Anayasa Norm Denetimi: 2013-59 Sayılı 02-05-2013 Tarihli Karar: İtiraz-Esas - Ret
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Anayasa Mahkemesi Kararı
2 Mayıs 2013
II. İNCELEME SONUÇLARI
| Normun Numarası – Adı | Madde Numarası | İnceleme Türü – Sonuç | Sonucun Gerekçesi | Dayanak Anayasa Hükümleri | Erteleme Süresi |
|---|---|---|---|---|---|
| 2918 Karayolları Trafik Kanunu | 116 | İlk - Ret | On yıl yasağı | 1982/2 |
,
1982/38
,
1982/128 | yok |
| | 116 | Esas - Ret | Anayasaya esas yönünden uygunluk | 1982/2
,
1982/38
,
1982/128 | yok |
| 3672 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun | 7 | İlk - Ret | On yıl yasağı | yok | yok | | | 7 | Esas - Ret | Anayasaya esas yönünden uygunluk | 1982/2 | yok |
"...
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
''
Anayasa Mahkemesi'nin yerleşmiş hukuk devleti tanımına göre; hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde olduğu gibi idari yaptırımlar açısından da Anayasa'ya ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla hangi eylemlerin kabahat sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü, yaptırımın ağırlaştırıcı ve hafifleştirici nedenlerinin belirlenmesi gibi konularda kanun koyucu takdir yetkisine sahiptir. Deyiş yerinde ise, bu ceza siyasetine ilişkin bir meseledir. Devletin kendi kurallarını, farklı hukuk dallarına ait kurallarla düzenleme hakkı vardır(KUHNE, Hans-Heiner; İdari Ceza Hukuku Sempozyumu, Seçkin Yayınevi, Ankara 2009, s. 112).
Anayasa Mahkemesinin son yıllardaki yerleşik ve doktrinde kabul görmüş uygulamasına (15/03/2012 tarih ve 2011/105 Esas-2012/38 Karar Sayılı; 20/10/2011 tarih ve 2010/28 Esas, 2011/139 Karar Sayılı; 29/11/2012 tarih ve 2012/106 Esas, 2012/190 Karar Sayılı Kararları) göre, Anayasa'nın 38. maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından idari para cezaları da bu maddede öngörülen ilkelere tâbidir. Öğretide Anayasanın 38. maddesinin 'kabahat' türünden olan cezalar yönünden uygulanmayacağını düşünen yazarlar dahi 'cezaların kişiselliği' kuralının kabahatler yönünden de uygulanması gerektiğini belirtmişlerdir(SANCAKDAR, Oğuz; İdari Ceza Hukuku Sempozyumu, Seçkin Yayınevi, Ankara 2009, s.83). Başka ve daha açıklayıcı bir deyişle, bu konuda gerek uygulamada gerekse de öğretide fikir birliği vardır.
Adli ceza yaptırımları gibi şüphesiz kabahatler de kişi hak ve özgürlükleriyle ilgilidir. XIV. Uluslararası Ceza Kongresinin İdari Ceza Hukuku ile ilgili kabul ettiği ilkelerden birisi de 'İdari Ceza Hukukuna ilişkin suçlarda Ceza Hukuku müeyyideleri gibi, kanunilik ilkesine uyularak belirlenmelidir'. Avrupa Konseyi Bakanlık Komitesi idari yaptırımlarla ilgili olarak yayınladığı tavsiye kararında idari cezaların da kanunla konulması zorunluluğundan bahsetmiştir.
Anayasa'nın 38. maddesinin birinci fıkrasında, 'Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.'; üçüncü fıkrasında, 'Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.' denilerek suçun ve cezanın kanuniliği esası benimsenmiş; yedinci fıkrasında ise ceza sorumluluğunun şahsi olduğu belirtilerek herkesin, kendi eyleminden sorumlu tutulacağı, başkalarının suç oluşturan eylemlerinden dolayı cezalandırılamayacağı, başka ve hukuki bir deyişle objektif sorumluluk esaslarına göre kimseye bu anlamda yaptırım uygulanmayacağı kabul edilmiştir.
Vatandaşların özgürlüklerinin sınırlarını kanunla göstermekle beklenilen bütün faydalar suç sayılan hareketlerin de kanunla gösterilmesini gerektirmektedir. Bu suretle suç sayılan hareketin tespitinde keyfi ve sübjektif davranılmasının önüne geçilebilir. Bunların açık olarak gösterilmesi suretiyle de vatandaşların yasak hareketlerden çekinmeleri sağlanmış olacaktır. Bu ilke, insanlık tarihinde oldukça uzun bir süreçten sonra kabul edilmiştir. Hiçbir kanunun suç olarak kaydetmediği fiillerden dolayı kimse cezalandırılamaz. Belli bir tarihsel süreçten sonra bütün medeni ülkelerin ceza kanunlarına ve anayasalarına giren bu ilke İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve daha sonra da Avrupa İnsan Hakları ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesine de girmiştir. Bu ilke sayesindedir ki, vatandaşların keyfi olarak cezalandırılmasının önüne geçilmiş, yasak edilen fiillerin önceden gösterilmesi ile suç işlemekten kendilerini alıkoymaları sağlanmıştır. (TOSUN, Öztekin 'Suçların Kanuniliği Prensibi Aleyhindeki Cereyan',İÜHFM, C. XXVII, S. 1-4, 1962, s.46-47)
Bu maddede belirtilen 'kanunilik ilkesi'; suçların kanunla tespiti, cezaların da kanun tarafından belirlenmesi, kişilerin yasak eylemleri önceden bilmelerini sağlayarak hareketlerini düzenleme imkânını tanınır. Bu ilkenin bir parçası olan 'ceza sorumluğunun kişiselliği'ne göre ise de, ancak kanunla yapılan düzenlemeler sayesinde, kişiyi işlemiş olduğu fiilden dolayı kusurlu saymak mümkün olabilir.
Öte yandan, 'kişisellik kuralı' gereğince kişi kendi kusurlu eyleminden sorumlu tutulur. Başka bir anlatımla, bu ilkeye göre; kişinin, kusurlu sayılan iradi hareketiyle nedensel bağı bulunan hukuka aykırı fiil neticesinden sorumlu olması gerekir. 'Objektif sorumluluk', 'istenmeyen neticeten sorumluluk', 'salt irade nedeni ile sorumlu türleri' 'kişisellik kuralı' ile çelişir ve Anayasaya aykırı olur. Anayasamızda ceza sorumluluğunun 'cezaların kişiselliği' vurgulanarak ancak kusurlu hukuka aykırı eylemden sorumluluk doğabileceği belirtilmiştir. (ÖZEK, Çetin; 1997 Türk Ceza Yasası Tasarısına İlişkin Düşünceler, İ.Ü.H.F.M., Prof.Dr.Hıfzı Veldet VELİDEDEOĞLU'na Armağan Sayısı, 1998, s. 31.)
İptali talep edilen kuralda, trafik kurallarına aykırı hareket edilen ancak sürücüsü tespit edilemeyen durumlarda, tescil plakasına ceza tutanağı düzenleneceği belirtilmiş, araç sahibinin kusurunun bulunup bulunmadığı, o esnada aracı süren kişi olup olmadığı, aracı trafik kurallarına aykırı olarak kullanan kişiye bilerek verip vermediği, aracın üçüncü kişilerce sahibinin rızası ile alınıp alınmadığı değerlendirilmeden, idare tarafından yaptırım uygulanmaktadır. Bu durum ise, yukarıda uzun uzadıya açıkladığımız ve ilkel ceza hukukunun kalıntılarından olan'başkasının fiilinden sorumlu olma'anlamına geleceği açıktır. Fiilsiz suç olmaz ilkesi de gözetildiğinde talep konusu kuralda, tescil plakasını sahibinin hangi eyleminin suç sayıldığı açık bir şekilde gösterilmediği gibi (kanunilik ilkesine aykırılık) plaka sahibi ile suç arasında illiyet bağının ne surette oluştuğu da belli değildir. Deyiş yerinde ise, iptali talep edilen madde ile, idare kendi üzerine düşen ispat külfetinden kurtarılarak ispat yükü ters çevrilmek suretiyle vatandaşların yargı organları önünde kusurlu bir fiil işlemediklerini (masumiyetlerini) ispata zorlandığı anlaşılmaktadır. Bir 'kanun devleti'nde görülebilecek ve fakat'hukuk devleti'ndeolmaması gereken vatandaşların etiketlenmelerine (lekelenmelerine) sebep olacak bu hükmün Anayasamızın 2 ve 38. maddelerine aykırı olduğu açıktır.
Bu nedenlerle; 13.10.1983 günlü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 116. maddesinin birinci fıkrasının 'Trafiği tehlikeye düşürecek, engel olacak şekilde veya yasaklanmış yerlerde park etmiş araçlara veya trafik kural ve yasaklarına aykırı davranışları belirlenmiş bulunan, karayolları ağırlık kontrol mahallerinde işaret, ışık, ses veya görevlilerin ikazına rağmen tartı sistemine girmeden seyrine devam edenve sürücüsü tespit edilemeyen araçlara tescil plakalarına göre ceza veya suç tutanağı düzenlenir.' hükmünün, Anayasa'nın 2 ve 38. maddesine aykırı olduğu kanısına varılarak iptali için Yüksek Mahkemenize başvurmak gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle,
1- 2709 Sayılı 1982 Anayasasının 2 ve 38 nci maddelerine aykırılık teşkil ettiği değerlendirilen, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 116/1. maddesinin iptali için Anayasanın 152. ve 6216 Sayılı Kanunun 40. maddeleri gereğince ANAYASA MAHKEMESİ'NE BAŞVURULMASINA,
2- Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davanıngeri bırakılmasına,
3- Anayasaya aykırılığın değerlendirilmesi için, gerekçeli başvuru kararının aslı, başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ve dava dilekçesi ile dosyanın diğer ilgili bölümlerinin onaylı örneklerinin (Anayasa Mahkemesinin 15.09.2009 tarih ve 145/1170 Sayılı yazısı dikkate alınarak UYAP Doküman Yönetim Sistemi üzerinden)ANAYASA MAHKEMESİ'NE GÖNDERİLMESİNE,
4- 1982 Anayasasının 152/3. maddesinin amir hükmü gereğince dosyanın Anayasa Mahkemesine gelişinden başlamak üzere 5(beş) ay içerisinde karar verilmesinin beklenilmesine, bu süre içerisinde karar verilmezse davanın yürürlükte Kanun hükümlerine göre sonuçlandırılmasına,
Dair; yapılan inceleme sonucunda karar verildi. '"
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_anayasa
Taranan Tarih: 28.01.2026 03:25:49