SoorglaÜcretsiz Dene

Anayasa Norm Denetimi: 2016-17 Sayılı 16-03-2016 Tarihli Karar: İtiraz-İlk - Ret

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Anayasa Mahkemesi Kararı

Karar Tarihi

16 Mart 2016

II. İNCELEME SONUÇLARI

Normun Numarası – AdıMadde Numarasıİnceleme Türü – SonuçSonucun GerekçesiDayanak Anayasa HükümleriErteleme Süresi
2559 Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu6/2İlk - RetAnayasaya esas yönünden uygunluk1982/152yok
5259 Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun1İlk - RetAnayasaya esas yönünden uygunluk1982/152yok

...

İtiraz konusu kural Anayasa’ya aykırıdır. Şöyle ki:

İdare hukukumuza göre, idari işlemler hukuka uygunluk karinesinden yararlanmakta olup, idari işlemlerin hukuka aykırı oldukları yargı yerlerince tespit edilmelerine kadar, idari işlemler bu karineden yararlanmakta ve herhangi ikinci bir irade olmaksızın hukuk aleminde etki doğurmaya devam etmektedirler. Buna rağmen, bu karine, idari işlemlerin hukuka aykırı oldukları iddiasıyla yargıya başvurulmasını engellememekte olup, Anayasa’nın 125. maddesi hükmüne göre, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.

Bu şekilde, dava edilen idari işlemlerin hukuka uygun olup olmadıkları yönünden yapılacak bir muhakeme sonucunda ilk derece yargı mercilerince verilecek olan kararlar da herhangi ikinci bir iradeye gerek duymaksızın hukuk aleminde etki doğururlar. Ancak, kural olarak, ilk derece mahkemelerince verilen nihai kararlara karşı temyiz ya da itiraz yoluyla bir üst yargı merciine başvurulması mümkündür. Zira bu, demokratik hukuk sistemlerinin bir gereği olduğu gibi, Anayasa’nın 155/1. maddesinde “Danıştay, idari mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir.” denmek suretiyle de, genel geçer bu kural Anayasal bir hal de almıştır.

Buna göre, kural olarak ilk derece idari yargı mercileri tarafından verilen kararların temyiz ya da itiraz yolu açık olmalıdır. Bu şekilde, ilk derece mahkemelerinin vermiş olduğu kararların hukuka uygun olup olmadıklarının denetiminin yapılmasının sağlanmasının yanı sıra, Ülke çapında bir içtihat birliği de sağlanmaya çalışılmakta, en azından, birbirine aykırı çok fazla sayıda içtihat olmaması sağlanarak, vatandaşların hangi durumda hangi hukuki sonuca muhatap olacaklarını en azından yaklaşık olarak bilmeleri sağlanmaya çalışılmaktadır.

Fakat bu durum, ilk derece mahkemelerinden verilen her türlü kararın mutlaka temyiz ya da itiraz yolu açık olması gerektiğini, aksi bir durumun her halde Anayasa’ya aykırı olduğunu göstermez. Nitekim, hukukumuzdaki kural yukarıda belirtildiği gibi olsa da, istisnai bazı durumlarda bazı mahkemelerce bazı konular hakkında verilecek olan kararların kesin olacağına dair Kanuni düzenlemeler de mevcuttur. Bu düzenlemeler ise, ekseriyetle parasal olarak belirlenmekte, bazen de yabancılar hukuku gibi, vatandaşları doğrudan etkilemeyen konularda olmaktadır. Parasal miktar dikkate alınarak yapılan düzenlemelerde ise, ortalama bir vatandaşın bir şekilde ödemek zorunda kalması halinde maddi olarak çok fazla etkilenmeyeceği miktarları aşmayan davalarda, ilk derece mahkemelerince verilen kararların kesin olduğu yönünde düzenlemeler yapılabilmektedir. Bu şekilde, yoğun iş yükü altında olan üst yargı mercilerinin iş yükü hafifletilmeye çalışılarak, daha büyük miktarlı, bireyi ve dolayısıyla da toplumu etkileme kabiliyeti daha büyük olan davaların temyizi veya itirazının daha hızlı ve daha verimli bir şekilde karara bağlanmasının sağlanması suretiyle, toplumun hukuku ile bireyin hukuk arasındaki optimum denge bu şekilde de tesis edilmeye çalışılmaktadır.

İtiraz konusu kanun hükmü de bu kapsamda ortaya çıkan, miktar itibariyle yapılan bir değerlendirme çerçevesinde, 2559 sayılı Kanun’un 1. fıkrası uyarınca verilen cezalara karşı açılan davalarda ilk derece mahkemeleri tarafından verilen kararlara karşı yukarıda aktarılan genel geçer ve aynı zamanda da Anayasal olan kural doğrultusunda yapılabilecek olan itiraz veya temyiz başvurusu olanağını ortadan kaldıran bir kanun hükmü olduğunda tereddüt yoktur.

Ancak, itiraz konusu Kanun hükmünün Anayasa’ya aykırılığı, 2559 sayılı Kanun’un belirtilen 6. maddesinin “Bu maddede belirtilen aynı fiillerin bir yıl içinde tekrarı halinde, en son uygulanan para cezası bir kat artırılarak uygulanır.” şeklindeki son hükmü ile birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkmaktadır. Çünkü, maddenin bu son bendine göre, bir kişinin işlediği bir fiili, iş bu dava konusu olaydaki gibi yıl içerisinde tekrar tekrar işlemesi halinde, her bir işlediği ceza için verilecek ceza bir öncekinden bir kat fazla olacaktır.

Nitekim, 6. maddenin aktarılan son fıkrasının iptali istemiyle itiraz yoluyla yapılan başvuru sonucu Anayasa Mahkemesi’nce verilen 13.05.2010 tarih ve Esas:2009/29, Karar:2010/66 sayılı karar da bu yöndedir.

Bu şekilde ise, birkaç fiil sonra ceza miktarı oldukça artacak, buna rağmen, bu cezaya karşı açılan davada verilen karar da kesin olacak, bu şekilde de, itiraz konusu Kanun hükmü sebebiyle, gerek genel geçer olan gerekse de Anayasa’nın aktarılan 155. maddesi hükmüne dayanan itiraz ya da temyiz edilebilme kuralının amacı ve ruhu zedelenmiş olacaktır.

Zaten, iş bu dava konusu olayda da böyle olmuş, yıl içerisinde işlediği fiilleri 5. kez tekrar ettiğinden bahisle, davacıya birinci fiil için kesilen cezadan sonra kesilen cezalar, her seferinde bir öncekinin bir katı olarak arttırılmak suretiyle kesilmiş, bu şekilde, birinci fiil için kesilen küçük miktarlı ceza, katlana katlana çoğalmış ve dava edilmesi halinde hakkında verilecek olan mahkeme kararma karşı itiraz yolu yukarıda belirtilen saiklerle kapatılan küçük miktarlı bir ceza, ilgilisince bir şekilde ödenmek zorunda kalınması halinde kendisi için mühim sonuçlar doğurabilecek bir hal almış; ancak, buna rağmen, itiraz konusu kural sebebiyle, kendisi hakkında yapılacak muhakeme sonucunda verilecek olan karar da itiraz ya da temyiz yolu kapalı kalmıştır.

Bu durum; Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu ifade edildiğine göre; Hukuk devleti de, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda eşitliği gözeten, adaletli bir hukuk düzeni kurup sürdürmekle kendisini yükümlü sayan, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasaya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlet olduğuna göre, iş bu dava konusu olayda doğurduğu sonuçlar itibariyle 2559 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2. fıkrasındaki “İtiraz üzerine verilen karar kesindir.” şeklindeki kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu sonucunu da ortaya çıkarmaktadır.

Zira, yukarıda da belirtildiği üzere, davacının birinci fiilinde aldığı ceza miktarı itibariyle, o cezaya dava açılması halinde verilecek kararın kesin olması açısından miktar itibariyle ortalama bir vatandaş için bu durum makul olmakla birlikte; 5. fiili sebebiyle ve önceki fiiller için verilen cezaların üzerine bindirilerek verilen iş bu dava konusu cezanın miktarına bakılınca, bu davada verilecek olan kararın da temyiz ya da itiraz yolunun kapalı olmasının Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içerisinde zikredilebilecek olan hukuki güvenlik ilkesine uygun olmayacağı açıktır.

Diğer yandan, Anayasa’nın 155. maddesinin aktarılan hükmüne göre, idari yargı sistemimiz tek dereceli değil, 2. dereceli bir sistemdir. Dolayısıyla, Anayasa’nın 155. maddesine aykırı olan itiraz konusu Kanun hükmünün, Anayasa’da iki dereceli öngörülen bir sistemin ikinci derecesine ulaşma imkanını ortadan kaldırarak, Anayasa’nın “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklindeki 36/1. maddesi hükmüne de dolaylı olarak aykırılık teşkil edeceği açıktır.

VI- KARAR

Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 2., 36. ve 155. maddesine aykırı olması sebebiyle 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 5259 sayılı Kanun’la yeniden düzenlenen 6. maddesinin 2. fıkrasında bulunan “İtiraz üzerine verilen karar kesindir.” şeklindeki cümlenin iptali istemiyle Anayasa’nın 152/1. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulmasına; dava dosyasının ve dosyada bulunan tüm belgelerin onaylı suretlerinin iş bu karar aslı ile birlikte Anayasa Mahkemesine gönderilmesine; iş bu karar aslı ile dosya suretinin yüksek mahkemeye tebliğinden itibaren beş ay beklenilmesine, beş ay içinde netice gelmezse mevcut mevzuata göre dosyanın karara bağlanmasına; iş bu kararın onaylı bir örneğinin bilgi amacıyla taraflara da tebliğine, 28.01.2016 tarihinde karar verildi.”

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

cümlesininkanun'unyenidenvazifetalebidirpolistarihliikinciitirazınsalâhiyetfıkrasınınbeşinciaykırılığıanayasa'nıniptalinekanunu'nunmaddelerinedüzenlenenkonususürülerekmaddesiylemaddesinin

Kaynak: karar_anayasa

Taranan Tarih: 28.01.2026 03:22:37

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim