Anayasa Norm Denetimi: 2020-77 Sayılı 24-12-2020 Tarihli Karar: İptal-Esas - İptal
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Anayasa Mahkemesi Kararı
24 Aralık 2020
II. İNCELEME SONUÇLARI
| Normun Numarası – Adı | Madde Numarası | İnceleme Türü – Sonuç | Sonucun Gerekçesi | Dayanak Anayasa Hükümleri | Erteleme Süresi |
|---|---|---|---|---|---|
| 6755 Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun | 2 | Esas - İptal | Anayasaya esas yönünden aykırılık | 13., 26. ve 28. | yok |
| 3 | Esas - İptal | Anayasaya esas yönünden aykırılık | 13., 26. ve 28. | yok | |
| 4 | Esas - İptal | Anayasaya esas yönünden aykırılık | 13., 26. ve 28. | yok | |
| 37 | Esas - İptal | Anayasaya esas yönünden aykırılık | 13., 26. ve 28. | yok | |
| 38 | Esas - İptal | Anayasaya esas yönünden aykırılık | 13., 26. ve 28. | yok | |
| 39 | Esas - İptal | Anayasaya esas yönünden aykırılık | 13., 26. ve 28. | yok |
“...
A. GENEL AÇIKLAMALAR
Olağanüstü Yönetim Biçimleri Bir Hukuk Rejimidir. Ancak, Bu Rejimin Uygulanması, Yürütme Organına İstediğini Yapma Olanağı Tanıyan Keyfi Bir Rejim Değildir:
24 Kasım 2016 tarihli ve 29898 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 6755 sayılı “Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun”, 20/07/2016 tarihinde ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında, darbe teşebbüsü ve terörle mücadele çerçevesinde alınması zaruri olan tedbirler ve bunlara ilişkin usul ve esasların belirlenmesini amaçlamıştır. Çağdaş demokrasilerde olağanüstü yönetim usulleri devletin ya da ulusun varlığına yönelmiş olağanüstü bir tehdit ve tehlike ile bu tehdit ve tehlikenin olağan dönemlerde alınacak tedbirlerle ortadan kaldırılamayacak büyüklükte olması durumunda bu tehdit veya tehlikeyi ortadan kaldırmayı ve olağan düzene dönmeyi amaçlayan rejimlerdir. Bir başka ifadeyle, olağanüstü yönetimler anayasal düzeni korumak ve savunmak amacı taşıyan rejimlerdir. Bütün olağanüstü yönetim usulleri gibi, olağanüstü hal de çağdaş anayasal demokrasilerde geçici nitelikte olan hukuki ve anayasal bir rejimdir. Bunun anlamı, olağanüstü halin yürütme organına istediğini yapma olanağını tanıyan keyfi bir rejim olmamasıdır Olağanüstü hal, anayasal demokratik rejimlerin istisnai hallerde askıya alınması değil, devletin ve ulusun varlığına yönelik bulunan büyük bir tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması ve olağan hukuk düzenine dönmek amacıyla geçici bir süreyle yürütme organının yetki alanının olağan dönemlere göre genişletilebilmesi ve temel hak ve özgürlüklerin daha geniş ölçüde sınırlandırılabilmesi olanağını verir. Ancak bu yetki genişlemesi, yürütme organının hukuk devleti dışına çıkabilmesi sonucunu doğurmaz. Yürütme organı, olağanüstü hallerde de çerçevesi ve sınırları anayasa ve kanunlarla çizilen sınırlar içinde hareket etmek zorundadır.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi de 1991 tarihli kararlarında “... demokratik ülkelerde olağanüstü yönetim usulleri, hukuku dışlayan keyfi bir yönetim anlamına gelmez. Olağanüstü yönetimler kaynağını Anayasa'da bulan, anayasal kurallara göre yürürlüğe konulan, yasama ve yargı organlarının denetiminde varlıklarını sürdüren rejimlerdir. Ayrıca, olağanüstü hal yönetimlerinin amacı, anayasal düzeni korumak ve savunmak olmalıdır. Bu nedenle olağanüstü yönetim usulleri yürütme organına önemli yetkiler vermesine, hak ve özgürlükleri de önemli ölçüde sınırlandırmasına karşın, demokrasilerde sonuçta bir “hukuk rejimi” dir” (E. 1990/25, K. 1991/1, k.t. 10.1.1991, RG. 5.3.1992-21162; E. 1991/6, K.1991/20, k.t. 3.7.1991, RG. 8.3.1992-21165) diyerek olağanüstü hal rejiminin hukuki ve sınırlı; aynı zamanda da anayasal düzeni askıya almayı değil, korumayı ve savunmayı amaçlayan bir yönetim biçimi olduğunu vurgulamıştır
Olağanüstü hal rejimi kısa süre içinde olağan hale dönmek içindir. Anayasal sistemi ve hukuk düzenini değiştirmenin aracı olamaz. Olağanüstü hallerin amacı, olağanüstü hal ilanına neden olan durumu en kısa sürede ortadan kaldıracak tedbirleri almak ve olağanüstü hal ilanı öncesi döneme geri dönmektir. Olağanüstü hal yönetimini anayasal düzeni ve hukuk sistemini yeniden düzenlemenin bir aracı olarak kullanmak olağanüstü hal yönetiminin mahiyetiyle bağdaşmaz. 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’da yer alan ve iptali iş bu dilekçemiz ile talep edilen hükümler olağanüstü halin gerektirdiği nitelikte tedbirler değildir.
1982 Anayasası çağdaş anayasal demokrasilere uygun olarak, olağanüstü yönetim usullerini ve bunların sınırlarını 119-112. maddeler arasında olağanüstü hal, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş hali olarak belirlemiştir. Olağanüstü hal tabii afet ve ağır ekonomik bunalım (md. 119) ile şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması (md. 120) sebepleriyle Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan bakanlar kurulu tarafından yurdun bir ya da birden fazla bölgesinde ya da tamamında süresi altı ayı aşmamak üzere ilan edilebilir. Anayasa’nın 120. Maddesine göre olağanüstü hal ilan edilebilmesi için Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun Milli Güvenlik Kurulu’nun görüşünü alması gerekir. Söz konusu karar Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayına sunulur.
1982 Anayasasının 121. maddesinde olağanüstü hallerde (122. maddesinde sıkıyönetimde) yürütme organına özel bir yetki vermekte; Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan bakanlar kurulunun kanun hükmünde kararname çıkarabilmesine olanak tanımaktadır. Anayasanın 91. ve 121. maddelerinde olağanüstü dönemlerde çıkarılacak kanun hükmünde kararnameleri, bakanlar kurulunun olağan zamanlarda sahip olduğu kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinden bazı açılardan farklı düzenlemektedir. Olağanüstü hallerde kanun hükmünde kararnameler Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan bakanlar kurulu tarafından çıkarılır. Bu kanun hükmünde kararnameler bir yetki yasasına dayanmaz. Bu kanun hükmünde kararnameler, Anayasanın 91. maddesinde olağan dönemlerdeki kanun hükmünde kararnameler için getirilmiş konu sınırlamasına bağlı değildir.
Söz konusu düzenlemelerden olağanüstü hallerde yürütme organının kanun hükmünde kararnameler yoluyla yetki alanını sınırsız bir biçimde genişlettiği sonucu elbette çıkarılamaz, çıkarılmamalıdır. Kanun hükmünde kararnamelerin kanun haline dönmesi bakımından da aynı husus geçerlidir. Parlamentodaki yasalaşma sürecinde sayısal çoğunluk, yapılan siyasi denetimin önemini azaltmakta, eleştirilerin dikkate alınarak yanlışlıkların düzeltilmesi sonucunu sağlamamaktadır.
1982 Anayasası anayasal demokrasiye dayalı hukuk devleti ilkesini benimsemiştir. Anayasayı yorumlama tekeline sahip Anayasa Mahkemesi de çok sayıda kararında 1982 Anayasasının bu özelliğini vurgulamaktadır. Bir düzenlemenin olağanüstü halin gerekli kıldığı bir konu olup olmadığı, Anayasanın konuyla ilgili bütün maddeleri (md. 119, 120, 121, 125/6, 15 vb) gözönünde bulundurularak yapılmalıdır.
Olağanüstü halde sınırlama amacı ile bu amaca ulaşmak için seçilen araç arasında hakkaniyete uygun bir denge yoksa hak ihlali vardır.
Anayasa’nın 121/3. maddesinde yer alan ve kanun hükmünde kararnamelerin konu öğesini olağanüstü halin “gerekli kıldığı konularla” sınırlandıran hükmü “ölçülülük ilkesi”ne karşılık gelir. Ölçülülük ilkesi, Anayasa Mahkemesi’nin çok sayıdaki kararında da ifade edildiği gibi, sınırlama amacı ile bu amaca ulaşmak için seçilen araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunmasını; önlemin sınırlama amacına ulaşmaya elverişli olmasını; amaç ve aracın ölçülü bir oranı kapsamasını ve sınırlayıcı önlemin demokratik toplum düzeni bakımından zorunluluk taşımasını gerektirir (E.2014/122, K. 2015/123, RG. 1.3.2016-29640; E. 2013/158, K. 2014/68, RG. 9.4.2014-28967; E.2013/32, K.2013/112, RG.31.12.2013-28868). Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir (E. 2015/29, K.2015/95, RG.12.11.2015-29530). Dolayısıyla Anayasa’nın 121/3. maddesi olağanüstü hal kararnamesiyle başvurulacak araçlar ile olağanüstü hal ilanına yol açan tehlikeleri giderip olağan duruma geri dönmek amacı arasında uygun bir ilişkinin varlığını da şart koşmaktadır. 6749 sayılı Kanunda iş bu dilekçemiz ile iptalini talep ettiğimiz hususlar olağanüstü halin gerektirdiği konularla ilgili olmamasının yanı sıra, düzenlenen hükümle ulaşılmak istenen amaç arasında hakkaniyete uygun bir denge bulunmamaktadır.
Anayasa’nın 15/1. maddesinde, “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu hükme göre, olağanüstü halde alınacak önlemler hem “ölçülülük ilkesine” hem de “milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler”e aykırı olmamalıdır. İptalini talep ettiğimiz düzenlemeler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklerimizi de ihlal eder niteliktedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi’ne göre milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler, olağanüstü halde alınacak tedbirlerin hukukun genel ilkelerine ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi, 1949 Cenevre Sözleşmesi gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve bu sözleşmelerin kurduğu ve sözleşme hükümlerini yorumlayan yargısal ve yarı-yargısal organların kararlarına aykırı düşmemesi anlamına gelir (Anayasa Mahkemesi Kararı : E. 1990/25, K. 1991/1; E. 1991/6, K.1991/20).
Anayasa’nın 15/1. maddesie paralel olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15/1. maddesi de devletlerin ancak durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan diğer yükümlülüklere aykırı olmamak şartıyla savaş ve diğer olağanüstü hallerde Sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı önlemler alınabileceğini belirtmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de özellikle devletlerin krizin gerektirdiği ölçüyü aşıp aşmadıklarını denetleme konusunda kendini yetkili görmektedir. Mahkeme bu denetim yetkisini kullanırken, askıya almanın etkilediği hakların niteliği, olağanüstü durumun süresi ve olağanüstü duruma yol açan nedenler gibi, konuyla ilgili çeşitli etmenleri gözönünde bulundurur. (Brannigan and McBride/ Birleşik Krallık & 43; Lawless v. İrlanda & 36-38, İrlanda/Birleşik Krallık & 205; Aksoy/ Türkiye & 68; Nuray Şen/Türkiye, 17.06.2003 &25).
Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi hükümlerinin taraf devletler tarafından sınırlanmasına ve askıya alınmasına ilişkin ölçütleri belirleyen 1985 tarihli Birleşmiş Milletler Siracusa İlkelerine (U.N. Doc. E/CN.4/1985/4, Annex (1985)) göre, devletin sözleşme hükümlerini askıya aldığı hangi bir tedbirin ulusun yaşamına karşı oluşan tehdidi ortadan kaldırmak için mutlak olarak gerekli ve tehdidin mahiyetiyle ve yaygınlığıyla orantılı olmalıdır (& 51). Bir başka ifadeyle, Anayasa'nın 15/1. maddesinde şart koşulan ölçülülük ilkesi Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi bakımından da uygulanması zorunlu bir ilkedir. Bu tedbirlerin durumun mutlak biçimde gerektirdiği nitelikte olup olmadığının tespitinde ulusal makamların değerlendirmesi kesin olarak kabul edilemez (paragraf 57).
B. 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun Hükümlerinin Anayasaya Aykırılık Gerekçesi
1) 6755 sayılı Kanun’un 2. maddesinin dördüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı
İptali talep edilen düzenleme, yalnızca olağanüstü hal ilanına neden olan darbe girişiminde bulunan ve olağanüstü hal ilan nedeninde de yer alan terör örgütüne ait olanları değil, milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine aidiyeti veya iltisakı ya da bunlarla irtibatı bulunan ve ekli listelerde yer almayan özel radyo ve televizyon kuruluşlarını, gazeteleri, dergileri, yayınevi ve dağıtım kanallarını da bakan onayıyla kapatma ve bunların taşınır ve taşınmazlarına el konmasına hükmetmektedir.
Öncelikle “milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı...” kavramının kapsamı ve sınırları belirsizdir. Bu tespitin kim ya da hangi kurum, organ tarafından yapılacağı belli değildir. Bu hükme göre, yürütme organı, kapsamı sınırları belirsiz yetkiye dayanarak dilediği özel radyo ve televizyon kuruluşunu, gazeteyi, dergiyi, yayınevini ve dağıtım kanalını kapatabilecektir. Bu düzenleme, olağanüstü hal ilan sebebi ve amacıyla ilişkili değildir. Ayrıca, söz konusu maddede bakana tanınan yetki ile bunların malvarlıklarına ilişkin hüküm olağanüstü halin ilan sebebi ve amacıyla ilgili bir düzenleme değildir. Olağanüstü hal kalktıktan sonra da etkisini sürdürecek sürekli ve kalıcı niteliktedir.
Bu madde ile alınan tedbir ölçülü bir tedbir olarak da nitelenemez. Olağanüstü hal ilan sebebine neden olduğundan kuşkulanılanlar için haklarında kesin bir mahkeme kararı tesis edilinceye kadar kapatma yerine hakkı ve özgürlüğe daha dar bir müdahale olan durdurma tedbirinin alınması istenen amaca ulaşılmasını sağlardı. Bu nedenle tedbir ölçülülük ilkesinin orantılılık ve zorunluluk ölçütlerini karşılamamaktadır. Bu açıdan, olağanüstü hallerde alınacak önlemlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere uygun olmasını emreden Anayasa’nın 15. maddesine aykırıdır. Milletlerarası yükümlülüklere aykırılık Anayasa’nın 90. Maddesini de ihlal eder nitelik taşımaktadır. Nitekim Anayasa’nın 90. maddesi temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeler bakımından usülüne göre onaylanmış bir başka deyişle taraf olunmuş uluslararası belgeyi esas almaktadır. İptali talep edilen düzenleme uluslararası hukuka aykırılık teşkil etmesinden bahisle Anayasa’nın 90. Maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
Kapatılması öngörülen özel radyo ve televizyon kuruluşları, gazeteler, dergiler, yayınevi ve dağıtım kanallarının taşınır ve taşınmazlarına el konulması, Anayasa’nın 38 inci maddesinde yer alan “genel müsadere cezası verilemez” hükmüne aykırılık oluşturmaktadır. Bu açıdan, düzenleme hem genel müsadere cezasını yasaklayan Anayasa’nın 38. maddesine hem de mülkiyet hakkını tamamen ortadan kaldırılması nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesine aykırıdır. Bir kişinin işlediği iddia edilen suçu oluşturan eylemi ile ilgisi olup olmadığından bağımsız olarak tüm malvarlığına elkonulması çağdaş ceza hukukunda haklı görülmemektedir. Günümüzde ceza hukuku suç ve suçlu ile ilgili eşyanın müsaderesini kabul etmekte, suçlunun bütün malvarlığını veya bir kısmını kapsayan “genel müsadereyi” kabul etmemektedir. Anayasa Mahkemesi de böyle bir nitelik taşıyan düzenlemeleri anayasaya aykırı bularak iptal etmektedir. (E. 1987/28, K.1988/16, RG. 20.8.1988-19905).
Öte yandan Anayasa’nın 30 uncu maddesi, “k anuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz” hükmünü içermektedir. Getirilen düzenleme, basın araçlarının, basımevlerinin zapt ve müsadere edilmesini sonuçladığından, 30 uncu maddeye de aykırıdır.
Söz konusu düzenleme, kişilerin ifade, basın ve haber alma ile sureli ve süresiz yayın hakkını demokratik bir toplumda zorunlu olmayan bir ölçüde sınırlamaktadır. Bu nedenle, düzenleme Anayasanın “herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” diyen 26. maddesine, “Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.” diyen 28. maddesine aykırıdır. Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (E.2014/189, K.2015/32,RG. 21.5.2015-29362). Ayrica, söz konusu düzenleme, adil olması gereken hukuk düzenini zedelemesi, hukukun üstün kurallarını gözeterek hak ve özgürlükleri koruyucu değil ortadan kaldırıcı bir nitelik taşıması ve Anayasaya aykırı bir düzenleme olması bakımından Anayasanın insan haklarına dayalı demokratik hukuk devletini düzenleyen 2. maddesine de aykırıdır.
Açıklanan bu sebeplerle, iptali talep edilen iş bu düzenleme Anayasa’nın 2., 15., 26., 28., 30., 35., 38. ve 90. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.
2) 6755 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “otuz günü” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı
Kiş i g ö zaltı na al ındığında, fiilen ö zgürlüğü kısıtlanmaktadır. Özgürlüğünden yoksun kalmanın belirli bir süreyle yapılması gerekir. G ö zaltı sürelerinin uzun olması, keyfi uygulamaları beraberinde getireceği gibi, kişi ö zgürlüğünü de doğrudan ihlal eder. Bu sebeple, soruşturmanın tamamlanması amacına matuf yapılan g ö zaltı işlemi, belirli sürelere dayanmalıdır.
Ceza Muhakemesi Kanunu'na g ö re, g ö zaltı süresi, şüphelinin yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye g ö nderilmesi i ç in zorunlu süre hari ç , yakalama anından itibaren yirmid ö rt saati ge ç emez. Yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye g ö nderilme i ç in zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz (m.91/1). Bu sürenin, oniki saati ge ç mesi durumunda, ge ç en her s üre g ö zaltı süresinden işleyecektir. 27.03.2015 tarih ve 6638 sayılı Yasa’nın 13 üncü maddesi ile getirilen düzenleme uyarı nca, su çüstü hâlleriyle sınırlı olmak kaydıyla; kişi hakkında, Ceza Muhakemesi Kanunu 91 inci maddenin 4 üncü fıkrasında bentler halinde belirtilen su ç larda mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafından yirmi d ö rt saate kadar, şidddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol a ç abilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen su ç larda kırk sekiz saate kadar g ö zaltı na al ınma kararı verilebilir.
Ceza Muhakemesi Kanunu'na g ö re, toplu olarak işlenen su ç larda ise, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının ç okluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı g ö zaltı süresinin, her defasında bir günü ge ç memek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir (m.91/3).
Uygulamada g ö zaltı sürelerine kanunun açık düzenlemelerine rağmen uyulması konusunda süregelen bazı sıkıntıların bulunduğu bilinen bir ger ç ektir. Uygulamada, g ö zaltı süresinin otomatik şekilde uzatıldığı, herhangi bir soruşturma işlemi yapılmaksızın sürenin ge ç irildiği, ç oğu kez şüphelinin savunmasının son gün, sürenin dolmasına az bir zaman kala alındığına rastlanmıştır. Eğ er s ürenin uzatılması, makul, ge ç erli bir sebebe dayanmıyor ise, g ö zaltı tedbirinin sürdürülmesi hukuka aykırıdır. Bu hukuka aykırılığın kişi hürriyetini sınırlaması sebebiyle, birey üzerinde oluşan psikolojik baskı, yasak sorgu y ö ntemi olarak kabul edilecektir. İfadenin hakim karşısında alınmış olması da durumu değiştirmemektedir. Çünkü, bu gibi haller, koruma tedbirinin doğasından kaynaklanan katlanma yükümlülüğünü n d ışında kalmaktadır.
6755 sayılı Kanun’un 3/1-a maddesinde getirilen düzenleme ile g ö zaltı süresi 30 güne çıkarılmaktadır. G ö zaltı süresini otuz güne kadar çıkaran hüküm Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyetine ve güvenliğini doğrudan ihlal eder niteliktedir. Ayrıca Anayasa’nın 15. maddesinde düzenlenen ö lçülülük ilkesine ve milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı düşmeyecek ö nlemler alma şartına aykırılık oluşturmaktadır. Milletlerarası yükümlülüklere aykırılık Anayasa’nın 90. Maddesini de ihlal eder nitelik taşımaktadır. Nitekim Anayasa’nın 90. Maddesi temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeler bakımından usülüne göre onaylanmış bir başka deyişle taraf olunmuş uluslararası belgeyi esas almaktadır. İptali talep edilen düzenleme uluslararası hukuka aykırılık teşkil etmesinden bahisle Anayasa’nın 90. Maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
Anayasa Mahkemesi, aynı konuya ilişkin olarak verdiği 1972 tarihli bir kararında “Bir sanığın hâkim ö nüne çıkarılmaksızın otuz gün g ö zetim altında tutulması sıkıy ö netim gereklerini ve gereksinmelerini aşan, olağanüstü deyimiyle de tanımlanamayacak bir tedbir, bir ç eşit fiilî tutuklamadır. Hüküm, üstelik her otuz günlük d ö nemin bitiminde serbest bırakılarak bir gün sonra yeniden g ö zetim altı na al ınmak yoluyla kişinin, uygulanan bu işlemin nedenlerini ve hakkındaki iddiaları bilmeden, hâkim ö nüne çıkıp kendisini savunmadan ve durumu bir mahkemede incelenmeksizin başka deyimiyle bu işlem yargısal denetime bağlı tutulmadan ç ok uzun bir sü re en ö nemli bir anayasal hakkından yoksun edilebilmesine pek elverişli bir niteliktedir. B ö ylece Devlet; Anayasa'nı n de ğişik 30. maddesinin güvencesi altında bulunan bir hakkın karşısında kendisine düşeni yani kiş i g üvenliğini koruma ö devini sıkıy ö netim b ö lgelerinde belli olmayan bir sü re i ç in bırakmış; işlemez duruma sokmuş olmaktadır. Anayasa'nın sıkıy ö netim ve savaş haline ilişki değişik 124. maddesinde (son fıkra) kanununun, hürriyetleri bir ö lçüde kayıtlamak veya durdurmak yoluyla sınırlayabilmesi ö ng ö rülmüş; ancak Devletin Anayasa buyruğu ile ve kayıtsız ş arts ız olarak yükümlendiği kimi ö devlerini hele kiş i g üvenliğinin korunması gibi başta gelen ve devletlik niteliğinden ayrılmaz olan bir ö devi sıkıy ö netim b ö lgelerinde yerine getirmesi kayıtlayacak veya durduracak bir kural, ger ç ekten b ö yle bir sınırlama düşünülemey ece ğ i i ç in, 124. maddede yer almamıştır. 1402 sayılı Kanun, bu nitelikte bir hükümle kiş i g üvenliği gibi bir temel hakkı tüm ortadan kaldırmış olmaktadır. ” (E. 1971/31, K.1972/5, RG. 14.10.1972-14336) diyerek hükmün Anayasaya aykırı olduğu sonucuna varmıştır.
Anayasa’nın 19/5. maddesi, yakalanan veya tutuklanan kişinin, tutulma yerine en yakın mahkemeye g ö nderilmesi i ç in gerekli süre hariç en ge ç kırksekiz saat ve toplu olarak işlenen su ç larda ise en ç ok d ö rt g ün i ç inde hâkim karşısına çıkarılmasını öng ö rmektedir. Maddenin, bu sürelerin olağanüstü hal, sıkıy ö netim ve savaş hallerinde uzatılabileceğine ilişkin hükmünü yasama ya da yürütme organına Anayasa’nın tanıdığı sınırsız bir yetki olarak yorumlamak mümkü n de ğildir. Bu yetkinin sınırı, Anayasa'nın ilgili diğer maddelerinde yer alan ilke ve sınırlamalara g ö re belirlenir. Bundan başka, s ö z konusu fıkrada 2001'de yapı lan de ğişikliğin gerek ç esinde, bu değişikliğin Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi'nin 5. maddesine uyum sağlamayı ama ç ladığı açık ç a belirtilmektedir. Bu bakımlardan s ö z konusu hüküm, Anayasanın 19/5. maddesine aykırıdır. Ayrıca, Anayasa’nın 19/5. maddesinin Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin i ç tihatlarına uygun olarak yorumlanması anayasa koyucunun emridir. Bu bağlamda, tedbirin Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ö lçülülük ilkesine ve milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere uygun olması gerekir. Yürütme organının takdir yetkisinin sınırının belirlenmesinde Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin ilgili kararları en başta kullanılması gereken ö lçütlerdir. Yukarıda da açıkladığımız üzere Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin ilgili kararlarına aykırılık Anayasa’nın 90. Maddesine aykırılık teşkil eder.
Öncelikle, g ö zaltı ve tutukluluk sürelerinin keyfi olmaması, kişi ö zgürlüğünün istisna değ il as ıl olduğuna ilişkin ilkeye uygun olarak zorunlu olmadık ç a bu tedbire başvurulmaması gerekir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Aksoy/Türkiye başvurusunda, davacının olağanüstü halin yürürlükte olduğu d ö nemde 14 gün yargıç önüne çıkarılmadan g ö zaltında tutulmasını, uzun sü ren g ö zaltı sırasında keyfiliğe karşı etkili güvencelerden, ö zellikle bir avukata, hekime, yakınlarına ulaşma olanağından yoksun bırakılmış; g ö zaltı halinin yasallığı konusunda bir yargıcın denetiminin sağlanamamış olması nedenleriyle S ö zleşme’nin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Mahkeme, bireyin 14 gün süreyle yargıç denetiminden yoksun bırakılmanın olağanüstü halde dahi gerekmediği; bir başka ifadeyle ö nlemin ö lçülü olmadığı sonucuna varmıştır (Başvuru numarası : 21987/93 , 18.12.1996 & 83-84 ve 87). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir başka kararında, kişinin hakim karşısına çıkarılmadan 11 gün g ö zaltında tutulmasını (Başvuru numarası : 25354/94, 17.06.2003 & 28 ve 29); bir başka kararında da başvurucuların 16 ve 23 gün g ö zaltında tutulmasını (Demir ve Diğerleri/Türkiye, 23.09.1998 & 57) S ö zleşme’ye aykırı bulmuştur. Anayasa’nın 15/1. maddesi, olağanüstü hallerde alınacak tedbirlerin ö lçülülük ilkesine ve milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olmamasını emretmektedir. Hüküm, kişi ö zgürlüğünü demokratik bir toplumda zorunlu olmayan, orantısız bi ç imde sını rland ırması nedeniyle Anayasanın 15/1. Maddesinde ö ng ö rülen “ölçülü” bir tedbir olarak nitelenemez. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uzun g ö zaltı ve tutukluluk sürelerini adil yargılama hakkının ihlali olarak değerlendirmektedir. Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi i ç tihatlarına açık ç a aykırı olması nedeniyle de s ö z konusu düzenleme Anayasa’nın 15. maddesine aykırıdır.
Hak arama ö zgürlüğünü düzenleyen Anayasa'nın 36. maddesi, yargı mercilerine davacı ve davalı olarak başvurabilme ve kişinin yargı mercileri ö nünde iddia, savunma, adil yargılanma hakkına sahip olduğu gü vence alt ı na al ınmış ve ö zel sınırlama nedenleri ö ng ö rmemiştir. Hak arama ö zgürlüğü ve adil yargılanma hakkı bir temel haktır. Anayasal hak ve ö zgürlüklerin kullanılmasını ve korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Adil yargılanma hakkı, Anayasada tanımlanmadığından bu hakkın kapsamının ve sınırlarının belirlenmesinde Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi i ç tihatlarının g ö z ö nünde bulundurması gerekir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu kadar uzun g ö zaltı ve tutukluluk sürelerini adil yargılama hakkının ihlali olarak g ö rdüğü nden, s ö z konusu hüküm Anayasa’nın 36. maddesine de aykırılık oluşturur.
Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve ö zgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (E.2014/189, K.2015/32,RG. 21.5.2015-29362). S ö z konusu düzenleme ayrıca, adil olması gereken hukuk düzenini zedelemesi, hukukun üstün kurallarını g ö zeterek hak ve ö zgürlükleri koruyucu değil ortadan kaldırıcı bir nitelik taşıması ve Anayasaya aykırı bir düzenleme olması bakımından Anayasanın insan haklarına dayalı demokratik hukuk devletini düzenleyen 2. maddesine aykırıdır.
Yukarı da a çıklanan nedenlerle s ö z konusu hüküm Anayasanın 2., 15., 19., 36. ve 90. maddelerine aykırılık teşkil eder, iptali gerekir.
3) 6755 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “yerinde g ö rmezse en ç ok on g ün i ç inde” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı
Tutuklama tedbiri, ceza muhakemesinin ama ç larına ulaşması bakımından ö nemli bir yere sahiptir. Ancak bu tedbirin, suç şüphesi altında bulunan kişinin ö zgürlüğünün kısıtlanması itibarıyla, temel hak ve hürriyetlere ağır bir müdahale oluşturduğundan da kuşku yoktur. Bu tedbir, hi ç bir şekilde, suç şüphesi altında bulunan kişinin peşinen cezalandırılması, sindirilmesi, baskı altında tutulması amacıyla uygulanan bir tedbir olarak g ö rülemez ve bu gibi saiklerle uygulamaya konulamaz. Tutuklama, tıpkı diğer koruma tedbirleri gibi, ceza muhakemesinin ama ç larına hizmet eden, orantılılık ilkesi g ö z ö nünde bulundurularak ge ç ici surette uygulanan, istisnai nitelikte bir tedbirdir. Bu tedbirin uygulanmasıyla, yalnızca mahk û miyet hükmünün kuvvetle muhtemel olduğu durumlara mü nhas ır olarak, ceza muhakemesi sürecinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi, şüpheli ya da sanığın ceza muhakemesi işlemlerinde hazır bulundurulabilmesi, delillerin tamamı toplanmamış ise elde edilmesi düşünülen delillerin karartılması, gizlenmesi, değiştirilmesinin ö nlenmesi, yine tanık, mağdur gibi kişilerin etkilenmemesi ve bu suretle beyanlarının sağlıklı bir şekilde alınabilmesi hedeflenir.
6755 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 1 inci fıkrasının (c) bendinde, tutukluluk kararına itiraz edilen sulh ceza hâkimliği veya mahkemenin, itirazı yerinde g ö rmesi halinde kararını düzeltmesi; yerinde g ö rmezse en ç ok on g ün i ç inde, itirazı incelemeye yetkili olan merciye g ö ndermesi ö ng ö rülmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanunu'na g ö re temel kural, tutuklama kararına itiraz edilen hâkim veya mahkemenin, itirazı yerinde g ö rürse kararını düzeltmesi; yerinde g ö rmezse en ç ok üç gün i ç inde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie dosyayı g ö ndermesidir (m.268/2). Burada ö ng ö rülen sürenin amacı, tutuklama tedbirine ilişkin itiraz prosedürünün bir an ö nce sonu ç landırılması ve haksız tutuklama kararı verilmiş ise bu haksız durumun bir an ö nce ortadan kaldırılmasıdır. Tutuklama, kişi ö zgürlüğüne y ö nelik ç ok ağır bir tedbir olduğundan, buna ilişkin verilen kararların denetiminin de olabildiğ ince h ızlı yapılması ve eğer kişi hürriyetine y ö nelik müdahale haksız ise, bu haksızlığın daha fazla devam ettirilmemesi gerekir. Tutuklama kararı verildikten sonra, bunun denetiminin sürece yayılması, sürüncemede bırakılması, tedbirin ge ç icilik ve araç olma ö zelliğinin ortadan kalkması anlamına gelecek ve tedbir peşin bir ceza mahiyetine d ö nüşecektir.
Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi'nin 5/4. maddesi tutulma yasaya aykırı ise sal ıverilmesine hükmedecek olan bir mahkemeye başvurma hakkını tanımaktadır. İtirazın hızlı bir bi ç imde sonu ç landırılması gere ği bu hakka ilişkin bir ilkedir. Mahkemenin tutukluluk kararına itirazını en kısa sürede karara bağlamasında davanın karmaşıklığı gibi unsurlar g ö z ö nünde bulundurulur. Ancak, mahkeme kararını verdikten sonra mahkemeye dosyayı on güne kadar elinde tutabilme olanağının sağlanması, Anayasanın 19. maddesinin gerek ç esinde de g ö nderme yapılan ceza hukukunun en eski ve temel ilkelerinden olan habeas corpus güvencesine ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırılık oluşturur. Milletlerarası yükümlülüklere aykırılık Anayasa’nın 90. Maddesini de ihlal eder nitelik taşımaktadır. Nitekim Anayasa’nın 90. Maddesi temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeler bakımından usülüne göre onaylanmış bir başka deyişle taraf olunmuş uluslararası belgeyi esas almaktadır. İptali talep edilen düzenleme uluslararası hukuka aykırılık teşkil etmesinden bahisle Anayasa’nın 90. Maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
Bundan başka, s ö z konusu hüküm, Anayasanın 19/8. maddesinin ö ng ö rdüğü özgürlüğü kısıtlanan kişinin “kısa sürede” durumu hakkında karar verilmesi y ö nündeki düzenlemeye ve benzer bir düzenleme olan Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi'nin 5/4. maddesine aykırıdır. Anayasanın 15/1. maddesi, olağanüstü hallerde alınacak tedbirlerin ö lçülülük ilkesine ve milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olmamasını emretmektedir. Hüküm, hukukun genel ilkeleri ile Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi i ç tihatlarıyla açık ç a uyumsuz olması nedeniyle Anayasanın 15. maddesine aykırıdır.
Hak arama ö zgürlüğünü düzenleyen Anayasa'nın 36. maddesi, yargı mercilerine davacı ve davalı olarak başvurabilme ve kişinin yargı mercileri ö nünde iddia, savunma, adil yargılanma hakkına sahip olduğu gü vence alt ı na al ınmış ve ö zel sınırlama nedenleri ö ng ö rmemiştir. Hak arama ö zgürlüğü ve adil yargılanma hakkı bir temel haktır. Anayasal hak ve ö zgürlüklerin kullanılmasını ve korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Adil yargılanma hakkı, Anayasada tanımlanmadığından bu hakkın kapsamının ve sınırlarının belirlenmesinde Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi i ç tihatlarının g ö z ö nünde bulundurması gerekir. Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi i ç tihatları dikkate alındığında bu düzenleme adil yargılama hakkının ihlalidir. Anayasanın 36. maddesine de aykırıdır.
Anayasanın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve ö zgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (E.2014/189, K.2015/32,RG. 21.5.2015-29362). S ö z konusu düzenleme, adil olması gereken hukuk düzenini zedelemesi, hukukun üstün kurallarını g ö zeterek hak ve ö zgürlükleri koruyucu değil ortadan kaldırıcı bir nitelik taşıması ve Anayasaya aykırı bir düzenleme olması bakımından Anayasanın insan haklarına dayalı demokratik hukuk devletini düzenleyen 2. maddesine aykırıdır.
İptali talep edilen düzenleme Anayasa’nın 2., 15., 19., 36 ve 90. maddelerine aykırılık teşkil etmektedir, iptali gerekir.
4) 6755 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının ( ç ) bendinde yer alan “dosya üzerinden” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı
6755 sayılı Kanun’un 3. Maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendiyle, tahliye taleplerinin en geç otuzar günlük sürelerle tutukluluğun incelenmesi ile birlikte dosya üzerinden karara bağlanması öng ö rülmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 108 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu sü re i ç inde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri g ö z ö nünde bulundurularak karar verilmesi ö ng ö rülmüştür. 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle, fıkrada yer alan “bulundurularak” ibaresinden sonra gelmek üzere “şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle” ibaresi eklenmiştir. B ö ylelikle “çelişmeli yargı ilkesi” ve “silahların eş itli ği ilkesi”ne uygun bir düzenleme yapılmıştır.
Tutuklama tedbiri, kişinin ö zgürlüğünü n ge ç ici olarak ortadan kaldırıldığı, ağır sonu ç ları olan bir koruma tedbiridir. Ceza muhakemesinde sıkı koşullara tabi tutulan bu tedbirin uygulanma koşullarının, ç elişmeli olarak değerlendirmeye açılması, bireyin ö zgürlüğüne y ö nelik güvenceyi artırır.
Anayasa’nın 19. maddesinin 8. fıkrası, yakalama ve tutuklama yoluyla ö zgürlüğünden yoksun bırakılan kişiye, ö zgürlüğünden yoksun bırakılmasının yasaya uygunluğunun ö zünü oluşturan usule ve esasa ilişkin koşullar ile ilgili olarak yetkili bir yargı mercine başvurma hakkı tanımaktadır. Hürriyeti kısıtlanan kişinin şikayetleri ile ilgili olarak yetkili yargı merciince yapılacak değerlendirmenin, adli nitelik taşıması ve ö zgürlükten mahrum bırakılan kişilerin itirazları bakımından uygun olan teminatları sağlaması gerekir (Çatal/Türkiye 26808/08, 17.04.2012; A. ve Diğerleri/Birleşik Krallık, 3455/05, 18.02.2009).
Tutukluluğ un g ö zden ge ç irilmesi esnasında yapılan inceleme sırasında ç elişmeli yargı ve silahların eş itli ği ilkelerine riayet edilmesi gerekir (Altınok/Türkiye, 31610/08, 29.11.2011).
Yakalanan veya tutuklanan bir kişinin en kısa sürede yargıç karşısına çıkarılması ceza hukukunun en eski ve en temel ilkelerinden biridir. Anayasanın 19/8. ve Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi'nin 5/3. maddelerinde güvenceye alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ye g ö re, derhal bir yargıç önüne çıkarılma hakkı, ö zgürlüğünden yoksun bırakılan kişinin duruşmalı olarak dinlenmesini gerektirir. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişinin dinlenmesine, savcının sunduğu delillere karşı kendi g ö rüşlerini ileri sürmesine olanak tanınmadan serbest bırakılması isteminin reddedilmesi ve tutukluluk süresinin uzatılması Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne g ö re S ö zleşmenin 5/3. maddesini ihlal eder. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, salıverilme taleplerinin silahların eş itli ği ilkesine uygun olarak, ö zgürlüğünden yoksun bırakılan kişinin hazır bulunduğu bir şekilde ve duruşmalı olarak incelenmesi gerektiğini ö zellikle vurgulamaktadır (De Jong, Baljet ve Van Den Brink/Hollanda, 22.5.1984 &51; Mamedova/Rusya, 1.06.2006 &43; Osvath/Macaristan, 5.7.2005 & 18). Ger ç ekten de, kişinin karşılaştığı bir su ç lamaya karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir eylem veya işleme karşı haklılığını ileri sürü p kan ıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri ö nünde dava hakkını kullanmak ve bu davada kullanılabilecek kanıtları mahkeme ö nüne getirebilmek olduğu gibi, bir isnada karşı savunma hakkının etkili bir şekilde kullanılabilmesi ile olanaklıdır. Sav ve savunma birbirini tamamlayan ve birbirinden ayrılması olanaksız olan niteliğiyle hak arama ö zgürlüğünün temelini oluşturur. Anayasanın 19/8. maddesi Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi'nin 5/3. maddesiyle benzer bir düzenlemedir. Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi i ç tihatlarına uygun olarak yorumlanması gerekir. Bu bağlamda düzenleme, Anayasanın 19/8. maddesine aykırıdır. Anayasanın 15/1. Maddesi, olağanüstü hallerde alınacak tedbirlerin ö lçülülük ilkesine ve milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olmamasını emretmektedir. Hüküm, Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi i ç tihatlarıyla açık ç a uyumsuz olması nedeniyle Anayasanın 15. maddesine de aykırıdır. Milletlerarası yükümlülüklere aykırılık Anayasa’nın 90. Maddesini de ihlal eder nitelik taşımaktadır. Nitekim Anayasa’nın 90. Maddesi temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeler bakımından usülüne göre onaylanmış bir başka deyişle taraf olunmuş uluslararası belgeyi esas almaktadır. İptali talep edilen düzenleme uluslararası hukuka aykırılık teşkil etmesinden bahisle Anayasa’nın 90. Maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
Hak arama ö zgürlüğünü düzenleyen Anayasa'nın 36. maddesi, yargı mercilerine davacı ve davalı olarak başvurabilme ve kişinin yargı mercileri ö nünde iddia, savunma, adil yargılanma hakkına sahip olduğu gü vence alt ı na al ınmış ve ö zel sınırlama nedenleri ö ng ö rmemiştir. Hak arama ö zgürlüğü ve adil yargılanma hakkı bir temel haktır. Anayasal hak ve ö zgürlüklerin kullanılmasını ve korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Adil yargılanma hakkı, Anayasada tanımlanmadığından bu hakkın kapsamının ve sınırlarının belirlenmesinde Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi i ç tihatlarının g ö z ö nünde bulundurulması gerekir. Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi i ç tihatları dikkate alındığında bu düzenleme adil yargılama hakkının ihlalidir. Anayasanın 36. maddesine de aykırıdır.
Anayasanın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve ö zgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (E.2014/189, K.2015/32,RG. 21.5.2015-29362). S ö z konusu düzenleme, adil olması gereken hukuk düzenini zedelemesi, hukukun üstün kurallarını g ö zeterek hak ve ö zgürlükleri koruyucu değil ortadan kaldırıcı bir nitelik taşıması ve Anayasaya aykırı bir düzenleme olması bakımından Anayasanın insan haklarına dayalı demokratik hukuk devletini düzenleyen 2. maddesine aykırıdır.
Bu nedenlerle, 6755 sayılı Kanun’un tahliye taleplerinin “dosya üzerinden karara bağlanması” hükmü Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi'nin 5/3. maddesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi i ç tihatlarına, Anayasanın 2., 15., 19., 36. ve 90. maddelerine aykırılık teşkil eder, iptali gerekir.
5) 6755 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “bir kişi” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı
İptali talep edilen iş bu düzenleme, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 119. maddesinde bulunan, Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek i ç in o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulmasına ilişkin koşulu değiştirerek o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan bir kişi bulunmasını yeterli g ö rmektedir.
İptali talep edilen iş bu düzenleme, delillerin karartılmasını kolaylaştıracak ve delil güvenliğini tehlikeye sokacak bir nitelik taşımaktadır. Arama yapabilmek i ç in o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişiyi bulmak zor değildir. Kişinin karşılaştığı bir su ç lamaya karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir eylem veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri ö nünde dava hakkını kullanmak ve bu davada kullanılabilecek kanıtları mahkeme ö nüne getirebilmek ve kendisine karşı ileri sürülen bütün kanıtlara erişebilmektir. Şüpheli ve sanığa karşı hukuka aykırı kanıtlar üretilmemesi ve mahkumiyetin bu nitelikteki kanıtlara dayandırılmaması da ancak adil bir yargılama ile olanaklıdır. Adil yargılama Anayasal hak ve ö zgürlüklerin kullanılmasını ve korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu düzenleme, Anayasanın 36. Maddesine de aykırıdır.
Anayasanın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve ö zgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (E.2014/189, K.2015/32,RG. 21.5.2015-29362). S ö z konusu düzenleme, adil olması gereken hukuk düzenini ve hukukun üstün kurallarını g ö zeterek hak ve ö zgürlükleri koruyucu niteliğini zedelemesi ve Anayasaya aykırı bir düzenleme olması bakımından Anayasanın insan haklarına dayalı demokratik hukuk devletini düzenleyen 2. Maddesine aykırıdır.
İptali talep edilen iş bu düzenleme Anayasanın 2. ve 36. maddelerine aykırılık teşkil eder ve iptali gerekir.
6) 6755 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde yer alan “adli kolluk g ö revlileri” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı
6755 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde, hakkında arama işlemi uygulanan kimsenin belge veya kâğıtlarının adli kolluk g ö revlileri tarafından da incelenebilmesi ö ng ö rülmüştür.
Arama işleminin muhatabı olan kişinin belgelerinin incelenmesi, esasen bireyin ö zel hayatının gizliliğine y ö nelik doğrudan bir müdahale oluşturmaktadır. Bu sebepledir ki, bu belgelerin incelenmesi belirli bir usüle bağlanmıştır. Çünkü belgelerin mahremiyeti ve ö zel hayatın gizliliği kural olup, bu hakka müdahale istisnai durumlarda s ö z konusu olabilir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 122/1 inci maddesine g ö re, hakkında arama işlemi uygulanan kimsenin belge veya kâğıtlarını inceleme yetkisi, Cumhuriyet savcısı ve hâkime aittir. Getirilen düzenleme ile bu yetki aynı zamanda adli kolluk g ö revlilerine de tanınmaktadır.
Bu belgeleri inceleme yetkisinin Cumhuriyet savcısı ve hakime tanınmasındaki maksat, esasen bu kişilerin hukuk bilgisine sahip olması ve bu ç er ç evede delilleri değerlendirme yetkisinin bulunmasıdır. Hakkında arama işlemi uygulanan kimsenin belge ve kağıtlarının adli kolluk g ö revlileri tarafından da incelenebilmesi ise, delillerin güvenliğini tehlikeye sokabilecek, soruşturmanın gizliliğine de zarar verebilecektir. Kolluk g ö revlilerine de b ö yle bir yetki tanınması, aslında hakkın ö züne müdahale teşkil eden bir yetkilendirme niteliğindedir. Çünkü adli kolluğun etkinliği, soruşturma kapsamındaki bilgi, belge ve delillere hakim olmak, bunları değerlendirmek değil, yalnızca Cumhuriyet savcının kendisine verdiğ i g ö rev ve emirleri yerine getirmekle sınırlıdır. Temel hak ve hürriyetler, ö zlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın s ö züne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ö lçülülük ilkesine aykırı olamaz. Olağanüstü hal d ö nemlerinde dahi temel hak ve hürriyetler sını rland ırılırken ö lçülülük prensibine riayet edilmelidir. Nitekim Anayasa’nın 15. madesinde bu husus açıkça “durumun gerektirdiği ölçüde” denilmek suretiyle vurgulanmıştır. İptali talep edilen düzenleme Anayasanın durumun gerektirdiği ölçüyü aşması bakımından 15/1. maddesindeki ö lçülülük ilkesine aykırılık teşkil eder. Ölçülülük ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında defaten atıf yapılmaktadır. Milletlerarası yükümlülüklere aykırılık Anayasa’nın 90. Maddesini de ihlal eder nitelik taşımaktadır. Nitekim Anayasa’nın 90. Maddesi temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeler bakımından usülüne göre onaylanmış bir başka deyişle taraf olunmuş uluslararası belgeyi esas almaktadır. İptali talep edilen düzenleme uluslararası hukuka aykırılık teşkil etmesinden bahisle Anayasa’nın 90. Maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
Kişinin karşılaştığı bir su ç lamaya karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir eylem veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri ö nünde dava hakkını kullanmak ve bu davada kullanılabilecek kanıtları mahkeme ö nüne getirebilmek ve kendisine karşı ileri sürülen bütün kanıtlara erişebilmektir. Şüpheli ve sanığa karşı hukuka aykırı kanıtlar üretilmemesi ve mahkumiyetin bu nitelikteki kanıtlara dayandırılmaması da ancak adil bir yargılama ile olanaklıdır. Adil yargılama hakkı anayasal hak ve ö zgürlüklerin kullanılmasını ve korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu düzenleme, Anayasanın 36. maddesine de aykırıdır.
Anayasanın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve ö zgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (E.2014/189, K.2015/32,RG. 21.5.2015-29362). S ö z konusu düzenleme, adil olması gereken hukuk düzenini ve hukukun üstün kurallarını g ö zeterek hak ve ö zgürlükleri koruyucu niteliğini zedelemesi ve Anayasaya aykırı bir düzenleme olması bakımından Anayasanın insan haklarına dayalı demokratik hukuk devletini düzenleyen 2. maddesine aykırıdır.
Açıklanan bu sebeplerle, iptali talep edilen iş bu düzenleme Anayasa’nın 2., 15., 36. ve 90. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.
7) 6755 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin birinci cümlesinde yer alan “beş gün” ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “on gün” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı
Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre hakim kararı olmadan el koyma işleminin 24 saat içinde hakim onayına sunulması; hakimin el koymadan itibaren kararını 48 saat içinde açıklaması gerekirken (md. 127/3); bu hüküm sürelerin üst sınırını 24 saatten 5 güne, 48 saatten 10 güne çıkarmıştır.
Sürelerin beş katına çıkarılması delil güvenliği açısından sakıncalı olup, adil yargılanma (AY.m.36) hakkına da aykırıdır.
Düzenleme, Anayasanın 15/1. maddesindeki ölçülülük ilkesini ve 15/2. maddesindeki masumiyet karinesini ihlal etmektedir. Kişinin karşılaştığı bir suçlamaya karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir eylem veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanmak ve bu davada kullanılabilecek kanıtları mahkeme önüne getirebilmek ve kendisine karşı ileri sürülen bütün kanıtlara erişebilmektir. Ölçülülük ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer almakta ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında defaten atıf yapılmaktadır. Milletlerarası yükümlülüklere aykırılık Anayasa’nın 90. Maddesini de ihlal eder nitelik taşımaktadır. Nitekim Anayasa’nın 90. Maddesi temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeler bakımından usülüne göre onaylanmış bir başka deyişle taraf olunmuş uluslararası belgeyi esas almaktadır. İptali talep edilen düzenleme uluslararası hukuka aykırılık teşkil etmesinden bahisle Anayasa’nın 90. Maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
Şüpheli ve sanığa karşı hukuka aykırı kanıtlar üretilmemesi ve mahkumiyetin bu nitelikteki kanıtlara dayandırılmaması da ancak adil bir yargılama ile olanaklıdır. Adil yargılanma hakkı, Anayasal hak ve özgürlüklerin kullanılmasını ve korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Getirilen düzenleme, bu yönüyle Anayasanın 36. maddesine aykırılık oluşturmaktadır.
Söz konusu düzenleme, hukuk devleti ilkesi açısından da değerlendirilmelidir. Anayasanın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (E.2014/189, K.2015/32,RG. 21.5.2015-29362).
Getirilen düzenleme, adil olması gereken hukuk düzenini ve hukukun üstün kurallarını gözeterek hak ve özgürlükleri koruyucu niteliğini zedelemesi ve Anayasaya aykırı bir düzenleme olması bakımından Anayasanın insan haklarına dayalı demokratik hukuk devletini düzenleyen 2. maddesine aykırıdır.
İptali talep edilen iş bu düzenleme, Anayasanın 2., 15., 36. ve 90. maddelerine aykırılık teşkil etmektedir, iptali gerekir.
8) 6755 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinin birinci cümlesinde yer alan “beş gün” ibaresi ile ikinci cümlede yer alan “on gün” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 128. maddesi uyarı nca, malvarl ığının bu su ç tan elde edilip edilmediğini, edildiyse ne kadarının bu su ç tan elde edilmiş olabileceğini saptamak amacıyla yasada ge ç en Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, Mali Su ç ları Araştırma Kurulu, Hazine Müsteşarlığı ve Kamu G ö zetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları kurumlarından rapor alınması gerektiği halde, 6755 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3.1 (ı) hükmü bu rapor alınmadan el koymayı mümkün kılmaktadır. Bu durumda, kanunda suç sayılan bir fiil dolayısıyla elde edildiği kanıtlanmadan her türlü malvarlığına el koymak mümkün olmaktadır. Düzenleme, Anayasanın 15/1. maddesindeki ö lçülülük ilkesine aykırıdır. Ölçülülük ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında defaten atıf yapılmaktadır. Milletlerarası yükümlülüklere aykırılık Anayasa’nın 90. Maddesini de ihlal eder nitelik taşımaktadır. Nitekim Anayasa’nın 90. Maddesi temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeler bakımından usülüne göre onaylanmış bir başka deyişle taraf olunmuş uluslararası belgeyi esas almaktadır. İptali talep edilen düzenleme uluslararası hukuka aykırılık teşkil etmesinden bahisle Anayasa’nın 90. Maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
Kişinin karşılaştığı bir su ç lamaya karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir eylem veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri ö nünde dava hakkını kullanmak ve bu davada kullanılabilecek kanıtları mahkeme ö nüne getirebilmek ve kendisine karşı ileri sürülen bütün kanıtlara erişebilmektir. Şüpheli ve sanığa karşı hukuka aykırı kanıtlar üretilmemesi ve mahkumiyetin bu nitelikteki kanıtlara dayandırılmaması da ancak adil bir yargılama ile olanaklıdır. Adil yargılama hakkı anayasal hak ve ö zgürlüklerin kullanılmasını ve korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu düzenleme, Anayasanın 36. Maddesine de aykırıdır.
Anayasanın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve ö zgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (E.2014/189, K.2015/32,RG. 21.5.2015-29362). S ö z konusu düzenleme, adil olması gereken hukuk düzenini ve hukukun üstün kurallarını g ö zeterek hak ve ö zgürlükleri koruyucu niteliğini zedelemesi ve Anayasaya aykırı bir düzenleme olması bakımından Anayasanın insan haklarına dayalı demokratik hukuk devletini düzenleyen 2. Maddesine aykırıdır.
İptali talep edilen iş bu düzenleme, Anayasanın 2., 15., 36. ve 90. maddelerine aykırılık teşkil etmektedir, iptali gerekir.
9) 6755 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinin birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırılığı
İptali talep edilen iş bu düzenleme, avukat bürolarında cumhuriyet savcısının katılımı olmaksızın adli kolluk g ö revlileri tarafından arama ve el koyma yapılabilmesini olanaklı hale getirmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanunu'ya g ö re, bu işlem ancak hakim kararıyla ve Cumhuriyet savcısının katılımıyla yapılabilir. Esasen avukat bürolarını koruyucu bu düzenlemenin amacı birey olarak avukatlara ayrı cal ık tanımak değildir. Hakim ve savcılık mesleğine ilişkin güvencelerde, nasıl yargının bağımsız ve tarafsızlığı hedefleniyorsa, avukatlarla ilgili ö ng ö rü len g üvencelerde de, avukatlık mesleğinin gereği gibi ifası, serbest ç e kişilere hukuki hizmet sunabilmesi ve adalete katkıda bulunabilmesi hedeflenmektedir. Avukatlık bürolarının, avukatların konutlarının aranmasının herkesten farklı olarak daha katı kurallara bağlanması, avukatların dokümanlarının, mesleki sırlarının, müvekkilleriyle olan yazışmalarının korunması ve verdikleri hukuki hizmetin, savunma g ö revinin akamete uğratılmaması amacına y ö neliktir. Bu bakımdan, güvencenin ö zünde hukuki hizmet veren avukatlara y ö nelik bir koruma değil, bilakis hukuki hizmet alan müvekkillere y ö nelik bir koruma vardır. Bu güvencenin ortadan kaldırılması demek, savunma hakkının ö züne dokunulması ve bu hakkın işlevsizleş tir ilmesi anlamına gelecektir. Düzenleme bu y ö nüyle, savunma hakkının, daha geniş çer ç evede adil yargılanma hakkı ile bağdaşmamakta, bu y ö nüyle Anayasa’nın 36 ncı maddesine aykırılık oluşturmaktadır.
Öte yandan, 6755 sayılı Kanun’un 3/1-i maddesiyle getirilen hükümle, avukatın el konmak istenen şeyin müvekkili ile arasındaki mesleki ilişkiyle ilgili olduğuna ilişkin itiraz hakkı da kaldırılmaktadır. Bu hüküm, müvekkil ile avukat arasındaki sır saklama yükümlülüğünün ihlal edilmesi sonucunu doğurabilecektir. Ayrıca avukatın itiraz hakkının kaldırılması avukat ya da müvekkili aleyhine ö zünde kanuna aykırı olarak elde edilmiş bir bulgunun delil olarak kullanılmasına da neden olabilecektir. O nedenle düzenleme Anayasanın 15/1. maddesindeki ö lçülülük ilkesine aykırıdır. Ölçülülük ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında defaten atıf yapılmaktadır. Milletlerarası yükümlülüklere aykırılık Anayasa’nın 90. Maddesini de ihlal eder nitelik taşımaktadır. Nitekim Anayasa’nın 90. Maddesi temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeler bakımından usülüne göre onaylanmış bir başka deyişle taraf olunmuş uluslararası belgeyi esas almaktadır. İptali talep edilen düzenleme uluslararası hukuka aykırılık teşkil etmesinden bahisle Anayasa’nın 90. Maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
Yukarı da açıklandığı üzere gibi, avukatlık mesleğine ilişkin güvenceler esasen avukatın şahsına y ö nelik değil, onun temsil ettiği kişileri korumak amacıyla getirilen güvencelerdir. Avukatı ile müvekkili arasındaki sır saklama yükümlülüğünün ihlalini sonu ç layan bir düzenleme, şüpheli veya sanığın savunma hakkının ö züne dokunan ve bu hakkı işlevsizleştiren bir mahiyet taşımaktadır. Keza avukatın itiraz hakkının kaldırılması da aynı merkezdedir. Savunma hakkını kısıtlayan bu düzenlemeler adil yargılanma hakkı ile bağdaşmamakta, bu y ö nüyle Anayasa’nın 36 ncı maddesine aykırılık oluşturmaktadır.
Kişinin karşılaştığı bir su ç lamaya karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir eylem veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri ö nünde dava hakkını kullanmak ve bu davada kullanılabilecek kanıtları mahkeme ö nüne getirebilmek ve kendisine karşı ileri sürülen bütün kanıtlara erişebilmektir. Şüpheli ve sanığa karşı hukuka aykırı kanıtlar üretilmemesi ve mahkumiyetin bu nitelikteki kanıtlara dayandırılmaması da ancak adil bir yargılama ile olanaklıdır. Bu, Anayasal hak ve ö zgürlüklerin kullanılmasını ve korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu düzenleme, Anayasanın 36. maddesine de aykırıdır.
Anayasanın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve ö zgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (E.2014/189, K.2015/32,RG. 21.5.2015-29362). S ö z konusu düzenleme, adil olması gereken hukuk düzenini ve hukukun üstün kurallarını g ö zeterek hak ve ö zgürlükleri koruyucu niteliğini zedelemesi ve Anayasaya aykırı bir düzenleme olması bakımından Anayasanın insan haklarına dayalı demokratik hukuk devletini düzenleyen 2. maddesine aykırıdır.
İptali talep edilen iş bu düzenleme, Anayasanın 2., 15.,36. ve 90. maddelerine aykırılık teşkil eder, iptali gerekir.
10) 6755 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “beş gün” ibaresi ile üçüncü cümlesinde yer alan “on gün” ibarelerinin Anayasa’ya aykırılığı
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134. maddesine g ö re, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde yapılacak arama, kopyalama ve el koyma işlemleri hakim kararıyla yapılabilir. S ö z konusu düzenleme gecikmesinde sakınca bulunan hallerde bu kararı alma yetkisini cumhuriyet savcısı na tan ımıştır. Bu karar 5 gün i ç inde g ö revli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını el koymadan itibaren 10 gün i ç inde verir. Bu süreler, olağanüstü hal ilanına neden olan durumu ortadan kaldırma amacıyla orantılı bir tedbir değildir. Anayasanın 15/1. maddesindeki ö lçülülük ilkesini ve 15/2. maddesindeki masumiyet karinesini ihlal etmektedir. Ölçülülük ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında defaten atıf yapılmaktadır. Milletlerarası yükümlülüklere aykırılık Anayasa’nın 90. Maddesini de ihlal eder nitelik taşımaktadır. Nitekim Anayasa’nın 90. Maddesi temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeler bakımından usülüne göre onaylanmış bir başka deyişle taraf olunmuş uluslararası belgeyi esas almaktadır. İptali talep edilen düzenleme uluslararası hukuka aykırılık teşkil etmesinden bahisle Anayasa’nın 90. Maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
Kişinin karşılaştığı bir su ç lamaya karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir eylem veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri ö nünde dava hakkını kullanmak ve bu davada kullanılabilecek kanıtları mahkeme ö nüne getirebilmek ve kendisine karşı ileri sürülen bütün kanıtlara erişebilmektir. Şüpheli ve sanığa karşı hukuka aykırı kanıtlar üretilmemesi ve mahkumiyetin bu nitelikteki kanıtlara dayandırılmaması da ancak adil bir yargılama ile olanaklıdır. Adil yargılanma hakkı, anayasal hak ve ö zgürlüklerin kullanılmasını ve korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu düzenleme, Anayasanın 36. Maddesine de aykırıdır.
Anayasanın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve ö zgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (E.2014/189, K.2015/32,RG. 21.5.2015-29362). S ö z konusu düzenleme, adil olması gereken hukuk düzenini ve hukukun üstün kurallarını g ö zeterek hak ve ö zgürlükleri koruyucu niteliğini zedelemesi ve Anayasaya aykırı bir düzenleme olması bakımından Anayasanın insan haklarına dayalı demokratik hukuk devletini düzenleyen 2. maddesine aykırıdır.
İptali talep edilen iş bu düzenleme, Anayasanın 2., 15., 36. ve 90. maddelerine aykırılık teşkil eder, iptali gerekir.
11) 6755 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “beş gün” ibaresi ile üçüncü cümlesinde yer alan “beş gün” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 139. maddesine g ö re gizli soruşturmacı g ö revlendirilmesi ve teknik ara ç larla izleme yapılması ağır ceza mahkemeleri tarafından oybirliğiyle alınan kararla mümkün olabilir. S ö z konusu hüküm, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde buna cumhuriyet savcısının karar vermesine olanak tanımaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu'na g ö re, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararı gecikmesinde sakınca bulunan hallerde cumhuriyet savcısı tarafından alınabilir. Ancak, cumhuriyet savcısı bu kararını derhal mahkemenin onayına sunar ve mahkeme buna ilişkin kararını 24 saat i ç inde verir. S ö z konusu hükmün cumhuriyet savcısının kararını g ö revli hakimin onayına sunma süresini ve hakimin buna ilişkin kararını açıklama süresini beş güne çıkarması nedeniyle Anayasanın 15/2. maddesinde ö ng ö rülen masumiyet karinesine aykırıdır. Masumiyet karinesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında defaten atıf yapılmaktadır. Milletlerarası yükümlülüklere aykırılık Anayasa’nın 90. Maddesini de ihlal eder nitelik taşımaktadır. Nitekim Anayasa’nın 90. Maddesi temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeler bakımından usülüne göre onaylanmış bir başka deyişle taraf olunmuş uluslararası belgeyi esas almaktadır. İptali talep edilen düzenleme uluslararası hukuka aykırılık teşkil etmesinden bahisle Anayasa’nın 90. Maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
Kişinin karşılaştığı bir su ç lamaya karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir eylem veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri ö nünde dava hakkını kullanmak ve bu davada kullanılabilecek kanıtları mahkeme ö nüne getirebilmek ve kendisine karşı ileri sürülen bütün kanıtlara erişebilmektir. Şüpheli ve sanığa karşı hukuka aykırı kanıtlar üretilmemesi ve mahkumiyetin bu nitelikteki kanıtlara dayandırılmaması da ancak adil bir yargılama ile olanaklıdır. Anayasanın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı, anayasal hak ve ö zgürlüklerin kullanılmasını ve korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu düzenleme, Anayasanın 36. maddesine de aykırıdır.
Anayasanın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve ö zgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (E.2014/189, K.2015/32,RG. 21.5.2015-29362). S ö z konusu düzenleme, adil olması gereken hukuk düzenini ve hukukun üstün kurallarını g ö zeterek hak ve ö zgürlükleri koruyucu niteliğini zedelemesi ve Anayasaya aykırı bir düzenleme olması bakımından Anayasanın insan haklarına dayalı demokratik hukuk devletini düzenleyen 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
İptali talep edilen iş bu düzenleme, Anayasanın 2., 15., 36. ve 90. maddelerine aykırılık teşkil eder, iptali gerekir.
12) 6755 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (l) bendinde yer alan “Cumhuriyet savcısının kararıyla” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı
İptali talep edilen düzenleme, müdafiinin dosya i ç eriğini inceleme ve belgelerden ö rnek alma yetkisinin soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise cumhuriyet savcısının kararıyla sınırlanabilmesine olanak vermektedir.
Muhakeme hukuku üçayaklı bir sistem üzerine kurulu olup, iddia, müdafaa ve yargıdan oluşan bu sistem kollektif şekilde g ö rev icra etmekte ve nihayetinde hukuk kurallarını, bireyin hak ve hürriyetlerini g ö zeterek maddi ger ç eği ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Bu sistemin par ç alarından birinin bulunmadığı ya da yeterince g ö revini ifa edemediği, birinin diğeri üzerinde üstünlük kurduğu, hak ve imkân kısıtlamaları ile karşılaştığı durumlarda, sağlıklı bir ceza muhakemesi işleyiş inden de s ö z etmek mümkü n de ğildir. Savunma, kamusal bir savunma faaliyeti olarak, muhakeme faaliyetinin en ö nemli ayaklarından birini oluşturmaktadır. Savunmanın olmadığı ya da savunmanın hak ve olanaklarının kısıtlandığı bir yargılama sisteminde hukuk devletinden s ö z edilemez. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesine g ö re, soruşturmanın amacınının tehlikeye düşmesi halinde “sulh ceza hakimi”nin kararıyla müdafiinin dosyaya eriş imi s ınırlanabilir. Demokratik bir hukuk devletinde müdafiinin dosyaya erişiminin kısıtlanmasında hakim kararı aranır. Bunun nedeni, silahların eş itli ği ilkesinin sağlanmasıdır. Ceza soruşturmasında ve kovuşturmasında savcı taraflardan biridir. Savcı, müdafiinin dosyaya kısıtlama olmadan erişiminin ger ç ekten soruşturmanın selametini tehlikeye düşü rece ğini şüpheye yer vermeyecek şekilde bilgi ve belgelerle ortaya koyar. Bu tehlike ile savunma hakkı arasındaki ilişkiyi ve dengeyi ortaya koyacak ve karar verecek merci hakimdir. Müdafiinin dosyayı inceleyebilmesi savunma makamının silahı, soruşturmanın gizliliği de iddia makamının silahıdır. Bunlar arasında bir denge arayacak mercii ise ancak tarafsız hakim olabilir. Bu yetkinin hakimden alınarak soruşturma ve kovuşturmanın tarafı olan Cumhuriyet savcısına verilmesi, tarafların birbirleri karşısında ö nemli bir dezavantaj i ç ine girmeyecek bi ç imde davaya ilişkin bilgi ve belgelere ulaşmak açısından eşit olanaklara sahip olması olarak tanımlanan silahların eş itli ği ilkesine aykırıdır. Silahların eş itli ği ilkesi hukukun genel ilkelerinden biridir ve Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi'in 6. maddesinde, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 14. maddesinde ve Anayasanın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının asli unsurlarından biridir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ye g ö re, ilke olarak savcılık makamı başkalarının temel haklarını ve ö nemli bir kamu çıkarını korumak i ç in bile olsa bazı bilgi ve belgeleri savunmaya g ö stermemek konusunda karar vermeye kendi başına yetkili değildir. Gizlilik konusunda davayı g ö ren ilk derece mahkemesi yargıcının kararı gereklidir (Rowe ve Davis/Birleşik Krallık, 16.2.2000 & 60-61; Atlan/Birleşik Krallık, 19.6.2001 &45-46). Madde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'in bu konudaki i ç tihatlarına açık ç a aykırılık oluşturmaktadır. Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi'nin 6. maddesine de aykırıdır. Milletlerarası yükümlülüklere aykırılık Anayasa’nın 90. maddesini de ihlal eder nitelik taşımaktadır. Nitekim Anayasa’nın 90. maddesi temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeler bakımından usülüne göre onaylanmış bir başka deyişle taraf olunmuş uluslararası belgeyi esas almaktadır. İptali talep edilen düzenleme uluslararası hukuka aykırılık teşkil etmesinden bahisle Anayasa’nın 90. maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
Savunma makamının hak ve yetkilerinin “soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmek” gibi soyut ve nesnel ö lçütlere bağlanmamış bir kural ve tüm soruşturma safhasını kapsayacak tarzda kısıtlanması, Anayasanın 2. maddesinde güvenceye alınan insan haklarına saygılı hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Anayasanın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve ö zgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (E.2014/189, K.2015/32,RG. 21.5.2015-29362). S ö z konusu düzenleme, adil olması gereken hukuk düzenini ve hukukun üstün kurallarını g ö zeterek hak ve ö zgürlükleri koruyucu niteliğini zedelemesi ve Anayasaya aykırı bir düzenleme olması bakımından Anayasanın insan haklarına dayalı demokratik hukuk devletini düzenleyen 2. Maddesine aykırıdır.
Madde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırılık oluşturmaktadır. Oysaki Anayasa’nın 15. maddesine g ö re, olağanüstü hallerde alınacak tedbirlerin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı düşmemesi gerekir. Madde, Anayasanın adil yargılanma hakkını düzenleyen 36. maddesine ve olağanüstü hallerde alınacak tedbirlerin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı düşmemesini ö ng ö ren 15. maddesine aykırıdır.
İptali talep edilen iş bu düzenleme, Anayasanın 2., 15., 36. ve 90. maddelerine aykırılık teşkil eder, iptali gerekir.
13) 6755 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (m) bendinin birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırılığı
G ö zaltındaki şüphelinin müdafii ile g ö rüşme hakkının Cumhuriyet savcısının kararıyla beş gün süreyle kısıtlanması ve bu sü re i ç inde ifade alınamayacağına ilişkin hüküm, savunma hakkının ö lçüsüz bi ç imde sını rland ırılması anlamına gelmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, müdafii ile g ö rüşmenin engellenmesi i ç in ter ö r faaliyetleri gibi bazı haklı nedenler bulunması durumunda bile müdafii ile g ö rüşmenin 48 saatten daha uzun süreyle engellenmesini S ö zleşmeyi ihlal olarak g ö rmektedir (John Murray/Birleşik Krallık [GC], 8.2.1996; Magee/Birleşik Krallık, 6.6.2000 & 41-46). Anayasanın 38. maddesi uyarı nca, “Hiç kimse kendisini veya kanunda g ö sterilen yakınlarını su ç layan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil g ö stermeye zorlanamaz.” Bu, ceza hukukunun evrensel ilkelerinden biridir. Ayrıca Anayasa'nın 15. maddesiyle de gü vence alt ı na al ınmıştır. Bu ilkenin ger ç ek anlamda uygulanabilmesi ancak şüphelinin ya da sanığın soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında müdafiiden yararlanma hakkının engellenmemesi ve kısıtlanmaması ile mümkün olabilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de 48 saaten fazla tecrit altında tutulan şüphelinin müdafiiyle g ö rüşme olanağının bulunmadığı sü re i ç inde yaptığı ikrarın daha sonra mahkûmiyetinin temelini oluşturmasını S ö zleşmenin 6/1. maddesinin ihlali olarak g ö rmektedir (Magee/Birleşik Krallık, 6.6.2000 & 41-46). G ö zaltındaki şüphelinin müdafii ile g ö rüşme hakkını beş gün süreyle kısıtlayan bu hüküm Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi'nin adil yargılamaya ilişkin 6. maddesiyle birlikte Anayasanın aynı hakkı düzenleyen 36. maddesine, Anayasanın 15. maddesinde düzenlenen ö lçülülük ilkesine ve milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı düşmeyecek ö nlemler alma şartına aykırıdır. Ölçülülük ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında defaten atıf yapılmaktadır. Milletlerarası yükümlülüklere aykırılık Anayasa’nın 90. maddesini de ihlal eder nitelik taşımaktadır. Nitekim Anayasa’nın 90. maddesi temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeler bakımından usülüne göre onaylanmış bir başka deyişle taraf olunmuş uluslararası belgeyi esas almaktadır. İptali talep edilen düzenleme uluslararası hukuka aykırılık teşkil etmesinden bahisle Anayasa’nın 90. maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
Anayasanın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve ö zgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (E.2014/189, K.2015/32,RG. 21.5.2015-29362). S ö z konusu düzenleme, adil olması gereken hukuk düzenini ve hukukun üstün kurallarını g ö zeterek hak ve ö zgürlükleri koruyucu niteliğini zedelemesi ve Anayasaya aykırı bir düzenleme olması bakımından Anayasanın insan haklarına dayalı demokratik hukuk devletini düzenleyen 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
İptali talep edilen iş bu düzenleme, Anayasanın 2., 15., 36., 38. ve 90. maddelerine aykırılık teşkil eder, iptali gerekir.
14) 6755 sayılı Kanun’un 4. maddesinin altıncı fıkrası ile 25/08/2011 tarihli ve 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Ek Madde 4 olarak eklenen düzenlemenin birinci fıkrasındaki “657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası kapsamında sözleşmeli öğretmen istihdam edilebilir” ibaresinin Anayasa’ya Aykırılığı
İptali istenen madde ile öncelikle kalkınmada birinci derecede öncelikli yörelerde olmak üzere Bakanlığın boş öğretmen norm kadrosu bulunan örgün ve yaygın eğitim kurumlarında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası kapsamında sözleşmeli öğretmen istihdam edilebilmesi öngörülmektedir. Madde ile, sözleşmeli öğretmenler, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde öngörülen genel şartlar ile öğretmen kadrosuna atanabilmek için aranan özel şartları taşıyanlardan Kamu Personel Seçme Sınavı puan sırasına konulmak kaydıyla alım yapılacak her bir pozisyonun üç katına kadar aday arasından Bakanlık tarafından yapılacak sözlü sınav başarı sırasına göre atanacaktır. Sözleşmeli öğretmenliğe yapılan atama, sözleşmenin imzalanmasıyla geçerlilik kazanacaktır.
Bu madde uyarınca atanan sözleşmeli öğretmenler dört yıl süreyle başka bir yere atanamayacaktır. Aile birliği mazeretine bağlı yer değiştirmelerde bu madde uyarınca istihdam edilen öğretmenin eşinin bu öğretmene tabi olması, sözleşmeli öğretmenlerin, aday öğretmenler için öngörülen adaylık sürecine tabi tutulması, sözleşmeli öğretmenlerden sözleşme gereği dört yıllık çalışma süresini tamamlayanların talepleri halinde bulundukları yerde öğretmen kadrolarına atanması, öğretmen kadrolarına atananların, aynı yerde en az iki yıl daha görev yapması, bunlar hakkında adaylık hükümlerinin uygulanmaması öngörülmüştür.
Öğretmenlik mesleği 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunun 43. maddesinde;
“1- Öğretmenlik :
Madde 43- Öğretmenlik, Devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir. Öğretmenler bu görevlerini Türk Milli Eğitiminin amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak ifa etmekle yükümlüdürler.
Öğretmenlik mesleğine hazırlık genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagojik formasyon ile sağlanır....” şeklinde tanımlanmaktadır.
1739 sayılı Kanunun 43. Maddesinden de anlaşılacağı üzere öğretmenlik Devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir. Çalıştırılma koşulları da özel bir statüde olmalıdır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4. maddesinin (b) fıkrasında;
“B) Sözleşmeli personel: (1) Kalkınma planı, yıllık program ve iş programlarında yer alan önemli projelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve işlerliği için şart olan, zaruri ve istisnai hallere münhasır olmak üzere özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde, Bakanlar Kurulunca belirlenen esas ve usuller çerçevesinde kurumun teklifi ve Devlet Personel Başkanlığının görüşü üzerine Maliye Bakanlığınca vizelenen pozisyonlarda, mali yılla sınırlı olarak sözleşme ile çalıştırılmasına karar verilen ve işçi sayılmayan kamu hizmeti görevlileridir. (Mülga ikinci paragraf: 4/4/2007-5620/4 md.)” denilmektedir. 657sayılı Devlet Memurları Kanununun 4.maddesinin (B) fıkrasının 1. bendinde sözleşmeli personelin sadece (Her ne kadar 2. bendinde Milli Eğitim Bakanlığı norm kadro sonucu ortaya çıkan öğretmen ihtiyacının kadrolu öğretmen istihdamıyla kapatılamaması hallerinde öğretmenlerin sözleşmeli olarak çalışabileceği hükme bağlansa da) Kalkınma planı, yıllık program ve iş programlarında yer alan önemli projelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve işlerliği için şart olan, zaruri ve istisnai hallere münhasır olmak üzere özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde, Bakanlar Kurulunca belirlenen esas ve usuller çerçevesinde kurumun teklifi ve Devlet Personel Başkanlığının görüşü üzerine çalıştırılabileceği hüküm altına alınmıştır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4. maddesinin (B) fıkrasının 3. paragrafında Milli Eğitim Bakanlığının norm kadro sonucu ortaya çıkan öğretmen ihtiyacını kadrolu öğretmen istihdamı ile kapatamaması durumunda sözleşmeli öğretmen atanabileceği belirtilmiştir.
Mevcut yasal düzenlemeler ve mevzuat incelendiğinde Milli Eğitim Bakanlığının norm kadro uygulaması nedeniyle kadrolu öğretmen istihdam edememe gibi bir durumu söz konusu değildir.
Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumları Yönetici ve Öğretmenlerin Norm Kadrolarına İlişkin Yönetmeliğin amacı “Milli Eğitim Bakanlığına bağlı her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarının yönetici ve öğretmen norm kadrolarının belirlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek” olduğu, kapsam maddesinde ise “her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarının” Yönetmelik kapsamında olduğu belirtilmiştir. Kaldı ki, ilgili Yönetmeliğin tümü incelendiğinde öğretmenlerin istihdam biçimine yönelik herhangi bir düzenleme olmadığı görülecektir.
Görüldüğü gibi, Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumları Yönetici ve Öğretmenlerin Norm Kadrolarına İlişkin Yönetmelikte öğretmenlerin kadrolu istihdam edilmesini engelleyici hiçbir husus bulunmamaktadır. Norm kadro yönetmeliği, örgün ve yaygın eğitim kurumlarında ders saatleri baz alınarak hangi branşta kaç öğretmen istihdam edilebileceğinin tespiti amacı ile çıkarılmıştır. Herhangi bir kuruma öğretmen atanırken istihdam biçimi ile ilgili bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Milli Eğitim Bakanlığının her hangi bir kuruma kadrolu ya da sözleşmeli öğretmen atanması durumunda aynı Yönetmelik hükümlerine göre kadro sayısı tespiti yapılmaktadır. Öğretmenlerin sözleşmeli ya da kadrolu olması durumunda fazla ya da eksik öğretmen görevlendirmesi yapılamamaktadır. Her iki istihdam biçiminde de aynı sayıda öğretmen görevlendirmesi mutlak bir gerçekliktir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4. maddesinin (B) fıkrasının 3. paragrfaındaki Milli Eğitim Bakanlığının norm kadro sonucu ortaya çıkan öğretmen ihtiyacını kadrolu öğretmen istihdamı ile kapatamaması durumunda sözleşmeli öğretmen atanabileceği şartının kullanılabilmesini doğuran hiçbir neden bulunmamaktadır.
Ayrıca 1739 sayılı Kanunda belirtildiği gibi öğretmenlik belirli nitelikleri gerektiren özel bir ihtisas mesleğidir. Dava konusu düzenlemeyle asli ve sürekli olan öğretmenlik mesleğinin kadrolu memurlarca yürütülmesi gerekirken sözleşmeli personel eliyle gördürülmesi devamlı bir uygulama haline dönüştürülmektedir. En az dört yıl çalışmış olma şartıyla da kadroya atanabilecekleri hüküm altına alınmaktadır.
Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesine Devletin temel görevleri arasında olan milli eğitim hizmetlerinin gerektirdiği sayıda öğretmen istihdamı için yeterli kadroları sağlamak, bu öğretmenleri eşit koşullarda ve önceden belli kurallara göre atanması gerekir. Anayasa Mahkemesinin de çok sayıda kararında belirttiği gibi, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup bireyin, kanundan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Bir başka ifadeyle, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, bireylerin hukuk kurallarını önceden bilmelerine, davranış ve tutumlarını bu kurallara göre güvenle düzene sokabilmelerine imkan sağlaması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. (AnMK K. 2016/44, K. 2015/123, K.2014/139, 2012/152)Anayasa Mahkemesinin kararında belirtildiği gibi bireylerin keyfi uygulamalara karşı kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilmesi gerekmektedir. Sözleşmeli öğretmen çalıştırılmasına ilişkin düzenleme Anayasada tanımlanan hukuk güvenliği ilkesini ihlal ettiğinden Anayasanın 2. maddesine aykırılık içermektedir.
Yapılan düzenleme ile okullarda sözleşmeli ve kadrolu öğretmenlik olarak iki tür istihdam ortaya çıkmıştır. Aynı okuldaki aynı branşta çalışan öğretmenlerden bazıları iş güvenceli bazıları ise iş güvencesiz çalışmış olacaktır. Öğretmenliğin özel bir ihtisas mesleği olduğu göz önüne alındığında öğrenci ve veli açısından da sakıncalar ortaya çıkacaktır. Bazı veliler çocuklarının sözleşmeli öğretmenlerde eğitim görmesini istemeyecektir. Ayrıca çalışan öğretmenler açısından da kadro eşitliği söz konusu olmaması nedeniyle sosyal statülerinin algılanışı ve iş performansları açısından sorunlar ortaya çıkacaktır. Anayasanın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” denilmektedir. Yapılan bu uygulama ile Anayasanın 10. maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesi ortadan kaldırılmıştır.
Milli Eğitim Bakanlığının yürüttüğü eğitim ve öğretim hizmetleri niteliği itibariyle belli bir düzenlilik içinde sunulması gereken, kişilerin ve toplumun varlığı ve huzuru yönünden vazgeçilemez, ertelenemez ve ikame edilemez hizmetlerdendir. Bireylerin eğitim ihtiyacı ve eğitim hakkı belirli süreli görülecek bir ihtiyaçtan öte süreklilik arz etmektedir. Kamunun karşılaması gereken sürekli bir ihtiyaçtır. Yurttaşlara eğitim hizmeti, sağlık, güvenlik ve hukuk gibi, Devletin asli görevleri arasındadır. Nitekim ülkemizde bulunan sığınmacılara yönelik söz konusu geçici süreli eğitim hizmetinin yürütülmesi için Milli Eğitim Bakanlığı tarafından geçici süreli 4200 sözleşmeli öğretmen alımı yapılmıştır. Dolayısı ile davaya konu bu düzenleme geçici süreli bir ihtiyacı karşılamak için yapılmamıştır. Aksine sürekli bir ihtiyacı karşılamak için yapılmıştır.
Eğitim hizmetinin, genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken kamu hizmeti niteliğindeki asli ve sürekli görevlerden olduğu ve bu tür görevlerin memurlar ya da diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır. Nitekim, sözleşme ile çalıştırılacak olan öğretmenlerin Bakanlığın yönetim ve denetimine bağlanması da hizmetin, genel idare esaslarına göre yürütülen kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerden olduğunu ortaya koymaktadır. Buna göre, Milli Eğitim Bakanlığı eğitim hizmetlerini genel idare esaslarına göre yerine getirmekle yükümlüdür. Bu tür görevlerin, memur ya da diğer kamu görevlileri eliyle yerine getirilmesi ise anayasal bir zorunluluktur. Kuralda belirtilen sözleşmeli öğretmenlerin, memur ya da diğer kamu görevlisi olmadıkları açıktır.
Anayasanın 128. maddesinde “...kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür” denmektedir.
Anayasa'ya göre eğitimin, devletin asli ve sürekli görevleri arasında bulunduğunda kuşku yoktur. Anayasa'nın 128. maddesinde devletin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin ancak memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği belirtilmiştir. İtiraz konusu kural uyarınca çalıştırılan ve devletin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu, kamu hizmetinin gerektirdiği aslî ve sürekli nitelikteki eğitim ve öğretim görevini yerine getiren öğretmenlerin, statülerinin Anayasa'ya uygun olduğunun kabulü için bu personelin memur veya diğer kamu görevlileri kapsamında bulunmaları gerekmektedir. Memur olmadıkları konusunda tartışma bulunmayan söz konusu personelin, 'diğer kamu görevlileri'nden sayılmalarının ön koşulu ise idareye kamu hukuku ilişkisiyle bağlı olarak çalışmaları, bunun sonucu olarak da bir kadro karşılık gösterilerek atanmalarıdır. İtiraz konusu kuralın ise bu tür kamu hukuku ilişkisi içermemesi nedeniyle Anayasa'nın 128. maddesiyle uyum içinde olmadığı açıktır.
Ayrıca 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 4/B maddesi kapsamında yer alan sözleşmeli öğretmenin, sözleşmeli olması hasebiyle memur sayılamayacağı açıktır. Cevabı aranması gereken soru sözleşmeli öğretmenlerin 128. maddede sözü edilen 'diğer kamu görevlisi' olarak görülüp, görülemeyecekleridir. Sözleşmeli çalıştırma ancak geçici süreli işlerde mümkündür. 657 sayılı Yasa, sözleşmeli personel istihdamıyla ilgili sınırı 'zaruri ve istisnai hallere münhasır olmak üzere' diyerek, net olarak çizmiştir. Asli ve sürekli görevlerin, sürekli çalışan personel ile yerine getirilmesi kamu hizmetinin güvenli ve istikrarlı bir şekilde yürütülmesi için gereklidir. Ayrıca, memurlar ve diğer kamu görevlileri atama ile işe başlar. Sözleşmeli personel ise bir akitle çalışmakta ve bu atamadan farklı bir duruma işaret etmektedir. Değinilen nedenlerden dolayı sözleşmeli öğretmenler 128. maddede bahsedilen 'diğer kamu görevlileri' kapsamında değerlendirilemez. Genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli bir kamu hizmeti olan eğitim ve öğretim hizmetlerinin 128. madde kapsamında yer almayan kişilerce gerçekleştirilmesi ilgili maddeye aykırıdır.
İptali talep edilen iş bu düzenleme, Anayasanın 2., 10 ve 128 nci maddelerine aykırılık teşkil eder, iptali gerekir.
15) 6755 sayılı Kanun’un 4. maddesinin 6 ncı fıkrasında yer verilen Ek 4 üncü maddenin 2 nci fıkrasındaki “sözlü sınav başarı sırasına göre” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı
“Değiştirilen ve yürürlükten kaldırılan hükümler” başlığını taşıyan 4. madde bir ç er ç eve kanun maddesi niteliğindedir. Bu kapsamda; 25/8/2011 tarihli ve 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığını n Te şkilat ve G ö revleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Ek madde 4 eklenmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve ö zgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (E.2014/189, K.2015/32,RG. 21.5.2015-29362).
Kişi ve kuruluşların devlete güven duymaları, maddi ve manevi varlıklarını korkusuzca geliştirebilmeleri, temel hak ve ö zgürlüklerden yararlanabilmeleri ancak hukuk güvenliği ve üstünlüğü sağlandığı bir hukuk devleti düzeninde ger ç ekleştirilebilir. Kişilere hukuk güvenliğinin sağlanması, hukuk devletinin ö n koşullarındandır. Hukuk devleti, hukuk normlarının ö ng ö rülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici y ö ntemlerden kaçınmasını gerektirir. Hukuk güvenliğinin sağlanması, bu doğrultuda kanunların geleceğe y ö nelik ö ng ö rülebilir belirlemeler yapılabilmesine olanak verecek kurallar i ç ermesini gerekli kılar (Anayasa Mahkemesi Kararı: 2014/92 E. 2016/6K. 28/01/2016 R.G. Tarih-Sayı : 03.03.2016-29642). Ayrıca kanunların kamu yararının sağlanması amacına y ö nelik olması, genel, objektif, adil kurallar i ç ermesi ve hakkaniyet ö lçütlerini g ö zetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir.
İptali talep edilen ibare, öğretmen atamalarında nesnel bir ö lçüt olan KPSS puanının yanısıra “bakanlık tarafından yapılacak s ö zlü sınavda başarı”lı olma ö lçütünü ö ng ö rmektedir. Kamu personelinin belirlenmesinde son kararı yapılacak sözlü sınav neticesinde belirlemek atamaların liyakat ö lçütü g ö zetilmeden keyfi bi ç imde yapılmasına zemin sağlayacaktır. Bu düzenleme hukuk devletinin en önemli koşulu olan belirlilik ilkesi ve hukuk güvenliği ile bağdaşmaz. Öğretmenlerin mesleğe kabulünü sözlü sınava bağlamada da herhangi bir kamu yararı bulunmamaktadır.
İptali talep edilen iş bu düzenleme, Anayasanın 2. maddesine aykırılık teşkil eder, iptali gerekir.
16) 6755 sayılı Kanun’un 37. maddesinin Anayasa’ya aykırılığı
İptali talep edilen 37. madde, kapsadığı kişiler i ç in mutlak bir sorumsuzluk ö ng ö rmektedir. Bir başka ifadeyle bu hükme dâhil kişilerin madde kapsamındaki karar, g ö rev ve fiillerinin hi ç bir zaman, hi ç bir şekilde, hi ç bir merciye karşı , hi ç bir sorumluluğu s ö z konusu olamayacaktır. Bu hüküm bütün bu faaliyetler ç er ç evesinde yapılabilecek hukuksuzlukların giderilmesini imkânsız kılmaktadır. Mutlak sorumsuzluk, ancak hukuk devletinin bulunmadığı rejimlerde ge ç erli olabilir. 1982 Anayasasını n d üzenlediği olağanüstü y ö netim usulleri hukuk i ç inde kalan, demokratik hukuk devletinin esaslı öğelerine bağlı olan anayasal bir rejimdir. 1982 Anayasasının ö ng ö rdüğü ola ğanüstü hal rejimi hukuk devletinin asli bir unsurunun genel ve kalıcı olarak uygulanmaması sonucu doğuracak bir düzenlemeye izin vermemektedir.
Anayasa Mahkemesinin de belirttiği gibi, Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamında, devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan hi ç bir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bunun yanı sıra devlet, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü altı ndad ır. Devlet, doğal olmayan her ö lüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmi bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu g ö revlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları altında meydana gelen ö lümler i ç in hesap vermelerini sağlamaktır . Kasten ya da saldırı veya k ö tü muameleler sonucu meydana gelen ö lüm olaylarına ilişkin davalarda Anayasanın 17. maddesi gereğince Devletin ö lümcül saldırı durumunda sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkan verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü vardır.
Anayasa Mahkemesi, bu tür olaylarda yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ö denmesini yaşam hakkının ihlalini gidermek ve mağdur sı fat ını ortadan kaldırmak i ç in yeterli g ö rmemektedir. Yürütülecek ceza soruşturmaları sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkan verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Yürütülecek ceza soruşturmalarının etkinliğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap verebilirliği sağlamak i ç in soruşturmanın veya sonu ç larının kamu denetimine açık olmasıdır. İhmal suretiyle meydana gelen ö lüm olaylarında Devlet g ö revlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu durumlarda, bireyler kendi inisiyatifleriyle ne gibi hukuk yolları na ba şvurmuş olursa olsun, insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine hi ç bir su ç lamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olur (B.No. 2012/752, 17.9.2013& 50, 54, 55, 57, 58, 59,60). Bu sebeple iptali talep edilen düzenleme yaşam hakkına yönelik ihlaller bakımından da mutlak sorumsuzluk anlamına gelerek Anayasa’nın 17. maddesine aykırılık teşkil etmektedir.
Anayasa Mahkemesinin de ilgili kararında atıf yaptığı gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu oluşan ö lümler nedeniyle sorumsuz tutulamayacağı vurgulanmaktadır (Anguelova/Bulgaristan B.No. 38361/97; Jasinskis/Letonya, 21.12.2010; Hugh Jordan/Birleşik Krallık, 4.5.2001; Dink/Türkiye, 14.9.2010; Vo/Fransa [BD] 8.7.2004; Calvelli ve Ciglio/İtalya 17.1.2002; Budayeva ve diğerleri/Rusya 20.3.2008; Ö nery ıldız/Türkiye [BD] 30.11.2004). Anayasa Mahkemesi, bu kararlarla oluşan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi i ç tihad ını doğrudan uygulayarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi i ç tihatlarını anayasal düzeye taşımıştır. S ö z konusu Kanun Hükmünde Kararname hükmü, hem Anayasa Mahkemesinin bu kararına, hem de Anayasa Mahkemesinin atıf yaptığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi i ç tihatlarına aykırıdır. Bu y ö nüyle Anayasanın 15. Maddesinde düzenlenen “milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmeme” kuralına aykırılık oluşturur. Ölçülülük ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında defaten atıf yapılmaktadır. Milletlerarası yükümlülüklere aykırılık Anayasa’nın 90. maddesini de ihlal eder nitelik taşımaktadır. Nitekim Anayasa’nın 90. maddesi temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeler bakımından usülüne göre onaylanmış bir başka deyişle taraf olunmuş uluslararası belgeyi esas almaktadır. İptali talep edilen düzenleme uluslararası hukuka aykırılık teşkil etmesinden bahisle Anayasa’nın 90. maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
Hak arama ö zgürlüğünü düzenleyen Anayasa'nın 36. maddesi, yargı mercilerine davacı ve davalı olarak başvurabilme ve kişinin yargı mercileri ö nünde iddia, savunma, adil yargılanma hakkına sahip olduğu gü vence alt ı na al ınmış ve ö zel sınırlama nedenleri ö ng ö rmemiştir. Hak arama ö zgürlüğü ve adil yargılanma hakkı bir temel haktır. Adil yargılama hakkı anayasal hak ve ö zgürlüklerin kullanılmasını ve korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Adil yargılanma hakkı, Anayasada tanımlanmadığından bu hakkın kapsamının ve sınırlarının belirlenmesinde Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi i ç tihatlarının g ö z ö nünde bulundurması gerekir. Hak ihlaline sebep olan kişilerin kanuni düzenleme ile mutlak sorumsuz hale getirilmesi ile hakları ihlal edilen kişilerin etkin başvuru mekanizmasından yoksun kalmaları hak arama özgürlüğünü ihlal eder. Avrupa İnsan Hakları S ö zleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi i ç tihatları dikkate alındığında bu düzenleme hak arama özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmektedir. Anayasanın 36. maddesine de aykırıdır.
Sorumluları mutlak bir bi ç imde sorumsuz tutan bu düzenlemenin olağanüstü hal ilan sebebi ve amacıyla ilgili olduğu s ö ylenemez. Olağanüstü hal ilanına sebep olan tehdit ve tehlikeyi ortadan kaldırma amacını ger ç ekleştirmek i ç in elverişli ve zorunlu bir tedbir değildir. Tam tersine kamu g ö revlilerinin Anayasa ve hukuk dışına çıkmasını mazur g ö sterici, hatta teşvik edicidir. İptali talep edilen düzenleme, sorumsuz tutulan kişileri ayrı cal ıklı bir konuma getirmektedir. Kanuni bir düzenleme ile mutlak sorumsuzluk zırhına sahip olan kişiler ile bu sorumlusuzluğun dışında olan kişiler bakımından eşit olmayan bir düzenleme niteliğindedir. Bu bağlamda düzenleme, Anayasanın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağına aykırılık teşkil eder.
Anayasanın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve ö zgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (E.2014/189, K.2015/32,RG. 21.5.2015-29362). Kişi ve kuruluşların devlete güven duymaları, maddi ve manevi varlıklarını korkusuzca geliştirebilmeleri, temel hak ve ö zgürlüklerden yararlanabilmeleri ancak hukuk güvenliği ve üstünlüğü sağlandığı bir hukuk devleti düzeninde ger ç ekleştirilebilir. Kişilere hukuk güvenliğinin sağlanması, hukuk devletinin ö n koşullarındandır. Hukuk devleti, hukuk normlarının ö ng ö rülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici y ö ntemlerden kaçınmasını gerektirir. Hukuk güvenliğinin sağlanması, bu doğrultuda kanunların geleceğe y ö nelik ö ng ö rülebilir belirlemeler yapılabilmesine olanak verecek kurallar i ç ermesini gerekli kılar (Anayasa Mahkemesi Kararı : 2014/92 E. 2016/6K. 28/01/2016 R.G. Tarih-Sayı : 03.03.2016-29642). Ayrıca kanunların kamu yararının sağlanması amacına y ö nelik olması, genel, objektif, adil kurallar i ç ermesi ve hakkaniyet ö lçütlerini g ö zetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. S ö z konusu madde adil olması gereken hukuk düzenini zedelemesi ve Anayasaya aykırı bir düzenleme olması bakımından, aynı zamanda Anayasanın 2. maddesine aykırıdır.
Bu nedenlerle, s ö z konusu düzenleme, Anayasanın 2., 10., 15., 17., 36. ve 90. maddelerine aykırılık teşkil eder, iptali gerekir.
17) 6755 sayılı Kanun’un 38. maddesinin Anayasa’ya aykırılığı
İptali talep edilen düzenleme olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında alınan kararlar ve yapılan işlemler nedeniyle açılan davalarda yürütmenin durdurulmasına karar verilemeyeceğini düzenlemektedir.
Anayasa’nın “Yargı yolu” başlıklı 125. maddesinin 6. fıkrasında, kanunun, olağanüstü hallerde, sıkıy ö netim, seferberlik ve savaş halinde ayrıca millî güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabileceği belirtilmektedir. Bir başka ifadeyle, Anayasanın 125/6. maddesi olağanüstü hallerde yürütmenin durdurulması kararının verilmesinin ortadan kaldırılmasına izin vermemekte, yalnızca belli nedenlerle bunun sınırlanmasına olanak tanımaktadır. S ö z konusu madde, olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında alınan kararlar ve yapılan işlemler aleyhine açılan davalarda yürütmenin durdurulması isteminde bulunma hakkını tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bu y ö nüyle Anayasanın 125/6. maddesine açıkça aykırıdır.
Anayasanın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve ö zgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (E.2014/189, K.2015/32,RG. 21.5.2015-29362). Kişi ve kuruluşların devlete güven duymaları, maddi ve manevi varlıklarını korkusuzca geliştirebilmeleri, temel hak ve ö zgürlüklerden yararlanabilmeleri ancak hukuk güvenliği ve üstünlüğü sağlandığı bir hukuk devleti düzeninde ger ç ekleştirilebilir. Kişilere hukuk güvenliğinin sağlanması, hukuk devletinin ö n koşullarındandır. Hukuk devleti, hukuk normlarının ö ng ö rülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici y ö ntemlerden kaçınmasını gerektirir. Hukuk güvenliğinin sağlanması, bu doğrultuda kanunların geleceğe y ö nelik ö ng ö rülebilir belirlemeler yapılabilmesine olanak verecek kurallar i ç ermesini gerekli kılar (Anayasa Mahkemesi Kararı : 2014/92 E. 2016/6K. 28/01/2016 R.G. Tarih-Sayı : 03.03.2016-29642). Ayrıca kanunların kamu yararının sağlanması amacına y ö nelik olması, genel, objektif, adil kurallar i ç ermesi ve hakkaniyet ö lçütlerini g ö zetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. S ö z konusu madde adil olması gereken hukuk düzenini zedelemesi ve Anayasaya aykırı bir düzenleme olması bakımından, aynı zamanda Anayasanın 2. Maddesine aykırıdır.
Açıklanan bu sebeplerle, iptali talep edilen hüküm Anayasa’nın 2. ve 125. maddelerine aykırılık teşkil eder, iptali gerekir.
18) 6755 sayılı Kanun’un 39. Maddesinde yer alan “Bu kanunun 37. maddesi 15.7.2016 tarihinden itibaren ge ç erli olmak üzere” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı
İptali talep edilen düzenleme, 6755 sayılı Kanunun 37 nci maddesinin 15/7/2016 tarihinden ge ç erli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gireceğini düzenlemektedir. 6755 sayılı Kanunun diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girmektedir.
İptali talep edilen ibare, 6755 Sayılı Kanun’un 37. maddesini geriye yürütmektedir. Bir başka ifadeyle, 6755 sayılı Kanun’un 37. maddesi, 6755 sayılı Kanun’un Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği tarih olan 24/11/2016 tarihinde değil 15/7/2016 tarihinden ge ç erli olmak üzere geriye yürütülmektedir. Kanunların geriye yürümezliği, yürürlüğe giren yeni kuralın yürürlük tarihinden ö nceki d ö nemde hukuki sonu ç lar doğurmasını kural olarak yasaklar ve kuralın ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara uygulanmasını emreder. Kanunların geriye yürümezliği ilkesi hukukun genel ilkelerinden biridir. Anayasa Mahkemesi de ç ok sayıdaki kararında kanunların geriye yürümezliği ilkesinin hukukun genel ilkelerinden biri olduğunu vurgulamıştır ( ö rn. E.2004/18, K.2004/89, RG.23.11.2004-25649; E.2002/146, K.2002/201, RG. 11.12.2003-25282).
6755 sayılı Kanun’un 37. maddesinin yürürlüğünün 39. madde ile geriye yürütülmesi, hukuka aykırı işlem ve kararlara karşı yargı yollarını kapatarak bunların hukuk hayatında varlığını sürdürmesine olanak sağlamaktadır. Bu düzenleme, hukuk devletinin en temel öğelerinden olan hukuki güvenilirlik ilkesine aykırıdır. Hukuki güvenilirlik ilkesi gereğ ince, norm, y ürürlüğe girdiği andan itibaren hemen ya da kanunda ö ng ö rülen ileri bir tarihte uygulanır, geriye yürümez ve ö nceki kanun d ö neminde elde edilmiş haklara müdahale etmez. S ö z konusu hüküm, Anayasanın demokratik hukuk devleti ilkesini düzenleyen 2. maddesine aykırıdır.
Ayrıca, Kanun’un 37. maddesinin geriye yürütülmesi, bu maddede belirtilen kişilerin kapsamını geni şleterek bunları sorumluluktan bağışık tutmayı ama ç ladığı i ç in, Anayasanın 10. maddesinin dördüncü fıkrasıyla her t ürlü ayrı cal ığı yasaklayan “Hi ç bir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.” bi ç imindeki düzenlemeye açıkça aykırıdır. Ayrımcılık yasağı, Türkiye'nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası S ö zleşme’'de askıya alınamayacak maddeler arasında yer almaktadır. Hükmün geriye yürütülmesi yoluyla bazı kişileri tamamen sorumsuz tutup bunlara ayrı cal ık yaratılması ola ğanüstü hallerde temel hak ve ö zgürlüklere ilişkin sınırlamaların milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı düşemeyeceğini ö ng ö ren Anayasanın 15/1. maddesine de aykırıdır. Milletlerarası yükümlülüklere aykırılık Anayasa’nın 90. maddesini de ihlal eder nitelik taşımaktadır. Nitekim Anayasa’nın 90. maddesi temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeler bakımından usülüne göre onaylanmış bir başka deyişle taraf olunmuş uluslararası belgeyi esas almaktadır. İptali talep edilen düzenleme uluslararası hukuka aykırılık teşkil etmesinden bahisle Anayasa’nın 90. maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
Açıklanan bu sebeplerle, iptali talep edilen hüküm Anayasa’nın 2., 10., 15. ve 90. maddelerine aykırılık teşkil eder, iptali gerekir.
YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Anayasa Mahkemesinin 6755 sayılı Kanun’un Anayasaya aykırı g ö rdüğümüz maddelerinin anayasa uygunluğunu incelemesi ve esastan karara bağlaması zaman alabilecektir. Yargı denetimi yürütme organının hukuk devleti sınırları i ç inde kalmasını sağlayan en etkili ara ç tır. Olağanüstü hallerde yargı denetiminin ö nemi daha da artmakta, devlet organlarının işlemlerinin yargı denetimine bağlı tutulması, yasama organının Anayasanın ç izdiği sınırlar i ç inde kalmasını sağlamak ve temel hak ve ö zgürlüklerin korunması bakımından ö zellikle ö nem taşımaktadır.
İptalini istediğimiz 6755 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasının insan haklarına saygılı demokratik hukuk devleti ilkesine, Anayasanın üstünlüğüne ve bağlayıcılığına aykırılık oluşturan sonradan giderilmesi olanaksız durumların ortaya çıkmasına neden olacağı ve zararlar doğuracağı açık olduğundan, ayrıca Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme sonucunda iptal kararı vermesi durumunda bu kararının sonu ç suz kalmaması amacıyla kararın Resmî Gazete'de yayımlanacağı güne kadar yürürlüğün durdurulması istemiyle iptal davası açılmıştır.
IV. SONUÇ VE İSTEM
6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un
2. maddesinin dördüncü fıkrasının Anayasa’nın 2., 15., 26., 28., 30., 35., 38. ve 90. maddelerine,
3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “otuz günü” ibaresinin Anayasa’nın 2., 15., 19., 36. ve 90. maddelerine,
3. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “yerinde görmezse en çok on gün içinde” ibaresinin Anayasa’nın 2., 15., 19., 36. ve 90. maddelerine,
3. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan “dosya üzerinden” ibaresinin Anayasa’nın 2., 15., 19., 36. ve 90. maddelerine,
3. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “bir kişi” ibaresinin Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine,
3. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde yer alan “adli kolluk görevlileri” ibaresinin Anayasa’nın 2., 15., 36. ve 90. maddelerine,
3. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin birinci cümlesinde yer alan “beş gün” ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “on gün” ibaresi Anayasa’nın 2., 15., 36. ve 90. maddelerine,
3. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinin birinci cümlesinde yer alan “beş gün” ibaresi ile ikinci cümlede yer alan “on gün” ibaresinin Anayasa’nın 2., 15., 36. ve 90. maddelerine,
3. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinin birinci cümlesinin Anayasa’nın 2., 15., 36. ve 90. maddelerine,
3. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “beş gün” ibaresi ile üçüncü cümlesinde yer alan “on gün” ibarelerinin Anayasa’nın 2., 15., 36. ve 90. maddelerine,
3. maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “beş gün” ibaresi ile üçüncü cümlesinde yer alan “beş gün” ibaresinin Anayasa’nın 2., 15., 36. ve 90. maddelerine,
3. maddesinin birinci fıkrasının (l) bendinde yer alan “Cumhuriyet savcısının kararıyla” ibaresinin Anayasa’nın 2., 15., 36. ve 90. maddelerine,
3. maddesinin birinci fıkrasının (m) bendinin birinci cümlesinin Anayasa’nın 2., 15., 36., 38 ve 90. maddelerine,
4. maddesinin altıncı fıkrası ile 25/08/2011 tarihli ve 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Ek Madde 4 olarak eklenen düzenlemenin birinci fıkrasındaki “657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4 üncü maddesinin b fıkrası kapsamında sözleşmeli öğretmek istihdam edilebilir” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine
4. maddesinin altıncı fıkrası ile 25/08/2011 tarihli ve 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Ek Madde 4 olarak eklenen düzenlemenin ikinci fıkrasındaki “sözlü sınav başarı sırasına göre” ibaresinin Anayasa’nın 2. maddesine,
37. maddesinin Anayasa’nın 2., 10., 15., 17., 36. ve 90. maddelerine,
38. maddesinin Anayasa’nın 2. ve 125. maddelerine,
39. maddesinde yer alan “Bu kanunun 37. maddesi 15/7/2016 tarihinden geçerli olmak üzere” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 15 ve 90. maddelerine,
iptallerine ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar doğacak zararların önlenmesi için yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesini saygıyla dileriz.”
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_anayasa
Taranan Tarih: 28.01.2026 03:11:55