Ankara BAM 21. HD 2022/505 E. 2023/1645 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
bam
2022/505
2023/1645
23 Kasım 2023
T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2022/505 Esas 2023/1645 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/505
KARAR NO : 2023/1645
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
BAŞKAN : ... ...
ÜYE : ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 28/12/2021
NUMARASI : 2021/429 Esas -2021/864 Karar
DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI :
DAVA : Yönetim Kurulu Kararının Butlanı ve Yokluğunun Tespiti
DAVA TARİHİ : 12/07/2021
KARAR TARİHİ : 23/11/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 23/11/2023
Taraflar arasındaki yönetim kurulu kararının butlanı ve yokluğunun tespiti istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalı vekili ile katılma yolu ile davacı vekili tarafından süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...’in %50 hisseyle kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğu davalı ... A.Ş. yönetim kurulunun iki üyesinin, müvekkilinin yokluğunda aldığı 01/06/2021 tarihli 2021/01 sayılı kararın butlanla malul olduğunu; bu kararda, müvekkilinin farazi olarak kâğıt üzerinde 2.384.033,23 TL borçlandırıldığını, bu tutardan hareketle davacının şirketten alacak-borç durumunun hatalı hesap edilerek 702.110,63 TL borçlu olduğu varsayılarak söz konusu tutarın 10/05/2017 tarihli sermaye artış kararı uyarınca 31/12/2018 tarihinden itibaren temerrüt faizi ile birlikte ödenmesi için 10 günlük süre verildiğini, ödenmemesi durumunda sermaye payından düşülmesi suretiyle Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilânına karar verildiğini; müvekkilinin, butlanla malul olan bu karara dayanarak ödeme yapmadığını, bunun üzerine müvekkiline 702.110,663 TL borç ve 315.023,36 TL temerrüt faizi olmak üzere 1.017.133,99 TL’nin bir aylık süre içinde ödenmesi, aksi hâlde TTK’nın 482 ve 483.maddelerine göre ıskat dâhil tüm müeyyidelerin uygulanacağı konusunda 21/06/2021 tarihli 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararı alındığının ihtaren bildirildiğini; müvekkilinin döviz cinsinden şirkete ödemeler yaptığını ve 857.461,31 Euro alacaklı olduğunu, alacağının tahsili için Ankara 16. İcra Müdürlüğünün 2020/2788 esas sayılı takip dosyasından icra takibi yaptığını, itiraz edilmesi nedeniyle Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/136 esas sayılı dosyasından itirazın iptalini talep ettiklerini; ayrıca ... ... ... ile ... ... hakkında yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu nedeniyle Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/175 esas sayılı dosyasından dava açılmış olduğunu; Ankara C.Başsavcılığının 2020/65877 E. sayılı soruşturma dosyasından yapılan şikâyet nedeniyle adı geçenler hakkında soruşturma yapıldığını; bu kişilerin dava ve soruşturmalar nedeniyle birlikte hareket ederek dava konusu 01/06/2021 tarihli 2021/01 numaralı karar ile 21/06/2021 tarihli 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararını aldıklarını; müvekkilinin 2012 yılında edinip 2015 yılında sattığı taşınmazın satış bedelini şirkete borçlu olduğu yönünde alınan yönetim kurulu kararının geçerli olmadığını; taşınmazla ilgili bir kısım işlemlerin yürütülmesinde şirket isminin kullanılmış olmasının ABD mevzuatının şirketlere tanınan bir takım kolaylıklarından yararlanması gayesiyle olduğunu; Almanya’da yerleşik ve işsahibi olan davacı ...’in pandemi koşullarında kısa sürede Türkiye’ye gelmesinin mümkün olmadığı bilinerek 27/05/2021 tarihli çağrı yazısıyla yönetim kurulu toplantısının 01/06/2021 tarihinde yapılacağının bildirilerek hakkın kötüye kullanıldığını; çağrı yazısında gündem olarak “Amerika’dan gönderilen ve sermayeye ilave edilen paraları görüşmek üzere” şeklinde ifade edildiğini, müvekkilinin 31/05/2021 tarihli cevabi yazı yolladığını; davalı şirketin müvekkiline gönderdiği yazı dayanağı 21/06/2021 tarihli 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunu; müvekkilinin bu toplantıdan haberinin bulunmadığını; bu kararların TTK m.391 gereğince batıl olduğunu; bu sebeple, 01/06/2021 tarihli 2021/01 numaralı kararın butlanının ve müvekkili davacının davet edilmeden alınan 21/06/2021 tarihli 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararının yokluğunun tespitine karar verilmesini, talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle zamanaşımı def’inde bulunduklarını, dava konusu ticari uyuşmazlık için arabuluculuğa başvurulmamış olduğunu, 13/04/2010 yılında kurulan davalı şirketin, davacının %50 hisse ile kurucu ortak olduğunu ve diğer %50 hissenin ... Ailesine ait bulunduğunu, kuruluştan beri yönetim kurulu üyesi olan davacının 2021 yılı Temmuz ayına kadar bu görevini sürdürdüğünü; davacının borcunun farazi değil aksine mahkemeye verdiği beyana dayandığını; ABD Hazinesi tarafından müvekkili şirket adına düzenlenmiş 88.186 USD tutarında şirket isminin yazılı olduğu çek gönderildiğini, çekin 22/02/2017 tarihinde tahsil edildiğini, bu çekin yönetim kurulu başkan yardımcısı ...’e sorulduğunda kendisine ait olduğunu söylediğini ve çek bedeli 320.783,23 TL’nin cari hesabına kaydedildiğini; süreç içinde araştırma yapıldığında yetkisi olmadığı halde ... ... adına gayrimenkul aldığının, kullandığının ve sattığının anlaşıldığını; bu nedenle bu gayrimenkul ile ilgili olarak Amerika’da dava açıldığını; davacının bu davada avukatı vasıtasıyla mahkemeye sunduğu dilekçesinde, mülkün 2012 yılında Florida’da satın alındığını, 2015 yılında 875.000 USD tutarla sattığını, bunun %10’u olan 87.500 USD’nin Amerikan hükümeti tarafından kesildiğini, FIRPTA stopajının faiz dâhil bir yıl sonra Amerikan Hazinesi tarafından 13/12/2016 tarihli 88.186 USD tutarında çek düzenleyerek serbest bıraktığını, bu satışla ilgili 700.000 USD Amerika’da mülk alım satım işlerini yürüten ... tarafından 04/01/2016 tarihinde ... adına ... Şubesine gönderdiğini, bu tutarın davalı şirketin hesabına intikal ettirildiğini, davacının herhangi bir açıklama yapmaması nedeniyle 700.000 USD karşılığı 2.063.250,00 TL’nin davacı ... cari hesabına intikal ettirildiğini; böylece toplam 2.384.033,23 TL’nin müvekkili şirket tarafından 24/03/2016 ve 15/05/2017 tarihlerinde yapılan sermaye artışlarında sermaye borcuna mahsup edildiğini, bakiyesinin cari hesapta kaldığını; davacı vekilinin, müvekkilinin kendi parası ile şirket adına mülk alıp satmasının şirkete borçlanması sonucunu doğurmayacağını belirtmesinin Amerikan mahkemesine sunduğu beyanı ile çeliştiğini; davacının butlan ve yokluğunun tespitini talep ettiği 01/06/2021 ve 21/06/2021 tarihli yönetim kurulu kararlarının usul ve esas bakımından yasaya uygun olduklarını; bu konuları görüşmek üzere 01/06/2021 tarihinde yapılacak yönetim kurulu toplantısında hazır olması için davacının çağrıldığını, davacının bu çağrıya yanıt verdiğini ve katılmadığını, TTK m.393 uyarınca yönetim kurulu üyesinin kendisinin kişisel çıkarıyla şirketin menfaatinin çatışması durumunda müzakerelere katılamayacağını; davacının müvekkili şirkete karşı Ankara 16.İcra müdürlüğünün 2020/2788 esas sayılı takip dosyasından 857.461,37 Euro tutarında başlattığı icra takibinde borca itiraz edildiğini ve Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/136 esas sayılı dosyasından itirazın iptali davasının derdest olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istenmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Davalı şirket yönetiminin 27/05/2021 tarihli çağrı yazısıyla 01/06/2021 tarihinde yönetim kurulu toplantısı yapılacağını davacıya bildirdiği, dava konusu edilen 01/06/2021 tarihli 2021/01 numaralı yönetim kurulu kararının yönetim kurulu üyeleri ... ... ve ... ... tarafından alındığı, yönetim kurulu toplantısı öncesi davacı ... toplantıya çağrılmıştır. Adı geçen yanıt da verdiğinden yönetim kurulu toplantısının yapılmasında herhangi bir usulsüzlük bulunmadığı, dava konusu 2021/01 sayılı yönetim kurulu kararında özetle; davacı ortağın Amerika'da satın aldığı mülkü 2015 yılında 875.000 USD'ye sattığı; 700.000 USD karşılığı 2.063.250,00 TL ile 88.186 USD karşılığı 320.783,23 TL toplamı 2.384.033,23 TL'nin 15/05/2017 tarihinde davacının sermaye artışı nedeniyle sermaye borcuna mahsup edilerek bakiye artan 1.681.922,60 TL'nin davacı cari hesabına aktarıldığı, davacı ...'in Amerika'da alıp sattığı gayrimenkulün aslında ... Depoculuğa ait olduğunu avukatı vasıtasıyla Amerika Florida Eyalet Mahkemesine verdiği 28/12/2020 tarihli savunma dilekçesinde belirttiği gerekçesiyle yukarıdaki tutarın davacının cari hesabından çıkarılarak şirketin gelir hesaplarına aktarılmasına karar verilerek cari hesabın düzeltilmesinden sonra artan bakiye 702.110,63 TL'nin ...'in 501 sermaye taahhüt hesabına kaydedilerek borçlandırılmasına ve söz konusu borcun 10/05/2017 tarihinde verilen sermaye artış kararı uyarınca 31/12/2018 tarihinden itibaren hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte ödenmesi için 10 gün süre verilmesine karar verildiği, kararın özetle; davacı ortağın önceden cari hesabına aktarılarak sermaye borcuna mahsup edilen ve artan kısmın cari hesapta tutulduğu meblağın yeni bilgilere ulaşıldığı iddiasıyla, yeniden ele alınarak, Amerika'da satılan mülkün bedelinin şirkete ait olduğu kabulüyle bu tutarın davacı ortağın cari hesabından çıkarılarak şirketin hesabına aktarılması ve neticesinde davacı ortağın önceden ödendi sayılan sermaye koyma borcunu ödeyememiş olduğunun kabulü ile 702.110,63 TL borçlandırıldığı ve bu borcu ödemesi için 10 günlük süre verilmesine ilişkin olduğu, önceki sermayeyi teşkil eden 12.000.000,00 TL'nin tamamının ödendiği, bu defa artırılan 4.000.000,00 TL sermayenin 2.000.000,00 TL'sinin ...'in, 800.000,00 TL'si ... ... ...'ın ve 400.000,00 TL'si ... ...'ın, 163.200,00 TL'si ... ...'ın şirketteki alacaklarından karşılanmış olup, bu alacağın 24/04/2017 tarihli YMM raporu ile tespit edildiği, kalan 636.800,00 TL nakdi sermayenin tamamı her türlü muvazaadan ari olarak ortaklar tarafından hisseleri oranında tamamen taahhüt edilmiş olup, ortakların paylarına isabet eden nakdi sermayenin %25'i tescilden önce, kalanının 31 Aralık 2018 tarihine kadar ödeneceği, yönetim kurulu karar defterine göre 01/11/2019 tarih 2019/3 sayılı karar tarihinde ...'in Amerika'daki mülk edinme olayından haberdar olduğu ve konuyu araştırmak üzere Av. ...'ın görevlendirildiğinin belirlendiği, 25/04/2017 tarih 2017/1 sayılı yönetim kurulu kararı ile davalı şirketin esas sermayesinin 12.000.000,00 TL'den 16.000.000,00 TL'ye çıkartıldığı, sermayenin 2.000.000,00 TL'sin ...'in şirketteki alacaklarından karşılandığı, bu hususun Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin 15/05/2017 tarih (9326) sayılı nüshasında yayınlandığı, davacının sermaye artırma borcunu şirketteki alacaklarından karşılanmak suretiyle ödediği şirket yönetim kurulu kararı ile kabul edilip ticaret sicilinden tescil edildikten sonra şirketin geriye dönüp cari hesapta hata yapıldığı gerekçesiyle yeni cari hesap belirleyip 01/06/2021 tarih, 2021/01 sayılı yönetim kurulu kararını almış olmasının haklı görülemeyeceği, çünkü şirketin bir anlamda irade sakatlığı nedeniyle cari hesaptaki tutarın davacı ...'e ait olduğunu zannederek sermaye koyma borcundan mahsup ettiğini ve fakat sonradan yapılan tespitler çerçevesinde esasen şirkete ait alacak olduğu yargısıyla bu tutarları ortak cari hesabından çıkarıp şirket cari hesabına aktardığını ifade etmiştir ki bu hususun yanılmaya dayalı irade sakatlığı olabileceği, ancak irade sakatlığında karşı yan için yeni bir hukukî durum yaratıldıktan sonra iradenin eski haline getirilmesinin ancak yargı kararı ile mümkün olabileceği, eş deyişle, davalı şirketin bu hususları dava konusu yaparak alacağa ilişkin ilâma bağlayabileceği veya icra takibine konu kılabileceği, bunlar yapılmadan irade sakatlığı nedeniyle yapılan işlemden tek taraflı karar ile dönülerek yeni bir hukukî durum yaratılması ve bunun yönetim kurulu kararı ile gerçekleştirilmesi haklı olmayıp, TTK m.391, f.1,b.(b) ile TTK m.391, f.1, b(c) hükümleri gereğince hem sermayenin korunması ilkesine hem de pay sahibinin hakkının kullanılmasını kısıtlayan hususlara aykırı olacağından, dava konusu 01/06/2021 tarih, 2021/01 sayılı yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine karar verilmesi gerektiği, dava konusu 21/06/2021 tarihli ve 2021/02 sayılı karar incelendiğinde; sözü edilen yönetim kurulu kararı netice itibariyle ıskat dâhil tüm müeyyidelerin uygulanmasına yönelik olup kararın içeriğinin yönetim kurulu üyesinin kişisel menfaati ile şirketin menfaatinin çatıştığını gösterdiği, bu durumda TTK'nın 393/1. Maddesi gereği çıkar çatışması nedeniyle davacı katılmaksızın karar alınmasında herhangi bir usulsüzlük bulunmadığı, davalı şirket, davacı ortağın, şirket adına Amerika'da mülk edindiğini, kullandığını, sattığını, paranın şirkete ait olduğunu iddia ettiği, eş deyişle davalı, davacının, şirket adına ve hesabına hareket ettiğini söylediği, davacı ise kendi adına ve hesabına mülk edindiğini iddia ettiği, davacı ..., ister kendi adına ve hesabına ister kendi adına şirket hesabına isterse şirket adına ve hesabına mülk edinmiş olsun her halükarda uyuşmazlığın çözümü bir yargılamaya muhtaç olduğu, bu yargılamanın yapılacağı yer yönetim kurulu kararının butlan/yokluk isteminin görüm yeri olan iş bu dava olmayacağı, çünkü eldeki davada, ıskat dâhil tüm müeyyidelerin uygulanmasına yönelik alınan yönetim kurulu kararı için varlığı tartışmasız bir alacak bulunmasının ön koşul olduğu, varlığı tartışmalı alacak davasının ise başka davada dinleneceğini, nitekim Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/136 E. sayılı dava dosyasında, davacının, davalı şirket hakkında başlattığı icra takibine ilişkin davada Amerika'da mülk edinme nedeniyle doğduğunu ileri sürdüğü alacağını def'i olarak öne sürdüğü, anonim şirketlerde sermaye koyma borcunda temerrüt TTK m.482'de ıskat usulü TTK m.483'de düzenlendiği, TTK m.482, f.2 çerçevesinde sermaye koyma borcunu yerine getirmede temerrüde düşen pay sahibi hakkında ıskat işlemi yapılabileceği, dolayısıyla ıskat için 'temerrütün zorunlu koşul olduğu, pay sahibi borçlunun temerrüde düşmesi bakımından, borcun muaccel hale gelmesinin gerekli ve yeterli olduğu, somut olayda, davacı ortağın sermaye koyma borcunu ödediği yönetim kurulunun 25/04/2017 tarih 2017/1 sayılı kararı ile belirlendiği ve iş bu karar ticaret sicilinde tescil edildiği, davacı ortağın sermaye koyma borcu şirketteki alacaklarından karşılanmış sonradan, davacı ortağın şirketten alacaklı olmak yerine borçlu olduğu gerekçesiyle yeniden cari hesap oluşturulduğu ve bu cari hesaba bağlı kalınarak davacı ortağın cari hesabının (-702.110,63) TL oluğu temerrüt faizi ile birlikte (1.017.133,99 TL sermaye koyma borcu bulunduğu gerekçesiyle ıskat dâhil prosedür başlatıldığı, ancak, davacı ortak ile şirket arasında, Amerika'dan alınan ve satılan mülk nedeniyle doğan paradan kaynaklanan alacak/borç konusunda uyuşmazlık bulunmakta olup bu uyuşmazlığın ancak yargı kararı ile çözümlenebileceği, pay sahibinin sermaye koyma borcu bakımından temerrüdünden söz edebilmek için sermaye koyma borcunun muaccel olması gerektiği, sermaye koyma borcunun muaccel olmaması durumunda pay sahibinden sermaye koyma borcunu ifa etmesinin istenemeyeceği, evvelce ödendiği kabul edilen ve ticaret sicilinde tescil edilen sermaye koyma borcunun cari hesapta hata yapıldığı zannıyla yeniden ele alınarak oluşan duruma göre sermaye koyma borcunun ödenmediği savının varlığının kesin-muaccel bir borç için yeterli olmadığı, bu nedenle 21/06/2021 tarih 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararının alındığı tarih itibariyle varlığı kesin olan bir alacaktan söz edilemeyeceği, davalı şirketin alacak iddiasını icra takibi veya dava yoluyla ileri sürmesi mümkün olduğu gibi açılmış olan davada ileri sürmesinin mümkün olduğu, davalı şirket her ne kadar davacı ortağın Amerikan mahkemesindeki beyanları nedeniyle alacağın şirkete ait olduğunu iddia etmekte ise de şirketin aldığı 25/04/2017 tarih 2017/1 sayılı kararı da şirket kabul beyanı mahiyetinde olduğu, bu nedenle, alacağın varlığının yargı kararını gerektirdiği, bu karar olmadıkça 'muaccel' bir borçtan söz edilemeyeceği, bu bakımından 'muaccel borç'tan söz etmek ve pay sahibinin 'mütemerrit' olduğunu söylemek olanaklı olmadığından, TTK m.391, f.1,b.(b) ile TTK m.391, f.1, b(c) hükümleri gereğince hem sermayenin korunması ilkesine hem de pay sahibinin hakkının kullanılmasını kısıtlayan hususlara aykırı olacağından, dava konusu 21/06/2021 tarih, 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şirketin 01/06/2021 tarihli 2021/01 numaralı ve 21/06/2021 tarihli 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararlarının batıl olduğunun tespitine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde 21.06.2021 tarihli kararın usulsüzlüğü ileri sürüldüğü halde taleple bağlılık kuralına aykırı olarak yönetim kurulu kararının içerik itibarıyla da incelenmesinin doğru olmadığını, talep aşılarak karar verildiğini, TTK'nın 391. Maddesinin re'sen incelemeye esas teşkil edecek bir madde olmadığını, mahkemece 01.06.2021 tarihli karara yönelik yapılan değerlendirmenin de hatalı olduğunu, zira, bu karara konu düzeltme işleminin irade sakatlığına dayanmadığını, davacının yabancı mahkeme huzurundaki beyanına dayandığını, davacının Amerikan mahkemelerine vermiş olduğu beyanında Amerika'da alıp sattığı gayrimenkulün aslında müvekkili ... depoculuğa ait olduğunu ve gelirinin Türkiye'ye aktarıldığını beyan ettiğini, davacının açık kabulü varken alacağın tespiti için ayrıca dava açılmasına gerek bulunmadığını, davacının iddialarının TTK'nın 391. Maddesine konu olabilecek iddialar olmadığını zamanaşımı ve arabuluculuğa ilişkin itirazlarını yinelediklerini, ileri sürerek açıklanan bu nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını istemiştir.
Davacı vekili katılma yolu ile istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu 21.06.2021 tarihli ve 2021/02 nolu karar müvekkilinin şirket dışı kişisel çıkarına ilişkin bir karar olmayıp şirket işi kişisel menfaatine ilişkin bir karar olduğundan toplantıya usulüne uygun davet edilmesinin ve müzakerelere ve oylamaya katılmasının yasa gereği olduğunu, dolayısıyla yönetim kurulu başkan yardımcısı olan davacının işbu bu toplantıya çağrılmamış olması sebebiyle de TTK'nın 391. Maddesi gereği kararın butlanının ve yokluğunun tespitine karar verilmesi gerektiğini, 01.06.2021 tarihli toplantıya da çağrının usulsüz olduğunu, gerek toplantı gündeminin yeterli açıklıkta olmaması ve gerekse yurt dışında bulunan müvekkilinin toplantıya katılımına elverişli makul bir süre tanınmaması nedeniyle ve dava dilekçesinin 15. Bendinde açıklanan nedenlerle toplantının yapılmasının da usulsüz olduğunu ileri sürerek açıklanan bu nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kararın gerekçesinin düzeltilmesine, davalı vekilinin istinaf sebeplerinin esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava, dava konusu davalı anonim şirketin 01.06.2021 tarihli ve 2021/01 sayılı ve 21.06.2021 tarihli ve 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararlarının mutlak butlanla batıl olduğunun tespiti istemlerine ilişkin olup ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Davalı vekili cevap süresinde zamanaşımı def'inde bulunmuştur. Geçersizliğin tespiti davaları belirli bir süreye tabi değildir. Davalı anonim şirketin iki ayrı yönetim kurulu kararının yokluğunun tespiti istemiyle açılan bu davanın her zaman açılabilmesi mümkündür. O halde davanın zamanaşımına uğradığı ileri sürülemeyecektir.
Yine, eldeki davada anonim şirket yönetim kurulu karalarının yokluğunun tespiti istendiğine göre dava para alacağının tahsili için açılan alacak veya tazminat davası niteliğinde değildir. Bu durumda 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A son fıkrası kapsamında kalmayan işbu dava zorunlu arabuluculuk dava şartına da tabi değildir.
Ayrıca davacı dava dilekçesinde dava konusu davalı anonim şirketin 21.06.2021 tarihli 2021/2 sayılı yönetim kararının sadece şeklen usulsüz olarak alındığını iddia etmekle kalmamış, ayrıca davacı hakkında ıskat ve sair müeyyideler uygulanmasına neden olacak herhangi bir hukuki sebebin de bulunmadığını ileri sürmek suretiyle kararın esasına da itiraz etmiştir. Şu halde ilk derece mahkemesince HMK'nın 26. Maddesi gereği taleple bağlılık kuralına uyularak söz konusu yönetim kurulu kararının içerik yönünden de değerlendirilmesi yerindedir.
Uyuşmazlık, davalı anonim şirketin ana sözleşmesine göre davacı ortağın taahhüt ettiği sermaye ödeme borcunu yerine getirip getirmediği, davacının ortaklıktan çıkarılma (ıskat) koşulunun oluşup oluşmadığı, dava konusu, sermaye borcunun temerrüt faizi ile birlikte tahsilinin istenildiği 01/06/2021 tarih 2021/10 sayılı yönetim kurulu kararı ile 21/06/2021 tarih 2021/2 sayılı ortaklıktan ıskat vb müeyyidelerin uygulanacağına dair davalı anonim şirketin yönetim kurulu kararlarının yoklukla batıl olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Dava konusu 01.06.2021 tarihli ve 2021/01 tarihli yönetim kurulu kararında özetle; ABD Hazinesi tarafından, ... ... A.Ş. adına düzenlenmiş 88.186 USD tutarında şirket ismi yazılı bir çek gönderildiği, çekin 03/02/2017 tarihinde teslim alınarak 22/02/2017 tarihinde tahsil edildiği, Yönetim Kurulu Başkanı ...'e sorulduğunda çek bedelinin kendisine ait olduğunu söylemesiyle çek bedeli TL'ye çevrilerek 320.783,23 TL'nin adı geçenin cari hesabına alacak kaydedildiği; yapılan araştırmada ...'in ... ... Hukuk Bürosu vasıtasıyla tek imza ile 2021 yılında şirket adına bir gayrimenkul aldığı ve bunu 2015 yılında şirket adına 875.000 USD'ye sattığı bilgisine ulaşıldığı; bu tutarın %10'u olan 87.500 USD'nin ABD Hükûmeti tarafından kesildiği, 700.000 USD'nin ... tarafından 04/01/2016 tarihinde alındığı, 05/01/2016 tarihinde Türkiye'de davacıya devredildiği, FIRPTA stopajının faiz dâhil bir yıl sonra ABD Hazinesi tarafından 16/12/2016 tarihinde 88.186 USD tutarında çek düzenlenerek serbest bırakıldığı, böylece 700.000 USD karşılığı 2.063.250,00 TL ile 88.186 USD karşılığı 320.783,23 TL toplamı 2.384.033,23 TL'nin 15/05/2017 tarihinde davacının sermaye artışı nedeniyle sermaye borcuna mahsup edilerek bakiye artan 1.681.922,60 TL'nin davacı cari hesabına aktarıldığı; davacı ...'in Amerika'da alıp sattığı gayrimenkulün aslında ... Depoculuğa ait olduğunu avukatı vasıtasıyla Amerika Florida Eyalet Mahkemesine verdiği 28/12/2020 tarihli savunma dilekçesinde belirttiği gerekçesiyle yukarıdaki tutarın davacının cari hesabından çıkarılarak şirketin gelir hesaplarına aktarılmasına karar verilerek cari hesabın düzeltilmesinden sonra artan bakiye 702.110,63 TL'nin ...'in 501 sermaye taahhüt hesabına kaydedilerek borçlandırılmasına ve söz konusu borcun 10/05/2017 tarihinde verilen sermaye artış kararı uyarınca 31/12/2018 tarihinden itibaren hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte ödenmesi için 10 gün süre verilmesine karar verilmiş, iş bu karar yönetim kurulu üyeleri ... ... ile ... ... tarafından imzalanmıştır.
Yine, dava konusu 21.06.2021 tarihli ve 2021/2 sayılı yönetim kurulu kararının incelenmesinde ise; "İş bu nedenlerle ...'e TTK'nın 483.maddesi uyarınca 702.110,63 TL tutarındaki eksik sermaye borcunu 315.023,36 TL tutarındaki temerrüt faiziyle birlikte toplam (702.110,63+315.023,36)= 1.017.133,99 TL'nin ödenmesi için 1 ay süre tanınmasına, bu çerçevede TTK hükümleri uyarınca gerekli ihtarların ...'e gönderilmesine, ödeme yapılmaması durumunda TTK 482 ve 483.maddeleri ile diğer maddelerde belirtilen ıskat dâhil tüm müeyyidelerin uygulanmasına ve buna yönelik tüm işlemlerin yerine getirilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir" denilmiş olup iş bu karar yönetim kurulu üyeleri ... ... ile ... ... tarafından imzalanmıştır.
Bilindiği üzere 6102 sayılı TTK'nın batıl kararlar başlıklı 391.maddesinde sayılan hallerin varlığı halinde yönetim kurulu kararlarının batıl olduğunun tespitinin mahkemeden istenebileceğine dair özel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Buna göre söz konusu hükümde; "a) eşit işlem ilkesine aykırı olan, b) anonim şirketin temel yapısına uymayan veya sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen, c) pay sahiplerinin, özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan ya da güçleştiren, d) diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin kararlar batıldır" denilmektedir. Bu durumda dava konusu gerek 2021/1 ve gerekse 2021/2 sayılı yönetim kurulu kararları TTK'nın 391. Maddesinin b fıkrası gereği sermayenin korunması ilkesi hem de c bendindeki pay sahiplerinin haklarını kullanmasını kısıtlaması veya güçleştirmesi hususları ile ilgili olduğundan davacı ortağın işbu davayı açmakta hukuki yararının bulunduğunun kabulü gerekmiştir.
Dosya kapsamında yer alan ticaret sicil kayıtlarından; 7 ortaklı davalı anonim şirketin ortağı %50 kurucu hissedarı ve yönetim kurulu başkan yardımcısı olan davacı ile %50 hissedarı olan 6 ortağın ... ailesi üyelerinden oluştuğu, şirket hisselerinin nama yazılı olduğu anlaşılmaktadır.
Eldeki davada öncelikle dava konusu yönetim kurulu kararlarının usulüne uygun olarak alınıp alınmadığı ele alınacaktır. Bilindiği üzere anonim şirketlerde yönetim kurulu kararları TTK'nın 390/1. Maddesi gereği ana sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm yoksa üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanır ve kararlar da hazır bulunan üyelerin çoğunluğu ile alınır. Somut olayda da dava konusu 01.06.2021 tarihli ve 2021/1 tarihli ilk yönetim kurulu kararının alındığı toplantı tarihinde davalı anonim şirketin yönetim kurulu başkan yardımcısı olduğu anlaşılan davacıya toplantı tarihinin yerinin ve saatinin 27.05.2021 tarihli yazı ile bildirilmiş, davacı da 31.05.2021 tarihli yazı ile toplantının ertelenmesini talep etmek yerine yazılı olarak cevap vermiştir. Davacı taraf cevabında yurt dışında olduğundan bahisle toplantının ileri bir tarihe ertelenmesini istemeyip yazılı olarak yanıt verdiğine göre artık yönetim kurulunun usulsüz olarak toplandığına ilişkin iddiası dinlenmez. Yönetim kurul karar tarihinde davalı anonim şirketin üç kişiden oluşan yönetim kurulu başkanı ... ... ve yönetim kurulu üyesi ... ... tarafından toplanarak adı geçen yönetim kurulu üyeleri tarafından oybirliği ile alınan ve imzalanan 01.06.2021 tarihli ve 2021/1 sayılı yönetim kurulu kararı TTK'nın 390/5. Maddesi gereği şeklen geçerlidir. O halde davacı vekilinin bu konudaki istinaf sebepleri yersizdir.
Dava konusu 21/06/2021 tarihli ve 2021/2 sayılı yönetim kurulu kararı incelendiğinde ise; Söz konusu karar sermaye koyma borcunu yerine getirmeyen davacı ortağa ıskat dahil tüm müeyyidelerin uygulanmasına ilişkin bir karardır. Hemen bu noktada belirtmek gerekir ki; yönetim kurulu üyesi, kendisinin şirket dışı kişisel menfaatiyle veya alt ve üst soyundan birinin ya da eşinin yahut üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarından birinin, kişisel ve şirket dışı menfaatiyle şirketin menfaatinin çatıştığı konulara ilişkin müzakerelere katılamaz (TTK m.393, f.1). Somut olayda 21.06.2021 tarihli yönetim kurulu kararının içeriği itibarıyla davalı şirket adına ABD'de satın alınıp davacı tarafından kendi adına alındığı, vergi kolaylığından faydalanmak için şirket adına alındığı iddia olunan taşınmazın satış bedelinin ve stopaj bedelinin davacı ortağa ödenmesi sebebiyle davacının eksik sermaye borcu bulunduğundan bahisle ıskat ve sair diğer müeyyidelerin uygulanmasına ilişkindir. Ne var ki davacı ortağın esasen kişisel menfaati ile şirket menfaatinin çatıştığı bir durum söz konusu olmadığı, dolayısıyla ortada TTK'nın 393/1. Fıkrası anlamında davacı yönetim kurulu üyesinin toplantıya çağrılmamasını gerektirir bir sebep bulunmadığı halde yönetim kurulu üyesi olan davacının işbu toplantıya çağrılmayarak yokluğunda dava konusu kararın alınması usulsüz olduğundan yoklukla batıldır. O halde bu sebeple davacı vekilinin katılma yolu ile istinaf başvurusunun kabulü ile 21.06.2021 tarihli yönetim kurulu toplantısının usulsüz yapıldığından yoklukla batıl olduğunun tespitine karar vermek gerekmiştir.
Öte yandan dava konusu 01.06.2021 tarihli ve 2021/1 sayılı yönetim kurulu kararı içeriği, davacının 2012 yılında ABD'de satın alıp 2015 yılında sattığı taşınmaz bedeline ilişkindir. Davalı şirket, davacının Amerika'da aldığı ve sattığı mülkün bedelinin şirkete ait olduğu gerekçesiyle bu bedeli davacı cari hesabından çıkartıp şirket cari hesabına aktarmış, yapılan hesaplamaya göre de davacının sermaye artırma borcunu ödemediğini ileri sürmüştür. Davacı ise, 23/05/2015 tarihli belge ile 16/12/2015 tarihli belgelere dayanarak yönetim kurulunun bu satımdan haberdar olduğunu, şirket adının kullanılmasının, ABD mevzuatına göre şirketlere tanınan vergi ve benzeri muafiyetlerden yararlanması amacıyla yapıldığını, belirtmiş, ayrıca, evin satın alınmasında şirketin parasının kullanılmadığını, evin şirket envanterine girmediğini iddia etmiştir. Gerçekten de davacı tarafından sunulan 23.05.2015 tarihli ve 16.12.2015 tarihli İngilizce ve Türkçe tercümeli metinlerin içeriğinden ABD'de bulunan davalı şirkete ait taşınmazın satışına izin verildiğine dair şirketin yönetim kurulunun oy birliğiyle karar aldığı ve satışı işlemlerinin icrasında davacıyı yetkilendirdiği anlaşılmaktadır. O halde davalı şirket vekilinin savunmasının aksine, Florida Mahkemesi'nde davacı ...AŞ tarafından davalı ...'e 03.04.2021 tarihinde açılan davada davalı ortağın savunmasından önce zaten haberdardır. Davalı anılan yabancı mahkemedeki savunmasında avukatının tavsiyesi üzerine taşınmazı %50 ortağı olduğu ... AŞ üzerinden kişisel fonlarıyla satın aldığını ileri sürmüştür. Oysa ABD Florida'da taşınmazın satışına ilişkin davalı şirketin yönetim kurulu kararı ise 16.12.2015 tarihlidir. Bu kararın sahteliği de iddia edilmemiştir. Davalı şirketin yönetim kurulu üyelerinin İngilizce bilmemesi nedeniyle satış işlemlerinde davacıyı yetkilendiren 23.05.2015 tarihli yetki belgesi inkar edilmiştir. Kaldı ki Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin 15/05/2017 tarih ve 9326 sayılı örneğine göre; davalı ...'nin 2016 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan karar ile sermayesinin 12.000.000 TL'den 16.000.000 TL'ye artırılmış, davacı ...'in artırılan 4.000.000 TL için 2.000.000 sermaye koyma borcunun şirketteki alacaklarından karşılandığı belirtilerek tescil edilmiştir. Üstelik yönetim kurulu karar defterine göre de davalı şirketin 01/11/2019 tarih 2019/3 sayılı karar tarihinde davacı ...'in Amerika'daki mülk edinme olayından haberdar olduğu ve konuyu araştırmak üzere Av. ...'ın görevlendirildiği, belirlenmiştir. Bununla birlikte davalı şirket davacının Amerika-Florida mahkemesindeki savunmasına ve Türkiye'ye gelen dövize dayalı olarak bu tutarların davalı şirkete ait olduğu iddiasıyla önceden davacının cari hesabına aktardığı tutarları bu kez şirketin hesabına aktarmış, davacının oluşan yeni cari hesabı eksildiğinden sermaye koyma borcunu yerine getirmediğini kabul ederek önce 01/06/2021 tarih 2021/01 sayılı ve takiben 21/06/2021 tarih 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararlarını alıp ıskat dâhil yasal prosedürleri işleteceğini ihtar etmesi üzerine davacı tarafından işbu dava açılmıştır.
Diğer taraftan eldeki davadan önce davacı tarafından davalı şirkete yabancı para cinsinden verdiği borcun iadesinin tahsili için davalı şirket aleyhine giriştiği Ankara 16. İcra Müdürlüğü'nün 2020/2788 Esas sayılı ilamsız icra takibine davalı şirketçe itiraz edilmesi üzerine Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/136 Esas sayılı dava dosyasında açılan itiraz iptali davasında davalı şirket vekili 29.04.2021 tarihli cevap dilekçesinde davacının davalı şirket adına ABD-Florida'da satın alınan ve davacı tarafından satılan taşınmazın satış bedeli ve ABD tarafından iade edilen stopaj bedelinin davalı şirkete ait olduğunu savunarak, davalı şirketin davacıdan alacaklı olduğunu savunmuştur. Şu halde eldeki davanın konusu 01.06.2021 tarihli ve 2021/1 sayılı yönetim kurulu kararına konu davacı ortağın bakiye sermaye borcunun doğduğu iddia olan ABD'deki taşınmazın satış ve stopaj bedelinin davalı şirkete mi yoksa davacıya mı ait olduğu hususu bu davada ele alınacaktır.
Somut olayda yukarıda belirtilen 25/04/2017 tarih 2017/1 sayılı yönetim kurulu kararı ile davalı şirketin esas sermayesi 12.000.000,00 TL'den 16.000.000,00 TL'ye çıkartılmış, sermayenin 2.000.000,00 TL'sin ...'in şirketteki alacaklarından karşılanacağı karar altına alınarak bu husus Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin 15/05/2017 tarih (9326) sayılı nüshasında yayınlanmıştır. Davacının sermaye artırma borcunu şirketteki alacaklarından karşılanmak suretiyle ödediği şirket yönetim kurulu kararı ile kabul edilip ticaret sicilinden tescil edildikten sonra şirketin geriye dönüp cari hesapta hata yapıldığı gerekçesiyle yeni cari hesap belirleyip 01/06/2021 tarih, 2021/01 sayılı yönetim kurulu kararını almış olması ilk derece mahkemesince hataya dayalı irade sakatlığı olarak kabulü ile davalı şirketçe yapılan hatanın bu şekilde alınan tek taraflı yönetim kurulu kararı ile düzeltilemeyeceğinin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. Bu noktada davalı şirket vekili, dava konusu yönetim kurulu kararında belirtilen cari hesaptaki düzeltme işleminin hataya dayanmadığını, dolayısıyla irade saktlığından söz edilemeyeceğini, davacının ABD Florida Mahkemesindeki savunma dilekçesinde satılan taşınmazın açıkça davalı şirkete ait olduğunu kabul ettiğine dair beyanından hareketle cari hesabın düzletildiğini bildirmiştir. Ne var ki yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere davalı şirketin başından beri ABD'deki taşınmazın varlığından ve satışından haberdar olduğu halde 25.04.2017 tarihli ve 2017/1 sayılı sermaye artırım kararı almış, bu kararda davacının bakiye sermaye borcunun şirketteki alacaklarından karşılanacağı kararlaştırılmış vr bu karar da ticaret siciline tescil edilerek ilan edilmiştir. Davalının savunmasında ileri sürdüğü gibi taşınmazın davalı şirkete ait olduğunun kabulü halinde dahi davalı şirket taşınmaz satış bedelinin ve ABD makamları tarafından satış sırasında alınıp sonrada iade olunan stopajının davacıdan tahsili için davacı aleyhine icra takibi başlatmadığı gibi herhangi bir dava da açmamış, onun yerine dava konusu yönetim kurulu kararı ile geçmişe yönelik olarak cari hesapta düzeltme yapmak suretiyle davacı tarafından tahsil olunan taşınmaz satış bedeli ile stopaj bedeli davalı şirket lehine alacak davacı aleyhine borç kaydedilmiş ve davacının şirkete verdiği borçlardan mahsup edilerek davacının kararda belirtilen miktarda sermaye borcu bulunduğu karar altına alınmıştır. Davalı şirketçe, davacı tarafından şirkete döviz cinsinden borç para verildiği iddiasıyla eldeki davadan önce başlatılan yukarıda belirtilen ilamsız icra takibine davalının itiraz etmesi üzerine itirazın iptali davası açıldıktan sonra bu şekilde tek taraflı olarak yönetim kurulu kararı ile davacının sermaye koyma borcunu ifa etmediğine dair karar alınması hatalı olup ilk derece mahkemesince, TTK'nın 391/1-b ve c hükümleri gereğince hem sermayenin korunması ilkesine hem de pay sahibinin hakkının kullanılmasını kısıtlayan hususlara aykırı kabul edilerek dava konusu 01/06/2021 tarih, 2021/01 sayılı yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiş, bu sebeplerle davalı vekilinin istinaf sebeplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
Davalı şirketçe alınan 21.06.2021 tarihli ve 2021/2 sayılı yönetim kurulu kararı esas yönünden değerlendirildiğinde;
Bilindiği üzere anonim şirketlerde geçerli tek borç ilkesi gereği ortaklar sermaye koyma borcunu yerine getirmekle yükümlüdür. Sermaye koyma borcunun yerine getirilmemesi halinde, 6102 sayılı TTK 483.maddesi uyarınca, bu borcun icra takibi yoluyla tahsili mümkün olduğu gibi, bunun yerine ortağın ortaklıktan ıskatı yoluna da başvurulabilecektir. Anonim ortaklılarda ödenmemiş bakiye sermaya taahhütlerinin paydaşlardan istenmesi ve buna bağlı olarak gündeme gelen pay sahiplerinin ıskatı usul ve şartları, TTK'nın 481-483. maddelerinde düzenlenmiştir.
Sermaye borcunu ödemeyen bir pay sahibinin ıskat edilebilmesi için öncelikle temerrüte düşürülmesi gerekir. Temerrütün söz konusu olabilmesi için de bakiye sermaye borcunun ödenmesi konusunda yetkili organın bir karar alması ve bunu anasözleşmede öngörülen usul ve esaslar doğrultusunda talep etmesi, uygulamadaki ifade ile apel işleminin yapılması gerekir. Şayet, anasözleşmede sermaye borcunun ödeme süreleri ve miktarı duraksamaya neden olmayacak biçimde belirlenmiş ise pay sahibi kendiliğinden mütemerrit olacaktır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirilecek olursa; öncelikle eldeki dava konusu davacının sermaye koyma borcunu belirleyen 01.06.2021 tarihli ve 2021/1 sayılı yönetim kurulu kararına konu davacı hesabına ödenen ABD'deki taşınmazın satış bedeli ile stopaj bedelinin taşınmazın esasen davalı şirkete ait olduğundan davalı şirkete ait olduğuna yönelik davalı savunması gözetildiğinde davacının temerrütünün söz konusu olabileceği davalı şirketin muaccel bir sermaye alacağı bulunmamaktadır. Zira, davalı şirketin söz konusu taşınmazın satış ve stopaj bedelinin davalı şirkete ait olduğu tartışmalıdır ve yukarıda belirtildiği üzere bu husus davacı tarafından davalı şirket aleyhine açılan 2021/136 esas sayılı itirazın iptali davası kapsamında ele alınacaktır. Şu halde varlığı tartışmalı bir alacaktan dolayı davacının sermaye koyma borcunda temerrüte düştüğü kabul edilemeyeceğine göre ilk derece mahkemesince davalı şirketin yönetim kurulunca alınan 21.06.2021 tarihli ve 2021/2 sayılı kararın aynı şekilde TTK'nın 391/1-b ve c hükümleri gereğince hem sermayenin korunması ilkesine hem de pay sahibinin hakkının kullanılmasını kısıtlayan hususlara aykırı kabul edilerek batıl olduğunun tespitine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiş, bu sebeplerle davalı vekilinin istinaf sebeplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
Sonuç olarak yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvuru kanun dilekçesinde yer verdiği itirazların yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin katılma yolu ile öteki istinaf sebeplerinin esastan reddine, katılma yolu ile istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile duruşma açılmasına gerek görülmeksizin ilk derece mahkemesince verilen karar HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereği 21.06.2021 tarihli ve 2021/02 sayılı kararın gerekçesi yönünden kaldırılarak, davanın kısmen kabulü ile 21.06.2021 tarihinde usulsüz yapıldığı anlaşılan yönetim kurulu toplantısının yoklukla batıl olduğunun tespitine dair davanın esası hakkında yeniden aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
A)1-İstinafa başvuran davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2. Karar tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun ilgili Tarifesi hükümleri gereği istinafa başvurusunda haksız çıkan davalı taraftan alınması gereken 269,85 TL istinaf maktu karar harcından başlangıçta peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 189,15 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3. İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan giderlerin kendisi üzerinde bırakılmasına, varsa kullanılmayan gider avansının istek halinde kendisine iadesine,
B)1-Katılma yolu ile istinafa başvuran davacı vekilinin öteki istinaf sebeplerinin esastan reddine, katılma yolu ile istinaf başvurusunun kısmen KABULÜNE,
2. Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/12/2021 tarihli ve ve 2021/429 Esas. 2021/864 Karar sayılı Kararının HMK'nın 353/1. b. 2. Maddesi gereği 21.06.2021 tarihli ve 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararının gerekçesi yönünden KALDIRILMASINA,
C) 1-Davanın kabulü ile, davalı şirketin 01/06/2021 tarihli 2021/01 numaralı yönetim kurulu kararının yoklukla batıl olduğunun tespitine, 21/06/2021 tarihli yönetim kurulu toplantısı usulsüz yapıldığından alınan kararların yoklukla batıl olduğunun TESPİTİNE,
- 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince, alınması gereken 269,85 TL maktu karar ve ilam harcından başlangıçta peşin alınan 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye 210,55 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3.-Davacı tarafından yapılan; 127,10 TL ilk dava, 247,80 TL tebligat ve posta gideri olmak üzere toplam 374,90 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, HMK m.333/1 gereğince hüküm kesinleştiğinde harcanmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine,
4.-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca, yargılamada vekil ile temsil olunan davacı yararına hesaplanan 17.900,00 TL maktu ücreti vekâletin davalıdan alınarak davacı tarafa ödenmesine,
D) 1-İstinafa başvuran davacı tarafından yatırılan 80,70 TL istinaf maktu karar harcının kararın kesinleşmesi ve talep halinde kendisine iadesine,
2. İstinafa başvuran davacı tarafından yapılan 220,70 TL istinaf başvuru harcı, 61,20 TL dosya gönderme ücreti olmak üzere toplam 281,90 TL istinaf giderinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, varsa kullanılmayan istinaf gideri avansı HMK'nın 333. Maddesi gereği yatıran tarafa iadesine,
3. İstinafa incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 23/11/2023
Başkan - ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi - ...
... ... ... ...
Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:58:12