SoorglaÜcretsiz Dene

Anayasa Norm Denetimi: 2022-138 Sayılı 09-11-2022 Tarihli Karar: İptal-Esas - İptal

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Anayasa Mahkemesi Kararı

Karar Tarihi

9 Kasım 2022

II. İNCELEME SONUÇLARI

Normun Numarası – AdıMadde Numarasıİnceleme Türü – SonuçSonucun GerekçesiDayanak Anayasa HükümleriErteleme Süresi
(4) numaralı Bakanlıklara Bağlı İlgili, İlişkili, Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesim.54/f.1/c.2Esas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık104, 123, 128, 1069 ay
m.55/f.2/c.1Esas - RetAnayasaya esas yönünden uygunluk2, 104, 106
m.55/f.2/c.2Esas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık35, 104, 1289 ay
m.63/f.1Esas - RetAnayasaya esas yönünden uygunluk104, 106, 123
m.63/f.2Esas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık104, 128
m.63/f.3Esas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık35, 104, 1289 ay
m.68/f.8/c.5Esas - Karar Verilmesine/İncelenmesine Yer OlmadığıDiğer
m.68/f.1/b. (ğ)'nin “…her türlü bilgi, veri ve istatistiği toplamak…” kısmıEsas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık20, 1049 ay
m.68/f.1/b. (ğ)'nin “…her türlü bilgi, veri ve istatistiği toplamak…” ibaresi dışında kalan kısmıEsas - İptalUygulanamaz hale gelme9 ay
m.155/f.3/c.2Esas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık104, 128
m.163/f.1Esas - Karar Verilmesine/İncelenmesine Yer OlmadığıNormun yürürlükten kaldırılmış / kaldırılacak olması
m.163/f.2/b. (a), (b), (e), (g)Esas - Karar Verilmesine/İncelenmesine Yer OlmadığıNormun yürürlükten kaldırılmış / kaldırılacak olması
m.163/f.2/b. (c), (ç), (d), (f)Esas - RetAnayasaya esas yönünden uygunluk2, 104, 106, 123
m.163/f.3/b. (a), (b), (ç), (d), (e)Esas - RetAnayasaya esas yönünden uygunluk2, 104, 106, 123
m.163/f.3/b. (c), (f)Esas - Karar Verilmesine/İncelenmesine Yer OlmadığıDiğer
m.234/f.1/b. (t)Esas - Karar Verilmesine/İncelenmesine Yer OlmadığıDiğer
257Esas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık35, 104, 1289 ay
m.304/f.1Esas - RetAnayasaya esas yönünden uygunluk104, 123, 106
m.343/f.2Esas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık35, 104, 1289 ay
m.409/f.1/b. (e)Esas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık35, 104, 1289 ay
m.542/f.1Esas - RetAnayasaya esas yönünden uygunluk2, 104, 133
m.587/f.1'in “…, ücret cetvelleri…bu değerlendirmeler kapsamında yapılacak ödemeler ile…” BölümüEsas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık35, 104, 1289 ay
m.587/f.1'in "Kurumun personel kadroları, ... ile personel performans değerlendirme kriterlerini, ...iş tanımlarını ve göreve karşılık gelen pozisyonları Başkanlığın önerisi üzerine görüşerek karara bağlamak" BölümüEsas - RetAnayasaya esas yönünden uygunluk104, 123, 128
m.594/f.1Esas - RetAnayasaya esas yönünden uygunluk104, 123, 128
m.619/f.1/b.(a)Esas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık104, 1239 ay
m.647Esas - Karar Verilmesine/İncelenmesine Yer OlmadığıNormun yürürlükten kaldırılmış / kaldırılacak olması
m.675/f.1/c.1Esas - RetAnayasaya esas yönünden uygunluk2, 104, 128
m.675/f.1/c.2Esas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık13, 48, 104
m.678/f.1'in “…gerekli gördüğü her türlü bilgiyi…” BölümüEsas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık20, 1049 ay
m.678/f.1'in “…gerekli gördüğü her türlü bilgiyi…” Bölümü Dışında Kalan KısmıEsas - İptalUygulanamaz hale gelme9 ay
m.688/f.2Esas - Karar Verilmesine/İncelenmesine Yer OlmadığıNormun yürürlükten kaldırılmış / kaldırılacak olması
m.690/f.1Esas - Karar Verilmesine/İncelenmesine Yer OlmadığıNormun yürürlükten kaldırılmış / kaldırılacak olması
m.738/f.1/b.(g)Esas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık20, 104
m.759/f.3Esas - Karar Verilmesine/İncelenmesine Yer OlmadığıNormun yürürlükten kaldırılmış / kaldırılacak olması
m.782/f.1/c.2'nin “…ile Uzman ve Uzman Yardımcısı…” KısmıEsas - Karar Verilmesine/İncelenmesine Yer OlmadığıNormun yürürlükten kaldırılmış / kaldırılacak olması
m.782/f.1/c.2'nin “…ile Uzman ve Uzman Yardımcısı…” İbaresi Dışında Kalan KısmıEsas - RetAnayasaya esas yönünden uygunluk2, 104, 123, 128
m.782/f.2/c.2Esas - İptalAnayasaya esas yönünden aykırılık35, 104, 1289 ay
(1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesim.338/f.1/c.2 ve c.3Esas - RetAnayasaya esas yönünden uygunluk104, 117, 123
(4) numaralı Bakanlıklara Bağlı İlgili, İlişkili, Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesim.799/f.1/b. (i)Esas - RetAnayasaya esas yönünden uygunluk104, 117, 123

...

A. CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMELERİNİN (CBK) ANAYASAL ÇERÇEVESİ

21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 16 Nisan 2017 tarihli halkoylamasıyla kabul edilmiş, böylece daha önce 1982 Anayasasının sadece 107. maddesinde belirtilen Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, Anayasanın farklı maddelerinde hem kapsamı genişletilerek hem de niteliği farklılaştırılarak yeniden düzenlenmiştir. 107. maddenin önceki halinde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nin kuruluşu, çalışma esasları ve personel atama işlemlerinin Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenleneceğini belirtiliyordu. Burada bir ad benzerliği dışında iki tür düzenlemenin kapsam ve sınırları açısından oldukça farklı olduğu kabul edilmelidir.

6771 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunu ile getirilen yeni tip Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin temel ilke ve koşulları Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasında ortaya konulmuştur.

“Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir.

Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez.

Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.

Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.

Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.”

Anayasanın 106. maddenin 11. fıkrasına göre de; “Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.”

4 sayılı CBK’nin anayasaya uygunluk denetiminde, yukarıdaki hüküm yanında, Anayasa’da yer alan iki temel ilkenin daha göz önünde bulundurulması gerekir: yasama yetkisinin devri yasağı ve kanuni idare ilkesi.

6771 sayılı Kanun ile Anayasa’dan kaynaklanan doğrudan düzenleme yetkisiyle yürütme fonksiyonu daha da güçlendirilmiştir. Bu noktada Türk anayasa hukukunda tartışılan konulardan biri olan idarenin kanunla düzenlenmeyen bir alanda düzenleme yapıp yapamayacağı hususu üzerinde durulmalıdır. Bu noktada yasama yetkisinin devri yasağı göz önüne alınmalıdır. Anayasa'nın 7. maddesinde, " Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. " denilmiştir. Buna göre, Anayasa'da kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı değildir. Ancak yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamayacağı gibi yürütme organının yasama organı tarafından çerçevesi çizilmiş alanda genel nitelikte hukuksal tasarruflarda bulunması, hukuk devletinin belirlilik ilkesine de aykırı düşmez.” (Anayasa Mahkemesi Kararı E.2013/114 K.2014/184, 4.12.2014)

Mahkeme bir başka kararında ise yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesini şu şekilde ifade etmiştir. “Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesinden ne anlaşılması gerektiği hususu açıklanmıştır. Buna göre, kanunla düzenleme ilkesi, düzenlenen konudan yalnız kavram, ad ve kurum olarak söz edilmesi değil, bunların kanun metninde kurallaştırılmasıdır. Kurallaştırma ise düzenlenen alanda temel ilkelerin konulmasını ve çerçevenin çizilmiş olmasını ifade eder... Anayasa’da öngörülen ayrık durumlar dışında, kanunlarla düzenlenmemiş bir alanda, kanun ile yürütmeye genel nitelikte kural koyma yetkisi verilemez. Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasa kuralının Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması gerekir” (Anayasa Mahkemesi Kararı E.2013/47 K.2013/72, 6/6/2013).

Bununla beraber Anayasa Mahkemesi’nin daha yakın tarihli kararlarında bu içtihadı bir miktar esnettiği görülmektedir. “15... yasama yetkisinin devredilmezliği esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa’nın 7. maddesi ile yasaklanan husus, kanun yapma yetkisinin devredilmesi olup bu madde, yürütme organına hiçbir şekilde düzenleme yapma yetkisi verilemeyeceği anlamına gelmemektedir. Kanun koyucu, yasama yetkisinin genelliği ilkesi uyarınca bir konuyu doğrudan kanunla düzenleyebileceği gibi bu hususta düzenleme yapma yetkisini yürütme organına da bırakabilir.(par. 15).

Yürütmenin türevselliği ilkesi gereğince yürütme organının bir konuda düzenleme yapabilmesi için yasama organınca yetkilendirilmesi gerekmektedir. Kural olarak, kanun koyucunun genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi yeterli olmakla birlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına düzenleme yapma yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturmaktadır. Bu nedenle Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların atanmaları, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda, kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir. Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda, yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz.” (par. 16). (Anayasa Mahkemesi Kararı E.2017/143 K.2018/40, 2/5/2018).

Neticede sadece yakın dönem Anayasa Mahkemesi kararları dikkate alındığında, ilkesel olarak kanun koyucunun “genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi yeterli”dir, denilebilir. Ancak Mahkemenin Anayasa’da farklı kavramlarla ifade ettiği kanunla düzenleme kaydı içeren konularda ise “Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda”, “münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda”, “Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda” genel ifadelerle yetkilendirme yapılması kabul edilemez.

Öte yandan yasal idare ilkesi, Ülkemizde idare hukukunun temelini oluşturur. Anayasanın 123/1. maddesinde karşılığını bulan bu ilke uyarınca “İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.” Bu ilke idarenin kendiliğinden bir teşkilatlanma yetkisi olmadığını bu yetkinin yasama organında olduğunu ifade etmektedir. Anayasa Mahkemesi’ne göre “Bu maddede yer alan düzenleme, idarenin kanuniliği ilkesine vücut vermektedir. İdarenin kanuniliği ilkesi, idarenin ve organlarının görev ve yetkilerinin kanunla düzenlenmesini gerekli kılar.” (Anayasa Mahkemesi Kararı E.2013/114 K.2014/184, 4.12.2014). Bu ilkeyle kamusal kaynakların toplumun hangi tür gereksinimlerinin öncelikle karşılanacağını ve bunun hangi usuller uygulanarak sağlanacağını tespit etme yetkisini yasama organına verir. Ayrıca idarenin toplumsal gereksinimleri karşılarken kamu gücü ve ayrıcalıklarını kullanması ve bunun da kişilerin temel hak ve hürriyetleri üzerinde olumsuz etkiler de doğurabilmesi bu yetkinin yasamaya verilmesi sonucunu getirmiştir.

Yasal idare ilkesi, idarenin eylem ve işlemlerinin hem kanuna dayanmasını, hem de bu eylem ve işlemlerin kanuna aykırı olmamasını ifade eder. Asli ve ilkel bir yetki olan yasama yetkisine dayanarak yasama organı, Anayasaya aykırı olmamak şartıyla, Anayasanın herhangi bir şekilde düzenlemediği bir konuyu düzenleyebilir. Ancak idare, önceden yasa ile düzenlenmeyen bir alanda faaliyette bulunamaz, böyle bir konuda yasadan aldığı bir yetkiye dayanarak bir işlem ve eylemde bulunabilir. 6771 sayılı Kanun öncesinde bunun iki istisnası olduğu kabul edilmekteydi: Biri Cumhurbaşkanının başkanlığındaki Bakanlar Kurulunun çıkardığı sıkıyönetim ve olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri diğeri ise Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin kuruluş ve çalışma esaslarını düzenleyen Cumhurbaşkanlığı kararnamesi. Yasal idare ilkesinin bir diğer sonucu da idarenin eylem ve işlemlerinin kanuna uygun olmasıdır. Zaten Anayasa da 8. maddede “yürütme yetkisi ve görevi Anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir” diyerek bu hususu belirtir (Bkz., Kemal Gözler, İdare Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları http://www\.idare\.gen\.tr/idarehuk\.htm\)\.

6771 sayılı Kanunla getirilen Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, her ne kadar ciddi kısıtlılıklarla çerçevelenmiş olsa da, yürütme organı yasaya dayanmaksızın ilk elden kural koyma, yani asli düzenleme yetkisine sahip olmuştur. Başka bir ifadeyle, yasama organı yanında yürütme organı da Anayasa’da kanun kaydı olan, kanunun açıkça düzenlediği konuları içermemek ve kanunlara aykırı olmamak şartıyla Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ilk elden düzenleme yapabilecektir. Ancak bu durum Fransa’da olduğu gibi yasama ve yürütmenin özerk düzenleme alanlarına sahip olduğu, yani her bir organın düzenleme yapacağı konuların açıkça sayıldığı, şeklinde anlaşılmamalıdır. Çünkü cumhurbaşkanlığı kararnamesine konu olan alan yasama konusu olmaktan çıkmamaktadır. TBMM isterse CBK ile düzenlenen bir alanda yasa çıkarabilir, buna bir engel bulunmamaktadır. “Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.” (madde 104/17) hükmü bu yargıyı doğrulamaktadır. O halde Anayasa’da yasayla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacak iken, ancak Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleneceği belirtilen konularda dahi TBMM yasa çıkarabilecektir.

6771 sayılı Kanun ile Anayasa’nın 7. maddesindeki yasama yetkisinin devri yasağı ve 123. maddedeki idarenin kanuniliği ilkesi muhafaza edilmiş, ancak belirli idari konular Anayasa’da açıkça Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleneceği öngörülmüştür. “Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.” (madde 106/son). Ayrıca 123. maddenin son fıkrasında kamu tüzel kişiliğinin Kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulacağı kuralına yer verilmiştir. Anayasa hükümleri arasında hiyerarşi söz konusu olmadığından, bir çelişki kabul edilmediğinden, bu iki hükmün bir arada, Anayasanın bütünlüğü ve sistematiği içinde bağdaştırılarak yorumlanması gerekir. Gerçekte Anayasa koyucu 123/1. maddede genel kuralı, idarenin kanuniliği ilkesini, koymuş; bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri ile kamu tüzel kişiliği kurulması yönünden bu genel kurala bir istisna getirmiştir. Diğer bir ifadeyle, idarenin kanuniliği ilkesi salt 106/son ve 123/son maddelerde belirtilen hususlar açısından geçerli değildir. Anayasa’nın 123. maddesinin son fıkrasında “kanun veya cumhurbaşkanlığı kararnameleri” dendiğine göre, kanunilik ilkesi öncelik taşımaktadır.

Genel kural ve istisna kural ilişkisine dair kamu hukukunda kabul edilen birtakım yorum ilkeleri vardır: 1. Bir istisna kuralın varlığından söz edebilmek için, bu istisnanın ayrıca ve açıkça konulmuş olması gerekir. 2. İstisna kural, sadece ve sadece genel kuralı koyan makam tarafından konulabilir, başka bir makamın istisna kural getirme yetkisi yoktur. 3. Genel kuralı koyan makam açıkça yetkilendirmedikçe, bir başka makam genel kurala istisna getiremez. 4. İstisna kural koymak, genel kuralı değiştirmek anlamına geldiğinden istisna kural, yorum yoluyla genişletilemez; yani, yorum yoluyla genel kural istisna getirilemez. 5. Genel kuralın geniş yorumlanması esası benimsenmiştir. 6. İstisna kural, dar yorumlanır. Çünkü istisna kural, genel kuralın kapsamını daralttığından genel kuralı değiştirir, oysa onu değiştirme salt genel kuralı koyana aittir. (Bkz., Kemal Gözler, Yorum İlkeleri, http://www\.anayasa\.gen\.tr/yorum\-ilkeleri\-kitaptan\.pdf\)\.

Öte yandan kamu hukukunda mevzuatın açıkça belirttiği bir makama ya da makamın görevlisine verdikleri yetkiler devre konu olamazlar. Yargı kararlarında da yetkinin, mevzuat tarafından kime verilmiş ise, ancak onun bu yetkiyi kullanabileceğini belirtmiştir. Yetki devrinde yetki devredilen makamın devraldığı bu yetkiyi kendinden alt bir makama devrinin yasak olduğu hususu idare hukukunda ve kamu yönetiminde benimsenen görüştür (Bkz. R. Cengiz Derdiman, Yusuf Uysal Türk Kamu Yönetiminde Yetki Devri, http://dergipark\.gov\.tr/download/article\-file/235994 ). Bu anlamda Anayasanın 106. maddenin son fıkrasında belirtilen yetkinin bizzat Cumhurbaşkanlığı tarafından Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kullanılması gerekir.

Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasındaki Cumhurbaşkanlığı kararnameleri normlar hiyerarşisinde yasaya eşdeğer işlemler değildir. Anayasanın bu tür kararnamelerin salt “yürütme yetkisine ilişkin konular”la sınırlı olarak çıkarılacağı öngörmesi bunların yasaya eşdeğer, yasayla aynı düzeyde kurallar olamayacağını gösterir. Çünkü yürütme yetkisi, kanunların uygulanmasına yönelik, kanunlara uygun kullanılması gereken bir yetkidir. Ayrıca aynı fıkrada yer alan “Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz; Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz; Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır; Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.” şeklindeki düzenlemeler, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin yasaya eşdeğer olmadığının bir başka açık delilidir. Bu düzenlemelerden CBK ile düzenleneceği belirtilen konuların yasayla düzenlenmesi halinde bir anayasaya aykırılık oluşturmayacağı ve hatta yasa ile yapılan düzenlemenin CBK’deki düzenlemeyi yürürlükte kaldırma gücüne sahip olduğu anlaşılır.

Kanunsuz emre dair Anayasa’nın 137. maddesinde yapılan değişikliğe bakıldığında ise Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin, Anayasanın konuya ilişkin diğer düzenlemeleri ile birlikte değerlendirildiğinde, normlar hiyerarşisindeki yeri açıkça anlaşılır: “Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir...”.

6771 sayılı Yasa değişikliği ile Cumhurbaşkanına Anayasada tanınan diğer yetkiler ise şöyledir: Anayasanın 123. maddenin son fıkrası ise “Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur” denilerek CBK ile kamu tüzelkişiliği kurulmasına da imkân tanır.

Anayasa, Devlet Denetleme Kurulunu işleyişi, üyelerinin görev süresi ve diğer özlük işleri (m.108/4.) ile Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nin teşkilatı ve görevlerinin Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenleneceğini hüküm altına almıştır(m.118/7.).

124. ve 137. maddelerde yer alan tüzük ibaresi Anayasadan tamamen çıkarılmış, onun yerine Cumhurbaşkanlığı kararnamesi konulmuştur. Yönetmelikleri düzenleyen 124. maddede, “Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.” hükmü yer almıştır. Böylece hukuk düzeninde tüzük denen işlem türünün varlığı sona ermiştir. Ancak bu, tüzük ve cumhurbaşkanlığı kararnamesinin aynı hukuki nitelikte olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır.

Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile yapılabileceği yukarıda belirtilen istisnai işlemler kaynağını doğrudan Anayasadan alan yürütme işlemi niteliğinde kabul edilmelidir.

Öte yandan Cumhurbaşkanı “üst kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler” (madde 104/9).

Son olarak belirtmek gerekir ki olağanüstü hallerde Cumhurbaşkanı, “olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, 104 üncü maddenin onyedinci fıkrasının ikinci cümlesinde belirtilen sınırlamalara tabi olmaksızın Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Kanun hükmündeki bu kararnameler Resmî Gazetede yayımlanır, aynı gün Meclis onayına sunulur.” (madde 119/6). Bu kararnameler kanuna eşdeğer metinler olarak kabul edilmiştir. Ancak bu kararnameler Anayasa Mahkemesi denetimi dışında tutulmuştur.

1. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılmasının sınırları

Anayasanın 104/17. maddesiyle getirilen CBK ile yürütmeye tanınan düzenleme alanı oldukça dar ve sınırlıdır. Bu sınırları şu şekilde açıklamak mümkündür.

1. ) İlk olarak Cumhurbaşkanlığı kararnamesi “yürütme yetkisine ilişkin konularda” çıkarılabilecektir. Maddenin gerekçesinde ise cumhurbaşkanına “genel siyasetin yürütülmesinde yürütme yetkisi ile ilgili ihtiyaç duyduğu konularda kararname çıkarabilme” yetkisi verildiği ifade edilmektedir. Bu nedenle CBK’ler ancak yürütme yetkisinin gerektirdiği hususlarda ihtiyaç duyulduğunda çıkarılabilecek, yasama ve yargı yetkilerinden herhangi birinin alanına giren bir konuda ise CBK çıkarılması mümkün olmayacaktır.

2. ) İkinci olarak CBK’ler “Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler”le ilgili konularda düzenleme yapamaz. Bu yasakla, kişilerin temel haklarını ilgilendiren hususlarda yasa olmaksızın CBK’lerin devreye girmesi engellenmek istenmiştir.

Ancak bu noktada çözümlenmesi gereken soru, sosyal ve ekonomik haklar ve ödevlerin tamamının CBK ile düzenlenip düzenlenemeyeceğidir. Sadece yukarıdaki ifadeden yola çıkarak yapılan bir değerlendirme bu soruya olumlu cevap vermeyi gerektirir. Ancak bu cümlenin aynı fıkradaki diğer hükümler ve anayasanın konuya ilişkin diğer ilke ve kuralları dikkate alınarak, Anayasanın bütünlüğü içinde tartışılması ve anlaşılması gerekir.

Öncelikle aşağıda ayrıntılarıyla belirtildiği üzere, “Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.” Dolayısıyla ilgili maddede yasayla düzenlenmesi kaydı bulunan sosyal ve ekonomik hak ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenemeyecektir. Örneğin Anayasa’nın 42/2. maddesinde “Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.”, 51. maddesinde “Sendika kurma hakkı ... kanunla sınırlanabilir. Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.”, 63. maddesinde tarih, kültür ve tabiat varlıklarından “özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetler kanunla düzenlenir.” denilmektedir. Dolayısıyla belirtilen konuların CBK ile düzenlenmesi mümkün değildir. Eğer böyle bir düzenleme yapılırsa bu hem Anayasa’nın 104/17. maddesine hem de o hak ve ödev için kanun kaydı koyan hükme aykırılık oluşturur. Ancak yasa kaydı içermeyen sosyal ve ekonomik haklar Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin konusu olabilecektir. Örneğin konut hakkını düzenleyen Anayasa’nın 57. maddesi böyledir.

Bir başka açıdan ise 104/17. maddenin ikinci cümlesi, sosyal ve ekonomik haklar alanının CBK ile düzenlenmesini kabul ederken, bu düzenlemenin sınırlarını da belirtir: ilki, fıkranın ilk cümlesindeki CBK’nin sadece yürütme yetkisine ilişkin konularda çıkarılabilmesi, diğeri ise üçüncü cümlesindeki münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda çıkarılmasıdır. Öte yandan Anayasanın 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceği kuralı dikkate alındığında, CBK’ye konu olabilecek sosyal ve ekonomik hak ve ödevlerle ilgili cumhurbaşkanının sınırlama değil sadece bir düzenleme yetkisinden bahsedilebilir. Yani düzenleme ve sınırlama ayrımı dikkate alındığında CBK ile sosyal ve ekonomik haklar ve ödevlerin gerçekleşmesi için birtakım pozitif tedbirleri içeren düzenlemeler yapabilecek, fakat kişilerin bundan yararlanmasını sınırlamayacak denilebilir. Zira anayasal çerçevede, bir hakkın kısıtlanması ancak ve ancak kanun ile yapılabilecektir.

3. ) Üçüncü sınır, “Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.” hükmüdür. Anayasa Mahkemesi tarafından yasama yetkisinin devir yasağı çerçevesinde yürütmenin düzenleme yetkisi izah edilirken kullanılan “münhasıran” kanunla düzenlenmesi gereken konular ibaresi Anayasa kuralı haline getirilmiştir (Anayasa Mahkemesi Kararı Bkz., E.2017/143 K.2018/40, 2/5/2018). Anayasa Mahkemesi’ne göre “Kural olarak, kanun koyucunun genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi yeterli olmakla birlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına düzenleme yapma yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturmaktadır. Bu nedenle Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların atanmaları, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda, kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir. Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda, yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz.”.

Bu nedenle Anayasa’nın münhasıran kanunla düzenlenmesini gerektirdiği konularda yürütmeye düzenleme yetkisi verilirken, yasanın “temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir”. Anayasa Mahkemesi ayrıca, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken birtakım konuları örnek olarak sıralamıştır: “Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların atanmaları, özlük hakları gibi”.

Anayasa Mahkemesi’nin münhasıran kavramını açıklarken verdiği örnekler ve açıklamalardan bir konunun münhasıran yasa alanında olması için Anayasa’nın özellikle ve ısrarla o konunun yasayla düzenlemesini istemesi yasayla düzenlemeye çok özel vurgu yapması gerekmemektedir. Bu çerçevede temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasına dair 13. maddede, sınırlamanın “ancak” kanunla yapılabileceği şartı vardır: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir”. Oysa vergilerle alakalı 73. maddede (vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.) ve kamu hizmeti görevlileriyle alakalı genel ilkeleri koyan 128. maddede (memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.) yasayla düzenleme öngörülmüş, hiçbir özel vurgu yapılmamıştır.

Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konular kavramı bu nedenle yasa kaydı olarak anlaşılmak ve uygulanmak durumundadır. Anayasanın 126. maddesindeki birden çok ili içine alan merkezi idare teşkilatının (bölge teşkilatının) “görev ve yetkileri kanunla düzenlenir”, 127. maddesindeki “Mahalli idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir.”, 128. maddesindeki “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir” ve “üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir” hükümleri buna örnek oluşturur. Özellikle bu son husus, CBK ile yasanın konu itibarıyla iç içe geçme riskini içerir, karmaşaya yol açma ihtimalini barındırır. Çünkü Anayasa’nın 104/9. maddesi Cumhurbaşkanı CBK ile “üst kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları ... düzenler” hükmünü içerirken, üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları 128. maddeye göre yasa ile özel olarak düzenlenmek zorundadır.

Dolayısıyla 104/17. maddede geçen “münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konular” ibaresinin Anayasada “kanunla düzenlenir veya kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır” vb. ifadelerin bulunduğu maddelere bakarak belirlenmesi gerekir. O halde Anayasa’nın bir maddesinde bir konunun yasayla düzenlenmesi öngörülmüşse o konunun Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenmesi Anayasa’nın 7. ve 104/17. maddelerine aykırılık oluşturacaktır.

4. ) Bir diğer sınır ise “Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz” kuralıdır. Bir konu yasa ile açıkça düzenlenmişse Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkartılamaz. Elbette CBK’lerin çıkarılması için kanun hükmünde kararnamelerde olduğu gibi yasa ile yetkilendirme gerekmez. Ancak kanun hükmünde kararnamelerle yasaları değiştirebilirken CBK’ler yasaların açıkça düzenlediği hususlarda bir düzenleme yapamamakta, “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulan”makta, “Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gel”mektedir. Bu hükümler açıkça Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin yasa gücünde olmadığını, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yasaların değiştirilemeyeceğini gösterir.

Bu açıklamalar ışığında Anayasa’nın Cumhurbaşkanı kararnamesiyle doğrudan düzenleme yetkisi verdiği konularda dahi CBK ile kanunlarda değişiklik yapılması mümkün değildir. Örneğin Anayasa’nın 106/son maddesine göre “Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.” Ancak bu, bakanlıkların kurulmasına ilişkin olarak mevcut yasalarda CBK ile değişiklik yapılabileceği anlamına gelmemektedir. Sonuç olarak Anayasa’nın 104. maddesinin onyedinci fıkrasının mevcut hükümleri karşısında hangi konuda olursa olsun CBK ile bir yasayı değiştirmek veya yürürlükten kaldırmak mümkün değildir.

2. CBK’lerle ilgili Olarak Anayasa Mahkemesi Denetiminin Kapsamı

Anayasa Mahkemesi’nin denetim kapsamına giren işlemlerden biri de Cumhurbaşkanlığı kararnamesidir. Anayasa’nın 148., 150., 151., 152. ve 153. maddelerinde daha önce mevcut olan kanun hükmünde kararname yerine Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ibaresi konulmuştur.

Anayasa’nın 148. maddesi bu konuda gayet açıktır: “Anayasa Mahkemesi, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. ... Ancak, olağanüstü hallerde ve savaş hallerinde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.”

Bu maddede yapılan değişiklikle Anayasa’nın 2017 öncesi halinde 91. maddede düzenlenen ve 6771 sayılı Kanun ile kaldırılan kanun hükmünde kararname ifadesi yerine Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ibaresi konulmuştur. Ayrıca olağanüstü kanun hükmünde kararnamelerde olduğu gibi olağanüstü hallerde ve savaş hallerinde çıkarılan CBK’lerin de anayasallık denetiminin yapılamayacağı ifade edilmiştir.

150. maddede ise Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin iptali için dava açma hakkının kimlere tanındığı belirtilir: Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin, “Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açabilme hakkı, Cumhurbaşkanına, Türkiye Büyük Millet Meclisinde en fazla üyeye sahip iki siyasi parti grubuna ve üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere aittir.” Anayasa, ayrıca, itiraz dava yolunda, yani Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesinde, “Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir ... Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.” demektedir (madde 152). Cumhurbaşkanlığı kararnameleri bir davaya uygulanacak kural olduğunda söz konusu CBK hükmü somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi önüne götürülebilecektir.

153. maddede ise Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hakkında verilen iptal kararının, kararın Resmî Gazete’de yayımlanması ile hukuki sonucunu doğuracağı ifade edilmiş, Anayasa Mahkemesi’ne iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilme imkanı da tanınmıştır.

Anayasa Mahkemesi bu denetimi nasıl ve hangi çerçevede yapmalıdır? Yargısal denetimde Anayasa Mahkemesi öncelikle bir CBK’nin Anayasa’da CBK ile düzenlenmesi öngörülen hususlarda düzenleme içerip içermediği yani yetki yönünden denetleyecektir. Dolayısıyla CBK yetki kapsamı dışında bir konuyu düzenlemişse doğrudan yetkisizlik dolayısıyla iptal edilmelidir. CBK’nin yetki kapsamı içinde olduğu sonucuna varırsa Anayasa Mahkemesi bu kez düzenlemenin esas bakımından Anayasa’nın ilgili maddelerine uygunluğunu inceleyecektir. Her ne kadar Anayasa’nın 148. maddesinde CBK’lerin şekil ve esas bakımlarından Anayasa’ya uygunluk denetiminden söz edilmişse de bu denetim 104. maddenin 17. fıkrasındaki koşulların bir bütün olarak Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesini gerektirir. Çünkü Anayasa’da, Cumhurbaşkanına ancak fıkrada belirtilen sınırlar içinde CBK çıkarma yetkisi verilmiştir. Bu sınırların aşılması, CBK’yi Anayasa’ya aykırı hale getirir. Böylece, CBK’nin örneğin kanunun açıkça düzenlediği bir hususu içermesi onun Anayasa’ya aykırı olması sonucunu doğurur.

Bu açıdan CBK’lerin denetimi yasaların denetiminden farklıdır. Yasaların esas denetiminde sadece yasanın maddi bakımdan anayasaya uygunluğu inceleme konusu olurken, CBK’lerin önce yetki yönünden incelenerek, Anayasa’nın 104/17. maddedeki sınırlara uyulup uyulmadığı denetlemelidir. Bu çerçevede CBK’nın bir temel hakkı düzenleyip düzenlemediği, Anayasa’da yasa kaydı olan ya da bir kanun tarafından düzenlenmiş bulunan bir konuda düzenlemeye yer verilip verilmediği öncelikle ele alınmalıdır.

Ayrıca sosyal ve ekonomik haklar konusunda CBK’lerin hak üzerindeki somut etkisi inceleme dikkate alınmalıdır. Bu yönden bir CBK hak ve hürriyetleri sınırlayıcı nitelikte ise, konu yasama yetkisinin alanına kayacak ve CBK Anayasaya aykırı hale gelebilecektir. Bu nedenle sosyal ve ekonomik haklara ilişkin olarak CBK’lerde yer alan her bir hükmün somut etkileri dikkate alınarak bir değerlendirme yapılmalıdır. Bu çerçevede hangi kuralın hak ve hürriyetleri kısıtlayıcı, hangi kuralın sadece düzenleyici nitelikte olduğunun tespiti oldukça zor olacaktır.

Bütün bu belirtilen nedenlerle AYM’nin CBK’leri denetimi ve bu konuda vereceği ilk kararı özel önem taşımaktadır. AYM, CBK’leri Anayasaya uygunluk değerlendirmesine tabi tutarken, yasa ve CBK farkını da belirlemek/vurgulamak durumundadır. Nitekim yasa, kural koymak için seçilen organ tarafından genel iradeyi temsilen hazırlanan hukuki işlem iken buna karşılık, Cumhurbaşkanlığı, genel iradenin temsilcisi organın koyduğu normu uygulamak için yürütmeyi temsil eden organdır. Cumhurbaşkanı’nın düzenleyici işlem yapması, ancak anayasanın açıkça yetkilendirmesi sonucu söz konusu olacağından istisnaidir; dahası, CBK, yasal düzenleme yapılması durumunda yürürlükten kalkacağına göre, -bu kayıtla- “geçici” bir işlem olarak da adlandırılabilir. Bir başka deyişle, TBMM’nin müdahalesine kapalı bir CBK bulunmadığına göre, istisnai özellik ve geçicilik, birlikte kullanılabilir.

Anayasanın 148. maddesi uyarınca olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda çıkarılabilecek Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin Anayasa Mahkemesi’nin denetimi dışında tutulduğu görülmektedir “Ancak, olağanüstü hallerde ve savaş hallerinde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz” (md. 148/1).

B. 4 SAYILI CBK’NIN BAZI HÜKÜMLERİNİN ANAYASA AYKIRILIĞI

1. 4 sayılı CBK’nın 54. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “personelinin görev ve yetkileri, görevlendirme, çalışma usul ve esasları ile bu müdürlük personeline ilişkin diğer hususlar yönetmelikle belirlenir” ibaresinin Anayasaya Aykırılığı

4 sayılı CBK’nın İl afet ve acil durum müdürlüklerine ilişkin 45. maddesinin birinci fıkrasında müdürlüklerde görev yapacak personelin memurlarının görev ve yetkileri ile görevlendirmeleri ve diğer hususların yönetmelikle düzenleneceği kuralına yer verilmiştir. Böylece kamu görevlilerinin özlük haklarının düzenlenmesi yetkisi, üstelik idareye “diğer hususlar” ifadesiyle bu alanı daha da genişletme imkânı verilerek idareye tanınmaktadır. Anayasanın 128. maddesi gereği kamu görevlilerinin “nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Anayasanın 104/17. maddesi gereğince Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken hususlarda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleme yapılamayacağı kuralı yer alır. Bu fıkra ile Anayasa ile açıkça CBK’nin düzenleme alanı haricinde bırakılan bir konu hüküm altına alınmıştır.

Açıklanan nedenlerle 4 sayılı CBK’nin 54. maddesinin birinci fıkrasının iptal talebine konu ibaresi Anayasa’nın 104/17. ve 128. maddelerine aykırıdır.

2. 4 sayılı CBK’nın 55. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasaya Aykırılığı

4 sayılı CBK’nın afet ve acil durum yönetimi uzmanlığı ve denetçiliğine ilişkin 55. maddesinin ikinci fıkrasında denetçi ve denetçi yardımcılarının mali ve sosyal hak ve yardımları ile diğer özlük hakları bağımsız genel müdürlüklerin müfettiş ve müfettiş yardımcılarına kıyasen tespit edilmiş, belirlenmiştir. CBK ile düzenlenen bu hususun bir diğer CBK ile değiştirilmesi ve Anayasa madde 128 kapsamındaki hakların ortadan kaldırılması mümkün olabilecektir. Bu ise öncelikle Anayasa’nın 128. Maddesinin kamu görevlilerinin “nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir hükmüne açık aykırılık oluşturur. Öte yandan Anayasanın 104/17. maddesi gereğince Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken hususlarda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleme yapılamayacağı kuralı yer alır. Bu fıkra ile Anayasa ile açıkça CBK’nın düzenleme alanı haricinde bırakılan bir konu hüküm altına alınmıştır.

Açıklanan nedenlerle 4 sayılı CBK’nın 55. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasanın 104/17. ve 128. maddelerine aykırıdır, iptalleri gerekir.

3. 4 sayılı CBK’nın 63. maddesinin Anayasaya aykırılığı

4 sayılı CBK’nın 63. maddesinde Avrupa Birliği Başkanlığı’nın “yurtdışı teşkilatı kurmaya yetkili” olduğu belirtilmiş ve bu teşkilatlarda görevlendirileceklere ilişkin bazı düzenlemeler yapılmıştır.

Anayasa’nın 123. maddesinde idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği genel kuralı belirtilmiş, ancak 6771 sayılı Yasa ile 106/son maddeye konulan “Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.” hükmü ile istisna getirilmiştir. Böylelikle Anayasa’da genel kuralı değiştiren, belli bir olgu için onun farklı uygulanmasına izin veren istisna yetkinin kime ait olduğu, kim tarafından kullanılacağı açıkça ifade edilmiştir. Buna göre istisna kural bağlamında Cumhurbaşkanı tarafından, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile ancak bakanlıkların merkez ve taşra teşkilatları kurulabilecektir. İstisna yetki, genel kaideyi değiştirir, genel kuralı değiştirmek ise o kuralı koyana aittir. Bu nitelikteki bir yetkinin yorum yoluyla veya genel kuralı koyan makamın açık izni olmadan genişletilmesi kabul edilemez. İstisna yetkinin dar yorumlanması, kaideyi koyanın açık onayı olmaksızın genişletilmemesi Anayasa koyucunun iradesine daha uygun olur. Öte yandan genel kuralı koyan makam, anayasa koyucu, bu kurala istisnayı genişletmek istese idi, örneğin madde 106/son tanınan yetkilerin diğer makamlara devrine imkân tanımak istese idi, bunu açıkça yapması gerekirdi.

Anayasanın 123. maddesinin son fıkrasında Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile de kamu tüzel kişiliği kurulabileceği belirtilmiştir. Ancak bu kamu tüzel kişilerinin yurtdışı teşkilatının da CBK ile düzenlenebileceğine ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. Bakanlıkların yurtdışı teşkilatının CBK ile düzenlenmesine yetki vermeyen Anayasa’nın diğer kamu tüzel kişilerinin yurtdışı teşkilatının CBK ile düzenlenmesine izin verdiğini kabul etmek mümkün değildir. Dolayısıyla Anayasa’nın 123. maddesindeki idarenin kanuniliği ilkesine istisna getiren son fıkradaki kamu tüzel kişiliği kurma yetkisinin, yurtdışı teşkilat kurma yetkisini de kapsadığı söylenemez. 123. maddenin birinci fıkrasında genel kural olarak idarenin kanuniliği düzenlenmiş son fıkrada ise bunun istisnası olarak kamu tüzel kişiliğinin kanunun yanı sıra CBK ile kurulabileceğine yer verilmiştir. İstisnanın alt organ tarafından genişletilmesi mümkün olmadığından yurt dışı teşkilatının CBK ile düzenlenmesi mümkün değildir.

Kaldı ki CBK yurt dışı teşkilatını kurmamış, yurt dışı teşkilatı kurma yetkisini başkanlığa tanımıştır. Böylece yurt dışı teşkilatının kurulması ancak bir yürütme işlemi ile mümkün olacaktır.

Bu nedenle kural Anayasa’nın 123. maddesine aykırılık oluşturmaktadır.

Diğer taraftan 4 sayılı CBK’nın 63. maddesinin üçüncü fıkrasında Avrupa Birliği nezdinde daimi temsilci yardımcısı olarak atananların mali ve sosyal haklarının Daimi temsilci yardımcı kadrosunun mali ve sosyal haklarıyla aynı usul ve esaslara tabi olduğu belirtilmiş, dolayısıyla daimi temsilci yardımcı kadrosuna kıyasen tespit edilmiştir. CBK ile düzenlenen bu hususun bir diğer CBK ile değiştirilmesi ve kamu görevlilerinin Anayasanın 128. maddesi kapsamındaki haklarının ortadan kaldırılması her zaman mümkün olabilecektir. Bu ise öncelikle Anayasanın 128. maddesinin kamu görevlilerinin “nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir hükmüne açık aykırılık oluşturur. Öte yandan Anayasanın 104/17. maddesi gereğince Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken hususlarda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleme yapılamayacağı kuralı yer alır. Bu fıkra ile Anayasa ile açıkça CBK’nın düzenleme alanı haricinde bırakılan bir konu hüküm altına alınmıştır.

Açıklanan nedenlerle 4 sayılı CBK’nın 63. maddesi Anayasa’nın 104/17., 123. ve 128. maddelerine aykırıdır, iptalleri gerekir.

4. 4 sayılı CBK’nın 68. maddesinin sekizinci fıkrasının son cümlesinde yer alan “Herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmayan rehberler hariç olmak üzere” ibaresinin Anayasaya aykırılığı

4 sayılı CBK’nın 68. maddesinin sekizinci fıkrasında Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı’nda istihdam edilenlerin durumu düzenlenmektedir. İptali istenen kuralı da içeren son cümlede ise herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmayan rehberler hariç olmak üzere Merkez personelinin 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi hükümlerine tabi olduğu hükmüne yer verilmiştir. İptali istenen kural ile merkezde çalıştırılan bazı rehberlerin herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmayabileceği öngörülmektedir.

Böylece bir kamu kurumunda sosyal güvenlik kurumuna tabi olmadan personel istihdam edilmesi öncelikle Anayasanın 60. maddesine aykırıdır. Zira bu kurala göre herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet bu güvenliği sağlayacak tedbirleri alır ve teşkilatı kurar. Bu hakkın gereğini yerine getirmek için pek çok yasal düzenleme yapılmıştır. İş mevzuatına göre sosyal güvenliğe kayıtlı olmaksızın işçi çalıştırmak yaptırıma tabi tutulmuştur. Oysa iptali istenen kural herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmadan bir kamu kurumunda bazı kişilerin istihdam edilebileceği öngörülmektedir. Bu ise açıkça anayasanın 60. maddesine aykırılık oluşturacaktır.

Diğer taraftan bazı kamu çalışanlarının herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmadan istihdam edilebilmesi eşitlik hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 10. maddesine de aykırılık oluşturacaktır. Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihadına göre eşitlik aynı durumda olanların aynı, farklı durumda olanların ise farklı kurallara tabi tutulmasını gerektirir. Aynı durumda olanlar arasında herhangi bir meşru sebebe dayanmayan farklılık yaratılması eşitlik hakkını ihlal edecektir. Aynı kurumda çalışan rehberlerden bir kısmının sosyal güvenlik kurumlarına bağlı olmadan istihdam edilmesi açıkça sosyal güvenlik hakkı açısından meşru olmayan bir farklılık yaratıldığı anlamına gelir ve Anayasaya aykırıdır.

Açıklanan nedenlerle iptali istenen kural Anayasanın 10. ve 60. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.

5. 4 sayılı CBK’nın 143. maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendinde yer alan “her türlü bilgi, veri ve istatistiği toplamak” ibaresinin Anayasaya aykırılığı

4. sayılı CBK’nın 143. maddesinde Başkanlık ilgili dairesine vergi mükellefleri hakkında Risk Analiz Sistemi oluşturabilmek için her türlü bilgi, veri ve istatistiği toplamak yetkisi verilmiştir. Hiç kuşkusuz bu veriler, bilgiler içinde kişisel veriler de bulunmaktadır. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun, Tanımlar başlıklı 3. maddesinde kişisel veri “Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi” ifade eder şeklinde tanımlanmıştır. Hâlbuki kişisel verilerin toplanması, işlenmesi ve verilerle ilgili diğer her bir faaliyet, hem Anayasa hem de uluslararası insan hakları hukuku açısından son derece hassas konular olup idarenin keyfiliğe karşı bir güvence olarak ayrıntılı bir şekilde çerçevesinin çizilmesi, üstelik bunun da kanunla yapılması gerekir. Kişiler hakkında bilgi ve veriyi toplamak üstelik bazı hallerde zorunluluk arz eden bir şekilde bu işlemi yapmak için ilgili idarelere, genel çerçeve, ilke ve esaslar belirtilmeden, yetki verilmesi hukuki belirlilik ilkesine de aykırıdır. Oysa CBK’nin yukarıdaki hükmü ilgili Başkanlığı yetkilendirmek dışında bir kural getirmemektedir.

Ayrıca kişisel veriler, Anayasa’nın ikinci kısmında kişi hakları ve ödevleri başlıklı ikinci bölümde, 20. maddede düzenlenmiştir. Burada kişisel verilerin işlenmesi ve kullanılmasına dair anayasal ilkeler belirtilmiştir. “... Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”. Dolayısıyla ilgili bölümde yer alan temel hakların CBK ile düzenlenmesini yasaklayan Anayasa’nın 104/17. maddesi hükmü gereği kişisel verilerin CBK ile düzenlenmesi mümkün değildir.

Bu nedenle iptali istenen kural Anayasa’nın 20. ve 104/17. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.

6. 4 sayılı CBK’nın 155. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasaya aykırılığı

4 sayılı CBK’nin Gelir İdare Başkanlığında uzman personel çalıştırılmasına ilişkin 155. maddesinin üçüncü fıkrasında Başkanlıktaki farklı birimlerde müdür ve müdür yardımcısı kadrolarına atanmak için yazılı ve sözlü sınavda başarılı olmak şartı getirilmiştir. Bunun yanı sıra fıkra ile hangi birimle ilgili olduğu, usul ve esasları belirlenmeden müdür kadrolarına sınavsız atama yapılabileceği hususunda idareye sınırsız bir yetki tanınmıştır.

Anayasanın 70. maddesinde, “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka bir ayrım gözetilemez.” kuralına yer verilerek; kamu hizmetine girmede -ve bunun doğal bir uzantısı olan görev içinde yükselme ve görevin sona erdirilmesinde-, “eşitlik” ve “liyakat” ilkeleri, Anayasal dayanağa kavuşturularak personel sistemi temellendirilmiştir.

Anayasa Mahkemesi “görevin gerektirdiği nitelikler” ifadesini, “Anayasa ödevle nitelik arasında sıkı bir ilişki bulunduğunu, bunun dışında hizmete alınmada hiçbir nedenin gözetilemeyeceğini, daha açık bir anlatımla ayrımın yalnızca ödev nitelik ilişkisi yönünden yapılması gerektirdiğini buyurmaktadır. O halde ödevle, onun gerektirdiği niteliği birbirinden ayrı düşünmeye olanak yoktur. Buna göre, o nitelikler görevlilerde bulunmadıkça o ödev yerine getirilemeyecek ya da ödev iyi biçimde yerine getirilmemiş olacak demektir.” şeklinde yorumlayarak, “görevin gerektirdiği nitelikler”den “liyakat” ilkesinin anlaşılması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur (AYMK E.1979/19, K.1979/39 KT. 9.10.1979)

Mevcut düzenleme ile söz konusu kadrolarda toplam en az beş yıl görev yapmış olanların müdür kadrosuna sınavsız atanabilmesine imkân sağlanmakta, idarenin kariyer ve liyakat dışında başka ölçülere göre atama yapmasına olanak tanınmaktadır. Bu yetkinin yandaş kadrolaşması için kullanılmasının yolu açılmaktadır.

Öte yandan Anayasa’nın 2. maddesinde Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti ilkesi, hukuki belirliliği de içerir. “Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey yasadan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını bilmelidir. ... Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre belirlilik ilkesi bireylerin hukuk kurallarını önceden bilmeleri, tutum ve davranışlarını bu kurallara göre güvenle belirleyebilmeleri anlamını taşımaktadır.” (AYMK. E.2017/43 K.2018/40, KT. 2/5/2018, p. 11-13).

İptali istenen kural, müdür kadrosuna atanacakları hiçbir sınava tabi tutmazken onların taşıması gereken hiçbir objektif koşul da belirlememiştir. Böylece kimlerin atanacağı tamamen idarenin takdirine bırakılmıştır. Hukuki belirlilik ilkesinin kamu yönetimi açısından önemi bireylere hukuki öngörülebilirlik ve güvenlik sağlamasının yanı sıra yönetimde keyfiliği önlemek, böylece kamu yararını gerçekleştirmektir. Keyfi yönetim hukuk devletinin zıttıdır. Hukuk devleti tüm işlemleri hukuka dayalı devlet demektir. Bir yöneticiye hiçbir ilke ve kurala bağlı olmaksızın tamamen keyfi davranma yetkisi veren bir kuralın Anayasa’ya uygun olduğu söylenemez.

Diğer taraftan kamu görevine girme bir temel hak olarak Anayasa’nın 70. maddesinde düzenlenmiştir ve Anayasa’nın 104. maddesine göre temel haklar CBK ile düzenlenemez. Aynı şekilde Anayasa’nın 128. maddesine göre kamu görevlilerinin nitelikleri ve atanmaları kanunla düzenlenir ve 104. maddeye göre münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken hususlarda CBK çıkarılamaz. Bu nedenle kural aynı zamanda Anayasanın 104. ve 128. maddelerine de aykırıdır.

Bu nedenle liyakat ilkesine aykırı olan ve hukuki belirlilik koşullarını taşımayan kural Anayasanın 2., 70., 104. ve 128. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.

7. 4 sayılı CBK’nin 163. maddesinin Anayasaya aykırılığı

4 sayılı CBK’nin 163. maddesinde Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün yurtdışı teşkilatı kurmaya yetkili olduğu belirtilmiş ve bu teşkilatlarda görevlendirileceklere ilişkin bazı düzenlemeler yapılmıştır.

Anayasa’nın 123. maddesinde idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği genel kuralı belirtilmiş, ancak 6771 sayılı Yasa ile 106/son maddeye konulan “Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.” hükmü ile istisna getirilmiştir. Böylelikle Anayasa’da genel kuralı değiştiren, belli bir olgu için onun farklı uygulanmasına izin veren istisna yetkinin kime ait olduğu, kim tarafından kullanılacağı açıkça ifade edilmiştir. Buna göre istisna kural bağlamında Cumhurbaşkanı tarafından, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile ancak bakanlıkların merkez ve taşra teşkilatları kurulabilecektir. İstisna yetki, genel kaideyi değiştirir, genel kuralı değiştirmek ise o kuralı koyana aittir. Bu nitelikteki bir yetkinin yorum yoluyla veya genel kuralı koyan makamın açık izni olmadan genişletilmesi kabul edilemez. İstisna yetkinin dar yorumlanması, kaideyi koyanın açık onayı olmaksızın genişletilmemesi Anayasa koyucunun iradesine daha uygun olur. Öte yandan genel kuralı koyan makam, anayasa koyucu, bu kurala istisnayı genişletmek istese idi, örneğin madde 106/son tanınan yetkilerin diğer makamlara devrine imkân tanımak istese idi, bunu açıkça yapması gerekirdi.

Anayasa’nın 123. maddesinin son fıkrasında Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile de kamu tüzel kişiliği kurulabileceği belirtilmiştir. Ancak bu kamu tüzel kişilerinin yurtdışı teşkilatının da CBK ile düzenlenebileceğine ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. Bakanlıkların yurtdışı teşkilatının CBK ile düzenlenmesine yetki vermeyen Anayasanın diğer kamu tüzel kişilerinin yurtdışı teşkilatının CBK ile düzenlenmesine izin verdiğini kabul etmek mümkün değildir. Dolayısıyla Anayasanın 123. maddesindeki idarenin kanuniliği ilkesine istisna getiren son fıkradaki kamu tüzel kişiliği kurma yetkisinin, yurtdışı teşkilat kurma yetkisini de kapsadığı söylenemez. 123. maddenin birinci fıkrasında genel kural olarak idarenin kanuniliği düzenlenmiş son fıkrada ise bunun istisnası olarak kamu tüzel kişiliğinin kanunun yanı sıra CBK ile kurulabileceğine yer verilmiştir. İstisnanın alt organ tarafından genişletilmesi mümkün olmadığından yurt dışı teşkilatının CBK ile düzenlenmesi mümkün değildir.

Kaldı ki CBK yurt dışı teşkilatını kurmamış, yurt dışı teşkilatı kurma yetkisini başkanlığa tanımıştır. Böylece yurt dışı teşkilatının kurulması ancak bir yürütme işlemi ile mümkün olacaktır.

Bu nedenle 4. sayılı CBK’nın 163. maddesi Anayasa’nın 123. maddesine aykırıdır, iptali gerekir.

8. 4 sayılı CBK’nin 234. maddesinin birinci fıkrasının (t) bendinde yer alan “her türlü bilgi ve veriyi almak ve analiz etmek.” ibaresinin Anayasaya aykırılığı

4 sayılı CBK’nın birinci fıkrasının (t) bendi ile KOSGEB Başkanlığı’na gerçek ve tüzel kişilerden işletme ve girişimcilere ait kendi görev alanına ilişkin hususlarda her türlü bilgi ve veriyi alma ve analiz etme yetkisi verilmiştir. Hiç kuşkusuz bu veriler, bilgiler içinde kişi veriler de yer alır. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun, Tanımlar başlıklı 3. maddesinde kişisel veri “Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi” ifade eder denilmektedir. Hâlbuki kişisel verilerin toplanması, işlenmesi, analizi, paylaşılması vb. verilerle ilgili diğer her bir faaliyet, hem Anayasa hem de uluslararası insan hakları hukuku açısından son derece hassas konular görülüp idarenin keyfiliğe karşı bir güvence olarak ayrıntılı bir şekilde çerçevesinin çizilmesi, üstelik bunun da kanunla yapılması gerekir. Kişiler hakkında bilgi ve veriyi toplamak üstelik bazı hallerde zorunluluk arz eden bir şekilde bu işlemi yapmak için ilgili idarelere, genel çerçeve, ilke ve esaslar belirtilmeden, yetki verilmesi hukuki belirlilik ilkesine de aykırıdır. Oysa CBK’nin yukarıdaki hükmü ilgili Başkanlığı yetkilendirmek dışında bir kural getirmemektedir.

Ayrıca kişisel veriler, Anayasa’nın ikinci kısmında kişi hakları ve ödevleri başlıklı ikinci bölümde, 20. maddede düzenlenmiştir. Burada kişisel verilerin işlenmesi ve kullanılmasına dair anayasal ilkeler belirtilmiştir. “... Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”. Dolayısıyla ilgili bölümde yer alan temel hakların CBK ile düzenlenmesini yasaklayan Anayasa’nın 104/17. maddesi hükmü gereği kişisel verilerin CBK ile düzenlenmesi mümkün değildir.

Bu nedenle 234. Maddenin birinci fıkrasının (t) bendinin iptali istenen ibaresi Anayasa’nın 20. ve 104/17. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.

9. 4 Sayılı CBK’nin 257. maddesinin Anayasaya aykırılığı

4. sayılı CBK’nin iptali istenen 257. maddesinde Mesleki Yeterlilik Kurumunda istihdam edilen kamu görevlilerinin mali hakları düzenlenmiştir. Buna göre Başkan, yönetici personel ve diğer personelin ücret, malî ve sosyal hakları, Bakanlık genel müdürüne yapılan ödemeleri aşmamak kaydıyla Yönetim Kurulunun kararı ve Genel Kurulun onayı ile belirlenecektir. Aynı şekilde Yönetim Kurulu Başkan ve üyelerine, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 29 uncu maddesine göre ayda dörtten fazla olmamak üzere her bir toplantı için uhdesinde kamu görevi bulunanlara (2000) gösterge rakamının, uhdesinde kamu görevi bulunmayanlara ise (3000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunacak miktarda huzur hakkı ödenmesi kuralına yer verilmiştir. Uhdesinde kamu görevi bulunmayan sektör komitesi başkan ve üyelerine, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 29 uncu maddesine göre yılda altıdan fazla olmamak üzere her bir toplantı başına (2000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunacak miktarda huzur hakkı ödenmesi öngörülmüştür.

Anayasa’nın 128. maddesinde “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır” hükmü yer almaktadır.

375 sayılı KHK’nin “Unvan itibarıyla ilk kez ihdas edilen kadro ve pozisyonlara karşılık belirlenmesi” başlıklı ek 30. maddesinde ise “Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle unvan itibarıyla ilk kez ihdas edilen kadro veya pozisyonların, mevzuatta yer alan kadro veya pozisyonlardan hangisine mali ve sosyal hak ve yardımlar ile diğer özlük hakları bakımından karşılık geldiği Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde gösterilir. İhdas edilen kadro veya pozisyonlarda bulunanlara, karşılık gösterilen kadro veya pozisyonda bulunan emsali personele mali ve sosyal hak ve yardımlar ile diğer özlük hakları kapsamında yapılan ödemeler aynı usul ve esaslar çerçevesinde ödenir” denilmiştir.

Bu hükümler ışığında Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile ihdas edilen kadrolarda istihdam edilecek olan kamu görevlilerine verilecek olan mali hakların ya kanunla ya da kanunun belirlediği usul çerçevesinde belirlenmesi gerekmekte olup bunun dışında cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile bu konularda belirleme yapılması mümkün değildir. Belirtilen nedenlerle itiraz konusu düzenleme Anayasa’nın 128. maddesine aykırıdır.

Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında “...Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. ...” hükmüne yer verilmiştir.

4 sayılı CBK’nin 257. maddesinde düzenlenen Mesleki Yeterlilik Kurumu mensuplarının mali hakları Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca sadece Kanunla düzenlenebilecek hususlardan olup Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile bu konularda belirleme yapılması ancak 375 sayılı KHK’nin 30. maddesiyle belirlenmiş bulunan usule bağlı kalınması halinde mümkündür. Oysa iptali istenen kural 375 sayılı KHK’nin 30. maddesiyle belirlenmiş bulunan usule de aykırıdır. Belirtilen nedenlerle kural Anayasa’nın 104. maddesine aykırıdır.

Anayasa’nın 8. maddesinde “Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir” hükmüne yer verilmiştir.

4 Sayılı CBK’nin 257. maddesi ile yapılan düzenlemelerde yürütme görevi ve yetkisi Anayasa’ya ve kanunlara uygun olarak kullanılmamıştır. Yukarıda açıklandığı üzere Mesleki Yeterlilik Kurumu mensuplarının mali haklarına ilişkin bulunan konularda ne Anayasa’da ne de Kanunlarda Cumhurbaşkanı’nın, herhangi bir kural ile bağlı olmaksızın doğrudan belirleme ve düzenleme yapma yetkisi bulunmamaktadır. Oysa iptali istenen kural ile Cumhurbaşkanlığı tarafından söz konusu kurum mensuplarının mali haklarına ilişkin konularda düzenleme yapılmıştır. Bu nedenle kural Anayasa’nın 8. maddesine aykırıdır.

Sonuç olarak 4. sayılı CBK’nin 257. maddesi Anayasanın 8., 104/17. ve 128. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.

10. 4 sayılı CBK’nin 304. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ile yurtdışı şube ve bürolarının” ibaresinin Anayasaya aykırılığı

4 sayılı CBK’nin 163. maddesinde Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğünün yurtdışı şube ve büroları kurmaya yetkili olduğu belirtilmiştir.

Anayasa’nın 123. maddesinde idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği genel kuralı belirtilmiş, ancak 6771 sayılı Yasa ile 106/son maddeye konulan “Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.” hükmü ile istisna getirilmiştir. Böylelikle Anayasa’da genel kuralı değiştiren, belli bir olgu için onun farklı uygulanmasına izin veren istisna yetkinin kime ait olduğu, kim tarafından kullanılacağı açıkça ifade edilmiştir. Buna göre istisna kural bağlamında Cumhurbaşkanı tarafından, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile ancak bakanlıkların merkez ve taşra teşkilatları kurulabilecektir. İstisna yetki, genel kaideyi değiştirir, genel kuralı değiştirmek ise o kuralı koyana aittir. Bu nitelikteki bir yetkinin yorum yoluyla veya genel kuralı koyan makamın açık izni olmadan genişletilmesi kabul edilemez. İstisna yetkinin dar yorumlanması, kaideyi koyanın açık onayı olmaksızın genişletilmemesi Anayasa koyucunun iradesine daha uygun olur. Öte yandan genel kuralı koyan makam, anayasa koyucu, bu kurala istisnayı genişletmek istese idi, örneğin madde 106/son tanınan yetkilerin diğer makamlara devrine imkân tanımak istese idi, bunu açıkça yapması gerekirdi.

Anayasanın 123. maddesinin son fıkrasında Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile de kamu tüzel kişiliği kurulabileceği belirtilmiştir. Ancak bu kamu tüzel kişilerinin yurtdışı teşkilatının da CBK ile düzenlenebileceğine ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. Bakanlıkların yurtdışı teşkilatının CBK ile düzenlenmesine yetki vermeyen Anayasanın diğer kamu tüzel kişilerinin yurtdışı teşkilatının CBK ile düzenlenmesine izin verdiğini kabul etmek mümkün değildir. Dolayısıyla Anayasanın 123. maddesindeki idarenin kanuniliği ilkesine istisna getiren son fıkradaki kamu tüzel kişiliği kurma yetkisinin, yurtdışı teşkilat kurma yetkisini de kapsadığı söylenemez. 123. maddenin birinci fıkrasında genel kural olarak idarenin kanuniliği düzenlenmiş son fıkrada ise bunun istisnası olarak kamu tüzel kişiliğinin kanunun yanı sıra CBK ile kurulabileceğine yer verilmiştir. İstisnanın alt organ tarafından genişletilmesi mümkün olmadığından yurt dışı teşkilatının CBK ile düzenlenmesi mümkün değildir.

Kaldı ki CBK yurt dışı teşkilatını kurmamış, yurt dışı teşkilatı kurma yetkisini başkanlığa tanımıştır. Böylece yurt dışı teşkilatının kurulması ancak bir yürütme işlemi ile mümkün olacaktır.

Bu nedenle 4. sayılı CBK’nin 304. maddesinin birinci fıkrasında yer alan iptali istenen ibare Anayasa’nın 123. maddesine aykırıdır, iptali gerekir.

11. 4 sayılı CBK’nin 343. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasaya aykırılığı

4 sayılı CBK’nın 343. maddesinin ikinci fıkrasında Orman Genel Müdürlüğü Orman uzman ve uzman yardımcılarının mali ve sosyal hak ve yardımları ile diğer özlük haklarının Adalet Uzmanı ve Adalet Uzman Yardımcısına kıyasen belirleneceği ifade edilmiş, dolayısıyla kamu görevlilerinin özlük hakları CBK ile düzenlenmiştir. Bu şekilde CBK ile düzenlenen bu hususun bir diğer CBK ile değiştirilmesi ve kamu görevlilerinin Anayasa madde 128 kapsamındaki haklarının ortadan kaldırılması her zaman mümkün olabilecektir. Bu ise öncelikle Anayasanın 128. maddesinin kamu görevlilerinin “nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir hükmüne açık aykırılık oluşturur. Öte yandan Anayasa’nın 104/17. maddesi gereğince Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken hususlarda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleme yapılamayacağı kuralı yer alır. Bu fıkra ile Anayasa ile açıkça CBK’nin düzenleme alanı haricinde bırakılan bir konunun hüküm altına alınması da anayasallık açısından sorunludur.

Açıklanan nedenlerle 4 sayılı CBK’nin 343. maddesinin ikinci fıkrası Anayasanın 104/17. ve 128. maddelerine aykırıdır, iptalleri gerekir.

12. 4 sayılı CBK’nın 409. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin Anayasaya aykırılığı

4 sayılı CBK’nin 409. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde Kurum personeline ödenecek ek ödeme, ikramiye ve fazla mesai ücretine ilişkin usul ve esasların Kurum Yönetim Kurulunca belirleneceği ifade edilmektedir. Oysa Anayasa’nın 128. maddesinde “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.” hükmü yer alır. Buna göre, kamu görevlilerinin atanmaları, nitelikleri ve aylık ve ödenekleri kanunla düzenlenmesi gereken hususlardır. Kurum personelinin kamu görevlisi olduğu hususunda, örneğin bu CBK’nin 428. maddesinde de görüleceği üzere, kuşku bulunmamaktadır. Kurum personelinin ek ödeme, ikramiye vb. hakları Anayasa’nın 128. maddesi gereği ancak kanunla düzenlenebilir. Anayasa’nın 104/17. maddesine göre münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen bir konuda CBK çıkarılamaz. Öte yandan iptali istenen kural ile kanunla düzenlenmesi gereken özlük haklarına dair hususların düzenlenmesinin CBK altı metinlere bırakılması kabul edilemez.

Bu nedenle CBK’nin 409. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi Anayasanın 104/7. ve 128. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.

13. 4 sayılı CBK’nin 542. maddesinin birinci fıkrasının Anayasaya aykırılığı

4 sayılı CBK’nin 542. maddesinde Cumhurbaşkanlığı bildiri ve konuşmalarının Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumunca yayınlanması düzenlenmiştir. Buna göre Türkiye Radyo - Televizyon Kurumu, Cumhurbaşkanlığı bildirilerini, sadece Cumhurbaşkanlığını bağlamak kaydıyla yayınlamakla yükümlüdür. Ancak, bunların Cumhurbaşkanlığı bildirisi olduğunu yayın sırasında açıklar. Cumhurbaşkanlığı bildirilerine ait metinlerin, Cumhurbaşkanlığından yazılı yayın isteği ile verilmesi ve yetkililerin imzasını taşıması şarttır. İkinci fıkrada ise Türkiye Radyo - Televizyon Kurumunun, olağanüstü haller ile seferberlik ve savaş haline inhisar etmek üzere Cumhurbaşkanının konuşmalarını yayınlamakla yükümlü olduğu kuralına yer verilmiştir.

542. maddenin birinci fıkrasında Cumhurbaşkanlığı bildirilerin içeriğinin ve kapsamının ne olduğu, bunların süresinin ve yayınlanma sıklığının ne olacağı belirtilmediği gibi bildirilerin içeriğine ilişkin olarak da hiçbir sınırlama öngörülmemiştir.

Anayasanın 2. maddesinde cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biri de yasaların belirliliği ve öngörülebilirliğidir. Belirlilik ve öngörülebilirlik hukuki güvenliğin temelidir. Eğer yasalar öngörülemez ise idarenin hukuka uygunluğundan söz etmek de mümkün olmayacaktır. Muğlak ve belirsiz yasalar yöneticilerin keyfi davranmasına da zemin hazırlarlar. Hukuki belirlilik ilkesinin kamu yönetimi açısından önemi bireylere hukuki öngörülebilirlik ve güvenlik sağlamasının yanı sıra yönetimde keyfiliği önlemek, böylece kamu yararını gerçekleştirmektir. Keyfi yönetim hukuk devletinin zıttıdır. Hukuk devleti tüm işlemleri hukuka dayalı devlet demektir. Bir yöneticiye hiçbir ilke ve kurala bağlı olmaksızın tamamen keyfi davranma yetkisi veren bir kuralın Anayasaya uygun olduğu söylenemez.

Diğer taraftan 6771 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunu ile Cumhurbaşkanının parti üyesi ya da başkanı olmasına olanak tanınmıştır. Böylece bir siyasi partinin başkanı da Cumhurbaşkanı olabilecektir ve cumhurbaşkanlığından kaynaklanan yetkilerini parti çıkarları için kullanmasının önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. İptali istenen düzenlemede yer alan belirsizlikler, özellikle seçim döneminde Cumhurbaşkanının TRT’yi kendi adaylığının ya da partisinin propaganda aracı olarak kullanmasına olanak tanımaktadır. Yetkinin bu şekilde kötüye kullanımını engelleyecek hiçbir güvence öngörülmemiştir. Bu nedenle kural açıkça hukuk devleti ilkesine aykırıdır.

Diğer taraftan Anayasa’nın 133. maddesine göre Devletçe Kamu tüzel kişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kumrunun özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır. Ancak iptali istenen kural ile getirilen düzenleme içerdiği belirsizlik ve Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin genişliği ve sınırsızlığı nedeniyle TRT’nin tarafsız yayın yapmasını tamamen önleyici niteliktedir. Getirilen düzenleme ile TRT’nin Cumhurbaşkanının ve partisinin propaganda aracına dönüştürülmesinin önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Bu nedenle kural Anayasanın 133. maddesine de aykırılık oluşturmaktadır.

Açıklanan nedenlerle 4 sayılı CBK’nin 542. maddesinin birinci fıkrası, Anayasanın 2. ve 133. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.

14. 4 sayılı CBK’nın 587. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin Anayasaya aykırılığı

4 sayılı CBK’nin 587. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde Kurum personelinin, ücret cetvelleri ile personel performans değerlendirme kriterlerini, bu değerlendirmeler kapsamında yapılacak ödemeler ile iş tanımlarını ve göreve karşılık gelen pozisyonlarını belirleme yetkisi Kurum Başkanlığı’nın önerisi üzerine Yönetim Kuruluna verilmiştir. Oysa Anayasa’nın 128. maddesinde “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.” hükmü yer alır. Buna göre, kamu görevlilerinin atanmaları, nitelikleri ve aylık ve ödenekleri kanunla düzenlenmesi gereken hususlardır. Kurum personelinin bir kısmının kamu görevlisi olduğu hususunda, örneğin bu CBK’nin 592. maddesinde de görüleceği üzere, kuşku bulunmamaktadır. Kurum personelinin ücretlerinin, diğer ödemelerinin, hakları ve yükümlülüklerinin Anayasa’nın 128. maddesi gereği ancak kanunla düzenlenebilir. Anayasa’nın 104/17. maddesine göre münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen bir konuda CBK çıkarılamaz. Öte yandan iptali istenen kural ile kanunla düzenlenmesi gereken özlük haklarına dair hususların düzenlenmesinin CBK altı metinlere bırakılması kabul edilemez.

Bu nedenle iptali istenen kural, Anayasanın 104/7. ve 128. maddelerine aykırıdır.

15. 4 sayılı CBK’nin 594. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “gerekli gördüğü bilgileri” ibaresinin Anayasaya aykırılığı

4 Sayılı CBK’nin 594. maddesinin birinci fıkrasında TÜBİTAK’a araştırma ve inceleme konuları içinde olmak gibi genel bir kayıt konularak “gerekli gördüğü bilgileri” talep edebilme, muhatap kurumlara ise bu talebe en kısa sürede uyma yükümlüğü getirilmektedir. Fıkra, gizlilik arz eden bilgilerde buna uyulmasını ifade ederken kişisel verilerle ilgili hiçbir hüküm içermemektedir. Bu bilgiler içinde özellikle kişisel verilerin de yer alması muhtemeldir. 6698 sayılı Kanunun, Tanımlar başlıklı 3. maddesinde kişisel veri “Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi” ifade eder denilmektedir. Kişisel verilerin toplanması, işlenmesi, analizi, paylaşılması vb. verilerle ilgili diğer her bir faaliyet, hem Anayasa hem de uluslararası insan hakları hukuku açısından son derece hassas konular görülmüş idarenin keyfiliğe karşı bir güvence olarak ayrıntılı bir şekilde çerçevesinin çizilmesi, üstelik bunun da kanunla yapılması istenmiştir. Kişiler hakkında bilgi ve veriyi toplamak üstelik bazı hallerde zorunluluk arz eden bir şekilde bu işlemi yapmak için ilgili idarelere, genel çerçeve, ilke ve esaslar belirtilmeden, yetki verilmesi hukuki belirlilik ilkesine de aykırıdır. Ancak CBK’nin yukarıdaki hükmü kişisel verilerin korunması hususunda hiç bir kural getirmemektedir.

Ayrıca kişisel veriler, Anayasa’nın ikinci kısmında kişi hakları ve ödevleri başlıklı ikinci bölümde, 20. maddede düzenlenmiştir. Burada kişisel verilerin işlenmesi ve kullanılmasına dair anayasal ilkeler belirtilmiştir. “... Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”. Dolayısıyla ilgili bölümde yer alan temel hakların CBK ile düzenlenmesini yasaklayan Anayasa’nın 104/17. maddesi hükmü gereği kişisel verilerin CBK ile düzenlenmesi mümkün değildir.

Bu nedenle 594 maddenin birinci fıkrasının iptali istenen ibaresi Anayasa’nın 20. ve 104/17. maddelerine aykırıdır.

16. 4 sayılı CBK’nin 619. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin Anayasaya aykırılığı

4 sayılı CBK’nin 619. maddesinde Türkiye İş Kurumu’nun organlarından biri olan Genel Kurulun oluşumu ve görevleri düzenlenmektedir. Birinci fıkrada Genel Kurulun oluşumu düzenlenmiştir. Söz konusu fıkranın (a) bendinde de kamu kurum ve kuruluşlarını temsilen bakan tarafından üye belirlenmesi kuralına yer verilmiştir. Ancak bu üyelerin hangi kamu kurum ve kuruluşlarından, hangi niteliklere sahip kişiler arasından belirleneceği ve kaç kişi olacağı konularında hiçbir açıklık bulunmamaktadır.

Anayasanın 2. maddesinde Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biri de yasaların belirliliği ve öngörülebilirliğidir. Belirlilik ve öngörülebilirlik hukuki güvenliğin temelidir. Eğer yasalar öngörülemez ise idarenin hukuka uygunluğundan söz etmek de mümkün olmayacaktır. Muğlak ve belirsiz yasalar yöneticilerin keyfi davranmasına da zemin hazırlarlar. Hukuki belirlilik ilkesinin kamu yönetimi açısından önemi bireylere hukuki öngörülebilirlik ve güvenlik sağlamasının yanı sıra yönetimde keyfiliği önlemek, böylece kamu yararını gerçekleştirmektir. Keyfi yönetim hukuk devletinin zıttıdır. Hukuk devleti tüm işlemleri hukuka dayalı devlet demektir. Bir yöneticiye hiçbir ilke ve kurala bağlı olmaksızın tamamen keyfi davranma yetkisi veren bir kuralın Anayasaya uygun olduğu söylenemez.

Bu nedenle atanacak üye sayısı, bu üyelerin hangi kamu kurum ve kuruluşlarından ve hangi usullere göre belirleneceği, üye olarak belirleneceklerde hangi niteliklerin aranacağı konularında hiçbir açıklık içermeyen iptali istenen kural hukuk devleti ilkesini güvence altına alan Anayasanın 2. maddesine açıkça aykırıdır, iptali gerekir.

17. 4 sayılı CBK’nın 647. maddesinin Anayasaya aykırılığı

4 sayılı CBK’nin fikri haklar başlıklı 647. maddesinde TAEK’e ait fikri hakların değerlendirilmesi düzenlenmektedir. Ancak madde başlığı altında yer alan fıkraların tamamı, birebir 2960 sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun Muafiyetleri ve Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun’un EK MADDE 2’de zaten bulunmaktadır. Üstelik bu düzenlemeler 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile konulmuş hükümlerdir.

Anayasa’nın 104/17. maddesinde “Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.” kuralı yer alır. Buna göre kanunun açık olarak düzenlediği hususların farklı şekilde de olsa CBK konusu olamayacağı açıktır. Kaldı ki iptali istenen CBK’nın 647. maddesi ilgili Kanun’un Ek Madde 2’nin kopyasıdır.

Bu nedenle 4 sayılı CBK’nın 647. maddesi Anayasa’nın 104/17. maddesine aykırıdır.

18. 4 sayılı CBK’nin 675. maddesinin Anayasa aykırılığı

4 sayılı CBK’nin 675. maddesinde Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığının personelinin değerlendirilmesine ilişkin hüküm yer almaktadır. Buna göre Başkanlık kadrolarında çalıştırılanlar ve görevlendirilenler Ar-Ge, bilimsel faaliyetler ve uygulama gibi görev alanlarıyla ilgili olarak yıllık periyotlarda performans değerlendirmesine tabi tutulacaklar ve bu değerlendirme sonucuna göre sözleşmelerinin uzatılıp uzatılmamasına veya sözleşme bitiş süresinden önce feshine karar verilebilecektir.

Anayasa’nın 128. maddesinde “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.” denilmektedir. Buna göre kamu görevlilerinin görev, yetki ve sorumlulukları münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken hususlardır. Kamu görevlilerinin sözleşmelerinin süresinden önce feshine ya da sözleşmelerinin yenilenmemesine dayanak olabilecek olan performans değerlendirmesinin kamu görevlilerinin diğer özlük işleri kapsamında olduğunda kuşku yoktur. Dolayısıyla Anayasa’nın bu kuralı gereği kamu görevlilerinin özlük işleri ancak kanunla düzenlenebilir. Anayasa’nın kanuna düzenlenmesini zorunlu tuttuğu alana ilişkin düzenleme içeren iptali istenen kural öncelikle Anayasanın 128. maddesine aykırıdır.

Diğer taraftan, Anayasanın 104/17 maddesine göre münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konularda CBK çıkarılamaz. Bu nedenle kural açıkça Anayasanın 104/17 maddesine aykırıdır.

Ayrıca bu kural, kanun konusu olan bir alanı CBK ile düzenlemenin ötesinde, genel ilkeleri, çerçeveyi çizmeden sadece Ar-Ge, bilimsel faaliyetler ve görev alanlarından periyodik olarak performans değerlendirmesine tabi tutulacakları öngörülmüştür. Söz konusu kuralın bu açıdan hukuki belirlilikten yoksun olduğu, alt idarelere çok geniş, sınırsız bir yetki verdiği açıktır. Anayasanın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesi, hukuki belirliliği de içerir. “Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey yasadan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını bilmelidir. ... Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre belirlilik ilkesi bireylerin hukuk kurallarını önceden bilmeleri, tutum ve davranışlarını bu kurallara göre güvenle belirleyebilmeleri anlamını taşımaktadır.” (E.2017/43 K.2018/40, 2/5/2018, p. 11-13). İptali istenen fıkranın AYM kararlarında aranan hukuki belirlilik koşullarını taşımadığı da açıktır.

Bu nedenle iptali istenen kural Anayasanın 2., 104/17. ve 128. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.

19. 4 sayılı CBK’nin 678. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “gerekli gördüğü her türlü bilgiyi” ibaresinin Anayasa aykırılığı

4 sayılı CBK’nın 678. maddesinin birinci fıkrası ile TÜSEB’e görevleri kapsamında Ar-Ge konuları için gerekli gördüğü her türlü bilgiyi, veriyi, bu sağlık alanında kişisel veriler de olabilecektir, talep edebilme; muhatap kurumlara ise bu talebe uyma yükümlüğü getirilmektedir. Fıkra, gizlilik arz eden bilgilerde buna uyulmasını ifade ederken kişisel verilerle ilgili hiçbir hüküm içermez. Bu bilgiler içinde özellikle sağlık alanında kişi veriler de yer alacaktır. 6698 sayılı Kanunun, Tanımlar başlıklı 3. maddesinde kişisel veri “Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi” ifade eder denilmektedir. Kişisel verilerin toplanması, işlenmesi, analizi, paylaşılması vb. verilerle ilgili diğer her bir faaliyet, hem Anayasa hem de uluslararası insan hakları hukuku açısından son derece hassas konular görülmüş, idarenin keyfiliğe karşı bir güvence olarak ayrıntılı bir şekilde çerçevesinin çizilmesi, üstelik bunun da kanunla yapılması istenmiştir. Kişiler hakkında bilgi ve veriyi toplamak için ilgili idarelere, genel çerçeve, ilke ve esaslar belirtilmeden, yetki verilmesi hukuki belirlilik ilkesine de aykırıdır. Ancak CBK’nin yukarıdaki hükmü kişisel verilerin korunması hususunda hiç bir kural getirmemektedir.

Ayrıca kişisel veriler, Anayasanın İkinci Kısmında kişi hakları ve ödevleri başlıklı İkinci Bölümde, 20. maddede düzenlenmiştir. Burada kişisel verilerin işlenmesi ve kullanılmasına dair anayasal ilkeler belirtilmiştir. “... Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”. Dolayısıyla ilgili bölümde yer alan temel hakların CBK ile düzenlenmesini yasaklayan Anayasa’nın 104/17. maddesi hükmü gereği kişisel verilerin CBK ile düzenlenmesi mümkün değildir.

Bu nedenle 678. maddenin birinci fıkrasının iptali istenen ibaresi Anayasa’nın 20. ve 104/17. maddelerine aykırıdır.

20. 4 sayılı CBK’nin 688. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasaya aykırılığı

4 sayılı CBK’nın 688. maddesinin ikinci fıkrasında Ulusal Bor Enstitüsü Başkanının mali ve sosyal hak ve yardımları ile diğer özlük hakları bakanlık genel müdürlerine; koordinatörlerin mali ve sosyal hak ve yardımları ile diğer özlük hakları ise GAP İdaresi Başkan Yardımcısının kine kıyasen belirlenmiştir. Neticede çalışanları kamu görevlisi olan Enstitü’nün görevlilerinin özlük hakları CBK ile düzenlenmiş olmaktadır. Bu şekilde CBK ile düzenlenen bu hususun daha sonra çıkarılan bir başka CBK ile değiştirilmesi, kamu görevlilerinin Anayasa madde 128 kapsamındaki haklarının ortadan kaldırılması her zaman mümkün olabilecektir. Bu ise öncelikle Anayasanın 128. maddesinin kamu görevlilerinin “nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir hükmüne açık aykırılık oluşturur. Öte yandan Anayasanın 104/17. Maddesi gereğince Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken hususlarda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleme yapılamayacağı kuralı yer alır. Bu fıkra ile Anayasada açıkça CBK’nin düzenleme alanı haricinde bırakılan bir konunun CBK ile hüküm altına alınması da anayasallık açısından sorunludur.

Açıklanan nedenlerle 4 sayılı CBK’nin 688. maddesinin ikinci fıkrası Anayasanın 104/17. ve 128. maddelerine aykırıdır.

21. 4 sayılı CBK’nin 690. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “gerekli gördüğü her türlü bilgiyi” ibaresinin Anayasa aykırılığı

4 sayılı CBK’nin 690. maddesinin birinci fıkrası ile Enstitüye araştırma ve inceleme konuları için gerekli gördüğü her türlü bilgiyi, veriyi isteme, muhatap kurumlara ise bu talebe cevap verme yükümlüğü getirilmektedir. Fıkra, gizlilik arz eden bilgilerin açıklanamayacağını da düzenlemekte, ancak kişisel verilerle ilgili hiçbir hüküm içermemektedir. Bu bilgiler içinde kişisel verilerin de yer alması olasıdır. 6698 sayılı Kanunun, Tanımlar başlıklı 3. maddesinde kişisel veri “Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi” ifade eder denilmektedir. Oysa kişisel verilerin toplanması, işlenmesi, analizi, paylaşılması vb. verilerle ilgili diğer her bir faaliyet, hem Anayasa hem de uluslararası insan hakları hukuku açısından son derece hassas konular görülüp idarenin keyfiliğe karşı bir güvence olarak ayrıntılı bir şekilde çerçevesinin çizilmesi, üstelik bunun da kanunla yapılması istenmiştir. Kişiler hakkında bilgi ve veriyi toplamak üstelik bazı hallerde zorunluluk arz eden bir şekilde bu işlemi yapmak için ilgili idarelere, genel çerçeve, ilke ve esaslar belirtilmeden, yetki verilmesi hukuki belirlilik ilkesine de aykırıdır. Oysa CBK’nin yukarıdaki hükmü kişisel verilerin korunması hususunda hiç bir kural getirmemektedir.

Ayrıca kişisel veriler, Anayasanın ikinci kısmında kişi hakları ve ödevleri başlıklı ikinci bölümde, 20. maddede düzenlenmiştir. Burada kişisel verilerin işlenmesi ve kullanılmasına dair anayasal ilkeler belirtilmiştir. “... Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”. Dolayısıyla ilgili bölümde yer alan temel hakların CBK ile düzenlenmesini yasaklayan Anayasa’nın 104/17. maddesi hükmü gereği kişisel verilerin CBK ile düzenlenmesi mümkün değildir.

Bu nedenle 690. maddenin birinci fıkrasının iptali istenen ibaresi Anayasa’nın 20. ve 104/17. maddelerine aykırıdır.

22. 4 sayılı CBK’nın 738. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin Anayasaya aykırılığı

4 sayılı CBK’nın 738. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde yer alan kural ile Başkanlık Yurtdışı Vatandaşlar Daire Başkanlığına görev alanıyla sınırlı olmak gibi çok genel kayıtla “her türlü veri ve bilgiyi toplamak ve değerlendirmek.” görevi verilmiştir. Bu durumda Daire Başkanlığı yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarına ait her türlü veriyi ve bilgiyi toplama, depolama, sınıflandırma, işleme, analiz etme, aktarabilme vb. işlemleri yapabilecektir.

6698 sayılı Kanunun, Tanımlar başlıklı 3. maddesinde kişisel veri “Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi” ifade eder denilir. Oysa kişisel verilerin toplanması, işlenmesi, analizi, paylaşılması vb. verilerle ilgili diğer her bir faaliyet, hem Anayasa hem de uluslararası insan hakları hukuku açısından son derece hassas konular görülmüş idarenin keyfiliğe karşı bir güvence olarak ayrıntılı bir şekilde çerçevesinin çizilmesi, üstelik bunun da kanunla yapılması istenmiştir. Kişiler hakkında bilgi ve veriyi toplamak için ilgili idarelere, genel çerçeve, ilke ve esaslar belirtilmeden, yetki verilmesi hukuki belirlilik ilkesine de aykırıdır. Oysa CBK’nin yukarıdaki hükmü kişisel verilerin korunması hususunda hiç bir kural getirmemektedir.

Ayrıca kişisel veriler, anayasanın ikinci kısmında kişi hakları ve ödevleri başlıklı ikinci bölümde, 20. maddede düzenlenmiştir. Burada kişisel verilerin işlenmesi ve kullanılmasına dair anayasal ilkeler belirtilmiştir. “... Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”. Dolayısıyla ilgili bölümde yer alan temel hakların CBK ile düzenlenmesini yasaklayan Anayasa’nın 104/17. maddesi hükmü gereği kişisel verilerin CBK ile düzenlenmesi mümkün değildir.

Bu nedenle 738. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi Anayasa’nın 20. ve 104/17. maddelerine aykırıdır.

23. 4 sayılı CBK’nin 759. maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasaya aykırılığı

4 sayılı CBK’nin 759. maddesinin üçüncü fıkrasında Enstitü Başkanının mali ve sosyal hak ve yardımları ile diğer özlük hakları bakanlık genel müdürlerine; koordinatörlerin mali ve sosyal hak ve yardımları ile diğer özlük hakları ise bakanlık daire başkanlarının kine kıyasen belirlenmiştir. Neticede bu fıkra ile çalışanları kamu görevlisi olan Enstitü’nün görevlilerinin özlük hakları CBK ile düzenlenmiş olmaktadır. Bu şekilde CBK ile düzenlenen bu hususun daha sonra çıkarılan bir başka CBK ile değiştirilmesi, kamu görevlilerinin Anayasa madde 128 kapsamındaki haklarının ortadan kaldırılması her zaman mümkün olabilecektir. Bu ise öncelikle Anayasanın 128. Maddesinin kamu görevlilerinin “nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir hükmüne açık aykırılık oluşturur. Öte yandan Anayasanın 104/17. Maddesi gereğince Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken hususlarda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleme yapılamayacağı kuralı yer alır. Bu fıkrayla Anayasada açıkça CBK’nin düzenleme alanı haricinde bırakılan bir konunun hüküm altına alınması da anayasaya aykırılık oluşturur.

Açıklanan nedenlerle 4 sayılı CBK’nin 759. maddesinin üçüncü fıkrası Anayasanın 104/17. ve 128. maddelerine aykırıdır.

24. 4 sayılı CBK’nın 782. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasaya aykırılığı

4 sayılı CBK’nın 782. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde Maden ve Petrol Uzman ve Maden ve Petrol Uzman Yardımcılarının mali ve sosyal hak ve yardımları ile diğer özlük hakları Adalet Uzmanı ve Adalet Uzman Yardımcısına kıyasen belirlenmiştir. İkinci fıkranın ikinci cümlesinde ise Maden ve Petrol İşleri Denetçisi ve Maden ve Petrol İşleri Denetçi Yardımcısının mali ve sosyal hak ve yardımları ile diğer özlük haklarının bağımsız genel müdürlük müfettiş ve müfettiş yardımcılarına kıyasen tespiti esası kabul edilmiştir. Neticede her iki fıkra ile çalışanları kamu görevlisi olan Genel Müdürlüğün görevlilerinin özlük hakları CBK ile düzenlenmiş olmaktadır. Bu şekilde CBK ile düzenlenen bir hususun daha sonra çıkarılan bir başka CBK ile değiştirilmesi, böylece kamu görevlilerinin Anayasa madde 128 kapsamındaki haklarının ortadan kaldırılması her zaman mümkün olabilecektir. Bu ise öncelikle Anayasanın 128. maddesinin kamu görevlilerinin “nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir hükmüne açık aykırılık oluşturur. Öte yandan Anayasanın 104/17. Maddesinde Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken hususlarda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleme yapılamayacağı kuralı yer alır. Bu fıkralarla, Anayasada açıkça CBK’nın düzenleme alanı haricinde bırakılan bir konunun, hüküm altına alınması da anayasallık açısından sorunludur.

Açıklanan nedenlerle 4 sayılı CBK’nın 782. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile ikinci fıkrasının ikinci cümlesi Anayasanın 104/17. ve 128. maddelerine aykırıdır.

25. 4 sayılı CBK’nin 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin bazı maddelerini değiştiren 799. Maddesinin (i) bendi ile değiştirilen 1 sayılı CBK’nin 338. maddesinin birinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri nin Anayasaya aykırılığı

1 sayılı CBK’nin 338. maddesinde Genel Kurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklarının Milli Savunma Bakanlığına bağlılığı düzenlenmiştir. Buna göre Genelkurmay Başkanlığı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları Milli Savunma Bakanına bağlıdır. Cumhurbaşkanı gerekli gördüğünde Genelkurmay Başkanı ile Kuvvet Komutanları ve bağlılarından doğrudan bilgi alabilir, bunlara doğrudan emir verebilir. Verilen emir herhangi bir makamdan onay alınmaksızın derhal yerine getirilir.

4/1/ 1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 8. maddesinde “emir” şöyle tanımlanmıştır: “Emir: Hizmete ait bir talep veya yasağın sözle, yazı ile ve sair surette ifadesidir.” Aynı Kanun’un 19 ila 24. maddelerinde emre itaat zorunluluğu ve emirlerin yerine getirilme ilkeleri düzenlenmiştir. 19. maddede astların üniformalı veya üniformasız asker amirleri ile sivil amirlerinin verdiği emirleri yerine getirmek zorunda olduğu kuralına yer verilmiştir. 20. maddede emirlerin astlar tarafından değiştirilemeyeceği, ancak ahval ve şeraitin emrin ifasını imkansız hale getirmesi halinde, ya da emrin yerine getirilmesi halinde büyük bir tehlike doğacak ya da ağır bir zarara neden olacaksa amirden yeni bir emir alınması da mümkün değilse astın sorumluluğu üstüne alarak emri yeni koşullara uyarak yapabileceği ve ilk fırsatta durumu emri veren amire bildireceği düzenlenmiştir. 21. maddede emirlerin kural olarak bağlı makamlar ve kumandanlar tarafından bir silsile takip edilerek verileceği, acil ve zorunlu hallerde sıraya uymadan da emir verilebileceği bu hallerde yapılması gerekenler hüküm altına alınmıştır. 22. maddede bir emir yerine getirilirken daha üst bir amirden emir alınması halinde yapılması gerekenler düzenlenmiştir. 23. maddede isyan ve karışıklık halinde emirler, 24. maddede de üstlerin disiplinsizlik hallerine müdahale yetkisi düzenlenmiştir.

Görüldüğü gibi yasa da üniformasız sivil amirler de dâhil (Cumhurbaşkanı, Bakan) tüm amirlerin emir verme yetkisi ve bunları yerine getirme yükümlülüğü, emrin sıralı verilme zorunluluğu ve istisnaları ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Kanunun diğer hükümlerinde de emirlerin niteliğine ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.

Anayasanın 104. maddesine göre kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Anayasanın bu hükmü ile düzenleme yapma konusunda yasama organı ile Cumhurbaşkanının yetkilerinin çerçevesi açık bir şekilde ortaya konulmuştur. Buna göre yürütme organına (Cumhurbaşkanı) asli (ilk elden) düzenleme yetkisi verilmiş olmakla birlikte mahfuz düzenleme alanı tanınmamıştır. Daha da önemlisi düzenleme önceliği yasama organına aittir. Bu bağlamda bir konuda yasama organı önceden bir düzenleme yaptıysa Cumhurbaşkanı artık o alanda CBK ile düzenleme yapamayacaktır. Önce CBK çıkarılan bir konuda sonradan bir yasa yapılarak aynı alanda hem yasa hem de CBK ortaya çıkmışsa yasa hükümleri uygulanacaktır. Buna bağlı olarak yasama organı daha önce CBK ile düzenlenen her alanda kanun çıkarabilecek, fakat aksi mümkün olmayacaktır. Yani yasada düzenlemiş bir alanda CBK çıkarılamayacaktır. Böylece Anayasa, yasa ile CBK arasındaki normatif hiyerarşiyi açık bir şekilde ortaya koymuştur ve yasa CBK’nın üzerindedir ya da tersinden ifade etmek gerekirse hiyerarşik olarak CBK, yasaların daha altında olan bir norm türüdür.

Yukarıda açıklandığı gibi Türk Silahlı Kuvvetlerinde üniformalı- üniformasız, asker- sivil amirlerin emir verme yetkisi ve buna uyma yükümlülüğünün kapsamı açık ve ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Cumhurbaşkanının Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevi varlığına ait olan başkomutanlığı temsil yetkisine sahip olduğu Anayasanın 117. maddesinde açık bir şekilde yer almaktadır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanının Türk silahlı kuvvetlerinin en üst amiri olduğunda şüphe bulunmamaktadır. En üst amir olarak kanundaki emir verme yetkilerine Cumhurbaşkanının da sahip olduğunda herhangi bir tereddüt yoktur. Dolayısıyla bu konu yasada açık bir şekilde düzenlenmiştir. Yasanın açık bir şekilde düzenlediği bir konunun CBK ile düzenlenmesi ise yukarıda belirtildiği gibi Anayasa tarafından yasaklanmıştır. Bu nedenle iptali istenen kural açık bir şekilde Anayasanın 104. maddesine aykırıdır.

Diğer taraftan iptali istenen cümlede verilen emrin herhangi bir makamdan onay alınmadan derhal yerine getirileceği kuralına yer verilmiştir. Kanunda emir silsilesinden ayrılma durumunda nasıl hareket edileceği de açık bir şekilde yer almaktadır. İptali istenen kural kanunda öngörülen düzenlemelere aykırı olduğu gibi kanunsuz emri düzenleyen Anayasanın 137. maddesine de aykırıdır. Anayasanın 137. maddesine göre : “Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz.

Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.

Askerî hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır.” Görüldüğü gibi verilen emirlerin hukuka uygun olmaması ya da konusunun suç teşkil etmesi halinde emre uyma yükümlülüğü olmadığı gibi, Askeri hizmetler dolayısıyla buna istisna getirilmesi de ancak kanunla mümkündür.

Dolayısıyla bir CBK ile, Cumhurbaşkanı tarafından verilmiş olsa dahi, hukuka aykırı bir emre mutlak itaat yükümlülüğü getirilmesi mümkün değildir. Askeri gerekler dolayısıyla istisna getirmek mümkün olsa bile bunun CBK yoluyla yapılması mümkün değildir. Bu nedenle kural aynı zamanda Anayasanın 137. maddesine de açıkça aykırıdır.

Açıklanan nedenlerle iptali istenen kurallar Anayasanın 104. ve 137. maddelerine aykırıdır, iptalleri gerekir.

III. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ

Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri hukukumuza 6771 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunu ile Anayasada yapılan değişikliklerle hukuk sistemimize girmiş ve 24 Haziran Seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının yemin ederek görevine başlamasıyla yürürlüğe girmiştir. Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile ilk defa yürütme organına asli bir yasama yetkisi tanınmıştır. Anayasa’da önemli sınırlamalar getirilerek tanınmış olan bu yetkinin kötüye kullanılmaması ve yasama yetkisinin devri niteliği taşımaması demokratik hukuk devletinin yaşama geçirilmesi açısından hayati önem taşımaktadır. Oldukça güçlü yetkilerle donatılmış ve doğrudan halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanının anayasada kendisine tanınan sınırlı alanı aşarak her konuda düzenlemeler yapması demokratik hukuk devletinin özünü oluşturan denge ve denetleme mekanizmalarını işlevsiz hale getirecek, sistemi güçlü yürütmenin keyfi yönetimine dönüştürecektir.

Göreve başlamasının hemen ardından Cumhurbaşkanınca oldukça kapsamlı pek çok CBK çıkarıldığı görülmektedir. Bu CBK’lerin pek çoğunda da anayasal yetki sınırlarının aşıldığı, Anayasanın CBK ile düzenlenmesini yasakladığı alanlarda düzenlemeler yapıldığı görülmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesince ivedilikle CBK’lerin hukuki çerçevesinin tespit edilerek yetki dışı düzenlemelerin iptal edilmesi ve hukuk sisteminden ayıklanması hayati önem taşımaktadır.

Anayasanın tanıdığı yetki çerçevesinin dışında yapılan işlemler ultra vires geçersizlikle maluldür. Geçersiz düzenlemelere dayanarak işlemler tesis edilmesi birey haklarına telafisi imkansız zararlar verecektir. Bu nedenle bu düzenlemelerin bir an önce yürürlüklerinin durdurulması hayati önem taşımaktadır.

Hukuk devleti ilkesini zedeleyen ve Anayasaya açıkça aykırı olan bir düzenlemenin uygulanması halinde, sonradan giderilmesi olanaksız zararlara yol açacağı çok açıktır. Anayasal düzenin en kısa sürede hukuka aykırı kurallardan arındırılması, hukuk devleti sayılmanın da gereğidir. Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk devletinde sübjektif yararların üstünde, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacağında duraksama bulunmamaktadır.

Bu zarar ve durumların doğmasını önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan söz konusu maddelerin iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.

IV. SONUÇ VE İSTEM

15/07/2018 tarihli 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin

1. 54 maddesinin birinci fıkrasında yer alan “personelinin görev ve yetkileri, görevlendirme, çalışma usul ve esasları ile bu müdürlük personeline ilişkin diğer hususlar Başkanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” ifadesini, Anayasanın 104/17. ve 128. maddelerine,

2. 55. maddesinin ikinci fıkrasının, Anayasanın 104/17. ve 128. maddelerine,

3. 63. maddesi, Anayasanın 104/17., 123. ve 128. maddelerine,

4. 68. maddesinin sekizinci fıkrasının son cümlesinde yer alan “Herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmayan rehberler hariç olmak üzere” ibaresinin, Anayasanın 10. ve 60. maddelerine,

5. 143. maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendinde yer alan “her türlü bilgi, veri ve istatistiği toplamak” ibaresinin, Anayasanın 20. ve 104/17. maddelerine,

6. 155. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin, Anayasanın 2., 70., 104. ve 128. maddelerine,

7. 163. maddesinin, Anayasanın 123. maddesine,

8. 234. maddesinin birinci fıkrasının (t) bendinde yer alan “her türlü bilgi ve veriyi almak ve analiz etmek.” ibaresinin, Anayasanın 20. ve 104/17. maddelerine,

9. 257. maddesinin, Anayasanın 8., 104/17. ve 128. maddelerine,

10. 304. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ile yurtdışı şube ve bürolarının” ibaresinin, Anayasanın 123. maddesine,

11. 343. maddesinin ikinci fıkrasının, Anayasanın 104/17. ve 128. maddelerine,

12. 409. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin, Anayasanın 104/17. ve 128. maddelerine,

13. 542. maddesinin birinci fıkrasının, Anayasanın 2. ve 133. maddelerine,

14. 587. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin, Anayasanın 104/17. ve 128. maddelerine,

15. 594. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “gerekli gördüğü bilgileri” ibaresinin, Anayasa’nın 20. ve 104/17. maddelerine,

16. 619. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin, Anayasanın 2. maddesine,

17. 647. maddesinin, Anayasa’nın 104/17. maddesine ,

18. 675. maddesinin, Anayasanın 2., 104/17. ve 128. maddelerine,

19. 678. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “gerekli gördüğü her türlü bilgiyi” ibaresinin, Anayasa’nın 20. ve 104/17. maddelerine,

20. 688. maddesinin ikinci fıkrasının, Anayasanın 104/17. ve 128. maddelerine,

21. 690. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “gerekli gördüğü her türlü bilgiyi” ibaresinin, Anayasa’nın 20. ve 104/17. maddelerine,

22. 738. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin, Anayasa’nın 20. ve 104/17. maddelerine,

23. 759. maddesinin üçüncü fıkrasının, Anayasanın 104/17. ve 128. maddelerine,

24. 782. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin , Anayasanın 104/17. ve 128. maddelerine,

25. 799. Maddesinin (i) bendi ile değiştirilen 1 sayılı CBK’nın 338. maddesinin birinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin, Anayasanın 104. ve 137. maddelerine,

aykırı olmaları nedeniyle iptallerine ve dava sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına, karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

görevçıkarılacakcümlesininalmakgazete’deyürürlüklerinincümlesindebaşkanlık“…gereklibendindefıkrasınınyurtdışıhariçpersonelinegördüğüesaslarıkuruluşlarbürolarının…”kurumunayayımlananibaresininbağlıkuruluşlarınilişkili“…personelininbendibelirlenir”talebidirveriyibölümününtarihlideğiştirilendiğermüdürlüküzere…”teşkilatıanalizbaşlığıbeşincifıkrasındadurdurulmasınacumhurbaşkanlığıbirincibilgikonusuanayasa’nıntürlüyönetmeliklemaddesininbilgileri…”sosyal“…ilecümlesibirliktebakanlıklaragörevlendirmeolmakresmîyetkileriolmayankurumiptallerinerehberleretmek”“herhangihususlarcümlelerininnumaralı“…hersürülerekiptalistatistiğikararnamesi’ninikincitoplamak…”aykırılığıçalışmabendininbilgiyi…”güvenlikmaddelerineüçüncü

Kaynak: karar_anayasa

Taranan Tarih: 28.01.2026 03:09:55

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim