Ankara BAM 21. HD 2023/869 E. 2024/660 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
bam
2023/869
2024/660
16 Mayıs 2024
T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2023/869 Esas 2024/660 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/869
KARAR NO : 2024/660
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
BAŞKAN : ... ...
ÜYE : ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : Ankara Batı ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/03/2023
NUMARASI : 2022/1094 Esas 2023/369 Karar
DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI :
DAVA : Limited Şirket Ortaklığından Çıkarılma
DAVA TARİHİ : 19/10/2022
KARAR TARİHİ : 16/05/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 07/06/2024
Taraflar arasındaki limited şirket ortaklığından çıkarılma istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkili şirketin ortağı olduğunu, ortaklığının başlangıcından bu yana şirketin olağan veya olağanüstü genel kurullarının çoğuna katılmadığını, katıldığı toplantılara ise ortakların ısrarı sonucu katıldığını ve hiçbir fikir belirtmeyerek sadece imza atıp gittiğini, toplantılara katılım sağlamadığı gibi davalının şirkette de hiçbir görev dağılımında bulunmadığını, verilen görevleri yapmak istemediğini, işbirlikçi olmadığını, 2016 yılında şirketin sermaye arttırımına gittiğini, davalının alınan bu kararların toplantılarına katılmadığı gibi belirtilen sürelerde sermaye koyma borcunu da yerine getirmediğini, şirket hissesinin %l'den daha az oranlara kadar düştüğünü, davalının şirketin sermaye artırımına neden gittiğiyle ilgilenmediği gibi sermaye koyma borcunu da yerine getirmediğini, davalının şirketin faaliyetlerini engelleyici tutum ve davranışlarda bulunduğunu, müvekkilinin özel bir hastane olduğunu, dolayısı ile müvekkilinin Sosyal Güvenlik Kurumu ile anlaşarak daha çok hastaya hizmet verebilmesinin hem şirketin insan sağlığına hizmet verebilmesi, hem de kazanç sağlaması için son derece önemli bulunduğunu, Sosyal Güvenlik Kurumu ile müvekkilinin şirketin anlaşma sağlayabilmesi için öncelikle aralarında "Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti|Satın Alım Sözleşmesi imzalanması gerektiğini, sözleşme yapmak için istenen belgelerin formunun bulunduğunu, bu formun 8. maddesinde ise SHS'nin yöneticisi ve/veya ortaklara ilişkin olarak adli sicil kaydını gösterir belge istendiğini, şirketin faaliyetinin devamı için son derece önemli olan bu anlaşmada istenen evraklar diğer ortaklar tarafından ivedilikle teslim edilirken, davalının adli sicil kaydını gösterir belgeyi tüm çabalara rağmen teslim etmediğini, hatta SGK'nın ilgili biriminden kendisi belgenin eksikliğinin tamamlanması için arandığında ise getirmiyorum he yaparsanız yapın diyerek bir de şirketin itibarını zedeleyen davranışlarda bulunduğunu, müvekkilinin diğer ortağı ... tarafından davalının defalarca arandığını, mesaj atıldığını, buna rağmen cevap alınamadığını, davalının şirketin çalışanları tarafından ve diğer ortaklar tarafından şirketei ilgilendiren başka hususlar için arandığında dahi telefonlara cevap vermediğini, karşılıklı güven ortamının kalmadığı müvekkil şirkette, ortaklık ilişkisinin çekilmez bir hal aldığını, davalının gerekli belgelerini vermeyerek diğer ortaklarla iletişim kurmayarak şirketi zarara uğratacak eylemlerinin diğer ortaklar arasında sadakat duygusuna zarar verdiğini, davalıya karşı güven duygusunun yitirildiğini, davalının aradaki güven ilişkisini zedelediğini, şirketin faaliyetini engelleyici davranışlarda bulunduğunu, şirketin itibarına zarar verdiğini, şirketteki iş bölümlerine katılmadığını, sermaye borcunu yerini getirmediğini, ortaklar arası iletişimi engellediğini, sadakat duygusundan şüphe uyandırdığını ve nihayetinde bu ortaklığın çekilmez bir hal aldığını, şirketin amacına ulaşmasını engelleyen ve zorlaştıran ortaklığı tehlikeye sokan davalının ortaklıktan çıkarılması ve diğer olağan gündem maddelerinin karara bağlanması için 22/07/2022 tarihinde genel kurul yapılmasına yönetim kurulu tarafından karar verildiğini, genel kurul toplantısı için tüm ortaklara davetiye çıkarıldığını, genel kurulda toplantıya katılanların oy birliğiyle davalının ortaklıktan çıkarılmasına ve davanın açılmasına karar verildiğini belirterek davalının haklı sebeplerle şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; şirket sözleşmesinde çıkarmaya ilişkin bir hüküm yoksa şirket genel kurul kararıyla ortaklıktan çıkarmaya karar veremeyeceğini, çıkmaya ilişkin genel kurul kararının ilan edilmediğini, davacının müvekkilinin şirketten çıkarıldığına dair kararın alındığı genel kurul kararını ticaret siciline bildirmediğini, dava dilekçesinde sadece müvekkilinin ortaklıktan çıkarılmasının talep edildiğini, ayrıca ayrılma akçesinin hesaplanmasının istenmediğini, mahkemece çıkarmaya hükmedilirse müvekkilinin kar payı alacağını da saklı tutarak ayrılma akçesiyle birlikte verilmesine hükmedilmesini istediklerini, çıkarma için haklı sebebin oluşmadığını, müvekkilini sermaye koyma borcunu yerine getirdiğini, müvekkilinin davacı şirket genel kuruluna gitmek istediğinde ...'nin emri doğrultusunda güvenlik görevlilerince içeriye alınmadığını, müvekkilinden adli sicil belgesinin istenmesine ilişkin ihtardan önce şirket müdürü tarafından ortağın şirketten çıkarılacağına ilişkin maddenin genel kurul toplantı gündeminde belirlendiğini bildirerek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, her iki tarafın dinlenen tanık beyanlarında, taraflar arasında bir takım anlaşmazlıkların olduğunun görüldüğü, fakat davalı ortağın tanık beyanlarına yansıyan davranışlarında ortaklıktan haklı nedenle çıkarılmasını gerektiren bir durum bulunmadığı, davacı tanıklarından ... şirketin ortağı olup, aynı zamanda davalı ile soruşturma dosyalarına yansıyan husumeti bulunduğu, tanıklığına itibar edilmediği, diğer davacı tanığı ...'in ise sadece adli sicil kaydının istenmesine rağmen davacıya ulaşılamadığını belirttiği, davacının bu davranışının şirketin devamlılığına engel olacak tarzda olmayıp, haklı neden sayılmayacağı, dinlenen diğer tanık beyanları da dikkate alındığından, davacı tarafın kendi kusuru ile oluşturduğu duruma dayanarak fesih istemesinin TMK'nun 2. maddesinde belirtilen dürüstlük kuralına aykırı olması ve şirket ortaklığından çıkarılmanın son çare olarak düşünülmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; husumetli tanık beyanlarının delillerle ispatlanması halinde bu beyanlara ilişkin hüküm kurulabildiğini, tanık ...'nin lehe ve aleyhe olan tüm hususlarına ilişkin beyanlarının yazılı delillerle ispat edildiğini, ancak tanığın beyanlarını ispatlayan bu delillerin mahkemece göz ardı edildiğini, yerleşik Yargıtay içtihatlarına rağmen tanığın davayı sübuta erdirecek beyanları usul ve yasaya aykırı biçimde hükme esas alınmadığını, diğer tanık ...'in görgüsüne dayalı anlatımlarının da sınırlı mahiyette olup, olayı aydınlatmaya yetmediğini, bu sebeple dava dilekçesinde duruşmadaki beyanlarında da davayı sübuta erdirebilmek için diğer tanıkların dinlenmesinin talep edildiğini, ancak mahkemece HMK'nun 241. maddesinin şartları oluşmamasına rağmen bu taleplerinin gerekçesiz reddedildiğini, diğer 2 ortağında dinlenmesi taleplerine rağmen, mahkemenin şirketin tüm ortakları dinlememesinin adil yargılanma, hukuki dinlenilme hakkı ve hakimin davayı aydınlatma görevinin ihlalini oluşturduğunu, mahkeme yaklaşık 10 yıl önce vuku bulmuş soruşturma dosyası sebebiyle tanığımız ...'nin beyanlarını delillerle ispatlanmış olmasına rağmen hükme esas almadığını, akabinde müvekkili ile davaları kesinleşmemiş olan ve müvekkili aleyhinde bulunabileceği her davada mesnetsiz ve gerçeğe aykırı şekilde beyanda bulunan davalının tanıklarını kabul ederek hükme esas aldığını, bu durumun açıkça mahkemenin taraflara eşit davranma yükümlülüğüne, anayasal güvencelere aykırılık oluşturduğunu, kararda taraflarına kusur addedildiğini, ancak bu kusurun ne olduğunun belirtilmediğini, ayrıca taraflar arasında anlaşmazlık olduğunu kabul ettiğini, ancak sonrasında davayı reddettiğini, bu da kararda çelişkiler oluşturduğunu, mahkeme gerekçeli kararını, somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorunda olduğunu, gerekçeli kararın anlaşılır, açık ve seçik bir şekilde yazılması gerektiğini, eksik, şekli ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının ihlâli olduğunu, şirket ortaklarından olan davalı ...'in 03.03.2014 tarihinde müvekkili şirketten hisse devri yoluyla iktisap ettiğini, ancak ortaklığının başından beri müvekkili şirket aleyhinde davranışlar sergilediğini, şirketin faaliyetini engelleyici davranışlarda bulunduğunu, tanığı ve şirket ortaklarından olan ...'nin beyanlarında da görüleceği üzere, davalı ile husumetin müvekkili şirketin yeni kurulduğu sıralarda hastanenin mobilyalarının davalının sahip olduğu diğer şirketten alınması sonucu başladığını, doğal yaşamın bir sonucu olarak ortakların hastanenin gerekli mobilya ve teçhizatlarını davalının sahip olduğu ... şirketinden aldığını, ortaklar arasındaki güven ilişkisinden dolayı davalıya iş bitimine kadar fiyat sorulmadığını, ancak iş bitiminde davalının müvekkil şirketten talep ettiği fiyatın, alınan ürünlerin piyasa değerinin 2-3 katı civarında olduğunu, şirketin yeni kurulması sebebiyle davalının talep ettiği miktarı ancak parça parça ödeyebileceklerini iletince, davalı hastanenin faaliyette olduğu esnada kamyonetle gelerek hastaneden mobilyaları ve hatta hastanın üzerinde oturduğu koltuğu almaya çalıştığını, daha şirketin kurulum aşamasında iken, davalının müvekkili şirketten haksız kazanç elde etmesi sonucu ortaklar arasında güven duygusu açıkça zedelendiğini, bir daha da toparlanamadığını, şirket ortaklarından ...'nin arabasının kurşunlandığını, daha önce arbede yaşadığı ve şahsi silahı olduğunu bildiği davalıdan şikayetçi olduğunu, davalının 2014 yılından beri müvekkili şirketin olağan ve olağanüstü toplantılarının büyük bir çoğunluğuna katılmadığını, katıldığı toplantılara ise ortakların ısrarı sonucu katıldığını, hiçbir fikir belirtmeyerek sadece imza atıp gittiğini, toplantılara katılım sağlamayan davalının şirkette de hiçbir görev dağılımında bulunmadığını, verilen görevleri yapmak istemediğini, işbirlikçi olmadığını, öyle ki olağanüstü bir durum olan ve tüm dünyayı etkisi altına alan hastanelerin iş yükünü arttıran covid-19 pandemisinde bile ortaklarla iletişime geçmediğini, tanık ...'ye taraflarınca davalının hastaneye alınıp alınmadığı sorulduğunu, tanık o andaki duruşma stresi ve heyecanıyla soruyu yanlış anlamış ve yukarıda bahsi geçen mobilyaları davalının almaya çalıştığı ve kurşunlanma dönemi için bahsedildiğini düşünerek almadığını belirttiğini, konunun yanlış anlaşıldığının ispatı genel kurul tutanaklarıyla davalının müvekkili şirkete girebildi ile sabit olduğunu, müvekkilinin yapmış olduğu herhangi bir şikayet ve de hukuki yollara ilişkin bir başvurusunun bulunmadığını, davalı ortak şirketin neden zarar ettiğiyle ilgilenmediği gibi, sermaye arttırımına katılmadığını, genel kurul toplantılarına da gelmediğini, müvekkilinin hastanenin saygın bir değer kazanmasında ve kamu hizmeti faaliyetlerini layıkıyla yerine getirmesinde davalının hiçbir katkısı olmadığını, aksine davalının müvekkilini sadece haksız kazanç elde etme kapısı olarak gördüğünü, sermaye koyma borcunu bile yerine getirmeyen ortağın aidat adı altında müvekkili herhangi bir para ödemeyeceğinin açık olduğunu, müvekkilinin sermaye arttırımına gitmesinin tek sebebinin şirketin öz varlığını kaybetmesi olduğunu, kaldı ki bu durumun şirket ortaklarının büyük çoğunluğu tarafından kabul edildiğini, sermaye koyma borcunun yerine getirildiğini, ancak davalının şirketle ilgiliymiş gibi gözükse de toplantılara gelmediğini, şirketin mali durumuyla ilgilenmediğini, sermaye koyma borcunu yerine getirmediğini, bu husus tutanaklarla sabit olup, tanığın beyanlarına itibar edilmemesi gerektiğinin ispatı olduğunu, davalının şirketin faaliyetlerini engelleyici tutum ve davranışlarda bulunduğunu, müvekkilinin özel bir hastane olduğunu, Sosyal Güvenlik Kurumu ile müvekkilinin anlaşma sağlayabilmesi için öncelikle aralarında Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesi imzalanması gerektiğini, bu sözleşmeyi yapmak için istenen belgeler formu bulunduğunu, bu formun 8. maddesinde ise SHS'nin ortaklarına ilişkin olarak adli sicil kaydını gösterir belge istendiğini, davalı dışındaki tüm ortakların e-devletten saniyeler içinde temin edilebilen adli sicil belgesini ivedilikle SGK'ya teslim ederken, davalının defalarca kez hastane idaresinden ve diğer ortaklar tarafından aranılmasına rağmen ulaşılamadığını, hatta ortaklardan ... davalıyı defalarca aramasına karşın, bir çok kez de mesaj atmış ve yine cevap alamadığını, bu hususun dava dosyasına kazandırılan ... ile davalı arasında geçen whatsapp konuşmalarına ait ekran görüntüleriyle de sabit olduğunu, müvekkilinin davalının adli sicil belgesine ilişkin olarak eksikliği tamamlayamaması üzerine, SGK'nın davalı ile kurum olarak iletişime geçmiş ve belgenin teminini istediğini, ancak şifahen öğrenildiğine göre davalının SGK kurumunda çalışan memura belgeyi vermeyeceğini, hastanenin umurunda olmadığını beyan ettiğini, ne yaparlarsa yapsınlar gibi ifadelerde bulunduğunu, davalının bu beyanları ve tutumunun şirketin faaliyetine devam edebilmesi konusunda en önemli anlaşmalı kurum olan SGK karşısında müvekkilinin şirketin ticari itibarını zedelendiğini, şirketin faaliyetlerini sekteye uğratma noktasına getirdiğini, ortağı olduğu şirketin davalının adli sicil belgesine ihtiyacı olduğunu ve bu belgenin elzem olduğunu, söz konusu belgenin temininin ise saniyeler içinde alındığını bilmesine rağmen kasıtlı olarak ortaklarla iletişim kurmayarak, belgeyi kötü niyetli olarak vermemesi açık bir şekilde şirketin faaliyetini engellemeye yönelik bir davranış olduğunu, sadakat ve özen yükümlüsü olan şirket ortakları için bu davranışların kabulü mümkün olmamakla, güven ilişkisinin açıkça zedelediğini, basiretli bir tacirin ortağı olduğu şirketin idaresiyle ve diğer ortaklarıyla iletişim halinde olması gerektiğini, en basit haliyle bu bile ortaklar arasındaki ilişkinin artık yürümediğini, davalı ortağın gerekli belgelerini vermeyerek, şirkete fahiş ücretle mal satıp haksız kazanç elde etmeye çalışarak, diğer ortaklarla iletişim kurmayarak şirketi zarara uğratacak eylemleri diğer ortaklar arasında sadakat duygusuna zarar getirdiğini, davalıya karşı güven duygusunu yitirdiğini, gerekçeli kararda görüleceği üzere, davacı tarafın kendi kusuru ile oluşturduğu duruma dayanarak fesih istemesinin TMK'nun 2. maddesinde belirtilen dürüstlük kurallarına aykırı olması denildiğini, müvekkili aleyhinde kusur addedilecek bir durum oluşmadığını, aksine davalı dışındaki tüm ortaklar tarafından kabul gören görüşün, davalının kusurlu hareketleriyle ortaklığın çekilemez hal alması iken mahkemenin bunu hangi gerekçeyle hüküm altına aldığının anlaşılmadığını, gerekçeli kararında saydığı haklı nedenlerin somut olayda vuku bulmasına rağmen neye dayanarak davayı reddettiğini yeterli şekilde açıklamadığını, artık bu ortaklığın sürdürülemeyeceğini, bu ortaklığın sürdürülmesi halinde şirketin faaliyetlerine düzgün biçimde devam edemeyeceğini, aralarında güven ilişkisinin kalmadığını, bütün ortakların bir arada bulunamayacak hale geldiği ve bu durumun çekilemez bir hal aldığını, davalıyla asla iletişim kurulamadığı gibi davalının şirketin SGK ile anlaşma imzalamasını engelleyerek faaliyetlerini sekteye uğratmaya ve daha ortaklığının başında müvekkili üzerinden haksız kazanç elde etmeye çalıştığını, böyle bir çalışma ortamında ortakların birbirine güven duyarak ve de hızlı, sağlıklı kararlar alabilecek durumda olmasının beklenemeyeceğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava, limited şirket ortağının haklı nedenle şirket ortaklığından çıkartılması istemine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek, eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Davacı şirket ortağı ile davalı arasındaki whatsapp yazışma ekran görüntüsü, davacının muavin defter kayıtları, mahsup fişleri, davalı tarafından davacı adına kesilen mobilya faturaları, banka dekontları, tahsilat makbuzları, hisse devir sözleşmesi, davacı şirket ortağı ...'nin kolluk beyanı, SGK özel sağlık hizmeti sunucularından sağlık hizmeti satın alın sözleşme örneği, davacı şirket genel kurul karar suretleri, Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü müzekkere cevabı, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi suretleri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/11968 sr. sayılı dosyasının Uyap'tan gelen sureti, davacı tarafından davalıya gönderilen 21/06/2022 tarihli ihtarname, davacı şirketin davalının şirket ortaklığından çıkarılmasına ilişkin 22/07/2022 tarihli genel kurul karar sureti dosya içerisinde yer almaktadır.
Davacı tanıkları ... ve ... ile davalı tanıkları ... ve ... 16/02/2023 tarihli celsede dinlenmiştir.
Davacı yan davalının şirket ortağı olduğunu, şirketi zarara uğratacak eylemlerde bulunduğunu, diğer ortaklar arasında sadakat duygusuna zarar verdiğini, davalıya karşı güven duygusunun yitirildiğini, ortaklığın çekilmez hal aldığını, genel kurula katılan bütün ortakların oy birliğiyle davalının şirket ortaklığından çıkartılmasına ve dava açılmasına karar verildiğini iddia etmiş, davalı yan ise davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin istinaf itirazları incelendiğinde; 6102 Sayılı TTK'nun çıkarılma başlıklı 640/3. maddesinde, şirketin istemi üzerine ortağın mahkeme kararıyla haklı sebebe dayanılarak şirketten çıkarılması halinin saklı olduğu, aynı yasanın genel kurulunun yetkileri başlıklı 616/1-h. maddesinde bir ortağın şirketten çıkarılması için mahkemeden istemde bulunulması hususunun genel kurulun devredilmez yetkileri arasında sayıldığı, yine aynı yasanın önemli kararlar başlıklı 621/1-h. maddesinde ise bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması ve bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebepten dolayı şirketten çıkarılması için de genel kurul kararıyla temsil edilen oyların en az 2/3'ünün ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması halinde alınabileceği düzenlenmiştir.
TTK'nun 640/3. maddesi gereğince haklı sebebe dayalı olarak limited şirket ortağının şirketten çıkarılması için dava, ancak şirket tarafından ve genel kurulun bu konuda vereceği bir karar üzerine açılabilecektir.
Somut olayda davacı şirketin 8.000.000 hissesinin 7.926.800 adedinin temsil edildiği 22/07/2022 tarihli genel kurul toplantısında gündemin 7. maddesiyle davalının şirket ortaklığından çıkarılmasına, bu karar doğrultusunda dava yoluna gidilmesine oy birliğiyle karar verilmiş olup, anılan karar TTK'nun 621/1-h maddesinde yer alan karar nisabına uygun olarak alınmıştır.
Davacının davalı aleyhine açtığı işbu davada, davalının limited şirket ortaklığından çıkarılması için haklı nedenin oluştuğunu usulüne uygun delillerle ispatlaması gerekecektir. Davacı vekili de anılan ispat yükü kapsamında tanık delilline dayanmış, dosyaya ibraz ettiği 03/11/2022 tarihli delil listesinde ..., ..., ... ve ...'ı tanık olarak bildirmiştir.
Yargılama aşamasında mahkemece bildirilen davacı tanıklarından ... ve ... dinlenmiş, ...'nin davalı ile arasında soruşturma dosyalarına yansıyan husumeti bulunduğu gerekçesiyle tanıklığına itibar edilmemiş, dinlenen diğer tanık ...'in ise sadece adli sicil kaydının istenmesine rağmen davalıya ulaşılamadığını ifade ettiği belirtilmiştir.
Bildirilen davacı tanıklarından ... ve ...'ın ise dinlenmemiş, anılan tanıkların dinlenmesinden vazgeçilmesine ilişkin bir ara karar oluşturulmadığı gibi, dinlenmemelerinin gerekçesi de gerekçeli kararda açıklanmamıştır.
6100 Sayılı HMK'nun 22/07/2020 tarih ve 7751 Sayılı Yasa'nın 35. maddesi ile değişik 353/1-a.6. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması" halinde duruşma yapılmadan karar verileceği, düzenlemesi yer almaktadır.
Hal böyle olunca, mahkemece işbu davada ispat yükü üzerinde bulunan davacının delilleri arasında bulunan ve delil listesinde isimleri yer alan tanıkları ... ve ... dinlenmek suretiyle davacının tüm delilleri toplanıp, karar yerinde tartışılmak suretiyle sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir. Tanıkların tamamının dinlenmemiş olması hukuki dinlenilme hakkının ihlali olduğu gibi HMK 353/1-a-6 anlamında esaslı delillerin toplanmaması ve değerlendirilmemesi anlamında olduğundan Dairemize bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu eksiklik aynı zamanda tahkikata ilişkin iki dereceli yargılama hakkına ilişkindir.
Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında isabet görülmediğinden davacı vekilinin istinaf itirazının kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1. Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1). a.6 maddesi gereğince KISMEN KABULÜNE,
2. Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/03/2023 tarih 2022/1094 Esas 2023/369 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
3. Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
4. Davacı tarafından yatırılan 179,90 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,
5. Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
6. İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığından davacı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6 ve 362/(1)-g. maddeleri uyarıca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 16/05/2024
Başkan - ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi - ...
... ... ... ...
Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:42:19