Ankara BAM 20. HD 2021/1861 E. 2024/23 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
bam
2021/1861
2024/23
12 Ocak 2024
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Esas-Karar No: 2021/1861 - 2024/23
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2021/1861
KARAR NO : 2024/23
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
MAHKEMESİ
TARİHİ : 14/01/2021
NUMARASI : 2020/154 E. - 2021/3 K.
DAVACI
VEKİLİ :
DAVALI :
DAVANIN KONUSU : YİDK Marka Kararı İptali, Hükümsüzlük
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 14/01/2021 Tarih ve 2020/154 Esas - 2021/3 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkili şirketin 2017/65033, 2009/28780 sayılı ve "...", "..." ibareli tanınmış markalarının sahibi olduğunu, davalının, bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki “... ...” ibaresini 35 ve 42. sınıflarda marka olarak tescil ettirmek üzere davalı ...’e başvuruda bulunduğunu, 2019/07321 kod numarasını alan başvurunun, Resmi Marka Bülteninde ilanı üzerine müvekkili tarafından Markalar Dairesi Başkanlığına itirazda bulunulduğunu, itiraz kısmen reddine karar verilerek bir kısım mal ve hizmetlerin reddine, kalan emtia yönünden tescil işlemlerinin devamına karar verildiğini, bu kararın yeniden incelenmesi talebinin de nihai olarak YİDK tarafından reddedildiğini, oysa müvekkilinin 2008 yılında faaliyete başlayan ve tanınmış, bilinen, yaygın dağıtım ve pazarlama ağına sahip, sürekli olarak yazılı ve görsel medyada tanıtım ve reklamı yapılan A101 mağaza adı/markası ile faaliyet gösteren bir perakende satış firması olduğunu, davalının markasının hiçbir ayırıcı vasfı, baskın unsuru, orijinal niteliği bulunmadığını ve davalı yanın dava konusu markanın bu sınıflar için tescilinde hiçbir üstün hakkının bulunmadığını, müvekkilinin markalarını 03.sınıfta tescil ettirdiğini ve bu ürünlerin satış ve dağıtımını yaptığını, davalı yanın markasının müvekkilinin tanınmış markasının esas unsurunu ihtiva edecek şekilde oluşturduğunu, davalı yanın markasının müvekkilinin “...” markası ile açıkça iltibas yarattığını, markaların ürün/hizmet sınıfları bakımından da uyuştuğunu, tüketiciler nezdinde karışıklık yaratabilecek nitelikte olduğunu, davalının kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, ... YİDK’nın 2020-M-1619 sayılı kararının iptali ile 2019/07321 sayılı “... ...” ibareli marka başvurusunun tüm sınıflar yönünden hükümsüzlüğü ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, dava konusu YİDK kararının yerinde olduğunu, söz konusu iki marka örneğinin, aynı firmanın markası gibi algılanabilecek nitelikte olmadığı gibi, markaların karıştırılma olasılıklarının da bulunmadığını, davacının kötü niyet iddialarını ispatlayamadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Şirket vekili, davacı markalarının 03. sınıfta müvekkili markasının 35,42. hizmet sınıflarında tescilli olduğunu, müvekkili şirketin danışanlarına yönetim ajansı sektöründe hizmet sunan bir işletme olduğunu, taraf markaları arasında mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği şartının gerçekleşmediğini, müvekkil şirkete ait marka işareti ile davacıya ait marka işareti arasında toplu intiba açısından karıştırılma ihtimalinin olmadığını, markalar arasında seri marka ya da bağlantılı olma ihtimali bulunmadığını, davacının "..." markasının tanınmış bir marka olmadığını, müvekkili markasının bakım ürünlerinde kullanılmadığını, bu nedenle müvekkili markasının davacının seri markası olarak algılanmayacağını, hiçbir benzerlik bulunmayan marka işaretinin kullanılması sebebiyle müvekkili şirketin kötü niyetli olduğundan bahsedilemeyeceğini, marka işaretlerinin farklı sınıflarda kullanıldığını, müvekkili markasının ayırt edici olduğunu, tüketici nezdinde davacı markası ile iltibas tehlikesi oluşturmayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, taraf markaları bir bütün olarak ele alındıklarında, davalının dava konusu “... ...” markasının, davacı markalarından görsel ve fonetik olarak farklılaştığı, “... ...-...” esas unsurlu markalar arasında, dava konusu markanın başında ... kelimesinin yer alması ve buna bağlı olarak oluşan hecesel, fonetik ve görsel farklılıklar gibi unsurlar bir bütün olarak değerlendirildiklerinde, ilişikli olarak görülen emtialarda dahi taraf markaları arasında ilgili tüketici nezdinde iltibasa neden olacak düzeyde bir benzerlik bulunmadığı, dosya içeriği itibari ile 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesinde yer alan koşulların oluşmadığı, taraf markaları arasında 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi anlamında karıştırılma tehlikesi olmadığı ve dolayısıyla tanınmışlığın bu duruma bir etkisinin olmayacağı, davalı şirket başvurusunun kötü niyetli olduğuna ilişkin somut verilerin dosya kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davalı tarafın markasını farklılaştırmak için herhangi bir çaba harcamadığını, müvekkilinin "..." markalarını çağrıştıracak şekilde "... ..." ibaresinin markada kullanıldığını, bu durumun markalar arasında iltibas ihtimalini arttırdığını, İngilizcede "marka" anlamına gelen ayırt ediciliiği olmayan "..." ibaresinin markaya eklenmesinin herhangi bir ayırt edicilik katmadığını, davalı adına tescilli "... ..." ibaresinin müvekkili şirkete ait diğer tescilli markaları olan ''..." ibarelerini çağrıştırdığını, müvekkili şirketin markasında değerlendirmeyi tercih ettiği ''...'' ibaresinin İngilizce bir kelime olup "yol gösteren, danışman, uzman, akıl hocası" anlamına geldiğini, müvekkili şirket tarafından marka ibaresinin ülke çapında yaygın bir satış ağına sahip ürünlerde kullanılması ile bilinirliği/tanınırlığı artarak ayırt edici hale geldiğini, dava konusu olayda sicilden terkini istenen markanın özellikle 35. sınıfta müvekkili markasıyla benzer sınıfları içerdiğini, davacı şirket markasının müvekkili markası ile aynı ve ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu ve karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu ileri sürerek yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını, dava konusu YİDK kararının iptali ile davalı adına 2019/07321 başvuru numarası ile kayıtlı ''... ...'' markasının tüm sınıflar bakımından sicilden terkinine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, YİDK marka kararı iptali ile marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
İşlem dosyasının incelenmesinden; davalının 24/01/2019 tarihinde 2019/07321 sayılı "... ..." ibareli marka başvurusunda bulunduğu, başvuru kapsamında 35 ve 42. sınıf mal ve hizmetlerin yer aldığı, başvurunun ilanı üzerine davacı şirket tarafından "..." asıl unsurlu markalara dayalı olarak başvuruya itiraz edildiği, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından itirazın reddedildiği, davacı tarafından bu karara yapılan itirazın ise YİDK'nın 03/03/2020 tarih ve 2020-M-1619 sayılı kararıyla reddedildiği, YİDK kararının davacıya 05/03/2020 tarihinde tebliğ edildiği ve davanın 12/05/2020 tarihinde (pardemi nedeniyle) iki aylık hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesince, taraf markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında benzerlik bulunmadığı gerekçesiyle, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olup, davacı tarafın istinaf itirazları gözetildiğinde taraflar arasındaki uyuşmazlık başvuru ile itiraza mesnet marka arasında benzerlik bulunup bulunmadığı, davacı markasının tanınmış olup olmadığı ve başvurunun kötüniyetle yapılıp yapılmadığı noktasındadır.
Somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesinde, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceği belirtilmiştir. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409).
Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya bakıldığında, dava konusu marka başvurusu 35.04 ve 35.05 alt grupları, 35.05 de 1-34.sınıflarda yer alan tüm malların satış hizmetini ve 42.sınıfta yer alan tüm alt grup hizmetleri, davacı markaları ise 03. sınıfta yer alan tüm alt grupları kapsamaktadır.
Buna göre davacı markalarının kapsadığı 03. sınıftaki mallar ile davalı markasının kapsadığı 03. sınıftaki malların satışına ilişkin 35.05 alt grubundaki hizmetler, benzer ve ilişkili mal ve hizmetler olduğundan markalar arasında emtia benzerliği şartı gerçekleşmiştir.
Tarafların marka işaretlerinin karşılaştırılmasına gelince;
dava konusu başvuru sarı zemin üzerine büyük ve siyah harflerle
yazılmış “... ...” ibaresinden oluşmuştur. ... kelimesindeki “o” harfinin
içerisinde beyaz renk ile konumlandırılmış baykuş figürü yer almaktadır. Davacının 2017/65033 sayılı mesnet markası koyu mavi zemin
üzerine beyaz ve büyük harflerle yazılmış “...” ibaresi ile bunun altında koyu mavi
dikdörtgen görünümlü bir çerçevenin içinde beyaz zemin üzerine koyu mavi renklerle ve
tümü küçük harflerle yazılmış “...” ibaresinden oluşmaktadır. Redde mesnet
2009/29780 sayılı marka ise siyah ve büyük harflerle yazılmış “...” kelimesinden
oluşmaktadır. Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere "..." kelimesi İngilizce "danışman, akıl hocası" , "..." kelimesi İngilizce "marka" ve "... ..." ibareli başvuru bir bütün olarak "marka danışmanı" anlamlarına gelmektedir. Bu durumda davacının redde mesnet markalarının bizzat asli unsurunu taşıyan başvuru ile redde mesnet markalar arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin olduğu, zira redde mesnet markaların asli unsurunu oluşturan "..." ibaresinin, dava konusu başvuruda da aynen asli unsur olarak kullanıldığı, bu ibarenin tanımlayıcı ya da tasviri bir nitelik de taşımadığı, dolayısıyla koruması gerektiği, başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlanmadığı, "... ..." ibareli başvuru ile davacının "..." ibareli markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, iltibas koşullarının oluştuğu kanaatine ulaşılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve E.2014/11-696, K.2016/778 sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan, Dairemizce bu yönden dosyada mevcut bilirkişi raporundaki tespitlere itibar edilmemiş, ayrıca bir bilirkişi incelemesine de gerek görülmemiş, teknik yönlerden mevcut bilirkişi raporundan faydalanılmıştır.
Her ne kadar davacı vekili, markalarının tanınmış olduğunu ve başvurunun kötüniyetle yapıldığını da ileri sürmüş ise de, SMK'nın 6/5. Maddesindeki tanınmışlık şartlarının gerçekleştiği ya da davalının kötüniyetli olduğu kanıtlanamadığından ilk derece mahkemesinin bu yöndeki değerlendirmesinde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Bu itibarla, taraf markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında iltibas koşularının oluşması nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden Dairemizce davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1. Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1. b. 2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 14/01/2021 gün ve 2020/154 Esas . 2021/3 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2. Davanın KABULÜ ile ... 2020. M. 1619 sayılı YİDK kararının İPTALİNE,
3. Davaya konu 2019/07321 sayılı "... ..." ibareli markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE,
4. Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60. TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 54,40. TL harcın mahsubu ile kalan 373,20. TL'nin davalılardan alınarak Hazineye irat kaydına,
5. Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenen 25.500,00. TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
6. Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 144,00. TL tebligat ve posta masrafı, 1.800,00. TL bilirkişi ücreti, ile istinaf aşamasında yapılan 77,00. TL tebligat ve posta ücreti, 162,10. TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 2.183,10. TL yargılama giderine, 54,40. TL peşin harç, 54,40. TL başvurma harcı eklenerek oluşan toplam 2.291,90. TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
7. Davalı şirket ile davalı ... tarafından ilk derece mahkemesinin yargılaması sırasında ve istinaf aşamasında herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
8. Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333),
9. Davacıdan peşin olarak alınan 59,30. TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 12/01/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 30/01/2024
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:52:56