SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2022/571

Karar No

2024/816

Karar Tarihi

27 Haziran 2024

T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2022/571 Esas 2024/816 Karar

T.C.

ANKARA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

21.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2022/571

KARAR NO : 2024/816

TÜRK MİLLETİ ADINA

KARAR

BAŞKAN :

ÜYE :

ÜYE :

KATİP :

İNCELENEN DOSYANIN

MAHKEMESİ : ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 11/01/2022

NUMARASI : 2019/632 Esas 2022/6 Karar

DAVACI :

VEKİLLERİ :

DAVALI :

VEKİLİ :

DAVA : İtirazın İptali (Genel Kredi Sözleşmesinden Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ : 20/11/2019

KARAR TARİHİ : 27/06/2024

GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH : 16/07/2024

Taraflar arasındaki itirazın iptali istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağının tahsili için başlatılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini belirterek itirazın iptaline, %20 oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; zaman aşımı süresinin dolduğunu, icra müdürlüğünün yetkisine itiraz edildiğini, görevli ve yetkili Mahkemenin Akyurt Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, davacının müvekkilinin borcunun hangi sözleşmeden kaynaklandığını açıkça belirtmediğini, davacının kefalet sözleşmelerinin vekaleten tüm taleplerine rağmen bir örneğini vermediğini, banka alacağının ipotek ile teminat altına alınmış olduğunu, teminat altına alınan alacağın tahsili için ipoteğin paraya çevrilmesi gerektiğini, alınan kefaletin yasanın emredici hükümlerine aykırı olmakla yok hükmünde olduğunu, müvekkilince el yazısı ile hangi miktara kefil olduğunun yazılmadığını, eşinin rızasının bulunmadığını, davacının kötüniyetli olduğunu belirterek davanın reddine, asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece, davalının sözleşmedeki eş rızasına itiraz ettiği, alınan bilirkişi raporu ile kredi sözleşmesindeki eş muvafakati için atılan imzanın davacının eşine ait olmadığının tespit edildiği, kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı, bir güven kurumu olan ve anonim şirket şeklinde kurulan davacı bankanın basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunduğu, sözleşmenin bankada hazırlanması, imza sahiplerinin kimliklerinin de kontrol edilmesi gerektiği, davacı tarafın davalının beş adet sözleşmede imzası olduğunu beyan etmesine rağmen davalının iki adet sözleşmede imzasına rastlandığı, birinde hiç eş rızası alınmadığı, diğerindeki imzanın da eşe ait olmadığının anlaşıldığı, banka ağır kusurlu olup, sözleşmenin geçerli olup olmadığını bilebilecek durumda olduğu, davalının eşi tarafından imzalanmayan sözleşmeye dayanarak icra takibi yapılmasında davacının kötüniyetli kabul edileceği gerekçesiyle davanın reddine, davalı lehine 109.111,99 TL üzerinden hesap edilecek %20 kötü niyet tazminatının davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı tarafından icra dosyasına açıkça eş rızasında yer alan imza itirazına dair herhangi bir husus ileri sürülmediğini, savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında kalmasına rağmen mahkemece bu iddianın değerlendirmeye alındığını, savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında değerlendirmeye dahi alınmaması gereken dayanaksız iddiaların mahkemece değerlendirmeye alınarak hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, davada taraf sıfatı dahi bulunmayan davalının eşine ait imzanın, anılan şahsa ait olmadığı yönündeki iddianın davalı tarafından ileri sürülmesinin mümkün olmadığını, mahkemece davalının iddialarının hakkın kötüye kullanılması yasağı kapsamında dinlenilebilirliği dahi bulunmadığı hususu göz önüne alınmaksızın hatalı hüküm kurulduğunu, mahkemece TMK'nun 2. maddesi de esas alınarak davalının mesnetsiz iddialarının hakkın kötüye kullanılması kapsamında kalması nedeniyle imza incelemesi yaptırılmaksızın işbu davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken mahkemece verilen hukuka aykırı kararın kaldırılması gerektiğini, müvekkili aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmiş olmasının hakkaniyete ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin iyi niyetle kamu alacağı niteliğindeki alacaklarının tahsili için çabaladığını, bankaca icra takibine girişilmesinden önce gerek kat ihtarnamesi tebliği aşamasında gerekse icra takibine itirazlarının sunulması aşamasında davalı borçlunun eşinin (ve hatta davalı borçlunun dahi) eş rızasına ilişkin herhangi bir imza inkarında bulunmamış olmalarının, söz konusu haksız iddiayı yalnızca (savunmanın genişletilmesi yasağına dahi aykırı şekilde) dava aşamasında ortaya atmış olmalarının müvekkilinin değil davalı tarafın iyi niyetten uzak hareket etmekte olduğunun açık bir göstergesi olduğunu, alınan seçmen listesindeki imza ile mahkeme nezdinde atılan imzalar arasında dahi gözle görülür fark bulunmakta olduğunu, şahsın, farklı kurumlara vermiş olduğu imzaları arasında dahi tutarsızlıklar bulunduğu gibi önemli ve şüpheli olan bu hususun yargılama sürecinde göz ardı edildiğini, yargılama sürecinde imzaların müvekkilinin de bulunduğu bir duruşma esnasında alınmadığını, müvekkilinin yokluğunda yapılan imza temin sürecine de ayrıca itiraz ettiklerini, imza incelemesine yalnızca davalının eşi ...'nun yalnızca seçmen kütüğündeki imzasının esas alınmış olmasının da kabul edilebilir olmayıp, tek bir imzanın esas alınması ile sağlıklı sonuç alınamayacağını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Dava; genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;

Ankara 9. İcra Müdürlüğünün 2019/8363 sayılı icra takip dosyası, genel kredi sözleşmesi suretleri, hesap kat ihtarı, yargılama aşamasında bankacı bilirkişiden alınan 07/12/2020 tarihli ön, 28/04/2021 tarihli ek rapor, güzel sanatlar fakültesi öğretim üyesi bilirkişiden alınan 19/03/2021 tarihli rapor, adli tıp uzmanı bilirkişiden alınan bila tarihli rapor, mukayeseye esas belge suretleri, Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü müzekkere cevabı dosya içerisinde yer almaktadır.

Dava konusu Ankara 9. İcra Müdürlüğünün 2019/8363 sayılı icra takip dosyası ile, davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine toplam 155.411,85 TL nakit alacağın tahsili istemi ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalı borçluya 28/06/2019 tarihinde tebliğ olduğu, Ankara 13. İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/597 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sonunda ödeme emri tebliğ tarihinin 11/07/2019 olduğuna karar verildiği, anılan karar kapsamında davalının 7 günlük hak düşürücü süre içerisinde 12/07/2019 tarihinde yetkili icra müdürlüğünün Akyurt icra müdürlüğü olduğunu da belirterek icra müdürlüğünün yetkisine ve kefaletin hukuka aykırı ve geçersiz olduğunu bildirerek borca itiraz ettiği, işbu itirazın iptali davasının itiraz dilekçesinin alacaklı yana tebliğ tarihinden itibaren başlayacak olan 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde 20/11/2019 tarihinde açıldığı dosya içeriği ile sabittir.

Davacı banka ile dava dışı ... Ltd. Şti. arasında 21/02/2018 tarihli 4.000.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davalının anılan sözleşmede müteselsil kefil sıfatıyla imzasının yer aldığı, aynı tarihte eş rızasının alındığı, imzalanan 28/02/2017 tarihli 2.500.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesinde davalının müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu, eş rızasının alınmadığı, davacı banka ile dava dışı ... Ltd. Şti. arasında akdedilen 29/03/2016 tarihli 750.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesi ile davacıyla dava dışı ... Ltd. Şti. arasında akdedilen 03/09/2015 tarihli 300.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesinde ise davalının kefaletinin bulunmadığı görülmüştür.

Davacı tarafından davalı ve dava dışı asıl borçlu ve diğer borçlulara gönderilen ve toplam 3.354.222,69 TL nakit borcun 1 gün içinde ödenmesi, 84.800,00 TL gayri nakdi borcun 1 gün içinde depo edilmesi ihtarını içerir 24/09/2018 tarihli hesap kat ihtarnamesi dava dışı asıl borçluya ve davalıya 27/09/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Yargılama aşamasında alınan bankacı bilirkişi ön raporunda eksik belgeler belirtilmiş, alınan ek raporda ise, davalının eşine ait imza eşe ait değilse davalının takip konusu borçtan kefaleten sorumlu olmadığı, eş rızası geçerli ise davacının davalıdan takip tarihi itibarıyla 109.111,99 TL asıl, 46.299,86 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 155.411,85 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir.

Davalının eşi ...'nun 16/11/2020 tarihinde mahkeme huzurunda istikdap imza örnekleri alınmış, davalının eşi genel kredi sözleşmesindeki imzasını inkar etmiştir.

Yargılama aşamasında güzel sanatlar fakültesi öğretim üyesinden alınan bilirkişi raporunda, 21/02/2018 tarihli genel kredi sözleşmesindeki ... adına atılı imzanın ... eli ürünü olmadığı tespit edilmiştir.

İtiraz üzerine adli tıp uzmanı bilirkişiden alınan raporda, genel kredi sözleşmesindeki imzayla ...'nun kullandığı yazı ve imza, dava konusu belgede bulunan yazı ve imza arasında benzerlik bulunmadığı yönünde kanaat bildirilmiştir.

Davacı yan genel kredi sözleşmesinden kaynaklı alacağı bulunduğunu, davalının icra takibine itirazının haksız olduğunu iddia etmiş, davalı yan kefaletine ilişkin eş rızasının alınmadığı savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine, davalı lehine kötüniyet tazminatına karar verilmiştir.

Uyuşmazlık, davalının genel kredi sözleşmesinde yer alan kefaletinin sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan yasanın öngördüğü şekil koşullarına uygun olup olmadığı, kefaletteki eş rızası imzasının davacının eşinin eli ürünü olup olmadığı, kefalet geçersiz ise davacının davalı aleyhine icra takibi başlatmakta kötüniyetli olup olmadığı, kefalet geçerli ise takip tarihi itibarıyla davacının davalıdan alacağı bulunup bulunmadığı, var ise miktarı hususlarından kaynaklanmaktadır.

Davacı vekilinin istinaf itirazları incelendiğinde, yukarıda açıklandığı üzere davacı ile dava dışı ... Ltd. Şti. arasında akdedilen 21/02/2018 ve 28/02/2017 tarihli genel kredi sözleşmelerinde davalı müteselsil kefil sıfatıyla yer almaktadır. Davalının sözleşmelerde yer alan kendi imzasına yönelik bir inkarı bulunmamakta ise de, eş rızasının alınmadığını ileri sürmüştür. Anılan sözleşmelerden 21/02/2018 tarihli sözleşmede davalının kefalete ilişkin eş rızası şeklen bulunmaktaysa da, 28/02/2017 tarihli sözleşmede davalının eş rızası bulunmamaktadır.

Davacı tarafından dosyaya ibraz edilen diğer genel kredi sözleşmelerinde ise, davalı kefil olarak yer almamaktadır.

Davacının kefaletinin bulunduğu 21/02/2018 ve 28/02/2017 tarihli genel kredi sözleşmelerinin imza tarihinde yürürlükte bulunan TBK'nun 583. maddesi uyarınca kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifade ile yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi kefaletin geçerlilik koşulu olduğu gibi, TBK'nun 584. maddesi uyarınca kural olarak eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabileceği, bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.

Somut olayda, TBK'nun 584/3. maddesinde düzenlenen istisnai durum gerçekleşmediğinden davalının 21/02/2018 ve 28/02/2017 tarihli genel kredi sözleşmelerindeki kefaletlerinin geçerli olabilmesi ancak sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında eşinin kefalete ilişkin muvafakatinin alınmış olması ile mümkün olacaktır.

Anılan sözleşmelerden 28/02/2017 tarihli sözleşmede davalı kefilin eşinin rızası alınmamış olup, anılan sözleşmedeki davalının kefaleti yasanın aradığı şekil koşuluna aykırı bulunduğundan kefalet geçersizdir.

Davalının kefaletinin bulunduğu 21/02/2018 tarihli sözleşmeye gelindiğinde, anılan sözleşmede davalı kefilin eş rızası şeklen bulunmaktadır. Davalı icra takibine itirazında kefaletin hukuka aykırı ve geçersiz olduğunu ileri sürmüş, yargılama aşamasında da eş rızasının alınmadığını savunmuştur.

Davalının eşinin istikdap imza örnekleri usul ve yasaya uygun şekilde, mahkeme huzurunda 16/11/2020 tarihinde alındığı gibi, mukayeseye esas 11/05/2016 tarihli doğum yardımı belgesi aslı ve 31/03/2019 tarihli seçmen listesi aslı ilgili yerlerden celp edilmiştir.

Yargılama aşamasında güzel sanatlar fakültesi öğretim üyesi ve adli tıp uzmanı bilirkişiden alınan iki ayrı raporda da 21/02/2018 tarihli genel kredi sözleşmesindeki davalının eşi adına atılı imzanın davalının eşi ürünü olmadığı tespit edilmiştir.

Güzel sanatlar fakültesi öğretim üyesi bilirkişiden alınan 19/03/2021 tarihli raporda, davalının eşinin mahkeme huzurunda alınan istikdap imza örneklerinin yanı sıra mukayeseye esas belge olarak incelemeye konu genel kredi sözleşme tarihinden sonraki tarihli olan 31/03/2019 tarihli davalının eşi ...'ya ait imzayı içeren seçmen listesi aslı esas alınmıştır. Anılan mukayeseye esas belge tarihi 21/02/2018 tarihli incelemeye konu sözleşme tarihinden sonraki tarihi içerdiğinden anılan belgeye dayalı incelemeyi içerir rapor denetime ve hüküm kurmaya elverişli değil ise de, adli tıp uzmanı bilirkişiden alınan raporda incelemeye esas sözleşme tarihinden önceki 11/05/2016 tarihli davalının eşinin imzasını içerir doğum yardımı belge aslı esas alındığından anılan rapor ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli niteliktedir. Anılan raporda 21/02/2018 tarihli eş rızası imzasının davalının eşinin eli ürünü olmadığı tespit edilmiştir.

Bu durumda, mahkemece ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli adli tıp uzmanı bilirkişiden alınan raporun hükme esas alınarak 21/02/2018 tarihli genel kredi sözleşmesindeki eş rızasının davalının eşinin eli ürünü olmadığı, 28/02/2017 tarihli genel kredi sözleşmesinde ise davalının eş rızasının alınmadığı, her iki sözleşmedeki davalı kefaletinin TBK'nun 583 vd. maddelerindeki şekil koşullarına aykırı bulunduğu, davalının kefaleti geçerli olmadığından borçtan sorumlu tutulamayacağı gözetilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.

Burada davacı vekilinin istinaf itirazı nedeniyle tartışılması gereken bir diğer husus, davalı hakkında dava konusu icra takibinin davacı tarafından kötüniyetli olarak başlatılıp başlatılmadığı hususudur. Alınan adli tıp uzmanı bilirkişi raporu karşısında dava konusu takibin davacı tarafından davalı aleyhine haksız olarak başlatıldığı anlaşılmıştır. Anılan davalı vekili cevap dilekçesinde asıl alacak miktarı üzerinden kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

Davacı tarafından icra takibine konu edilen genel kredi sözleşmesindeki eş rızası imzasının davalının eşi eli ürünü olmadığı sabittir. Genel kredi sözleşmesinde yer alan kefalet eş rızası imzasının davacı banka huzurunda alınmış olması gerekir. Bir başka anlatımla, davacı banka genel kredi sözleşmesindeki kefalet eş rızası imzasının davalının eşinin eli ürünü olup olmadığını bilebilecek durumdadır.

Hal böyle olunca, mahkemece davalının kötüniyet tazminatı talebi bulunduğu, davacının dava konusu icra takip dayanağı genel kredi sözleşmesindeki kefalet eş rızası imzasının davalının eşine ait olmadığı halde davalı hakkında icra takibine geçmesinin kötüniyetli olduğu, takibin haksız bulunduğu gözetilerek davalı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın reddi, davalı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1. Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1). b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,  

2. Alınması gerekli olan 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 

3. Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4. İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davalı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda uyuşmazlık konusu miktar dikkate alındığında HMK'nın 362. maddesi gereğince kesin olmak üzere, tarafların yokluğunda oy birliği ile karar verildi. 27/06/2024

Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi -

Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

kararSözleşmesindenKredicevapİptaliankaraKaynaklanan)numarasıİtirazın(Genelhüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:38:25

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim