Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
bam
2022/943
2024/1007
18 Eylül 2024
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 22. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/943 - 2024/1007
T.C.
A N K A R A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ
22. H U K U K D A İ R E S İ
ESAS NO : 2022/943 ( KABUL KALDIRMA)
KARAR NO : 2024/1007
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 03/03/2022
ESAS-KARAR NO : 2021/366 E 2022/158 K
DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI :
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali
KARAR TARİHİ : 18/09/2024
YAZILDIĞI TARİH : 07/10/2024
Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ
İDDİANIN ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanan 23/03/2020 tarihli Mal Alım Sözleşmesi ile 1.309.000 adet N-15 tipi maskenin müvekkili tarafından üretilerek davalıya teslim edildiğini, toplam 13.430.342,00 TL'lik fatura düzenlendiğini ve 119.774,76 TL damga vergisi ödediğini, 28/04/2020 tarihli belge uyarınca tarafların bedel ve ürün konusunda mutabakata vardıklarını, davalının bakiye 7.787.340,00 TL satış bedelini ödememesi üzerine başlatılan icra takibine haksız yere itiraz ettiğini, müvekkili tarafından davalıya gönderilen ihtara verilen cevapta, davalının, sözleşmenin tek taraflı olarak feshedildiği, maskelerin taahhüt edilen özellikleri taşımadığı, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı nezdinde yapılan test sonuçlarına göre maskelerin kullanıcılara ulaşımının engellenmesi için gerekli tedbirlerin alınmasına dair talimat verildiği ve müvekkilinin üretimde ağır kusurlu olduğu iddiasında bulunduğunu, ancak maskelerin davalıya noksansız, kusursuz ve teknik gereklerine uygun olarak teslim edildiğini, davalı tarafından test yapılan ürünlere dair müvekkiline herhangi bir bilgi verilmediğini, testin müvekkili ürünleri ile ilgili olduğuna dair hiçbir somut veri gösterilmediğini, ayıp ihbarının süresinde ve usulüne uygun yapılmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla sözleşmenin 4.4.5. maddesi uyarınca davalının önce ürünün başka bir ürün ile değiştirilmesini talep etmesi gerektiğini, ancak bu yönde bir talepte bulunmadığını, davalı şirkete teslim edilen ürünlerin müvekkiline iade edilmediğini ve halen mevcut olmadığını, sözleşmede belirtilen fesih kurallarının hiçbirinin gerçekleşmediğini, haksız fesih ihbarının müvekkiline tebliğ edilmediğini ve geçersiz olduğunu, müvekkilinin alacağının sabit olduğunu ileri sürerek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMANIN ÖZETİ
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin Sağlık Bakanlığının ilgili kuruluşu olması sebebiyle maske ihtiyacının müvekkili tarafından tedarik edildiğini, imzalanan sözleşme uyarınca davacı tarafından müvekkili şirkete teslim edilen maskelere yönelik olarak 27/04/2020 tarihinde müvekkili şirket tarafından Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü'ne test amacıyla 13 farklı numune gönderildiğini, Genel Müdürlüğün 01/05/2020 tarihli yazında, davacı tarafın N95 maske markası olan "..." ürünlerine ilişkin olarak ürünlerin TS EN 149:2001+A1:2009 standardına göre filtre malzemesi nüfuziyeti ile solunum direnci deneylerine tabi tutulduğu, numunelerin beyan edilen koruma seviyelerini sağlamadığı ve güvenli olmadığı, ürünlerin yapısı dikkate alındığında güvenli hale getirilmesine de imkan bulunmadığı, ürünlerin nihai kullanıcıya ulaşmasının engellenmesi için depolarında bulunan ürünlerin bertaraf edilmesi de dahil olmak üzere uygun koruyucu tedbirlerin ivedilikle alınması hususunun bildirildiğini, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü'ne de numunelerin gönderildiğini, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıkları Daire Başkanlığı Muayene Komisyonu tarafından da konuyla ilgili "Ürünlerin başta sağlık çalışanları ve çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarına teslimi halinde son kullanıcılar açısından geri dönülemez sonuçların doğması risline binaen; FFP3/FFP2/N95 maske koruma seviyelerini sağlamayan ve bu hali ile güvenli olmayan ürünler sağlık tesislerinin kullanımına sunulmamış olup tarafınıza iade edilmektedir." şeklinde rapor düzenlendiğini, her iki sonucun davacı tarafa bildirimi üzerine davacının ihtarname ile 7.780.000,00 TL bakiye alacağın tahsilini talep ettiğini, ihtarnameye itiraz edildiğini, davacının icra takibi başlattığını, sözleşme hükümlerine ve genel olarak N95 maskelerde bulunması gereken teknik gereklere/standartlara aykırı olarak üretilen, gizli ayıplar içeren ve başta sağlık çalışanlarının hayatı olmak üzere genel kamu sağlığını tehlikeye sokan gizli ayıplı maskelerin ağır kusurlu olarak davacı tarafından müvekkiline teslim edildiğini, müvekkili şirket yetkilileri tarafından imzalanan herhangi bir mutabakat formunun bulunmadığını, mutabakat formu geçerli kabul edilse dahi gizli ayıbın sonradan ortaya çıktığını, bu sebeple ayıptan önce düzenlenen belgenin müvekkili şirket yönünden hüküm ve sonuç doğurmayacağını savunarak davanın reddine ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ
Mahkemece toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre, maskelerin üretiminin davacı tarafından yapılacak olması nedeniyle taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi mahiyetinde olduğu, takibe konu faturanın hak ediş alacağı olduğu, hak ediş alacaklarında hak edişin içeriğini oluşturan mal ya da hizmetin yüklenici tarafından sözleşme uyarınca yerine getirilip getirilmediğinin araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği, hak ediş alacağında sözleşmenin haklı veya haksız feshinin öneminin bulunmadığı, bu nedenle davalı tarafından sözleşmenin haklı ya da haksız feshedildiği husususun değerlendirilmesine gerek olmadığı, davacı tarafından teslim edilen maskelerin tamamının imha edildiği, bu nedenle bilirkişi incelemesi yapılamadığı, sözleşme kapsamında teslim edilen ürünlere ilişkin Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığın İş Sağlığı ve Genel Müdürlüğü'nün 30/04/2020 tarihli testi ve 01/05/2020 tarihli test sonucuna ilişkin yazısı ile Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü'nün 05/04/2020 tarihli raporun bulunduğu, teknik anlamda tek testin 30/04/2020 tarihli test olduğu, söz konusu testi düzenleyen kurumun kamu otoritesi kullanan bağımsız bir kurum olduğu, bu nedenden ötürü söz konusu kurumca yapılan testin göz ardı edilemeyeceği ve testin kabul edilmesi gerektiği, test sonucu doğrultusunda yazılan 01/05/2020 tarihli yazı ve Sağlık Bakanlığı Halk Sağlık Genel Müdürlüğü'nün 05/04/2020 tarihli raporu göz önüne alındığında taraflar arasındaki sözleşme uyarınca davacı tarafından davalıya teslim edilen ürünlerin halk sağlığına zararlı olacak mahiyette ürün olduğu, davacı yüklenicinin teslim ettiği ürünlerin sözleşme kapsamında davalı iş sahibinin amacına, fen ve sanat kurallarına uygun suretle getirilmiş bir ürün kabul edilemeyeceği, davacının sözleşme kapsamında davalıya eseri teslim ettiğinden bahsedilemeyeceği, kamu sağlının korunması amacıyla üretilmesi istenilen ürünlerin kamu sağlığına zararlı olması sebebi ile davacının ağır kusurlu olduğu, ağır kusurlu olduğu için ve ağır kusur durumunda bir teslimden bahsedilemeyeceğinden davalının herhangi bir ihbar yükümlülüğünün bulunmadığı, ürünlerin insan sağlığına zararlı olması nedeniyle tekrar piyasaya sürülmesinin engellenmesi için taraflar arasındaki sözleşmenin 4.5.maddesindeki prosedürünün çalıştırılmasının davalıdan beklenemeyeceği, davacı taraf ağır kusurlu olduğundan ve ağır kusur durumunda taraflar arasındaki sözleşme gereğince teslim edilmiş bir üründen bahsedilemeyeceğinden tarafların sözleşmenin kurulmasından sonraki aşamalardaki mutabakatlarının hiçbir öneminin kalmayacağı, mutabakatın sözleşme kapsamında teslim edilen bir ürün olduğu durumda dikkate alınabileceği, açıklanan sebeplerle davacı tarafından davalıya sözleşme kapsamında teslim edilmesi gereken ürünlerin davacının ağır kusurundan dolayı teslim edilmemesi sebebiyle davacının davalıdan alacaklı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine, kötüniyet ispatlanamadığından davalının tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava konusu sözleşmenin eser sözleşmesi değil satış sözleşmesi mahiyetinde olduğunu, her halükarda müvekkilinin haklı bulunduğunu, sözleşmenin geçerli olduğunu, davalının öncelikle ürün değiştirme talebinde bulunması gerektiğini, davalının kimseye haber vermeden test yaptırdığını, yaptırılan test sonucunun mahkemece kabul edildiğini, müvekkilinin ağır kusurlu olduğunun ispatlanamadığını, fesih tebligatının yapılmadığını, davalı tarafından mutabakatla borcun kabul edildiğini, gözden geçirme ve bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmediğini, ayıp ya da gizli ayıp ihbarının yapılmadığını, delillerin tamamen toplanmadığını, ürünlerde kusur ve hata bulunmadığını ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının ağır kusurlu olduğu kabul edilmesine rağmen aleyhine tazminata hükmedilmediğini, ağır kusurlu olan davacının takipte kötüniyetli olduğunu ileri sürerek tazminat yönünden kararın kaldırılmasını istemiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR
Uyuşmazlık, öncelikle taraflar arasındaki sözleşmenin niteliği, devamında davacının alacaklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır.
Dayanak Ankara 3.İcra Müdürlüğünün 2020/8454 Esas sayılı takip dosyasının yapılan incelemesine göre, 08/10/2020 tarihinde davacı alacaklı tarafından davalı borçlu ve dava dışı Sağlık Bakanlığı ve Hazine aleyhine 7.787.340,00 TL bedelli faturaya dayalı olarak 7.787.340,00 TL asıl alacak, 325.894,84 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 8.113.234,84 TL alacağın tahsili için ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalı borçlunun süresinde takibe ve borca itiraz ettiği, itirazın iptali davasının İİK 67.maddesi uyarınca süresinde açıldığı görülmüştür.
Öncelikle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin nitelendirmesinin yapılması gerekmektedir.
Dava tarihinde yürürlükte olan ve uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470. maddesinde eser sözleşmesi;
“Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır.
Satım sözleşmesi ise TBK’nın 207. maddesinin birinci fıkrasında;
"Satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir." şeklinde tanımlanmıştır.
Bir sözleşme ilişkisinin kurulabilmesi için sözleşme yapmaya ehil (ehliyet) olanlar arasında, öneri ve kabulün gerçekleşmesi, yani tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamaları (tarafların anlaşması), sözleşme içeriği ve amacının kanunda kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi tutulmamış yani yasaklanmamış (meşru içerik) ve sözleşmenin kanunda öngörülen biçimi varsa buna uyularak (şekil) yapılması sözleşmenin genel unsurlarıdır.
Sözleşmeye ilişkin bu temel unsurlar yanında her sözleşme türünün kendine özgü unsurları bulunmaktadır. Eser sözleşmesinin de kendine özgü olan iki temel unsuru vardır. Bunlar eser ve bedeldir. Bu sözleşme ile bir taraf (yüklenici) istenen özellikle sonucu (eser) meydana getirmeyi, diğer taraf (iş sahibi) ise bu çalışma karşılığında ivaz ödemeyi (bedel) üstlenmektedir.
Eser sözleşmesinde tarafların edimleri birbirinin karşılığını oluşturmakta olduğundan tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmedir. Ayrıca niteliği itibariyle sürekli bir sözleşme olmayıp ani edimli bir sözleşmedir.
Bu sözleşmenin unsuru olan meydana getirilecek eser, aynı zamanda sözleşmenin konusunu oluşturur. Ayırt edici diğer bir temel unsuru ise bedeldir. Meydana getirilecek bir sonuç bulunmasına rağmen bedel ödenmeyeceği kararlaştırılmış ise eser sözleşmesinin varlığından söz edilemez. Bedel, eser sözleşmesinin unsuru ise de tarafların anlaşırken bedeli kararlaştırmamış olmaları sözleşmenin kurulmasına etki etmez. Taraflar kararlaştırmamış olsa da bedel ödeneceğini taraflar biliyor veya bilmesi gerekiyor ise eser sözleşmesinin bulunduğu yine kabul edilecektir.
Eser sözleşmesinin konusu, meydana getirilmesi istenen sonuçtur. İstenen sonuç, bir şeyin yapılmasına ilişkin olabileceği gibi, ortadan kaldırılmasına, iyileştirilmesine veya montajına ilişkin de olabilecektir. Diğer bir ifadeyle baştan yeni bir eser meydana getirilmesine ilişkin olabileceği gibi mevcut bir eserde yapılacak değişiklik veya ilavelerle farklı bir hâle getirilmesine de ilişkin olabilir.
Eser sözleşmesi tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamaları ile kurulur ve sözleşmenin geçerliliği kanunda aksi öngörülmedikçe hiçbir şekle bağlı değildir.
Bir sözleşme ilişkisinin eser sözleşmesi mi yoksa satım sözleşmesi mi olduğunun belirlenmesine gelince; satım sözleşmesinde sözleşme konusu mal hazırdır veya tüm özellikleri önceden belirlenmiş veya bilinen bir mal satışa arz edilmektedir. Eser sözleşmesinde ise özellikleri önceden belli olmayan bir mal, iş sahibinin istediği özelliklere göre imal edilir ve tüm özellikleri de eser ortaya çıktıktan sonra tam olarak bilinebilir hâle gelir.
Eser sözleşmesi özellikleri belirleme, satım sözleşmesi ise önceden belirlenmiş özellikleri beğenme esasına göre kurulmaktadır. Eser sözleşmesinde sözleşmenin konusu, iş sahibinin belirlediği özelliklere göre yapılacak eser iken, satım sözleşmesinde alıcı özelliklerini beğendiği bir malı satın alır. Bu nedenle eser sözleşmesinde kişiye özel üretim yapılırken, satım sözleşmesinde kişiye özel üretim söz konusu değildir.
Satım sözleşmesine konu mal, çoğu zaman toplumsal ihtiyaçlara göre belirlenmiş ölçü ve standartlar esas alınarak üretilmiştir. Eser sözleşmesinde ise ölçü ve standartlar işin tekniği nedeniyle gerekli olabilir ise de asıl olan iş sahibinin istediği ölçü ve isteklere göre eserin meydana getirilecek olmasıdır.
Satım sözleşmesinde satıcı, sözleşmenin yapıldığı sırada bir malın mülkiyetini devretmeyi üstlenirken, eser sözleşmesinde ise yüklenici iş sahibinin istemi üzerine kural olarak bir şey meydana getirmeyi ve bedel karşılığında teslim etmeyi üstlenmektedir.
Sözleşmede beceriye dayalı sonuç unsuru yerine mal teslimi üstün ise eser sözleşmesi değil, satım sözleşmesi söz konusu olacaktır.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde, taraflar arasında imzalanan 23/03/2020 tarihli Mal Alım Sözleşmesi başlıklı sözleşmenin konusunun düzenlendiği 2. maddesinde "Bu sözleşmenin konusunun yüklenici tarafından üretilen, T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından kabul edilen ve numuneleri onaylanan ve birim fiyatı KDV hariç 9,50-Türk Lirası olan N95 maskenin (Bundan sonra ürün olarak anılacaktır.) iş bu sözleşmede belirtilen usul ve esaslar uyarınca ...'a teslimi oluşturur." şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Dosya içerisinde yer alan 31/03/2020 tarihli faturaya göre davacı davalıya 7.787.340,00 TL bedelli maske satmıştır. Yanlar arasındaki sözleşme ilişkisine konu maske, iş sahibine özel olarak üretilmiş malzeme olmadığı gibi daha önceden özellikleri bilinen ve belirlenmiş olan bir maldır. Davalının iddiası, davacıdan satın alınan malın ayıplı olduğu yönündedir.
Bu nedenle davalıya yönelik özel olarak üretilen bir malzeme bulunmadığından yanlar arasındaki maske teslimine ilişkin sözleşmenin satış sözleşmesi olduğunun kabulü gerekir.
Her nekadar mahkemece taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olduğu kabul edilerek eser sözleşmesi hükümlerine göre inceleme ve değerlendirme yapılmış ise de; satım sözleşmesi ile eser sözleşmesindeki ayıba karşı tekeffül hükümlerinin farklılık arz etmesi sebebiyle tarafların hukuki durumunun ve sorumluluklarının satım sözleşmesi hükümleri kapsamında incelenerek değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı tarafın istinaf itirazlarının kabulü ile hükmün kaldırılmasına, kaldırma sebebine göre davalı tarafın istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
- Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile;
Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 03/03/2022 tarih ve 2021/366 Esas, 2022/158 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
-
HMK.'nin 353/1. a. 6.maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, kaldırma sebebine göre davalı tarafın istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
-
İstinaf başvurma harcı dışında alınan istinaf karar ilam harcının istek halinde taraflara İADESİNE,
-
İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
-
Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,
-
Kararın tebliğinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,
HMK'nin 362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu 18/09/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan
e-imzalıdır
Üye
e-imzalıdır
Üye
e-imzalıdır
Katip
e-imzalıdır
NOT: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR.
"5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur."
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:34:32