Ankara BAM 21. HD 2023/1938 E. 2024/89 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
bam
2023/1938
2024/89
17 Ocak 2024
T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2023/1938 Esas 2024/89 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/1938
KARAR NO : 2024/89
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : ANKARA BATI ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/11/2023 (Ara Karar)
NUMARASI : 2023/1039 Esas
İHTİYATİ TEDBİR TALEP
EDEN DAVACI :
VEKİLİ :
KARŞI TARAF
DAVALILAR :
TALEP : İhtiyati Tedbir
TALEP TARİHİ : 04/10/2023
KARAR TARİHİ : 17/01/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 31/01/2024
Taraflar arasındaki haklı nedenle limited şirketin fesih ve tasfiyesi, olmadığı takdirde haklı nedenle limited şirket ortaklığından çıkma ve çıkma payı alacağının tahsili, kar payı alacağının tespiti ile tahsili davasında ihtiyati tedbire ilişkin talebin dosya üzerinden yapılan incelemesi sonunda ilamda yazılı gerekçeyle ihtiyati tedbir talebinin reddine yönelik olarak verilen ara karara karşı ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TALEP
İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... şirketinde müvekkili ile diğer davalıların ortak olduklarını, şirket müdürünün davalı ... olduğunu, davalı ... A.Ş.'de müvekkili ile davalı ...'nın ortak olduklarını, davalı ...'nın ... şirketinin müdürü ve yetkili temsilcisi olduğunu, her iki şirketinde ticari faaliyetinin bulunmadığını, taşınmazlarının şirket müdürü tarafından keyfi olarak kullanıldığını, taşınmazların davalı ...'ya ait olan şirkete kiralandığını, gelirin bu şirkete aktarıldığını, taşınmaz kiraları nedeniyle ortağı olunan şirkete herhangi bir gelir gelmediğini, müvekkiline dava tarihine kadar kar payı ödenmediğini, davalı şirket müdürünün vergi borçlarını ödemediğini, şirkete usulsüz vergi iadeleri yapıldığından bahisle ceza kesildiğini, bu ceza nedeniyle müvekkilinin hesaplarına da bloke konulduğunu, hakim ortağın davalı ... olup, müvekkilinin ortaklık hissesi nedeniyle sürekli zarar gördüğünü, şirket gelirlerinden yararlanamadığını, müvekkilinin hissesinin başka bir kişinin müdür olarak atanmasına yeterli olmadığını, şirket faaliyetlerinden haberdar edilmediğini, haklarını kullanmasının engellendiğini, her iki şirket ticari faaliyette bulunmadığından tasfiyesinin gerektiğini belirterek davalı şirketlerin feshi ile tasfiyesine, olmadığı takdirde müvekkilinin ortaklık payı karşılığının ödenmesi ile şirketten çıkmasına, davalı ... şirketinin geçmiş dönem ödenmeyen kar payları yönünden şirket müdürünün sorumlu olduğunu, müvekkilinin kar payı alacağının tespiti ile şimdilik 10.000,00 TL'nin ödeme yapılması gereken dönemlerden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ...'dan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, dava dilekçesinde ayrıca davalı şirketlerin mal varlıklarının, taşımazlarının, araçlarının kayıtlarına üçüncü kişilere satışının önlenmesi için ihtiyati tedbir konulmasına, davalı ... şirketinin makinalarının üçüncü kişilere satışının önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini, tedbiren şirkete kayyım atanmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, davacı tarafın dava dilekçesi ile tedbiren davalı şirkete yönetim ve denetim kayyımı atanmasını talep ettiği, davacının iddialarının şimdilik yargılamaya muhtaç olduğu, bu aşamada deliller tartışılmadan ve bilirkişiden şirketin mali durumuna ve faaliyetlerine ilişkin ön rapor alınmadan tedbir kararı verilmesinin hukuken mümkün olmadığı gibi tedbir kararı verilmesine ilişkin yaklaşık ispatın gerçekleşmediği gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yargılamayı gerektiriyor ise de defter incelemesi yaptırıldıktan sonra rahatlıkla taleplerinin değerlendirelebileceği göz ardı edilerek taleplerinin reddedilmesinin usul ekonomisine uygun olmadığını, hak kaybına sebep olacağını, mahkemece ön inceleme aşamasında dahi defter incelemesi yaptırarak kayyum atanıp atanmayacağına karar verebilecekken sadece davalı tarafın cevap dilekçesine bakılarak tedbir talebinin reddedilmesinin hukuki olmadığını, cevap dilekçesi içeriği gözetildiğinde davalının şirketi tamamen kendisine ait gördüğü, davacıyı hiçe saydığının açık olduğunu, dava sürecinin uzun sürme ihtimali dikkate alındığında davalının kendisine göre şirketi yönetmeye ve müvekkilini zararlandırıcı eylemlerine devam edeceğini, davalı şirket müdürü ve büyük hissedarının müvekkil hissesinin bir değeri olmadığını, karşılığı alınmadan verilen hisse olduğunu belirterek müvekkilinin hakkı yokmuş gibi ifade ettiğini, bu tavrının bile tek başına denetim kayyumu atanmasına gerekçe olacağını, mahkemenin şirket işleyişine müdahale etmemek adına yönetim kayyumu atamaması belki mevcut delillere göre kabul edilebilir ise de denetim kayyumu atanmamasının anlaşılır olmadığını, yargılama sürecinde atanacak denetim kayyumunun müvekkili aleyhine zararlandırıcı eylemlere engel olacağı gibi yargılama süresinin uzaması halinde müvekkilinin hakkını almasına engel durumlar yaratılmasını önleyeceğini, davalı ... şirketinin ise limited şirket olup, haklı sebeplerin varlığı halinde şirket ortağının şirketin tasfiyesini isteyebileceğini, limited şirketler yönünden TTK'nun 636 ve 638. maddelerinde özel geçici hukuki koruma düzenlemesi getirildiğini, fesih davası açıldığında mahkemenin taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabileceğini, TTK'nun 636. maddesinde yaklaşık ispat kuralının aranmadığını, tasfiye sürecinin ya da müvekkilinin şirketten çıkacağını gösterdiğini, bu şartlara göre müvekkilinin hakkının korunması gerektiğini, tasfiyesi istenen diğer ortak şirket anonim şirket olup, anonim şirketler yönünden geçici hukuki korumaya ilişkin özel düzenleme yapılmadığından, tedbir talebi hakkında genel hükmün uygulanması gerektiğini, mahkemenin yaklaşık ispat kuralından davayı kazanmaya yeterli kesin delilleri kastettiğini, kesin delillerin müvekkili tarafından temininin mümkün olmadığını, dava dilekçesinde davalı müdür hakkında savcılığa şikayet ettiklerinin bildirildiğini, müvekkiline uzun yıllar kar payı verilmediğini, şirkete dahi girmesin izin verilmediğini, davalının cevap dilekçesi ve içeriğinin iddialarını desteklediğini, yaklaşık ispatın gerçekleştiğini, şirketlerin vergi borçları yapılandırıldığı halde müvekkilinin kullanımında olan şirket taşınmazının vergi borcuna istinaden değerinin altında sattırıldığını, buna ilişkin delillerin bildirildiğini, müvekkilinin kullanımındaki taşınmazı değerinin altında sattırarak müvekkilinin şirketten tamamen uzaklaştırılmak istendiğini, bu yapılırken de hissesi karşılığının verilmemesinin amaçlandığını, ihaleye kendisinin ayarladığı kişileri dahil ettiğini, taşınmazı ucuza alarak kendi bünyesinde tutmak istediğini, davalı şirketlerin mal varlıkları düşünüldüğünde yargılama sürecinde buna nasıl engel olunacağını, satışın vergi dairesi aracılığı ile yaptırıldığını, yapılandırılan borçlar ödenmediği gibi, vergi dairesine borca karşılık hangi taşınmazın satılmasını istediğini bildirdiğini, vergi dairesinin davalı şirket müdürünün amacını bilemediği için satış talep ettiğini, taşınmazı sattırdığını, mahkeme denetim kayyumu atamadığı sürece davalı müdürün hileli işlemlerine engel olunamayacağını, mahkeme tarafından tedbiren denetim kayyumu atanmaması ya da hiç bir delil toplanmadan tedbir talebinin reddedilmesinin müvekkilinin şirketten kar payını bir dönem daha alamayacağına sebep olacağı gibi, davalının eylemlerinden dolayı şirket zararı nedeniyle alacağına hiç ulaşamayacağı anlamına da geldiğini, davalı şirket müdürünün, şirketler kendinin malı, hiç kimsenin hissesi yok gibi davrandığını, istediği şekilde şirket gelirini kullandığını, müvekkiline hiç bir kar payı ödemesi yapmadığını, vergi usulsüzlükleri nedeniyle müvekkilinin zarar gördüğünü, tasfiye istenen şirketlerde hakim gücün davalı şirket müdürüne ait olduğunu, dava konusu şirketlerin müvekkilinin hakkını satın alarak müvekkilinin çıkmasına izin vermesi gerektiğini, aksi takdirde müvekkilinin her işlem için yargı yoluna giderek gelir elde edemediği şirket için sürekli yargılama gideri ödemek zorunda kalacağını, mahkeme tarafından atanacak denetim kayyumunun davalı şirketlerin tarafsız yönetilmesini sağlayacağı gibi, müvekkili aleyhine işlemlere engel olacağını, yeni sorunlar yaratılmadan daha erken çözüm yollarının bulunmasını sağlayacağını, davalı ...'nın alkol problemi bulunduğunu, sadece bu alkol problemi bile şirketi yönetmesine engel olduğunu, TMK'nun 426. Maddesi uyarınca yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine engel varsa kayyım atanabileceğini, anılan kanunun 406. maddesinde de alkol ve uyuşturucu bağımlılığı nedeniyle mal varlığının kötü yönetilmesi halinde kısıtlılık kararı verilebileceğinin düzenlendiğini, davalının şirketi yönetemediğini, sürekli borç altına soktuğunu, müvekkilinin de zarar gördüğünü, alkol harcamalarını bazen şirkete gider olarak faturalandırdığını, şirkete tek başına sahipmiş gibi tüm mal varlığının sahibi kendisi gibi davrandığını, araç kullanarak trafik kazası yaptığını, ehliyetinin alındığını, tüm enerjisini bu şekilde harcadığını, çevresindeki insanlara hakaretler yapma hakkını kendinde gören kötü bir yaşam tarzı bulunduğunu, müvekkilini şirkete dahi almadığını, olay çıkardığını, bu şartlarda müvekkilinin şirket de kalmasının kendisinden beklenemeyeceğini, müvekkiline 4 yıldır kar payı ödenmediğini, şirket mallarını kendisine ait diğer davalı şirkete kiraladığını, kira ödemesi yapmadığını, ... şirketi'nin kira alacaklarını tahsil etmeyen davalı müdürün, kira bedellerini kendi şirketine aktardığını, müvekkilinin hakkını almasının zorlaşacağının kabul edilmesi gerektiğini, HMK'nun 389. maddesinde hakkın elde edilmesinin zorlaşması halinde tedbir verilebileceğinin düzenlendiğini, TTK'nun 636. maddesinde şirket feshinin istenmesi halinde mahkemenin gerekli tedbirleri alması gerektiğinin belirtildiğini, denetim kayyumu atanmadığı için davalı şirketin mallarını kafasına göre kullanılacağını, müvekkile kar payı vermediği gibi şirketin vergi borcunu dahi ödemeyecek olup müvekkilinin şirket gelirinden doğrudan veya vergi borcu ödemek bahanesi ile kullanımındaki taşınmazları sattırarak veya usulsüz işlemleri nedeniyle dolaylı olarak bile gelir elde etmesinin mümkün olmayacağını belirterek ilk derece mahkemesi ara kararının kaldırılmasına, davalı şirketlere tedbiren yönetim veya denetim kayyımı atanmasına karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Talep, TTK'nun 636/4 maddesi gereğince ihtiyati tedbir istemine ilişkindir.
TTK'nun 636/4 maddesi uyarınca ihtiyati tedbir talep edilmiş ise de, talepte dayanılan maddede tedbirin koşullarına ilişkin açıklama bulunmadığından istemin HMK'nun 389 vd. maddelerine göre değerlendirilmesi gerekir.
İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili talep dilekçesinde karşı taraf davalı şirketlere tedbiren kayyım atanması yönünde ihtiyati tedbir talep ettiği gibi, şirketlerin malları üzerine de tedbir konulmasını talep etmiştir. Mahkemece ise ara kararda davacı vekilinin tedbir talebi özetlenirken, davacının davalı şirketlere kayyım atanması talebi bulunduğu belirtilerek davalı şirkete yönetim ve denetim kayyımı atanması talebine ilişkin bu aşamada yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmediği gerekçesiyle bu yöndeki ihtiyati tedbir talebinin reddine hükmedilmiş, davacı vekili de istinaf dilekçesinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davalı şirketlere tedbiren yönetim veya denetim kayyımı atanmasını talep etmiştir. Dairemizce yapılan istinaf incelemesi ilk derece mahkemesi ara kararı ve istinaf dilekçesindeki talep gözetilerek davalı şirketlere kayyım atanmasına yönelik tedbir talebi hakkında yapılmıştır.
Gerek 6102 Sayılı TTK ve gerekse özel yasalarda limited şirkete temsil kayyımı, atanmasına ilişkin bir hüküm bulunmamakla birlikte 6102 Sayılı TTK'nun 1. maddesinde "Türk Ticaret Kanununun, Türk Medeni Kanununun ayrılmaz bir parçası" olduğuna ilişkin hükmü karşısında konu ile ilgili 4721 Sayılı TMK hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
TMK'nun 426. maddesinde temsil kayyımlığı, 427. maddesinde ise yönetim kayyımlığı düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunun 426. maddesinde düzenlenen temsil kayyımlığı müessesesi, gerçek kişiler esas alınarak getirilmiş bir kurum olmakla birlikte tüzel kişiler içinde temsil kayyımı atanabileceği gerek öğretide (Türk Medeni Hukukunda Kayyımlık-Mustafa Alper Gümüş-Sh. 103) ve gerekse yargı kararlarında (Yargıtay 11.H.D. 1988 tarih 65-3848 sayı vb.) kabul görmektedir.
Bir şirketin yasal temsilcisinin görevini yerine getirmesine bir engel bulunduğu taktirde kendisine o iş için temsil kayyımı atanabileceği gibi, şirketin zorunlu organlarından olan yönetim kurulunun mevcut olmaması halinde de TTK'nun 530. maddesi gereğince bu durumun feshe sebep olabileceği de gözetilerek bir yönetim kayyımı atanabilir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 630/2. ve 3. maddelerinde de; her ortağın, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebileceği, yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunacağı belirtilmiştir. Anılan maddelerde müdürün yetkisinin sınırlandırılabileceği belirtilmiş olup, maddedeki sınırlandırmanın amacı müdürün yetkisi dahilinde yaptığı işlerin kayyım onayına tabi tutulması değildir. Böyle bir yorum, TMK'da düzenlenen kayyımlık müessesesi ile bağdaşmadığı gibi TTK'nun 629/1. maddesinin atfıyla limited şirketlere de uygulanması mümkün olan TTK'nun 371/3. maddesi gereğince ancak temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin özgülendirilmesine veya birlikte kullanılmasına ilişkin sınırlandırılmalar geçerli olup, TTK'nun 630/2 ve 3. fıkralarında belirtilen sınırlandırmada ancak kanunda belirtilen bu hallere ilişkin olarak yapılabilir (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28/01/2021 tarih 2020/1490 Esas 2021/593 Karar sayılı ilamı).
Bu durumda, mahkemece şirket müdürü görevde olup yönetim boşluğu bulunmadığı, müdürün yetkisinin sınırlandırılmasının amacının müdürün yetkisi dahilinde yaptığı işlerin kayyım onayına tabi tutulması olmadığı gözetilerek davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin şirkete kayyım atanmasına yönelik ihtiyati tedbir talebinin reddi yönündeki kararında sonucu itibarıyla herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1. İhtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1). b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2. İhtiyati tedbir talep eden davacıdan alınması gerekli olan 427,60 TL harçtan peşin yatırılan 269,85 TL'nin mahsubu ile bakiye 157,75 TL'nin ihtiyati tedbir talep eden davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3. İhtiyati tedbir talep eden davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)-f maddesi uyarınca kesin olmak üzere dosya üzerinden oy birliği ile karar verildi. 17/01/2024
Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi -
Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:51:38