SoorglaÜcretsiz Dene

Ankara BAM 21. HD 2021/1949 E. 2023/1849 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2021/1949

Karar No

2023/1849

Karar Tarihi

21 Aralık 2023

T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2021/1949 Esas 2023/1849 Karar

T.C.

ANKARA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

21.HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2021/1949

KARAR NO : 2023/1849

TÜRK MİLLETİ ADINA

KARAR

BAŞKAN : ... ...

ÜYE : ... ...

ÜYE : ... ...

KATİP : ... ...

İNCELENEN DOSYANIN

MAHKEMESİ : ANKARA BATI ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 27/10/2021

NUMARASI : 2021/678 Esas 2021/836 Karar

DAVACI :

DAVALILAR :

DAVA : Tazminat

DAVA TARİHİ : 06/09/2021

KARAR TARİHİ : 21/12/2023

GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH : 12/01/2024

Taraflar arasındaki tazminat istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı tarafından süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

DAVA

Davacı dava dilekçesinde özetle; dava dışı müflis ... A.Ş.'nin hissedarı olduğunu, davalıların ise şirketin hakim ortağı pozisyonunda bulunan ve yönetimini fiilen gasp eden müflis ... ve aile efradı olduğunu, davalıların ... A.Ş.'nin de iflasına sebebiyet verdiklerini, davalı ..., ... ve kendisi hakkında iflas kararı verildiğini, iflas kararından sonra müflislere iflas idare memurları atandığını, ikinci alacaklılar toplantısında alınan karar gereğince iflas idare müdürlüğünün müflisleri kendileri arasında açtıkları davaların menfaat çatışması olduğu gerekçesiyle davanın takip edilmeyeceğini bildirdiğini, taraflar arasında menfaat çatışması bulunduğundan davanın zorunlu olarak tarafından açıldığını, müflis ... A.Ş.'nin yöneticisi olan davalıların gerçekleştirdiği hukuksuz işlemlerle şirketin için boşalttıklarını, bazı alacaklıların talebi üzerine şirket hakkında iflas kararı verildiğini, şirketin uğradığı zararın tazmini amacıyla sorumluluk davası açılması için iflas idaresine başvurulduğunu, iflas idaresinin alacaklılara durumu bildirdiğini, alınan kararda sorumluluk davası açılmamasına karar verilerek bunun kendisine bildirildiğini, iflas idaresinin bu kararı nedeniyle pay sahibi sıfatıyla davanın açıldığını, hukuken geçersiz bir belge ile kendisini yönetim kurul başkanı seçtiren ve şirketi tek başına temsil yetkisi olan davalı ...'ın ilk işinin şirketin tek maddi varlığı olan inşa edilen iş merkezinin %25 payına tekabül eden hissesini, hisselerinin %95'i kendisine, %5 hissesi de diğer şüphelilere ait olan ... A.Ş.ne belediyenin asgari değeri üzerinden 3.279.797,90 TL'ye satmak olduğunu, bu satış karşılığında şirketin kasasına nakit para sokulmadığını, satış karşılığında ... A.Ş. tarafından düzenlenen 3.279.797.60 TL tutarında bir çek alındığını, bu çekin alındığı gün davalı ...'ın kızı ve yönetim kurulu üyesi olan davalı ...'ya ciro edilerek, ...'nın şirkete 3.279.797.90 TL borçlandırıldığını, şirket kasasında bulunması gereken 3.279.797.90 TL'lik tutar, davalı ...'in borçlandırılması suretiyle şirket kasasından çıkarıldığını, ancak davalı ...'in şirket kayıtları uyarınca halen borçlu göründüğünden, davalıların bir şekilde bu borcu nasıl sileceklerini düşünerek patent devri adı altında bir kurgu ile şirkete borçlu olan davalı ...'in borcunu da sıfırladıklarını, şirketin elinde kıymetsiz bir patent hissesi kaldığını, davalı ... tarafından rüzgar türbini kulesi ile ilgili incelemesiz bir patent başvurusu yapıldığını, bu başvuru sonrasında davalı ...'a 17/01/2018 tarihinde incelemesiz patent verildiğini, tescil işlemlerinin gerçekleştirildiğini, mevzuat uyarınca patent devirlerinin noterde yapılması gerektiğini, noterde yapılan patent devir sözleşmesi ile davalı ...'a ait patentin %27.06 oranındaki kısmının o tarihte müflis olan davalı ... tarafından 1.000,00 TL karşılığında kızı davalı ...'ya devredildiğini, aynı gün patentin %27.06 oranındaki kısmının sahibi olan davalı ...'nın sahip olduğu patent hissesinin %12.96 oranındaki kısmını (yani patentin takriben %3,5'ini) 129,60 TL bedelle davalıların yönetiminde bulunduğu ... A.Ş.'ye devrettiklerini, devir tarihinde SPK mevzuatı uyarınca tasfiye halinde bulunan yani mal varlığını tasfiye etmek dışında bir işlem yapmaması gereken ... A.Ş.'nin nasıl patent satın alarak, hem de faaliyet alanıyla alakası olmayan bir patenti satını alarak mal varlığı tasfiyesi yaptığını anlamanın mümkün olmadığını, ... A.Ş.'ne 129.60 TL bedel ile devredilen patentin, haricen değerlendirmesinin yapılarak 3.279.797.90 TL bedelle muhasebeleştirildiğini, şirket yasal olarak noterde yapılması zorunlu olan bir işlemde 129 TL'ye satın aldığını kabul ve ikrar ettiği bir mal varlığı için, daha sonra uydurma bir değerleme yaptırarak 3.279.797.90 TL ödediğini, davalı ...'nın, ... Ticaret ve Hizmetleri A.Ş.'ye patent devri yapması karşılığında şirkete olan 3.279.797.90 TL tutarındaki borcunun kapatıldığı bilgisine ulaşıldığını, bedeli noter satış sözleşmesinde kayıt altına alınmasına rağmen, şirket yönetimini gasp eden ve bu eylemlere iştirak eden davalıların kendilerinin bulduğu uydurma bir değerleme şirketinden güya patent değerlenmesi yaptırıp, şirketin 3.279.797.90 TL'sinin davalı ...'e aktarımına karar verdiğini, şirketin resmen 129,60 TL'ye satın aldığı patent payı için, her nedense 3.279.797.90 TL ödenmesi gibi bir usul izlenerek şirketin içi boşaltıldığını, geçersiz sözleşme ile şirket mal varlığını beraberce azaltan şahısların bu neticeden sorumlu olduklarını, gayri maddi bir hak alan patentlerin maliyet bedeli üzerinden muhasebeleştirileceğini ve yeniden değerlendirme yapılamayacağını, patentin devredildiği tarihte söz konusu patent ile ilgili bir değerlendirme raporu ortaya çıktığını, raporda söz konusu patentin değerinin 93.523.850,00 TL olduğu iddia edildiğini, esas olanın devir sözleşmesine yazılan rakam olduğunu, ... A.Ş.'ye devir edilen patent ile ilgili devir sözleşmesinde patent bedelinin 129,60 TL olarak yazıldığını, yasal durum böyle iken ... A.Ş.'nin yöneticilerinin rapordaki 93.523.850,00 TL değeri esas alarak ve şirketir patentteki payını oranlayarak 129,60 TL'ye devir alınan patenti, şirketin muhasebe kayıtlarına 3.279.797.90 TL olarak işlediklerini, davalı ...'nın şirkete olan 3.279.797.90 TL borcunu sildiklerini, patent devir sözleşmesi ile muhasebe kayıtları arasındaki çelişkiyi gidermek amacı ile İflas İdaresinin patentlerin muhasebeleştirilmesine ilişkin olarak Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığından özelge talebinde bulunduğunu, Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının açıklamasının gereği olarak, ... A.Ş.'de maliyet bedeli 129.60 TL olan patentin 129,60 TL olarak muhasebeleştirilmesi ve hiçbir

şekilde yeniden değerlendirme yapılmaması gerektiğinin belirtildiğini, şeklen davalılardan oluşan şirket yönetiminin, mevzuata aykırı olarak 129,60 TL bedel ile devir aldıkları bir patenti, yeniden değerlendirme yaptırarak, gerçek değerinir 3.279.797.90 TL olduğu iddiasıyla, bu tutar üzerinden muhasebeleştirmeleri ve yönetim kurulu üyesi davalı ...'nın şirkete olan 3.279.797.90 TL tutardaki borcunun, şirkete sattığı patentin bedeli olarak silinmesinin yasalara olduğunu, davalı ...'a yapılan ödemeden tüm davalıların beraberce sorumlu olduklarını belirterek şirketin (3.279,797.90 - 129,60) 3.279.668,30 TL zarar etmesine sebebiyet veren davalılardan bu zararın avans faiziyle birlikte müteselsilen tahsiline, öncelikle şirketteki sermaye payı oranındaki kısmının tarafına ödenmesine, bakiyenin mevzuata göre masaya tevdine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalılara dava dilekçesi tebliğe çıkarılmamıştır.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece, davacı ...'ın müflis olduğu, iflas idare memurlarının yetkisinin kalktığı, tasfiye işlemlerinin iflas masası tarafından yerine getirildiği, iflas masasının davayı takip etmediği, müflis ...'a davayı takip etme hususunda yetki verdiği, ancak bu yetkinin geçersiz olduğu, müflis ...'ın davayı takip yetkisinin olmadığı gerekçesiyle davanın HMK'nun 114/1-e ve 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı noksanlığından reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı istinaf dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın konusunun ... A.Ş'de şeklen yönetim kurulu üyesi olan davalı ...'dan, şirketi temsil ve ilzama yetkisi olmayan babası davalı müflis ...'ın imzaladığı bir devir sözleşmesi ile 129,60 TL bedelle devir alınan bir patentin, haricen değerlendirilip, 3.279.797.90 TL olarak muhasebeleştirilmesi ve 3.279.797,90 TL paranın patent alımı karşılığında ...'ya ödemesi suretiyle, şirketin 3.279.797,90 TL zarara uğratılması ve bu zararın sorumlulardan tahsil edilip hasılatın dağıtılması için, TTK'nun 556/2 maddesi uyarınca açılan bir sorumluluk davası olduğunu, davalılar ... ve ... hakkında iflas kararı verildiğini, iflas kararından sonra Ankara 21 İcra (İflas) Müdürlüğünde 2015/20 Esas sayılı iflas masasının açılmış, iflasına karar verilen üç kişinin mal varlığı tek masa olarak teşkil edildiğini, ..., ... iflas idare memuru olarak atandığını, daha sonra ...'ın istifası üzerine, ... de yedek üye olarak atandığını, 20/06/2019 tarihinde yapılan olağanüstü alacaklılar toplantısında alınan 4 no'lu kararda masada alacak kaydında bulunulmayan, müflisin leh ve aleyhindeki açılan ve/veya açılacak olan davalardan müflislerin birbirine karşı açtıkları, açıldığı tespit edilen dava ve icra takipleri hariç, diğer davaların takip edilmesine oy birliği ile karar verildiğini, bu tür davaları takip konusunda hiçbir alacaklının talepte bulunmadığını, alacaklılar toplantısında alınan karar gereğince, müflisler arasında menfaat çatışması olan davalarda, iflas idaresinin bu davaları takip yetkisinin kaldırıldığını, dava açılmadan önce iflas idare memurlarından ...'ün istifa etmesi ve yedek üye...'in de görevi kabul etmemesi üzerine geriye 2 üye kalınca, iflas idaresinin 3 kişi ile toplanamadığını, bu şartlarda İİK'nun 223 maddesi uyarınca iflas dairesi müdürü iflas idaresinin görevini yüklendiğini, yetkilerini kullandığını, iflas idare memurlarının görevine devam etmemesinin tasfiyenin kapanması anlamına gelmediğini, bu anlamda olsaydı, zaten ortada bir sorun olmayacağını, mahkemece sanki tasfiye sona ermiş ama müflis sıfatı devam ediyormuş gibi çelişkili bir yaklaşımla hüküm tesis edildiğini, nitekim kararda masanın tasfiyeye devam ettiği ama masanın yetki vermeye ehil olmadığı gibi çelişkili bir gerekçe kullanıldığını, yani mahkemeye göre iflas durumunun devam ettiğini, ama tasfiye işlemleri yapılamayacağını, oysaki tasfiyenin devam ettiğini, iflas süreciyle ilgili kararların alınması gerektiğini, başkalarının aldığı kararda bir yetki sorunu varsa ve bu telafi edilebilir nitelikteyse, mahkemece bu eksikliğin giderilmesi için yetkili kişi ya da kurula süre verilmesi gerektiğini, mahkeme bunun sonuçlarına davacının katlanması gerektiği şeklinde ağır bir sonuca varıldığını, alacaklılar toplantısında müflisler arasında menfaat çatışması bulunan hallerde dava açılmaması kararı alındığını, alacaklılardan herhangi birinin de dava takip yetkisi talep etmediğini, alacaklılar toplantısında konu çözüme bağlandığından, iflas idaresinin kanunen aksi yönde hareket etme imkanı bulunmadığını, alacaklılardan herhangi biri İİK'nun 245. maddesi uyarınca bu tür davalar için talipli olmadığını, yetki almadığını, tarafınca iflas idaresine yapılan başvurunun süreçte herhangi bir sorunla karşılaşmamaya yönelik olduğunu, dava sonucunda elde edilecek tüm menfaat masaya girmek üzere yetki talep edildiğini, verilen yetki belgesinin, hukuken malumu ilan mahiyetinde olduğunu, yani hukuki durumda bir değişiklik yapmadığını, böyle bir yetkilendirme olmaksızın da dava açma hakkı bulunduğunu, dava dilekçesinin ekinde iflas idaresinden tüm menfaati iflas masasına ait olmak üzere yetki belgesi verilmesi talebiyle ilgili dilekçesinin dosyaya sunulduğunu, alacağın tahsili hususunda yetkili olan iflas idaresi ve diğer alacaklıların bu alacağın tahsili hususunda hiçbir girişimde bulunamayacakları dosya kapsamı itibariyle sabit olduğunu, kendisinin borçludan esaslı bir miktarda alacağı bulunduğunu, amacının alacağının tahsil edilmesi olup, iflas durumundan kurtulmak olduğunu, mevcut duruma göre alacağın mevcut olmasına rağmen, iflas sürecinin ne kadar devam edeceği belli olmadığından, mahkemece alacağının zamanaşımına uğramasını seyretmesinin kendisinden beklenmeyeceğini, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde alacak hakkının Anayasa'da teminat altına alınan mülkiyet hakkı kapsamında mütalaa edilmesi gerektiğini, iflas eden şahsın (alacakları da dahil) mal varlığı, külli olarak borçların ödenmesi için tasfiye edileceğini, burada masayı temsilen iflas idaresinin yetki kullanacağını, süreç içerisinde iflas idaresi gerekli görür ise, alacaklıların da onayıyla belli konu ya da konularda dava açabileceğini, açmak istemiyorsa münferit alacaklıların harekete geçebileceğini, mülkiyet hakkını sınırlayan İİK'nun bahsi geçen 245'inci maddesi, iflas idaresi ve alacaklıların dava açmak istememesi halinde ne olacağı ile ilgili bir düzenleme yapmadığını, iflas etmiş olsa ve mal varlığı üzerinde tasarruf edemese de, tasfiye edilen mal varlığının halen şahsımın mülkiyetindeki mal varlığı olduğunu, mülkiyet hakkının ancak kanunla sınırlanabileceğini, alacaklılar toplantısı kararı, İİK ve Anayasal hükümler çerçevesinde davaya hakkı olduğunun ortada olmasına rağmen, hukuken ihtiyacı olmayan yetki belgesi zorunluluğunun mahkemece dayatıldığını, buna ilişkin evrak dosyaya girmesine rağmen, iflas müdürünün bu konuda yetkisi olmadığı gibi bir gerekçeye dayanıldığını, yeni iflas idaresi seçilmiş olacağından, mahkemece belirtilen eksikliğin giderilmesi mümkün olup, bunu giderme hususunda mahkeme gerekli yetkiye haiz olmasına rağmen, keyfi bir şekilde davasının reddedildiğini, dava şartı noksanlığının bulunduğu durumlarda, mahkemenin bu noksanlığın giderilmesi için süre vermesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.

HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Dava; anonim şirket yöneticilerinin şirketi uğrattıkları zararın tazmini istemine ilişkindir.

6100 Sayılı HMK'nun 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;

Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/488 Esas 2015/377 Karar sayılı kararıyla davacı ... ile davalılar ... ve ...'ın iflasına karar verilmiş olup, davacı ve anılan davalılar hakkındaki iflas işlemleri Ankara 21. İcra Müdürlüğünün 2015/20 sayılı iflas dosyasında yürütüldüğü dosya içeriğiyle sabittir.

Anılan iflas dosyasında 20/06/2019 tarihli olağanüstü alacaklar toplantısında masaya alacak kaydında bulunmayan, müflisin leh ve aleyhindeki açılan ve/veya açılacak olan davalardan müflislerin birbirlerine karşı açtıkları, açıldığı tespit edilen dava ve icra takipleri hariç diğer davaların takip edilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.

Ankara 21. İcra Müdürlüğünün 2015/20 sayılı iflas sayılı 07/10/2021 tarihli yazısı ile müflisler davacı ... ile davalılar ... ve ... adına dosyada görevli iflas idare memurlarının yetkisinin kalktığı, tasfiye işlemlerinin müdürlük tarafından yürütülmekte olduğu bildirilmiş, 13/10/2021 tarihli müzekkere cevabı ile de 20/06/2019 tarihli olağanüstü alacaklılar toplantısında alınan karar gereğince müflisler arasında menfaat çatışması doğması sebebiyle mahkeme dosyasında görülen davanın masa tarafından takip edilmeyeceği bildirilmiştir.

Davacı yan dava dışı müflis ... A.Ş.'nin hakim ortağı ve yöneticisi olan müflis davalı ... ve ailesinin şirketi zarara uğrattıklarını iddia ederek işbu tazminat davasını açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davacı hakkında verilen iflas kararı bulunduğu, iflas idaresinin davayı takip etmediği, davacı müflisin davayı takip yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacının istinaf başvurusu incelendiğinde, Anayasa’nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." hükmü; Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında, "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." hükmü, Anayasa'nın 35. maddesinde "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükümleri bulunmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinde ise "Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir." düzenlemesi yer almaktadır.

Nitekim Anayasa Mahkemesinin 11 Eylül 2014 tarihli ve 29116 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 26.06.2014 tarihli ve 2013/1752 başvuru numaralı kararında "... Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır…" şeklinde adil yargılanma hakkının unsurlarına ve içeriğine ilişkin açıklamalar yapılmıştır.

Anılan hükümler ve Anayasa Mahkemesi kararından da anlaşılacağı üzere adil yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı ve hak arama hürriyeti anayasa ile güvence altına alınan haklardır.

Davacı hakkında dava tarihinden önce verilen bir iflas kararı bulunmakta olup, davalılar ... ve ... hakkında verilen iflas kararı nedeniyle her üç müflisin iflas işlemleri aynı iflas dosyası üzerinden, Ankara 21. İcra Müdürlüğünün 2015/20 iflas sayılı dosyası üzerinden yürütülmektedir.

Anılan iflas dosyasında 20/06/2019 tarihli alacaklılar toplantısında masaya alacak kaydında bulunmayan, müflisin leh ve aleyhindeki açılan ve/veya açılacak olan davalardan müflislerin birbirlerine karşı açtıkları, açıldığı tespit edilen dava ve icra takipleri hariç diğer davaların takip edilmesine karar verilmiştir. Bu karar gerekçe yapılarak iflas idaresi tarafından davacı müflis ile davalı müflisler arasında menfaat çatışması bulunduğundan davanın masa tarafından takip edilmeyeceği bildirilmiştir.

Müflisin davacı olduğu davalarda iflas idaresi ve ikinci alacaklılar toplantısı, davanın başarı şansı olmadığı kanısına varırlarsa, masanın davayı takip etmemesine karar verirler. Bu halde, o davayı takip yetkisi, isteyen alacaklıya devredilir (İİK m. 245). Hiçbir alacaklı, davayı takip etmek istemezse, o zaman, müflisin dava takip yetkisi yeniden doğar ve müflis iflasın kapanmasını beklemeden, davayı kendi adına devam ettirebilir (Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı 2. Baskı, Ankara 2013, s:1229 vd.)

Davacı müflis %45 ortağı olduğu ... A.Ş.'nin davalı yönetici ve ailesi tarafından zarara uğratıldığını, yönetici tarafından şirketin içinin boşaltıldığını, şirketin iflas ettiğini ileri sürerek talep ettiği tazminatın sermaye payı oranında kendisine, kalanın ise şirketin iflas masasına tevdine karar verilmesini istemiştir.

Gelinen aşamada müflis olan davacının iflas idaresi tarafından davanın açılmadığı/takip edilmediği gibi iflas idaresi ve ikinci alacaklılar toplantısında masanın davayı takip etmemesine karar verilmiştir. İİK'nun 245. maddesi uyarınca davayı takip etmek isteyen herhangi bir alacaklı bulunmadığından davayı takip yetkisinin isteyen alacaklıya devri de söz konusu değildir. Hiçbir alacaklı davayı takip etmek istemediğinden müflis olan davacının dava takip yetkisi yeniden doğacak olup, davacı davayı kendi adına açıp takip edebilecektir. Aksi durum davacının Anayasa ile teminat altına alınan adil yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı, hak arama hürriyeti haklarının engellenmesi sonucunu doğuracaktır.

Hal böyle olunca, mahkemece davacı müflisin iflas idaresi ve ikinci alacaklılar toplantısında masanın davanın açılmamasına/takip edilmemesine karar verildiği, iflas idaresi ve masa tarafından davanın açılmadığı/takip edilmediği, isteyen alacaklı bulunmadığından davayı takip yetkisinin alacaklıya devredilmediği, müflisin dava takip yetkisinin yeniden doğduğu, müflis olan davacının Anayasa ile teminat altına alınan adil yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı, hak arama hürriyeti kapsamında işbu davayı açma, davayı takip etme hak ve yetkisi bulunduğu gözetilerek dilekçeler teatisi aşaması tamamlanıp, taraf delilleri toplanarak tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.

Tüm bu nedenlerle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dilekçeler teatisi aşaması tamamlanıp taraf delilleri toplanarak tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna uygun bir karar verilmek üzere dosyanın karar veren mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;

1. Davacının istinaf başvurusunun KABULÜNE, 

2. Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin 27/10/2021 tarih ve 2021/678 Esas 2021/836 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 

3. Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 

4. Davacı hakkında verilen adli yardım kararı bulunması nedeniyle yatırılan harç bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 

5. Adli yardım kararı nedeniyle suç üstü ödeneğinden istinaf aşamasında karşılanan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılama sonunda dikkate alınmasına,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi uyarıca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 21/12/2023

Başkan - ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi - ...

... ... ... ...

Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

kararTazminatankaranumarasıcevap

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:54:15

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim