Anayasa Norm Denetimi: 2023-175 Sayılı 11-10-2023 Tarihli Karar: İtiraz-Esas - Ret
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Anayasa Mahkemesi Kararı
11 Ekim 2023
II. İNCELEME SONUÇLARI
| Normun Numarası – Adı | Madde Numarası | İnceleme Türü – Sonuç | Sonucun Gerekçesi | Dayanak Anayasa Hükümleri | Erteleme Süresi |
|---|
“...
3402 sayılı Kadastro Kanunu’na, 15.1.2009 günlü, 5831 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle eklenen ek madde 4’ün birinci fıkrasında “6831 sayılı Orman Kanununun 20/6/1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2. maddesi ile 23/9/1983 tarihli ve 2896 sayılı, 5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı kanunlarla değişik 2. maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle, bu Kanunun 11. maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edilir.” hükmü düzenlenmiş olup bu hüküm ile öncesinde orman sınırları içerisinde bulunan ancak daha sonra orman kadastro komisyonlarınca 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarılan ve uygulamada 2/B arazisi olarak adlandırılan taşınmazların fiili kullanıcıları ve muhdesat sahipleri belirlenerek Hazine adına tescil edileceği düzenlenmiş olup 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’un 11. maddesinin (14) numaralı fıkrasında düzenlenen “Kadastro müdürlüklerince 2/B alanları hakkında bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra düzenlenecek güncelleme listelerinde ve kadastro tutanaklarında; bu alanların fiili kullanım durumları, varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu, bu yerlerin ve üzerlerindeki muhdesatın 31/12/2011 tarihinden önce olmak üzere ne zamandan beri kim veya kimler tarafından kullanıldığı gösterilir ve bunlar tescil edildikleri veya kesinleştikleri tarihten itibaren en geç bir ay içinde idareye gönderilir.” hükmü ile de benzer düzenlemeye yer verilmiştir. Her iki Kanun hükmü de 2/B alanlarında yapılacak kadastro çalışmasına ilişkin olup bu düzenlemeleri özel norm- genel norm ilişkisi ile değerlendirmek mümkündür.
Bilindiği üzere bir yerin orman olup olmadığı 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesine göre tespit edilmekte olup aynı Kanun’un 2/B maddesindeki düzenleme uyarınca orman sınırları içerisindeki bir yerin daha sonra orman sınırları dışına çıkarılması mümkündür.
Anayasa koyucu, Anayasa’nın “Ormanların Korunması ve Geliştirilmesi” başlıklı 169. maddesinde hüküm altına alınan “Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir.
Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.
Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.
Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz.” şeklindeki düzenleme ile orman alanlarının korunması, geliştirilmesi ve tahribinin önlenmesi hususlarında Devlete pozitif yükümlülükler yüklemiş olup münhasıran orman suçları için af kanunu çıkarılamayacağını, ormanı yakma, yok etme ve daraltma amacıyla işlenen fiillerin sonuçlarının af kanunları ile ortadan kaldırılamayacağını hüküm altına alarak orman aleyhine işlenen suçları diğer suçlardan farklı bir statüye koyduğuna dair iradesini açıkça ortaya koymuştur.
Orman aleyhine işlenen suçlar 6831 sayılı Orman Kanunu’nda düzenlenmiş olup yerleşik Yargıtay içtihatlarında sıklıkla ifade edildiği üzere öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu kabul edildiğinden orman sınırları içerisindeki bu nitelikteki taşınmaz aleyhine işlenen fiiller dahi 6831 sayılı Kanun’a göre suç teşkil edebilecektir.
Anayasa’nın “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2. maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” şeklindeki düzenleme ile hukuk devleti ilkesinin benimsendiği Anayasa’da açıkça hüküm altına alınmıştır.
Yüksek Mahkeme vermiş olduğu bir kararında (AYM, E.2019/47, K.2021/16, 04/03/2021) hukuk devletini “... Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devletinin ön koşulları arasında hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri bulunmaktadır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir.” şeklinde tanımlamaktadır.
Bu tanımlamalar ışığında yasaların birbiriyle uyumlu olup çelişik hükümler içermemesi, bir kanuna göre suç teşkil eden fiillerin (suç vasfı ortadan kalkmamasına rağmen) farklı bir kanuna göre faillerin lehine sonuçlar doğurmaması, Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir.
Mahkememizce iptalleri talep edilen 3402 sayılı Kanun’un ek 4. maddesinin birinci fıkrasının “...fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle...” şeklindeki ve 6292 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ondördüncü fıkrasının “...bu alanların fiili kullanım durumları, varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu, bu yerlerin ve üzerlerindeki muhdesatın 31/12/2011 tarihinden önce olmak üzere ne zamandan beri kim veya kimler tarafından kullanıldığı gösterilir...” şeklindeki düzenlemeleri ile; 2/B alanlarının orman sınırları dışına çıkarılmayıp henüz orman sınırları içerisinde bulundukları, kısacası orman toprağı kabul edildikleri zamandaki kullanımlarına (işgallerine) hukuken değer verilerek bireylerin orman toprağını kullanmakla hem suç teşkil eden fiilleri işleyip hem de hak sahibi olabilmeleri sonucunu doğuruyor olmaları nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesine açıkça aykırıdır.
Bir fiilin, (kullanma, muhdesat inşa etme) hem 6831 sayılı Kanunun 93. maddesine göre suç teşkil edip (af kanunları ile dahi sonuçlarının ortadan kaldırılamamasına rağmen) hem de Yüksek Mahkemeden iptalleri talep edilen yukarıda yazılı hükümlere göre yapılan kadastro çalışması sonucu kullanıcısı olarak tespit edilerek taşınmazın satın alınma yoluyla malik olunması şeklindeki lehe sonucu yaratıyor olması, Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamaktadır.
Nitekim orman sınırları içerisinde bulunan taşınmazı 6831 sayılı Kanuna göre suç teşkil etmesine rağmen kullanan, taşınmaza muhdesat yapan kişilerin, bu taşınmazın orman sınırları dışına çıkarılması halinde, iptali talep edilen mevcut düzenlemelere göre yapılan kadastro çalışmaları sonucunda, 6292 sayılı Kanun’un “Hak sahibi, başvuru ve doğrudan satış” başlıklı 6. maddesinin ikinci fıkrasındaki “ ..2/B alanlarında bulunan taşınmazlar hakkında bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra düzenlenecek güncelleme listelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkeme kararlarına göre oluşturulacak tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre; bu taşınmazların 31/12/2011 tarihinden önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilecek kişilerden bu taşınmazları satın almak için süresi içerisinde idareye başvuran ve idarece tespit edilen satış bedelini itiraz ve dava konusu etmeksizin kabul edenler de hak sahibi sayılır.” şeklindeki ve üçüncü fıkrasındaki “...Hak sahiplerinden birinci fıkra kapsamında olanlar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, ikinci fıkra kapsamında olanlar ise, güncelleme listelerinin tescil edildiği veya kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren sekiz ay içinde idareye başvurarak, bu taşınmazların bedeli karşılığında kendilerine doğrudan satılmasını isteyebilirler.” şeklindeki düzenlemeler ile yasa koyucu tarafından hak sahibi kabul edildikleri hususunda tereddüt bulunmamaktadır.
Başvuruya konu hükümler mevcut halleriyle, bireyleri suç teşkil etmesine rağmen orman alanlarını işgal etmeye, tahrip etmeye, orman alanlarına kaçak yapılar yapmaya teşvik etmekte ve suç teşkil eden bu fiillere hukuki zemin kazandırmakta olup bu durum Anayasa’nın 169. maddesinin birinci fıkrasındaki “...Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır.” ve üçüncü fıkrasındaki “...Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez.” şeklindeki ormanların korunmasına ilişkin Devlete yüklenen pozitif yükümlülüklere ve ormanlara zarar verebilecek faaliyet ve eylemlere müsaade edilemeyeceğine dair anayasal düzenlemelere açıkça aykırıdır.
Mahkememizde görülen davada dosyada bulunan bilgi ve belgelerden anlaşıldığı üzere; davaya konu taşınmazın 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarılma işleminin 16/11/2017 tarihinde kesinleştiği, davacının 17/5/2006 tarihli, üzerine atılı orman alanlarının işgali, ormandan faydalanma ve orman içinde yerleşilmesi fiili sebebiyle mahkemesince yargılandığı ve suçlu bulunarak 5 ay hapis cezası ile cezalandırıldığı ancak temyiz başvurusu sebebiyle dosya Yargıtay’a gönderildiğinden hükmün kesinleşmediği, yine davacının 29/3/2012 tarihli üzerine atılı aynı fiil sebebiyle mahkemesince yargılandığı ve suçlu bulunarak 3000 TL adli para cezası ile cezalandırıldığı, hükmün Yargıtay onamasından geçerek kesinleştiği, her iki suça konu fiilin konusunu teşkil eden taşınmazın Mahkememizce yapılan keşif sonucu dosyaya sunulan 23/9/2021 tarihli fen bilirkişi raporundan anlaşıldığı üzere Mahkememizde görülen işbu tespite itiraz davasına konu 2/B vasfındaki taşınmaz olduğu anlaşıldığından yukarıda ayrıntıları ile açıklanan Anayasa’ya aykırılık gerekçelerinin dosyaya somut olarak yansımış olduğu görülmektedir.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle yahut 6216 sayılı Kanun’un 43/3. maddesi kapsamında Yüksek Mahkemece değerlendirilebilecek başka nedenlerle; 3402 sayılı Kadastro Kanunu’na, 15.1.2009 günlü, 5831 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle eklenen ek madde 4’ün birinci fıkrasının “...fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle...” bölümünün ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’un 11. maddesinin (14) numaralı fıkrasının “...bu alanların fiili kullanım durumları, varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu, bu yerlerin ve üzerlerindeki muhdesatın 31/12/2011 tarihinden önce olmak üzere ne zamandan beri kim veya kimler tarafından kullanıldığı gösterilir..” bölümünün ayrı ayrı iptalleri hususunda Anayasa Mahkemesi’ne başvurmak gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Sonuç ve İstem : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’na, 15.1.2009 günlü, 5831 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle eklenen ek madde 4’ün birinci fıkrasının “...fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle...” bölümünün ve 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’un 11. maddesinin (14) numaralı fıkrasının “...bu alanların fiili kullanım durumları, varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu, bu yerlerin ve üzerlerindeki muhdesatın 31/12/2011 tarihinden önce olmak üzere ne zamandan beri kim veya kimler tarafından kullanıldığı gösterilir...” bölümünün ayrı ayrı Anayasa’nın 2. ve 169. maddelerine aykırı oldukları görüldüğünden Anayasası’nın 152. maddesi ile 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 40. maddesi uyarınca anılan hükümlerin ayrı ayrı Anayasa’ya aykırı olduğunun tespiti ile iptallerine karar verilmesi arz olunur.”
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_anayasa
Taranan Tarih: 28.01.2026 03:08:12