SoorglaÜcretsiz Dene

Ankara BAM 21. HD 2024/662 E. 2024/765 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2024/662

Karar No

2024/765

Karar Tarihi

7 Haziran 2024

T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2024/662 Esas 2024/765 Karar

T.C.

ANKARA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

21.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2024/662

KARAR NO : 2024/765

TÜRK MİLLETİ ADINA

KARAR

BAŞKAN : ... ...

ÜYE : ... ...

ÜYE : ... ...

KATİP : ... ...

İNCELENEN DOSYANIN

MAHKEMESİ : ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 22/02/2024 (Ara Karar)

NUMARASI : 2018/978 Esas

İHTİYATİ TEDBİR KARARINA İTİRAZ

EDEN DAVALI :

VEKİLLERİ :

LEHİNE İHTİYATİ TEDBİR KARARI

VERİLEN DAVACI :

TALEP : İhtiyati Tedbir Kararına İtiraz

TALEP TARİHİ : 15/01/2024

KARAR TARİHİ : 07/06/2024

GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH : 28/06/2024

Taraflar arasındaki anonim şirketin haklı sebeple feshi istemine ilişkin davada tarafların anlaşması nedeniyle çıkma ve çıkma payı alacağının tahsili istemine dair yargılaması sırasında ihtiyati tedbir kararına itirazın reddine yönelik olarak verilen ara karara karşı ihtiyati tedbir ara kararına itiraz eden davalı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TALEP

İhtiyati tedbir kararına itiraz eden davalı vekili itiraz dilekçesinde özetle; davacının haklılığına dair yaklaşık ispat koşulunun sağlanamadığını, yıllardır devam eden yargılamada herhangi bir gelişme kaydedilmediğini, buna karşılık davacı lehine ihtiyati tedbir kararı verilmesinin hatalı olduğunu, davacının ortak olduğundan bu yana sahip olduğu payların oranı dikkate alınmaksızın ortaklık hukukuna aykırı hareket ettiğini, şirketi ve kendisi dışındaki ortakları zarara uğratacak şekilde eylemlerde bulunduğunu, davacının şirket yönetim kurulunda yer aldığı sırada şirketi münferiden temsil ve ilzam yetkisi olduğunu, davacının yönetici olduğu dönemde şirketin yaptığı inşaatın bir kısmının onaylanan planlara aykırı yapıldığının belediye tarafından davacının sonradan yaptığı şikayet üzerine tespit edildiğini, müvekkili şirkete idari para cezası kesildiğini, bu cezanın şirket hesaplarında zarar olarak kaydedildiğini, bu zararın davacının eyleminden kaynaklandığını, taşınmazların değerlerinin düştüğünü, bu düşüklüğünde şirketin öz sermayesini yok ettiğini, pay bedellerinin değerini düşürdüğünü, davacının yönetim döneminde şirketin inşa ettiği diğer bir projedeki konutları işgal ettiğini, bu işgalin halen devam ettiğini, davacının sermaye artış bedelini karşılamadığını, şirketten çektiği parayı herhangi bir faiz ve vade farkı ödemeksizin kullandığını, müvekkilinin bu miktarlara ilişkin davacı aleyhine icra takibi başlattığını, sahip olunan paylar herhangi bir para konulmaksızın ve bedeli ödenmeksizin davacı tarafından iktisap edildiğini, davacının yönetim döneminde müvekkilinin mülkiyetindeki 5 adet taşınmazın satıldığını, satış bedellerinin şirketin kasasına veya bankaya ödenmeksizin davacının şahsına geçtiğini, yönetimde olduğu dönemde şirket kasasından çektiği paraları iade etmediğini, davacının ortaklık hukukuna zarar veren davranışları ile davacının kasıtlı davranışlarıyla yol açtığı zararların pay bedelleri tespit edilirken dikkate alınması gerektiğini belirterek ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece, dosya kapsamı, daha önce mahkemece verilen ve BAM 21. Hukuk Dairesince istinafı esastan reddedilen ara karar içeriğiyle, davacı talebi, tapu kayıt bilgileri, dava tarihi ve rapor tarihi arasındaki dönemde yapılan taşınmaz devirleri de nazara alınarak, henüz deliller tam olarak toplanmadığından tarafların haklılık durumu henüz tam olarak belirlenemediği, bu aşamada yaklaşık ispat koşulları çerçevesinde, davacının yargılama neticesinde belirlenecek, bir miktar çıkma payı olması ihtimaline binaen, çıkma payına zarar verilme ihtimali ile taşınmazların bu aşamada belirlenen değerleri ile davacının şirketteki pay oranı nazara alınarak, mahkemece konulan tedbir kararında HMK'nun 394. maddesi kapsamında usul ve kanuna aykırılık olmadığı, yapılan itirazın yerinde bulunmadığı gerekçesiyle ihtiyati tedbire itirazın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

İhtiyati tedbir kararına itiraz eden davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; söz konusu ihtiyati tedbirin kabulünün mümkün olmadığını, dava konusu olayda davacının, müvekkil şirketin feshini, bunun mümkün olmaması halinde, pay bedellerinin gerçek değerinin tespiti ile kendisine ödenmesini talep ettiğini, gelinen noktada pay bedellerinin tespiti amacıyla dosyanın bilirkişiye sevk edildiğini, alınan bilirkişi raporlarının hükme elverişli olmadığını, mahkemece yeni bir heyet görevlendirilmesine karar verildiğini, şu halde davacının haklılığına dair yaklaşık ispatın dahi sağlanamadığını, bununla birlikte müvekkili tarafından huzurdaki davanın bir an önce sonuçlanması ve karşı taraf ile olan bağını bir an önce koparmak düşüncesi ile ilk derece mahkemesi tarafından bekletici mesele yapılan Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/718 Esas sayılı dosyasında temyizden feragat edildiğini, süregelen yargılamaya rağmen ve herhangi bir engel ya da tedbir olmamasına rağmen müvekkilinin mal varlığında davacı aleyhine hiçbir değişiklik olmamışken bu aşamada tedbir kararı verilmesinin dayanaktan yoksun olduğunu, kabul etmemekle birlikte, söz konusu tedbir kararının müvekkilinin gerek bankalar nezdinde kredibilitesi gerekse ticaret yaptığı üçüncü kişiler nezdindeki prestiji açısından olumsuz bir duruma neden olduğunu, bu durumun hem davacı hem de müvekkili yönünden zarara sebep olacağını, söz konusu tedbir kararının hukuk ve hakkaniyet penceresinden bakıldığında kabulünün mümkün olmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere, davacının çıkma payına karşılık müvekkilinin tüm malvarlığı üzerinde tedbir kararı verilmesinin ölçülülük ilkesine aykırılık teşkil ettiğini, müvekkilinin yaklaşık 7 yıldır süren davada bu zamana kadar davacı aleyhinde (tabiri caizse mal kaçırma gibi) bir eylemi söz konusu olmamışken bu aşamada tedbir kararı verilmesinin hakkaniyetle bağdaşmadığını, diğer taraftan dosyadaki bilgi ve belgelerle ispat olunduğu üzere, davalının ortak olduğundan bu yana, sahip olduğu payların oranı dikkate alınmaksızın, ortaklık hukukuna uygun hareket etmediğini, devamlı suretle şirketi ve kendisi dışındaki ortakları zarara uğratacak şekilde eylemlerde bulunduğunu, bulunmaya devam ettiğini, bu davada söz konusu eylemlerin sonuçlarının da dikkate alınmasını talep ettiklerini, yapılan inşaatın bir kısmının onaylanan planlara aykırı yapıldığının Yenimahalle Belediyesi tarafından tespit edildiğini, belediyenin tespitinin, bizzat davacının kendi sevk ve idaresindeki dönemde yapılan inşaatın planlara aykırılıkları hakkında, belediyeye verdiği dilekçe üzerine yapıldığını, buradan da inşaatın projeye aykırı yapıldığı bilinmekte olduğunun ortaya çıktığını, diğer taraftan davacı tarafından belediyeye verilen ikinci bir dilekçe ile tespitlerin yapıldığını, yıkım kararı verildiği belirtilerek söz konusu gayrimenkuller için belediyeden satılamaz şerhi konulmasının talep edildiğini, belirtilen davacı eylemlerinin sonucunda müvekkiline toplam 40.315.476,73 TL idari para cezası kesildiğini, söz konusu cezanın doğal olarak şirket hesaplarında zarar kaydedildiğini, mahkeme tarafından yaptırılacak bilirkişi tespitlerinde, bu zararın davacının eyleminden kaynaklandığı hususunun dikkate alınmasını talep ettiklerini, davacının yönetimi döneminde, şirketin inşa ettiği diğer bir projedeki konutları işgal ettiğini, bu işgalin hala devem ettiğini, davacı tarafından konulan sermayenin, şirketten çekildiğini, olayın gerçek mahiyeti itibariyle sahip olunan paylar herhangi bir para konulmaksızın, bedeli ödenmeksizin davacı tarafından iktisap edildiğini, 5 adet bağımsız bölümün satıldığını, satış bedellerinin tamamının şirketin kasasına veya banka hesabına ödenmeksizin, davacının şahsına geçtiğini, gayrimenkul satış bedellerinin toplamının satış tarihleri itibariyle 2.090.000 TL tuttuğunu, satış tarihlerinin 2017 ve 2018 yılları olduğunu, davacının yönetimi döneminde şirket kasasından davacı tarafından şahsına para çekildiğini, iade edilmediğini, söz konusu çekilen ve iade edilmeyen paraların toplamının da (2013-2017 yılı nominal değerleriyle) 3.149.254,40 TL olduğunu, bu tutarlar için icra takibi başlatıldığını, yapılacak bilirkişi incelmelerinde belirtilen tutarların davacının borcu olarak dikkate alınarak hesap yapılması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi ara kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.

HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Talep; ihtiyati tedbir ara kararına itiraz istemine ilişkindir.

HMK'nun 389/1. maddesi uyarınca, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle bir hakkın elde edilmesi önemli ölçüde zorlaşacak ya da tamamen imkansız hale gelecek ise veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.

HMK'nun 390/1 maddesi uyarınca ihtiyati tedbir dava açılmadan önce esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden, dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebilecektir.

İhtiyati tedbir kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca tarafların dava konusu ile ilgili olarak hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte geniş veya sınırlı hukuki korumadır.

Mahkemece 08/03/2021 tarihli ara karar ile dava dosyasında yargılamanın delillerin toplanması aşamasında olduğu, daha önce ara karar ile tensip aşamasında kayyum atanması ve ihtiyati tedbir taleplerinin reddedildiği, davacı vekilince bu defa dosya içine Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin kararı doğrultusunda yapılan inceleme raporunun sunulduğu, şirketin faal olması ve temsil kayyumu atanmasının, yukarıda açıklanan gerekçe ve şirket temsilcisinin yetkilerinin elinden alınmasının şirketin faaliyet alanı ile ticaretinin zorlaşması ve şirkete zarar vermesi ihtimaline istinaden temsil kayyumu atanmasının yerinde olmadığı, ancak çoğun içinde azın da bulunduğu temel ilkesi gereğince bu talebin aynı zamanda denetim kayyumunu da içerdiği kanaatine varılarak, TTK'nun 636/4. maddesi uyarınca şirketin atanacak onay ve denetim kayyumları aracılığıyla, yapılacak işlemlerin denetlenmesine karar vermek gerektiği, bu durumun şirketin ve tarafların menfaatine olacağı kanaatine varılarak tedbir talebinin kısmen kabulüne, davacının ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulü ile tarafların ortağı olduğu davalı şirkete denetim ve onay kayyumu olarak mali müşavir ..., ticaret şirketleri konusunda uzman hukukçu ... ile inşaat mühendisi ...'in atanmasına, davacının fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

Anılan tedbir kararına itiraz üzerine, bu kez mahkemece 16/11/2021 tarihli ara kararıyla davacının dava süresince tedbiren şirkete kayyum atanmasını talep etmişse de yapılan yargılama sırasında dosyaya sunulan deliler, bilirkişi raporu, Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi dosyası ve ekleri ve tüm dosya kapsamı ile davacının şirketin temsilinde kötüniyetli davranışlar sergilendiğine ilişkin iddiaları ile bu durumun payına zarar verme ihtimali dikkate alınarak şirketi temsil ve yönetim yetkisine dokunulmadan denettim kayyumu atanmasının yerinde olduğu kanaati ile denetim ve onay kayyumu atanmasına karar verildiği, bu defa davacının bu şekilde şirkete kayyum atanmasının davalı şirketin piyasada görünümünü zedelediği ve tereddüt oluşmasına, dolayısıyla zarara uğrama ihtimaline sebebiyte verdiğini bildirerek kaldırılmasını talep ettiği, ekonomik sıkıntıların yaşandığı günümüzde kayyum tayininin bir şirketin imajına zarar verebileceği dikkate alınarak itirazının kabulüne, denetim ve onay kayyumlarının atanmasına ilişkin kararın davacının haklarının teminat altına alınmasına yönelik olarak davalının, davacı davasının davalı şirketin feshine ilişkin olmakla birlikte TTK'nun 531. madde alternatif yolların da değerlendirilmesi gerektiği, davacının payı ödenerek şirket ortaklığından çıkarılmasını da talep ettiği göz önüne alınarak, şirketin bilirkişi tarafından belirlenen 35.306.831,34 TL kaydi değer üzerinden, davacının payının sermaye artırımına ilişkin karar ve uyuşmazlık henüz kesinleşmediğinden %25 pay olarak kabulü ile muhtemel ortaklık payı dikkate alınarak, bu aşamada henüz deliller tam olarak toplanmadığından tarafların haklılık durumu henüz tam olarak belirlenemediğinden yaklaşık ispat koşulları çerçevesinde, 8.500.000,00 TL çıkma payı karşılığının davalının belirleyeceği, bu bedele tekabül eden Ziraat Bankasınca yaptırılan değerleme raporundaki değerler üzerinden davalıya ait taşınmazlar üstüne temlik, satış, devir yasağına ilişkin tedbir şerhi konulması ve tapuya şerhler konulduktan sonra kayyum kararının ve görevlendirmesinin kaldırılmasına, davacı tarafından kayyum tayini kararı üzerine yatırılan teminatın değiştirilen tedbir yönünden devamına karar verilmiştir. İşbu tedbir kararının istinafı üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nin 16/06/2022 tarih 2022/407 Esas 2022/850 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Davalı tarafın tedbir konacak taşınmazları belirlememesi ve de davacı vekilinin kayyumlar için takdir edilen ücretinin atama kararı kaldırıldığından bahisle iadesi talebi üzerine, söz konusu kayyumlar için tespit ve depo edilen ücretin iadesine karar verilmiş ve anılan tedbir kararı bu nedenle icra edilmemiştir.

Yargılamanın devamı sırasında davacı ve davalı vekilinin davanın çıkma payı alacağı olarak görülmesi ve davacı çıkma payı hesabının yapılması talebi üzerine oluşturulan bilirkişi heyetinden rapor alınmış ise de, oluşturulan heyette aykırı görüşlerin olması, net bir şekilde çıkma payının heyetçe tespit edilememesi üzerine, yeniden oluşturulan heyete dosya tevdi edilmiş, henüz yeni heyettin rapor sunmadığı aşamada, davacı vekilinin yargılama neticesinde belirlenecek çıkma payının icrasını temin kapsamında, davalı şirkete ait taşınmazların üçüncü kişilere devirinin önlenmesi yönünden tedbir kararı verilmesi talebi üzerine, mahkemece alınan rapordaki teknik bilirkişilerce tespit edilen taşınmazların yaklaşık değerleri ve davacının şirketteki pay oranı dikkate alınarak davalı şirkete ait bir kısım taşınmazların tapu kaydı üzerine üçüncü kişilere devrinin önlenmesi yönünde bu aşamada henüz deliller tam olarak toplanmadığından tarafların haklılık durumu henüz tam olarak belirlenemediği bu aşamada yaklaşık ispat koşulları çerçevesinde talep kabul edilerek tedbir kararı verilmiştir.

Davalı anonim şirketin haklı sebeple feshi talebiyle açılan davada hakimin tarafların haklarını denge ile gözetmesi gerektiği kuralı gereğince alınan bilirkişi raporu ile tespit edilen taşınmazların yaklaşık değerleri ile davacının şirketteki pay oranı dikkate alındığında yaklaşık ispat koşulunun gerçekleştiğinin kabulü gerekecektir.

Hal böyle olunca, taşınmazlar üzerine konulması talep edilen ihtiyati tedbir talebi yönünden yaklaşık ispat koşulunun gerçekleştiği, HMK'nun 394. maddesi uyarınca verilen ihtiyati tedbir kararında usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığı gözetilerek mahkemece ihtiyati tedbir ara kararına yönelik itirazın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir kararına itirazın reddi yönündeki ara kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden ihtiyati tedbir kararına itiraz eden davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;

1. İhtiyati tedbir kararına itiraz eden davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1). b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 

2. İhtiyati tedbir kararına itiraz eden davalıdan alınması gerekli olan 427,60 TL istinaf karar harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 

3. İhtiyati tedbir kararına itiraz eden davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4. İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından lehine ihtiyati tedbir kararı verilen davacı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,  

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)-f maddesi uyarınca kesin olmak üzere dosya üzerinden oy birliği ile karar verildi. 07/06/2024

Başkan - ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi - ...

... ... ... ...

Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

kararKararınaİtiraztarihiankaranumarasıİhtiyatiTedbirhükümtalep

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:39:45

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim