Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi
bam
2024/1120
2024/1144
17 Eylül 2024
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 23. HUKUK DAİRESİ
T.C.
A N K A R A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ
23. H U K U K D A İ R E S İ
ESAS NO : 2024/1120
KARAR NO : 2024/1144
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN : ... ...
ÜYE : ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...
ASIL DAVADA DAVACI :
VEKİLİ :
ASIL DAVADA DAVALI : ...
VEKİLİ :
Dairemizin 17.10.2023 tarih, 2023/1140 E., 2023/1593 K. sayılı kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.05.2024 tarih., 2024/6-118 E., 2024/289 K. sayılı kararıyla bozulmuş olmakla HMK m. 373/3 uyarınca duruşma açılmasına karar verildi, dosya incelendi:
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ :
İDDİA VE SAVUNMALARIN ÖZETİ :
Asıl davada davacı vekili; müvekkili ile davalı şirket arasında 05/11/2008 ve 01/10/2009 tarihinde olmak üzere "Ankara Barajları ve Ana İsale Hatlarının Koruma ve güvenliğinin sağlanması işi" ile ilgili olarak iki adet sözleşme imzalandığını, davalı idarenin sözleşme dönemlerine istinaden müvekkili şirketin hak edişlerinden 01/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 81/1-ı bende gereğince %5'lik SGK prim kesintisi adı altında kesinti yaptığını, davalının müvekkili şirketin hak edişlerinden %5 tutarında kesinti yapmasının yasaya aykırı olup bu kesintinin dayanağının Kamu İhale Kurumu tarafından çıkartılan 25/10/2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Kamu İhale Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Tebliğ hükmünün gösterilemeyeceğini, zira tebliğ hükmünde "...506 sayılı Kanuna göre kesilir" ifadesinin yer aldığını, 25/10/2008 tarihinde 5510 sayılı Kanun'un yürürlükte bulunduğunu, yayın tarihinde mülga olan bir kanuna dayanarak çıkarılan genel tebliğ düzenlemesinin yok hükmünde bulunduğunu,
Ayrıca 5510 sayılı Kanunun 81/1- ı bendinde yapılan teşvik düzenlemesine ilişkin Kamu İhale Kurumuna tebliğ çıkarma yetkisi verildiğini, %5'lik Hazine desteğine ilişkin düzenlemelerin SGK Başkanlığı ile Hazine Müşteşarlığı tarafından yapılacağının yasa gereği olduğunu, idarenin müvekkilinin alacağını tam ödememekle kusurlu bulunduğunu, idarenin sözleşme kapsamında ödeyeceği bedelin almış olduğu hizmet karşısında ödediği hizmet bedeli olduğunu, müvekkilinin alacaklarından dava konusu 418.628,78 TL'yi keserek eksik ödeme yaptığını, bu miktarın 11/03/2011 tarihli ödeme emri ile 215.040,86 TL'sini, 09/05/2011 tarihli ödeme emri ile 145.937,54 TL'sini, 28/04/2011 tarihli ödeme emri ile 9.513,75 TL'sini, 22/06/2011 tarihli ödeme emri ile 12.135,73 TL'sini, 20/07/2011 tarihli ödeme emri ile 12.208,89 TL'sini, 22/08/2011 tarihli ödeme emri ile 11.664,16 TL'sini, 29/09/2011 tarihli ödeme emri ile de 12.127,85 TL olarak müvekkilinin istihkaklarından kestiğini, 09/05/2011 tarihli ödeme emrindeki kesintinin 05/11/2008 tarihli sözleşme dönemine ilişkin kesinti olup, 05/11/2008 tarihli sözleşmeye dayalı işin bitirilip SGK'dan soğuk damgalı ilişiksizlik belgesi alınarak kati teminatın idare tarafından serbest bırakılmasından sonra sözleşmeden doğan alacaklardan yapılan bir kesinti olduğunu, 12/04/2011 tarihinde davalı idareye başvurduklarını, olumlu cevap alamadıklarını ve davalının kesinti yapmaya devam ettiğini, Kamu İhale Kurumu'nun 06/06/2011 tarihli 850-10847 sayılı yazısı davalı idareye bildirilmesine rağmen yine kesintilerin devam ettiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla sözleşmelerden doğan ve davalı tarafından ödenmeyen istihkaklarından kesilen dava konusu, 418.628,78 TL alacağın her bir kesinti tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; dava konusu talebin zamanaşımına uğradığını, davanın bu nedenle reddi gerektiğini, müvekkili idarece yapılan kesintinin haklı ve yerinde olduğunu, yükleniciye yapılacak ödemelerde Hazinece karşılanan tutarların dikkate alınması ve hakediş ödemelerinden mahsup edilmesinin gerekli olduğunu, bu farkın hesaplanarak fiyat farkında gösterilmemesi halinde aynı prim tutarın hem ihale çerçevesinde bütçe ödeneklerinden, hem de yapılan düzenleme çerçevesinde Hazine tarafından karşılanmış olacağını, Sayıştay Başkanlığı'nca yapılan 2008-2009-2010 denetimleri aşamasında hakedişlerden yukarıda belirtilen düzenlemeler doğrultusunda hakedişlerden kesilmeyen tutarların kamu zararı olarak nitelendirildiğini ve ilgili kişilere zimmet çıkartıldığını, 6183 sayılı Kanuna ve eklerine uygun olarak tahsiline gidilmesi gerektiği hakkında rapor düzenlediğini, bu yasal düzenlemelerin, kesintilerin yasal dayanağını oluşturduğunu, dava konusu %5 Hazine prim desteğine konu olan işin hizmet alım işi olup, hizmet alım ihalelerinde doğrudan hizmette çalışacak kişilerin maliyeti dikkate alınarak keşif bedeli dolayısıyla ihale bedelinin belirleneceğini, bu nedenle idarenin %5'lik prim desteğini dikkate alarak yapacağı ihalelerde ihale bedeli düşeceğinden Sayıştay tarafından bahse konu % 5'lik Hazine prim desteğinin hakedişlerden niçin kesilmediğinin sorgulandığını, idari işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
Birleşen Ankara 11.ATM'nin 2014/1209 esas sayılı dava dosyasında, davacı vekili; taraflar arasında hizmet sözleşmesinden kaynaklı şimdilik 25.679,64-TL alacağın 16.852,34-TL'sinin 10/10/2014 tarihinden itibaren, kalan 7.827,30-TL'sinin de 06/11/2014 tarihinden itibaren avans faiziyle davalıdan tahsilini istediğini, bu konuda aynı zamanda Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/472 numaralı dosyası ile dava açtıklarını, bu dosya irtibatlı olup birleştirme talep edildiğini, bu nedenle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla yukarıda belirttiği miktarların belirtilen tarihlerden itibaren davalıdan tahsili talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımından reddi gerektiğini, husumet itirazları bulunduğunu ve esas yönden de davanın reddini istemiştir.
Birleşen Ankara 1.ATM'nin 2014/603-589 esas karar sayılı dava dosyasında davacı vekili; 2009-2014 yılları Ankara barajları ve Ana İsale Hatlarının Koruma ve Güvenliğinin sağlanması işinin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ... Genel Müdürlüğü tarafından ihaleye çıkartıldığını, ihale sonucunda işin müvekkili şirkete verildiğini, bu iş ile ilgili olarak müvekkili şirket ile davalı ... arasında biri 05/11/2008 ve diğeri 01/10/2009 tarihli olmak üzere 2 adet sözleşme imzalandığını, müvekkilinin ...'den aldığı bu işin bir bölümünü taşeron olarak dava dışı ... Özel Güvenlik ve Eğitim Eğ. Danışmanlık Hizmetleri A.Ş ne verdiğini, davalı ...'nin müvekkili şirketin hak edişlerinden 01/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı yasanın 81/ı maddesi gereğince % 5'lik SGK prim indirimi kesintisi yapıldığını, davalının bu şekilde kesinti yapması üzerine müvekkilinin davalının yapmış olduğu % 5'lik SGK prim indirimi kesintisini kendi taşeronlarına yansıttığını, taşeronlarının istihkaklarından kesinti yaptığını, davalının 215.040,86 TL kestiğini, bu miktarın taşeron ... Özel Güv. Ve Eğ. Dan. Hizmetleri Ltd.Şti'ne isabet eden kısmın 140.496,18 TL olduğunu, davalı ...'nin müvekkilinin istihkaklarından, müvekkilinin de taşeronlarından ... Özel Güv. Ve Eğ. Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti'nden kestiği kısım için adı geçen taşeron şirketin Ankara 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/33 esas sayılı dosyasıyla müvekkili aleyhine dava açarak, 140.496,18 TL'nin tahsilini istediğini, ... Genel Müdürlüğü'nün müvekkilinin hakedişlerinden yaptığı kesintilerin taşeronlara yansıtılması neticesinde taşeron şirketler tarafından müvekkili aleyhine alacak davaları açıldığını, müvekkilinin de kendi istihkaklarından yasalara aykırı şekilde yapılan kesintilerin tahsili için Ankara 18. Ticaret Mahkemesi'nin 2012/324 esas sayılı dosyasıyla ... Genel Müdürlüğü aleyhine alacak davası açtıklarını, bu nedenle mahkemenin 2014/603 esas sayılı dosyasının, Ankara 18. Ticaret Mahkemesi'nin 2012/324 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DAVANIN SEYRİ VE SONUCU :
İlk derece mahkemesince "...İncelenen asıl ve birleşen dava dosyalarının kapsamı taraf şirketler arasında imzalanan özel güvenlik hizmet sözleşmeleri, bu hizmet sözleşmeleri kapsamında asıl dava yönünden davalı kurumun % 5 lik kesinti yaptığı miktar, birleşen davalar yönünden kesinleşen kararlar ve icra dosyalarına yapılan ödemeler ile alınan bilirkişi raporları karşısında;
Taraflar arasında "Ankara barajları ve ana isale hatlarının koruma ve güvenliğinin sağlanması işi" ile ilgili olarak 05/11/2008 ve 01/10/2009 tarihlerinde olmak üzere 2 adet sözleşme imzalandığı, asıl dava yönünden bu sözleşme dönemlerine istinaden davacı şirketin hakedişlerinden 5510 sayılı Kanun'un 81/1-ı bendi gereğince % 5 lik SGK prim indirimi kesintisinin davalı kurumca yapılmasının 5510 sayılı Yasa ve 4753 Yasa kapsamında haksız ve yersiz olduğu anlaşılmış, davacının talebi ile bağlı kalınarak 418.628,78 TL üzerinden davanın kabulüne karar vermek gerekmiş, davacı vekili her ne kadar bu kesintilerin kesinti tarihinden itibaren avans faizi ile tahsilini talep etmiş ise de davalıyı bu davayI açmadan önce temerrüde düşürdüğüne iliskin ihtarname eklemediği, bu yönde iddiası da olmadığı gibi taraflar arasında imzalanan Özel Güvenlik Hizmet Sözleşmelerinde davacı lehine faizin başlangıcı yönünden bir hüküm de bulunmadığı görülmekle, dava tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verilmiş, uyuşmazlık tacirler arasındaki hizmet sözleşmesinden kaynaklı olup davacı dava dilekçesinde avans faiz istediğinden 3095 sayılı 2/2 maddesi uyarınca avans faizine hükmetmek gerekmiştir.
Birleşen her iki dava yönünden ise, iki bilirkişi raporu arasında bu dosyalar yönünden görüş ayrılığı oluşmuş ise de bu hususlar mahkemenin takdirinde olup davacının istihkaklarından kesilen %5 lik indirimin davacı tarafından alt taşeronlarına yansıtılması ve aleyhine açılan davaların kabul ile sonuclanması üzerine bu yargılama masraflarını, haksız eylemi nedeniyle bu işleme sebebiyet veren davalı kurumdan talep etmesi haklı ve yerinde görülmüş ve buna göre yapılan irdelemede;
Birleşen Ankara 11. ATM nin 2014/1209 esas sayılı dava dosyası yönünden; yukarıda bahsedilen özel güvenlik hizmet sözleşmesi kapsamında davalı ...'nin bu şekilde kesinti yapması üzerine davacı şirketin, davalı idarenin yapmış oluduğu %5 oranındaki SGK prim kesintisinin kendi taşeronlarına yansıttığı ve istihkaklarından kesinti yapması üzerine bu şirketlerden biri olan ... Özel Güvenlik ... A.Ş tarafından Ankara 10. Asliye Ticaret mahkemesi'ne 2014/398 esas sayılı dosyası ile dava açarak istihkaklarından kesilen 145.937,54 TL'nin faizi ile tahsilini istediği, yapılan yargılama sonucunda davanın kabulü ile bu miktarın dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davacıdan tahsiline karar verildiği, bu miktarın ve ferilerinin toplamı 24.679,64 TL'nin ödenmek zorunda kaldığı gerekçesi ile açılan bu davada, davacının bu talebinin haklı olduğu anlaşılmış ve bu miktarın da birleşen davadaki dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar vermek gerekmiş,
Birleşen Ankara 1. ATM nin 2014/603 esas sayılı dava dosyası yönünden; yukarıda bahsedilen Özel Güvenlik Hizmet Sözleşmesi kapsamında davalının bu şekilde kesinti yapması üzerine davacı şirketin davalı idarenin yapmış oluduğu %5 oranındaki SGK prim kesintisinin kendi taşeronlarına yansıttığı ve istihkaklarından kesinti yapması üzerine bu şirketlerden biri olan ... Özel Güvenlik ...A.Ş tarafından Ankara 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne 2012/33 esas sayılı dosyası ile dava açarak istihkaklarından kesilen 140.496,18 TL'nin faizi ile tahsilini istediği, yapılan yargılama sonucunda davanın kabulü ile bu miktarın dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davacıdan tahsiline karar verildiği, bu miktarın ve ferilerinin toplamı 47.761,31TL'nin ödenmek zorunda kaldığı gerekçesi ile açılan bu davada, davacının bu talebinin haklı olduğu anlaşılmış ve bu miktarında birleşen davadaki dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline..." şeklinde karar verilmiştir.
- Hükme karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 10.11.2021 tarih, 2018/41 E., 2021/1641 K. sayılı kararıyla; "I-Asıl davada, taraflar arasında güvenlik hizmeti işine ilişkin hizmet alımı tip sözleşmesi imzalandığı, davalı tarafından davacı hakedişlerinden 5510 sayılı Yasanın 81/1-ı maddesine dayanılarak haksız kesinti yapıldığı iddiası ile yapılan haksız kesintilerin kesinti tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsili istenmiştir.
a-İstinaf (kesinlik) sınırı belirlenirken, yalnız asıl talep nazara alınır: faiz, icra tazminatı (İİK m. 67, m. 69, m. 72) ve (ihtarname, delil tespiti ve yargılama giderleri gibi) giderler hesaba katılmaz (Prof. Dr. Baki Kuru, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medenî Usul Hukuku, Ağustos 2016 S: 672).
Asıl dava kabul edilmiş olup olup davacı vekilinin istinaf başvurusu feri nitelikteki faizin başlangıcına yöneliktir. Kesin olan kararlara yönelik istinaf istemleri yönünden HMK'nın 346/(1) maddesi uyarınca mahkemece bir karar verilebileceği gibi, aynı Kanun'un 352. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi'nce de karar verilebileceğinden, HMK'nın 346/(1) ve 352/(1)-b. maddeleri uyarınca davacı vekilinin istinaf dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
b-Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine aykırılığın da tespit edilmemesine göre, İlk derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, HMK.'nın 353/(1)-b.1 ve 359/(3) maddeleri uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
II- a-Birleşen davalarda, davacı şirket ile davalı idare arasında güvenlik hizmeti işine ilişkin hizmet alımı tip sözleşmesinin imzalandığı, davalı tarafından davacı hakedişlerinden 5510 Sayılı Yasının 81/1-ı maddesine dayanılarak haksız kesintiler yapması üzerine davacının da işin bir bölümünü taşerona verdiği, davalının yaptığı %5'lik kesinti nedeniyle bu kesintiyi kendi taşeronlarına yansıttığı ve bu nedenle aleyhine açılan davalar sonunda verilen mahkeme kararları ve bu doğrultuda aleyhinde yapılan icra takipleri neticesinde, dava konusu asıl alacak dışında, ilam vekalet ücreti, yargılama gideri, icra tahsil harcı, icra avukatlık ücreti ödemek zorunda kaldığı iddiası ile asıl alacak dışında yapılan bu ödemelerin davalıdan ödeme tarihlerinden itibaren faizi ile birlikte tahsili istenmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yargılama sırasında alınan 11.08.2014 tarihli kök rapor ile 24.08.2015 tarihli ek raporda birleşen dava ile ilgili özetle; " davacı ...'nın 5510 sayılı Kanun kapsamına girmeyen bir firma olup alt taşeron olarak çalıştırdığı ve sözleşme gereği İdareye bildirimde bulunduğu firmaların bu teşvikten yararlanmaları sebebiyle hakedişlerinden kesinti yapıldığının belirlendiğini, bahse konu kesintilerin ikinci olarak imzalanan 01.10.2009 tarihli sözleşme döneminde ve ihaleye ait hakedişler üzerinden yapıldığı, herhangi bir ihtar ve talepte bulunulmadığı, kesilmesi gerektiği ifade edilen tarih ile fiili kesintinin yapıldığı tarih arasında gecikme cezası adı altında tahakkuk ettirilen miktarların ilave edildiğini, kesinti yapılmasına etken olan hususun Sayıştay denetimi sırasında düzenlenen rapor ve bu kesintileri yerine getirmeyen personel hakkında soruşturma açılmasına bağlı olduğu" açıklanmış ve sonuç kısmında davacının alt taşeron ... Özel Güvenlik .... LTD. ŞTİ' den kesinti yapmasının doğru olmadığı belirtilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi'nce 14.12.2016 tarihli daha sonra alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, birleşen Ankara 11.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/1209 E. Sayılı ve birleşen Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/603 E. Sayılı davalarının kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Birleşen davalarda her ne kadar davacı vekili, davalı tarafından müvekkilinin hakedişlerinden 5510 sayılı Kanun'un 81/1-1 maddesine dayanılarak %5 oranında haksız kesinti yapıldığı, bu nedenle müvekkili tarafından işin bir kısmının ihale edildiği, birleşen davalardaki davalı alt taşeronların hakedişlerinden müvekkili tarafından yapılan kesintiler nedeniyle, alt taşeron şirketler tarafından müvekkili aleyhine açılan davalar ve kesinleşen yargı kararları ve müvekkili hakkında başlatılan icra takipleri nedeniyle ödenen asıl alacak dışındaki icra giderleri yönünden talepte bulunmuş ise de davacının davalı ...'nin 5510 Sayılı Yasanın 81/1-ı maddesine dayanılarak hak edişlerinden kesinti yapması nedeniyle dava dışı alt taşeronların hak edişlerinden bu nedenle kesinti yapması haklı bir nedene dayanmadığından, davacı vekili yapmış olduğu kesintiler nedeniyle maruz kaldığı icra takiplerinden dolayı ödemek zorunda kaldığı yargılama giderlerini, davalıdan talep edemez. Bu nedenle birleşen davaların reddi gerekirken kısmen kabul edilmesi doğru olmamıştır.
Bu durumda Dairemizce, birleşen davalar yönünden davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle, HMK'nın 353/(1)-b.2. maddesi uyarınca İlk derece Mahkemesi kararını kaldırarak yeniden esas hakkında karar verilmesi... " şeklinde karar verilmiştir.
-Dairemiz kararına karşı taraf vekillerince temyiz yoluna başvurulması üzerine, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 27.03.2023 T., 2022/212 E., 2023/1232 K. sayılı kararıyla; "...1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
- Dosya kapsamından, İlk Derece Mahkemesince davacının asıl davası yönünden davanın 418.628,78 TL asıl alacak yönünden kabulüne, faiz başlangıcına yönelik talebinin reddine karar verildiği, davacı tarafça asıl dava bakımından kesintilerin yapıldığı tarihten itibaren faize hükmedilmesi gerektiğinden faiz başlangıcı yönünden hükmün istinaf edildiği, Bölge Adliye Mahkemesince asıl davada kesin olan karara yönelik istinaf istemi yönünden davacı tarafın istinaf dilekçesinin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesinin kesinlik sınırı belirlenirken yalnızca asıl talebin nazara alınacağı, faiz, icra tazminatı ve (ihtarname, delil tespiti ve yargılama giderleri gibi) giderlerin hesaba katılmayacağı yönündeki gerekçesi yerinde olmakla birlikte davacının asıl talebi olan 418.628,78 TL alacağa ilişkin olarak faiz başlangıcı yönünden istinaf itirazları olduğu ve kabul edilen bu miktar üzerinden istinaf sınırı belirlenmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile dava asıl alacak yönünden kabul edildiğinden bahisle kesinlik sınırı altında kaldığından istinaf dilekçesinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması..." karar verilmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 27.03.2023 T., 2022/212 E., 2023/1232 K. sayılı kararına karşı Dairemizce "Somut olayda, dava dilekçesinde, 418.628,78 TL alacağın her bir kesilme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istenilmiş olup, İlk derece Mahkemesince, davanın kısmen kabulüne, 418.628,78 TL davacı alacağının 03.12.2012 dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacı vekilinin faiz başlangıç tarihine yönelik isteminin reddine karar verilmiştir. Davacı vekilince dava değerine dahil olmayan, fer'i nitelikteki faiz başlangıcının her bir kesinti tarihinden itibaren yapılması isteminin reddine ilişkin hüküm bölümü yönünden istinaf isteminde bulunulmuştur. Davacı tarafın asıl davada talep miktarının tamamının kabulüne karar verildiği, istemin reddedilen bir kısmının bulunmadığı anlaşılmış olup, istinaf başvurusu katılma yolu ile de yapılmamıştır.
Alacak davalarında istinaf (kesinlik) sınırı belirlenirken, yalnız alacağın aslı (asıl talep) nazara alınır: faiz, icra tazminatı (İİK m. 67, m. 69., m. 72) ve (ihtarname, delil tespiti ve yargılama giderleri gibi) giderler hesaba katılmaz. (Prof. Dr. Baki Kuru, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medenî Usul Hukuku, Ağustos 2016) Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 09.10.2018 tarih ve 451 E., 17783 K., Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 01.10.2018 tarih ve 12965 E., 20570 K., Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 07.11.2013 tarih ve 10767 E., 18588 K. sayılı ilamları da bu yöndedir.
Temyiz sistemi yönünden de mevcut bulunan, istinaf yoluna başvurulabilmesinin belirli bir miktarla sınırlandırılmasının benzeri hükmün (HUMK m.427) Anayasaya aykırılığı gerekçesiyle açılan davada Anayasa Mahkemesi; 20.01.1986 tarih ve 23/2 sayılı kararında, "..bu sınırın davaların hızlandırılması ve Yargıtay'ın iş yükünün bir ölçüde azaltılmasının amaçlandığı, bu sınırlamanın kamu yararına yönelik olduğu ve hak arama hürriyetinin de kamu yararı dikkate alınarak sınırlanabileceği..." gerekçesiyle, anılan hükmün Anayasaya aykırı olmadığına karar vermiştir.
Dairemizin bozma kararına konu kararında ve yukarıda açıklandığı üzere, asıl davada davacı vekilinin dava konusu ettiği tüm tutarlar yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olup, talebinin reddine karar verilen kısmı bulunmamaktadır. Asıl davada davacı vekilinin dava konusu ettiği tüm alacak tutarı kabul edildiğinden kabulüne karar verilen alacak tutarı yönünden zaten hükme karşı istinaf yoluna başvurmakta hukuki yararı da bulunmamakta; talebin fer'i niteliğindeki faiz başlangıç tarihi yönünden ise istinaf hakkı bulunmamaktadır. Kaldı ki, asıl davaya konu alacak talebi yönünden davadan önce usulüne uygun temerrüt ihtarı da bulunmamaktadır. Davacı vekilinin dayandığı temerrüt ihtarları birleşen davaya konu alacak kalemlerine ilişkindir. Bu nedenlerle, Yüksek 6. Hukuk Dairesinin, "davacının asıl talebi olan 418.628,78 TL alacağa ilişkin olarak faiz başlangıcı yönünden istinaf itirazları olduğu ve kabul edilen bu miktar üzerinden istinaf sınırı belirlenmesi gerektiği", yolundaki gerekçelerine katılmak mümkün olmamıştır.
Bu nedenlerle, Dairemizin 10.11.2021 tarih ve 2018/41 E., 2021/1641 K. sayılı kararında direnilmesine,..." karar verilmiştir.
Dairemiz kararına karşı taraf vekillerince direnme kararının bozulması talep edilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.05.2024 tarih., 2024/6-118 E., 2024289 K. sayılı kararıyla "...1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde fayda vardır.
-
İstinaf kavramı Türk Hukuk Lûgatı'nda; “İlk derece mahkemelerince verilen hüküm ile sonuçlanan davanın ikinci derecede üst derece mahkemelerinde (bölge adliye mahkemesi, bölge idare mahkemesi) yeniden görülmesi için başvurulan yargı yolu” şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı C. 1, Ankara 2021, s. 602). İlk derece mahkemelerinin kararlarına karşı gidilebilen bu yol, ülkemizde iki dereceli olan yargı sisteminin üç dereceli hâle gelmesini sağlamış ve böylelikle daha güvenli bir yargılama öngörülmüştür (Muhammet, Özekes: Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, C. III, İstanbul 2017, s. 2200).
-
Bölge Adliye Mahkemeleri 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 25, Geçici 2 ve 3 üncü maddeleri uyarınca kurulmuş olup, faaliyete ise Adalet Bakanlığının 07.11.2015 tarihli 29525 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan kararı ile 20.07.2016 tarihinde başlamıştır.
-
Bir kararın istinaf edilip edilemeyeceği Kanun tarafından belirlenir. Kanuna göre istinaf edilemeyecek bir kararın istinaf edilebileceğine karar verilemez (Baki, Kuru: Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Ankara 2020, C.II, s. 1338).
-
Hangi kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabileceği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 341 inci maddesinde;
(Değişik:22/7/2020-7251/34 md.) İlk derece mahkemelerinin aşağıdaki kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilir:
a) Nihai kararlar.
b) İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları, karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları, karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlar.
(2) Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/41 md.) Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir.
(3) Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda üç bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir.
(4) Alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü üç bin Türk Lirasını geçmeyen taraf, istinaf yoluna başvuramaz.
(5) İlk derece mahkemelerinin diğer kanunlarda temyiz edilebileceği veya haklarında Yargıtaya başvurulabileceği belirtilmiş olup da bölge adliye mahkemelerinin görev alanına giren dava ve işlere ilişkin nihai kararlarına karşı, bölge adliye mahkemelerine başvurulabilir”.
Şeklinde sıralanmıştır. Açıklanan kesinlik sınırı 6100 sayılı Kanun'un ek 1 inci maddesi uyarınca her yıl yeniden değerlendirme oranında artırılmaktadır.
-
Kesinlik sınırı kamu düzenine ilişkin olup sınırın belirlenmesinde dava konusu alacağın değeri dikkate alınır. Başka bir ifadeyle alacak davalarında istinaf kesinlik sınırı belirlenirken, yalnız alacağın aslı yani asıl talep nazara alınır; faiz, icra tazminatı, ihtarname, delil tespiti ve yargılama gideri gibi giderler hesaba katılmaz (Kuru- s. 1342).
-
Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 27.01.2022 tarihli ve 2021/(17)4-859 Esas, 2022/62 Karar sayılı kararında da benimsenmiştir.
-
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesince asıl davada 418.628,78 TL asıl alacak yönünden davanın kabulüne, faiz başlangıç tarihine ilişkin talebin ise reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekilinin asıl davada faizin başlangıç tarihi yönünden istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince kabul edilen asıl dava bakımından davacının istinaf başvurusunun fer'î nitelikteki faiz başlangıç tarihine yönelik olduğu ve bu hâliyle kararın kesin olduğu gerekçesiyle istinaf dilekçesinin reddine karar verildiği görülmektedir.
-
Bölge Adliye Mahkemesince asıl davada davacı vekilinin istinaf dilekçesinin reddine dair verilen kararın temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece davacının asıl davada kesinlik sınırının üzerinde olan ve kabul edilen asıl alacağa bağlı faizin başlangıç tarihine yönelik istinaf başvurusunun esastan incelenmesi gerektiğinden bahisle kararın bozulduğu, bozmadan sonra da Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararın gerekçesi aynen tekrarlanmak suretiyle direnme kararı verildiği anlaşılmaktadır.
-
Bölge Adliye Mahkemesince asıl davada istinaf kesinlik sınırı belirlenirken, yalnız alacağın aslının yani asıl talebin nazara alınacağı, faiz, icra tazminatı, ihtarname, delil tespiti ve yargılama giderleri gibi gider ve masrafların hesaba katılmayacağı konusunda yapılan tespit yerinde ise de; davacının asıl davaya karşı başvurduğu istinaf talebinin 418.628,78 TL tutarındaki asıl alacağa bağlı olan ve asıl alacağın fer'îsi niteliğindeki faiz başlangıç tarihi yönünden olduğu, istinaf kesinlik sınırının kabul edilen bu miktar üzerinden belirlenmesi gerektiği gözden kaçırılarak faiz başlangıç tarihine yönelik istinaf itirazının kesinlik sınırının altında kaldığı ve davacının istinaf dilekçesinin reddedilmesi gerektiğinden bahisle direnme kararı verilmesi doğru olmamıştır.
-
Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince davacının asıl davada istinaf kesinlik sınırının üzerinde olan ve kabul edilen 418.628,78 TL tutarındaki asıl alacağa bağlı fer'î nitelikteki faiz başlangıç tarihine yönelik istinaf başvurusunun esastan incelenerek hâsıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.
-
Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
-
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Asıl ve birleşen davada ise davalı vekilinin temyiz itirazlarının hukuki yarar yokluğundan reddine
..." şeklinde karar verilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ,
HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE :
Asıl davada, taraflar arasında güvenlik hizmeti işine ilişkin hizmet alımı tip sözleşmesi imzalandığı, davalı tarafından davacı hak edişlerinden 5510 Sayılı Yasanın 81/1-ı maddesine dayanılarak haksız kesinti yapıldığı iddiası ile yapılan haksız kesintilerin kesinti tarihlerinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsili talep edilmiştir.
Yargıtay HGK'nun 29.05.2024 tarihli bozma kararı gereğince ile asıl davada davacı vekilinin faiz başlangıcına yönelik temyiz itirazları Dairemizce esastan incelenmiştir.
Her ne kadar davacı vekili, dava konusu haksız kesintilerin dava tarihinden değil her bir kesinti tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini bildirmiş ise de dosyanın tetkikinde, davacı tarafça dava konusu haksız kesintilere ilişkin herhangi bir temerrüt ihtarının düzenlenmediği görülmüştür. Davacı vekili tarafından dosyaya ibraz edilen ve ihtar niteliğinde olduğu bildirilen yazıların ise dava konusu kesintilere ilişkin olup olmadığı belirlenemediği, farklı dava dosya numaralarının yazıldığı görülmüş, kesinti tarihlerinden öncesine ait bir kısım yazışmaların ise temerrüt ihtarı niteliğinde olmadığı, zira iadesi istenen kesinti miktarını ve ödeme süresini açıkça içermediği anlaşılmıştır. Yargılama sırasında alınan bilirkişi raporlarında da aynı yönde belirleme yapılmış, davacı vekilinin bu yöne ilişkin itirazları mahkemece de giderilmiştir.
Bu durumda, davacı vekilinin her bir kesinti tarihinden itibaren faize hükmedilmesi yönündeki itirazları yerinde olmayıp, bu yöne ilişkin talebin esastan incelenmesi sonucu yerinde olmadığı anlaşılmış, aşağıdaki şekilde karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM :
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
A-Davacının asıl davasının KISMEN KABULÜ ile,
418.628,78 TL davacı alacağının 03.12.2012 dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Davacının faizin başlangıcına yönelik talebinin REDDİNE,
1. Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 28.596,53 TL harçtan peşin olarak alınan 6.216,65 TL'nin düşümü ile kalan 22.379,88 TL karar harcının davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına,
2. Davacı davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 64.608,03. TL nisbi vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
3. Davacı tarafından yatırılan 6.216,65 TL harç ile 1,418,90 TL yargılama gideri olmak üzere toplam 7.635,55 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
B- Davacının birleşen Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/1209 Esas sayılı davasının reddine,
1. Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 59,30 TL harçtan peşin olarak alınan 421,50 TL'nin mahsubu ile kalan 362,20 TL'nin karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacıya iadesine,
2. Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
3. Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan 4.080,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
C- Davacının birleşen Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/603 Esas sayılı davasının reddine,
1. Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 59,30 TL harçtan peşin olarak alınan 815,65 TL'nin mahsubu ile kalan 756,35 TL'nin karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacıya iadesine,
2. Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan 7.164,19 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Asıl ve birleşen davalarda artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde istek halinde taraflara iadesine,
17/09/2024 tarihinde, taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'da TEMYİZİ KABİL olmak üzere OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ : 17/09/2024
Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:34:32