SoorglaÜcretsiz Dene

Anayasa Norm Denetimi: 2024-124 Sayılı 27-06-2024 Tarihli Karar: İptal-Esas - İptal

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Anayasa Mahkemesi Kararı

Karar Tarihi

27 Haziran 2024

II. İNCELEME SONUÇLARI

Normun Numarası – AdıMadde Numarasıİnceleme Türü – SonuçSonucun GerekçesiDayanak Anayasa HükümleriErteleme Süresi
2872 Çevre Kanunu2. maddesinin Birinci fıkrasına eklenen “Çevre danışmanlık firması:” tanımıEsas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık13, 489
7410 Çevre Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun4Esas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık13, 489
2872 Çevre Kanunu2. maddesinin Birinci fıkrasında yer alan “Çevre yönetim birimi/Çevre görevlisi:” tanımının “Çevre yönetimi hizmeti:” şeklinde değiştirilmesinde bulunan “...çevre danışmanlık firmaları" ibaresiEsas - İptalUygulanamaz hale gelme9
7410 Çevre Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun4Esas - İptalUygulanamaz hale gelme9
2872 Çevre Kanunu2. maddesinin Birinci fıkrasında yer alan “…veya Bakanlığın ilgili yönetmelikle belirlediği kişiler...” İbaresiEsas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık7, 13, 48, 499
7410 Çevre Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun4Esas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık7, 13, 48, 499
2872 Çevre Kanunu20. maddesinin birinci fıkrasının (m) bendinde yer alan “…ya da çevre danışmanlık firmalarından hizmet almayanlara…” İbaresiEsas - İptalUygulanamaz hale gelme9
7410 Çevre Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun5Esas - İptalUygulanamaz hale gelme9
2872 Çevre Kanunu20. maddesinin birinci fıkrasının (m) bendinde yer alan “…veya Bakanlıkça yetkilendirilen kişiyi…” İbaresiEsas - İptalUygulanamaz hale gelme9
7410 Çevre Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun5Esas - İptalUygulanamaz hale gelme9
2872 Çevre Kanunu20. maddesinin birinci fıkrasının (m) bendinde yer alan “…bulundurmayanlara…” İbaresiEsas - RetAnayasaya esas yönünden uygunluk2, 13, 48
7410 Çevre Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun5Esas - RetAnayasaya esas yönünden uygunluk2, 13, 48
7261 sayılı Türkiye Çevre Ajansının Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun4. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (ğ) bendiEsas - RetAnayasaya esas yönünden uygunluk2, 43, 56
7410 Çevre Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun30Esas - RetAnayasaya esas yönünden uygunluk2, 43, 56

“...

1- 7410 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle değiştirilen 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 2. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Çevre yönetimi hizmeti” tanımında yer alan “çevre danışmanlık firmaları veya Bakanlığın ilgili yönetmelikle belirlediği kişiler” ibaresi ile “çevre danışmanlık firması” tanımının Anayasa’ya aykırılığı

7410 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun tanımlar başlıklı 2. maddesinde değişiklikler yapılmıştır. Bu çerçevede “çevre yönetimi/görevlisi” tanımının yerine “çevre yönetimi hizmeti” tanımı getirilmiştir. Yeni tanım şöyledir:

“Çevre yönetimi hizmeti: Bu Kanun ve Kanuna göre yürürlüğe konulan düzenlemeler uyarınca tesis ve işletmelerin mevzuata uygunluğunun, alınan tedbirlerin etkili olarak uygulanıp uygulanmadığının değerlendirildiği ve çevre mühendisleri, çevre yönetim birimleri, çevre danışmanlık firmaları veya Bakanlığın ilgili yönetmelikle belirlediği kişiler tarafından verilen hizmeti,”

Kuralda yer alan "Bakanlığın ilgili yönetmelikle belirlediği kişiler" ifadesi, çevre yönetimi hizmetini çevre mühendisi olmayan kişilerin de yapabilmesinin yolunu açmaktadır. Bu ifade ile Bakanlığa, çevre mühendisleri dışında da yetkilendirme yapma yetkisi vermektedir. Mevcut durumda uygulanan ve çevre mühendislerinin mesleki haklarını yok sayan çevre görevlisi düzenlemesinden farklılık göstermemektedir.

Madde gerekçesinde, “Çevre görevlisi tanımı ilk olarak 2006 yılında Çevre Kanununa eklenmiştir. O dönemde çevre sektörünün ihtiyaçları ve çevre konusunda deneyimli kişilerin yeterli sayıda olmaması nedeniyle Çevre Kanununa eklenen ve çevre mühendisliği dışında diğer meslek gruplarını da içeren ‘Çevre görevlisi’ tanımının, çevre ile ilgili gerekli mesleki dersleri alarak çevre mühendisliği bölümünden mezun olan kişiler tarafından verilen çevre yönetimi hizmetinin çevrenin korunması, iyileştirilmesi ve çevre kirliliğinin önlenmesi açısından daha etkin ve verimli olacağı göz önüne alınarak, değiştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu çerçevede madde ile “Çevre yönetimi hizmeti” tanımı yapılarak, bu hizmeti verecek olanlar; ‘çevre mühendisleri, çevre yönetim birimleri, çevre danışmanlık firmaları veya Bakanlığın ilgili yönetmelikle belirlediği kişiler’ olarak sayılmaktadır (...)” denilmiştir.

Ancak, getirilen düzenleme bu gerekçe ile uyuşmamaktadır. Şöyle ki, yeni tanım içeriğindeki “çevre danışmanlık firmaları veya Bakanlığın ilgili yönetmelikle belirlediği kişiler” ibaresi ile bahsedilen hizmetlerin çevre mühendisleri dışındaki kimseler tarafından da yapılabileceği hususunun önü açılmaktadır. Madde gerekçesindeki, çevre mühendisliği bölümü mezuniyetine ilişkin açıklama, kanun metnindeki tanıma yansıtılmamıştır. Bu haliyle, söz konusu hizmetin kimler tarafından yerine getirileceği hususu kanunda belirsiz bırakılmıştır. Gerekçede yer alıp normatif düzenleme kapsamına alınmamış tanım, hukuki belirliliği karşılamaya elvermez.

Anayasa Mahkemesi’nin 17.4.2008 tarihli ve E.2005/5, K.2008/93 sayılı kararında,

“Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir.

Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Yasa kuralı, ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmelidir. “Öngörülebilirlik şartı” olarak nitelendirilen bu ilkeye göre yasanın uygulanmasında takdirin kapsamı ve uygulama yöntemi bireyleri keyfi ve öngöremeyecekleri müdahalelerden koruyacak düzeyde açıklıkla yazılmalıdır. Belirlilik, kişilerin hukuk güvenliğini korumakla birlikte idarede istikrarı da sağlar.” ifadelerine yer verilmiştir.

Dava konusu kural, kimlerin çevre yönetimi hizmeti yapmak üzere belirleneceği konusunda hiçbir ilke ya da kural belirlememekte, Bakanlığa sınırsız bir yetki tanımaktadır. Bu nedenle, maddi anlamda bir kanuna karşılık gelmeyen ihtilaflı düzenleme, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırıdır. Kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem de içermemesi nedenleriyle hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamakta, dolayısıyla Anayasa’nın 2’nci maddesine aykırı düşmektedir.

Ayrıca, 2873 sayılı Çevre Kanunu’nun ‘‘Denetim, bilgi verme ve bildirim yükümlülüğü’’ başlıklı 12. maddesinin 1. fıkrasında; “(Değişik: 26/4/2006-5491/9 md.) Bu Kanun hükümlerine uyulup uyulmadığını denetleme yetkisi Bakanlığa aittir. Gerektiğinde bu yetki, Bakanlıkça; il özel idarelerine, çevre denetim birimlerini kuran belediye başkanlıklarına, Denizcilik Müsteşarlığına, Türkiye Çevre Ajansına, Emniyet Genel Müdürlüğüne, Jandarma Genel Komutanlığına ve Sahil Güvenlik Komutanlığına (...) devredilir. Denetimler, Bakanlığın belirlediği denetim usûl ve esasları çerçevesinde yapılır.” denilmektedir. Çevre Kanunu’nun 12. maddesi kapsamında, “Bakanlığın ilgili yönetmelikle belirlediği kişiler” ya da çevre yönetimi hizmeti kapsamında özel firmaların, birimlerin denetim yapması hukuken de mümkün değildir.

Diğer yandan, Çevre Kanunu’nun 12. maddesi’nin 1. fıkrasında yer alan “veya Bakanlıkça uygun görülen diğer kurum ve kuruluşlara” ibaresi; Anayasa Mahkemesi’nin 15/1/2009 tarihli ve E.:2006/99, K.:2009/9 sayılı Kararıyla iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin kararının gerekçe kısmında “2872 sayılı Yasa’nın değiştirilen 12. maddesinin iptali istenilen “veya Bakanlıkça uygun görülen diğer kurum ve kuruluşlara” ibaresinin de yer aldığı birinci fıkrasında “Bu Kanun hükümlerine uyulup uyulmadığını denetleme yetkisi Bakanlığa aittir. Gerektiğinde bu yetki, Bakanlıkça; il özel idarelerine, çevre denetim birimlerini kuran belediye başkanlıklarına, Denizcilik Müsteşarlığına, Sahil Güvenlik Komutanlığına, 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre belirlenen denetleme görevlilerine veya Bakanlıkça uygun görülen diğer kurum ve kuruluşlara devredilir. Denetimler, Bakanlığın belirlediği denetim usûl ve esasları çerçevesinde yapılır.” hükmüne yer verilmiştir.

Anayasa’nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez”; 123. maddesinde, “İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur” denilmektedir.

İdarenin kanuniliği ilkesi, idarenin ve organlarının görev ve yetkilerinin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde yasayla düzenlenmesini gerekli kılar.

12. maddede, 2872 sayılı Yasa hükümlerine uyulup uyulmadığını denetleme yetkisi Çevre ve Orman Bakanlığına verilmiş, Bakanlığın gerektiğinde bu yetkiyi devredebileceği kamu kurum ve kuruluşları tek tek sayıldıktan sonra, iptali istenilen ibareyle, Yasa’da belirtilen kurum ve kuruşlar dışında Bakanlığın uygun göreceği diğer kurum ve kuruluşlara da anılan denetleme yetkisinin devredilebilmesi öngörülmüştür. Denetleme yetkisinin hangi kurum ve kuruluşa devredileceğinin Yasa’da açıkça belirtilmeksizin Bakanlığın takdirine bırakılması, Anayasa’nın 7. ve 123. maddelerine aykırıdır. İbarenin iptali gerekir.” şeklindeki değerlendirmelerine yer verilmiştir.

Anayasa‘nın 153. maddesinin son fıkrasına göre: “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.”

Dolayısıyla iptali istenen kural daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen düzenleme ile paralellik taşımaktadır ve Anayasa’nın 2., 7., 123. ve 153. maddelerine aykırıdır.

Diğer taraftan iptali istenen kuralda Çevre Danışmanlık Firması: “Çevre yönetimi hizmeti vermek üzere Bakanlık tarafından yetkilendirilen tüzel kişiliği” şeklinde tanımlamıştır.

Söz konusu düzenlemeyle, çevresel denetimlerin Bakanlık tarafından yetki verilmiş özel firmalar tarafından yapılmasıyla ilgili alan genişletilmiştir. Kanun kapsamında kurulan tesislerin denetimleri bir hizmet sektörü olarak tanımlanmıştır. Bu denetimin özelleştirilmesi anlamına gelmektedir.

Anayasa’nın 128. maddesi gereğince, Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.

Anayasa’nın 47. maddesinde, “Devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği kanunla belirlenir.” denilmektedir.

Anayasa’nın 56. maddesinde ise “Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” denilmiştir. Görüldüğü üzere, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek ödevi Devlet ve vatandaşlara verilmiştir. Devletin bu ödevi, özel firmalar aracılığıyla yapılabileceğine dair bir düzenleme yer almamıştır.

2873 sayılı Çevre Kanunu’nun ‘‘Denetim, bilgi verme ve bildirim yükümlülüğü’’ başlıklı 12. maddesinin 1. fıkrasında “Bu Kanun hükümlerine uyulup uyulmadığını denetleme yetkisi Bakanlığa aittir. Gerektiğinde bu yetki, Bakanlıkça; il özel idarelerine, çevre denetim birimlerini kuran belediye başkanlıklarına, Denizcilik Müsteşarlığına, Türkiye Çevre Ajansına, Emniyet Genel Müdürlüğüne, Jandarma Genel Komutanlığına ve Sahil Güvenlik Komutanlığına denilmek suretiyle, “Bakanlığın ilgili yönetmelikle belirlediği kişiler” ya da çevre yönetimi hizmeti kapsamında özel firmaların, birimlerin denetim yapması hukuken de mümkün değildir. Bu konuda daha önce getirilen düzenleme yukarıda belirtildiği gibi Anayasa Mahkemesi’nin 15/1/2009 tarihli ve E.:2006/99, K.:2009/9 sayılı kararıyla iptal edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin bu yönde denetim yetkisinin devredilmesine ilişkin kararlarında, özel hukuk tüzel kişilerine denetim yetkisinin devrini Anayasa’nın 128. maddesine aykırı bulmuştur.

Anayasa Mahkemesi’nin 13.01.2011 tarihli ve E.2007/2, K.2011/13 sayılı kararında, 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu’nun 15. maddesi ile ilgili olarak şöyle denilmektedir: “iptali istenilen kuralda, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının gerekli gördüğü hallerde Yasa’nın 5., 6., 7. ve 8. maddelerinde belirtilen yetkilerini kısmen veya tamamen Türkiye Tohumcular Birliğine, kamu kurum ve kuruluşlarına, özel hukuk tüzel kişilerine veya üniversitelere; şartları belirlenmek kaydıyla, süreli veya süresiz olarak devredebileceği öngörülmektedir. Kuralda Bakanlığın devredebileceği yetkiler,(...) 8. maddede tohumlukları yetiştiren, işleyen ve satışa hazırlayan, dağıtan, satan gerçek veya tüzel kişilerin yetkilendirilmesi ve denetlenmesine, ticarete arz edilen tohumlukların standartlara uygunluğu ile etiket ve ambalaj bilgilerinin doğruluğunun denetlenmesine ilişkindir. (...) Tohumluğun üretimine, ithal ve ihracatına izin verilmesi, tohumluk sertifikasyonu, tohumculuk ile ilgili faaliyetlerde yetkilendirme ve bunların denetlenmesi, ticarete arz edilen tohumlukların standartlara uygunluğu ile etiket ve ambalaj bilgilerinin doğruluğunun denetlenmesi işlemlerinin kamu hizmeti niteliği taşıdığı kuşkusuzdur. İptali istenilen kural ile Bakanlığın bu konuda haiz olduğu yetkileri gerekli gördüğü hallerde kısmen veya tamamen Türkiye Tohumcular Birliğine, kamu kurum ve kuruluşlarına, özel hukuk tüzel kişilerine veya üniversitelere; şartları belirlenmek kaydıyla, süreli veya süresiz olarak devredebileceğinin öngörüldüğü, Bakanlığın kuralda belirtilen yetkileri vermesi halinde de denetim ve gözetim görevinin devam edeceği açıktır.

(...) İptali istenilen kural ile Bakanlığın; Birliğe, kamu kurum ve kuruluşlarına, özel hukuk tüzel kişilerine veya üniversitelere devredebileceği yetkilerinden olan denetleme görev ve yetkisi idarenin kolluk etkinlikleri içinde yer alan, genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken bir kamu hizmeti olup, idarenin asli ve sürekli görevlerindendir. Anayasa’nın 128. maddesine göre de, kolluk faaliyetleri arasında yer alması nedeniyle denetleme yetkisinin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi zorunludur. İptali istenilen kuralda özel hukuk tüzel kişileri dışında yetki devri yapılabilecek Türkiye Tohumcular Birliği, kamu kurum ve kuruluşları ve üniversiteler kamu tüzel kişiliğine sahip olup, Anayasa’nın 128. maddesi kapsamındadır.

Ancak, bunlar dışında Bakanlığın denetim yetkisini tümüyle özel hukuk tüzel kişilerine devretmesi veya onlarla paylaşması ise olanaklı değildir .”

diyerek maddedeki “...özel hukuk tüzel kişilerine...” ibaresinin, “denetim” yönünden Anayasa’nın 128. maddesine aykırı olduğuna karar vermiştir.

Aynı şekilde, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun’da değişiklik yapan 6094 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesiyle, 5346 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 6/C maddesinin son fıkrasında “Bu Kanun kapsamındaki üretim tesisleri ile elektrik üretimi yapılan diğer tesislerin lisansı kapsamındaki inceleme ve denetimi EPDK (Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu) tarafından yapılır veya gerektiğinde masrafları ilgililerine ait olmak üzere EPDK tarafından yetkilendirilecek denetim şirketlerinden hizmet satın alınarak EPDK tarafından yaptırılabilir. Denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Bakanlık görüşü alınmak kaydıyla EPDK tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” denilmiştir.

Bu hükümle ilgili Anayasa Mahkemesi incelemesinde, hükmün Anayasa’nın 2, 7 ve 10 uncu maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Söz konusu kararın gerekçesinde Mahkeme şöyle demiştir: “(...) Hizmet satın alınarak yaptırılacak denetimde, denetim şirketlerinin yetkilerinin sınırları, söz konusu denetim sonuçlarının EPDK yönünden bağlayıcılık taşıyıp taşımadığı ve bu aşamada EPDK’nın denetim yetkisinin ayrıca devam edip etmediği, lisans kapsamında yapılan inceleme ve denetimlerde denetlenen şirket ile denetleyen şirketin yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediğinin ya da usulsüzlük yapıldığının tespiti halinde uygulanacak yaptırım ve sonuçları, denetimin tekrarlanabilirliği hususlarında dava konusu kuralda bir açıklık bulunmamakta, denetim şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esasların Bakanlık görüşü alınmak kaydıyla EPDK tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceğinin belirtilmesi ile yetinilmektedir.

(...) Denetim şirketlerinin yetkileri ve nitelikleri ile bu şirketlerce yapılacak denetimin usul ve esaslarına ilişkin temel ilkeler belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme organına düzenleme yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturur.

(...) Denetim şirketlerince yapılacak denetimin usul ve esaslarına ilişkin temel ilkelerin belirlenmemesi, söz konusu kuralın belirsizliğine de yol açmakta ve bu belirsizlik, Anayasa’nın 2. maddesine aykırılık oluşturduğu gibi dava konusu kural yönünden Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceğini öngören Anayasa’nın 128. maddesi yönünden yapılacak denetime de engel oluşturmaktadır.

(...) Dava konusu kuralda, (...) inceleme ve denetimin EPDK tarafından yapılması halinde denetlenen bakımından mali bir külfete yol açmamakta iken söz konusu denetimin EPDK tarafından yetkilendirilen denetim şirketlerinden hizmet satın alınarak yaptırılması halinde denetim masraflarının denetlenenden alınması sonucuna yol açan düzenleme, denetlenenler yönünden aynı hukuki konumda bulunan şirketlere farklı işlem ve yükümlülükler getirilmesi sonucunu doğurmakta ve eşitlik ilkesine de aykırı bulunmaktadır.” gerekçesine yer verilmiştir.

Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi, denetim yetkisinin münhasıran kamu görevlileri tarafından yürütülmesi gereken bir yetki olduğu ve denetimin özelleştirilmesinin Anayasa’nın 128. maddesine aykırı olduğu görüşündedir.

Ayrıca dava konusu kural belirsiz ve öngörülemez olup Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesine de aykırılık oluşturmaktadır.

Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın 2., 7., 123., 128. ve 153. maddelerine aykırıdır ve iptaline karar verilmesi gerekir.

2- 7410 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değiştirilen 2872 sayılı Kanun’un 20. maddesinin birinci fıkrasının (m) bendinde yer alan “ya da çevre danışmanlık firmalarından hizmet almayanlara” ibaresi ile aynı bentte bulunan “veya Bakanlıkça yetkilendirilen kişiyi bulundurmayanlara” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı

7410 sayılı Kanun’un 5. maddesi ile 2872 sayılı Kanun’un 20. maddesinde değişiklikler yapılmıştır. Bu çerçevede birinci fıkrasının (m) bendine yer alan “çevre yönetim birimini kurmayanlara” ibaresi, “çevre yönetimi hizmeti almayanlardan; çevre yönetim birimini kurmayanlara ya da çevre danışmanlık firmalarından hizmet almayanlara” şeklinde; “çevre görevlisi bulundurmayanlara ya da Bakanlıkça yetkilendirilmiş firmalardan hizmet almayanlara” ibaresi, “çevre mühendisi veya Bakanlıkça yetkilendirilen kişiyi bulundurmayanlara” şeklinde değiştirilmiştir.

Esasen yukarıda 4. madde ile yapılan değişiklikler bu madde ile Kanun’un diğer hükümlerine uyarlanmıştır. 2872 sayılı Kanun’un 20. maddesinde idari para cezaları düzenlenmektedir. Buna göre (m) bendinde Kanun’un ek 2’nci maddesinde öngörülen çevre yönetimi hizmeti almayanlardan; çevre yönetim birimini kurmayanlara ya da çevre danışmanlık firmalarından hizmet almayanlara 6.000 Türk Lirası (32.855 TL), çevre mühendisi veya Bakanlıkça yetkilendirilen kişiyi bulundurmayanlara 4.000 Türk Lirası (21.903 TL) idarî para cezası verilmesi öngörülmektedir.

Görüldüğü gibi Bakanlıkça yetkilendirilecek kişinin, çevre mühendisi ile aynı görevi yapabileceği bu maddede de vurgulanmaktadır. bu yönüyle, çevre görevlisi pozisyonunun isim olarak değiştirildiği anlaşılmaktadır. "bakanlıkça yetkilendirilen kişi" ifadesi, çevre yönetimi hizmetini çevre mühendisi olmayan kişilerin de yapabilmesinin yolunu açmaktadır. Bu ifade ile Bakanlığa, çevre mühendisleri dışında da yetkilendirme yapma yetkisi vermektedir. Mevcut durumda uygulanan ve çevre mühendislerinin mesleki haklarını yok sayan çevre görevlisi düzenlemesinden farklılık göstermemektedir.

Ancak yukarıda açıklandığı gibi Bakanlıkça yetkilendirilen kişinin kim olacağı konusunda hiçbir ilke ve kural yer almamaktadır ve bu kural, Anayasa’nın 2., 7. ve 123. maddelerine aykırıdır. Yukarıda 4. maddeye ilişkin olarak söz konusu maddeler bakımından yapılmış olan açıklamalar aynı şekilde bu kural için de geçerlidir.

Aynı şekilde denetim yetkisini özel hukuk tüzel kişilerine bırakan kural da, yukarıda 4. maddeye ilişkin açıklamalar çerçevesinde Anayasa’nın 2., 7, ve 128. maddelerine aykırıdır. Yukarıda 4. maddeye ilişkin açıklamalar aynı şekilde bu kural için de geçerlidir.

Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 7., 123. ve 128. maddelerine aykırıdır ve iptaline karar verilmesi gerekir.

3- 7410 sayılı Kanun’un 30. maddesiyle 7261 sayılı Türkiye Çevre Ajansının Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (ğ) bendinin Anayasa’ya Aykırılığı

7410 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 7261 sayılı Türkiye Çevre Ajansının Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 4. maddesinde değişiklikler yapılmıştır. Maddenin birinci fıkrasına eklenen (ğ) bendinde “Bakanlık tarafından Ajansa kullanma izni verilen veya kiralanan, Kıyı Kanunu kapsamındaki devletin hüküm ve tasarrufu altında yer alan alanlarda; mapa ve şamandıra sistemleri kurmak, işletmek, deniz araçlarına atık alım hizmetlerini vermek ve bu hizmetlerin verilmesini sağlamak.” hükmü ile Çevre Ajansının yetkileri genişletilmiştir.

Madde gerekçesinde, “Denizlerimizin su kalitesinin bozulmaması, denizaltı biyoçeşitliliğinde azalma yaşanmaması, en büyük karbon yutak alanlarından olan, oksijen ve besin kaynağı olması sebebiyle denizlerin ormanları olarak tanımlanan deniz çayırlarının korunması, tekne ve yatlarda biriktirilen evsel atıkların denizlere boşaltılmaması ve kıyıdaki doğal yapının zarar görmemesi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yürütülen mapa şamandıra projelerinin ihtiyaç kapsamında Türkiye Çevre Ajansı Başkanlığı eliyle yapılması gerekliliği doğmuştur. Madde ile tekne ve yatların gelişigüzel demir ve çapa atarak deniz canlılarının beslenme, barınma ve üreme bölgeleri olan ve IUCN kriterlerine göre nesli kritik derecede tehlike altında bulunan deniz çayırlarına zarar vermesinin, koylardaki ağaçlara bağlanan tekne halatlarının yeşil bitki örtüsünü tahrip etmesinin, yatların atık boşaltımı yaparak koyları kirletmesinin ve sualtı ekolojisinin yok olmasının önüne geçilmesi hedeflenmektedir. Yine, maddeyle Bakanlık tarafından Ajansa kullanma izni verilen veya kiralanan, 3621 sayılı Kıyı Kanunu kapsamındaki devletin hüküm ve tasarrufu altında yer alan alanların işletmesi ve işlettirmesi konularında düzenleme yapılmaktadır. Ayrıca, Ajansın, ihtiyaç hâlinde bu maddede sayılan faaliyetleri özel hukuk tüzel kişiliğini haiz şirketler kurarak veya devralarak gerçekleştirebilmesine yönelik düzenleme yapılmaktadır.” denilmektedir.

7261 sayılı Türkiye Çevre Ajansının Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi gereğince, Çevre Ajansı, çevre kirliliğini önlemek ve yeşil alanların korunmasına, iyileştirilmesine ve geliştirilmesine katkı sağlamak, döngüsel ekonomi ve sıfır atık yaklaşımı doğrultusunda kaynak verimliliğini artırmak ile ulusal ölçekte depozito yönetim sistemi kurulmasına, işletilmesine, izlenmesine ve denetimine yönelik faaliyetlerde bulunmak amacıyla kurulmuştur.

Dava konusu kural ile Çevre Ajansına kıyı alanlarını işletilme yetkisi tanınmıştır. Ancak bu durum, Çevre Ajansının öne sürülen kuruluş amacıyla kesinlikle bağdaşmamaktadır. Ajansın görevi, çevresel kirlilikleri önlemek iken, kıyılardaki ve denizdeki kirliliği önlemeye yönelik maddelerle birlikte Ajansa bu konuda kirlilik bildirimi gibi görevler yüklenileceğine, kıyılarda, korunan alanlarda turizm işletmeciliği görevi verilmektedir. Bu durumda Ajansın kendi faaliyetleri kirlilik kaynağı haline dönüşecektir. Anayasa’nın 43. maddesinde “Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.

Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.

Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir.” hükmüne yer verilmiştir.

Anayasa’nın 56. maddesi de, “Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” kuralını öngörmektedir.

Dava konusu kural ile çevre ajansı söz konusu kıyı alanlarını özel sektör eliyle yürütecek, kıyılarda yapılaşmalara gidecektir. İptali istenilen madde ile kıyılara erişim kısıtlanacak, yapılaşmalar söz konusu olacaktır. Oysa kamu eliyle koruyucu yaklaşım, hem iklim krizi hem de çevresel riskler konusunda daha ciddi adımlar atılmasını sağlayacaktır. Şamandıra, mapa gibi yapılar deniz ekosistemine zarar vermektedirler. Deniz altındaki mercan resiflerinin karbon tutan yapılar olduğu gerçeğinden hareketle, söz konusu doğal bitki örtülerinin yok olmaması için doğru kullanılmaları gerekmektedir. Kanun değişikliği, hassasiyetle sürdürülmesi gereken faaliyetin merkez üzerinden taşore edilmesi anlamına gelmektedir. Bu bağlamda madde gerekçesi ile çelişmektedir.

Çevre ajansının kıyılarda tesis kurması ve tesis işletmesi, çevre kirliliğini önleme ödeviyle bağdaşmamaktadır. Bir denetim organı olması gereken Ajans işletmeciye dönüşmüştür. Bu durumda denetim görevini hakkıyla yapması mümkün değildir. Kaldı ki, ihtilaflı düzenleme, Ajansa atfedilen bu yeni yetkinin Devletin kıyıları koruma yükümlülüğüne uygun şekilde gerçekleştirilebilmesi için hiçbir güvence öngörmektedir. Bu nedenle kural, Anayasa’nın 43. ve 56. maddelerine aykırılık içermektedir.

Çevre Ajansının, bu görevi özel hukuk tüzel kişiliğini haiz şirketler eliyle yürüteceği madde metninde de belirtilmiştir. Bu ise, denizcilik hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve halkın her kesimi tarafından ulaşılabilir hale getirilmesi önünde ciddi engel teşkil etmektedir. Bu düzenleme ile denizcilik hizmetlerinin pahalı hale getirilmesi ve bu hizmetlerden sadece belirli bir kesimin yararlanmasının önü açılmaktadır. Kamu yararının gözetilmesi gereken söz konusu uygulamalar özel şirketlere devredilmemelidir. Konu ile ilgili etütleri yapacak, yaptıracak kurum bakanlıktır. Düzenlemeler ise ancak bu yapılacak etütler sonucunda ortaya çıkacak ölçüme dayalı veriler sonucunda oluşturulacak “haritalar” esas alınarak kesin ve sert bir şekilde uygulanması gereken unsurlardır. Madde gerekçesinde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yürütülen mapa şamandıra projelerinin ihtiyaç kapsamında Türkiye Çevre Ajansı Başkanlığı eliyle yapılması gerekliliği doğmuştur denilmiştir. Ancak, söz konusu ihtiyacın içeriği net olarak paylaşılmamaktadır. Ayrıca, Çevre ajansı eliyle yapılması planlanan projeler, özel şirketler eliyle yürütülecektir.

Öte yandan, iptali istenen (ğ) bendinde sayılan hizmetlerin yerine getirilme usulleri de belirsizdir. Bu hizmet kapsamında nasıl yapılar, tesisler kurulacağı hususu düzenlenmemiştir. Yine bu hizmetlerin yerine getirilmesi esnasında Devletin kıyıları koruma yükümlülüğüne uygun davranılması için hiçbir güvence de öngörülmemiştir. Söz konusu hüküm, bu yönüyle belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine de aykırıdır. Kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem de içermemesi nedenleriyle hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamakta, dolayısıyla Anayasa’nın 2. maddesine aykırı düşmektedir.

Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 43. ve 56. maddelerine aykırıdır, iptaline karar verilmesi gerekir.

III. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ

10.06.2022 tarih ve 7410 sayılı Çevre Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un iptali istenen kuralları yukarıda açıklandığı gibi Anayasa’nın pek çok maddesine aykırıdır ve uygulanması halinde telafisi imkânsız sonuçlar doğuracağı açıktır. İptali istenen düzenlemeler pek çok farklı kanunda Anayasa’ya aykırı düzenlemeler öngörmektedir. Çeşitli faaliyetlerin çevreye uygunluğu denetim yetkisinin özel hukuk tüzel kişilerine devrinden Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü personeline yapılacak döner sermaye ödemelerine kadar pek çok Anayasa’ya aykırı hüküm dava konusu kanunda yer almaktadır.

Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı gibi temel Anayasal ilkeleri ihlal eden, temel Anayasal ilkeleri ve insan haklarını ihlal eden kurallar Anayasa’nın pek çok hükmüne aykırı olup, birey haklarını olduğunu kadar kamu yararını da ihlal etmektedir. Anayasal düzenin hukuka aykırı kural ve düzenlemelerden en kısa sürede arındırılması, hukuk devletinin temel gereğidir. Anayasa’ya aykırılıkların sürdürülmesi, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyecektir. Hukukun üstünlüğünün sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesi hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacaktır.

İptali istenen kuralların uygulanmasından kaynaklanan ağır temel hak ihlallerinin bir an önce sona erdirilmesi ve daha ağır ve telafisi imkânsız sonuçlar doğurmasını engellemek amacıyla Anayasa’ya açıkça aykırı olan ve iptali istenen hükümlerin iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesi’ne dava açılmıştır.

IV. SONUÇ VE İSTEM

Yukarıda açıklanan gerekçelerle, 10.06.2022 tarih ve 7410 sayılı Çevre Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un,

1- 4. maddesiyle değiştirilen 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 2. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Çevre yönetimi hizmeti” tanımında yer alan “çevre danışmanlık firmaları veya Bakanlığın ilgili yönetmelikle belirlediği kişiler” ibaresi ile “çevre danışmanlık firması” tanımının, Anayasa’nın 2., 7., 123., 128. ve 153. maddelerine,

2- 5. maddesiyle değiştirilen 2872 sayılı Kanun’un 20. maddesinin birinci fıkrasının (m) bendinde yer alan “ya da çevre danışmanlık firmalarından hizmet almayanlara” ibaresi ile aynı bentte bulunan “veya Bakanlıkça yetkilendirilen kişiyi bulundurmayanlara” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 7., 123. ve 128. maddelerine,

3- 30. maddesiyle 7261 sayılı Türkiye Çevre Ajansının Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (ğ) bendinin, Anayasa’nın 2., 43. ve 56. maddelerine

aykırı olduğundan iptallerine ve uygulanması halinde giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar olacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.

.”

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

“çevredanışmanlıkyönetmelikleçevrefıkrasınabiriminiiptaldeğiştirilmesindemühendisikişiler”talebidirbakanlıkçabulundurmayanlara…”yürürlüklerinintarihlihizmetbirimiçevre“veyaanayasa’nınhizmeti”kanun’un“…çevrebendindefıkrasınıneklenensürülerekalmayanlara”aykırılığıfıkrasındabulundurmayanlarafirmalardanyönetimkanunubulundurmayanlara”ajansınınbakanlığınbendininiptallerinetanımınındeğişiklikfirmalarıkurulmasıdurdurulmasınagörevlisi”yapılmasınaalmayanlardanbirinciyetkilendirilmişkurmayanlara…”hizmetimaddelerinekişiyinumaralıkonusubelirlediğikurmayanlarafirmalarındanalmayanlara…”kanunlardaibaresininkanunu’nungörevlisifirması”türkiyemaddesiyleyetkilendirilenmaddesininşeklindeyönetimi

Kaynak: karar_anayasa

Taranan Tarih: 28.01.2026 03:06:24

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim