Ankara BAM 20. HD 2024/469 E. 2024/957 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
bam
2024/469
2024/957
22 Mayıs 2024
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/469
KARAR NO : 2024/957
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... ...
ÜYE : ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
MAHKEMESİ
TARİHİ : 13/11/2019
NUMARASI : 2016/398 E. - 2019/486 K.
DAVACI :
MİRASÇILARI :
VEKİLİ :
DAVANIN KONUSU : Markaya Tecavüzün Giderilmesi, Maddi ve Manevi Tazminat
Dairemizce verilen 27/10/2021 tarih ve 2020/287 Esas- 2021/1357 Karar sayılı kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08/06/2023 tarih ve 2022/1031 Esas- 2023/3613 Karar sayılı ilamıyla bozulmuş olmakla, dava Dairemizin yukarıdaki esasına kaydı yapılıp incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin ... Ltd. Şti. adına tescil edilen "..." ibareli markayı 2016 yılı Ocak ayında devraldığını, davalı şirketin, "..." ibaresini taşıyan eğitim kurumlarını işlettiğini, diğer davalıların da bu şirketin ya da okulun yönetici ve imzaya yetkili şahısları olduğunu, davalıların bahsi geçen kullanımlarının müvekkilinin marka hakkına tecavüz oluşturduğunu, davalıların ihlal teşkil eden kullanımları ile aynı ve benzer ibareli marka başvurularının reddine karar verildiğini, davalılar hakkında suç duyurusunda bulunduklarını, soruşturma sonucu takipsizlik kararı verildiğini, bu nedenle Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yaptıklarını, davalıların ihtar edilmesine rağmen kullanımlarına devam ettiklerini ileri sürerek, davalıların 556 KHK'ya aykırı hareketleri sonucu oluşan ve tecavüz nitelikteki durumun giderilmesini, şimdilik 1.000,00-TL maddi tazminat ve 40.000,00-TL manevi tazminatın, temerrüt tarihi olan 14/02/2016 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faizi ile müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında maddi tazminat talebini 83.333,00-TL olarak ıslah etmiştir.
Davalılar vekili, müvekkili şirketin sektöründe İstanbul’un en kaliteli eğitim kurumlarından biri olduğunu, yıllardır sürdürdükleri faaliyetlerinin açılan bu dava ile sekteye uğradığını, telafisi mümkün olmayan zararlarla karşı karşıya kaldıklarını, davacı tarafın huzurda görülen davayı açmadan önce aynı konuyla ilgili İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına da suç duyurusunda bulunduğunu, 2016/62910 soruşturma sayılı suç duyurusu neticesinde 2016/44940 sayılı takipsizlik kararının verildiğini, davacı yanın “...” ibaresiyle alakalı her türlü hakkın adeta kendilerine ait olduğunu savunduğunu, hâlbuki kurum kayıtlarında dahi 200’den fazla “...” ibaresi geçen marka bulunduğunu, müvekkilinin kullanımlarını 2012/62122 sayılı “özel ... koleji” markasına dayandırdığını, müvekkili markası ile davacı yanın sahibi olduğu markalar arasında herhangi bir illiyetin söz konusu olmadığını, dava dilekçesinde de belirttiği üzere davacı yanın dava konusu “... ... şekil” ibareli markayı 2016 yılında devraldığını, müvekkilinin 2016/32473 sayılı “...” marka başvurusuna yapılan itirazların reddedildiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davalıların davacının "..." ibareli markasının esas ve ayırt edici sözcük unsurunu içerek şekildeki “Özel ... İlkokulu”, “Özel ... Meslek ve Teknik Anadolu Lisesi”, “Özel ... Ortaokulu” vb. mahiyetteki tüm kullanımlarının davacının marka hakkına tecavüz niteliğinde olduğu, davalı tarafın kullanımlarını dayandırdığı 2012/62122 sayılı marka başvurusunun tescil edilmediği, 556 sayılı KHK 66/2-c bendi uyarınca davacının talep edebileceği tazminat tutarının 83.333,00 TL olduğu, 10.000,00 TL manevi tazminatın hakkaniyete uygun bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalıların 556 sayılı KHK'ya aykırı hareketleri sonucu oluşan ve tecavüz nitelikteki durumun giderilmesine, 83.333,00-TL maddi, 1.000,00 TL manevi tazminatın, dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili, mahkemece hükmedilen manevi tazminat tutarının yetersiz bulunduğunu, zira davalıların 2010 yılından bu yana hukuka aykırı eylemlerini en az 5 ayrı eğitim kurumunda kullandıklarını, müvekkilinin itibarının zedelendiğini, okulların müvekkili ile ilgisi olmadığını açıklamak zorunda kaldıklarını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının manevi tazminat yönünden kaldırılarak, manevi tazminat taleplerinin kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, davacının markayı 2016 tarihinde devraldığını, davacının hiçbir şekilde kullanmadığı, ancak tehdit amaçlı devir aldığı markaya dayanarak aleyhlerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, yapılan soruşturma neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, bu kararda açıkça belirtildiği üzere, müvekkilinin tabelasında ve gerekli yerlerde kullanılmakta olan ”...” markası üzerinde davacının herhangi bir hak sahibi olmadığını, bahse konu markanın müvekkili tarafından uzun yıllardan bu yana kullanıldığını, davacının kullanılmayan markayı müvekkillerinden haksız yararlanmak maksadıyla devraldığını, mahkemece talimat yolu ile alınan bilirkişi raporunda da davaya konu kullanımların davacının markası ile iltibas oluşturmadığının bildirildiğini, davacının davadaki dayanak markasının kullanılmadığı iddiasıyla Ankara 3. FSHHM'nin 2018/413 Esasında açtıkları davanın derdest bulunduğunu, tarafların faaliyet gösterdiği yerlerin de farklı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Dairemize ait 27/10/2021 tarih ve 2020/287 Esas- 2021/1357 Karar sayılı karar ile amaç, ... ve yöntem belirten "..." ibaresinin, 41. sınıf hizmetler yönünden ayırt ediciliği bulunmayan, tanımlayıcı bir ibare olduğu ve kimsenin tekeline bırakılamayacağı gözetildiğinde, bir bütün olarak davalıların kullanımları ile davacının markası arasında, 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında iltibas tehlikesinin bulunmadığı, 41. sınıf hizmetler yönünden ayırt ediciliği bulunmayan "..." ibaresinin, davacının markasında ve davalıların dava konusu edilen kullanımlarında ortak olarak yer almasının, bir bütün olarak davacı markası ve davalıların kullanımları değerlendirildiğinde, tek başına iltibasa yol açmadığı, davalıların kullanımları ile davacı markasındaki diğer unsurların, işaretleri birbirinden farklılaştırdığı, bu itibarla davacı markası ile iltibas teşkil etmeyen dava konusu kullanımların, davacının marka tescilinden doğan haklarına tecavüz oluşturmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile davanın reddine karar verilmiştir.
YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ'NİN 08/06/2023 TARİH VE 2022/1031 ESAS- 2023/3613 KARAR SAYILI İLAMININ ÖZETİ: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nce, “...” markasının ilgili hizmetlerde ayırt edici olduğu, taraf markalarının sahip oldukları ayırt edici sözcük unsurunun, her iki markada da ortak ve baskın konumda olan “...” ibaresi oluğu, anılan ibarenin ilgili tüketici nezdinde iltibasa neden olabilecek düzeyde benzer olduğu, tüketicilerin, davalılar eğitim kurumlarının, davacı yana ait tescilli marka altında işletilen kurumlar olduğu yanılgısına düşebileceği, tüketici bu iki markanın farklı kaynaklara ait olduğunu anlasa dahi aralarında mutlak surette idari bir bağ kuracağı, davalı yan kullanımlarının lisansa ya da izne dayalı olduğunu zannedebileceği, bunun neticesinde ise davalıların, davacı yanın tescilli markasının sağladığı imkânlardan haksız bir şekilde menfaat elde edeceği, davalıların kullanımlarının, tescilli bir hakka ya da kullanım iznine de dayanmadığı, sonuç olarak davalıların bu şekildeki bir kullanımının, davacı markasından doğan haklarını ihlal ettiği, bu durumda davacının markasına tecavüz bulunduğu kabul edilerek, maddi ve manevi tazminat istemleri yönünden bir değerlendirme yapılması gerekirken amaç, ... ve yöntem belirten "..." ibaresinin 41. sınıf hizmetler yönünden ayırt ediciliği bulunmayan, tanımlayıcı bir ibare olduğu ve kimsenin tekeline bırakılamayacağı belirtilerek, davacı markası ve davalıların kullanımları değerlendirildiğinde tek başına iltibasa yol açmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına bozulmasına karar verilmiştir.
GEREKÇE : Dava, markaya tecavüzün giderilmesi, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın kısmen kabulüne hükmedilmiş, Dairemizce 41. sınıf hizmetler yönünden "..." ibaresinin "tanımlayıcı" olup, ayırt ediciliğinin bulunmadığı, bu durumda davacı markasında ve davalıların dava konusu edilen kullanımlarında ortak olarak yer almasının, bir bütün olarak davacı markası ve davalıların kullanımları değerlendirildiğinde, tek başına iltibasa yol açmadığı, davalıların kullanımları ile davacı markasındaki diğer unsurların işaretleri birbirinden farklılaştırdığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve Yüksek Yargıtay 11. HD.'nce “...” markasının ilgili hizmetlerde "ayırt edici" olduğu, taraf markalarının sahip oldukları ayırt edici sözcük unsurunun, her iki markada da ortak ve baskın konumda olan “...” ibaresi oluğu, anılan ibarenin ilgili tüketici nezdinde iltibasa neden olabilecek düzeyde benzer bulunduğu gerekçesiyle Dairemiz kararı bozulmuştur. Bu duruma göre somut uyuşmazlık yönünden asıl tartışılması gereken husus; "..." ibaresinin 41. sınıf hizmetler yönünden "tanımlayıcı" mı yoksa "ayırt edici" mi olduğu, bu tespitin sonucuna göre de davalıların kullanımlarının davacının marka hakkına tecavüz oluşturup oluşturmadığıdır.
Dava konusu uyuşmazlığa uygulanması gereken mülga 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilemez.
Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde, her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak, bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir.
İşaretlerin benzerliğinde ve karıştırılma ihtimalinde dikkate alınacak önemli bir unsur da, önceki markanın ayırt edici niteliğidir. (Yargıtay HGK'nun 21.06.2023 tarih ve 2022/11-921 E.- 2023/640 K.).
556 sayılı KHK'nın 7/1-c maddesi, tek başına marka olarak tescili mümkün olmayan, tanımlayıcı ibareleri düzenlemiştir. Buna göre ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin yapıldığı zamanı gösteren veya malların ve hizmetlerin diğer karakteristik özelliklerini belirten işaret ve adlandırmaları münhasıran veya esas unsur olarak içeren markaların tescili mümkün değildir. Bir işaretin anılan bu madde kapsamında değerlendirilebilmesi için, mal veya hizmetin karakteristik bir özelliğini, hiçbir özel zihni çabaya mahal bırakmadan, derhal düşündürmesi ve akla getirmesi gerekir.
Bu işaretlerin herkesin kullanımına açık ibareler olmakla birlikte tescili talep edilen mal veya hizmetlerin özelliklerini belirtmeleri sebebiyle marka işlevi de göstermedikleri kabul edilmektedir. Gerçekten de kullanılması doğal ve rutin olan cins, çeşit, vasıf gibi bilgileri içeren sözcüklerin, sadece belli bir kişiye verilmesi mümkün değildir. Bu kapsamda anılan hüküm, bu işaretlerin herkesçe serbest olarak kullanılması yönünde bir kamu yararı taşımaktadır.
Bu noktada tanımlayıcı marka kavramı ile zayıf marka kavramının birbirinden farklı olduğu da belirtilmelidir. Zira zayıf marka kavramı, ayırt edicilik vasfının son derece düşük olduğu işaretleri ifade eder. Zayıf marka nitelendirmesinin asıl nedeni, aslında herkesin kullanımına açık ibarelerin marka olabilmesi yolunun kapatılmasının engellenmesidir. Böylece bu gibi durumlarda, tescilli markadan az veya çok ayrılan kullanımlar, iltibas teşkil etmezler. Esasen 556 sayılı KHK'nın 7/1-c maddesinde belirtilen tasviri işaretler ile zayıf markalar arasındaki fark da, zayıf ibarelerin az da olsa ayırt edici niteliğe sahip bulunduklarından, bir markada tek başına veya asıl unsur olarak yer alabilecek olmalarıdır. Bunun doğal sonucu olarak da zayıf markalar arasında az bir dikkatle anlaşılabilecek küçük farklılıklar veya küçük ayırıcı özellikler, iltibasın önlenmesi için yeterlidir. Türk Marka Hukukunda da zayıf marka olarak nitelendirilen kavram, aslında koruma alanının normal markalardan daha dar olduğu markaları ifade etmek için kullanılır. Bu markaların ayırt etme gücü ve koruma alanı sınırlıdır. Benzerlerinin kullanımına da bu tür işaretlerin sahipleri katlanmak zorundadır. Bir yönüyle işaretin sağladığı tekel alanına, tabii bir sınır getirilmiştir. (Örneklerle Zayıf Marka Kavramı, Fikri Mülkiyet Hukuku Yıllığı 2012, Yetkin Yayınları 2013, Prof.Dr. Tekin Memiş).
Somut uyuşmazlıkta öncelikle dava konusu "..." ibaresinin, 41. sınıf hizmetlerde "tanımlayıcı" bir ibare mi "zayıf" bir ibare mi yoksa "ayırt edici" bir ibare mi olduğu konusunda emsal nitelikteki Yargıtay kararları incelenmelidir.
Yargıtay 11. HD.'nin 04/12/2019 tarih ve 2019/578 E.- 2019/7827 K. sayılı ilamında, eldeki davada davacı ...'a ait 2004/19864 sayılı "... ...+ŞEKİL" ibareli markanın 41. sınıf hizmetlerde, "..." ibareli marka ile 556 sayılı KHK 8/1-b maddesi anlamında benzer olup olmadığı incelenmiş, ilk derece mahkemesinin somut uyuşmazlıkta 556 sayılı KHK 8/1-b maddesi koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne dair tesis edilen hükmü, Yargıtay 11. H.D.'nce "Davacının itirazına mesnet markası “... ... +ŞEKİL”, davalı başvurusu ise “...” ibaresidir. Markalar arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi uyarınca karıştırılma ihtimalinin varlığı değerlendirilirken, markaların birbirlerine olan görsel, sescil ve kavramsal benzerlikleri yanında, markaya konu unsurların ayırt edicilik gücü de dikkate alınmalıdır. Bu anlamda markalarda yer alan ve tescil kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden amaç, ... veya yöntem belirten tanımlayıcı ibareler karşılaştırmada dikkate alınmaz. Tanımlayıcı olmamakla birlikte tanımlayıcılığa yakın olan ibareler yönünden ise koruma düzeyinin düşük tutulması gerekir. Esasen tanımlayıcı olmakla birlikte, KHK'nın 7/son maddesi uyarınca kullanım sonucu ayırt edici kılınmakla marka olarak tescili sağlanabilecek ibarelerin sadece tescilin sağlandığı gerekçesiyle kullanım tekeli de kimseye bırakılamaz. Somut olayda, amaç, ... ve yöntem belirten “...” ibaresinin tescil kapsamındaki 41. sınıf hizmetler yönünden ayırt ediciliği bulunmayan, tanımlayıcı bir ibare olduğu ve kimsenin tekeline bırakılacak ibarelerden olmadığı, markalar bir bütün olarak karşılaştırıldığında aralarında 556 sayılı KHK 8/1-b maddesi anlamında karıştırılma ihtimali bulunmadığı halde hatalı gerekçe ile İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne ve Bölge Adliye Mahkemesince de istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın temyiz eden davalı Kurum yararına bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir." gerekçesiyle bozulmuştur. İlk derece mahkemesinin bozmaya uyularak, "somut olayda, amaç, ... ve yöntem belirten “...” ibaresinin tescil kapsamındaki 41. sınıf hizmetler yönünden ayırt ediciliği bulunmayan, tanımlayıcı bir ibare olduğu ve kimsenin tekeline bırakılacak ibarelerden olmadığı, markalar bir bütün olarak karşılaştırıldığında aralarında 556 sayılı KHK 8/1-b maddesi anlamında karıştırılma ihtimali bulunmadığı" gerekçesiyle bozulmuş, devamında ilk derece mahkemesinin bozmaya uyarak aynı gerekçeyle verdiği davanın reddine dair kararı, Yargıtay 11. HD.'nin 08/12/2021 tarih ve 2020/7059 E.- 2021/6936 K. sayılı kararı ile onanmıştır.
Görüldüğü üzere, Yargıtay 11. HD.'nin yukarıdaki ilamı ile "..." ibaresinin "tanımlayıcı" marka mı yoksa "zayıf" marka mı olduğu tartışılmış, anılan ibarenin 41. sınıf hizmetler yönünden "zayıf" değil, "tanımlayıcı" bir ibare olduğu ve kimsenin tekeline bırakılacak ibarelerden olmadığı sonucuna varılmıştır. Anılan Yargıtay ilamının, aynı ibarenin aynı sınıf hizmetlerde kullanılmasının tecavüz teşkil edip etmeyeceğinin tartışıldığı işbu dava yönünden de emsal oluşturacağı tabiidir.
Yine Yargıtay 11. HD.'nin 17/10/2022 tarih ve 2021/3366 E.- 2022/7057 K. sayılı ilamında, eldeki davada davacı ...'a ait 2004/19864 sayılı "... ...+ŞEKİL" ibareli markaya dayalı itirazının, 41. sınıf hizmetlerde tescili için yine eldeki davada davalı ...'a ait 2016/32473 sayılı "..." ibareli marka başvurusuna engel oluşturup oluşturmayacağı incelenmiş, ilk derece mahkemesinin somut uyuşmazlıkta 556 sayılı KHK'nın 8/1 maddesindeki koşulların oluştuğu gerekçesiyle 41. sınıf hizmetler yönünden davanın kısmen kabulüne dair tesis ettiği kararı, Dairemizin 05/02/2021 tarih ve 2021/126 E.- 2021/115 K. sayılı kararı ile "taraf markaları arasındaki benzerliğin, her iki markada da "..." ibaresinin kullanılmasından kaynaklandığı, ancak, her ne kadar her iki markada da "..." ibaresine yer verilmiş ise de Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 04.12.2019 tarih, 2019/578-7827 sayılı ilamında da açıklandığı üzere iltibas tehlikesi değerlendirilirken marka işaretleri arasındaki benzerlik yanında, bu işaretlerin ayırt edicilik güçlerinin de dikkate alınması gerektiği, buna göre amaç, ... ve yöntem belirten "..." ibaresinin, başvuru kapsamındaki 41. sınıf hizmetler yönünden ayırt ediciliği bulunmayan, tanımlayıcı bir ibare olduğu ve kimsenin tekeline bırakılamayacağı gözetildiğinde, bir bütün olarak dava konusu başvuru ile davacı markası arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında iltibas tehlikesi bulunmadığı, diğer bir deyişle, 41. sınıf hizmetler yönünden ayırt ediciliği bulunmayan "..." ibaresinin her iki markada da yer almasının, bir bütün olarak markalar değerlendirildiğinde tek başına markalar arasında iltibasa yol açmadığı, marka işaretleri arasındaki farklılıkların dava konusu başvuruya ayırt ediciliği sağladığının kabul edildiği" gerekçesiyle kaldırılarak davanın reddine karar verilmiş, Dairemizce verilen karar Yargıtayca onanmıştır.
Yine Yargıtay 11. HD.'nin 24/04/2023 tarih ve 2021/6385 E.- 2023/2356 K. sayılı ilamında, eldeki davada davacı ...'a ait 2004/19864 sayılı "... ...+ŞEKİL" ibareli markaya dayalı itirazının, 41. sınıf hizmetlerde 2015/40652 sayılı “...!'+şekil" ibareli marka başvurusuna engel oluşturup oluşturmayacağı incelenmiş, ilk derece mahkemesinin somut uyuşmazlıkta 556 sayılı KHK'nın 8/1 maddesindeki koşulların oluştuğu gerekçesiyle 41. sınıf hizmetler yönünden davanın kısmen kabulüne dair tesis ettiği kararı, Dairemizin 02/04/2021 tarih ve 2019/1298 E.- 2021/482 K. sayılı kararı ile "taraf markalarının 41 inci sınıf hizmetler yönünden benzer olduğu, dava konusu başvurunun standart karakterlerle yazılmış “özel ... ‘... sizin!’" ibaresinden ve el ele tutuşan iki insan figüründen oluşan şekil unsurundan oluştuğu, davacının itirazına mesnet 2004/19864 sayılı markanın ise beyaz zemin üzerine lacivert harflerle yazılmış "..." kelimesi ile bu kelimenin başında özel bir stilde yazılmış "..." harfleri ve turuncu-lacivert şeritlerden oluşan bir şekilden ibaret olduğu, taraf markaları arasındaki benzerliğin, her iki markada da "..." ibaresinin kullanılmasından kaynaklandığı, ancak amaç, ... ve yöntem belirten "..." ibaresinin başvuru kapsamındaki 41 inci sınıf hizmetler yönünden ayırt ediciliği bulunmayan, tanımlayıcı bir ibare olduğu ve kimsenin tekeline bırakılamayacağı, bu nedenle dava konusu başvuru ile davacının anılan markasının arasında 556 sayılı KHK'nın 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi anlamında iltibas tehlikesi bulunmadığı, bu nedenle YİDK kararının iptali istemine yönelik davanın reddine karar verilmesi gerekirken, bağımsız bir dava olan marka hükümsüzlüğü davası yönünden taraflarca istinaf başvurusunda bulunulmadığından bu konuda herhangi bir değerlendirme yapılmadığı" gerekçesiyle kaldırılarak YİDK kararının iptaline yönelik açılan davanın reddine, markanın hükümsüzlüğüne ilişkin davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve Dairemizce verilen bu karar da Yargıtayca onanmıştır.
Tüm bu yargı kararları ile yapılan tespitlerden çıkan sonuç, "..." ibaresinin 41. sınıf hizmetlerde "zayıf" dahi kabul edilemeyecek derecede, "tanımlayıcı" nitelikte bir ibare olduğudur. Bu nedenledir ki anılan uyuşmazlıklarda, davacının işbu davada da dayandığı "... ...+ŞEKİL" ibareli markası, gerek "..." ve "..." gibi "..." ibaresine ek almış ibarelerle, gerekse de “...!' +şekil" ibaresinde olduğu gibi münhasıran "..." ibaresini içeren markalarla benzer görülmemiştir. Bu kez anılan ibarenin "ayırt edici" bir ibare olduğunun kabulü ile işbu davadaki davalıların kullanımlarının, davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiğinin söylenmesi, Anayasa Mahkemesi kararları ile güvence altına alınan belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırılık teşkil edecek ve yargı kararları ile ulaşılan sonuçlar arasında çelişki yaratacaktır. Davalılar vekili dahi davacının aynı nedenle münhasıran "..." ibaresini tescil ettiremediğini, müvekkillerinin ise 27.10.2010 tarihinden itibaren "..." ibareli okullarının, 2015 yılından beri de aynı ibareli internet sitelerinin bulunduğunu, müvekkillerinin kullanımlarının davacının markası ile benzer olmadığını, yukarıda belirtilen emsal yargı kararlarına rağmen aksinin kabulünün, müvekkillerini işbu tecavüz davasında telafisi mümkün olmayan zararlarla karşı karşıya bırakacağını bildirmiştir.
Bu itibarla somut uyuşmazlıkta da gerek ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporlarında aynı yönde belirtilen görüş ve tespitlerden, gerekse de dosyada bulunan belgelerden, davalıların kullanımlarının “...” ve şekil unsuru da barındıran "..." ibarelerinden oluştuğu, bu kullanımlarının davacının dayanak markasının tescilli olduğu 41. sınıfta yer alan eğitim ve öğretim hizmetlerine ilişkin bulunduğu, davacının itirazına mesnet 2004/19864 sayılı markasının ise beyaz zemin üzerine lacivert harflerle yazılmış "..." kelimesi ile bu kelimenin başında özel bir stilde yazılmış "..." harfleri ve turuncu-lacivert şeritlerden oluşan bir şekilden ibaret olduğu, davacı markası ile davalıların kullanımları arasındaki benzerliğin, "..." ibaresinin ortak olarak kullanılmasından kaynaklandığı, ancak Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 04.12.2019 tarih ve 2019/578 E.- 7827 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere, iltibas tehlikesi değerlendirilirken marka işaretleri arasındaki benzerlik yanında, bu işaretlerin ayırt edicilik güçlerinin de dikkate alınmasının gerektiği, buna göre amaç, ... ve yöntem belirten "..." ibaresinin, 41. sınıf hizmetler yönünden ayırt ediciliği bulunmayan, "tanımlayıcı" bir ibare olduğu ve kimsenin tekeline bırakılamayacağı gözetildiğinde, markaların benzerlik incelemesinde dikkate alınamayacağı ve bir bütün olarak davalıların kullanımları ile davacı markası arasında, 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında iltibas tehlikesinin bulunmadığı, diğer bir deyişle 41. sınıf hizmetler yönünden ayırt ediciliği bulunmayan "..." ibaresinin, davacı markasında ve davalıların dava konusu edilen kullanımlarında ortak olarak yer almasının, bir bütün olarak davacı markası ve davalıların kullanımları değerlendirildiğinde, tek başına iltibasa yol açmadığı, davalıların kullanımları ile davacı markasındaki diğer unsurların işaretleri birbirinden farklılaştırdığı anlaşıldığından, Dairemizce bozma ilamındaki görüşlere iştirak edilmemiş, önceki kararda direnilmesine ve önceki hükmün aynen kurulmasına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1. Dairemizin 27/10/2021 tarih ve 2020/287 Esas. 2021/1357 karar sayılı kararında direnilmesine,
2. Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1. b. 1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
3. Davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1. b. 2 maddesi gereğince KABÜLÜ ile Ankara 2.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 13/11/2019 gün ve 2016/398 E. 2019/486 K sayılı kararının KALDIRILMASINA,
4. Davanın REDDİNE,
5. Harçlar Kanunu uyarınca davacılardan alınması gereken maddi olmayan talepler yönünden 427,60. TL, maddi tazminat yönünden 427,60. TL ve manevi tazminat yönünden 427,60. TL olmak üzere toplam 1.282,80. TL karar ve ilam harcından, peşin ve ıslah harcı olarak alınan 2.280,26 TL harçtan mahsubu ile bakiye 997,46. TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine,
6. Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden, reddedilen maddi olmayan istemler yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince belirlenen 25.500,00. TL, reddedilen maddi tazminat talebi yönünden 25.500,00. TL, reddedilen manevi tazminat talebi yönünden 25.500,00. TL olmak üzere toplam 76.500,00. TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalılara verilmesine,
7. Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdelerinde bırakılmasına,
8. Davalı ... Eğitim Kurumları Ticaret Ltd. Şti. tarafından istinaf aşamasında yapılan 150,00. TL tebligat ve posta giderinin davacılardan alınarak anılan davalıya verilmesine,
9. Davalılar ... ve ... tarafından herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
10-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333),
11-Davacılardan alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 170,77-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 256,83-TL'nin davacılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
12-Davalılar tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 1.648,40-TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalılara iadesine,
13-Kararın niteliğine göre, İİK'nın 36. maddesi uyarınca icranın geri bırakılması kararı için davalılar tarafından yatırılan 213.214,94-TL nakdi teminatın İADESİNE,
14-Kararın niteliğine göre, İİK'nın 36. maddesi uyarınca icranın geri bırakılması kararı için davacı tarafça yatırılan 25.000,00-TL nakdi teminatın İADE EDİLMEMESİNE,
15-Dairemizce bozma ilamı üzerine duruşma açıldığından Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/2-96 Esas 2021/205 Karar sayılı ilamı gereğince yapılan istinaf duruşması nedeniyle taraflar lehine vekalet ücreti takdir ve tayinine yer olmadığına,
Dair, duruşmaya katılan davacı vekili, davalılar vekilinin yüzlerine karşı, yapılan açık yargılama sonucunda 22/05/2024 tarihinde HMK 361 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 22/05/2024
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 20/06/2024
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:41:02