Ankara BAM 21. HD 2020/824 E. 2023/1878 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
bam
2020/824
2023/1878
27 Aralık 2023
T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2020/824 Esas 2023/1878 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2020/824
KARAR NO : 2023/1878
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/12/2019
NUMARASI : 1992/565 Esas 2019/893 Karar
DAVACI :
VEKİLLERİ :
DAVALI :
DAVA : Alacak
DAVA TARİHİ : 27/05/1993
KARAR TARİHİ : 27/12/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 18/01/2024
Taraflar arasındaki tazminat ve menfi tespit istemine ilişkin asıl dava ile alacak istemine ilişkin birleşen davaların yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle asıl davada menfi tespit talebinin reddine, tazminat talebinin kısmen kabulüne, birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyasında davanın kısmen kabulüne, birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyasında davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekillerince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 40 yıllık tedvir (vekalet) ilişkisi bulunduğunu, her yıl yapılan genel kurulların ardından davalının geliştirdiği ve yerleştirdiği usul dairesinde bir karar alındığını, davalıya "Bizi tedvir et" talebinde bulunulduğunu, bunun üzerine davalının bu talebi kabul ederek müvekkilini tedvir ettiğini, bu yetkinin kullanılmasının karşılıksız olmadığını, davalının belli bir ücret karşılığında bu işi ifa ettiğini, 1991 yılına kadar söz konusu tedvir kararı uyarınca davalı tarafından müvekkilinin tedviren idare edildiğini, bu yetkinin şirketin üretim politikası, yatırımları, personelle ilişkiler ve çiftçilerle münasebetler gibi makro düzeyden şirkette çalışan personelin hangi tarihlerde izne ayrılacağı, küçük meblağlı demirbaşların satın alınması gibi mikro düzeyde her türlü kararın alınması ve uygulanması şeklinde geniş çaplı olarak uygulanageldiğini, müvekkilinin davalının vesayeti altındaki kişi muamelesi gördüğünü, 7 kişiden oluşan müvekkili şirket yönetim kurulunun 5 üyesinin davalının mensup ve temsilcilerinin muhalefetine rağmen tedvir yetkisinin kaldırılmasına karar verdiğini, kararın 28/12/1991 tarihinde kesinleştiğini, tedvir yetkisinin önce fiilen, sonra resmen kaldırılması üzerine davalı ile müvekkili arasındaki uyuşmazlığın ortaya çıktığını, davalının çeşitli yazılarında ileri sürdüğü müvekkilinin 31/12/1991 tarihi itibarıyla 225.068.291.167 TL borcu bulunduğu yolundaki iddiayı kabul etmediklerini, müvekkilinin böyle bir borcu bulunmadığını, alacak iddiasının dayanağı olarak davalının merkezinde tutulan cari hesap gösterildiğini, müvekkilinin bu cari hesap ve cari hesabın içeriği hakkında herhangi bir bilgisi ve mutabakatı bulunmadığını, müvekkilinin muhasebe kayıtlarında herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmadığını, müvekkilinin kayıtlarının davalının iddialarını doğrulamadığını, davalının müvekkilinden alacaklı olduğu iddiasının tek yanlı ve doğru olmayan bir iddia olduğunu, taraflar arasındaki tedvir ilişkisinin vekalet ilişkisi olduğunu, davalının müvekkiline olan vekile yüklenen borçlarını yerine getirirken gerekli özen, sadakat ve basireti göstermediğini, müvekkilinin zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, davalının çeşitli tarihlerde müvekkilinin parasıyla 64 adet otomobil satın aldığını, kendi ihtiyaçları için tahsis ettiğini, araçların müvekkilinin hizmetine verilmediğini, 64 araca ayrılan paranın müvekkilinin başka ihtiyaçlarına harcansaydı, özellikle davalının ileri sürülen cari hesapta bunu dikkate alarak söz konusu meblağı müvekkilinin borçlarının ödenmesine tahsis etseydi bu miktarın müvekkilinin borçlarının azalmasına neden olacağını, davalının tedvir yetkisine dayanarak müvekkilinin bütçesinden Ankara'da 4 adet lojman alımına karar verdiğini, bunları aldırdığını, satın alınan lojmanların müvekkilinin ihtiyaçları için kullanılmadığını, davalının üst düzey yöneticilerine lojman olarak tahsis edildiğini, lojman alımı için kullanılan miktarın müvekkilinin davalı nezdindeki borçlarına ayrılması halinde davalı buna göre alacak borç hesabına kaydederek cari hesabı tutması halinde 31/12/1991 tarihi itibarıyla müvekkilinden istediği 225 milyar liranın hesabının oldukça değişeceğini, davalının müvekkiliyle hiçbir ilgisi bulunmayan diğer bazı ... için binalar ve müştemilatlar inşa ettirdiğini, bunların paralarını müvekkili şirketten ödediğini, bu yatırımlar için cari hesapta müvekkili aleyhine faiz tahakkuk ettirdiğini, dava dışı ... şirketinin ihtiyacı için parası müvekkili şirketten ödetilmek suretiyle 4 adet çelik silo inşa ettirdiğini, bunların da diğerleri gibi müvekkili tarafından değil üçüncü kişiler tarafından kullanıldığını, müvekkilinin kira, ecrimisil vb. adı altında herhangi bir bedel almadığını, davalının müvekkili dışında çeşitli şirketlerde ortaklıklara sahip olduğunu, değişik zamanlarda bu gibi şirketlerin sermaye artırımları söz konusu olduğunda davalının bizzat hemen sermaye artırımına girmediğini veya giremediğini, bu tür sermaye artırımları için gerekli finansmanın müvekkilinden sağlama yoluna gittiğini, söz konusu şirketlerdeki hisseleri, paralarını önce müvekkiline ödetmek suretiyle müvekkiline aldırdığını, daha sonra bu paraları iade ederek söz konusu hisseleri kendi üzerine devrettirdiğini, davalının müvekkiline talimatlar vererek üçüncü kişilere krediler kullandırdığını, bunların faizini de dolaylı olarak müvekkiline yüklediğini, müvekkilinin mali imkanlarının davalı tarafından istenildiği gibi kullanıldığını, bu tür paralar yönünden müvekkiline alacak kaydedilmediğini, faiz tahakkuk ettirilmediğini, davalının 1989-1990 yılları içerisinde kendi nam ve hesabına yurt dışından büyük miktarda ve çok pahalı olarak şeker ithal yoluna gittiğini, bunları iç piyasada pazarladığını, bu pazarlama işinin müvekkilinin de aralarında bulunduğu çeşitli ... aracılığıyla gerçekleştirildiğini, davalının ithal şeker ile ilgili şeker fabrikalarına talimat gönderdiğini, bu talimatlarda öncelikle ithal şekerin satılmasının istenildiğini, davalının müvekkili şirketteki tedvir yetkisine dayanarak öncelikle ithal şekeri sattırdığını, müvekkilinin fabrikasında ürettiği şekerin stokta kaldığını, menfi tespit talebine konu cari hesapta stokta bekleyen şeker nedeniyle müvekkili açısından faiz tahakkukuna devam edildiğini, müvekkilinin ürettiği şekerin stokta bekletildiği ve ithal şekerin davalı adına satılıp paralarının davalıya ödendiği dönemde müvekkilinin satabildiği şekerin yıl bazında 7.300 ton olduğunu, oysa müvekkilinin ayda en az 5.000 tondan fazla şeker sattığını, tedvir yetkisi sahibi davalının tedvir yetkisi kaldırılıncaya kadarki dönemde toplam 301.000 ton şekerin maliyeti altında satarak müvekkilini büyük zarara uğrattığını, davalının kolayca yapılabilecek yenileme yatırımlarına ve modernizasyona gitmeyerek gereğinden çok fazla personel istihdam ettiğini, çeşitli üretim kayıtlarına yol açarak müvekkiline ayrıca toplam 168.571.43.055 TL zarara uğrattığını, bu miktarın içine kapasite kaybından gelen işçilik, melas şekeri yitiği, toplam zaiyat, yakıt, bedele esas digestion, kampanya dışı işçilik, fazladan çalıştırılan işçiliğe ödenen meblağlar vb. girdiğini, davalının belirtilen bu zararların dışında başka şeker fabrikalarında çalışmasına rağmen sırf yurt dışı tedavi olması, yurt dışında dil öğrenmesi için şeklen işe alınanlar vb. nedenlerle çok çeşitli harcamalardan dolayı da müvekkilini zarara uğrattığını, davalının kendisine verilen tedvir yetkisini kullanırken kendisinden beklenen özen, basiret ve sadakat yükümlülüğüne uymadığından verdiği zararlardan sorumlu olduğunu belirterek müvekkilinin davalıya 31/12/1991 tarihi itibarıyla 225.068.191.167 TL borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin uğradığı zararlar için şimdilik 400.000.000.000 TL tazminatın her bir olay göz önüne alınarak zararın doğduğu tarihten itibaren TCMB'nin en yüksek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyasında davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin 1952 yılından bu yana kendi yönetim kurullarından her yıl aldığı tedvir hususunda müvekkilini yetkili kılmaya ilişkin karar alındığını, davalının müvekkilinin tavsiyeleri doğrultusunda kendi yönetim kurulundan alınan kararlarla 28/12/1991 tarihine kadar sevk ve idare edildiğini, taraflar arasında alacak borç ilişkisinin cari hesap şeklinde yürütüldüğünü, davalının 28/12/1991 tarihinde aldığı yönetim kurulu kararıyla müvekkilinin tedvir yetkisini kaldırdığını, taraflar arasındaki cari hesabın tasfiye edildiğini, davalının bu tasfiye sonucu 436.260.149.272 TL (1992 yılı anapara ve faiz borcu hariç) borcu doğduğunu, borcun ödenmesi için davalıya 31/10/1991, 02/01/1992 tarihli yazıların gönderildiğini, davalının 30/09/1991 tarihli yazısıyla borçlarına karşılık şekerlerin ambarlarında müvekkili adına tefrik edildiğini belirterek borcu kabul ettiğini, daha sonra borcun bir ödeme planı dahilinde ödenmesi konusundaki yazılarının karşılıksız kaldığını, davalının borcunu ödemediğini, müvekkiline borçlu olmadığının tespiti ve tazminatın tahsili talebiyle dava açtığını belirterek fazlaya ve 1992 yılı anapara, faiz alacağına ilişkin hakları saklı kalmak üzere (225.068.291.167 TL cari hesap borcu ile 20/01/1993 tarihine kadar işlemiş 211.191.858.105 TL faiz toplamı olmak üzere) 436.260.149.272 TL'nin anapara olan 225.068.291.167 TL'lik kısmına dava tarihinden itibaren ödeme yeri ve ödeme zamanındaki banka iskontosu ticari temerrüt faizi oranından yüksekse banka iskonto haddine göre tahakkuk ettirilecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyasında davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin 1952 yılından bu yana kendi yönetim kurullarından her yıl aldığı tedvir hususunda müvekkilini yetkili kılmaya ilişkin karar alındığını, davalının müvekkilinin tavsiyeleri doğrultusunda kendi yönetim kurulundan alınan kararlarla 28/12/1991 tarihine kadar sevk ve idare edildiğini, taraflar arasında alacak borç ilişkisinin cari hesap şeklinde yürütüldüğünü, davalının 28/12/1991 tarihinde aldığı yönetim kurulu kararıyla müvekkilinin tedvir yetkisini kaldırdığını, taraflar arasındaki cari hesabın tasfiye edildiğini, davalının bu tasfiye sonucu 1992 yılı anapara ve faiz borcu hariç 436.260.149.272 TL borcu doğduğunu, anılan miktarın tahsili için Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı davanın açıldığını, 1992 yılı anapara ve faiz borcunun tahsili için de işbu ek davanın açıldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere (7.664.768.899 TL cari hesap borcu ile 28/05/1993 tarihine kadar işlemiş 11.725.192.456 TL faiz toplamı olmak üzere) 19.389.961.355 TL'nin anapara olan 7.664.768.899 TL'lik kısmına dava tarihinden itibaren ödeme yeri ve ödeme zamanındaki banka iskontosu ticari temerrüt faizi oranından yüksekse banka iskonto haddine göre tahakkuk ettirilecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zaman aşımına uğradığını, tedvir konusunda davacı şirket yönetim kurulunun müvekkilini yetkili kıldığını, bu yetkinin müvekkilinin davacıya tavsiyelerde bulunması şeklinde kullanıldığını, bu tavsiye üzerine davacı şirket yönetim kurullarından alınan kararlar doğrultusunda davacı şirketin yönetildiğini, tavsiye kararlarının davacı şirket yönetim kurulu tarafından kabul edilmediği zaman ortada uygulanabilir bir kararın varlığından söz edilemeyeceğini, tavsiye kararlarının davacı şirket yönetim kurulu açısından bağlayıcı olmadığını, tedvir yetkisinin kaldırılmasının bu gerçeği doğruladığını, davacı şirketin iyi yönetilmediği iddiasının muhatabının müvekkili değil, davacı şirket yönetim kurulu olduğunu, davanın yanlış hasım aleyhine açıldığını, müvekkilinin tedvir yetkisine dayanarak davacının yönetim kurullarının kararlarına dayanak yaptığı makro ya da mikro düzeydeki tavsiyelerinin davacı şirketi daha iyiye götürmeye, karlı ve verimli çalışmasına yönelik olduğunu, müvekkilinin bu amaçla davacıya kendi işlerini gösterdiği dikkat ve basiretin fazlasını gösterdiğini, davacı şirket yönetiminin 40 yıl sonra böyle bir karar aldığını, hatalı yönetimin şirketin zarara uğratıldığı yolundaki beyanlarla izah edilemeyeceğini, böyle bir durumunda söz konusu olmadığını, davacının 31/12/1991 tarihi itibarıyla müvekkiline cari hesaptan kaynaklanan 225.068.291.167 TL borçlu olduğunu, müvekkilinin sermayesinin tamamı devlete ait 233 sayılı KHK hükümlerine göre faaliyette bulunan bir kamu iktisadi teşebbüsü olduğunu, genel kurullarda ibra edilen yıllarla ilgili zaman aşımına uğramış konuların bile davaya dahil edildiğini bildirerek davanın reddini istemiştir.
Birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyasında davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının talep ettiği meblağın açık olmayıp, şeklen hesap hatası bulunduğunu, müvekkilinin davacıya herhangi bir borcu bulunmadığını, davacının 31/12/1991 tarihi itibarıyla alacaklı olduğunu iddia ettiği 225.068.291.167 TL'ye malum olmayan bir yüzde üzerinden faiz tahakkuk ettirerek hesaplama yaptığını, dava dilekçesinin konu başlığı altında bu faiz hesabının 20/01/1993 tarihine kadar getirildiğini, davacının 1992 yılına ilişkin tüm faizi ve 1993 yılına ilişkin 20 günlük faizde hesapladığını, ancak buna rağmen 1992 yılı için anapara ve faiz alacağını ayrıca saklı tuttuğunu, faize faiz işletildiğini, davacının müvekkiline gönderdiği 02/03/1992 tarihli yazıda, davacı şirket merkezindeki cari hesap bakiyesinin 31/12/1991 tarihi itibarıyla müvekkilinin davacıya borcunun 225.068.291.167 TL olduğunu, bu borca 01/01/1992 tarihinden itibaren ticari faiz uygulanacağının belirtildiğini, müvekkiline davacıya yazdığı 06/03/1992 ve 18/03/1992 tarihli yazılarında tedvir yetkisinin kötüye kullanılması dolayısıyla müvekkilinin davacıdan şimdilik 210.553.633.688 TL tazminat ve tespiti yapılabilen alacağı bulunduğunun belirtildiğini, bu alacağın kaynaklarının açıklandığını, davacı şirket nezdinde tutulan hesaba itiraz edildiğini belirterek davanın reddine, aksi kanaat halinde ise müvekkilinin şimdilik 400.000.000.000 liralık karşı alacağına binaen takas ve mahsup taleplerinin kabulüne, mahsubuna karar verilmesini istemiştir.
Birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyasında davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin asıl büyük ortağının çiftçilerin bir araya gelerek oluşturduğu kooperatif kuruluşları olduğunu, davacının geliştirdiği ve yerleştirdiği usul dairesinde bir karar alındığını, davacıya "Bizi tedvir et" talebinde bulunulduğunu, bunun üzerine davacının bu talebi kabul ederek müvekkilini tedvir ettiğini, tedvir yetkisinin kullanılmasının belli bir ücret karşılığında olduğunu, müvekkilinin 1991 yılına kadar söz konusu karar uyarınca davacı tarafından yaklaşık 40 yıldır tedviren idare edildiğini, 1991 yılında ülkede uygulanmaya konulan özelleştirme, devletin ekonomik hayattan çekilerek yerini özel sektöre bırakması gibi politikaların etkisiyle ve bu arada davacının müvekkilini idare ederken yaptığı çeşitli hataların su yüzüne çıkması, müvekkili şirketin gerçek sahipleri olan çiftçilerin kendi şirketlerinin menfaatlerini korumaları yönünde oluşan görüş uyarınca 7 kişiden oluşan şirket yönetim kurulunun 5 üyesinin tedvir yetkisinin kaldırılmasına karar verdiğini, kararın 28/12/1991 tarihinde kesinleştiğini, böylece şirket yönetiminin şirketin gerçek sahiplerine geçtiğini, müvekkilinin davacının açtığı asıl davada herhangi bir borcunun bulunmadığını, cari hesap sözleşmesinin mevcut olabilmesi için tarafların birbirlerindeki alacaklarına ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçmeleri ve hesabın kesilmesinden çıkacak bakiyeyi isteyebilecekleri konusunda yazılı bir sözleşme yapmaları gerektiğini, taraflar arasındaki davada cari hesap sözleşmesi hükümlerine dayanılamayacağını, cari hesaba atfedilen hukuki sonuçlar ve özellikle mürekkep faizin söz konusu olamayacağını, davacının müvekkili ile de hesap mutabakatı anlamına geldiği ileri sürdüğü 30/09/1991 tarihli yazı yazdığını, müvekkiline tanınan itiraz yetkisinin sadece maddi hesap hatalarına ilişkin olduğunu, faturaların doğru olup olmadığına, fatura edilen şeyin değerinin gerçekte öyle olup olmadığına ilişkin itiraz yetkisi bulunmadığını, hesap hatası yoksa "Mutabakatımız vardır" denildiğini, bunun gerçek anlamda bir mutabakat değil, tek yönlü emir tekrarı olduğunu, mutabakatı talep edilen görevlinin dahi talimat veren davacı tarafından atanmış olması, uygulanacak kuralın dahi davacı tarafından empoze edilmiş bulunması karşısında yapılan mutabakatın anlamının ne olması gerektiği üzerinde durulması gerektiğini, taraflar arasında cari hesap bulunmadığını, aradaki hesap yönteminin alacak ve borç ilişkisinin tespitine yönelik olup, kendine özgü bir hesap tarzı bulunduğunu, bu hesap yönteminde var olduğu ileri sürülen hesap mutabakatının müvekkilinin hesapların ve faturaların esasına itiraz hakkı olmaksızın yalnızca ortada bir maddi hesap hatası bulunup bulunmadığının tespitine yönelik bir anlam taşıdığını, 30/09/1991 tarihli yazının tedvir yetkisinin kaldırılması yolundaki yönetim kurulu kararının yürürlüğe girmediği, davacının atadığı personelin de kurallarının egemen olduğu, henüz hesaplar hakkında tam bir inceleme yapılmadığı döneme ilişkin bulunduğunu, tedvir yetkisinin kaldırılmasının yürürlüğe girdiği 28/12/1991 tarihinden itibaren hesaplar üzerinde yapılan inceleme sonucunda müvekkilinin davacıya bir borcunun bulunmadığının tespit edildiğini, bunun üzerine davacıya durum bildirilerek 30/09/1991 tarihli yazıda rücu edildiğini, anılan yazının müvekkili aleyhine delil teşkil edemeyeceğini, davacının karşılığında menfaat sağlayarak ücret alıp, müvekkilini mali, hukuki, teknik ve idari açıdan tüm olarak yönetilmesini üstlendiğini, asıl dava bakımından müvekkilinin herhangi bir borcu bulunmadığını, ek davada da aynı hususun geçerli olduğunu, müvekkilinin davacıdan alacağı bulunduğunu, takas mahsup taleplerinin olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, davacı yönetim kurulunun kesinleşen davalı ... A.Ş.’nin tedvir yetkisinin kaldırılması kararına kadar davacının mali, idari, teknik, ticari, zirai ve hukuki işlem yapma yetkisinin istisnasız bir şekilde vesayeti altında bulunduğu davalı ... A.Ş.’ne ait olduğu, bu dönem boyunca davalı tarafından alınan tavsiye niteliğindeki kararları davacının sorgulama ve denetleme ihtimalinin dahi söz konusu olmadığı, bu durumda sorumluluk hukuku açısından davalı tarafından alınan bu kararların tavsiye niteliğinde olmadığının kabulünün gerektiği, bu nedenle de davalının vesayet dönemi süresince aldığı kararlardan dolayı davacının uğradığı zarardan sorumlu olması gerektiği kanaatine varıldığı, davalı ... ile davacı arasında bir cari hesap ilişkisi bulunduğu, cari hesabın davacının bilgisi altında tutulduğu, cari hesap işlemlerinin 01/01/1940 tarihinden bu yana uygulamaya konulan muhasebe talimatnamesi ve hesap planı dahilinde yürütüldüğü, yazılı şekil için iradelerin bir belgede birleşmesinin zorunlu olmadığı, karşılıklı yazılı iradelerle de gerçekleşeceği, bu ilişkinin her yıl hesap mutabakatlarıyla kabul edildiği, süresiz bir cari hesap olduğu, tedvir yetkisinin kaldırılmasıyla birlikte cari hesap ilişkisinin sona erdirildiği, bu cari hesaba göre davacının davalıya 225.068.291.167 TL borcu bulunduğu, cari hesabın davacının bilgisi altında tutulduğu, tarafların diğeri adına yaptığı ödeme ve tahsilatları karşılıklı olarak bildirerek borç ve alacak olarak kaydedildiği, kayıtlardaki borç ve alacaklar için üç ayda bir mutabakat yapıldığı, yıl sonunda borç ve alacak bakiyelerinin, tedvir ilişkisi nedeniyle gerçekleşen işlemlere ait kayıtların hem davalı hem de davacıda bulunduğu, davacının yıllık faaliyet raporunda yer aldığı, bu faaliyetlere dayanan bilançoların da ibra edildiği, davacının yönetim kurulu kararlarında, "...aramızda mevcut cari hesaba borç kaydedilmek üzere..." denilmesinin cari hesabın varlığının karar altına alındığını gösterdiği, hesap bakiyesine uygulanan ortalama faiz oranının davalının bir yıl içinde kullandığı kredi masraflarından, tahsil ettiği faizler düşüldükten sonra tespit edilen yıllık ortalama nispetinde olduğu, bu oranın banka kredi faizlerinin çok altında bulunduğu, davalının her yıl sonunda davacıya sağlamış bulunduğu finansman dolayısıyla ortalama bir faiz oranı tespit ederek, cari hesap bakiyesine faiz tahakkuk ettirdiği, tahakkuk ettirilen faizi borç bakiyesine ilave etmiş olduğu, davalının belirtilen şekilde 28/12/1991 tarihi itibariyle davacının cari hesap bakiyesine faiz tahakkuk ettirmiş olmasının Yasalara ve uygulamalara uygun düşmediği, davalının 64 adet motorlu nakil aracı, 4 adet Ankara’da satın alınıp davalının personeline tahsis edilen apartman daireleri ve 4 adet çelik silo ile tesisat bedellerine mükerrer olarak tahakkuk ettirilmiş bulunan mükerrer faiz tutarı olan toplam 2.928.856.791,52 TL’nin davacı borcundan düşülmesi gerektiği, ayrıca 64 motorlu taşıt aracının tespit edilebilen 1980-1991 yılları arasındaki kira bedelleri ve faizleri toplamı 4.342.230 TL’nin, davalı tarafından Ankara’da satın alınıp, kendi personeline tahsis edilmiş bulunan 4 adet apartman dairesinin satın alındığı 1984-1991 yılları arasındaki emsal kira bedelleri ve bu bedellerin faizleri toplamı olan 2.874.618.320 TL’nin davacının borcundan düşülmesi gerektiği, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığı, 6762 Sayılı TTK'nun 87. maddesi gereği cari hesap sözleşmelerinin yazılı olması zorunluluğundan dolayı, taraflar arasında geçerli ve bağlayıcı cari hesap sözleşmesinin bulunmadığı şeklinde yorumlanması gerektiği, taraflar arasında 16/10/1952 tarihinden 28/12/1991 tarihine kadar kesintisiz devam ettiği anlaşılan alacak-borç hesabının cari hesap sözleşmesi bulunmadığı dikkate alındığında taraf kayıtlarına göre yapılan mali değerlendirme neticesinde birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyasında davacı ... A.Ş’nin dava tarihi itibariyle davalı ... A.Ş.'den 225.068.291.167 TL (eski) tutarındaki cari hesap alacağı olduğu, birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyasında davacı ... A.Ş’nin dava tarihi itibariyle davalıdan 7.664.768.899 TL (eski) tutarındaki cari hesap alacağı olduğunun belirlendiği, asıl dosyada davacı ... A.Ş.’nin uğradığını iddia ettiği zarar iddialarına istinaden yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde ... A.Ş.’nin, ... A.Ş.’ne 1963 ila 1988 yıllarında aldırdığı ve fakat diğer fabrikaların ihtiyaçlarına tahsis ettiği 64 adet taşıtın alımından dolayı (... A.Ş’nin sahip olduğu tedvir yetkisinin mahiyetiyle bağdaşmadığı ve ... A.Ş. tarafından kullanılmadığı için yararına olmadığı), ... A.Ş.’nin uğradığı zarardan dolayı ... A.Ş.’nin sorumlu olması gerektiği, 64 adet araç alımına ayrılan kaynak üzerinden, fırsat maliyeti prensibi esas alınarak ... A.Ş.’nin 1991 yılı sonu itibariyle 1.132.599.535,70 TL (eski) zarar gördüğü, zararın hesaplanmasında taşıtlara ödenen kaynağın doğrudan dikkate alınması nedeniyle, ... A.Ş.’nin ayrıca kira kaybı talebinde bulunamayacağı, ... A.Ş.’nin ... A.Ş.’ne 1984 yılında Ankara Çankaya’da 4 adet taşınmaz aldırarak kendi ihtiyaçlarına tahsis ettiği, bu durumun ... A.Ş’nin sahip olduğu tedvir yetkisinin mahiyetiyle bağdaşmadığı ve ... A.Ş. tarafından kullanılmadığı için yararına olmadığı, 4 adet taşınmazın alımından dolayı ... A.Ş.’nin uğradığı zarardan dolayı ... A.Ş.’nin sorumlu olması gerektiği, fırsat maliyeti prensibi esas alınarak ... A.Ş.’nin 1991 yılı sonu itibariyle 301.431.905,05 TL (eski) zarar gördüğü, zararın hesaplanmasında taşınmazlara ödenen kaynağın doğrudan dikkate alınması nedeniyle, ... A.Ş.’nin ayrıca kira kaybı talebinde bulunamayacağı, ... A.Ş.’nin, ... A.Ş.’ne, ... şeker fabrikalarınca kullanılması için arsa satın aldırdığı, bina ve müştemilat inşa ettirildiği ve ivazsız olarak kullandırılması neticesinde (... A.Ş’nin sahip olduğu tedvir yetkisinin mahiyetiyle bağdaşmadığı ve ... A.Ş. tarafından kullanılmadığı için yararına olmadığı), ... A.Ş.’nin uğradığı zarardan dolayı ... A.Ş.’nin sorumlu olması gerektiği, arsa, bina, demirbaş ve diğer müştemilatın satın alımına ve inşasına ayrılan kaynak üzerinden, fırsat maliyeti prensibi dikkate alınarak ... A.Ş.’nin 1991 yılı sonu itibariyle 4.154.259.916,83 TL (eski) zarar gördüğü, zararın hesaplanmasında taşınmazlara ödenen kaynağın doğrudan dikkate alınması nedeniyle ... A.Ş.’nin ayrıca kira kaybı talebinde bulunamayacağı, ... A.Ş.’nin ... A.Ş.’ne, ... ... Ltd. Şti.’nin ihtiyaçlarında kullandırmak üzere 4 adet Çelik Silo inşa ettirdiği ve ivazsız olarak kullandırılması neticesinde, ... A.Ş.’nin uğradığı zarardan dolayı ... A.Ş.’nin sorumlu olması gerektiği, 4 adet Çelik Silonun inşasına ayrılan kaynak üzerinden, fırsat maliyeti prensibi dikkate alınarak ... A.Ş.’nin 1991 yılı sonu itibariyle 2.391.775.612,22 TL (eski) zarar gördüğü, zararın hesaplanmasında taşınmazlara ödenen kaynağın doğrudan dikkate alınması nedeniyle ... A.Ş.’nin ayrıca kira kaybı talebinde bulunamayacağı, ... A.Ş.’nin, ... A.Ş.’nden pay sahibi olduğu diğer şirketlerdeki sermaye artırımlarına katılımı için hisse satın alması neticesinde, ... A.Ş.’nin uğradığı zarardan dolayı ... A.Ş.’nin sorumlu olması gerektiği, sonuç olarak hisse alımına ayrılan kaynak üzerinden, fırsat maliyeti prensibidikkate alınarak ... A.Ş.’nin 1991 yılı sonu itibariyle 194.694.506,32 TL (eski) zarar gördüğü kanaatine varıldığı, asıl davada davacının cari hesap borcunun bulunduğu, davacının davalıdan 64 adet araç alımından dolayı uğranılan zarar nedeniyle 1.132.599.535,70 TL (eski), 4 adet taşınmaz alımından kaynaklanan uğranılan zarar nedeniyle 301.431.905,05 TL (eski), arsa bina demirbaş satın alımına ve inşaatından kaynaklı uğranılan zarar nedeniyle 4.154.259.916,83 TL (eski), 4 adet çelik silonun inşaasından kaynaklanan uğranılan zarar nedeniyle 2.391.775.612,22 TL (eski), davalı şirketin davacı şirketin pay sahibi olduğu diğer şirketlerdeki sermaye arttırımlarına katılma için gerekli olan finansman kaynağının almasından dolayı uğranılan zarar nedeniyle 194.694.506,32 TL (eski) olmak üzere toplam 8.174.761.480,12 TL (eski)'nin tazminini talep edebileceği gerekçesiyle asıl davada menfi tespit talebinin reddine, maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne, 64 adet araç alımından dolayı uğranılan zarar nedeniyle 1.132.599.535,70 TL (eski), 4 adet taşınmaz alımından kaynaklanan uğranılan zarar nedeniyle 301.431.905,05 TL (eski), arsa bina demirbaş satın alımına ve inşaatından kaynaklı uğranılan zarar nedeniyle 4.154.259.916,83 TL (eski), 4 adet çelik silonun inşaasından kaynaklanan uğranılan zarar nedeniyle 2.391.775.612,22 TL (eski), davalı şirketin davacı şirketin pay sahibi olduğu diğer şirketlerdeki sermaye arttırımlarına katılma için gerekli olan finansman kaynağının almasından dolayı uğranılan zarar nedeniyle 194.694.506,32 TL (eski) olmak üzere toplam 8.174.761.480,12 TL (eski)'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine; birleşen Sulova Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1993/36 Esas sayılı dosyasında davanın kısmen kabulüne, 225.068.291,167 TL (eski)'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine; birleşen Sulova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyasında davanın kabulüne, 7.664.768.899 TL (eski)'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Asıl davada davalı birleşen davalarda davacı ... A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; menfi tespit talebi hakkında verilen red kararı doğru olmakla birlikte, bu red kararı ile birlikte müvekkili lehine 24.204,78 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, kararda bu vekalet ücretinin yer almadığını, tazminata ilişkin reddedilen kısım yönünden lehlerine hükmedilen vekalet ücretinde yine hata yapıldığını, davacı... Şekerin tazminat davasının 8.174,76 TL'lik kısmının kabul edilmiş olmasının hatalı olduğunu, bu kısmi kabul kararını istinaf ettiklerini vekalet sözleşmesinden doğan davalarda 5 yıllık zamanaşımının söz konusu olduğnu, bu nedenle de davacının tüm taleplerinin zamanaşımına uğradığını, taraflar arasındaki 40 yıla yakın bir süre devam eden ilişkide, tedvir yetkisinin her yıl yapılan genel kurula müteakip, davacı... Şeker yönetim kurullarınca bir yıl süreli olarak davalı ...'e verildiğini, her kararın yeni bir işlem olduğunu, hukuki ilişkinin 40 yıl süreli vekâlet sözleşmesi gibi değerlendirilerek, sözleşmenin 28.12.1991 tarihi itibariyle sona ermiş gibi gösterilmesi ve zamanaşımının da bu tarihten itibaren başlatılmasının hatalı olduğunu, müvekkilinin tedvir yetkisini sadece tavsiyelerde bulunma şeklinde kullandığını, bu tavsiyeler üzerine davacı... Şeker yönetim kurullarında kararlar alınarak yönetildiğini, bu durumda davacının iyi yönetilmediği iddiasının muhatabının müvekkili değil, davacı şirketin yönetim kurulu olduğunu, müvekkilinin tavsiyelerinin davacıyı daha iyiye götürmeye yönelik olduğunu, 40 yıl sonra böyle bir iddianın ileri sürülmesinin MK'nun 2. maddesine aykırı bulunduğunu, tedvir yetkisi kullanılırken müvekkilinin aldığı tavsiye kararlarının davacının yönetim kurullarından geçtiğini, onların bilgisi ve onayı ile işlerlik kazandığını, akabinde de genel kurullarda bu faaliyetler ve sonuçlarının ibra edildiğini, taraflar arasında davacının iddiasındaki gibi bir vekalet ilişkisi bulunmadığını, bir nevi müşavirlik hizmeti oluştuğunu, müvekkilinin tavsiyelerde bulunduğunu, davacının ise bu tavsiyeler üzerine yönetim kurullarında alınan kararlarla yönetildiğini, tavsiye teriminin davacı yönetim kurulu kararlarında yer aldığını, müvekkilinin bu ilişkiden herhangi bir ücret almadığını, davacının yapılan masraflara kendi hissesi oranında katılmasının söz konusu olduğunu, davacının tazminat talebinin tümden reddi gerekirken, kısmen kabul kararı verilmiş olmasının hatalı bulunduğunu, Şeker sanayinin gelişmesi süreci içerisinde yeni fabrikalar kurulduğunda, bunların aynı ekim bölgesinde ise yeni gayrimenkul alımı yapılmadan başka fabrikaya ait mevcut gayrimenkullerinin kullanıldığını, ihtiyaç fazlası alet ve taşıtların da ihtiyacı olan kuruluşlara emanet olarak verildiğini, müvekkilinin bu konuda herhangi bir ayırım yapmasının söz konusu olmadığını, buradaki teamüle göre karşılıklı herhangi bir ivaz alınmadığını, davacının 1963-1988 yılları arasında 64 adet araç aldığını, bu yıllarda müvekkiline ait 9 adet aracı da emanet olarak kullandığını, bu uygulama dolayısıyla davacıya ek bir külfet yüklenmediğini, Ankara'da bulunan 4 adet dairenin davacının malı olup, burada oturan kişilerin de davacının işlerinin yürütülmesine görev itibariyle katkıda bulunanlar olduğunu, dairelerin alınmasında herhangi bir zararın söz konusu olmadığını, aksine davacının aktif değerinde büyük bir artış yaşandığını, ... ve ...’in, davacının sabit kıymetlerini, davacının ise ...'in sabit kıymetlerini emanet olarak kullandığını, karşılıklı olarak herhangi bir ivaz alınmadığını, ... Şirketi’nin, davacının iştiraki olduğunu, bu şirketin kullandığı çeşitli siloların davacının mülkiyetinde bulunduğunu, bu yönden bir zararın söz konusu olmadığını, kaldı ki siloların amortisman ve diğer giderlerinin, yağlı tohum projesine mal edildiğini, bu suretle mali bakımdan da bir zarardan bahsedilemeyeceğini, davacının 1968 yılında üretim kapasitesini artırdığını, şeker fabrikalarında uygulanan teknolojinin hemen hemen aynısına geçtiğini, ileri sürülen teknik iddiaların da gerçeği yansıtmadığını, davacının tarımsal yönden de çok iyi kalkındırıldığını, tarımsal araçlar yönünden değerlendirildiğinde davacı... Şeker'in şeker sanayi ortalamasının üzerine çıktığını, bu anlamda davacının uğradığı bir zararın söz konusu olmadığını, iki şirket arasındaki ticari ilişkinin 1952 yılından 1991 yılı sonuna kadar devam ettiğini, tarafların bu süre içerisinde her yılın sonu itibariyle gerçekleşen cari hesap bakiyelerini karşılıklı olarak bilançolarında göstermek suretiyle onayladığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda... ... A.Ş.'nin uğradığını iddia ettiği zararlarla ilgili olarak yapılan hesaplamaların borç olarak kabul edilen cari hesap bakiyesinin oluşturulduğu mantıkla yapıldığını, bunun kabulünün mümkün olmadığını, nitekim faizlerin de müvekkilinin davacıya uyguladığı oranlar üzerinden işlendiğini, müvekkilinin mevzuat çerçevesinde davacının fabrikasının muamelelerini tedvir ve kontrol etmek, davacı fabrikasının ihtiyaç duyacağı finansmanı karşılamak, ihtiyacı aşan finansmanı şeker sanayinin ihtiyacında kullanmak, gerektiğinde kendi personelini ücret ve diğer giderleri... Şeker fabrikasınca karşılanmak koşulu ile... şeker fabrikasında görevlendirmek, genel yetki dışında kalan konularda yönetim kurulu tarafından karar verilmek, bu hizmetleri karşılığında daha önceki yıllarda uygulanan kıstaslara göre tahakkuk edecek giderlerin taraflar arasında bağıtlı cari hesap sözleşmesine göre borç kaydedilmek üzere... Şeker Fabrikasının sevk ve idaresini tedvir etmekle görevlendirildiğini, genel kurulca alınan bu kararların davacının yönetim kurulu tarafından müvekkiline bildirildiğini, müvekkili tarafından bu görevin kabul edildiğini, her yıl yenilenmek suretiyle davacı yönetim kurulunun 10.07.1991 tarih 1991/10-4 sayılı kararı ile müvekkilinin tedvir ile ilgili görevinin sona erdirilmesine kadar devam ettiğini, davacı şirket yönetim kurulunun 02.08.1991 tarih ve II sayılı kararı ile mezkur karar ertelendiğinden işlemlerin 17.02.1992 tarihine kadar devam ettiğini, tedvir ilişkisinin devamı süresince her türlü borç alacak ilişkileri fatura, mahsup fişi, tediye makbuzu gibi belgelere bağlandığını, her yıl karşılıklı hesap mutabakatları yapıldığını, her hesap dönemi sonunda hesap mutabakatları yapılarak bakiye üzerinde mutabakat sağlanıp oluşan adata göre vasati faiz nispeti üzerinden faiz hesaplandığını, faizli bakiyenin ertesi yılın başında gerek davacının gerekse müvekkilinin kayıtlarında açılış bilançosu olarak yer aldığını, 14.09.2006 tarihli raporda davacı yasal defterleri ile davalı yasal defterlerinin birbirleri ile mutabık olduğu, defter kayıtlarına göre davalının (sehven davacı yerine yazılmıştır) 225.068.191.167 TL borcu bulunduğu, davacı ve davalı bilançolarının tarafların genel kurullarında onaylandığını, hesap ve bilanço kalemleri kabul edildiğinin tespit edildiğini, 31.12.1991 tarihli müvekkilinin resmi bilançosuna esas tasdikli yasal defter ve kayıtlarında davacının borcu olarak 225.068.291.167. TL kaydedilmiş aynı meblağın davacının yetkili kurullarınca onanan ve genel kurulunca da tasdik edilen bilançoda borç olarak kaydedildiğini, tedvir yetkisinin kaldırılmasına ilişkin karar tarihi 10.07.1991 olmasına rağmen işlemlerin 17.02.1992 yılına kadar devam ettiğinden bu yıl içinde tahakkuk eden 7.664.768.899 TL teşekkül alacağı da dahil edilerek davacının 31.12.1992 tarihli bilançosunda da yer almak suretiyle teyit edildiğini, davacının şirket mukavelesinin 30. maddesinde yer alan hükme dayanarak her yıl kendi yönetim kurullarından aldığı kararla şirketlerinin mali, idari, zirai, teknik ve hukuki yönleri ile tedviri konusundaki yetki uygulamada müvekkilinin davacıya tavsiyelerde bulunması şeklinde kullanıldığını, bu tavsiye üzerine davacı şirket yönetim kurullarından alınan kararların uygulandığını, yapılan işlemler konusunda tavsiye niteliğindeki bildirimlerin bildirim tarihi itibariyle davacı tarafından kabul edilmemesinin bunların yönetim kurulu kararlarına dönüştürülmemesi mümkün olduğundan, müvekkilinin kötü yönetimi nedeniyle zarara uğradıkları, bunun sorumlusunun da müvekkili olduğu iddiasının dayanıksız olduğunu, mahkemenin de bu yönde kısmen kabul kararı vermesinin hatalı bulunduğunu, Kanun ve şirket ana sözleşmesi mucibince şirketin idaresinden yegane yetkili ve sorumlu olanın yönetim kurulu olduğunu, davacının idaresi konusunda doğrudan karar alma ve uygulamanın müvekkilinin yetkisinde olmadığından ve 39 yıl boyunca uygulama bu yönde devam ettiğinden fiilen ve hukuken kötüye kullanma şeklinde bir durumun ortaya çıkmasının da mümkün bulunmadığını, davacı şirketin müvekkilinin tedvir yetkisinin kaldırılmasına ilişkin yönetim kurulu kararında kötü tedvir nedeniyle değil, müvekkilinin iştiraklerini satma kararında olduğu için tedvirin kaldırıldığının belirtildiğini, yani bu yöndeki iddianın bizzat davacı şirket yönetim kurulu kararı ile geçersiz kaldığını, kaldı ki yaklaşık 40 sene her yıl yenilenen tedvir yetkisi gereği yapılan her türlü hesap ve işlemlerin davacının genel kurullarında ibra edildiğini, davacının uğradığını iddia ettiği zarara ilişkin olarak yapılan hesaplamaların doğru olmadığını, bu hesaplamalara dayanılarak verilen kararın da hatalı olduğunu, davacı tarafından alınan 64 aracın 1963 yılı ile 1988 yılları arasında periyodik olarak mübayaa edilmiş olup ödenen bedelin toplam 84.328,392 TL olup, müvekkilinin değişik fabrikalarında emanet olarak kullanılan bu araçların bakım onarım giderlerinin müvekkili tarafından karşılandığını, amortisman giderlerinin müvekkilince gider kaydedildiğini, bilirkişi raporunda belirtilen gerek 1991 yılı sonu itibariyle değeri, gerekse bugünkü rayiç değerinin mukayyet değerlerinin üzerinde olduğunu, davacıya külfet yüklenmediğini, aksine varlıklarında artış durumu ortaya çıktığını, müvekkiline ait 9 adet taşıt aracının da davacıya emanet olarak kullandırıldığını, bu araçların bakım onarım giderlerinin davacı tarafından karşılandığını, gider kaydedildiğini, amortisman giderlerinin de davacı tarafından gider kaydedildiğini, karşılıklı sürdürülen bu uygulamanın keyfi yada tedvir yetkisinin kötüye kullanılmasından değil, hizmet gereği yapıldığını, 1984 yılında Ankara'da satın alınan 4 adet apartman dairesinin davacının sabit kıymetlerinde kayıtlı olup, bugünkü rayiç değerleri üzerinden bir hesaplamaya gidilirse, davacının zararının değil, gayrimenkul değerlerindeki artış çerçevesinde büyük oranda kazancının olduğunun görüleceğini, davacının sabit kıymetlerinde kayıtlı siloların amortisman ve diğer giderlerinin yağlı tohum projesine mal edildiğini, söz konusu şirketin Karadeniz yağlı tohumlara devrinden sonra ise silolar ve müştemilatın ekspertiz raporuyla belirlenen bedelinin davacıya ödendiğini, davacının yapılan yatırım nedeniyle herhangi bir zarara uğratılmasının söz konusu olmadığını, ... arsa ve binalarının davacının sabit kıymetlerinde kayıtlı bulunduğunu, yöredeki pancar ekim alanları ile pancar üretimindeki artışın davacının işleme kapasitesinin üstüne çıkması nedeniyle ihtiyacın karşılanabilmesi için, anılan iki fabrika kurulmuş, yeni şeker fabrikalarının ekim alanlarının içinde davacının sabit kıymetlerinde kayıtlı arsa bina ve müştemilatlarının bu nedenlerle emanet olarak kullanıldığını, müvekkiline ait ... şeker fabrikasının bir kısım sabit kıymetlerinin de davacı tarafından kullanıldığını, bu bölüme ilişkin zarar hesaplamalarını ve değerlendirmeleri kabul etmediklerini, ... A.Ş.'nin sermayesine %20 iştirak etmeleri nedeniyle davacının müvekkilinden alacaklı olduğuna dair değerlendirme ve hesaplamayı da kabul etmediklerini, anılan şirketin kömür üretiminin tamamına yakın kısmının müvekkiline bağlı şeker fabrikalarına ve diğer hissedarlarına satıldığını, 1984-1991 yılları arasında her hesap dönemini karlı kapattığını, hissedarlarına kar dağılımı yaptığını, bu nedenle bir zararın söz konusu olmadığını, müvekkilinin tedvir ilişkisi kapsamında davacı adına işlemlerde bulunmadığını, yapılması uygun görülen işlemler hakkında tavsiyelerini bildirdiğini, bu tavsiyelerin davacı şirket yönetim kurulunda karara dönüşmesinden sonra yerine getirildiğini, dolayısıyla bu noktada bir sorumluluk doğmuşsa bunun sorumlusunun karar mercii olmayan müvekkili olmadığını, tedvir yetkisinin davacı tarafından her sene için yaklaşık 40 yıl boyunca yenilendiğini, tedvirin gerçekleştiği yıllara ilişkin her türlü hesap ve işlemlerin genel kurullarında ibra edildiğini, davacının faaliyetine devam edebilmesi için gerekli nakit çıkışının müvekkili tarafından karşılandığını, bunun karşılığında vasati faiz nispeti üzerinden faiz tahakkuk ettirildiğini, aynı meblağlar için ticari kredi kullansaydı ödemek zorunda kalacağı faiz oranlarının müvekkilinin tahakkuk ettirdiği faizin en az iki katı oranında olacağını, müvekkili tarafından tedvir edilmesinin davacının zararına sebep olmadığını, aksine faaliyetlerinin devamının sağlanabildiğini, zarar ve tazminat talebine dair kısmen kabul kararı verilmesinin hatalı olduğunu, birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyası yönünden davanın kısmen kabulü ertesinde yazılan rakamda virgül hatası yapıldığını, davanın devreden cari hesap borcu 225.068.291.167 eski TL'nin ve buna ilişkin faizin tahsili istemi ile açıldığını, yani son üç basamak olan 167 rakamından önce virgül değil nokta geldiğini, mahkemece ise kararı 225.068.291,167 eski TL'nin şeklinde yazarak maddi bir hata yaptığını, zaten virgülden sonra 3 rakam olmayacağını, kararın 225.068.291.167 eski TL şeklinde düzeltilmesini talep ettiklerini, kısmen kabul edilen talep yönünden hükmedilen vekalet ücretinde de yine mahkemece hataya düşüldüğünü, davadaki 211.191.858.105 eski TL'lik talebin taraflar arasında geçerli ve bağlayıcı cari hesap sözleşmesinin bulunmadığından bahisle reddedildiğini, bunun kabulünün mümkün olmadığını, davacı ile müvekkili arasında imzalanmış bir cari hesap sözleşmesi bulunmasa bile, iki şirket arasındaki ticari ilişkinin 1952 yılından 1991 yılı sonuna kadar devam ettiğini, tarafların bu süre içerisinde her yılın sonu itibariyle gerçekleşen cari hesap bakiyelerini karşılıklı olarak bilançolarında göstermek suretiyle onayladığını, bu anlamda taraflar arasında bir cari hesap ilişkisi bulunduğunu, tedvir yetkisinin kaldırılmasıyla birlikte cari hesap ilişkisinin de sona erdirildiğini, bu cari hesaba göre davacının, müvekkiline 225.068.291.167 TL borcu bulunduğu, cari hesabın davacının bilgisi altında tutulduğunu, tarafların diğeri adına yaptığı ödeme ve tahsilatları karşılıklı olarak bildirilerek borç ve alacak olarak kaydedildiğini, kayıtlardaki borç ve alacaklar için üç ayda bir mutabakat yapıldığını, yıl sonunda borç ve alacak bakiyelere tedvir ilişkisi nedeniyle gerçekleşen işlemlere ait kayıtların taraflarda bulunduğunun tüm dosya kapsamı ile sabit olduğunu, işleyen faiz taleplerinin kabul edilmemesinin yasal olmadığını, 1991 yılında banka ticari kredi faizlerinin ortalama % 120 iken, uygulanan ortalama faiz oranının % 70,15 olduğunu, bu durumun da müvekkilinin davacıya ucuz kredi sağladığı anlamına geldiğini, davacının müvekkiline yazdığı 30.09.1991 tarih ve 2788 sayılı yazısında, "... 31.07.1991 tarihi itibariyle cari hesap mutabakatında belirttiğimiz 117.125.004.015 TL borcumuza karşılık şekerin ambarlarımızda adınıza tefrik edildiğini bilginize ..." denilerek en üst yetkili idare ve karar organı yönetim kurulunda bu miktarın kabul edildiğini, tüm bunlara rağmen faiz taleplerinin kabul edilmemesinin yasal olmadığını, birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyası yönünden her ne kadar tam kabul kararı verilmiş ise de, yargılama giderleri açısından hata yapıldığını, hem asıl dava hem de birleşen iki dava yönünden yargılama giderlerinin tam olarak nasıl hesaplandığı, tebligat giderlerinin nasıl hesap edildiğinin anlaşılamadığını, bu nedenle yargılama giderleri yönünden her üç dava açısından da eksik ve hatalı hesaplamalar yapılmış olması nedeniyle istinaf incelemesinde bu hususun da dikkate alınmasını talep ettiklerini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın reddine, birleşen davaların tam kabulüne, tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin asıl davada davacı, birleşen davalarda davalıya yükletilmesine karar verilmesini istemiştir.
Asıl davada davacı birleşen davalarda davalı ... A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin görevlendirmeye ilişkin ara kararına aykırı, hatalı, yetersiz, denetime ve hüküm vermeye elverişli olmayan bilirkişi raporunu esas alarak karar verdiğini, tedvire dayalı vesayet yetkisini yürüten ve fiilen davalı ... tarafından yönlendirilerek hazırlanan bilanço kayıtlarında gözüken 225.068.291.167,07 TL (eski)’lik borcun, müvekkilinin borcu olarak kolayca hesaplandığını, aynı durumun birleştirilen 1993/196 Esas sayılı dava dosyasındaki 7.664.788.899 TL (eski)’lik alacak bakımından da söz konusu olduğunu, bilirkişi kurulunun, bu hesaplarına katılabilmenin mümkün olmadığını, bu hesabın ilk olarak raporda “… tedvir döneminde ...’in, ... üzerindeki, sorgulama ve denetleme ihtimali dahi bulunmayan vesayet ilişkisi ve ... A.Ş.’nin vesayet dönemi süresince aldığı kararlarda... şeker aş tüzel kişiliği perdesinin arkasına saklandığının kabulü gerektiği” şeklindeki bilirkişi kurulu tespiti ile taban tabana zıt olduğunu, 225.068.291.167,07 TL (eski)’lik borç rakamının raporun 54. sayfasında da belirtildiği üzere, fiilen tedvir yetkisi sahibi davalı tarafından müvekkiline empoze edildiğini, raporun 42.sayfasında bilirkişi kurulunca da açık bir şekilde kabul edildiği gibi müvekkilinin fiilen her türlü mali, idari, teknik, ticari, zirai ve hukuki işlem yapma yetkisini elinde bulunduran davalının yönlendirmesi sonucu taraflar arasında kabul edilmiş gibi bir durum ortaya çıktığını, dolayısıyla, bilirkişi kurulunun raporun baş tarafındaki isabetli hukuki kabulleri ile raporun daha sonraki açıklamaları sonucunda müvekkiline 225.068.291.167,07 TL (eski) ve 1993/196 Esas sayılı dava dosyasındaki 7.664.788.899 TL (eski) borç çıkartan hesap kısmı arasında kesinlikle çelişki bulunduğunu, bu hesabın ikinci olarak, bilirkişi kurulunun görevini tespit eden mahkemenin 27.05.2016 tarihli ara kararına da tamamen aykırı bulunduğunu, söz konusu ara kararda, “... hesaplamanın, yanlar arasında teknik anlamda cari hesap sözleşmesi bulunmadığı kabul edilerek yapılması ...” yönünde açık direktif olduğunu, bilirkişi kurulunun raporun baş tarafında yaptığı hukuki değerlendirmenin de bu yönde olduğunu, buna rağmen raporun hesaplama ile ilgili kısmında mahkemenin ara kararına uygun hesap yapılmayarak vesayet makamı olan davalının kendi menfaatlerine hizmet eder şekilde cari hesap esasına göre düzenlenen bilançoda görünen 225.068.291.167,07 TL (eski)’lik ve 1993/196 Esas sayılı dava dosyasındaki 7.664.788.899 TL (eski)’lik borcun mahkemenin ara kararına rağmen, bileşik faizden arındırılmaksızın müvekkilinin borcu olarak gösterilebildiğini, cari hesap esasına göre hazırlanan 225.068.291.167,07 TL (eski)’lik ve 1993/196 Esas sayılı dava dosyasındaki 7.664.788.899 TL (eski)’lik borcu kabul etmediklerini, bu rakamın mutlaka bileşik faizden arındırılarak ve ayrıca taraflar arasında faiz konusunda yazılı herhangi bir sözleşme bulunmadığından yıllık yasal faiz oranları üzerinden yeniden hesaplanması gerekirken, bu talebin yerine getirilmediğini, alacak-borç hesabının bileşik faizden arındırılması suretiyle yeniden yaptırılmasını talep ettiklerini, davalının müvekkilinin ihtiyacı olmamasına rağmen satın aldırdığı ve bizzat kendisine veya kendisine ait diğer şeker şirketlerine tahsis ettiği araçlar, mallar ile diğer harcamalarla ilgili bilirkişi hesaplarına ilişkin olarak davalının satın aldırdığı ve bunları kendine tahsis ederek kullandığı 64 araçtan kaynaklanan zararlarının tahsilinin talep edildiğini, zarar olarak belirlenen tutarın hiç harcanmayıp müvekkili bünyesinde kalması ve müvekkilinin davalıya olan borcunu ödenmesinde kullanılması halinde toplam borcun ne kadar azalacağı, başka bir ifade ile bu halin, davalı tarafından müvekkiline empoze edilen (225.068.291.167,07 TL (eski)’lik) hesaba yansıması durumunun değerlendirilmediğini, taşıtların alım tarihlerine göre her iki hesabın birlikte değerlendirilmesi halinde, alacak-borç tasfiye hesabının farklı olacağını, davalının müvekkilinin ihtiyacı bulunmamasına rağmen müvekkilinin parasıyla Ankara’da satın aldırdığı ve bunları kendisine tahsis ederek lojman olarak kullandığı ve halen de kullanmaya devam ettiği taşınmazlardan kaynaklanan zararlarının tahsilinin istendiğini, bilirkişi raporunda varılan “... değer artışı sebebiyle, ...’in bu taşınmazlar bakımından herhangi bir zarara uğramadığı ...” sonucuna katılmadıklarını, burada yürütülen düz mantık doğru olmadığı gibi, bilirkişi kurulunun, açılan davanın mahiyetini yeterince kavrayamadığını, davanın 40 yıl süren tedvir ilişkisinin sona ermesini müteakip davalının müvekkiline çıkarttığı (225.068.291.167,07 TL (eski) + 7.664.788.899 TL (eski)) faturanın yanlışlığını ortaya koyarak, davalıya gerçekten herhangi bir borcun olmadığını ispata yönelik bulunduğunu, davalının doğrudan kendi menfaatleri çerçevesinde müvekkiline gereksiz yere harcattığı paraların, hiç harcanmayıp müvekkili bünyesinde kalması ve müvekkilinin davalıya olan borcunu ödenmesinde kullanılması halinde tasfiye alacak-borç hesabının tespitine yönelik olduğunu, mahkemenin bilirkişi kuruluna verdiği görevin de buna ilişkin bulunduğunu, bilirkişi kurulu raporunda “4 lojman alınmayıp bu paralar...-şeker bünyesinde kalsaydı, o tarih itibariyle alacak-borç durumu ne olurdu” nun hesabını yapılmayarak, kavrayamadığımız bir “düz mantık”tan hareketle, “... değer artışı sebebiyle, ...’in bu taşınmazlar bakımından herhangi bir zarara uğramadığı...” sonucuna varılabildiğini, davadaki taleplerinden bir diğerinin davalının müvekkilinin ihtiyacı olmamasına rağmen müvekkilinin parasıyla, davalıya ait diğer çeşitli ... için bina ve müştemilat inşa ettirmesinden, taşınmazlar satın aldırmasından ve bunları ilgili fabrikalara tahsis etmesinden kaynaklanan zararlarının tahsiline ilişkin olduğunu, bilirkişi raporunda "... ... A.Ş.’nin mezkur taşınmazın alımından kaynaklanmış olarak dava tarihi itibariyle herhangi bir zarara kabulü uğramadığının kabulü gerekmektedir. ... sonuç olarak dosya kapsamında … talep edilebilecek kira alacağının 317.234.015,76 TL’den az olamayacağı kanaati heyetimizde hasıl olmuştur” şeklinde tespitte bulunulduğunu, bilirkişi kurulunun önce müvekkilinin 1991 yılı sonu itibariyle 4.154.259.916 TL (eski) zarar gördüğünün kabul edilebileceğini belirttikten sonra, lojmanlar için yapılan açıklamalara yollama yaparak değer artışı sebebiyle, müvekkilinin bu taşınmazlar bakımından herhangi bir zarara uğramadığı sonucuna vardığını, diğer hesaplamalarda olduğu üzere, burada da yürütülen düz mantığın doğru olmadığını, bilirkişi kurulunca açılan davanın mahiyetini yeterince kavrayamadığını, bilirkişi raporunda dikkat çeken diğer bir hususun, sözkonusu taşınmazlar bakımından müvekkilinin talep hakkı olan kira alacağının 317.234.015,76 TL’den az olamayacağı kanaatine varılmış olması olduğunu, bilirkişi kurulunun vardığı bu belirsiz sonuç karşısında, kendilerini hükme esas almak üzere teknik hesap yapması için görevlendirdiği mahkemeye nasıl yardım etmiş olduğunu ve müvekkilinin bu kalemle ilgili kira alacağını hükme bağlarken, mahkemenin bizzat kendisinin nasıl hesap yapacağını merak ettiklerini, bu hususun dahi hukuki tespitler açısından yerinde olan bilirkişi raporunun hesap açısından sergilediği zayıflığını, bilirkişi heyetinin yetersizliğini ortaya koyan diğer bir kanıt olduğunu, davadaki taleplerinden bir diğerinin, davalının, müvekkilinin ihtiyacı bulunmamasına rağmen ayrı bir tüzel kişi kuruluş olan ... Ltd. Şti.’nin ihtiyacı için 4 adet çelik silo inşa ettirmesi ve bunun bedelini müvekkiline ödettirmesinden kaynaklanan zararlarına ilişkin olduğunu, raporda müvekkilinin 4 adet çelik silonun ve müştemilatının inşasından dolayı 1991 yılı sonu itibariyle 2.391.775.616,22 TL (eski) zarar gördüğünün kabulü gerektiği sonucuna varıldığını, müvekkilinin inşa edilen 4 adet çelik silo sebebiyle uğradığı zarar talepleri bakımından bilirkişi raporunda zarar olarak tespit edilen miktar bakımından da bu tutarın, hiç harcanmayıp müvekkili bünyesinde kalması ve müvekkilinin davalıyla olan borcunun ödenmesinde kullanılması halinde toplam borcun ne kadar azalacağı, bu halin davalı tarafından müvekkiline empoze edilen (225.068.291.167,07 TL (eski)’lik ve 7.664.788.899 TL (eski)’lik) hesaba yansıması durumunun değerlendirilmediğini, ikisinin ayrı ayrı mütalaa edilerek bırakıldığını, 4 adet çelik silonun inşası tarihlerine göre her iki hesabın birlikte değerlendirilmesi halinde durumun farklı olacağını, davadaki taleplerinden bir diğerinin, davalının ortağı olduğu diğer şirketlerdeki sermaye artırımı için gerekli olan finansmanı müvekkilinden sağlaması ve üçüncü kişiler adına müvekkili üzerinden kredi kullandırılmasından kaynaklanan zararıyla ilgili bulunduğunu, bilirkişi heyeti tarafından " ... ... AŞ’nin herhangi bir yatırım ihtiyacı bulunmamasına rağmen, 15.200.000 TL değerindeki hisse alımından dolayı ... AŞ’nin uğradığı muhtemel zarardan ... AŞ’nin sorumlu olması gerektiği kanaatindedir." denildiğini, raporda daha sonra yer alan açıklamalara müteakip, müvekkilinin 1991 yılı sonu itibariyle 194.694.506,32 TL (eski) zarar gördüğünün kabulü gerektiği sonucuna varıldığını, müvekkilinin uğradığı bu zarar talepleri bakımından, bilirkişi raporunda zarar olarak tespit edilen tutarın, hiç harcanmayıp müvekkili bünyesinde kalması ve müvekkilinin davalılya olan borcunun ödenmesinde kullanılması halinde toplam borcun ne kadar azalacağı, bu halin davalı tarafından müvekkiline empoze edilen (225.068.291.167,07 TL (eski)’lik ve 7.664.788.899 TL (eski)’lik) hesaba yansıması durumunun değerlendirilmediğini, dava dilekçesindeki taleplerinden birinin de davalının ithal ettirdiği şekerin satılmasına öncelik vermesi sebebiyle, müvekkilinin ürettiği 80.000 ton şekerin stokta kalması sonucunda doğan zararlarının ödenmesi olduğunu, bilirkişi kurulu raporunda "... ülke gereksinimi için şeker ithaline karar vermek doğrudan hükümetin tasarrufunda olan bir husus olup, ... AŞ’nin inisiyatifinde değildir. Nitekim iddia konusu 300.000 ton şeker ithaline de bakanlar kurulu 90/143 sayılı kararı ile karar vermiş ve bu konuda ... AŞ’ni görevlendirmiştir. Tüm bu nedenlerden ötürü, ... AŞ’nin mezkur iddiasının hukuka uygun nitelik taşımadığı kanaati heyetimizde hasıl olmuştur" denildiğini, buradaki zararın, tamamen hükümetin aldığı ithal kararından değil davalının yanlış şeker politikasından kaynaklandığını, bu sebeple davalının ortaya çıkan zararlarından sorumlu bulunduğunu, hükümete şeker ithali kararı aldırmayı önerenin de davalı olduğunu, bilirkişi heyetinin ithal şekerden dolayı ortaya çıkan zararın kusurunu hükümete yükleyip, davalının sorumlu olmadığı yolundaki görüşünün hatalı bulunduğunu, o dönemde ithal şekerin öncelikle satılmasından dolayı davalıya ait şeker fabrikalarının da zarar gördüğünü, davalının kendi şeker fabrikalarının zararlarının karşılığını, mevzuat çerçevesinde görev zararı olarak gösterip, Devlet’ten aldığını, buna karşılık tedvir yetkisine sahip olduğu müvekkili için aynı yolu işletmediğini, davalının müvekkilini tedviren yönetirken, bu temel ölçüte uymadığını, kendi şeker fabrikalarının zararlarını görev zararı gösterip Devlet’ten tahsil ederken, müvekkili bakımından da öncelikle ithal şekerin satışı nedeniyle atıl stoklara sebebiyet vererek ortaya çıkan zararın, Devlet’ten tahsili için herhangi bir girişimde bulunmadığını, davalının kendi işlerinde gösterdiği özeni, müvekkili için göstermediğini, bilirkişilerin görevlerinden birisinin de dosyada mevcut bilirkişi raporlarındaki mübayeneti gidermek olduğunu, mübayenetin giderilebilmesi için, mübayenet teşkil eden raporlardaki görüşlerin ayrı ayrı ele alınarak değerlendirilmesi, bunların doğru yanlış yanlarının gösterilmesi ve tatmin edici gerekçelerle denetime elverişli rapor hazırlanmasının şart olduğunu, hazırlanan bilirkişi raporunda bu yöntemin ithal şeker yönünden izlenmediğini, dava dilekçesindeki taleplerinden diğer birinin de, davalının müvekkilinin ürettiği 301.000 ton şekeri maliyeti altında sattırması ve sübvansiyon yoluyla %10 kar elde edilmesi için gerekli girişimlerde bulunmamasından doğan 141.455.646.826 TL zararlarının ödenmesi olduğunu, buradaki zararın da tamamen hükümet politikasından değil davalının yanlış şeker politikasından kaynaklandığını, şekerin maliyet altında satılmasından dolayı davalıya ait diğer ... da zarar görmüş olmakla birlikte, davalının kendi şeker fabrikalarının zararlarının karşılığını, bu konularda geçerli olan mevzuat çerçevesinde görev zararı olarak göstererek Devlet’ten aldığını, buna karşılık tedvir yetkisine sahip olduğu müvekkili için aynı yolu işletmediğini, bu durumunda bilirkişi raporunun pekçok yerinde sözü edilen özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiğini, bilirkişi raporunda yer alan yenileme yatırımları ve yanlış tarımsal uygulamalardaki zararlar ile yurt dışına gönderilen ... personeli ile ilgili zararlar hakkındaki sonuçlara da katılmadıklarını, mahkeme kararının gerekçesinin çelişkili olduğunu, mahkemenin gerekçedeki kabullerinden hareket edildiğinde mahkemeden beklenen hususun, dava dilekçesinde belirtilen şekilde müvekkilinin davalının tavsiye kararları çerçevesinde alınan mali, idari, teknik, ticari, zirai ve hukuki her türlü kararın sorumluluğunun davalıya ait olması gerektiği yolunda karar tesis etmesi ve ayrıca müvekkili ile davalı arasındaki alacak borç ilişkisi hesabının, cari hesap sözleşmesine özgü olan bileşik faize göre değil basit faize göre yapılması gerektiğini, buna rağmen mahkeme kararında hatalı son bilirkişi raporunu esas aldığı için çelişkili sonuca vardığını, mahkeme kararının çelişkili olmasının, usul ve kanuna aykırılık teşkil ettiğini, mahkemenin, taraflar arasında yazılı cari hesap sözleşmesinin bulunmadığını, herhangi bir tereddüde meydan vermeyecek şekilde çok açık bir şekilde belirtmesine rağmen ortada sanki bir cari hesap sözleşmesi varmış gibi hesap yapılan bilirkişi raporuna göre karar vermiş olmasının, kabulü imkansız çelişkili durum oluşturduğunu, davalının tedvir yetkisinden kaynaklanan vesayeti altındaki müvekkilinin cari hesaba mutabakat vermesi, bu kayıtların müvekkilinde de bulunmasının müvekkilinin yıllık faaliyet raporunda yer alması, bilançoların ibra edilmesi, müvekkili şirket yönetim kurulu kararı gibi hususlardan hareket edilerek cari hesabın varlığı sonucuna varılmasının hukuk mantığı ile bağdaşabilen bir durum olmadığını, mahkemece birbirine bağlı olarak ifadelerle kurduğu bir cümlede, aynı anda, cari hesap sözleşmesi yoktur ve cari hesap sözleşmesi vardır diyerek büyük bir çelişkiye düştüğünü belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın kabulüne, birleşen davaların reddine karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Asıl dava cari hesap nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti, tedvir yetkisi kapsamında vekilin iş ve işlemleri nedeniyle uğranılan zararların tazmini, birleşen davalar ise cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Davalı ...'in davacı... Şeker'in 31/12/1991 yılı sonu itibarıyla faizli cari hesap durumu, davacının cari hesap mutabakat cetveli, Bafra 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/70 talimat ve 2011/35 talimat sayılı dosyaları, bu dosyalarda taşınmaz üzerinde yapılan keşfe ilişkin keşif tutanağı ile kadastro teknisyeni ve inşaat mühendisi bilirkişilerden alınan kök ve ek rapor, tapu kütüğü, Mecitözü Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/12 talimat sayılı dosyası, bu dosyada taşınmaz üzerinde yapılan keşfe ilişkin keşif tutanağı ile fen ve inşaat mühendisi bilirkişilerden alınan rapor, İskilip Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/34 talimat sayılı dosyası, bu dosyada taşınmaz üzerinde yapılan keşfe ilişkin keşif tutanağı ile fen ve inşaat mühendisi bilirkişilerden alınan rapor, Ladik Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/17 talimat sayılı dosyası, bu dosyada taşınmaz üzerinde yapılan keşfe ilişkin keşif tutanağı ile fen ve inşaat mühendisi bilirkişilerden alınan rapor, Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/47 talimat sayılı dosyası, bu dosyada taşınmaz üzerinde yapılan keşfe ilişkin keşif tutanağı ile fen ve inşaat mühendisi bilirkişilerden alınan rapor, Merzifon Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/52 talimat sayılı dosyası, bu dosyada çelik silolar üzerinde yapılan keşfe ilişkin keşif tutanağı, Kavak Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/26 talimat sayılı dosyası, bu dosyada taşınmaz üzerinde yapılan keşfe ilişkin keşif tutanağı ile fen ve inşaat mühendisi bilirkişilerden alınan rapor, Sungurlu Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/92 talimat sayılı dosyası, bu dosyada taşınmaz üzerinde yapılan keşfe ilişkin keşif tutanağı ile fen ve inşaat mühendisi bilirkişilerden alınan rapor, Alaca Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/22 talimat sayılı dosyası, bu dosyada taşınmaz üzerinde yapılan keşfe ilişkin keşif tutanağı ile fen ve inşaat mühendisi bilirkişilerden alınan rapor, Osmancık Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/51 talimat sayılı dosyası, bu dosyada taşınmaz üzerinde yapılan keşfe ilişkin keşif tutanağı ile fen ve inşaat mühendisi bilirkişilerden alınan rapor, davacının cari hesap kayıtları, davacı tarafından davalıya gönderilen 06/03/1992 tarihli yazı, davalının 07/04/1992 tarihli cevabi yazısı, davalının davacı ve dava dışı ... fabrikasına gönderdiği 01/05/1984 tarihli yazı sureti, davalı tarafından davacıya gönderilen cari hesap alacak talep yazısı, davacı tarafından davalıya gönderilen 18/03/1992 tarihli cevabi yazı, davacı şirket bilançoları ile 16/04/1992 tarihli genel kurul toplantı tutanağı, davacının 10/07/1991 ve 28/12/1991 tarihli yönetim kurulu kararları, davacı tarafından sunulan Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan 30/07/1992 tarihli hukuki mütalaa, davacı tarafından sunulan Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan bila tarihli hukuki mütalaa, cari hesap mutabakat belgeleri, tapu kayıtları, davacı şirket ana sözleşmesi, inşaat hak ediş raporları, demirbaş listeleri, kesin hak ediş raporları, asıl dava konusu 64 adet aracın davacı aktifine girdiği yıllara ilişkin araç listesi, davacı tarafından sunulan Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan 12/11/1993 tarihli hukuki mütalaa, davacı şirketin aktif ve pasif hesap kayıtları, davacı şirket bilançoları, yargılama aşamasında hukukçu bilirkişiden alınan 17/07/1996 havale tarihli ön rapor, anılan bilirkişinin yanına heyete mali müşavir ve emekli müfettiş ilave edilmek suretiyle oluşturulan birinci bilirkişi heyetinden alınan 10/04/2001 tarihli kök rapor, 16/11/2001 tarihli ek rapor, ziraat mühendisi, mali müşavir ve hukukçudan oluşan ikinci bilirkişi heyetinden alınan 18/10/2002 tarihli kök, 29/09/2003 tarihli birinci ek, 01/09/2004 tarihli ikinci ek rapor, davacı şirket yönetim kurulu toplantı tutanakları, inşaat mühendisi ve emlakçıdan oluşan üçüncü bilirkişi heyetinden alınan 24/05/2011 tarihli rapor, finans yöneticisi, mali müşavir ve hukukçudan oluşan dördüncü bilirkişi heyetinden alınan 14/09/2006 tarihli kök, 09/01/2007 tarihli ek rapor, makine mühendisi bilirkişiden alınan ve beşinci rapor olan 02/10/2008 tarihli kök, 09/10/2009 tarihli ek rapor, muhasebe/finansman, mali müşavir ve hukukçudan oluşan altıncı bilirkişi heyetinden alınan 20/02/2015 tarihli kök, bilirkişi heyetine ekonomist bilirkişinin ilavesiyle alınan 04/03/2016 tarihli ek rapor, işletme, hukukçu, mali müşavir ve hukukçudan oluşan yedinci bilirkişi heyetinden alınan 10/07/2016 tarihli kök, anılan heyete bankacı bilirkişi ilavesiyle alınan 01/10/2019 tarihli ek rapor dosya içerisinde yer almaktadır.
Davacı şirketin 10/07/1991 tarihli yönetim kurulu toplantısında alınan kararın 4. maddesiyle 18/12/1990 tarihli kararla fabrikanın tedvirinin davalıdan rica edildiği, davalının % 50'nin altındaki iştiraklerini satma kararı içinde olduğu, bu kapsamda bazı hisselerini devrettiği belirtilerek davalıya verilen tedvir yetkisi kararından rücu edilmesine, 28/12/1991 tarihli yönetim kurulu toplantısında alınan kararın 4. maddesiyle ise yönetim kurulunun 10/07/1991 tarihli kararıyla davalının tedvir yetkisinin kaldırıldığı, ancak geçiş süreci için kararın askıya alındığı, yönetim kurulunun esasen genel kurulda tedviri kaldırarak şirketi özerkçe yönetmeleri kararlaştırıldığından tedvir yetkisi verilmesinin uygun görülmediğinin davalıya gerekçesiyle birlikte bildirilmesine karar verilmiştir.
Davacı tarafından sunulan Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan 30/07/1992 tarihli hukuki mütalaada, davacı şirketin 15/10/1952 tarihinde ticaret siciline tescil edildiği, kuruluşundan 28/12/1991 tarihine kadar davacının her yıl yönetim kurulu kararıyla davalıyı, davacıyı ücret karşılığında tedvir yetkisini verdiği, böylece davalının 39 yıl fiilen davacıyı yönettiği, iki şirket arasında sözleşmeye dayanan ana şirket yavru şirket ilişkisi oluştuğu, genel kurulda hakim çoğunluğun davalıya ait olduğu, davalının genel hükümlere tabi vekil konumunda bulunduğu, davalı üçüncü kişi durumunda olduğundan davacıya ayrıntılı, belgelere dayanarak hesap verdiğini gösteren gerçeği tam yansıtacak bir rapor verse dahi ibra kararına dayanamayacağı, bu olayda tarafların cari hesap sözleşmesi hükümlerine dayanamayacağı, şeker fiyatlarının maliyet altında satışı konusunda hakim iradenin siyasi irade olduğu, sorumlu devlet kuruluşunun kendi fiilinden doğan finansman sıkıntısının mali sonuçlarının bundan zarar gören özel kuruluşlardan talep edemeyeceği yönünde kanaat bildirilmiştir.
Davacı tarafından sunulan Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan bila tarihli hukuki mütalaa ile, davalının davacı şirkette %10 oranında iştiraki bulunduğu, taraflar arasında temelde bir vekalet akdi bulunduğunun kabul edilebileceği, tedvir yetkisini kullanan davalının titiz bir özen göstermemişse vekaleti usulü dairesinde ifa etmemiş sayılacağı, tedvir veya vekalet sözleşmesinin genel kurulda alınan ibra kapsamında yer almayacağı, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi bulunmadığı, karşılıklı borç alacak taleplerinde cari hesaba bağlı bileşik faiz yürütülemeyeceği, tek taraflı alacak borç tespiti sonucu oluşan bakiyeye itiraz olunamayacağı ve bu işlemlerin ibra edildiği iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğu tespit edilmiştir.
Davacı tarafından sunulan Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan 12/11/1993 tarihli hukuki mütalaada da, taraflar arasında vekalet sözleşmesi bulunduğu, davalı...'in davacının işini görürken verdiği zarardan tam sorumlu olduğu, davalının davacının 301.000 ton şekerini maliyetinin altında satarak onu zarara uğrattığı, özen borcunu ihlal ettiği, davacının davalının bir iştiraki niteliğinde olduğu, davalının davacıya Ankara'da 4 taşınmaz almasının özen borcunu ihlali niteliğinde bulunduğu, bu taşınmazların halen bulunmasının, değerinin artmasının önemli olmadığı, taşınmazlar için ödenen paranın vaktiyle davacının fabrikasının yenilenmesi, modernizasyonuna harcanması ya da davacı yararına onun sanayi dalıyla ilgili bir alana sarf edilmiş olması halinde davacının mal varlığının bugün başka bir görünüm arz edeceği, aynı görüşün alınan 64 araç, fazla işçi istihdamı vs. içinde geçerli olduğu, davalının sadakat borcuna uygun davrandığının da ileri sürülemeyeceği, davalının davacının maruz kaldığı zarardan sorumlu olduğu, davacının yönetim organlarının genel kurulda ibra edilmesinin davalının da vekil sıfatıyla sorumluluktan kurtulması sonucunu doğurmayacağı, çünkü davalının davacının yönetim kurulu organı olmadığı, 40 yıldır birer yıllık vekalet ilişkisi bulunduğu, zincirleme vekalet ilişkisinin söz konusu olduğu, vekalet sözleşmesine davalının ihlali temadi ettiğinden zaman aşımına uğramayacağı, aksi görüşte ise birer yıllık vekalet kabul edilirse, 1991 yılından geriye 5 yıllık zaman aşımının uygulanacağı yönünde kanaat bildirilmiştir.
Davacı... Şeker tarafından davalı...'e gönderilen 06/03/1992 tarihli yazı ile, şirketi deruhte eden davalının görev süresi içerisinde 28/12/1991 tarihinden önceki dönemlere ait olmak üzere şimdilik 210.553.633.688 TL (eski) alacak tespit edildiği, taşınmaz ve araçların bedeli ödendiğinde devirlerin yapılacağı belirtilerek tespit edilen alacağın ödenmesi talep edilmiştir.
Davalı...'in davacı... Şeker'e gönderdiği 07/04/1992 tarihli cevabi yazıda, talepteki miktarın davacı tarafından hesaplanan zahiri borç olduğu, davacı ve davalının kayıtlarında sabit olduğu üzere 31/12/1991 tarihi itibarıyla 225.068.291.197 TL (eski) davacının davalıya borçlu olduğu bildirilmiştir.
Davalı... tarafından davacı... Şeker ve dava dışı ... fabrikasına gönderilen 01/05/1984 tarihli yazıda, davalı genel müdürlüğünün personeli için acil olarak 9 adet lojmana ihtiyaç duyulduğu, gerekli ödeneğin 1984 yılı... yatırım programında yer almadığından projelerine 9 adet lojman için 60.000.000 TL (eski) ödenek ilave edilmesinin yönetim kurulu kararıyla kabul edildiği, şirketin yönetim kurulunca kurum onayına müteakip 1984 yılı yatırım programlarına ilave edilmesi talep edilmiştir.
Davalı...'in davacı... Şeker'e gönderdiği bila tarihli yazıda, 31/12/1991 tarihindeki davacının toplam borcunun 225.068.291.167 TL (eski) olduğu bildirilmiştir.
Davacı... Şeker tarafından davalı...'e gönderilen 18/03/1992 tarihli cevabi yazıda ise, cari hesap bakiyesine itiraz edildiği, alacak hesabının tek taraflı olarak düzenlendiği, davacı... Şeker'in davalıdan 210.553.633.688 TL (eski) alacağı bulunduğu, mürekkep faiz uygulandığı, bu durumu kabul etmedikleri, kanuni ticari faiz üstünde bir ödeme yükümü altında olmadıkları, borç ve kayıtlara intikal etmeyen alacağın genel kurula götürme arzusunun doğal karşılanması gerektiği belirtilmiştir.
Yargılama aşamasında hukukçu bilirkişiden alınan birinci bilirkişi ön raporunda, taraflar arasında cari hesap şeklinde iş görme sözleşmesi bulunduğu, her takvim yılı sonunda kapatıldığı, bakiyenin tespit edildiği, hesap bakiyelerinin 1952 yılından bu yana davacı bilançolarında düzenli olarak görmenin mümkün olduğu, tarafların alacaklarının cari hesaba ilişkin kurallar çerçevesinde 5 yıllık zaman aşımına tabi bulunduğu, tarafların uzlaşma konusundaki iradelerinin devam edip etmediğinin araştırılması gerektiği belirtilmiş, anılan bilirkişinin yanına heyete mali müşavir ve emekli müfettiş ilave edilmek suretiyle oluşturulan birinci bilirkişi heyetinden alınan 10/04/2001 tarihli kök raporda, taraflar arasında vekalet ilişkisi bulunduğu, yazılı cari hesap sözleşmesi olmadığı, ilişkinin bir cari hesap sözleşmesi şeklinde gerçekleşmediği, 5 yıllık zaman aşımı süresinin vekaletin sona erdiği 28/12/1991 tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı, zaman aşımı süresinin dolmadığı, taraflar arasında ibra olmadığı, davalının davacının yönetim kurulu ya da denetim kurulu olmadığından genel kuruldaki ibra kararlarının davalıyla ilgisinin bulunmadığı, 28/12/1991 tarihi itibarıyla davacının davalıya 219.260.473.825,48 TL borçlu bulunduğu, davalının yazılı talimatına rağmen ... A.Ş.'ye hisse bedeli olarak ödenen 15.200.000 TL ile bu miktarın 1984-1991 yılları arasındaki faizi olan toplam 58.536.720 TL'nin davacı borcundan düşülmesi halinde borç bakiyesinin 219.201.937.105,48 TL olduğunun hesaplandığı, davacının alacaklarının davalıya borcundan mahsup edildiği tespit edilmiştir.
Taraf vekillerinin anılan rapora itirazı üzerine alınan 16/11/2001 tarihli ek raporda, hukukçu bilirkişinin muhalefet şerhi bulunmakta olup, bilirkişi heyetinde yer alan mali müşavir ve emekli müfettiş bilirkişilerin 28/12/1991 tarihi itibarıyla davacının davalıya 219.260.473.825,48 TL borçlu bulunduğu, davalının yazılı talimatına rağmen ... A.Ş.'ye hisse bedeli olarak ödenen 15.200.000 TL ile bu miktarın 1984-1991 yılları arasındaki faizi olan toplam 58.536.720 TL'nin davacı borcundan düşülmesi halinde borç bakiyesinin 219.201.937.105,48 TL olduğunun hesaplandığı, davacının alacaklarının davalıya borcundan mahsup edildiği, tedvirin kendine özgü bir iş görme sözleşmesi olduğu, taraflar arasında yazılı olmayan ancak geçerli bulunan cari hesap sözleşmesi bulunduğu tespit edilmiş, hukukçu bilirkişi ise 25/01/2002 tarihli muhalefet şerhinde kök raporda taraflar arasındaki ilişkinin vekalet ilişkisi olduğunu belirttikleri, ek raporda ise tedvirin kendine özgü bir iş görme sözleşmesi olduğunun tespit edildiği, bu durumun ek-kök rapor arasında çelişki yarattığı, ayrıca kök raporda cari hesap sözleşmesi olmadığından cari hesap sözleşmesi hükümlerinin uygulanamayacağı sonucuna varıldığı, bu görüşünün halen geçerli olduğu yönünde kanaat bildirilmiştir.
İtiraz üzerine ikinci bilirkişi heyetinden alınan 18/10/2002 tarihli kök raporda, taraflar arasında vekalet akdi ilişkisi bulunduğu, 5 yıllık zaman aşımı süresinin alacağın muaccel olduğu tarihten başlayacağı, 10/07/1991 tarihinde vekalet görevine son verildiğinden zaman aşımının bu tarihten başlayacağı, zaman aşımı süresinin dolmadığı, davalıyı vekil olarak yaptığı işlerden ibra eden bir karar bulunmadığı, davalının özen borcuna aykırı davranması nedeniyle davacının zararını karşılaması gerektiği, araç ve lojman alımıyla uğranılan zararın uzmanlıkları dışında olduğu, davacının ... şirketinin ortağı olup, anılan şirketin kullanması için davalı tarafından 4 adet silo yaptırılmış olması nedeniyle davacının zararının oluşmadığı, davacının davalıdan ... A.Ş. Sermaye artışı nedeniyle ödediği 15.200.000 TL'yi talep edebileceği, temerrütün dava tarihinde oluştuğu, şeker ithaline karar vermek, şeker fiyatlarının belirlenmesinin siyasi karar olduğu, davacının bu yöndeki tazminat isteğinin yerinde bulunmadığı, taraflar arasında geçerli bir cari hesap sözleşmesi olmadığı, pancar ekimi konusunda uyguladığı tarımsal politikalar nedeniyle davalının davacıya zarar verip vermediğini uzman bilirkişinin incelemesi gerektiği, birleşen davalardaki talepler yönünden taraf defterlerinin incelenmesi gerektiği tespit edilmiştir.
Alınan birinci ek raporda, davalının ticari defterleri incelenerek davalı kayıtlarında 31/12/1992 tarihinde 232.887.405.563,07 TL davacıdan alacaklı olduğunun yer aldığı, aynı borcun davacının 31/12/1992 tarihli bilançoları ile de teyit edildiğinden davalının davacıdan 1992 yılı işlemlerinden dolayı 7.664.768.899 TL alacaklı olduğu, davacının davalıya borçsuzluğunun tespiti talebinin dayanağının bulunmadığı, davacının 400.000.000.000 TL maddi zarar talebinin somut delillere dayandırılması gerektiği, davalının davacıdan birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyasında 31/12/1991 sonu itibarıyla 225.068.291.167 TL alacaklı bulunduğu yönünde kanaat bildirilmiştir.
01/09/2004 tarihli ikinci ek raporda da kök rapordaki görüş tekrar edilerek tarafların bilanço hilafına yaptıkları itirazın yersiz olduğu, davalının davacıdan birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyasında 31/12/1991 sonu itibarıyla 225.068.291.167 TL alacaklı bulunduğu, dava tarihine kadar işlemiş faizin 68.420.760.515 TL olduğu tespit edilmiştir.
İtirazlar üzerine üçüncü bilirkişi heyetinden alınan 24/05/2011 tarihli raporda, dava konusu olup, davacı adına alınan 4 adet dairenin dava tarihindeki değerlerinin 1 no'lu dairenin 200 YTL, diğer dairelerin her birinin 500 YTL olduğu tespit edilmiştir.
Dördüncü bilirkişi heyetinden alınan 14/09/2006 tarihli kök raporda ve kök rapordaki görüşü tekrar eden 09/01/2007 tarihli ek raporda, davacı ve davalı defterlerinin mutabık olduğu, defter kayıtlarına göre davacının davalıya 31/12/1991 tarihi itibarıyla 225.068.191.197 TL borcu bulunduğu, geniş yorumla davacının 1991 yılına kadar fiilen davalının bir fabrikası olarak çalıştığı, davalının davacıdan hiçbir alacağının olmaması gerektiği, dar yorumla davalının davacı kaynaklarını kullandığından davacıya 1991 rakamlarına göre faiziyle birlikte 8.038.504.823,92 TL borcu bulunduğu, davalının devlet tarafından kendisine ödenen görev zararlarını davacıya ödemediği, bu kalemde davacıya 131.338.215.579,56 TL borçlu olduğu, sermaye artırımı nedeniyle davalının davacıya 194.694.506 TL borçlu olduğunun hesaplandığı, davalı (veya devlet) hatalı politikalar uygulayarak bir taraftan üreticiden yüklü miktarda şeker pancarı satın alırken, diğer taraftan yurt dışından şeker ithal ettiğini, bu politikanın faizlerin çok yüksek olduğu 1990 ve 1991 yıllarında davacının çok yüksek tutarlarda şeker stoku nedeniyle yaklaşık 50.000.000.000 TL ilave borç ile karşı karşıya kalmasına neden olduğu yönünde kanaat bildirilmiştir.
02/10/2008 tarihli beşinci kök raporda, 63 adet aracın dava ve alındığı tarihteki bedellerinin tespit edildiği, araçların hasarsız, normal aşınmış, yıpranmış olarak kabul edildiği, araçların hepsinin ekonomik ömrünü doldurduğunun görüldüğü tespit edilmiş, 09/10/2009 tarihli ek raporda da kök rapordaki bazı araç plakaları hatalı yazıldığından bu plakalar düzeltilmiştir.
İtiraz üzerine altıncı bilirkişi heyetinden alınan 20/02/2015 tarihli kök raporda, asıl davada davalının sorumluluk davasına muhatap edilmesinin hukuken kabul edilebilecek bir çözüm yolu olmadığını, mahkemece davalının tedvir yetkisini kullanırken beklenen özen, basiret ve sadakat yükümlülüklerine uymadığı, bundan verdiği zarardan sorumlu olması gerektiği iddiası makul ve kabul edilebilir bulunursa 64 adet aracın davacının insiyatifi dışında alınması nedeniyle 3.200.000.000 TL, Ankara'daki 4 adet dairenin 8 yıl boyunca davalı tarafından kira ödenmeden kullanılması nedeniyle 1.120.000.000 TL, mülkiyeti davacıya ait olup, davalıya ait diğer bazı ... tarafından kullanılan bina ve müştemilatları için kullandıkları süre boyunca ödenmeyen kira bedellerine karşılık 19.326.205.832 TL olmak üzere davacının davalıdan toplam 23.646.205.832 TL (=23.646,21 YTL) talep edebileceği, birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyasında davacı...'in dava tarihi itibarıyla davalıdan 225.068.291.167 TL cari hesap alacağı, 71.590.215.355 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 296.658.506.522 TL (=296.658,51 YTL), Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyasında davacı...'in dava tarihi itibarıyla davalıdan 7.664.768.899 TL cari hesap alacağı, 926.072.078 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 8.590.840.977 TL (=8.590,84 YTL) talep edebileceği tespit edilmiştir.
İtiraz üzerine alınan 04/03/2016 tarihli ek raporda, birleşen davalara ve asıl davaya ilişkin kök rapordaki görüş tekrar edildikten sonra asıl davada ayrıca davacı... Şeker'in insiyatifi dışında ... A.Ş.'nin sermayesine 15.200.000 TL tutarında katkı sağlaması nedeniyle davacının davalıdan toplam 23.840.900.338 TL (=23.840,00 YTL) talep edebileceği yönünde kanaat bildirilmiştir.
İtirazlar üzerine yedinci bilirkişi heyetinden alınan 10/07/2016 tarihli kök raporda, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi bulunmadığı, birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyasında davalı... Şeker'in 1991 yılı sonu itibarıyla davacı...'e 225.068.291.167 TL (eski) borçlu olduğu, birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyasında davalı... Şeker'in davacı...'e 7.664.768.899 TL (eski) borçlu olduğu, asıl davada davalının davacının 64 adet taşıtın alımı nedeniyle uğradığı zarardan sorumlu bulunduğu, davacının 64 adet aracın mülkiyetini davalıya devretmesi ve karar tarihine kadar davalının ecrimisil dahil başka bir hak iddiasında bulunmamasına hükmedilmesi gerektiği, 64 adet araç nedeniyle davacının 1.160.110.758,71 TL(eski) zarar gördüğü, davacının ayrıca kira kaybı talep edemeyeceği, 4 adet taşınmazın alımından kaynaklanan davacı zararının 332.133.357 TL (eski) olduğu, kira kaybının talep edilemeyeceği, arsa, bina, demirbaş ve diğer müştemilatın satın alımına ve inşasına ayrılan kaynak üzerinden fırsat maliyeti prensibi esas alındığında davacının 1991 yılı sonu itibarıyla 4.154.259.916,83 TL (eski) zarar gördüğü, 4 adet çelik silonun inşasına ayrılan kaynak üzerinden davacının 1991 yılı sonu itibarıyla 2.391.775.616,22 TL (eski) zarar gördüğü, hisse alımına ayrılan kaynak üzerinden fırsat maliyeti prensibi esas alınarak gerçekleştirilen tespit neticesinde davacının 1991 yılı sonu itibarıyla 194.694.506,32 TL (eski) zarar gördüğü, davacının diğer iddialarına konu iddia zararlardan davalının sorumlu olmadığı tespit edilmiştir.
İtirazlar üzerine alınan 01/10/2019 tarihli ek raporda, kök rapordaki görüş tekrar edildikten sonra kök raporda yer alan tablolar üzerinden yeniden yapılan hesaplamalar neticesinde 64 adet araçla ilgili zararın 1.132.599.535,70 TL (eski), 4 adet taşınmaza dair zararın 301.431.905,05 TL (eski) olarak düzeltildiği belirtilmiştir.
Asıl davada davacı yan, şirketin kuruluş tarihinden 28/12/1991 tarihine kadar verilen tedvir yetkisi kapsamında davalı tarafından tedviren idare edildiğini, tedvir yetkisinin şirketle ilgili her türlü kararın alınması ve uygulanması şeklinde geniş çaplı olarak uygulandığını, davalının vesayeti altındaki kişi muamelesi gördüğünü, tedvir yetkisinin sona erdirildiği tarihten sonra davalının 31/12/1991 tarihi itibarıyla 225.068.291.167 TL (eski) borçlu olduğunu iddia ettiğini, bu alacağı doğrulayan herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığını, davalının tedvir yetkisi kapsamında şirketin parasıyla 64 adet araç ve 4 adet lojman satın aldığını, kendi ihtiyaçları için tahsis ettiğini, şirketin ihtiyaçları için kullanılmadığını, diğer bazı ... için bina ve müştemilat inşa ettirdiğini, paralarının şirketten ödendiğini, cari hesapta şirket aleyhine faiz tahakkuk ettirildiğini, dava dışı ... şirketinin ihtiyacı için bedeli şirketten ödetilmek suretiyle 4 adet çelik silo inşa ettirdiğini, bunların üçüncü kişiler tarafından kullanıldığını, davalının ortak olduğu çeşitli şirketlerdeki sermaye artırımları için gerekli finansmanın şirketten sağlanarak daha sonra bu paraları iade edip, hisseleri kendi üzerine aldığını, davalının talimatı üzerine üçüncü kişilere krediler kullanıldığını, şirketin mali imkanlarının davalı tarafından istenildiği gibi harcandığını, ithal şekerin öncelikle satılması yolunda şirkete talimat gönderdiğini, tedvir yetkisini kullanarak öncelikle ithal şekeri sattırdığını, şirketin ürettiği şekerin stokta kaldığını, tedvir yetkisi süresince 301.000 ton şekerin maliyetin altında sattırıldığını, gereğinden fazla personel istihdam edildiğini, davalının üretim kayıplarına yol açtığını, başka şeker fabrikalarında çalışmasına rağmen yurt dışında tedavi olması, dil öğrenmesi için şeklen işe alınanlarla ilgili çeşitli harcamalar nedeniyle şirketin zarara uğratıldığını, davalının tedvir yetkisini kullanırken gerekli özen, basiret ve sadakat yükümlülüğüne uymadığını iddia etmiş, asıl davada davalı yan asıl davanın zaman aşımına uğradığını, tedvir konusunda davacı şirket yönetim kurulunun kendisini yetkili kıldığını, verilen yetkinin davacıya tavsiyede bulunma şeklinde kullanıldığını, tavsiye üzerine asıl davada davacı şirket yönetim kurulundan alınan kararlar doğrultusunda şirketin yönetildiğini, şirketin zarara uğratıldığı iddiasının yerinde olmadığını savunmuştur.
Birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyasında davacı yan, davalı... Şeker'in kuruluşundan tedvir yetkisinin kaldırıldığı, 28/12/1991 tarihine kadar verilen yetki kapsamında verdiği tavsiyeler doğrultusunda kendi yönetim kurulunun aldığı kararlarla sevk ve idare edildiğini, taraflar arasındaki ilişkinin cari hesap şeklinde yürütüldüğünü, davalının (1992 yılı ana para ve faizi hariç olmak üzere) 1991 yılında devreden cari hesap borcu bulunduğunu iddia etmiş, birleşen davada davalı yan davacıya herhangi bir borcun bulunmadığını, hangi oran üzerinden faiz tahakkuk ettirildiğinin anlaşılamadığını, faize faiz işletildiğini savunmuştur.
Birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyasında davacı yan, davalı... Şeker'in kuruluşundan tedvir yetkisinin kaldırıldığı, 28/12/1991 tarihine kadar verilen yetki kapsamında verdiği tavsiyeler doğrultusunda kendi yönetim kurulunun aldığı kararlarla sevk ve idare edildiğini, taraflar arasındaki ilişkinin cari hesap şeklinde yürütüldüğünü, davalının 1992 yılı ana para ve faiz alacağı için bu davanın açıldığını iddia etmiş, birleşen davada davalı yan davacıya herhangi bir borcun bulunmadığını savunmuştur.
Mahkemece asıl ve birleşen davalarda yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile asıl davada menfi tespit talebinin reddine, tazminat talebinin kısmen kabulüne, 8.174.761.480,12 TL (eski)'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyasında davanın kısmen kabulüne, 225.068.291,167 TL (eski)'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyasında davanın kabulüne, 7.664.768.899 TL (eski)'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Taraflar arasında asıl davada davacı-birleşen davalarda davalı... ... A.Ş.'nin kuruluş tarihi olan 1952'den, tedvir yetkisinin kaldırılmasına ilişkin yönetim kurulu karar tarihi olan 28/12/1991 tarihine kadar her yıl olmak üzere davalıya tedvir yetkisi verildiği, tedvir yetkisi kapsamında davacı... Şeker'in davalı...'e ücret ödediği hususunda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır.
Asıl davada uyuşmazlık, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi bulunup bulunmadığı, davacının davalıya cari hesaptan kaynaklanan bir borcu bulunup bulunmadığı, borcu yok ise miktarı, davalının tedvir yetkisini kullanırken kendisinden beklenen özen, basiret ve sadakat yükümlülüğüne uygun davranıp davranmadığı, davacı şirketi zarara uğratıp uğratmadığı, zarara uğratmış ise miktarı, davacının davalıdan bu zararın tazminini talep edip edemeyeceği hususlarından kaynaklanmaktadır.
Birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyasında uyuşmazlık, birleşen davacının davalıdan, 1992 yılı ana para ve faizi hariç olmak üzere, cari hesaptan kaynaklanan bir alacağı bulunup bulunmadığı, alacak var ise miktarı hususundan, birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyasında uyuşmazlık birleşen davacının davalıdan, 1992 yılı ana para ve faizine ilişkin cari hesaptan kaynaklanan bir alacağı bulunup bulunmadığı, alacak var ise miktarı hususundan kaynaklanmaktadır.
Asıl davada davacı-birleşen davalarda davalı vekilinin asıl davaya yönelik istinaf itirazları incelendiğinde, yukarıda açıklandığı üzere davacı yan asıl davada davalıya cari hesaptan kaynaklanan bir borcunun bulunmadığını, davalının tedvir yetkisini kullandığı sırada şirketi zarara uğrattığını iddia ederek işbu menfi tespit ve tazminat davasını açmıştır.
Davacı... Şeker'in genel kurulunun kuruluş tarihinden itibaren 28/12/1991 tarihine kadar her yıl aldığı karar doğrultusunda davalı...'e ücret karşılığında tedvir yetkisi verdiği dosya içeriğiyle sabittir. Verilen tedvir yetkisi kapsamında davalı... davacı... Şeker'i fiilen yönetmiştir. Taraflar arasında sözleşmeye dayanan ana şirket-yavru şirket ilişkisi de bulunmamaktadır. Her ne kadar davalı... davacı şirketi yönetmediğini, davacıya tavsiyelerde bulunduğunu, verilen tavsiyelerin davacı yönetim kurulu tarafından kabul edilerek karara bağlandığını, alınan yönetim kurulu kararları kapsamında davacı şirketin yönetildiğini savunmuş ise de, davalı...'in tavsiye niteliğinde olduğunu ileri sürdüğü kararları davacı... Şeker'in yönetim kurulunun sorgulama ve denetleme hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Nitekim davalının tedvir yetkisini kullandığı 15/10/1952 yılından 28/12/1991 tarihine kadar davalı...'in tavsiye niteliğinde olduğunu ileri sürdüğü kararlar dışında davacı... Şeker yönetim kurulu tarafından alınmış herhangi bir karar bulunmamaktadır. Bir başka anlatımla davalı...'in tavsiyelerinin davacı şirket yönünden uygulanabilir hale gelmesi bu tavsiyeleri denetleyemeyen ve aleyhine karar alma şansı bulunmayan yönetim kurulunca karar haline getirilmesi ile mümkün olmuştur. Davacı şirket genel kurulundaki hakim çoğunluk davalı şirkete aittir. Açıklanan bu durum karşısında davalının davacı şirketi yönetmediğini, davacıya sadece tavsiyelerde bulunduğuna yönelik savunmasına itibar edilmemiştir.
Davacı... Şeker davalı...'e borçlu olmadığının tespiti talep etmiştir. Davalı yan ise cari hesaptan kaynaklanan 225.068.191.167 TL (eski) alacağı bulunduğunu, taraflar arasında cari hesap mutabakatının sağlandığını ileri sürmektedir. Taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmamaktadır.
Yargılama aşamasında ikinci bilirkişi heyetinden alınan birinci ve ikinci ek raporda davalı...'in ticari defterlerinde 31/12/1992 tarihi itibarıyla 232.887.405.563,07 TL (eski) davacıdan alacaklı olduğu, aynı borcun davacı... Şeker'in 31/12/1992 tarihli bilançoları ile de teyit edildiği tespit edilmiş, tarafların bilanço hilafına yaptıkları itirazın yersiz olduğu yönünde kanaat bildirilmiştir. Dördüncü bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporda da taraf defterlerinin mutabık olduğu, defter kayıtlarına göre davacının 31/12/1991 tarihi itibarıyla davalı...'e 225.068.191.197 TL (eski) borçlu olduğu tespit edilmiştir. Benzer tespit 6. bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporda tekrar edildiği gibi, 7. bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporda da benzer tespitlere yer verilmiştir.
Alınan bilirkişi raporları ile davalı defter kayıtlarında davacıdan cari hesaptan kaynaklanan 225.068.191.197 TL (eski) alacak bulunduğu tespit edilmiş, davacı... Şeker'in de defter kayıtlarında anılan miktarın davalıya borç olarak kayıtlı bulunduğu tespit edilmişse de, yukarıda açıklandığı üzere davacı şirket genel kurulundaki hakim çoğunluk davalı şirkete ait olduğu gibi, davalı...'in tavsiye niteliğinde olduğunu ileri sürdüğü kararları davacı... Şeker'in yönetim kurulunun sorgulama ve denetleme hak ve yetkisi bulunmamakta, davacı... Şeker davalı...'in vesayeti altında idare edilmektedir. Salt davacı şirket defterlerinde, davalı şirket defterlerinde kayıtlı bulunan alacağın, davalıya borç olarak kayıtlı bulunması davacının davalıya borçlu olduğunun delili olarak kabul edilemeyecektir. Açıklanan vesayet durumu karşısında davacı şirket kayıtları davalının kontrolü altında tutulduğundan davacı defter kaydında yer alan borç kaydı davalının davacıdan alacaklı olduğunu göstermeyecektir.
Hal böyle olunca, mahkemece asıl davada menfi tespit talebi yönünden ispat külfetinin davalı üzerinde bulunduğu, davalının davacıdan cari hesaptan kaynaklanan alacağı bulunduğunu usulüne uygun delillerle ispatlaması gerektiği, davalıya verilen tedvir yetkisi kapsamında davacının davalının vesayeti altında yönetildiği, davacı şirket yönetim kurulunun davalının verdiği tavsiye niteliğindeki kararları denetleme hak ve yetkisi bulunmadığı, verilen tavsiye kararlarının sorgulanmadan yönetim kurulunda karar haline dönüştürüldüğü, davacı şirket genel kurulundaki hakim çoğunluğun davalı şirkete ait olduğu, davacı şirket ticari kayıt ve defterlerinin davalı şirketin kontrolü altında tutulduğu, salt davalı defterlerinde kayıtlı bulunan alacağın davacı defterlerinde de kayıtlı bulunmasının davalının davacıdan alacaklı olduğunu göstermeyeceği, hesap mutabakatlarının da davacının davalının vesayeti altında bulunması nedeniyle davalının alacaklı olduğunu gösteren belge niteliğinde kabul edilemeyeceği, alacağın varlığının davalı... tarafından kayıtlara esas müstenidatla ispatlanabileceği, bu anlamda da herhangi bir dayanak sunulmadığından davalı...'in davacı... Şeker'den alacaklı olduğunu usulüne uygun delillerle ispatlayamadığı gözetilerek menfi tespit davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.
Öte yandan, davacı yan asıl davada menfi tespit talebinin yanı sıra davalının tedvir yetkisini kullanırken kendisinden beklenen özen, basiret ve sadakat yükümlülüğüne uymadığı, şirketi zarara uğrattığını ileri sürerek tazminat talebinde bulunmuştur.
Öncelikle taraflar arasındaki tedvir ilişkisinin niteliği belirlenmelidir. Davacı şirket genel kurulu tarafından kuruluş tarihinden, tedvir yetkisinin kaldırıldığı 28/12/1991 tarihine kadar davalıya "Bizi tedvir et." talebinde bulunulmuş, davalının da bu talebi kabul ederek davacı... Şeker'e tedvir etmiştir. Anılan tedvir yetkisi taraflar arasında vekalet ilişkisi niteliğindedir. Vekalet ilişkisi kapsamında da tedvir yetkisini kullanan davalının gerekli özeni, basiret ve sadakat yükümlülüğüne uygun davranması gerekmektedir. Anılan yükümlülüğe aykırı davranış halinde davacı zarara uğramış ise tedvir yetkisini kullanan davalı bu zarardan sorumlu olacaktır.
Asıl davada davacı zarar kalemleri olarak davalının şirketin parasıyla 64 adet araç ve 4 adet lojman satın aldığı, kendi ihtiyaçları için tahsis ettiği, şirketin ihtiyaçları için kullanılmadığı, diğer bazı ... için bina ve müştemilat inşa ettirdiği, paralarının şirketten ödendiği, cari hesapta şirket aleyhine faiz tahakkuk ettirildiği, dava dışı ... şirketinin ihtiyacı için bedeli şirketten ödetilmek suretiyle 4 adet çelik silo inşa ettirdiği, bunların üçüncü kişiler tarafından kullanıldığı, davalının ortak olduğu çeşitli şirketlerdeki sermaye artırımları için gerekli finansmanın şirketten sağlanarak daha sonra bu paraları iade edip, hisseleri kendi üzerine aldığı, davalının talimatı üzerine üçüncü kişilere krediler kullanıldığı, şirketin mali imkanlarının davalı tarafından istenildiği gibi harcandığı, ithal şekerin öncelikle satılması yolunda şirkete talimat gönderdiği, tedvir yetkisini kullanarak öncelikle ithal şekeri sattırdığı, şirketin ürettiği şekerin stokta kaldığı, tedvir yetkisi süresince 301.000 ton şekerin maliyetin altında sattırıldığı, gereğinden fazla personel istihdam edildiği, davalının üretim kayıplarına yol açtığı, başka şeker fabrikalarında çalışmasına rağmen yurt dışında tedavi olması, dil öğrenmesi için şeklen işe alınanlarla ilgili çeşitli harcamalar yapıldığını belirtmiştir.
Yargılama aşamasında alınan 7. bilirkişi heyeti kök raporunda, davacının 64 adet taşıtın alımı nedeniyle uğradığı zarardan davalının sorumlu bulunduğu, 64 adet araç nedeniyle davacının 1.160.110.758,71 TL (eski) zarar gördüğü, 4 adet taşınmazın alımından kaynaklanan davacı zararının 332.133.357 TL (eski) olduğu, arsa, bina, demirbaş ve diğer müştemilatın satın alımına ve inşasına ayrılan kaynak üzerinden fırsat maliyeti prensibi esas alındığında davacının 1991 yılı sonu itibarıyla 4.154.259.916,83 TL (eski) zarar gördüğü, 4 adet çelik silonun inşasına ayrılan kaynak üzerinden davacının 1991 yılı sonu itibarıyla 2.391.775.616,22 TL (eski) zarar gördüğü, hisse alımına ayrılan kaynak üzerinden fırsat maliyeti prensibi esas alınarak gerçekleştirilen tespit neticesinde davacının 1991 yılı sonu itibarıyla 194.694.506,32 TL (eski) zarar gördüğü, davacının diğer iddialarına konu iddia zararlardan davalının sorumlu olmadığı tespit edilmiş, itirazlar üzerine alınan ek raporda, kök rapordaki görüş tekrar edildikten sonra kök raporda yer alan tablolar üzerinden yeniden yapılan hesaplamalar neticesinde 64 adet araçla ilgili zararın 1.132.599.535,70 TL (eski), 4 adet taşınmaza dair zararın 301.431.905,05 TL (eski) olarak düzeltildiği belirtilmiştir.
Alınan rapor ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli niteliktedir.
Bu durumda mahkemece yargılama aşamasında alınan yedinci bilirkişi heyeti kök ve ek raporunun zarar kalemleri yönünden ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli bulunduğu gözetilerek asıl davada tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Asıl davada davacı-birleşen davalarda davalı vekilinin birleşen davalara yönelik istinaf itirazları incelendiğinde, yukarıda açıklandığı üzere davacı-birleşen davalarda davalı... Şeker'in genel kurulunun her yıl aldığı karar doğrultusunda davalı-birleşen davalarda davacı...'e ücret karşılığında tedvir yetkisi vermiştir. Davacı-birleşen davalarda davalı şirket genel kurulundaki hakim çoğunluk davalı şirkete aittir. Verilen tedvir yetkisi kapsamında davalı-birleşen davalarda davacı... davacı-birleşen davalarda davalı... Şeker'i fiilen yönetmiştir. Bir başka anlatımla, davacı-birleşen davalarda davalı şirket davalı-birleşen davalarda davacı şirketin vesayeti altında olup, taraflar arasında sözleşmeye dayanan ana şirket-yavru şirket ilişkisi de bulunmamaktadır.
Davalı-birleşen davalarda davacı... aşamalarda davacı-birleşen davalarda davalı şirketi yönetmediğini, davacı-birleşen davalarda davalı şirkete tavsiyelerde bulunduğunu, alınan yönetim kurulu kararları kapsamında davacı-birleşen davalarda davalı şirketin yönetildiğini savunmuştur. Davalı-birleşen davalarda davacının tavsiye niteliğinde olduğunu ileri sürdüğü kararları davacı-birleşen davalarda davalı... Şeker'in yönetim kurulunun sorgulama ve denetleme hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Nitekim davalı-birleşen davalarda davacının tedvir yetkisini kullandığı süre boyunca davalı-birleşen davalarda davacı...'in tavsiye niteliğinde olduğunu ileri sürdüğü kararlar dışında davacı-birleşen davalarda davalı... Şeker yönetim kurulu tarafından alınmış herhangi bir karar bulunmamaktadır. Açıklanan bu durum karşısında davalı-birleşen davalarda davacının anılan savunmasına itibar edilmemiştir.
Birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyasında davalı-birleşen davalarda davacı... 1992 yılı ana para ve faizi hariç olmak üzere davacı-birleşen davalarda davalı... Şeker'den cari hesaptan kaynaklı alacağının tahsiline karar verilmesini talep etmiş, birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyasında davalı-birleşen davalarda davacı... davacı-birleşen davalarda davalı... Şeker'den cari hesap nedeniyle 1992 yılı ana para ve faizinden kaynaklı alacağının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı-birleşen davalarda davalı yan ise davalı-birleşen davalarda davacıya borcunun bulunmadığını savunmuştur. Taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmamaktadır.
Yukarıda açıklandığı üzere, yargılama aşamasında ikinci bilirkişi heyetinden alınan birinci ve ikinci ek rapor ile dördüncü bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporda, 6. bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek rapor ve 7. bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporda birleşen davalarda davacı...'in ticari defterlerinde 31/12/1992 tarihi itibarıyla 232.887.405.563,07 TL (eski) davacıdan alacaklı olduğu, aynı borcun davacı-birleşen davalarda davalı... Şeker'in 31/12/1992 tarihli bilançoları ile de teyit edildiği belirtilmiştir.
Alınan bilirkişi raporları ile davalı-birleşen davalarda davacı defter kayıtlarında davacı-birleşen davalarda davalıdan cari hesaptan kaynaklanan alacak bulunduğu tespit edilmiş, davacı-birleşen davalarda davalı... Şeker'in de defter kayıtlarında anılan miktarın davalı-birleşen davalarda davacıya borç olarak kayıtlı bulunduğu tespit edilmişse de, yukarıda açıklandığı üzere davacı-birleşen davalarda davalı şirket genel kurulundaki hakim çoğunluk davalı-birleşen davalarda davacı şirkete ait olduğu gibi, davalı-birleşen davalarda davacı...'in tavsiye niteliğinde olduğunu ileri sürdüğü kararları davacı-birleşen davalarda davalı... Şeker'in yönetim kurulunun sorgulama ve denetleme hak ve yetkisi bulunmamakta, davacı-birleşen davalarda davalı... Şeker davalı-birleşen davalarda davacı...'in vesayeti altında idare edilmektedir. Salt davacı-birleşen davalarda davalı şirket defterlerinde, davalı-birleşen davalarda davacı şirket defterlerinde kayıtlı bulunan alacağın, davalı-birleşen davalarda davacıya borç olarak kayıtlı bulunması davacı-birleşen davalarda davalının davalı-birleşen davalarda davacıya borçlu olduğunun delili olarak kabul edilemeyecektir. Açıklanan vesayet durumu karşısında davacı-birleşen davalarda davalı şirket kayıtları davalı-birleşen davalarda davacının kontrolü altında tutulduğundan davacı-birleşen davalarda davalı defter kaydında yer alan borç kaydı davalı-birleşen davalarda davacının davacı-birleşen davalarda davalıdan alacaklı olduğunu göstermeyecektir.
Hal böyle olunca, mahkemece birleşen davalarda ispat külfetinin davalı-birleşen davalarda davacı üzerinde bulunduğu, davalı-birleşen davalarda davacının davacı-birleşen davalarda davalıdan cari hesaptan kaynaklanan alacağı bulunduğunu usulüne uygun delillerle ispatlaması gerektiği, davalı-birleşen davalarda davacıya verilen tedvir yetkisi kapsamında davacı-birleşen davalarda davalının davalı-birleşen davalarda davacının vesayeti altında yönetildiği, davacı-birleşen davalarda davalı şirket yönetim kurulunun davalı-birleşen davalarda davacının verdiği tavsiye niteliğindeki kararları denetleme hak ve yetkisi bulunmadığı, verilen tavsiye kararlarının sorgulanmadan yönetim kurulunda karar haline dönüştürüldüğü, davacı-birleşen davalarda davalı şirket genel kurulundaki hakim çoğunluğun davalı-birleşen davalarda davacı şirkete ait olduğu, davacı-birleşen davalarda davalı şirket ticari kayıt ve defterlerinin davalı-birleşen davalarda davacı şirketin kontrolü altında tutulduğu, salt davalı-birleşen davalarda davacı defterlerinde kayıtlı bulunan alacağın davacı-birleşen davalarda davalı defterlerinde de kayıtlı bulunmasının davalı-birleşen davalarda davacının davacı-birleşen davalarda davalıdan alacaklı olduğunu göstermeyeceği, hesap mutabakatlarının da davacı-birleşen davalarda davalının davalı-birleşen davalarda davacının vesayeti altında bulunması nedeniyle davalı-birleşen davalarda davacının alacaklı olduğunu gösteren belge niteliğinde kabul edilemeyeceği, alacağın varlığının davalı... tarafından kayıtlara esas müstenidatla ispatlanabileceği, bu anlamda da herhangi bir dayanak sunulmadığından davalı-birleşen davalarda davacının davacı-birleşen davalarda davalıdan alacaklı olduğunu usulüne uygun delillerle ispatlayamadığı gözetilerek birleşen davaların ayrı ayrı reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyasında davanın kısmen kabulüne, birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyasında davanın kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
Asıl davada davalı birleşen davalarda davacı vekilinin asıl davada tazminata ilişkin zaman aşımına yönelik istinaf itirazı incelendiğinde, yukarıda açıklandığı üzere taraflar arasındaki tedvir ilişkisi temelde bir vekalet ilişkisi niteliğindedir. Asıl davada davacı birleşen davalarda davalı şirket genel kurulunun davalıya yönelttiği "Bizi tedvir et" talebini asıl davada davalı birleşen davalarda davacı şirketin kabulü üzerine, davacı... Şeker'in kuruluşu olan 16/10/1952 yılından tedvir yetkisinin kaldırıldığı 28/12/1991 tarihine kadar her yıl birer yıllık süreli olmak üzere tedvir ilişkisi kurulmuştur. Anılan ilişki her yıl birer yıl olacak şekilde devam ettiğinden taraflar arasında zincirleme bir vekalet ilişkisi söz konusudur. Davalı-birleşen davalarda davacının tedvir yetkisini yerine getirirken gerekli özen, sadakat ve basireti göstermemesi durumu temadi etmiştir.
Bu durumda davalı-birleşen davalarda davacının vekalet sözleşmesi niteliğindeki tedvir yetkisini kullanırken sözleşmeyi ihlali temadi ettiğinden davacı-birleşen davalarda davalının anılan ihlalden kaynaklanan zararının tazmin edilmesi talebi zaman aşımına uğramayacağından mahkemece asıl davada davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Asıl davada davalı birleşen davalarda davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarına gelindiğinde, asıl davada davacı birleşen davalarda davalı vekilinin istinaf itirazları kapsamında yapılan değerlendirmeler gözetilerek yerinde görülmemiş, esastan reddine hükmedilmiştir.
Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin asıl davada menfi tespit talebinin reddine, tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin kararında menfi tespit talebinin reddi kararı yönünden isabet bulunmadığından, birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyasında davanın kısmen kabulüne, birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyasında davanın kabulüne yönelik olarak verilen kararlarda isabet bulunmadığından davacı-birleşen davalarda davalı vekilinin asıl davaya yönelik istinaf itirazının menfi tespit talebi yönünden kabulüne, asıl davada sair istinaf itirazlarının reddine, birleşen davalara yönelik istinaf itirazının kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının asıl davada menfi tespit yönünden ve birleşen davalar yönünden kaldırılmasına, asıl davada menfi tespit talebinin kabulüne, davacının davalıya 31/12/1991 tarihi itibarıyla 225.068.191.167 TL borçlu olmadığının tespitine, tazminat talebinin kısmen kabulüne, 8.174,76 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine, birleşen davaların reddine, davalı-birleşen davalarda davacı vekilinin asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf talebinin ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
A)1-Asıl davada davalı-birleşen davalarda davacı vekilinin asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
2. Asıl davada davalı. birleşen davalarda davacıdan asıl dava yönünden alınması gerekli olan 558,37 TL nispi istinaf karar harcın peşin alınan 491,19 TL harçtan mahsubu ile bakiye 67,18 TL harcın asıl davada davalı. birleşen davalarda davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3. Asıl davada davalı. birleşen davalarda davacıdan birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyası yönünden alınması gerekli olan 269,85 TL maktu istinaf karar harcından peşin alınan 54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 215,45 TL harcın asıl davada davalı. birleşen davalarda davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
4. Asıl davada davalı. birleşen davalarda davacıdan birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyası yönünden alınması gerekli olan 269,85 TL maktu istinaf karar harcından peşin alınan 54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 215,45 TL harcın asıl davada davalı. birleşen davalarda davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
5. Asıl davada davalı. birleşen davalarda davacının istinaf aşamasında yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
B)1-Asıl davada davacı-birleşen davalarda davalı vekilinin asıl davaya yönelik istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜNE, birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun KABULÜNE,
2. Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/12/2019 tarih 1992/565 Esas 2019/893 Karar sayılı kararının asıl davada menfi tespit yönünden ve birleşen davalar yönünden HMK'nun 353/(1). b.2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, asıl davada davacı. birleşen davalarda davalı vekilinin asıl davaya yönelik sair istinaf itirazlarının reddine,
3-ASIL DAVADA
a)Davacının menfi tespit talebinin KABULÜNE, davacının davalıya, davalı... tarafından davacı... Şeker'e gönderilen 07/04/1992 tarihli cevabi yazıyla istenilen, 31/12/1991 tarihi itibarıyla 225.068,19 TL (225.068.191.167 TL (eski)) borçlu olmadığının tespitine,
b)Asıl davada davacının maddi tazminat talebinin KISMEN KABULÜNE, 64 adet araç alımından dolayı uğranılan zarar nedeniyle 1.132.599.535,70 TL (eski); 4 adet taşınmaz alımından kaynaklanan uğranılan zarar nedeniyle 301.431.905,05 TL (eski); arsa bina demirbaş satın alımına ve inşaatından kaynaklı uğranılan zarar nedeniyle 4.154.259.916,83 TL (eski); 4 adet çelik silonun inşaasından kaynaklanan uğranılan zarar nedeniyle 2.391.775.612,22 TL (eski); davalı şirketin davacı şirketin pay sahibi olduğu diğer şirketlerdeki sermaye arttırımlarına katılma için gerekli olan finansman kaynağının almasından dolayı uğranılan zarar nedeniyle 194.694.506,32 TL (eski) olmak üzere toplam 8.174,76 TL (8.174.761.480,12 eski TL)'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
c)Alınması gereken 15.932,82 TL harçtan peşin alınan 2.687,50 TL harcın mahsubu ile bakiye 13.245,32 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
d)Davacı tarafından yapılan 2.687,50 TL harç giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
e)Davacı tarafından yargılama aşamasında yapılan 84.806,00 TL bilirkişi ücreti, 700,34 TL tebligat ve posta gideri olmak üzere toplam 85.507,06 TL yargılama giderinin davanın ve kabul ve red oranı gözetilerek 31.906,79 TL’sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
f)Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
g)Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden menfi tespit hükmü yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan 35.760,23 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
h)Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden tazminat hükmü yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan 8.174,76 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
ı)Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen tazminat hükmü yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan 8.174,76 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
i)Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
4. BİRLEŞEN Sulova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyasında
a)Davanın REDDİNE,
b)Alınması gereken 269,85 TL harcın peşin alınan 3.271,95 TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 3.002,10 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
c)Davacı tarafından yargılama aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
d)Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
e)Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan 67.076,42 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
f)Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
5. BİRLEŞEN Sulova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyasında
a)Davanın REDDİNE,
b)Alınması gereken 269,85 TL harçtan peşin alınan 145,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 124,85 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
c)Davacı tarafından yargılama aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
d)Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
e)Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
f)Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
C)1-Asıl davada davacı-birleşen davalarda davalının asıl dava yönünden yatırdığı 54,40 TL maktu istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde asıl davada davacı-birleşen davalarda davalıya iadesine,
2. Asıl davada davacı. birleşen davalarda davalının birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyası yönünden yatırdığı 3.843,60 TL nispi istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde asıl davada davacı. birleşen davalarda davalıya iadesine,
3. Asıl davada davacı. birleşen davalarda davalının birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyası yönünden yatırdığı 130,92 TL nispi istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde asıl davada davacı. birleşen davalarda davalıya iadesine,
4. Asıl davada davacı. birleşen davalarda davalının istinaf aşamasında asıl dava yönünden yaptığı 445,80 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 33,83 TL posta ve tebligat gideri olmak üzere toplam 479,63 TL'nin asıl davadaki haklılık durumu gözetilerek 467,63 TL'sinin asıl davada davalı. birleşen davalarda davacıdan alınarak asıl davada davacı. birleşen davalarda davalıya verilmesine, bakiye kısmın asıl davada davacı. birleşen davalarda davalı üzerinde bırakılmasına,
5. Asıl davada davacı. birleşen davalarda davalının istinaf aşamasında birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyası yönünden yaptığı 45,17 TL posta ve tebligat giderinin asıl davada davalı. birleşen davalarda davacıdan alınarak asıl davada davacı. birleşen davalarda davalıya verilmesine,
6. Asıl davada davacı. birleşen davalarda davalının istinaf aşamasında birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyası yönünden yaptığı 45,17 TL posta ve tebligat giderinin asıl davada davalı. birleşen davalarda davacıdan alınarak asıl davada davacı. birleşen davalarda davalıya verilmesine,
7. İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 27/12/2023
Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi -
Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:54:15