışında paraya çevrilemeyeceğini belirterek hak talebinde bulunulmasının hakkını kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, talebin sözleşme hükümlerine aykırı olduğunu, teminat mektubunun paraya çevrilmesinin şartı olarak mektup metninde bulunan hükmün teminat mektubunun avans teminat mektubu vasfının yanı sıra kesin teminat mektubu niteliğini ortaya koyduğunu, davacı şirketin alacakları karşılığında her zaman takas mahsup ve hapis hakkı kullanılmasının mümkün olduğunu, aksi takdirde davacının eylemleri nedeniyle zarara uğrayan davalı ortakldığın zararın tahsil etmeden davacı şirkete ödeme yapması sonucunu doğuracağını, bu kapsamda tüm ortaklar ile davacı şirketin ticari defter ve kayıtları incelenmeden ve davalı ortaklığın uğradığı zarar kalemleri ve alacaklı olduğu tutarlar tespit edilmeden hüküm kurulmasının hatalı olduğu gibi, bu hususta beyanda bulunulmasına rağmen mahkemece taleplerinin dikkate alınmadığını, Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin verdiği kararın temyiz incelemesi sırasında Yargıtay bozma kararında da bilirkişi incelemesi yapılmasının zorunlu olduğunun belirtildiğini ve Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce de bu yönde bir araştırma ve inceleme yapılmadığını, davacının, anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerini gereği gibi ve zamanında yerine getirmediğini ve davalı ortaklığın işvereni ... tarafından birçok kez kötü çalışma koşulları nedeniyle uyarıldığını, bu durum sonucunda davalı ortaklığın davacının kötü çalışma koşulları ve saha güvenliğini tehlikeye atan hareketleri nedeniyle, 07.02.2004 tarihinde ... referans numaralı yazı ile işleri durdurma talimatı verildiğini, anlaşma gereğince tüm işlerin 31.12.2004 tarihinde tamamlanacağının belirtilmek suretiyle, kesin vadenin kararlaştırıldığını ancak anılan kesin vade olan 31.12.2004 tarihinde anlaşma kapsamındaki tüm işlerin tamamlanması nedeniyle, davacının avans teminat mektubunu amacına uygun kullanmadığını ve anlaşmaşı ihlal ettiğini gösterdiğini, kesin vade tarihinden sonra anlaşmanın ifa olanağının davacının kusuru nedeniyle ortadan kalktığını ve ortaklığın zarara uğramasına sebebiyet verildiğini, davacının piyasa borçları olduğunu ve davalı ortaklığa birçok haciz ihbarnamesi gönderildiğini, davacının alacaklıları tarafından gönderilen haciz ihbarnameleri tutarlarının yüzbinlerce dolara ulaştığını, davacının anlaşma şartlarında işleri gereği gibi yerine getirmediği gibi kendi personeline ve SGK’ya olan borçlarının da davalı ortaklık tarafından nakde çevrilen teminat mektubu tutarı kullanılarak ödendiğini, dolayısıyla davalı ortaklık avans teminat mektubunu nakde çevirmekle kendi zararlarını karşılamak yerine davacının borçlarını kapatmak zorunda kaldığını, hiçbir yükümlüğünü yerine getirmeyen davacının kusuru, hatası veya ihmali olmadığını beyan etmesinin ise kötü niyetini gösterdiğini belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, usule ve yasaya uygun bir yargılama yapılması için dosyanın yeniden ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, mahkemece davalılar ...A.Ş ile ....Ltd.Şti yönünden davanın zamanaşımını nedeniyle reddine, davalı ...yönünden kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekili ile davalı ...vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

Dairemizin 08/11/2023 tarih ve 2022/214 Esas- 2023/1126 Karar sayılı geri çevirme kararı gereğince mahkemece eksiklikler ikmal edilerek istinaf incelemesi için dosya Dairemize gönderilmiştir.

Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle davadaki talep taraflar arasındaki sözleşme kapsamında davacıya yapılan avans ödemeleri karşılığı davacı tarafından avans teminat mektubunun iadesi istemine ilişkin olup, teminat mektubunun USD üzerinden düzenlenmiş olduğu, bu nedenle iadesinin USD olarak yapılmasında sözleşme ve dosya kapsamına aykırılık olmadığının anlaşılmasına, taraflar arasında aynı avans teminat mektubuna ilişkin Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/440 Esas sayılı dava dosyasında açılan kısmi davada mahkemenin 06/02/2011 tarih ve 2011/56 Karar sayılı ilamı ile davanın kabulüne dair verilen kararın davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 02/04/2012 gün ve 2011/4855 Esas- 2012/2168 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verildiği, mahkemece bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda verilen davanın kabulüne dair 26/12/2013 tarih ve 2012/318 Esas- 2013/752 Karar sayılı kararının taraf vekillerine usulüne uygun tebliğ edilmiş olması nedeniyle kesinleştiğinin anlaşıldığı ve bu dosyadaki hükme esas alınan ek bilirkişi raporu ile istinafa konu eldeki davada alınan bilirkişi raporu ve bu raporun ön inceleme duruşmasında istinaf talep eden davalı ...'ya tebliğ edilmiş olduğunun anlaşılmasına ve davalı vekilince bilirkişi raporuna itirazlarının yenilendiğinin belirtilmiş olmasına göre, davacı vekili ile davalı ...vekilinin istinaf başvurularının HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1. Davacı vekili ile davalı ...vekilinin istinaf başvurularının HMK'nun 353/1. b.1 maddesi gereğince esastan reddine,

2. Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,9‬0 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, 

3. Harçlar Kanunu gereğince davalı ...'dan  alınması gereken 131.401,33 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL + 32.769,63	TL olmak üzere toplam 32.850,33‬ TL harcın mahsubu ile bakiye 98.551‬,00 TL harcın davalı ...'dan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, 

4. İstinaf başvurusu nedeniyle davacı ile davalı ...tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçları ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerilerinde bırakılmasına,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 361. maddesi gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 15/05/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan

Üye

Üye

Katip

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

davanıntemyizSözleşmesinden(EserAlacakkonusuankaraKaynaklanan)hüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:42:19

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim