Anayasa Norm Denetimi: 2023-203 Sayılı 30-11-2023 Tarihli Karar: İtiraz-Esas - Ret
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Anayasa Mahkemesi Kararı
30 Kasım 2023
II. İNCELEME SONUÇLARI
| Normun Numarası – Adı | Madde Numarası | İnceleme Türü – Sonuç | Sonucun Gerekçesi | Dayanak Anayasa Hükümleri | Erteleme Süresi |
|---|
“Belirtilen konu ile ilgili olarak, mahkememizce, somut norm denetimi yolu ile iptal/itiraz başvurusuna konu edilen kanun hükmünün, Anayasa'nın 2, 5, 13, 35 ve 36. maddelerine uygun düşmediği mülahaza edilmiştir. Aykırılık başvurusunun esbabı mucibesinin izah olunmasından evvel, belirtilen Anayasa maddelerine yer vermekte fayda olacaktır.
I. Cumhuriyetin nitelikleri
Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
V. Devletin temel amaç ve görevleri
Madde 5 – Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.
II. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması
Madde 13 –Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
XII. Mülkiyet hakkı
Madde 35 – Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.
A. Hak arama hürriyeti
Madde 36 – Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
İtiraz başvurusunun konusu olan kanun hükmü, Anayasanın, belirtilen maddelerindeki birtakım kurallar, temel hak ve hürriyetler ile bu hakların amaç, kapsam ve sınırlarının bir arada değerlendirilmesi neticesinde aşağıdaki izah edileceği üzere Anayasadaki belirli hükümlere aykırıdır. Bu aykırılıkların hukuki ve fiili sebeplerinin açıklanmasından önce hukuk davalarında teminat alınması usulü ile teminat müessesesine değinmek isabetli olacaktır.
Teminat kavramı maddi hukuk ve usul hukuku bağlamında farklı şekilde tarif edilebilir. Borçlar hukuku anlamında teminat, bir borcun zamanında ve uygun biçimde ödenmesini sağlayan bir işlem veya belli bir hukuki duruma ulaşmak için verilen garantidir.
Teminat müessesesinin amacı ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümleri göz önünde bulundurularak teminat kavramının usul hukuku bağlamında tanımı yapılacak olur ise, teminat; kanunda tahdidi olarak sayılan durumlardan biri içerisinde bulunan davacının, müdahilin veya takibe girişmek isteyen kimsenin, henüz hukuki işlemlere girişmeden önce karşı tarafın yargılama ve takip giderleri sonucunda oluşacak muhtemel zararını, mahkemenin belirlediği veya tarafların kendi aralarında belirledikleri miktar esas alınarak depo etme mecburiyetidir. ( Aziz Serkan Arslan, HMK Hükümlerine Göre Teminat Kurumu ve Dava Şartı Niteliği, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 16, Özel Sayı 2014, s. 943-974 (Basım Yılı: 2015) Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez’e Armağan, s. 945; Yavuz, Cevdet/Acar, Faruk/Özen, Burak; Borçlar Hukuku Dersleri, Özel Hükümler, 8. Bası, İstanbul 2010, s. 589.)
Belirtilmelidir ki, İİK 259/1'de sözü edilen teminat usul hukuku ile ilgili bir teminattır. HMK'da teminat gösterme yükümlülüğü 84 ve 89. maddeler arasında düzenlenmiştir. Sözü edilen maddeler arasında düzenlenen teminat gösterme yükümlülüğü, kural olarak, özel mahkeme genel mahkeme ayrımı yapılmaksızın bünyesine uygun düşen bütün hukuk davalarında uygulama alanı bulur.
Medeni usul hukukunun temel kanunu olan HMK'da düzenlenen teminat, açık bir şekilde hukuk davalarındaki ihtiyati tedbir ve benzeri müesseseler ile ilgili konular için geçerlidir. İcra İflas Hukukunun temel kanunu olan İİK'da düzenlenen teminat ise takip hukuku işlemlerinde ve ihtiyati haciz kararlarında uygulanır.
İİK 257 ve devamında düzenlenen ihtiyati haciz müessesesi, icrai hacizden önce gelen, icrai haciz sonucunda alacağın teminat altına alınmasına olanak sağlayan geçici bir emniyet tedbiri, bir tür hukuki koruma olarak tanımlanabilir. İhtiyati haczin icra takip işlemi olup olmadığı hususu öğretide tartışmalıdır. Başvuru kararının amaç ve kapsamı dikkate alınarak bu yöndeki görüşlere yer verilmesine gerek görülmemiştir.
Yapılan açıklamalar doğrultusunda özellikle vurgulanmalıdır ki, HMK'da düzenlenen ihtiyati tedbir ile ilgili olarak HMK 85/1-a maddesine göre, davacının adli yardımdan yararlanması, teminat gerektirmeyen hâllerden biri olarak sayılmıştır. Fakat, aynı düzenlemeye, kanun koyucu tarafından belki bilinçli bir tercih olarak İİK'da yer alan ihtiyati haciz için yer verilmemiştir. Bir başka ifade ile ihtiyati haciz talebinin kabulü halinde davacıdan teminat alınması kanunun emredici hükmüdür. Teminat alınmaması hakimin takdirine bırakılmamıştır.
İşte başvurunun konusu da tam bu noktada başlamaktadır.
Konunun daha iyi anlaşılması için ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz müesseselerinin tanımları, hukuki nitelikleri ile aralarındaki benzerlik ve farklılıklar ile doğurdukları hukuki sonuçlara kısaca değinilmelidir.
İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz geçici hukuki koruma yöntemlerindendir. İhtiyati tedbir, kesin hükmün sonucuna kadar, hükmün infazını engelleyecek tehlikeyi ortadan kaldırmak amacı taşıyan geçici bir hukuki korumadır. İhtiyati haciz ise, alacaklının bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence altına almak için mahkeme kararı yoluyla, borçlunun mallarına geçici olarak el konulmasıdır ve ihtiyati tedbirin özel bir çeşididir.
İhtiyati haciz yalnızca para ve teminat alacakları hakkındaki davalarda veya icra takiplerinde sözkonusu olduğu halde, ihtiyati tedbir kural olarak paradan başka şeyler (haklar, menkuller, gayrimenkuller) hakkındaki davalarda alınır.
İhtiyati tedbirde çekişmeli ve dolayısıyla dava konusu olan şey (örneğin menkul veya gayrimenkul bir mal) hakkında önleyici nitelikte tedbir alınır. Buna karşılık ihtiyati hacizde, alacaklıya henüz kesin haciz isteme yetkisinin gelmediği bir dönemde alacaklının para alacağının ödenmesi güvence altına alınır.
İhtiyati tedbirin, uygulama alanı en geniş olan geçici hukukî korumalardan olduğu rahatlıkla ifade edilebilir. Öyle ki, ihtiyati tedbir hakkın özüne doğrudan etki eden çok önemli bir hukuki korumadır. İhtiyati haciz de aynı ihtiyati tedbirde olduğu gibi hakkın kullanılmasını çoğu zaman engelleyen mühim bir müessesesidir. Her iki kurumdan hangisinin daha etkili sonuçlara yol açtığı hususu öğretide tartışmalıdır. Ancak şu bir gerçektir ki, iki kurum da birbirinden daha az önemli hukuki sonuçlara yol açmamaktadır. Bunun yanında bu iki kurumun varlığı, hak arama özgürlüğünün kullanılması ve hakkın tecelli etmesinin sağlanmasına oldukça kritik bir önemi haizdir. Ancak ne var ki, ihtiyati tedbir kararlarının adli yardımlı davalarda teminatsız olarak verilebilmesi hukuken mümkün iken aynı şey ihtiyati haciz kararlarında söz konusu değildir.
Başvurunun yapılmasının asıl sebebi de işte bu, sebebi tam olarak anlaşılamayan hukuki düzenleme yahut kişilerin temel haklarının özüne oldukça etkili şekilde dokunan yahut hak arama özgürlüğünü açık bir şekilde engelleyen İİK 259/1'deki emredici hükümdür. Bu hükme göre, ihtiyati haciz talebinin kabulü için teminat alınması mecburidir.
Hem ihtiyati tedbirde hem de ihtiyati haciz taleplerinde yaklaşık ispat kuralı caridir. Bu taleplerin kabulü için iddiaların tamamen ispat edilmesi aranmamaktadır. Bu bakımdan aleyhine ihtiyati hacze hükmedilen tarafın birtakım zararlarının doğması ihtimali gündeme gelmektedir. Teminat kurumu işte bu tür durumlarda karşı tarafın zarara uğrama ihtimali gözetilerek ihdas edilmiştir. Bu yönü ile teminat, Devlet'in tasarrufunda olan harç kurumundan tamamen farklı bir mahiyet taşımaktadır. Yargı harçlarından adli yardım ile muaf tutulan kişi için karşı tarafın herhangi bir zarara uğraması mümkün değildir. Aynı şekilde tazminat davası açanın yargılama giderlerinden muaf tutulması da karşı tarafın herhangi bir zarara uğramasına sebep olmaz. İhtiyati haciz için şart koşulan teminat, tamamen karşı tarafın muhtemel zararlarının giderilmesi için getirilmiş bir düzenlemedir. Ancak buna rağmen adli yardım talebi kabul edilen bir kişiden karşı tarafın ihtiyati haciz sebebi ile zarara uğrama ihtimali gözetilerek teminat alınması taraflar arasındaki adil dengenin talep eden yönünden sağlanamamasını ve onun aleyhine bir durumu gündeme getirmektedir.
Bilindiği üzere istinaf mahkemelerinin fiilen çalışmaya başladığı 2016 yılı itibari ile ihtiyati haciz kararlarının denetimi sadece istinaf mahkemeleri eli ile yürütülmektedir. Uygulamada istinaf mahkemeleri ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için teminat alınmasını öngören İİK 259/1'deki hükmün adli yardımlı olsun veya olmasın her halükarda uygulanması gerektiği görüşündedirler.
Hukuk öğretisinde ise mevcut kanuni düzenlemenin hukuka uygun olmadığı yönünde görüşler bulunmaktadır. Öğretide Özçelik konuyu şu şekilde ifade etmektedir. Adli yardımdan yararlanan bir alacaklının, ihtiyati haciz talebinde bulunması durumunda teminattan muaf tutulacağına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Her ne kadar HMK, teminat göstermenin istisnalarından birisi olarak adli yardımdan yararlanmayı kabul etse de (HMK m. 85/1-a); ihtiyatî haciz talebinde teminat gösterme zorunluluğu hakkındaki düzenleme (İİK m. 259), bu istisnaya atıf yapmamıştır. Bu sebeple olan hukuk (de lege lata) bakımından, alacaklı adli yardımdan faydalansa bile teminat gösterme yükümlülüğünden muaf tutulamamalıdır. Fakat ekonomik durumu adli yardımdan faydalanmayı gerektirecek kadar elverişsiz olan bir alacaklının, ihtiyati haciz talebinde bulunurken teminat göstermesini beklemenin pratik olmadığı açıktır. Dolayısıyla yapılacak bir kanuni düzenleme ile adli yardımdan faydalanan alacaklının teminattan muaf tutulması düşünülmelidir. (Volkan Özçelik, İhtiyatî Haciz Talebinde Bulunan Alacaklının Teminat Gösterme Zorunluluğu, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Y.2018, S.12, s.575 )
Öğretide, Özekes, Berkin, Deynekli/Saldırım ve Uyar da aynı görüşte olmakla birlikte aksi yönde görüşlerin olduğu da bilinmektedir. Başvurunun amaç ve kapsamı bağlamında bu konuda fazla detaya girilmesi uygun görülmemiştir.
Kural ile ilgili Anayasaya aykırılık hususu iki ayrı başlıkta incelenmelidir. Bunlardan ilki, Anayasanın 36. maddesindeki hak arama hürriyetidir. Diğer mesele ise, kuralın Anayasanın 35. maddesinde düzenlenen, mülkiyet hakkı ile bağdaşıp bağdaşmadığıdır.
Anayasanın 36. maddesi bağlamında aykırılık hususunun açıklanması gerekir ise, adli yardımdan yararlanmasına karar verilen bir kimseden, diğer bir söyleyişle adli yardıma muhtaç olan, dava açmak ve davayı ilerletmek için gerekli olan yargılama giderleri ve harçları karşılayabilecek maddi güce sahip olmayan bir kimseden teminat alınmasının mecburi tutulması hak arama hürriyetinin kullanılması için çok önemli bir engel olarak ortada durmaktadır.
Bir misal verilmesi gerekir ise, ihsası rey olarak yorumlanmaması için eldeki davaya benzer başka bir olayda, davacının yaya olarak yolda kurallara uygun şekilde yürüdüğü sırada aşırı alkol alarak trafiğe çıkan bir kimsenin ona çarpması neticesinde yaya olan kişinin vefat etmesi yahut sakat kalması, kolunun bacağının kopması gibi dramatik bir halin meydana gelmesi, malul kalan kişinin mali durumunun oldukça yetersiz olduğu; alkollü araç kullanarak yayaya çarpan kimsenin %100 kusurlu olarak bu kazaya sebep olması ve bu kişinin üzerine kayıtlı bir takım malvarlığı değerlerinin bulunduğu düşünüldüğünde ve ihtiyati haciz için mahkemeye müracaat edildiğinde İİK 259/1'deki emredici kural gereğince adli yardım talebi kabul edildiği halde ihtiyati haciz talebinin kabulü için bu kişiden teminat alınmasının gerekmesi, hak arama hürriyetinin yerine getirilmesi bakımından oldukça ciddi hak ihlallerine sebep olabilecek niteliktedir. Dolayısı ile başvuruya konu edilen kanun hükmü Anayasanın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetine aykırılık teşkil etmektedir.
Kanun hükmü, Anayasanın 35. maddesi ile de bağdaşmamaktadır.
Anayasa Mahkemesi'nin emsal nitelikteki, 22/10/2020 tarih, 2019/100 esas ve 2020/62 karar sayılı kararı ile diğer benzer kararlarında da belirtildiği üzere, mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak şartıyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve üzerinde tasarruf etme imkânı veren bir haktır. Bu bağlamda, malikin, mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin kısıtlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına getirilmiş bir sınırlama niteliğindedir.
Mülkiyet hakkı, taşınır ve taşınmazlardaki ayni haklar için geçerli olduğu gibi şahsi haklar üzerinde de geçerlidir. Anayasa Mahkemesi bu hakkı oldukça geniş olarak yorumlamaktadır. Başvuruya konu kanun hükmü, şahsi hak niteliğindeki maddi ve manevi tazminat haklarının işlerliğinin sağlanması önünde adeta bir engel olarak durmaktadır. Zira, adli yardıma muhtaç bir kimsenin teminat yatırmaya mecbur edilmesi hukuka uygun düşmeyecektir.
Teminat hususunda üzerinde durulması gereken bir diğer mesele ise alınması gereken teminatın miktarıdır. İhtiyati haciz taleplerinde teminat oranı ile ilgili kanunda herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Uygulamada mahkemeler umumiyetle talep miktarının %15'i oranında teminat alınmasına karar vermektedirler. Eldeki davada talep miktarı ... TL'dir. Bu miktarın %15'i ...-TL olmaktadır. Yerleşik uygulamaya uyulduğunda ihtiyati haciz talebinin kabulü için davacılardan bu miktarda teminat alınması gerekecektir. Oysa ki, davacılar adli yardıma muhtaç kimselerdir. Adli yardım talebi yönünden yapılan araştırmada gerçekten de davacıların yargılama giderlerini ve harçları yatırabilecek ekonomik güçlerinin bulunmadığı anlaşılmış ve bu talepleri kabul edilmiştir. Günümüzde yargılama giderleri ve harçların miktarı geçen yıllara göre epey artmış durumdadır. Bilhassa son zamanlarda ekonomik şartlardaki ani ve ciddi bozulmalar sebebiyle fiyatlar genel düzeyinin dramatik şekilde artmış olması ve gelirlerin aynı şekilde artmayarak aradaki makasın açılması ve alım gücünün azalmasından ötürü herhangi bir hakkını mahkemelerde dava açarak arayacak olan kişilerin adli yardım talepleri makul karşılanmalıdır.
Anayasa'nın 13. maddesinde; temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz, denilmektedir.
Buna göre Anayasa'nın 13. maddesi hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini temel bir kural olarak benimsemiştir. Bu çerçevede, Anayasa'nın temel hak ve hürriyetler kısmında düzenlenen mülkiyet hakkına yapılan sınırlamaların Anayasa hükümlerine uygun, ölçülü ve orantılı olması gerekmektedir.
Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu tedbir ihtiva etmesi lazım gelir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da mecburidir. Zira, bu ilke, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, fertlerin bütün fiil ve işlemlerinde Devlet'e güven duyabilmesini, Devlet'in de kanuni düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
Binaenaleyh, adli yardıma muhtaç durumda olan bir kimse için hukuki bir imkan olan adli yardım kurumunun ihdas edilmiş olması ve bu hakkın o kişiye tanınmış olmasına rağmen, ihtiyati haciz talebinin kabulünde o kişiden teminat alınması mülkiyet hakkının özüne uygun düşmediği gibi temel haklardan olan mülkiyet hakkının, Anayasa'nın 13. maddesinde düzenlenen hakların sınırlandırılmasında gözetilecek hususlar gözetildiğinde İİK 259/1 hükmünün mülkiyet hakkı karşısında orantılı ve ölçülü olmadığı görülmektedir.
Anayasa’nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Kamu yararı kavramı, mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır. (Anayasa Mahkemesi, Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, § 53)
İtiraz konusu kuralda, kamu yararını gerektirir bir durum bulunmamaktadır. Kuralın, anayasal bağlamda meşru bir amacı da yoktur. Bu bakımdan kuralın, Anayasa'nın 13 ve 35. maddelerine de aykırı olduğu yargısına varılmaktadır.
Anayasa’nın 2 ve 5. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmede ise, özellikle temel haklardan olan hak arama hürriyeti ile mülkiyet hakkının korunması ve bu haklara müdahalede bulunma usulünün de gene Anayasa'ya ve kanuna uygun olarak yapılması gerektiği, 2. ve 5. maddede düzenlenen hukuk devleti ve adalet ilkelerinin de bunu gerektirdiği, bu bakımdan hak arama hürriyeti ve mülkiyet hakkı ile hukuk devleti ilkesinin birbiri ile bağlantılı olduğu ve mezkur kanun hükmünün, hukuk devleti ve adalet ilkeleri ile de bağdaşmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
İzah olunan sebep ve gerekçeler muvacehesinde, belirtilen kanun hükmünün, yukarıda sıralanan Anayasa'nın ilgili maddelerine aykırı olduğu değerlendirilmiş ve bu şekilde, itiraz başvurusu gerekçelendirilerek Anayasa'ya aykırılık gerekçeleri izah olunmuştur.
ARA KARAR : ( Gerekçeleri Yukarıda Açıklandığı Üzere;)
1-Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 259. maddesinin "İhtiyati haciz isteyen alacaklı hacizde haksız çıktığı taktirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan mesul ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 96. maddesinde yazılı teminatı vermeğe mecburdur. " şeklindeki ilk fıkrasının, adli yardımlı davalar yönünden, Anayasanın 152. maddesi uyarınca Anayasanın 2, 5, 13, 35 ve 36. maddelerine aykırı olması sebebiyle iptali için bu yönde Anayasa Mahkemesi'ne müracaatta BULUNULMASINA,
2-Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 46. maddesi uyarınca, başvuru kararına ilişkin 10.05.2023 tarihli duruşma tutanağının onaylı örneği, dava dilekçesi, cevap dilekçesi, kurumlardan gelen yazı cevapları, keşif tutanağı, bilirkişi raporları, tarafların diğer dilekçelerinin onaylı örnekleri ile dosyaya sunulan diğer belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası halinde Anayasa Mahkemesi'ne üst yazı ile GÖNDERİLMESİNE dair karar verilmiştir.”
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_anayasa
Taranan Tarih: 28.01.2026 03:07:21