Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
bam
2022/1126
2024/1304
10 Temmuz 2024
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... ...
ÜYE : ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 08/06/2021
NUMARASI : ....
DAVANIN KONUSU : Alacak (Fikir Ve Sanat Eseri İle İlgili Sözleşmeden Kaynaklanan)
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 08/06/2021 tarih ve 2018/249 E. - 2021/194 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, davacılar ve davalının 2008 yılından itibaren birlikte yürüttükleri çalışma ile "..." isimli yazılımı oluşturup işlediklerini, müvekkillerinin yazılım uzmanı ve bilgisayar mühendisi olmakla eserin oluşturulması ve geliştirilmesinde baştan itibaren emek sunduklarını, ortaya çıkan yazılımın FSEK 2.madde kapsamında eser sıfatını haiz olduğunu, müvekkilleri ve davalının FSEK 10.madde bağlamında birlikte eser sahipleri olduğunu ve aralarındaki ilişki bakımından adi ortaklık hükümlerinin geçerli olduğunu, davalının ortaklıktan 2010 yılı Ocak ayında ayrıldığını, bu aşamadan itibaren tarafların birbirlerinin zımni kabulü dahilinde eseri ayrı ayrı işlediklerini, davalı ortaklıktan ayrıldıktan sonra müvekkillerince işlenerek son hale getirilen eserin “...” , davalı tarafından işlenerek son hale getirilen eserin ise “...” adıyla piyasaya sürüldüğünü, müvekkillerinin ... .... kurarak bu şirket üzerinden yazılımın satışını gerçekleştirdiğini, davalının “...” isimli programı tek başına kendisinin programladığı ve müvekkillerinin sadece pazarlamasında görevlendirildiği iddiasıyla Ankara 3 FSHHM 2010/190 E. ve 2015/145 K. Sayılı dosyası ile bu şirket aleyhine dava ikame ettiğini, mahkemece "..." isimli yazılımın FSEK 10.madde gereği müvekkilleri ve davalıdan oluşan birliğe ait yeni bir eser olduğu kararının verildiğini, davalının yazılı sözleşme bulunmadığı iddiasının kötü niyetli olduğunun kabul edildiğini, davalının eser sahiplerini bir araya getiren kişi olduğunun kabul edildiğini, bu sebeple ... ... basit ruhsat için davalıya ruhsat bedeli ödemesine karar verildiğini, kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, verilen karar kapsamında eserin yaratılmasına müvekkillerinin uzmanlığından, emeğinden ve iş gücünden yararlanıldığını, davalının müvekkillerinin çalışmaları neticesinde ortaya çıkan eseri "..." ismiyle satarak kar elde ettiğini, ayrıca müvekkillerinden basit ruhsat bedeli tahsil ettiğini ancak müvekkillerine hiçbir ödeme yapmadığını, davalının Ankara 3 FSHHM 2010/190 E. Sayılı dosyasındaki dilekçelerinde ve 27/09/2011 tarihli duruşmada herhangi bir ödeme yapılmadığını ikrar ettiğini, müvekkillerinin eserin hazırlanmasındaki uzmanlığı ve vazgeçilmez özelliği de değerlendirilerek talep edebileceği bedelin hesaplanması gerektiğini, davalının Ankara 3 FSHHM 2010/190 E. Sayılı dosyada müvekkillerinin eserin kodlarını çaldığını, izinsiz işlediği ve piyasaya sürdüğünü iddia ettiğini, davalının talebi üzerine mahkeme aracılığı ile müvekkillerinin şirketi ... ....müşterilerine müzekkere gönderildiğini ve müzekkere kapsamında müşterilerin yazılım üzerinde tecavüzden men davası olduğunu öğrendiklerini ve müvekkillerinin ticari itibarı ve saygınlığının zedelendiğini, yine davalının dava sonuçlanmadan müvekkillerinin müşterileriyle görüştüğünü, "davayı kazandığını, artık müvekkillerinin yazılımı satma hakkının olmadığını ve bundan sonra yazılımı kendisinden satın almaları gerektiğini" söylediğini, bu suretle müvekkillerinin ticari olarak mahvını sağlamaya çalıştığını, bu sebeple ... ...’un satış oranlarının davanın sürdüğü 2010- 2015 yılları arasında önemli ölçüde düştüğünü, mahkeme kararından sonra ortalama 4 katına çıktığını, hırsızlık iddialarının müvekkillerinin kişilik haklarına tecavüz oluşturacağını, aynı zamanda ticari olarak da zarar görmesine neden olduğunu ileri sürerek, her bir davacı için 1.000’er TL’nin ve 100.000’er TL manevi tazminatın davalıdan alınarak müvekkillerine verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, derdestlik itirazında bulunduklarını, müvekkilinin bilgisayar mühendisi olduğunu, "..." isimli eseri tek başına oluşturup geliştirdiğini, davacıların Ankara 3 FSHHM 2010/190 E. sayılı dosyada bu dosyadaki iddialarından farklı olarak eseri kendilerinin meydana getirdiğini iddia ettiklerini, müvekkilinin davacılar ile ortaklığı bulunmadığını, dolayısıyla ortaklıktan çıkma gibi bir durum da olmadığını, davacıların sadece müvekkilinin 01/08/2008 tarihinde oluşturduğu "..." isimli yazılımı pazarlama ve satış üzerinden prim alma konusunda müvekkili ile anlaştıklarını, müvekkilinin eser ile ilgili haklarını devretmediğini, kodların davacılarca izinsiz kopyalandığını, ilgili mahkeme dosyasındaki bilirkişi raporları ile bu durumun tespit edildiğini, müvekkili tarafından satışı yapılan '...' adlı eseri müvekkilinin oluşturduğunu, davacıların "..." isimli eser üzerinde bile hak sahibi olduğu iddiası kabul edilmezken müstakil olarak müvekkiline ait "..." isimli esere ne tür katkılarının olduğunun anlaşılamadığını, Ankara 3 FSHHM 2010/190 E. ve gerekse de birleşen dosyalarda davacıları manevi yönden yıkıma uğratacak sözler beyan edilmediğini, eserin sahibinin müvekkili olduğunun, esere ait kaynak kodların kopyalandığının ve kodlar üzerinde oynama yapıldığının beyan edildiğini, müvekkilinin davacı yanın müşterilerine herhangi bir bildirimde bulunmadığını, davacıların satışı inkar etmeleri sebebiyle mahkemece sadece tazminat hesabı için dava dışı firmalara müzekkere yazıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, dava konusu yazılımın FSEK 2. Maddesi kapsamında bir eser olduğu, Ankara 3 FSHHM 2010/190 E. Sayılı dosyada tespit edildiği üzere dava konusu yazılımın davalı ..... ilk ve orijinal versiyonuna sahip olduğu kaynak kodlardan geliştirildiği, dolayısıyla yazılımın nüvesini oluşturan kaynak kodların sonraki aşamalarda pazarlanabilir hale getirilmesi sürecinde önemli katkısının mevcut olduğu, davacılar ile birlikte sürecin devamında da kod paylaşımı yaptıkları da tespit edilmekle her aşamada davacılar ile birlikte yaratım sürecinde ve irtibatta olduğu, dolayısıyla işbu davadaki talep konusu yönünden, dosya kapsamında herhangi bir sözleşme, yazışma vb. delil bulunmadığından taraflar arasında yürütülmüş sürecin ve bu süreçte taraf iradelerinin ve dava konusu talep üzerindeki tercihlerinin de yine Ankara 3 FSHHM 2010/190 E. sayılı dosya kapsamındaki süreç üzerinden değerlendirilmesi gerektiği, davalı tarafın ilgili dosyaya sunduğu 10/01/2011 havale tarihli replik dilekçesinde davacıların dava konusu programın pazarlanmasında görevli olduğunun belirtildiği, davacılar tarafından sunulan düplik dilekçesinde bu iddianın reddedilmediği, yine 27/09/2011 tarihli duruşmada ise davacılardan .... söylendiği gibi sadece yazılımın pazarlama aşaması bize bırakılmış değildir.” ifadesiyle tarafların başlangıçta yazılımın oluşturulmasından sonra ticaret mevkiisine koyulma aşamasında da fiili birlikteliği devam ettirme iradesinde olduğu, davalı tarafından ilgili dosyaya sunulan 29/04/2011 tarihli beyan dilekçesinde de “Satışların henüz başlamadığı dönemde davalıların ihtiyaçlarını karşılamaları için geri ödenme şartı ile kendilerine ödeme yapıldığı”nın belirtilmesinin bu tespiti destekler mahiyette olduğu, ayrıca bu dilekçe ekinde davalı tarafça davacılara gönderilen bedellere ilişkin havale/eft dekontları sunulduğu, 2009 yılı sonunda çeşitli sebeplerle söz konusu ortaklığın karşılıklı olarak bitirildiği ve tarafların kendi programlarını işleme suretiyle süreci devam ettirdikleri, davalı tarafça ilgili bedellerin geri ödenme şartı ile gönderildiği ve buna karşılık senet alındığı beyan edildiğinden, davacı taraflarca da senet bedellerinin daha sonradan icra kanalıyla ödendiği belirtildiğinden, bu durumun satılan ürün üzerinden elde edilecek kar üzerinden tarafların kar paylaşımını yapacağı, müstakbel bir alacak şeklinde bu süreci yürüttüğü, bunun dışında taraflarca çalışmalara karşı ayrıca bir bedel talebinde bulunulmadığı kanaatini doğurduğu, davacı taraflarca 27/09/2011 tarihli duruşmada verilen ifadeleri de dosyaya sunulan ödemelerin başka işler ve önceki alacaklar ile ilgili olduğu şeklinde ifade verildiği belirtilmiş ise de bu iddianın somutlaştırılmadığı ve bu hususta değerlendirmenin aksi bir delil de sunulmadığı, davacılar ve davalı arasında herhangi bir şekilde zorlamaya dayalı bir çalışma ilişkisi söz konusu olmadığı gibi, 2009 yılı sonuna kadar taraflar arasındaki ilişkinin davacıların iş bu dava konusu telif alacağını talep etmeden ve bu hususta davalıya herhangi bir ihtar da çekmeden devam ettirildiği, davacıların, 2009 yılı sonunda tarafların ortaklık ilişkisini sonlandırıp, ayrı ayrı programlar üzerinde kendi yazılımlarının işlemelerini gerçekleştirmesi ve ayrı ayrı piyasaya sunmaları aşamasında da herhangi bir şekilde bu yönde bir talepte bulunmadığı, hatta davalı tarafça Ankara 3 FSHHM 2010/190 E. Sayılı dosya ile dava açılmasından önce davacılara Ankara 54. Noterliği 13/08/2010 tarih ve ...... no ile gönderilen “...” isimli program ile ilgili tecavüz fiillerine son verilmesi ihtarına rağmen ne ihtara cevap dilekçesi ile ne de müstakilen çekilmiş ihtar ile bu yönde bir talepte bulunulduğu, tarafların 2009 yılı sonu itibariyle ortaklık ilişkilerini sonlandırarak, yazılı bir sözleşme imzalamamış olsalar dahi 2010 yılı başından itibaren birbirleri elindeki kaynak kodların varlığına ve bunun işlenmesine bilerek suskun kaldıkları ve nihayetinde her iki yanın da yazılıma bir takım yeni modüller ekleyip geliştirmek ve işlemek suretiyle kendi son versiyonlarını satışa sundukları, böylece davalı tarafça davacılara (yetkilisi olduğu şirkete) 2010 başındaki son versiyon yönünden süresiz ve sınırsınız basit nitelikte bir ruhsat vermiş olduğu kabul edilmekle, tarafların karşılıklı olarak birbirleri elindeki son versiyon yazılım üzerinde hak sahibi olduklarını tanıyarak aralarındaki bugüne kadar yürütülen ilişkiyi ve buna bağlı olarak yazılımın hazırlanmasına yönelik karşılıklı telif alacağı ilişkisini de fiilen sonlandırdığı, davacılara ait şirketçe Ankara 3 FSHHM 2010/190 E. Sayılı dosyada davalıya basit ruhsat bedeli ödenmesine karar verilmesinin netice açısından farklılık doğurmadığı, zira davacıların ilgili dosyada bedelsiz olarak bu hakkı devralmış olduğunu ispat edemediği gibi, dosya kapsamındaki fatura ve ticari kayıtlardan da söz konusu programın satışı neticesinde ödenen lisans bedelinden daha fazla bir bedel elde ettiğinin de anlaşıldığı, dolayısıyla dava konusu edilen telif alacağı talebinin kendi programlarının satış bedelinden elde ettikleri ve edecekleri kar üzerinden karşılamış olduklarının değerlendirildiği, gerek ilişkinin yürütüldüğü dönemde herhangi bir çekince koyulmadan sürecin yürütülmesi ve karşılıklı para alışverişi yürütülmesi, gerekse de taraflar arasındaki ortaklık ilişkisinin fiilen bitirildiği 2009 yılının sonundan itibaren karşılıklı olarak programların işlenmesinin ve satışının devam ettirilmesi, yine davalı tarafça açılan dava sonrasında da bu yönde bir ihtar ve davada bulunmadıktan ortalama 8-9 sene sonra telif alacağı talebinde bulunulmasının, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 2 hükmü kapsamında hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu ve sessiz kalma yoluyla hak kaybı sebebiyle korunmaya mazhar olmadığı, davacı tarafın kişilik haklarının ihlaline dayalı manevi tazminat talebi bulunmakta ise de, davacının ne gibi bir zarar gördüğüne ilişkin olarak dosyada yeterli kanıt, bilgi ve belge bulunmadığından davacının kişilik haklarının zarar gördüğü hususunun ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkillerinin, dava konusu talepleri zamanaşımı süresi içerisinde ileri sürdüğünü, davanın ikame edildiği tarih itibariyle sessiz kalma nedeniyle hak kaybına uğradıklarının kabulünün mümkün olmadığını, Ankara 3 FSHHM 2010/190 E. Sayılı dosyasında verilen kararın 12/04/2018 tarihinde kesinleştiğini, yaklaşık üç ay sonra işbu davanın açıldığını, anılan dosyada davalının kötüniyetli olduğuna dair kabulün mahkemece değerlendirilmediğini, davalı tarafından müvekkillerine gönderilen ihtara cevap verilmemesinin aleyhe yorumlanamayacağını, müvekkillerin davalıdan herhangi bir kod çalmadıkları ve eserin müvekkilleri ile davalıdan oluşan birliğe ait olduğu, dolayısıyla davalının tek başına eser sahibi olmadığı hususları maddi gerçek niteliğindeki kesin yargı hükmü ile hüküm altına alınmış olmasına karşın, davalı tarafın işbu davada dahi bu iddiaları ileri sürmeye ve müvekkillerinin kişilik haklarını zedelemeye devam etiğini, eseri yalnızca kendi adına tescil ettirdiğini ve Ankara 3.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi kararının kesinleşmesinden sonra dahi, eserin yalnızca kendi adına tescillenmiş olarak kalması için ilgili idari kurumlara gerçeğe aykırı beyanlarda bulunduğunu, müvekkillerinin eserin oluşturulmasına sundukları katkının karşılığının ödenmediğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla manevi tazminat talebinin tamamı reddedildiğinden, davalı lehine hükmedilecek vekâlet ücretinin AAÜT'nin 10(3).maddesi uyarınca tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre belirlenmesi gerektiğini, davalı lehine manevi tazminat yönünden hükmedilen vekalet ücretinin 7.375,00-TL'yi geçemeyeceğini ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : 1- Dava, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu yazılımın FSEK 2.maddesi kapsamında eser vasfı taşıdığı, daha önce aynı yazılım hakkında taraflar arasında görülüp sonuçlandırılan davaya ilişkin olarak Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 24/05/2016 tarih, 2015/11887 Esas, 2016/5644 Karar sayılı kararında; çekişmeli yazılımın, ... ilk ve orijinal versiyonuna sahip olduğu kaynak kodlardan geliştirildiği, dolayısıyla yazılımın nüvesini oluşturan kaynak kodların sonraki aşamalarda pazarlanabilir hale getirilmesi sürecinde kendisi de dahil olmak üzere birliğe dahil diğer kişileri (somut olayda tarafları) bir araya getiren sıfatının ...ait bulunduğu, bu sıfatla FSEK'in 10/son maddesi hükmü çerçevesinde mali hakları kullanma hakkına sahip bulunduğu, ... mali haklarını kullanma yetkisine sahip olduğu 2010 Ocak ayı ... yazılımı versiyonunun davalı şirket yetkililerince (somut olayda davacılar) işlenip gerekirse yeni modüller eklenmesi ve işlenmiş bu haliyle çoğaltılıp satılması konusunda basit ruhsat tanınmasına dair bir mutabakat bulunduğu, basit ruhsat bedelinin ...'e ödenmesi gerektiğinin kabul edildiği, eldeki davada ise davacıların ortak eser niteliğinde olan yazılım üzerindeki çalışmalarının karşılığını davalı ...'den talep ettikleri, bu konuda taraflar arasında düzenlenmiş yazılı sözleşme bulunmadığı, 2009 yılı sonunda çeşitli sebeplerle taraflar arasındaki ortaklığın karşılıklı olarak bitirildiği ve davacıların ....ilk ve orijinal versiyonuna sahip olduğu kaynak kodlardan geliştirdikleri kendi programlarını işleyerek ticaret mevkiine sunmaya devam ettikleri, davalı . de yine nüvesi kendisi tarafından oluşturulmuş ancak davacılar tarafından da geliştirilmesine katkı sağlanmış olan yazılımı işleyip ticaretini yaptığı, davacıların, davalıdan iş bu dava tarihine kadar davalıda kalan yazılımın geliştirilmesine maddi katkılarının karşılığı olarak herhangi bir talepte bulunmamalarının, .., nüvesini kendisinin oluşturduğu yazılımın davalılarca geliştirilip kullanılmasına rıza göstermesi karşısında, davacıların da davalıdan yazılımın geliştirilmesine maddi katkılarının karşılığını bu şekilde aldıkları yönünde zimni bir sözleşme bulunduğu biçiminde yorumlanması gerektiği, başka bir deyişle davacıların dava konusu edilen alacaklarını kendi programlarının satış bedelinden elde ettikleri ve edecekleri kar üzerinden karşılamış olduklarının kabulünün hayatın olağan akışına uygun bulunduğu, öte yandan aksi kabulde dahi davacıların ortalama 8-9 yıl sonra dava konusu talepte bulunmalarının, 4721 sayılı TMK'nın 2.maddesi kapsamında korunmasının mümkün olmadığı, sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradıkları, davacı tarafın, davalının kendilerine üçüncü kişiler nezdinde hakaret ve iftiralarda bulunduğu iddiasını ispata elverişli delil sunmadığı, sırf davacılar aleyhine dava açılmış ve muhataplara müzekkere gönderilmiş olmasının kişilik hakkı ihlali sayılamayacağı, davalının eserin mali hak sahibi olması nedeniyle resmi kurumlar nezdinde bu yönde beyanda bulunmasının da kişilik hakkı ihlali olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.
2. Manevi tazminat davalarında vekalet ücretini düzenleyen AAÜT'nin 10/3.maddesine göre; bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur. Bu durumda, mahkemece davanın tamamen reddine karar verildiği halde davalı lehine maktu vekalet ücreti yerine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır.
HMK.'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Kanun koyucu, temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından verilebilen, yerel mahkeme hükmünün düzeltilerek onanması kararını, istinaf mahkemeleri için öngörmeyip, bu halde istinaf mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğini düzenlediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Dairemizce işin esası yönünden bir karar verilmeyip, münhasıran vekalet ücreti yönünden karar kaldırıldığından, istinaf edenin sıfatı da gözetilerek ilk derece mahkemesinin karar tarihinde geçerli bulunan vekalet ücretine göre hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1. Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1. b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2. Davacı vekilinin ilk derece mahkemesince maktu vekalet ücretine hükmedilmemesine ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1. b.2. maddesi uyarınca yerinde görülmekle KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 08/06/2021 tarih ve 2018/249 E. . 2021/194 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3. Davanın REDDİNE,
4. Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60. TL harcın, peşin olarak alınan 3449,66. TL harçtan mahsubu ile, bakiye 3022,06. TL bakiye karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talebi halinde davacılara iadesine,
5. Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, maddi tazminat yönünden ilk derece mahkemesince belirlenen 2.000,00. TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,
6. Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, manevi tazminat yönünden ilk derece mahkemesinin karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca takdir edilen 7375,00. TL maktu vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,
7. Davacı tarafından ilk derece mahkemesinin yargılaması sırasında ve istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin davacı uhdesinde bırakılmasına,
8. Davalı tarafından ilk derece mahkemesinin yargılaması sırasında ve istinaf aşamasında herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
9. Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine, (HMK m.333),
10-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
11-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 10/07/2024 tarihinde HMK 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle KESİN olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 10/07/2024
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:37:09