AYM Birinci Bölüm 2021/53220 E.

MCP

Bu Veriyi Kendi Asistanınızda Kullanın

Soorgla MCP ile karar ve mevzuat arşivine Claude, ChatGPT ya da Cursor içinden erişin. Kurulum perpeek üzerinden, tek token.

perpeek’ten Al

Karar Bilgileri

Mahkeme

Birinci Bölüm

Daire / Kategori

Anayasa Mahkemesi Kararı

Esas No

2021/53220

Karar Tarihi

9 Nisan 2026

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

MEHMET FATİH KÜÇÜK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/53220) Karar Tarihi: 9/4/2026

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

  1. Başvuru, imar plan değişikliğine yapılan itirazın zımnen reddine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

  1. Başvurular süresi içinde yapılmıştır.

  2. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

  3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

  4. 2021/45521 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyasının konu yönünden hukuki irtibatı nedeniyle 2021/53220 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilerek incelenmesine karar verilmiştir.

  5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

  1. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

  2. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından Muğla ili, Bodrum ilçesi, Bitez Mahallesi, 349 ada, 2 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak 1/5.000 ölçekli nâzım imar planı değişikliği ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği 30/8/2019 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanmıştır. İmar planları 12/9/2019-14/10/2019 tarihleri arasında askıya çıkarılmıştır. Başvurucu, askı süresi içinde (9/10/2019 tarihinde) plan değişikliklerine itiraz etmiş; itirazının zımnen reddedilmesi üzerine 11/2/2020 tarihinde Danıştay Altıncı Dairesi (Danıştay) nezdinde dava açmıştır.

  3. 20/8/2020 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararıyla Muğla ili, Bodrum ilçesi, Ortakent Mahallesi, 353 ada 15, 60, 61, 62, 64, 116, 134, 135, 137 sayılı parsellere yönelik 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/25.000 ölçekli nâzım imar planı, 1/5.000 ölçekli koruma amaçlı nâzım imar planı ile 1/1.000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planı değişikliği kararı alınmıştır. Söz konusu karar 21/8/2020 tarihli ve 31220 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. İmar planları 11/9/2020-11/10/2020 tarihleri arasında askıya çıkarılmıştır. Başvurucu, askı süresi içinde (7/10/2020 tarihinde) plan değişikliklerine itiraz etmiş; itirazının zımnen reddedilmesi üzerine 11/12/2020 tarihinde Danıştay nezdinde dava açmıştır.

  4. Danıştay 12/10/2020 ve 4/3/2021 tarihli kararlarıyla açılan davaları süre aşımı yönünden reddetmiştir. Kararlarda gerekçe olarak şu hususlara yer vermiştir:

i. Uyuşmazlık konusu imar planı değişikliklerinin 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A maddesinde öngörülen ivedi yargılama usulü kapsamına girdiğini, söz konusu maddede otuz günlük özel dava açma süresi öngörülmüşse de Anayasa'nın 40. maddesi gereğince kanunlarda özel başvuru yolu ve dava açma süresi öngörüldüğü hâllerde bunun ilgililere açıkça ve ayrıca bildirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

ii. Dava konusu imar plan değişikliklerinin askı tarihlerine yer verdikten sonra başvurucunun askı süresi içerisinde imar plan değişikliklerine itiraz ettiğini, imar planı değişiklikleri askıda ilan edilirken söz konusu planların ivedi yargılama usulüne tabi olduğuna veya özel dava açma süresi bulunduğuna yönelik Askı Tutanağı'nda herhangi bir açıklamaya yer verilmediğini, bu nedenle dava açma süresi değerlendirilirken özel dava açma süresinin değil altmış günlük genel dava açma süresinin gözetilmesi gerektiğini değerlendirmiş ancak uyuşmazlığın ivedi yargılama usulüne tabi olması nedeniyle 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi hükmünün uygulanamayacağını özellikle vurgulamıştır.

iii. 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi hükmü uygulanmayacağı için imar planlarına karşı en son askı tarihinin son gününü izleyen günden itibaren işletilecek altmış günlük dava açma süresi içinde dava açılması gerektiğini belirterek başvurucunun belirtilen süreyi geçirdikten sonra yaptığı itirazın zımnen reddedilmesi üzerine açtığı davanın süresinde olmadığı sonucuna varmıştır.

  1. Başvurucu, kararlara karşı 14/1/2021 ve 12/4/2021 tarihlerinde temyiz yoluna başvurmuştur. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından 18/5/2021 ile 2/6/2021 tarihlerinde temyiz başvuruları oyçokluğu ile reddedilerek Danıştay kararları onanmıştır. Kararlarda temyizen incelenen kararların usul ve hukuka uygun olduğu, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddiaların kararların bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği ifade edilmiştir.

  2. Kararlarda yer alan karşıoyda, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde düzenleyici bir idari işlem niteliğinde olan imar planlarına karşı ilan/askı süresi içinde özel ve ihtiyari bir idari itiraz usulü öngörüldüğünün altı çizilmiştir. Bir uyuşmazlıkta -genel kanun ve özel kanun hükümlerinin olayı düzenleyen hükümleri arasında bir çelişki olması durumunda- genel kanunun değil özel kanunun uygulanacağı belirtilmiştir. Bu çerçevede imar planlarına karşı açılan davalarda 3194 sayılı Kanun'un 8. maddesinde özel bir kural olarak öngörülen bir aylık askı/ilan süresi içindeki özel idari itiraz usulünün dava açma sürelerine esas alınması gerektiği vurgulanmıştır. Başka bir deyişle imar planlarının kesinleşip uygulanabilmesi için öngörülen ilan-askı-itiraz usulünün 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında bir usul olmayıp özel kanun niteliğindeki 3194 sayılı Kanun'da işlemin tekemmülü için öngörülen özel bir usul olduğu ve bu çerçevede yapılan itirazın 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği ifade edilmiştir. Dava konusu imar planı yürürlüğe konulurken 3194 sayılı Kanun'un 8. maddesindeki usule uygun olarak ilan-askı ve itiraz süreci işletildiği, başvurucunun da bu sürece uyarak süresinde davasını açtığı değerlendirilmiştir.

  3. Başvurucu nihai kararları 20/10/2021 ve 30/10/2021 tarihlerinde öğrenmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. İlgili Mevzuat

  1. 2577 sayılı Kanun'un ''Dava açma süresi'' başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. "

  1. 2577 sayılı Kanun’un olay tarihinde yürürlükteki hâliyle "Üst makamlara başvurma" başlıklı 11. maddesi şöyledir:

"1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur.

  1. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır.

  2. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır."

  3. 2577 sayılı Kanun'un "İvedi yargılama usulü" başlıklı 20/A maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"1.İvedi yargılama usulü aşağıda sayılan işlemlerden doğan uyuşmazlıklar hakkında uygulanır:

...

c) Özelleştirme Yüksek Kurulu kararları.

  1. İvedi yargılama usulünde:

a) Dava açma süresi otuz gündür.

b) Bu Kanunun 11 inci maddesi hükümleri uygulanmaz. ... "

  1. 3194 sayılı Kanun’un "Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması" başlıklı 8. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Beledi-ye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Yeniden düzenleme dördüncü cümle: 12/7/2013-6495/73 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerle-rinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir.Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

B. Danıştay İçtihadı

  1. Danıştay Altıncı Dairesinin 23/2/2023 tarihli ve E.2022/8146, K.2023/1909 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Bilindiği üzere, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 7. maddesinde genel dava açma süresi düzenlenmiş, 11. maddesinde ise dava açmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem tesis edilmesinin üst makamdan üst makam yoksa işlemi tesis eden makamdan istenilmesine izin veren idari başvuru yolu öngörülmüş, söz konusu idari başvurunun ise dava açma süresini durduracağı ve kalan sürede dava açabileceği belirtilmiştir.

Ancak nitelikleri gereği bazı idari işlemlere karşı yasalarla özel dava açma süreleri getirilmiş ve söz konusu 11. madde kapsamında yapılacak başvurunun dava açma süresini etkilemeyeceği düzenlenmiştir.

2577 sayılı Yasanın 20/A maddesinde öngörülen ivedi yargılama usulü de bu kapsamda yer almaktadır. Anılan maddede ivedi yargılama usulüne tabi işlemlere karşı dava açma süresinin genel dava açma süresinden farklı olarak 30 (otuz) gün olduğu ve Yasanın 11. maddesinin uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır.

Dolayısıyla ivedi yargılama usulüne tabi işlemlerin ilgililere bildirilmesi sırasında, söz konusu işleme karşı 30 gün içinde dava açılması gerektiğinin ve dava açmadan önce 11. madde kapsamında yapılacak başvurunun işlemeye başlayan dava açma süresini etkilemeyeceğinin işlemde açıkça belirtilmesi yukarıda aktarıldığı üzere anayasal bir zorunluluktur.

Bu bağlamda, davacıların, kendilerine bir bildirim yapılmadığı sürece, ivedi yargılama usulüne tâbi olan bir işlemi öğrendiklerinde, kaç gün içinde dava açılacağını, anılan Yasanın 11. maddesi uyarınca idari merciye başvurulup başvurulamayacağını, başvuruya verilen yanıt ya da zımni ret işlemi üzerine kalan sürede dava açıp açılamayacağını bilmeleri mümkün değildir Başka bir ifadeyle, Anayasa’nın 40. maddesi hükmü uyarınca, ivedi yargılama usulüne tabi işlemin iptali istemiyle 30 gün olan özel dava açma süresi içinde dava açılabileceğinin ve anılan usulde 2577 sayılı Yasanın 11. maddesinin uygulanmayacağı hususunun idari işlemde açıklanması durumunda, idari işlemin tebliğ tarihinden itibaren, anılan özel dava açma süresi içerisinde dava açılması gerektiği kabul edilmelidir.

...

Uyuşmazlıkta, dava konusu 1/25000 ve 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliklerinin 1/9/2022 - 1/10/2022 tarihleri, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin ise 8/8/2022 - 8/9/2022 tarihleri arasında askıya çıkarıldığı, davacı tarafından askı süreleri içerisinde planlara itiraz edilmediği görüldüğünden, 1/25000 ve 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliklerine yönelik askı tarihinin son günü olan 1/10/2022 tarihini, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğine yönelik olarak ise askı süresinin son günü olan 8/9/2022 tarihini izleyen 30 günlük dava açma süresi içerisinde açılması gerekirken, yasal 30 günlük dava açma süresini geçirerek 2/11/2022 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle incelenme olanağı bulunmamaktadır."

  1. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 15/3/2022 tarihli ve E.2021/2, K.2022/1 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca idarî işlemde başvuru yolu ve süresini belirtmekle yükümlü bulunan idarelerin, bu yükümlülüğü yerine getirmemesinin tüm sonuçlarının ilgili kişilerin üzerine bırakılması nasıl adil bir çözüm değilse, Anayasa'nın 125. maddesi ve 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinin genel dava açma sürelerine dair âmir hükümlerine aykırı olacak şekilde yazılı bildirim tarihinden itibaren dava açma süresinin başlatılmaması da adil bir çözüm değildir. Kişilerin, kendilerine yazılı bir bildirim yapıldığı hâlde, idarî işlemin iptali istemiyle istedikleri zaman dava açabilecekleri şeklinde bir hakka sahip olmadıklarını bilmesi gerekir. Zira, dava açma süresi, kamu düzenine ilişkin bir konu olup, sürenin başlangıcının kişilerin takdirine bırakılması mümkün değildir.

Gerek Anayasa'da gerekse kanunlarda ilgililere, kendilerine yazılı olarak bildirilen idarî işlemlere karşı istedikleri zaman dava açabilecekleri gibi bir serbestlik tanınmamıştır. Dolayısıyla kendisine yazılı olarak bildirilen bir idarî işlemin iptali istemiyle dava açmayı düşünen bir kişinin, mutlaka bir dava açma süresinin olduğunu, kendisine istediği zaman dava açabileceği yönünde bir hakkın tanınmadığını öngörmesi, dava açmak istiyorsa bir an önce hazırlıklarını yapması ve süresi içinde davasını açması gerekir.

Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere, idari işlemlerin belirli bir süre sınırlaması olmaksızın, süreklilik arz edecek şekilde veya makul olmayacak ölçüde uzun bir süre dava konusu edilebilme olasılığının bulunmasının, kamu hizmetlerinin işleyişini aksatacağı ve idarede bulunması gereken istikrarı bozacağı kuşkusuzdur. Dolayısıyla hukuki güvenlik ve idari istikrarın sağlanabilmesi amacıyla dava açma sürelerinin, idarenin işlem ve eylemlerinin özelliklerine göre belli bir süre ile sınırlandırılabileceği, ayrıca süresiz/sınırsız dava açma tehdidinden ötürü, idareye güven doğrultusunda alınan izinlere ve ruhsatlara dayanılarak yüksek maliyetlere katlanılmak suretiyle gerçekleştirilen yatırımlar nedeniyle maddi ve manevi zararların ortaya çıkabileceği, bu zararların tazmin edilmesi için adli ve idari davalar açılarak bozulan hukuk düzeninin yeniden oluşturulması yoluna gidileceği, bunun da hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı, idari istikrar ve hukuki güvenlik ilkelerinin ihlal edileceği açıktır.

Bu itibarla, Anayasa'nın 40. maddesi hükmü uyarınca, özel dava açma süresine tâbi olmasına rağmen, bu hususun işlemde ya da yazılı bildirimde açıklanmaması hâlinde, dava konusu işlemin tebliğ tarihinden itibaren özel dava açma süresinin değil, genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği yorumunun, hukuki güvenlik ve idari istikrar ilkesi ile mahkemeye erişim hakkı arasındaki hassas dengeyi sağlayan bir özellik taşıdığı; ilgililere aşırı bir külfet yüklemediği, vergi mahkemelerinde 30 gün, Danıştayda ve idare mahkemelerinde 60 gün olan genel dava açma süresinin ilgilinin dava açmak için gerekli araştırma ve hazırlıklarını yapmasına, gerekiyorsa hukuki ve teknik yardım almasına yetecek düzeyde olduğu; açık, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olan genel dava açma sürelerinin mahkemeye erişimi zorlaştıran ya da engelleyen kısa süreler olarak nitelendirilemeyeceği, özel dava açma süresi yerine genel dava açma süresinin uygulanması sayesinde ilgilinin, işlemde başvuru yolu ve süresinin gösterilmemesinden dolayı uğradığı mağduriyetin, mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek seviyeye ulaşmadan önleneceği değerlendirilmiştir.

Açıklanan nedenlerle, idarî işlemlerde dava açma süresinin belirtilmediği hallerde özel ve genel dava açma süresinin işletilmesi veya işletilmemesi konusunda Danıştay dava daireleri ile kurullarının kararları arasında var olan içtihat aykırılığının, içtihatların birleştirilmesi yoluyla bağlayıcı bir çözüme kavuşturulması ve içtihadın, “özel dava açma süresine tâbi bir idarî işlemde, dava açma süresinin gösterilmemiş olması durumunda, vergi mahkemelerinde 30, Danıştay ve idare mahkemelerinde 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği; aynı şekilde genel dava açma süresine tâbi bir idarî işlemde dava açma süresi gösterilmemiş olsa da, 30 ve 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği” yönünde birleştirilmesi sonucuna ulaşılmıştır."

  1. Danıştay Altıncı Dairesinin 11/10/2022 tarihli ve E.2019/17552, K.2022/8515 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Uyuşmazlık bu çerçevede ele alındığında, Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ve 16/4/2019 tarih ve 2019/924 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/25000 ölçekli nazım, 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliklerinin, 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesi uyarınca ivedi yargılama usulüne tabi olması nedeniyle, bu işlemlere karşı dava açma süresinin 30 gün olduğu ve 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinin uygulanmayacağı hususunun imar planlarının ilan-askı tutanağı ve her türlü ilan araçları vasıtasıyla ilgililere açıkça bildirilmesi gerekmekte iken, uyuşmazlıkta söz konusu bildirimin yapılmadığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda bakılan davada, dava açma süresi değerlendirilirken ivedi yargılama usulünde öngörülen 30 günlük özel dava açma süresinin değil, 60 günlük genel dava açma süresinin gözetilmesi ve dava açma süresi içerisinde 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca yapılan itirazın dava açma süresini durduracağının kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla, dava konusu 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin 14/5/2019-17/6/2019 tarih aralığında, 1/25.000 ölçekli nazım ve 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliklerinin ise 22/5/2019-24/6/2019 tarih aralığında askıda ilan edildiği, davacı tarafından askı süreleri içinde 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında herhangi bir başvuru yapılmadığı görüldüğünden, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin askıdan indirildiği tarihi takip eden 60 günlük genel dava açma süresinin son günü olan 16/8/2019 tarihinin adli tatile denk gelmesi, yine 1/25.000 ölçekli nazım ve 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliklerinin askıdan indirildiği tarihi takip eden 60 günlük genel dava açma süresinin son günü olan 23/8/2019 tarihinin adli tatile denk gelmesi ve sürenin uzamış sayıldığı tarihin de hafta sonu tatiline denk gelmesi nedeniyle en son 9/9/2019 tarihine kadar açılması gereken davanın, 20/8/2019 tarihinde kayda giren dilekçe ile açıldığı anlaşıldığından, davalı idarenin süreaşımı itirazında isabet bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

Kaldı ki, 1/25.000 ölçekli nazım ve 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliklerinin askıdan indirildiği tarihi takip eden 30 günlük özel dava açma süresinin son günü olan 23/7/019 tarihinin de adli tatile denk geldiği göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu plan değişikliklerine karşı açılan davanın ivedi yargılama usulünde öngörülen özel dava açma süresine de uygun olduğu açıktır."

  1. Danıştay Altıncı Dairesinin 18/1/2024 tarihli ve E.2022/2829 sayılı yürütmenin durdurulmasına dair kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Bu durumda bakılan davada, dava açma süresi değerlendirilirken ivedi yargılama usulünde öngörülen 30 günlük özel dava açma süresinin değil, 60 günlük genel dava açma süresinin gözetilmesi ve dava açma süresi içerisinde 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca yapılan itirazın dava açma süresini durduracağının kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla, dava konusu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinin, 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planının 28/10/2021 - 26/11/2021 tarihleri arasında askıda ilan edildiği, davacı tarafından askı süreleri içinde 18/11/2021 tarihinde itiraz edildiği görüldüğünden, yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda dava konusu çevre düzeni planı değişikliği, 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planına karşı 12/1/2022 tarihinde kayda giren dilekçe ile açılan davanın süresinde olduğu anlaşıldığından, davalı idarenin süre aşımı itirazında isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır."

  1. Danıştay Altıncı Dairesinin 20/2/2024 tarihli ve E.2021/2838, K.2024/1074 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Bu durumda bakılan davada, dava açma süresi değerlendirilirken ivedi yargılama usulünde öngörülen 30 günlük özel dava açma süresinin değil, 60 günlük genel dava açma süresinin gözetilmesi ve dava açma süresi içerisinde 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca yapılan itirazın dava açma süresini durduracağının kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla, dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliğinin Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından 10/11/2020-9/12/2020 tarihleri, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin ise Odunpazarı Belediye Başkanlığı tarafından 11/11/2020-12/12/2020 tarihleri arasında askıya çıkarıldığı, davacı tarafından askı süreleri içerisinde 9/12/2020 tarihinde planlara itiraz edildiği görüldüğünden yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda, 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliğine yönelik askı tarihinin son günü olan 9/12/2020 tarihini, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğine yönelik olarak ise askı süresinin son günü olan 12/12/2020 tarihini izleyen işlem tarihi itibariyle 60 günlük süre içerisinde cevap verilmeyerek zımnen reddi üzerine, zımni ret tarihinden itibaren 60 günlük yasal dava açma süresi içerisinde, 10/3/2021 tarihinde açılan davanın süresinde olduğu anlaşıldığından, davalı idarelerin süre aşımı itirazında isabet bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır."

  1. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 31/10/2024 tarihli ve E.2024/1879, K.2024/2608 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Uyuşmazlıkta, dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliğinin Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından 10/11/2020-09/12/2020 tarihleri, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin ise Odunpazarı Belediye Başkanlığı tarafından 11/11/2020-11/12/2020 tarihleri arasında askı suretiyle ilan edildiği, davacı tarafından askı süreleri içerisinde 09/12/2020 tarihinde planlara itiraz edildiği, planlar askıda ilan edilirken ivedi yargılama usulüne tabi olduklarına veya özel dava açma süresi bulunduğuna yönelik askı tutanaklarında herhangi bir açıklamaya yer verilmediği anlaşılmaktadır.

Bu durumda bakılan davada, dava açma süresi değerlendirilirken, özel dava açma süresinin değil, altmış günlük genel dava açma süresinin gözetilmesinin yanı sıra, ivedi yargılama usulüne tabi olan uyuşmazlıkta 2577 sayılı Kanun'un 11. madde hükmünün uygulanamayacağının dikkate alınması gerekmektedir.

Bu itibarla; ivedi yargılama usulüne tabi olan ve 2577 sayılı Kanun'un 11. madde hükmünün uygulanamayacağı uyuşmazlıkta, dava konusu 1/1000 ölçekli uygulama imar planının son ilan tarihi olan 11/12/2020 tarihini izleyen günden itibaren altmış gün içinde ve en son 09/02/2021 tarihinde, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ve dayanağı 1/5000 ölçekli nazım imar planına karşı dava açılması gerekirken, 10/03/2021 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenme olanağı bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davanın reddi yolundaki Daire kararında sonucu itibarıyla isabetsizlik görülmemiştir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

  1. Anayasa Mahkemesinin 9/4/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

  1. Başvurucu, dava konusu işlemde, işleme karşı başvurabilecek süre bildirilmediğinden genel dava açma süresinin uygulanması gerektiğini belirtmiştir. 3194 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde imar planları için özel itiraz süresi getirildiğini ve bu süreye uygun olarak yapılan itiraz neticesinde açılan davanın süresinde olduğunu belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Yine başvurucu; Danıştay kararında genel dava açma süresinin uygulanması gerektiğini, 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinde belirtilen özel dava açma süresinin uygulanmayacağının belirtildiğini, buna rağmen 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinde yer alan 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinin uygulanmayacağına kararda yer verilmesinin çelişki oluşturduğunu, bu nedenle de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Öte yandan yukarıda belirtilen karşıoydaki hususlara yer vererek hak arama hürriyetinin de ihlal edildiğini iddia etmiştir.

  2. Bakanlık görüşünde; başvurucunun şikâyetinin dava açma sürelerine ilişkin olarak kendi yorumu ile yargı mercilerinin yorumunun farklılık içeriyor olmasından kaynaklandığı, başvurucunun askı süresinin bitmesinden itibaren altmış gün içinde dava açma hakkına sahip olduğu gözetildiğinde aşırı ve katlanılamaz bir külfetle karşı karşıya kalmadığı, ileriye yönelik imar planı değişikliği talebiyle idareye başvuruda bulunması ve talebin reddi hâlinde bunu dava konusu etmesinin de mümkün olduğu, başvurucunun bu yolla dava açma imkânına sahip olması başvurucuya yüklenen külfetin daha da hafiflemesine vesile olduğu bildirilmiştir.

  3. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formunda belirttiği hususları yinelemiştir.

B. Değerlendirme

  1. Anayasa’nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

  1. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyeti mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

  2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

  3. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

  4. Esas Yönünden a. Hakkın Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı

  5. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).

  6. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah [1. B.], B. No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33). Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

  7. Somut olayda davanın süreaşımı nedeniyle reddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalede bulunulduğu görülmüştür.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

  1. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

  1. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Buradan hareketle öncelikle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.

  2. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir (Tahsin Erdoğan [2. B.], B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).

  3. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).

  4. Kanunun varlığı kadar kanun metni ve uygulaması da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirlilik taşımalıdır. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz eder (Necmiye Çiftçi ve diğerleri [1. B.],, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55). Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların bulunmasını gerektirir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).

  5. Bir uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kurallarının ve özellikle müdahalenin kanuni dayanağını oluşturan kanun hükümlerinin yorumlanması mahkemelerin takdirindedir. Mahkemelerce mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağını oluşturduğu ifade edilen hükümlerle ilgili olarak geliştirilen yorumların isabetli olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Bununla birlikte mahkemelerin yorumlarının kanunun açık lafzıyla çeliştiği veya kanun metni dikkate alındığında bireyler tarafından öngörülmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşıldığı hâllerde mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı kanaatine varılması mümkündür (Ziya Özden [1. B.], B. No: 2016/67737, 19/11/2019, § 59).

  6. Başvurucu, imar plan değişiklikleri askıdayken 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca itiraz etmiştir. İtirazının zımnen reddedilmesi üzerine genel dava açma süresi içinde davalar açmıştır. Danıştay imar plan değişikliğinin ivedi yargılama usulüne tabi olması nedeniyle otuz günlük dava açma süresine tabi olduğunu belirtmiş ancak başvurucuya hangi süre içinde dava açması gerektiğine dair bildirim yapılmaması nedeniyle Anayasa'nın 40. maddesi uyarınca genel dava açma süresinin olaya uygulanması gerektiği kanaatine vararak davada altmış günlük dava açma süresinin uygulanması gerektiğini değerlendirmiştir. Bununla birlikte uyuşmazlığın ivedi yargılama usulüne tabi olması nedeniyle 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinin uygulama alanı olmadığını vurgulamıştır. Bu sebeple başvurucunun askı ilanlarının son gününden itibaren altmış gün içinde davalarını açmaması nedeniyle davaların süresinde olmadığına hükmetmiştir.

  7. 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasıyla ilgililere, bir idari işleme karşı idari dava açmadan önce ve dava açma süresi içinde işlemin düzeltilmesi amacıyla idareye başvurma imkânı getirilmiştir. İlgililerin idari dava açmadan önce idareye başvurmaları hâlinde -bu başvurunun dava açma süresi içinde olması kaydıyla- dava açma süresi durmaktadır. İdareye başvuru ile birlikte duran dava açma süresi, idarenin cevap vermesinden veya cevap vermemişse zımni ret süresinin dolmasından itibaren kaldığı yerden işlemeye devam eder. Bu durumda idari davanın kalan süre içinde açılması gerekir.

  8. 3194 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde planların onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edileceği düzenleme altına alınmıştır. Bir aylık ilan süresi içinde ilgililer tarafından planlara itiraz edilebilecektir. Belirtilen tarihlerde yapılan itirazlar belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilecek ve belediye meclisi tarafından on beş günlük süre içinde bu itirazlar sonuçlandırılacaktır.

  9. 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesine göre Özelleştirme Yüksek Kurulu kararları dava konusu edildiği takdirde ivedi yargılama usulüne tabi olacaktır. Bu yargılama usulünde dava konusu edilen karar için dava açma süresi otuz gün olarak takdir edilmiştir yani ilgililerin kararı idare mahkemesine taşımak için -olay tarihinde geçerli- genel dava açma süresi olan altmış gün değil otuz gün süresi vardır. Öte yandan 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi ile getirilen imkân bu yargılama usulünde geçerli olmayacaktır. Başka bir ifade ile ilgililer dava açılmadan önce ve dava açma süresi içinde Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından verilen kararın düzeltilmesi amacıyla Özelleştirme Yüksek Kuruluna başvuramayacaktır. Böyle bir başvuruda bulunsalar dahi söz konusu başvuru dava açma süresini durdurmayacak, otuz günlük dava açma süresi işlemeye devam edecektir.

  10. 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinde gösterilen genel dava açma sürelerinden başka özel düzenlemeler ile idari dava açma süreleri de belirlenmekte olup idari yargı düzeninde oldukça fazla ve dağınık olan bu süreler nedeniyle mevzuatın yorumunda karışıklık yaşanabilmektedir. Mevzuatta yaşanan bu dağınıklıktan dolayı uyuşmazlığın özel dava açma süresine tabi olup olmadığı hususu ancak somut olayın özelliğine göre mevzuatı yorumlayan yargı mercilerinin kararlarıyla ortaya çıkacaktır (Feyza Münevver Güngör [1. B.], B. No: 2021/57081, 26/2/2025, § 52). Bu bakımdan bireysel başvuruya konu yargılamada dava konusu edilen, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan imar planı değişikliklerinin ivedi yargılama usulüne tabi olduğu gözönüne alındığında dava açma süresinin nasıl değerlendirilmesi gerektiğinin anlaşılabilmesi için içtihat mahkemesi olan Danıştayın görüşü önemlidir.

  11. Danıştay Altıncı Dairesi, imar planlarına karşı 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında yapılacak başvurular için 3194 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ile özel bir itiraz süresi getirildiğini belirtmiştir. İmar planlarına karşı bir aylık askı süresi içinde 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında başvuruda bulunulması ve bu başvuruya idari dava açma süresinin başlangıç tarihi olan son ilan tarihinden itibaren altmış gün içinde cevap verilmeyerek isteğin reddedilmiş sayılması hâlinde bu tarihi takip eden altmış günlük dava açma süresi içinde açılabileceğini ifade etmiştir. Bunun yanı sıra son ilan tarihini izleyen altmış gün içinde cevap verilmek suretiyle isteğin reddedilmesi halinde ise bu cevap tarihinden itibaren altmış günlük dava açma süresi içinde idari dava açılabileceğini de değerlendirmiştir. Buna göre imar planlarına askı süresi içinde bir itirazda bulunulmamış ise davanın 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesi uyarınca imar planının son ilan tarihini izleyen günden itibaren altmış gün içinde açılması gerektiği sonucuna varmıştır (bkz. § 18).

  12. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu özel dava açma süresine tabi bir idari işlemde dava açma süresinin gösterilmemesi durumunda genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği görüşündedir. Aynı şekilde genel dava açma süresine tabi bir idari işlemde dava açma süresi gösterilmemiş olsa da genel dava açma süresinin uygulanması gerektiğini değerlendirmiştir (bkz. § 19).

  13. Danıştay Altıncı Dairesi, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan imar planı değişikliklerine karşı açılacak davalarda dava açma süresinin otuz gün olduğu ve 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinin uygulanmayacağı hususunun imar planlarının İlan Askı Tutanağı ve her türlü ilan aracı vasıtasıyla ilgililere açıkça bildirilmesi gerektiği görüşündedir. Bu bildirim yapılmadığı takdirde dava açma süresi değerlendirilirken ivedi yargılama usulünde öngörülen otuz günlük özel dava açma süresinin değil altmış günlük genel dava açma süresinin gözetilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Genel dava açma süresinin geçerli olması nedeniyle de dava açma süresi içinde 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca yapılan itirazın dava açma süresini durduracağının kabulü gerektiğini birçok kararında vurgulamıştır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun da Danıştay Altıncı Dairesi ile aynı görüşte olduğunu belirtmekte yarar vardır (bkz. §§ 18-23).

  14. Buradan hareketle Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan imar planı değişikliklerinin İlan Askı Tutanağı ve her türlü ilan aracı vasıtasıyla ilgililere bildirilirken dava açma süresinin otuz gün olduğu ve 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinin uygulanmayacağı hususunun bildirimde yer alması gerektiğinin yerleşik bir içtihat hâline geldiğini söylemek mümkündür. Bu sayede ilgililer özel bir dava açma süresine tabi olduklarını öğrendikleri gibi dava açma süresini durdurma niteliğini haiz idareye başvuru imkânının geçerli olmadığından da haberdar olacaktır. İlan Askı Tutanağı'nda belirtilen bildirimin yapılmaması durumunda hem genel dava açma süresi geçerli hâle gelecek hem de buna bağlı olarak 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi de uygulama alanı bulacaktır. Özel dava açma süresi bildirilmesine karşın 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinin geçerli olmadığının bildirilmemesi hâlinde otuz günlük süre içinde ilgililerin idareye yaptığı başvurunun dava açma süresini durduracağını söylemek yanlış olmayacaktır. Zira yerleşmiş içtihada göre hem dava açma süresinin hem de bu süre içinde 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinin geçerli olmadığının birlikte bildirimi şartı aranmaktadır. Dava açma süresi bildirilip bu sürede geçerli olmayacak genel bir imkânın bildirilmemesi içtihatla çelişeceği gibi ilgililerin hak arama özgürlüklerine de büyük zarar verecektir.

  15. Başvuruya konu olayda Danıştay, dava açma süresi ve yargılama usulü bakımından ayrı ayrı değerlendirme yapmıştır. Başvurucuya bildirim yapılmaması nedeniyle özel dava açma süresinin uygulanamayacağını kabul etmesine karşın dava konusunun ivedi yargılama usulüne tabi olması nedeniyle 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinde belirtilen hususun geçerli olmadığını ifade etmiştir. Ancak başvurucuya bu hususun da bildirilmesi önemlidir. Zira yukarıda yer verilen Danıştay içtihadında da belirtildiği üzere (bkz. §§ 18-23) 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesi uyarınca ivedi yargılama usulüne tabi imar plan değişikliklerine karşı dava açma süresinin otuz gün olduğu ve 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinin uygulanmayacağı hususunun imar planlarının İlan Askı Tutanağı ve her türlü ilan aracı vasıtasıyla başvurucuya açıkça bildirilmesi gerekir. Bu sayede başvurucunun işleme karşı açacağı davanın koşul ve usullerini tam olarak bilmesi sağlanacaktır. Başka bir deyişle başvurucu, şartlarını tam olarak bildiği uyuşmazlığı mahkemeye taşıyarak mahkemeye erişmiş olacaktır.

  16. Sonuç olarak başvurucuya özel dava açma süresinin geçerli olduğu bildirilmediği gibi 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinin uygulanmayacağı hususu da bildirilmemiştir. Buna rağmen Danıştay yargılamanın ivedi usule tabi olması nedeniyle 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinin uygulanmayacağı kanaatine varmıştır. Başvuruya konu davada 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesine ilişkin yapılan yorumun kanunun açık lafzı ve buna uygun içtihada göre öngörülebilir olmadığı değerlendirilmiştir.

  17. Bu durumda imar plan değişikliğine yapılan itirazın zımnen reddine yönelik açılan davanın açık kanun hükmünün öngörülemez biçimde yorumlanarak süre aşımı yönünden reddedilmesi suretiyle mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanunilik unsurunu taşımadığı sonucuna varılmıştır.

  18. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

VI. GİDERİM

  1. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama talebinde bulunmuştur.

  2. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

  3. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Danıştay Altıncı Dairesine (E.2020/1658, K.2020/9141; E.2020/11042, K.2021/3088) GÖNDERİLMESİNE, D. 975,20 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE, E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA, F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan :

İrfan FİDAN Üyeler :

Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Muhterem İNCE Yılmaz AKÇİL Raportör :

Eren Can BENAKAY Başvurucu :

Mehmet Fatih KÜÇÜK

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
perpeek

Veriye Tarayıcıdan DeğilAsistanınızdan Ulaşın

perpeek bir MCP pazaryeri. Tek uç nokta ve tek token ile onlarca satıcının verisine Claude, ChatGPT ya da Cursor içinden erişirsiniz — hukuktan finansa. Soorgla da bu pazarda.

Tek Pazar, Çok Kaynak

Onlarca satıcının MCP’si aynı yerde.

Tek Token

Her kaynak için ayrı hesap ve anahtar yok.

perpeek AI

Kaynakları birlikte kullanan kendi asistanı.

Mobil ve Masaüstü

Uygulamalarıyla her yerden erişim.