SoorglaÜcretsiz Dene

Anayasa Norm Denetimi: 2024-56 Sayılı 22-02-2024 Tarihli Karar: İtiraz-Esas - İptal

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Anayasa Mahkemesi Kararı

Karar Tarihi

22 Şubat 2024

II. İNCELEME SONUÇLARI

Normun Numarası – AdıMadde Numarasıİnceleme Türü – SonuçSonucun GerekçesiDayanak Anayasa HükümleriErteleme Süresi
4721 Türk Medeni Kanunu166/4Esas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık13., 20.9 ay

“Konya 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2022/2168 Esas 2023/1110 Karar sayılı 03/04/2023 tarihinde vermiş olduğu kararda ... 24/11/2022 tarihli sağlık kurulu raporunda davacı kocanın akli dengesinin yerinde olduğuna karar verilmiş olup, bu nedenle davacının fiil ehliyeti ile ilgili bir probleminin olmadığı anlaşılmıştır.

Ankara 9. Aile Mahkemesinin 2016/1794 Esas ve 2019/440 Karar sayılı taraflar arasında daha önce görülen boşanma davasının yapılan yargılaması neticesinde, davanın reddine karar verilmiş ve bu hüküm 21/10/2019 tarihinde kesinleşmiştir.

Davacı tarafından 3 yıllık yasal süre dolduktan sonra, 24/10/2022 tarihinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 166/sonuncu fıkrası gereğince boşanma davasının mahkememize açıldığı anlaşılmıştır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 166/sonuncu fıkrası, Anayasamızın çeşitli hükümlerine aykırıdır.

Anayasamızın 5. maddesine aykırılık;

Anayasamızın 5. maddesi; "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." şeklindedir.

Devletin en önemli vazifelerinden biri olan sosyal hukuk devletini sağlaması ve adalet ilkeleri ile bağdaşmayacak engelleri kaldırması, devletin vazifesi olup bu vazifenin yansıması niteliğinde olan yasa yapma yetkisi değerlendirildiğinde; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 166/son fıkrasında belirtilen 3 yıllık sürenin belirtilen Anayasa hükmüne aykırı olduğu, adalet ilkesi ile bağdaşmadığı, tarafların arasındaki geçimsizliği tespit edebilmek için 3 yıllık bir sürenin belirlenmesinin mahkememizce anlaşılamadığı, nitekim bu sürenin niçin bir yıl ya da iki yıl olarak belirlenmeyip üç yıl olarak belirlenmesinin mantığının mahkememizce çözülemediği, her ne kadar yasa maddesi kendi kabahati nedeni ile dava açıp bu nedenle boşanmayı sağlama durumunu kolaylaştırmak istemediği bilinmekte ise de; taraflar arasındaki geçimsizlikten sonra açılan boşanma davasında zaten ilk dava dikkate alınıp o davadaki kusur durumu değerlendirilip eşler arasında evlilik birliği tesis edilememesi üzerine ikinci dava açıldığında davalı konumunda olan eşin nafaka, maddi ve manevi tazminat istemlerinin söz konusu olduğu, bu durumda da aslında boşanmanın fer'isi niteliğindeki haklara ulaşabileceği bu sebeple herhangi bir hak ihlalinin de dolmadığı, buna rağmen üç yıllık bir süre konularak Anayasanın özüne aykırı davranıldığı anlaşılmıştır.

Anayasamızın 12. maddesine aykırılık;

Anayasamızın 12. maddesi gereğince; "Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder." şeklinde düzenleme yapılmıştır.

TMK. 166/ son fıkra gereğince üç yıllık süre ile herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlerine aykırı davranıldığı, kısa yaşam süreci içinde yasa maddesinin üç yıllık bir sınır daha getirmesinin Anayasanın belirtilen maddesine de aykırılık teşkil ettiği, nitekim ilk açılan davada yargılama sürecinin ne kadar geçtiği ayrı bir sorun olmakla birlikte ikinci açılan davada da yargılamanın ne kadar devam edeceği bilinmemekte olup, ülkemiz gerçeği, ilk derece, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay aşamaları gözetildiğinde ortalama çekişmeli bir boşanma davasının beş altı yıl kadar sürdüğü, ilk ve ikinci dava gözetildiğinde bu sürenin toplamda 12 yıla yaklaştığı, mevcut durum itibari ile bu kadar bir sürenin insanların boşanmak için devlette hak arama kapısını aşındırma durumlarının söz konusu olduğu bu nedenle belirtilen temel hak ve hürriyetlere de belirtilen yargılama süreçlerine aykırı davranıldığı gibi, geçimsizliğin var kabulü için üç yıllık süre de belirtilen Anayasa hükmüne aykırılık teşkil etmektedir.

Anayasamızın 14/2, 17/1 ve 41/2 fıkralarına aykırılık;

Anayasamızın 14/2 fıkrası; "Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz."

Anayasanın 17/1 fıkrası; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

Anayasanın 41/2 fıkrası; "Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar." şeklinde düzenlenmiştir.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 166/sonuncu fıkrasının belirtilen Anayasa hükümlerine aykırı olduğu, nitekim herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını geliştirme ve koruma hakkı bulunmakta olup belirtilen üç yıllık sürenin kişilerin maddi ve manevi haklarına aykırı bir durum meydana getirdiği, yukarıda belirtildiği üzere kısa yaşam süreci içinde, kişilerin boşanmak için her iki dava yolu ile kaybedecekleri zaman gözetildiğinde, uzun yargılama sürecinin insanların maddi ve manevi varlıklarını geliştirmeye engel teşkil ettiği gibi belirtilen üç yıllık sürenin de kanun koyucu tarafından kişilerin yaşamlarını doğrudan etkilediği ve kişisel haklarına aykırı bir durum oluşturduğu manevi olarak üç yıllık sürenin kişilerin yıpranmasına sebep oldukları ve onların boşanamaması nedeni ile gayri resmi ilişkilere ittiği, bu durum neticesinde soybağı davalarının açılmasına, babalığın tespiti davalarının sayısının artmasına sebep olduğu, fayda yerine zarara sebep olduğu görülmektedir.

Devletin boşanmanın önündeki engelleri kolaylaştırmasının gerektiği, çünkü uzun süre insanların boşanamamasının toplumda ve birey olarak fayda yerine zarara sebep olduğu, devletin aileyi ayakta tutmasının yasaklayıcı yasa hükümleri yerine ailenin ayakta durmasını sağlayacak psikolojik, mali ve sosyolojik desteklerle daha faydalı olacağı da malumdur.

Yargıtay uygulamasında da belirtildiği üzere; taraflar arasında evlilik birliği sağlanamadığında bu durumun tespiti için herhangi bir süre sınırlamasının olmadığı, nitekim tarafların genel sebep olan 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 166/1 fıkrası gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılması davasını açmalarında herhangi bir süre sınırlamasının da mevcut olmadığı, bir aylık evliliklerde bile mahkemenin yapacağı tahkikat sonucunda tanık beyanları, sosyal medya çıktılar ve benzeri tüm deliller değerlendirilerek TMK. 166/1 fıkra gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılmasının sübutu gerçekleştiğinde mezkur madde gereğince evlilik birliğinin sonlandırılmasına karar verilmektedir.

Uygulama bu yönde olmasına rağmen 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 166/sonuncu maddede kusurlu eşe ceza vermek kastı gözetilerek üç yıllık bir sürenin getirilmesi ve tarafların ortak hayatlarının yeniden kurulamaması durumunda evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılması, mahkememizce anlaşılamamış olup zaten eşin başka bir davada birlikte olmamaları nedeni ile ortak hayat kurulamadığından bu durumun başlı başlına TMK. 166/1 fıkra kapsamında ayrı bir dava konusu da yapabilmektedir.

Boşanmanın çeşitli mülazahalarla zorlaştırılmaya çalışılması, bireylere ve topluma fayda yerine zarar vermekte, kadın cinayetlerinin çoğalmasına da sebep olmaktadır. Zaten kadın cinayetlerinin ülkemizde geldiği aşama bilinmekte olup buna engel olmak için 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun da ihdas edilmiştir.

İddia olunan tüm anayasa hükümleri değerlendirildiğinde; 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 166/sonuncu fıkranın üç yıllık bir süre öngörerek insanların hayatlarına zarar verdiği, bu yasa maddesinin bireylerin ve toplumun maddi ve manevi gelişimine katkı sağlamak yerine zarar verdiği, bu nedenle Anayasanın özüne de aykırı olduğu görülmekle itiraz yolu ile iptali yoluna gidilmiştir.

Mahkememizin hukuki görüşü bu yönde olup, takdir Anayasa Mahkemesinindir.”

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

tarihlimaddelerinekonusuanayasa’nınitirazıniptalinemedenisürülerekkanunu’nundördüncütalebidirfıkrasınınmaddesininaykırılığı

Kaynak: karar_anayasa

Taranan Tarih: 28.01.2026 03:07:21

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim