Anayasa Norm Denetimi: 2024-34 Sayılı 01-02-2024 Tarihli Karar: İtiraz-Esas - Ret
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Anayasa Mahkemesi Kararı
1 Şubat 2024
II. İNCELEME SONUÇLARI
| Normun Numarası – Adı | Madde Numarası | İnceleme Türü – Sonuç | Sonucun Gerekçesi | Dayanak Anayasa Hükümleri | Erteleme Süresi |
|---|---|---|---|---|---|
| 6769 Sınai Mülkiyet Kanunu | 155 | Esas - Ret | Anayasaya esas yönünden uygunluk | Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri |
“Cumhuriyetle yönetilen demokratik ülkelerde topluma yön veren ve egemen olan sistem " Hukuk Devleti " ilkesidir. Nitekim, Anayasamızın başlangıç kısmında "Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;
Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu,
Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu; " belirtilmiş ve 2. maddede "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir." şeklinde tanımlanmıştır.
Hukuk devletinin en önemli ilkelerinden biri toplumda yaşayan insanların karşılaşabilecekleri olaylarda kendilerine uygulanabilecek hukuk kurallarının ne olduğunu tahmin edebilmeleri-bilebilmeleri imkanını yaşamalarıdır. Toplumda bu husus "Yasallık" olarak bilinmektedir.
Anayasamızın;
10. maddesinde ( Kanun Önünde Eşitlik ) " Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.......Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. .......Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." ;
11. maddesinde ( Anayasanın Bağlayıcılığı ve Üstünlüğü ) "Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. ... Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.";
35. maddesinde (mülkiyet hakkı) " Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. ..... Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.";
36. maddesinde (hak arama hürriyeti) " Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.";
Şeklinde tanımlar yapılarak sonradan getirilebilecek düzenlemelere ışık tutulmuştur.
Şu halde, yasa koyucu bir normu ihdas etmek istediğinde / ettiğinde ilk önce Anayasaya uygun davranmak zorunda kalacak olması hukuk devletinin kurallarının işlediğini ortaya çıkaracaktır.
Somut olaya gelince ; davacı taraf 2014/50288 ve 2018/120949 sayılı ''...'' asıl unsurlu tescilli ve tanınmış olduğu marka hakkının davalı tarafça marka tecavüzü ve haksız rekabet oluşturduğunu iddia ederek marka tecavüzü ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması talebinde bulunmaktadır.
Davalı taraf ise beyanında (savunmasında) markasal kullanımının 04/11/2020 tarihinde başvurusu yapılan, 28/05/2021 tarihinde de tescil edilen 2020/135997 sayılı “ ŞEKİL+...” ibareli tescilli markasına dayanmakta olup , bilirkişi raporunda göre de davalı kullanımının “....” ibareli olarak 29, 30 ve 32. sınıflara konu yiyecek ve içecek mallarının üzerinde ve 43. sınıfa konu yiyecek ve içeceklerin sunumunda ve sözkonusu malların ve hizmetlerin reklam ve tanıtımında kullanıldığı belirtilmiştir.
Bu olayda SMK 155. maddedeki “Marka, patent veya tasarım hakkı sahibi, kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremez” hükmü uyarınca davacının daha önce tescil edilen 2014/50288 ve 2018/120949 sayılı markaları nedeniyle davalının daha sonra tescil ettirdiği 2020/135997 sayılı tescilli markasına tecavüz davasında savunmasında dayanamayacağı belirtilmiştir.
Her şeyden öce kanuni düzenlemede yer alan “..... sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremez” ibaresi / hükmü Anayasanın özüne ve hukuk devletinin kriterlerine, eşitlik ilkesine , mülkiyet hakkına, hak arama hürriyetine ve 6769 sayılı SMK 'nun konuluş amacına tamamen aykırıdır.
6769 sayılı SMK Madde 1" Bu Kanunun amacı; marka, coğrafi işaret, tasarım, patent, faydalı model ile geleneksel ürün adlarına ilişkin hakların korunması ve bu suretle teknolojik, ekonomik ve sosyal ilerlemenin gerçekleştirilmesine katkı sağlamaktır.",
6769 sayılı SMK Madde 7 " (1) Bu Kanunla sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir. (2) Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir." şeklinde düzenlemeler yer almaktadır.
6769 sayılı SMK her şeyden önce sınai hakların "TESCİL" olunmasını teşvik ederek sınai mülkiyet haklarına bağlı teknolojik, ekonomik ve sosyal ilerlemenin gerçekleştirilmesine katkı sağlamayı AMAÇ'lamaktadır.
Diğer yönden ise SMK 7. maddesi de tescilli marka sahibine tescil ile birlikte " markayı kullanma hakkı ve 3. kişilere karşı bazı münhasır haklar (önleme-men gibi) " veren/sağlayan düzenleme ile aynı kanunun 155.nci maddesindeki " tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremez " düzenlemesi birbiri ile çeliştiği , SMK nun 1. maddesindeki amaç ilkesine ve Anayasanın 2 ,10,11,35,36. maddelerine aykırılık oluşturmaktadır.
Elbette ki daha önceki tescilli sınai mülkiyet hakları diğerine ( kendisinden daha sonra tescil edilene ) göre daha öncelikli olarak korunmalıdır. Nitekim markalar hakkında SMK 6/1 ve 25. madde kapsamında sonraki tescilli marka, önceki markaya bağlı hükümsüz kılınabilecektir.(aynı konuda Patent,Tasarım ve Coğrafi işaretler hakkında da benzer düzenlemeler yer almaktadır.) Diğer yönden tescilli bir markanın varlığı kendisinden sonra gelen (yapılan) başvuruları SMK 5.nci madde kapsamında daha ilana çıkarılmadan MUTLAK RED sebebi sayılarak KURUM (Türk Patent Marka Kurumu) tarafından RE'SEN; veya SMK 6. madde kapsamında ilana çıktığında İTİRAZ üzerine NİSBİ RED sebebi sayılarak KURUM (Türk Patent Marka Kurumu) tarafından ENGELLENEBİLECEKTİR. Yani sonraki başvuru markasının tescili önlenebilecektir. Bu ve benzeri hallerde daha önce tescil edilen markalar diğerlerine üstün tutulmaktadır.
Ancak , bir marka itiraz süreleri geçtikten sonra tescil edildiğinde SMK 7. madde kapsamında sahibine bazı haklar (kullanma gibi) vermiş olup , sonraki süreçte kanunla verilen bu hakkın yine başka bir kanun maddesinde (m.155) kullanım eylemlerinde savunma gerekçesi olarak ileri sürülememesi ise tezat ve çelişki yaratılmaktadır. Sanki tescilli marka sahiplerini sırf tescil edilmesine bağlı cezalandırmaktadır. Devletin kanunlarına güvenerek harcını ve vergisini ödeyerek , itiraz süreçlerini de geçirip marka tescil belgesini alıp kullanmaya başlayan kişinin iptale konu kanundaki deyimi ile markasını " savunma gerekçesi olarak ileri süremeyecek" olup marka tecavüz davasında " peşinen suçlu " durumuna düşürülmesi doğru mudur.?
Bu ve benzeri durumlarda önceki hak sahiplerinin markanın ilan sürecinde gerekli itirazları ileri sürebilme imkanları vardır. Bu haklar ileri sürülmeksizin markanın tesciline engel olunmayıp sonra ona karşı açılan tecavüz davasında tescilli marka sahibine buna dayanamazsın demek hukuk devleti ve hukuk güvenliğine de aykırıdır. Diğer bir anlatımla marka tescil belgelerine " dayanamazsın" demek devletin bu alandaki iş ve işlemlerinin de doğru yürütülmediği anlamına gelir.
İptale konu edilen madde metninin gerekçesindeki" Doktrindeki görüşler ve yargı kararlan ışığında, anılan düzenlemenin markalar ve tasarımlar için de uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Maddeyle, başkasının sınai mülkiyet hakkına tecavüz ettikleri tespit edilen kişilerin, o sınai mülkiyet hakkından daha sonraki bir tarihte kendi adlanna yapılan tescile dayanmalarının önü kapatılmıştır. Sonraki tarihli tescil, bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmemiştir. Böylece aradaki kullanımlar şartları gerçekleşmişse hakka tecavüz oluşturacağı ve her ne kadar davalı taraf adına tescil mevcut olsa da bu dönemdeki kullanım için de şartları varsa tazminat sorumluluğunun doğacağı kabul edilmiştir." ibaresinin özü marka tecavüzü eyleminden sonra yapılan marka başvurularının (burada kötüniyet durumu da geçerli olabilir) şu ya da bu şekilde tescil edilmesinin önü kapatılmak istenmiştir. Halbuki somut davada böyle bir durum olmayıp tescilden çok sonra tecavüz iddia edilmektedir. O halde tescil sahibine savunma gerekçesi olarak ileri süremeyeceği belgenin tescil süreçlerinin eylemle bağlantısı araştırılabilmeli , belge mahkemece takdiren de olsa olumlu/olumsuz değerlendirilmelidir. ( taraflar arasındaki geçmiş ilişkiler, yakınlık - uzaklık durumu , şikayete mesnet markaya konu ürünün/hizmetin tanınmışlığı ve piyasadaki satışının yaygın olup olmadığı gibi hususlar göz önüne alınabilmeli , davalının, davacıya ait önceki markadan haberdar olup olmadığı veya önceki markayı bilebilecek durumda olup olmadığı mahkemece takdiren değerlendirilebilmelidir.)
Diğer açıdan benzerlik nisbi bir deyimdir. Kuruma (Türk Patent) yapılan her başvuruda kötüniyet olmadığı sürece başvuru sahibinin acaba bu markanın benzeri var mı? diye araştırma külfeti/görevi yoktur. Türk Ticaret Kanunu 18/2 maddesindeki " Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. " hükmü marka başvuru sahibinin bu başvuruyu yaptığında markanın ayniyeti veya benzerliğinin olup olmadığını bilebilme imkanı kendisinde değil , Türk Patent Kurumunun insiyatifine bırakılmıştır. (Kurum itirazlar veya 3. kişilerin görüşleri üzerine marka başvurusunu kısmen veya tamamen reddebilecektir. SMK m. 17 ve devamı) Diğer yönden Türk Patent Kurumunda benzeri marka sorgulamak ortalama düzeydeki iş insanları nezdinde basit bir iş değildir. Mahkeme görevlileri olarak biz dahi herhangi bir davada bir marka numarası alan bir markanın son durumunu tespit için bu tür sorgulamayı bazen yapamadığımızı , sisteme erişimde sıkıntı yaşadığımızı biliyoruz. Kaldı ki bir markanın aynısı veya benzerinin tescilli olup olmadığını araştırabilmek (zira marka tanımındaki " kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaret " marka olabilecektir. SMK m.4) Buradaki külfet daha önce tescilli marka sahibine ait olup ilan sürecinde tescilli markasının benzeri olan sonraki markayı itiraz yoluna başvurarak engelleyebilecektir.
Bu itibarla uygulanması talep edilen 6769 sayılı SMK 155. maddesindeki "...... tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremez " ibaresi Anayasamızın 2 ,10, 11, 35 ve 36. maddelerine maddelerine aykırı görülerek, Anayasa mahkemesine başvurma yönüne gidilmiştir.
K A R A R : Yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalı aleyhine davacıya ait tescilli markalar dolayısıyla " MARKA TECAVÜZÜ VE HAKSIZ REKABETİN TESPİTİ, ÖNLENMESİ, DURDURULMASI, hükmün ilanı" talepli dava dosyasında uygulanması muhtemel Sınai Mülkiyet Kanununun 155. maddesindeki "...... tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremez " ibaresinin Anayasaya aykırı olduğundan iptali için Anayasanın 152/1 maddesine göre Anayasa Mahkemesine MAHKEMEMİZCE BAŞVURU YAPILMASINA,
2- Sınai Mülkiyet Kanununun 155. maddesindeki "...... tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremez " ibaresinin Anayasaya aykırı olduğundan iptali için yapılan başvuru nedeniyle Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar BU DAVANIN GERİ BIRAKILMASINA,
3- İptal başvurusuyla ilgili bu dosyanın Anayasa Mahkemesine ulaşmasından sonra 5 ay içerisinde Anayasa Mahkemesince başvuru hakkında karar verilmediği takdirde dosyanın yeniden esasa alınıp taraflara tebligat da yapılarak davaya kaldığı yerden devam edilmesine, yürürlükteki kanun hükümlerine göre bu davanın yürütülmesine,
4- Kararın taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde inceleme sonunda karar verildi. ”
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_anayasa
Taranan Tarih: 28.01.2026 03:07:21