Anayasa Norm Denetimi: 2008-97 Sayılı 02-05-2008 Tarihli Karar: İptal-Esas - Ret
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Anayasa Mahkemesi Kararı
2 Mayıs 2008
II. İNCELEME SONUÇLARI
| Normun Numarası – Adı | Madde Numarası | İnceleme Türü – Sonuç | Sonucun Gerekçesi | Dayanak Anayasa Hükümleri | Erteleme Süresi |
|---|---|---|---|---|---|
| 4856 Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun | 2/h | Esas - Ret | Anayasaya esas yönünden uygunluk | yok | yok |
| 657 Devlet Memurları Kanunu | I Sayılı Cetveli/II | Esas - Ret | Anayasaya esas yönünden uygunluk | 1982/2 |
,
1982/11 | yok |
| 4856 Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun | Geçici 2/3 | Esas - Ret | Anayasaya esas yönünden uygunluk | 1982/10 | yok | | | 44/a | Esas - Ret | Anayasaya esas yönünden uygunluk | 1982/2 | yok | | | 42/d | Esas - Ret | Anayasaya esas yönünden uygunluk | 1982/2
,
1982/10 | yok |
"...
I- İPTAL ve YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
"III. ANAYASA'YA AYKIRILIK İDDİALARININ GEREKÇESİ
A. 2 NCİ MADDENİN (h) BENDİNİN ANAYASA'YA AYKIRILIĞI
4856 sayı ve 01.05.2003 tarihli Kanun, bir Bakanlar Kurulu Tasarısı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulmuş ve 01.05.2003 tarihinde kabul edilerek kanunlaşmıştır.
Tasarının 2 nci maddesi ile ilgili madde gerekçesinde, "Madde ile, daha önce Orman Bakanlığı ve Çevre Bakanlığı'na ait olan görevler, bu bakanlıkların birleşme amaçları ve hizmette etkinlik çerçevesinde Çevre ve Orman Bakanlığı'nın görevleri olarak belirlenmektedir. Diğer taraftan, çevre düzeni planlarını hazırlamak görevi, Danıştay kararı çerçevesinde Bakanlığın görevleri arasından çıkarılmıştır." cümleleri yer almıştır.
Ancak gerekçede yer alan bu cümlelere karşın, TBMM Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında verilen bir önergenin kabulü ile, "çevre düzeni planları hazırlamak" tekrar "Çevre ve Orman Bakanlığı"nın görevleri arasına alınmıştır.
"Çevre düzeni planı hazırlamak" görevinin Çevre ve Orman Bakanlığı'nın görevleri arasına alınması, hukuk düzeninde bir takım çelişkilerin ve belirsizliklerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nın kuruluşu, örgütlenmesi, görev ve sorumlulukları ile ilgili 180 ve 209 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerin görevler bölümünde yer alan "İmar planları hazırlamak, birden fazla Belediyeyi ilgilendiren imar ve yerleşme planlarının tamamını veya bir kısmını ilgili Belediyeler veya diğer idarelere bilgi vererek res'en onaylamak" görevleri ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 9 uncu maddesinde belirtilen "birden fazla Belediye'yi ilgilendiren yerleşme ve arazi kullanım kararlarını belirleyen fizikî planların Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nca onaylanması" görevi kapsamında, Çevre Düzeni Planları Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nca hazırlanmış ve onaylanmış; konuya ilişkin tüm mevzuat çalışmaları yine bu bakanlıkça yapılmıştır.
24.03.2001 tarih ve 24352 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan "Avrupa Birliği Müktesabatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı"nın idarî yapı bölümünde "Bayındırlık ve İskan Bakanlığı; ülkemizde bölgesel planların bir alt ölçeği olan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planlarından sorumlu Bakanlıktır" denilerek çevre düzeni planlarında yetkinin Bayındırlık ve İskan Bakanlığına ait olduğu hususu Bakanlar Kurulu Kararı ile bir kez daha açıklığa kavuşturulmuştur.
Yukarıda belirtilen hususlara rağmen Çevre Bakanlığı'nca, 3194 sayılı İmar Kanunu'nda Kanunun 5 inci maddesinde tanımlanan çevre düzeni planlarını yapacak merci hakkında hüküm bulunmadığı iddia edilmiştir.
Halbuki 3194 sayılı İmar Kanunu; Kanunda tanımlanan veya adı geçen planları ve bunların onanmalarını ve uygulamalarını yapacak olan kurum ve ilgili idareleri belirlemiştir.
Bu doğrultuda eğer yasa koyucu tarafından çevre düzeni planları yapma yetkisi Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'na verilmemiş olsaydı, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8 inci maddesinde tanımı yapılan "Bölge Planları"nda olduğu gibi, tanımdan sonra bu planı yapacak kurumun adının özellikle belirtileceği açıktır; fakat 3194 sayılı Kanun böyle bir kurum göstermemiş; 3194 sayılı İmar Kanunu'nun tüm hükümlerinin uygulanmasından Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nın sorumlu olduğunu bildirmiştir.
Çevre düzeni planı tanımı incelendiğinde, bu tanımın 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 9 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında yer alan hükümle örtüştüğü görülmektedir.
3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili Yönetmeliklerine göre de "Metropoliten Alan Planı"nın tanımı ile "Yerleşme Planı"nın tanımı bulunmamaktadır. Ancak 9 uncu maddeye göre, bu planları onaylayacak kurum da, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'dır.
Bu husus Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'ın muhtelif kararlarında ortaya konulmuş ve söz konusu 9 uncu maddede yer alan plan terimleri ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nca İstanbul ve Ankara özelinde onaylanan Metropoliten Alan Planları ile ülke genelinde (Özel Çevre Koruma Bölgeleri istisna tutulmak suretiyle) hazırlanan ve onaylanan "Çevre Düzeni Planları"nın kastedildiği ve yetkinin Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nca kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı açıklanmıştır. (Bkz. Anayasa Mahkemesi'nin E.1985/11, K.1986/29 sayılı ve 11.12.1986 tarihli; E. 1990/38, K. 1991/32 sayı ve 26.09.1991 tarihli kararı ile T.C. Danıştay 6 ncı Dairesi'nin E.2001/3041, K.2002/5000 T.C. Danıştay 6 ncı Dairesi'nin E.1999/6390, K.2001/1249 sayılı; E.2001/65, K.2003/3681 sayı ve 25.06.2002 tarihli; E.1999/6551 sayı ve 08.03.2000 tarihli; E.1999/6441, K.2001/347 sayı ve 18.01.2001 tarihli; E.1999/6390, K.2001/1249 sayı ve 28.02.2001 tarihli kararları)
Durum böyle iken 4856 sayı ve 01.05.2003 tarihli "Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun" un 2 nci maddesinin (h) bendinde çevre düzenleme planlarını hazırlamak yetkisinin Çevre ve Orman Bakanlığı'na verilmesi; bu düzenleme yapılırken aynı zamanda çevre düzenleme planları hazırlamak konusunda Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'na yetki veren ilgili mevzuatta herhangi bir değişiklik yapılmaması, "çevre düzeni planı hazırlamak, hazırlatmak, onamak ve uygulamak" yetki ve görevlerinin her iki bakanlığın da yetki ve görev alanı içinde kalmasına neden olmuştur.
Bir yetkinin hangi Bakanlığa ait olduğunu açıkça ortaya koyamayan, aynı yetkiyi iki Bakanlığa birden veren bir hukuk düzeninin, hukuk devletinin temel unsurları olan hukuki belirlilik ve hukuki güvenliği sağlayamayacağı ortadadır.
Bu açılardan değerlendirildiğinde, aynı yetkinin iki Bakanlığa birden verilmesine neden olan bir düzenleme yaptığı ve hukuki belirsizliğe yol açtığı için, 4856 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (h) bendinin Anayasa'nın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırı olduğunu söylemek gerekmektedir.
Anayasa'nın 2 nci maddesine aykırı bir düzenlemenin Anayasa'nın 11 inci maddesi ile de bağdaşamayacağı ve kanunların Anayasa'ya aykırı olamayacağı yolundaki hükmün gereğini karşılayamayacağı da açıktır.
Bu nedenlerle, 4856 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin, Anayasa'nın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ve dolayısı ile Anayasa'nın 11 inci maddesindeki Anayasa'nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkelerine aykırı olan (h) bendinin iptali gerekmektedir.
B. 42 NCİ MADDENİN (d) BENDİ İLE DEĞİŞTİRİLEN 657 SAYILI DEVLET MEMURLARI KANUNUNUN I SAYILI "EK GÖSTERGE CETVELİ"NİN "II - TEKNİK HİZMETLER SINIFI" BÖLÜMÜNÜN (b) BENDİNİN ANAYASA'YA AYKIRILIĞI
4856 sayı ve 01.05.2003 tarihli Kanunun 42 nci maddesinin (d) bendi ile değiştirilen 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun I sayılı "Ek Gösterge Cetveli"nin "II - Teknik Hizmetler Sınıfı" bölümünün (b) bendi, Anayasa'nın 10 uncu maddesinde yer alan kanun önünde eşitlik ilkesine aykırıdır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 1897 sayılı kanunla değişik 3.b maddesince "TEKNİK HİZMETLER SINIFI"nın kesin tanımı yapılmış ve bu sınıfta yer alan meslekler; yüksek mühendis, mühendis, yüksek mimar, mimar, jeolog, hidrojeolog, jeofizikçi, fizikçi, kimyager, matematikçi, istatistikçi, yöneylemci, ... şehir plancısı, bölge plancısı ... olarak belirlenmiştir.
1970 yılından 1990 yılına kadar yukarıda bahsi geçen mesleklerden mühendis, mimar, şehir plancısı, bölge plancısı, matematikçi, fizikçi, kimyacı, istatistikçi, jeolog, hidrojeolog, jeofizikçi, yöneylemci aynı grupta yer alırken ve eşit özlük haklarına sahipken;
1. 09.04.1990 tarih ve 418 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yüksek mühendis, mühendis, yüksek mimar, mimarlar yukarıda belirtilen grupta bir üst seviyede tutularak diğer fen bilimcilerin de dahil olduğu teknik meslekler alt seviyeye indirilmiştir. Bu durumun maaş ve emeklilik haklarına yansıması yok denecek kadar az olmuş ve daha sonra 418 sayılı Kanun Hükmünde Kararname Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. (Bkz. E. 1990/22, K. 1992/6 ve 05.02.1996 tarihli Anayasa Mahkemesi Kararı)
2. 18.05.1994 tarih ve 527 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan düzenleme, esasta 418 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılmış olan düzenlemenin bir benzerini getirirken, uygulanacak katsayılar arasındaki farkı da arttırmıştır. 527 sayılı Kanun Hükmünde Kararname de Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmiştir.
3. 25.07.1995 tarih ve 562 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu'nun Ek 70 inci maddesi de ek göstergeye bağlanmış ve ek göstergesi 3600 olanlar maddede belirtilen % 75, ek göstergesi 3000 olanlar ise maddede gösterilen % 40 uygulamaya tabi tutulmuştur. Bu uygulama oranları 25.08.1998 tarih ve 98/11588 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 01.12.1998 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 3600 ek göstergeliler için % 130, 3000 ek göstergeliler için ise % 70 olarak değiştirilmiştir.
Bu düzenlemeler, teknik ve fen bilimi eğitimi veren, temeli matematik - fizik -kimyaya dayanan kariyerlere sahip olarak, aynı kuruluşlarda eşdeğer görevleri yapan fen lisansiyerleri ile mühendis - mimar grubu arasında ayırım meydana getirmiştir.
Bu ayırım, (b) grubuna alınan meslek grubu mensuplarını manevî bakımdan rahatsız ederken, özlük hakları bakımından da önemli kayıplara uğramalarına yol açmıştır. Çalışırken aylık 8-10 milyon TL. olan kayıp, Emekli Sandığı keseneğinde 30 milyon TL. olan fark, emekli olunduğunda her ay emekli aylığında 160 - 200 milyonu, emeklilik ikramiyesinde de 4 - 5 milyarı bulmaya başlamıştır. Katsayı artışları ile bu fark daha da artacaktır.
4. Bu durum ilk defa şehir ve bölge planlamacıları bakımından, itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi önüne götürülmüş ve Anayasa Mahkemesi 527 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3 üncü maddesiyle 657 sayılı Kanuna eklenen 1 sayılı cetvelin "II - Teknik Hizmetler Sınıfı" (b) bendinde yer alan "... Şehir Plancısı, Bölge Plancısı, ..." sözcüklerinin iptaline karar vermiştir. (E. 1997/17, K. 1997/6, T.30.01.1997)
Bu karar sonrasında 4 Nisan 1998 de yayımlanan 4359 sayılı Kanunla Şehir ve Bölge Plancıları 657 sayılı Kanunun I sayılı "Ek Gösterge Cetveli"nin "II - Teknik Hizmetler Sınıfı" bölümünün (a) bendine alınmış ve böylece (a) grubu için belirlenmiş ek göstergeden yararlandırılmıştır.
Aynı şekilde yapılan itirazlarla Anayasa Mahkemesi, 527 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3 üncü maddesiyle 657 sayılı Kanuna eklenen 1 sayılı cetvelin "II - Teknik Hizmetler Sınıfı" (b) bendinde yer alan fizikçi, matematikçi, kimyacı, istatistikçi, teknik yüksek öğretmen okulu mezunu ve jeomorfolog sözcüklerini de iptal etmiştir.
Anayasa Mahkemesinin bu kararları karşısında, idari yargıya başvurmuş bulunan (b) grubundaki meslek mensupları için idari yargı organları 03.08.1994 tarihli ve 1994/29 sayılı Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü Genelgesi uyarınca 243 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin uygulanması gerektiği doğrultusunda kararlar vermişlerdir.
Söz konusu genelgede; Kamu kurum ve kuruluşlarına ait kamu personelinin özlük haklarına ilişkin düzenlemeleri kapsayan Kanun Hükmünde Kararnameler Anayasa Mahkemesi'nce iptal edildiğinde, geriye doğru gidilerek daha önce usulüne göre yürürlüğe konulmuş bulunan ilgili mevzuatın yürürlükte bulunduğu kabul edilmek suretiyle uygulanmasına devam olunacağı ve bu kararın yürürlüğe girdiği tarihten sonra Anayasa Mahkemesince iptal edilecek Kanun Hükmünde Kararnameler hakkında da, bu kararda belirtilen esasın uygulanacağı bildirilmiştir.
Bu nedenle T.C. Emekli Sandığı, idari yargıda dava açan ve iptal kararı alan pek çok (b) grubu meslek mensubuna, 3600 ek gösterge uygulayarak "ödeme yapmıştır ve davacıların maaş hesaplamaları da 3600 ek göstergeden gerçekleştirilmiştir.
03.08.1994 gün ve 1994/29 sayılı Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü Genelgesi'nin ise Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında uygulanacak hükümler açısından hukuki dayanaktan yoksun bulunduğu, Danıştay 5 inci Dairesi'nin E. 1998/126, K. 1999/2202 sayılı kararında hükme bağlanmış ve söz konusu genelge iptal edilmiştir.
Durum bu iken, 4856 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin (d) bendi ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun I sayılı "Ek Gösterge Cetveli"nin "II - Teknik Hizmetler Sınıfı" bölümünün (b) bendi değiştirilerek jeolog, hidrojeolog, hidrolog, jeomorfolog, jeofizikçi, fizikçi, matematikçi, istatistikçi, yöneylemci, matematiksel iktisatçı, ekonomici, kimyager unvanını almış olanlarla Teknik Yüksek Öğretmen Okulu mezunlarına, Teknik Hizmetler Sınıfı'nın (b) bendinde yer verilerek (a) bendindekilerden farklı ve daha düşük ek gösterge belirlenmiştir.
Bu durum teknik ve fen bilimi eğitimi veren, temeli matematik - fizik - kimyaya dayanan kariyerlere sahip olarak aynı kuruluşlarla eşdeğer görevleri yapan veya yöneticilik durumunda bulunan fen lisansiyerleri ile mühendis ve mimarlar arasında makul nedene ve kamu yararına dayandırılamayacak bir eşitsizlik doğmasına neden olmuştur.
Halbuki Teknik Hizmetler Sınıfı'nın (a) bendinde yer alan meslek grupları ile (b) bendinde yer alanlar arasında, eğitim düzeyleri ve yaptıkları iş bakımından böyle bir ayırımı gerektirecek herhangi bir fark bulunmamaktadır.
Kuşkusuz yasa koyucu, ek göstergeleri meslek grupları bakımından tayin etmek konusunda takdir yetkisine sahiptir. Ancak bu takdir yetkisinin de Anayasa'ya uygun biçimde kullanılması gerekir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 3/b maddesinde tanımlanan teknik hizmetler sınıfında yer alan meslek grupları arasında ek gösterge bakımından yapılacak bir ayırım makul bir nedene dayanmalı veya kamu yararına yönelmelidir.
Yapılan düzenleme böyle bir makul nedene dayanmaksızın aynı sınıftaki eşdeğer meslek grupları arasında özlük hakları bakımından farklılıklar yarattığı için, Anayasa'nın 10 uncu maddesinde yer alan kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı düşmektedir.
Diğer yandan Anayasa'nın 2 nci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, devlet erkinin hukuk kuralları çerçevesinde kullanıldığı bir yönetim biçimidir. Anayasa'nın 10 uncu maddesi ile çelişen bir hukuk kuralı, hukuk devleti anlayışıyla bağdaşamaz.
Hukuk devleti adı verilen yönetim biçimleri, hukuki güvenliği sağlamak ve bunun için de öncelikle kazanılmış haklara saygı göstermek durumundadırlar.
4856 sayılı Kanunla yapılan düzenlemede ise, kazanılmış haklar korunmamıştır; çünkü idari yargı kararı ile 3600 ek gösterge uygulanan kimyager, matematikçi, fizikçi, ...için herhangi bir ayrık hüküm getirilmediği gibi; geriye dönük bir yürürlülük tarihi belirlendiği için, kazanılmış haklarla ilgili bir takım sorunların doğmasına da imkân hazırlanmıştır.
İdari yargı kararı ile 3600 ek gösterge uygulananların bu haklarının kazanılmış hak olarak korunması halinde ise, (b) grubunda yer alan meslek grubu mensupları arasında bu kez de "idari yargı kararı ile 3600 ek gösterge uygulananlar" ve "4856 sayılı Kanuna tabi olanlar" şeklinde, kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı bir ayırım ortaya çıkacaktır.
Bu açılardan değerlendirildiğinde Anayasa'nın 2 ve 10 uncu maddelerine aykırı nitelikler taşıyan bu düzenlemenin, Anayasa'nın 11 inci maddesi ile de bağdaşamayacağı açıktır.
4856 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin (d) bendi ile değiştirilen 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun I sayılı "Ek Gösterge Cetveli"nin "II -Teknik Hizmetler Sınıfı" bölümünün (b) bendinin, bu nedenlerle Anayasa'nın 2 ve 10 uncu maddelerine ve dolayısı ile Anayasa'nın 11 inci maddesinde yer alan Anayasa'nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesine aykırı olduğu için iptali gerekmektedir.
C. "GEÇİCİ MADDE 2"NİN 3 ÜNCÜ FIKRASININ ANAYASA'YA AYKIRILIĞI
4856 sayılı Kanunun "Geçici Madde 2"sinin 3 üncü fıkrasına göre, fıkrada belirtilen unvanların sahibi olan personele, atandıkları yeni kadroların aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer malî hakları toplamının net tutarının, ek kadrolarına bağlı olarak en son ayda almakta oldukları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatları ile diğer malî hakları toplamı net tutarından az olması halinde aradaki fark, giderilinceye kadar, atandıkları kadrolarda kaldıkları sürece herhangi bir kesintiye tabi tutulmaksızın tazminat olarak ödenecektir.
Söz konusu "Geçici Madde 2"nin 3 üncü fıkrasındaki hüküm, iki kurumun birleşmesi nedeni ile uygulamada bazı kadrolara ilişkin olarak sorun çıkmasını önlemek amacına yöneliktir. Ancak, yapılan düzenlemede kazanılmış haklar tam anlamıyla korunamamıştır. Çünkü, belirtilen unvanları taşıyan personelin eski kadrolarına bağlı olarak son ayda aldıkları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer malî hakları toplamının net tutarı baz alınmış ve bu baz sabit tutularak, yeni atandıkları kadrolarda aldıkları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer malî haklar toplamının net tutarının baz alınan bu tutardan az olması halinde, atandıkları kadroda kaldıkları sürece aradaki farkın, herhangi bir kesintiye tabi tutulmaksızın tazminat olarak ödeneceği bildirilmiştir. Söz konusu personelin eski kadrolarındaki, aylık, ek gösterge, her türlü tazminat ve diğer malî haklarında zaman içinde olacak iyileştirmeler ve yapılacak zamlar hesaba katılmamıştır. Bu durum, belirtilen koşullardaki personelin, yeni durumlarında kazanılmış haklarına koşut haklar edinememesine ve kazanılmış haklarında giderek bir azalma ile karşılaşmasına neden olacaktır.
Kazanılmış haklara saygı, hukuk devleti adı verilen yönetim biçiminin temel değerlerinden birisidir.
Yasakoyucunun daha elverişli çözümler bulabilmesi, örneğin 3046 sayılı "Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun"un Geçici 1 inci maddesinde öngörülen şahsa bağlı kadro yöntemini uygulaması mümkünken, Geçici Madde 2'nin 3 üncü fıkrasında ifade edilen çözümü benimsemiş olması, olayda, kazanılmış hakların zedelenmesine yol açmıştır.
Bu açılardan değerlendirildiğinde 4856 sayılı Kanunun Geçici Madde 2'sinin 3 üncü fıkrasında getirilen düzenlemenin, kazanılmış hakları korumadığı için de Anayasa'nın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine ve dolayısı ile Anayasa'nın 11 inci maddesinde yer alan Anayasa'nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesine aykırı olduğu söylenmelidir.
Bu nedenlerle 4856 sayılı Kanunun Geçici Madde 2'sinin 3 üncü fıkrasının iptali gerekmektedir.
D. 44 ÜNCÜ MADDENİN (a) BENDİNİN ANAYASA'YA AYKIRILIĞI
4856 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinin (a) bendinde, 42 nci maddenin (d) bendinin 21.10.2001 tarihinde yürürlüğe gireceği bildirilmiştir.
Bu yürürlülük tarihi, 4856 sayılı Kanunla kimyager, matematikçi, fizikçi gibi "II - Teknik Hizmetler Sınıfı" bölümünün (b) bendinde yer verilen meslek mensuplarından yargı kararına dayanılarak, "II - Teknik Hizmetler Sınıfı"nın (a) bendindeki ek gösterge sayılarına tabi tutulanların yargı kararları ile kazanılmış haklarını korumamaktadır. Madde metninde, bu gibi kimseler için herhangi bir geçiş hükmüne de yer verilmemiştir. Kazanılmış haklara saygı, hukuk devleti adı verilen yönetim biçiminin temel öğelerinden olduğu için, bu durum, Anayasamızın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırı düşmektedir.
Yargı kararı ile (a) grubu ek gösterge haklarından yararlandırılanların bu durumlarının kazanılmış hak anlayışı çerçevesinde onlar için birer somut hak niteliğini taşıdığı ve bu hakkın varlığını koruyacağı düşünülecek olduğunda ise, bu kere de (b) bendindeki meslek mensupları arasında ek gösterge ve özlük hakları bakımından "21.10.2001 tarihi öncesi ve sonrası" olmak üzere bir farklılık ortaya çıkacaktır.
Hiçbir makul ve geçerli bir nedeni olmayan böyle bir farkı da Anayasa'nın 10 uncu maddesinde yer alan kanun önünde eşitlik ilkesi ile bağdaştırmak mümkün değildir. Diğer yandan Anayasa'nın 2 ve 10 uncu maddelerine aykırı hükümler getiren bir düzenlemenin Anayasa'nın 11 inci maddesinde ifade edilmiş olan Anayasa'nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkelerinin gereğini yerine getiremeyeceği de açıktır.
Diğer yandan, hükmün yürürlük tarihinin yayımından geriye götürülmesi de özlük haklarında azalma söz konusu olduğunda, kazanılmış haklara zarar vermektedir.
Olayda da idari yargı kararı ile 3600 ek göstergeden yararlanmakta olan meslek mensuplarının bulunduğu meslek gruplarının tekrar (b) bendine alınması ve (b) bendine alınma durumunun geçmişe yönelik olarak gerçekleşmesi, (b) bendinde sıralanan meslek grubu üyelerinin kazanılmış haklarının zedelenmesine yol açmakta; hukuki güvenlik, hukuki belirlilik ve hukuki istikrarı sağlayamadığı için, hukuk devletinin gereklerini karşılayamamaktadır.
Bu nedenlerle, 4856 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinin Anayasa'nın 2, 10 ve 11 inci maddelerine aykırı olan (a) bendinin iptali gerekmektedir.
E. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
4856 sayılı Kanunun; Anayasa'ya açıkça aykırı olan 2 nci maddesinin (h) bendinin, 42 nci maddesinin (d) bendi ile değiştirilen 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun I sayılı "Ek Gösterge Cetveli"nin "II - Teknik Hizmetler Sınıfı" bölümünün (b) bendinin, 44 üncü maddesinin (a) bendinin ve Geçici Madde 2 sinin 3 üncü fıkrasının uygulanmasından, sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararlar doğacaktır. Bu tür durum ve zararların önlenebilmesi için, söz konusu hükümlerin yürürlüğünün durdurulması gerekmektedir.
IV. SONUÇ VE İSTEM
4856 sayı ve 01.05.2003 tarihli "Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un;
1- 2 nci maddesinin (h) bendinin, Anayasa'nın 2 ve 11 inci maddelerine,
2- 42 nci maddesinin (d) bendi ile değiştirilen 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun I sayılı "Ek Gösterge Cetveli"nin "II - Teknik Hizmetler Sınıfı" bölümünün (b) bendinin, Anayasa'nın 2, 10 ve 11 inci maddelerine,
3- 44 üncü maddesinin (a) bendinin, Anayasa'nın 2, 10 ve 11 inci maddelerine,
4- "Geçici Madde 2"sinin 3 üncü fıkrasının, Anayasa'nın 2 ve 11 inci maddelerine aykırı oldukları için iptallerine ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkin talebimizi saygı ile arz ederiz.""
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_anayasa
Taranan Tarih: 28.01.2026 03:27:01