Ankara BAM 25. HD 2023/1471 E. 2024/1119 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi
bam
2023/1471
2024/1119
8 Mayıs 2024
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 25. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
25. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/1471 Esas
KARAR NO : 2024/1119
KARAR TARİHİ : 08/05/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/12/2020
NUMARASI : 2017/445 Esas, 2020/682 Karar
DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI
DAVANIN KONUSU : Maddi ve Manevi Tazminat
Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonucunda mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, ipotekle temin edilen borcun ödenmesine rağmen taşınmazın icraen satışı nedeni ile uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararın tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davayı kabul etmemekle birlikte; davacı vekilince her ne kadar manevi tazminat ve istirdat davası birlikte açılmışsa da her iki davanın yargılama usulleri ve hatta istinaf daireleri bile farklı olduğundan öncelikle dosyanın tefrik edilmesi gerektiğini, istirdat davasının, borç olmayan paranın tamamen ödendiği tarihten itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açılabileceğini, davacının borçlu olmadığını iddia ettiği parayı 21.05.2013 tarihinde taşınmazın satışı ile ödediğinden 1 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu, istirdat davasının belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacının müvekkili bankaya, oğlu ve yeğenine kefil olduğundan borçlu olduğunu ve 2008 yılında ödediği paranın makbuzlarında kendi, oğlu ve yeğeninin borçlarına karşılık alınan paraların ayrı ayrı belirtilerek tahsil edildiğini, yapılan tüm işlemleri ilgili yasalar çerçevesinde, usulüne uygun olarak yapıldığını, bilirkişi raporunun dosyada bulunan önceki tüm beyan ve itirazları dikkate alınmadan hazırlandığını, eksik ve yanlış hesaplama yapıldığını, ihalesi gerçekleştirilen ipoteğin paraya çevrilmesi takibinde gerçekte borçlu olmayan birinin her zaman icra mahkemesine tedbir istemi ile şikâyete gidererek takibin iptalini isteyebileceğini, bu imkânı kullanmayan davacının gördüğü zarar için tazminat istemesinin uygun olmadığını, davacı hatalı ödeme yaptıysa bile itiraz edilmesi gerektiğini bildiğini, ancak 04.02.2008 tarihinde yapılan bu ödemelere 21.04.2015 tarihine kadar itiraz etmediğini, davacının 04.02.2008 tarihinde kendi borçları ve kefil olduğu ...’ın borçları toplamının 79.731TL olduğunu bildiğini, fakat rızaen 90.000TL ödeme yapmış olmasının iradi olarak öz yeğeninin borçlarını kapatmak saiki ile olduğunu ortaya koyduğunu, zira kimsenin yanlışlıkla borcunun yaklaşık %15 fazlasını ödemeyeceğini, bu fazla ödemenin KMH için olduğu düşünülse dahi ödeme tarihinde bakiye KTMH borcunun 6.465,43TL olduğunu, dolayısıyla rızası dışında ödediği iddia edilen 10.269TL’nin davacının borçlarına özgülendiğini, bilirkişi maddi zararın 80.000TL olduğunu belirtmişse de 64.050.TL’ye ihale olan gayrimenkulden satış bedelinden artan ve davacıya iade edilmesi gereken 14.666.TL’nin dikkate alınmadığını, bu paranın davacıya iade edilmek üzere halen icra dosyasında durduğunu, olayın meydana gelmesinde davacının da ihmalinin olduğunu, ayrıca yerel mahkemece hem maddi hem manevi tazminat yönünden davacı lehine ayrı ayrı vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedildiğini, tek davada tek bir vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi gerektiğini, davanın reddinin gerektiğini ileri sürmüştür.
Dairemizce, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır.
Dosya kapsamından, davacı ile davalı bankanın... Şubesi arasında 28/06/2006 tarihinde genel nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmesi akdedildiği, bilahare sözleşmenin limitinin yükseltildiği, bu sözleşmeye istinaden davacıya ticari krediler kullandırıldığı, ayrıca kredili mevduat hesabı (KMH) açıldığı, davacının asaleten kullandığı kredilerin yanı sıra, dava dışı oğlu ... tarafından kullanılan krediye olan kefaletinden dolayı da bankaya borcunun bulunduğu, davacı tarafından bu borçların teminatı olarak davaya konu ... parselde kain apartmanın 11 nolu bağımsız bölümü üzerinde banka lehine ipotek tesis edildiği, davacı tarafından 04/02/2008 tarihinde (henüz davalı banka tarafından hakkında icra takibine geçilmeden önce), bankaya olan tüm borçlarının kapatılması ve taşınmaz üzerindeki ipoteğin fekki için 90.000TL ödeme yaptığı, bu ödeme ile davacının kendisinin kullandığı kredi borçlarının banka tarafından tasfiye edildiği (toplam 64.130,36TL), ayrıca davacının kefili olduğu oğlunun kullandığı kredi için de tahsilat yapıldığı, ancak davacı tarafından ödenen bu paradan davacının KMH’dan kaynaklanan borçları için kesinti yapılması gerekirken, banka tarafından onun yerine davacının kefaletinin bulunmadığı dava dışı yeğeni ...’nın bankadan kullandığı kredi için kesinti yapıldığı, KMH borcu kapatılmadığı için de davacı aleyhine Ankara 9. İcra Müdürlüğünün 2009/5927 Esas sayılı dosyası üzerinden 06/04/2009 tarihinde icra takibi başlatıldığı, davacının itirazı üzerine duran takibin devamı için Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/629 (bozma öncesi 2009/669) Esasına kayden açılan itirazın iptali davasının “davacının davalı bankaya olan borcunu 04/02/2008 tarihinde ödediği, herhangi bir borcu kalmadığı, yapılan takibin haksız olduğu” gerekçesiyle reddine karar verildiği ve hükmün Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin onama ilamı ile kesinleştiği, bu davanın yargılaması sırasında davalı banka tarafından dosyaya gönderilen yazıda; davacıya ait dava konusu konut üzerinde bulunan ipoteğin paraya çevrilmesi sonucunda KMH’a ilişkin borcun tahsilat sağlanarak kapatıldığının bildirildiği, davacı tarafından 04/02/2008 tarihinde yapılan ödemeden ipotek fek ücreti kesilmesine karşın ipotek fek işlemi yapılmayıp ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe ilişkin Ankara 22. İcra Müdürlüğünün 2009/1376 Esas sayılı icra dosyası üzerinden 21/05/2013 tarihli satış ile taşınmazın üçüncü kişiye ihale edildiği, itirazın iptali davasının reddinden sonra davacı tarafından davalı banka aleyhine fazla tahsil edilen paranın iadesi için Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/1014 Esas sayılı dosyası üzerinden alacak davası açıldığı, bu davanın da 2017/291 sayılı kararla kabulüne hükmedildiği, eldeki davada hükme esas alınan 12/11/2019 tarihli bilirkişi ek raporunda davaya konu taşınmazın satış tarihindeki rayiç değerinin 82.464,74TL olduğunun mütalaa edildiği anlaşılmaktadır.
HMK'nın 33. maddesi uyarınca hâkim, Türk hukukunu resen uygulayacağından, maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hâkime aittir. Her ne kadar dava dilekçesinde taşınmazın satılmasından kaynaklı satış bedelinin istirdadından bahsedilmiş ise de, dava dilekçesinde ve yargılama sırasında yapılan açıklamalara ve istemin kapsamına göre; eldeki davada, borcun ödenmesine rağmen ipotekli taşınmazın icraen satışı nedeni ile uğranıldığı ileri sürülen zararın tazminin, diğer bir deyişle haksız fiile (davalı bankanın haksız işlemine) dayalı maddi ve manevi tazminatın ödetilmesinin talep edildiği, davanın istirdat davası olmadığı, eldeki haksız fiile dayalı tazminat isteminin hak düşürücü süreye değil zamanaşımına tabi olduğu, zamanaşımının hak düşürücü süre gibi mahkemece resen gözetilemeyeceği, davalı tarafça ayrıca ve açıkça ileri sürülmesi gerektiği, davacı tarafından istirdat şeklinde istemde bulunulması nedeniyle davalının süre itirazının zamanaşımı savunması olarak kabul edilmesi halinde dahi taraflar arasında Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/629 Esas ve Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/1014 Esas sayılı dava dosyalarının neticesine göre eldeki davanın açıldığı gözetildiğinde alacağın zamanaşımına uğramadığı, dava istirdat davası olmayıp haksız fiile dayalı maddi ve manevi tazminat davası olduğundan maddi tazminat istemi yönünden davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasına engel bulunmadığı gibi manevi tazminat isteminin tefrikinin de gerekmediği, aksine maddi ve manevi tazminat istemlerinin birlikte görülmesinin uygun olduğu kanaatine varıldığından davalının bu yönlere ilişkin istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf nedenleri gözetildiğinde; davacının davalı bankaya olan kredili mevduat hesabı (KMH) borcunun, davacı tarafından 04/02/2008 tarihinde ödenen 90.000TL ile kapatılması gerekirken, davacının kefili olmadığı dava dışı kişinin borcuna mahsup edilmesi neticesinde açık kalan KMH borcuna faiz yürütülerek icra takibi yapılması ve ayrıca borçlarına teminat olarak gösterdiği dava konusu ipotekli taşınmazın ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip dosyası ile haksız yere satılması neticesinde davacının taşınmazın satış tarihindeki rayiç bedeli kadar zarara uğradığı, her ne kadar davalı banka tarafından davacının ödemenin bir kısmını dava dışı yeğeninin kullandığı krediye mahsuben yaptığı ve bu nedenle bankaya bakiye borcunun bulunduğu ileri sürülmüş ise de, bu hususun taraflar arasında görülen ve kanun yolu denetiminden geçerek kesinleşen itirazın iptali davası ile sübuta erdiği, davacının davalı bankaya borcu bulunmadığının ve davacı aleyhine başlatılan icra takibinin haksız olduğunun kesinleştiği, eldeki davada aynı hususun yeniden tartışma konusu yapılamayacağı, davalı banka tarafından yapılan mahsup işlemlerine ilişkin belgelerde davacının imzasının bulunmadığı, dosya kapsamına göre davacının zararın oluşumunda bölüşük kusuru olduğunun kanıtlanamadığı, hükme esas alınan bilirkişi rapor ve ek raporlarının dosya kapsamına uygun, mahkeme ve kanun yolu denetimine elverişli ve yeterli olduğu, davaya konu taşınmazın satış tarihindeki rayiç değerinden, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan icra takip dosyasında satıştan arta kalan 14.666TL mahsup edilerek davanın ıslah edildiği, öte yandan davacının, yaptığı ödeme ile tüm borcunun kapandığını ve tahsil edilen ipotek fek komisyon ücreti ile de ipoteğin fek edildiğini düşünmekte iken rızası dışında yapılan mahsup işlemi sonucu bakiye borcu kaldığından bahisle haksız olarak icra takiplerine maruz kaldığı ve konutunun satıldığı, maddi ve manevi zararının ödetilmesini istemekte haklı olduğu, davalı bankanın basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunmakta iken ağır kusuru ile zarara sebebiyet verdiği, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’nin 10/4. maddesinde manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücretinin ayrı bir kalem olarak hükmedileceğinin düzenlenmiş olmasına göre mahkemece ayrı vekâlet ücretlerine karar verilmesinin yerinde olduğu, yargılama giderlerinde de kanuna ve usule aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmakla yerel mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle,
1)İlk derece mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğundan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin 1. fıkrası b bendinin 1 numaralı alt bendi gereğince; davalı tarafın istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
2)492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarife gereğince; alınması gerekli 6.680,63TL istinaf karar ve ilam harcından peşin alınan 1.158TL harcın mahsubu ile bakiye 5.522,63TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
3)İstinaf yoluna başvuran davalı tarafından yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4)Karar tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362. maddesi gereğince kesin olmak üzere 08/05/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 08/05/2024
...
Başkan
...
e-imza
...
Üye
...
e-imza
...
Üye
...
e-imza
...
Katip
...
e-imza
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:42:19