AYM İkinci Bölüm 2022/46516 E.

MCP

Bu Veriyi Kendi Asistanınızda Kullanın

Soorgla MCP ile karar ve mevzuat arşivine Claude, ChatGPT ya da Cursor içinden erişin. Kurulum perpeek üzerinden, tek token.

perpeek’ten Al

Karar Bilgileri

Mahkeme

İkinci Bölüm

Daire / Kategori

Anayasa Mahkemesi Kararı

Esas No

2022/46516

Karar Tarihi

10 Şubat 2026

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

KENAN KARADEMİR BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/46516) Karar Tarihi: 10/2/2026

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

  1. Başvuru, alacak ve tazminat davalarında sonuca etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

  2. Başvurucu, eczane sahibi olup mesul müdür olarak çalışmaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü (SGK) 26/7/2016 tarihinde Ankara Valiliği İl Emniyet Müdürlüğüne Ankara'da faaliyet gösteren Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) adına çalışan, örgüte üye olan, destek sağlayan, terör örgütü içinde faaliyetlerine devam eden eczacıların sahip ve mesul müdürlüğünü yaptığı eczanelerin olduğunu bildirmiş ve ekli listede bu eczanelerin isimlerini belirtmiştir. İsmi yer alan eczaneler arasında başvurucunun sahibi olduğu eczane de bulunmaktadır. Bunun üzerine SGK 27/7/2016 tarihinde başvurucunun sahibi olduğu eczanenin ödemelerine bloke koymuştur. 23/12/2016 tarihinde ise ödemelerine bloke konulan ve MEDULA Sistemi (Sağlık Bakanlığı tarafından ilaç almayı kolaylaştırmak için oluşturulmuş bir program) kapatılan sözleşmeli eczaneler tarafından fatura edilen reçetelerin tamamının protokol hükümleri ve mevzuat çerçevesinde incelenerek kesintilerin netleştirilmesi ve geri kalan tutarın ödenmesi talebine bağlı olarak başvurucunun eczanesine konulan bloke kaldırılmıştır.

  3. Başvurucu SGK'ya çektiği 31/1/2017 tarihli ihtarname ile eczanesi adına 8/8/2016-11/11/2016 tarihleri arasında tahakkuk ettirilen 151.742,83 TL alacak ve hak ediş bedelleri zamanında ödenmediğinden vade farkı ve faizler nedeniyle oluşan 40.000 TL zararının ödenmesini istemiştir.

  4. Herhangi bir ödemenin yapılmaması üzerine başvurucu ortaya çıkan 40.000 TL zararının tahsili amacıyla 16/2/2017 tarihinde Ankara Batı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (2. Asliye Hukuk Mahkemesi) nezdinde dava açmıştır. 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 24/9/2019 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Dosyadaki bilgi ve belgeler doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmış, konusunda uzman bilirkişi heyetince düzenlenen 11/2/2019 tarihli ve 10/7/2019 tarihli ek rapor incelendiğinde; 'Ankara Batı 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/218 esas sayılı dosyasında bilirkişi heyeti tarafından sözleşmenin protokol hükümlerine uygun olarak feshedildiği, bloke konulan alacak ile zarar arasında doğrudan bir illiyet bağının bulunmadığı şeklinde hukuki değerlendirme yapıldığı, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 103. maddesince davalı Kurum tarafından en az üç müfettişten oluşan komisyonun uygun görüşü ve Rehberlik ve Teftiş Başkanının onayıyla, Kurum alacağı tahsilinin riske gireceğinin öngörülmesi halinde, inceleme veya soruşturma sonuçlanıncaya kadar alacaklara bloke konulabileceği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından talep edilen davacı adına yürütülen soruşturma bilgilerinin aşağıdaki gibi olduğu;

1-2016/23703 Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma 31/10/2017 tarihli fezleke ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi.

2-2016/38570 Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma 2016/23703 numaralı dosya ile birleşme, 3-2017/10820 Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma 2016/23703 numaralı dosya ile birleşme, 4-2017/40899 Karşılıksız Yararlanma Soruşturma devam ediyor, Buna göre; davacı adına yürütülen 2 (iki) soruşturmanın bulunduğu, davacı vekili tarafından sunulan 19/12/2018 tarihli dilekçe ekinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca davacı hakkında yürütülen 2017/178359 sayılı soruşturmada davacı hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararının verildiği, Davacının alacaklarına bloke konulma işleminin, 5510 sayılı Kanunun 103. maddesine göre değil, bir şikâyet dilekçesine istinaden Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün olağanüstü hal tedbirleri kapsamında almış olduğu “Onay” ile uygulandığı, Davalı Kurum Başkanlığının İl Müdürlüğü'ne hitaplı 22/12/2016 tarih ve 6935470 sayılı yazısı ile '...ödemelerine bloke konulun ve Medula Provizyon ekranları kapatılan sözleşmeli eczaneler tarafından Kuruma fatura edilen reçetelerin tamamının protokol hükümleri ve mevzuat çerçevesinde incelenerek kesintilerin netleştirilmesi ve geri kalan tutarın ödenmesi' yönünde talimat verildiği, Blokesi kaldırılan eczanelere ilişkin listenin 5. sırasında davacının sahibi ve mesul müdürü olduğu eczanenin yer aldığı, Davalı Kurumca davacının ödemelerine haksız şekilde bloke konulduğu ve bu bloke işlemi ile davacının zararı arasında bir illiyet bağı bulunduğuna karar verilmesi halinde;

İcra takiplerine ödenen 44.111,31-TL’nin davacının zararı olarak kabul edilmesi gerektiği, ancak davacının ortaya çıkan zarara ilişkin talebinin 40.000,00-TL olduğu' sonuç ve kanaatine varıldığı belirtilmiştir.

...

...blokesi kaldırılan eczanelere ilişkin listenin 5. sırasında davacının sahibi ve mesul müdürü olduğu eczanenin de yer aldığı görülmüştür. Davalı kurumun bu madde hükmüne istinaden usulüne uygun olarak protokolün feshini ihbar etmiş olması; davacının FETÖ/PDY örgütüne iltisaklı olmaktan tutuklanmış olması, davacının tutuklanmasının davalı Sosyal Güvenlik Kurumunun dışında gelişen olaylardan kaynaklanmış olması ve soruşturmanın adli makamlar ve İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, diğer taraftan, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Mali Hizmetler Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından gönderilen 13/12/2016 tarih ve 17371122 sayılı yazısı eki Emanet Aktarma İşlemlerine ilişkin belgelerin incelenmesinde, farklı tarihlerde emanete aktarılan toplam miktar 151.762,83 TL olmasına karşın, davacının blokenin kaldırılmasından önce muaccel hale gelen toplam borcunun 373.677,19 TL olduğu, bu durumda, davalı kurum tarafından bloke uygulanmamış olsa bile davacının mevcut borçlarını süresinde ödeyemeyeceği, bu nedenle de davacının iddia etiği maddi zararının meydana gelmesiyle bloke ve fesih işlemi arasında doğrudan illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından davalı kurumun alacaklar üzerine bloke koymasının ve sözleşmeyi feshetmesinin haklı nedene dayandığı ve protokol hükmüne uygun bulunduğu, bu nedenle davacının tazminat talep edemeyeceği kanaatine varılmakla, haklı ve yerinde görülmeyen davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."

  1. Başvurucu, karara karşı 1/11/2019 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi 17/2/2021 tarihinde istinaf başvurusunu reddetmiş; kararda, başvurucu ile SGK arasındaki sözleşmenin hukuka uygun olarak feshedildiğini, maddi zararın meydana gelmesi ile bloke ve ekran kapatma işlemleri arasında doğrudan illiyet bağı bulunmadığını ve tazminat koşullarının gerçekleşmediğini ifade etmiştir. Söz konusu karara karşı yapılan temyiz başvurusu Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin (Yargıtay) 7/4/2022 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

  2. Öte yandan başvurucu tahakkuk etmiş alacaklarına 27/7/2016 tarihinden itibaren bloke konularak tarafına ödeme yapılmaması nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini amacıyla 23/6/2017 tarihinde Ankara Batı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (1. Asliye Hukuk Mahkemesi) nezdinde dava açmıştır. 1. Asliye Hukuk Mahkemesi 14/2/2019 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Dava konusu uyuşmazlıkta, haksız bloke konulması ve sözleşmenin haksız olarak feshi nedeniyle maddi ve manevi tazminat talep edilmektedir. Davalı kurumun kanundan kaynaklanan bloke hakkının bulunması; protokolün 5.1. maddesinde, tarafların bir ay önceden haber vererek protokolü feshetme hakkının düzenlenmiş olması; davalı kurumun bu madde hükmüne istinaden usulüne uygun olarak protokolün feshini ihbar etmiş olması; davacının FETÖ/PDY örgütüne iltisaklı olmaktan tutuklanmış olması, davacının tutuklanmasının davalı Sosyal Güvenlik Kurumunun dışında gelişen olaylardan kaynaklanmış olması ve soruşturmanın adli makamlar ve İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalı kurumun alacaklar üzerine bloke koymasının ve sözleşmeyi feshetmesinin haklı nedene dayandığı ve protokol hükmüne uygun bulunduğu, bu nedenle davacının tazminat talep edemeyeceği, diğer taraftan, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Mali Hizmetler Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından gönderilen 13/12/2016 tarih ve 17371122 sayılı yazısı eki Emanet Aktarma İşlemlerine ilişkin belgelerin incelenmesinde, farklı tarihlerde emanete aktarılan toplam miktar 151.762,83 TL olmasına karşın, davacının blokenin kaldırılmasından önce muaccel hale gelen toplam borcunun 373.677,19 TL olduğu, bu durumda, davalı kurum tarafından bloke uygulanmamış olsa bile davacının mevcut borçlarını süresinde ödeyemeyeceği, bu nedenle de davacının iddia etiği maddi ve manevi zararının meydana gelmesiyle bloke ve fesih işlemi arasında doğrudan illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından davacının davasının reddine karar vermek gerekmekle aşağıda belirtilen şekilde hüküm kurulmuştur."

  1. Başvurucu, karara karşı 18/3/2019 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi 17/6/2021 tarihinde istinaf başvurusunu reddetmiş; kararda, basiretli bir tacir gibi davranması beklenen eczacının sözleşmeyi imzaladıktan sonra sözleşme hükümleri ile bağlı olduğunu, SGK tarafından alacaklar üzerine bloke konulmasının haklı nedene dayandığını, maddi ve manevi zararın meydana gelmesiyle bloke ve fesih işlemi arasında doğrudan illiyet bağı olmadığını, tazminat talep koşullarının oluşmadığını ifade etmiştir. Karara karşı yapılan temyiz başvurusu Yargıtayın 17/3/2022 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

  2. Başvurucu, nihai kararları 11/4/2022 ve 28/4/2022 tarihlerinde öğrendikten sonra 9/5/2022 ve 27/5/2022 tarihlerinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

  3. Başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan başlatılan soruşturma sonucunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 15/11/2018 tarihinde ek takipsizlik kararı vermiştir. Kararda, başvurucunun ByLock adlı kriptolu program kullanıcısı olmadığı, örgütün tepe yönetimiyle ilgili olarak yürütülen soruşturmada tespit edilen tepe yöneticileriyle telefon irtibatı ve terör örgütüyle bağlantılı şirketlerde üye ya da yönetici sıfatıyla kaydı bulunmadığı tespitine yer verilmiştir. Terör örgütü ile bağlantılı kurumlardan olan Asya Termal Otelde konaklama kaydı bulunmadığı gibi örgüt ile bağlantılı Bank Asyadaki hesabında şüpheli bir durumun tespit edilmediği değerlendirilmiş; bu tespitler uyarınca başvurucu hakkında kamu davası açılması için şüphe oluşturucak yeterli delil bulunmadığı sonucuna varıldığı açıklanmıştır.

  4. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

  1. 2022/55511 numaralı başvurunun konu yönünden hukuki irtibatı nedeniyle 2022/46516 numaralı başvuru ile birleştirilmesine karar verilmesi gerekir.

  2. Başvurucu, bilirkişilerce yeterli araştırma yapılmadan yalnızca ek rapor doğrultusunda davasının reddedilmesinden şikâyetçi olmuştur. Emniyet birimlerince hukuka aykırı olarak elde edilen ve somut bir tespite dayanmayan veriler nedeniyle hesaplarına bloke konulmasının hukuka uygun kabul edilip tazminat davalarının reddedildiğini belirtmiştir. Ortaya somut bir gerekçe konulmadığını, kanun yolu incelemesinde de yeterli gerekçe gösterilmediğini iddia ederek adil yargılanma hakkı, hak arama hürriyeti ile gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

  3. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucunun iddialarının yargı mercileri tarafından detaylı olarak incelendiği, kararlarda dava konusu olay ve olguların, delillerin değerlendirmesinin, hukuk kurallarının yorumlanmasının ve uygulanmasının, uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun ve kullanılan takdir yetkisinin sebeplerinin gerekçelendirildiği ifade edilmiştir. Sonuç olarak makul ve yeterli gerekçe bulunması, başvurucunun iddialarının da kanun yolu şikâyeti niteliğinde olması nedeniyle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu savunulmuştur. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formunda belirttiği hususları yinelemiştir.

  4. Başvuru, gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.

  5. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

  6. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

  7. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).

  8. Söz konusu uyuşmazlıkta asliye hukuk mahkemeleri başvurucunun zararının bulunmadığını tespit ederken başvurucu ile SGK arasında imzalanan protokolün hukuka uygun feshedildiğini değerlendirmiş, feshin hukuka uygun olması nedeniyle uygulanan blokenin de hukuka uygun olduğunu, bu nedenle de başvurucunun uğradığını ileri sürdüğü zarar ile illiyet bağı olmadığını ifade etmiştir. Feshin hukuka uygun olmasını ise başvurucu hakkında FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan başlatılan ceza soruşturması bulunmasına dayandırmıştır.

  9. Asliye hukuk mahkemeleri başvurucu hakkındaki ceza soruşturmaları nedeniyle yapılan fesih işlemini hukuka uygun bulmalarına karşın ceza soruşturmalarının akıbetlerinin neler olduğu, soruşturma sonucunda yargılama yapılıp yapılmadığı, yargılama yapıldıysa sonucunun ne olduğuna dair herhangi bir bilgi vermemiştir. Mahkemeler sadece ceza soruşturması bulunmasını SGK tarafından protokolün feshedilmesi için yeterli sebep olarak değerlendirmiş ancak başvurucu hakkında soruşturma olması hususunu herhangi bir şekilde irdelememiştir. Ceza soruşturmasına atıfta bulunulması yeterli olmayıp ceza yargılamasına konu olay ve olguların da değerlendirilmesi önemlidir. Bu bağlamda olayın meydana geliş şekli, fiilin özelliği, ağırlığı gibi olaya özgü durumlar değerlendirilerek karar sonucuna ulaşılma nedeni ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konmalıdır (benzer yönde bkz. Diren Taş [1. B.], B. No: 2019/38230, 24/1/2024, § 34).

  10. Ceza soruşturmalarında yer alan bilgi ve belgelere ulaşılarak söz konusu verilerin başvurucu hakkında tesis edilen işleme ve bu işlem nedeniyle ortada bir zarar bulunup bulunmadığına olan etkisinin değerlendirilmesinin önünde -masumiyet karinesine uygun olmak koşuluyla- herhangi bir engel yoktur. Asliye hukuk mahkemeleri tarafından ceza soruşturmasında yer alan verilerin protokolün SGK tarafından feshedilmesi ve bu nedenle de başvurucunun zarara uğrayıp uğramadığının tespitine olan etkisinin ortaya konulması gerekmektedir. Olaya bakıldığında ise asliye hukuk mahkemeleri ceza soruşturmasını esas almakla birlikte soruşturmada yer alan olguları irdelememiş; ceza soruşturmasında yer alan bilgi ve belgeleri değerlendirmemiştir (Diren Taş, § 35).

  11. Öte yandan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi kararında bilirkişilerce hazırlanan ek rapor özetine yer vermiştir. Söz konusu raporların eki olduğu asıl rapordan ise bahsetmemiştir. Asıl raporda yer alan tespitlerin neler olduğu, neden bu tespitlerin kabul edilmediği, hangi gerekçe ile ek rapor düzenlenmesi gerektiği, anılan ek raporların neden iki tane olduğunu kararında açıklamamıştır. Ayrıca raporda başvurucu hakkında yürütülen soruşturmalardan birinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği ve başvurucu hesabına haksız olarak bloke konulduğu tespitleri yer almasına rağmen bunu değerlendirmemiş, neden bu tespitlerin başvurucu aleyhine değerlendirilmesi gerektiğini belirtmemiştir. Son olarak raporda verilen ceza soruşturma numaralarından yalnızca 2017/178359 numaralı ceza soruşturması (bkz. § 9) başvurucuya ait olup raporların özetinde yer alan diğer soruşturma numaralarının başvurucuya ait olmadığı Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden yapılan inceleme neticesinde tespit edilmiştir. Buna rağmen söz konusu soruşturmaların başvurucu aleyhine değerlendirilip değerlendirilmediği, değerlendirilmediyse neden kararda yer verildiği kararın gerekçesinden anlaşılmamaktadır.

  12. Ayrıca asliye hukuk mahkemeleri kararlarında yaptığı değerlendirmelerde başvurucunun hesabına konulan blokenin kaldırılmasından önce SGK'ya 373.677,19 TL borcu olduğu, bloke uygulanmamış olsa bile başvurucunun borçlarını süresinde ödeyemeyeceği kanaatine varmıştır. Bundan hareketle de bloke uygulanmamış olsa bile başvurucunun borçlarını süresinde ödeyemeyecek olması nedeniyle uğradığını iddia ettiği zarar ile bloke işlemi arasında illiyet bağı olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Başvurucunun borçlarını süresinde ödeyip ödeyemeyecek olması hakkındaki icra hukukunda yer alan uygulamaların tüketilmesinden sonra ortaya çıkacaktır. Bu nedenle başvurucunun alacağından fazla borcu olması borcunu ödeyemeyeceği anlamına gelmez. Başvurucunun borcu ile alacağı birbirinden tamamen ayrı olup hesabına bloke konulması nedeniyle bir zararın oluşup oluşmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek unsurlardan değildir.

  13. Kural olarak mahkeme kararlarında esasa ilişkin hususlarda yeterli gerekçe bulunması hâlinde kanun yolu mercince bu karara atıf yapılarak değerlendirme yapılması makul görülebilir. Mahkeme kararlarında gerekçe bulunmadığı hâllerde ise kişilerin ileri sürdüğü esaslı itirazlar kanun yolu merci tarafından gerekçeli şekilde karşılanmalıdır. Somut olayda asliye hukuk mahkemelerinin kararının bir gerekçe içermediği, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay tarafından bu kararlara atıfla herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır (Diren Taş, § 36).

  14. Sonuç olarak başvurucu hakkında elde edilen verilerin başvurucu ile SGK arasında imzalanan protokolün feshedilmesini, buna bağlı olarak meydana gelen bir zarar olmadığını neden ve nasıl haklılaştırdığı hususunun yargılama mercilerinin gerekçelerinde yer almadığı görülmüştür. Yargılama mercileri başvurucu hakkında elde edilen bilgileri herhangi bir şekilde değerlendirmediğinden başvurucunun uğradığı zararların tazmin edilmediğine dair iddiaları yeterli şekilde açıklığa kavuşturulamamıştır.

  15. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

  16. Başvurucunun çalışma hakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğü görülmekteyse de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden diğer ihlal iddiası hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasının gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

  1. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile birleştirilen başvuruda yer alan taleple birlikte toplam 750.000 TL maddi ve 1.250.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

  2. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

  3. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

  4. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvuruların BİRLEŞTİRİLMESİNE, B. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, D. Diğer ihlal iddiasının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA, E. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara Batı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (E.2017/121, K.2019/386) ile Ankara Batı 1. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2018/218, K.2019/73) GÖNDERİLMESİNE, F. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE, G. 1.328,20 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 41.328,20 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE, H. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA, İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan :

Basri BAĞCI Üyeler :

Yıldız SEFERİNOĞLU Kenan YAŞAR Ömer ÇINAR Metin KIRATLI Raportör :

Eren Can BENAKAY Başvurucu :

Kenan KARADEMİR Vekili :

Av. Fikret KOÇAK

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
perpeek

Veriye Tarayıcıdan DeğilAsistanınızdan Ulaşın

perpeek bir MCP pazaryeri. Tek uç nokta ve tek token ile onlarca satıcının verisine Claude, ChatGPT ya da Cursor içinden erişirsiniz — hukuktan finansa. Soorgla da bu pazarda.

Tek Pazar, Çok Kaynak

Onlarca satıcının MCP’si aynı yerde.

Tek Token

Her kaynak için ayrı hesap ve anahtar yok.

perpeek AI

Kaynakları birlikte kullanan kendi asistanı.

Mobil ve Masaüstü

Uygulamalarıyla her yerden erişim.