CASE OF ÖNER v. TÜRKİYE - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÖNER/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 8875/22)
KARAR
2. madde (esas) • Yaşam • Bir gösteri sırasında ağır yaralanan başvuranların oğlunun ölümünün, ilgiliyi yerde ağır bir şekilde yatarken bulan polis memurlarının kasten etkisiz kalmasından kaynaklandığına dair desteklenmemiş sonuç • Polisin etkisiz kalarak kasten yaşam hakkının ihlaline yol açmaya çalıştığı iddiasının makul şüphenin ötesinde desteklenmemesi
2. madde (usul) • Etkili soruşturma • Soruşturma organlarının olayları açıklığa kavuşturma ve başvuranların oğlunun ölümünden sorumlu olabilecek kişileri cezalandırma konusundaki istekliliği • Cezai soruşturmaların genel yeterlilik ve ivedilik niteliği
Yazı İşleri Müdürlüğü tarafından düzenlenmiştir. Mahkemeyi bağlamamaktadır.
STRAZBURG
25 Şubat 2025
İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Öner /Türkiye davasında,
Başkan
Arnfinn Bårdsen,
Hâkimler
Saadet Yüksel,
Jovan Ilievski,
Anja Seibert-Fohr,
Davor Derenčinović,
Stéphane Pisani,
Juha Lavapuro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”) Daire olarak toplanarak,
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan ve Türk vatandaşları olan Mehmet Şirin Öner ve Besra Öner’in (“başvuranlar”) 26 Ocak 2022 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuruyu (no. 8875/22),
Başvuranların oğlunun yaşam hakkına ilişkin şikâyetlerinin, Türk Hükümeti’ne (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğuna ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
Kapalı oturumda 28 Ocak 2025 tarihinde, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından,
Söz konusu tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
- Mevcut başvuru, Diyarbakır’daki bir gösteri sırasında zırhlı bir araç tarafından ezilen başvuranların oğlu Şahin Öner’in ölümüyle ilgilidir. Dava, Sözleşme’nin yaşam hakkını koruyan 2. maddesi kapsamındaki konuları ileri sürmektedir.
OLAY VE OLGULAR
-
Başvuranlar sırasıyla 1975 ve 1974 doğumludurlar ve Diyarbakır’da ikâmet etmektedirler. İlgililer, Mahkeme önünde Diyarbakır Barosuna bağlı avukatlar A. Zeytun ve E. Yılmaz tarafından temsil edilmişlerdir.
-
Hükümet, söz konusu dönemdeki görevlisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
-
Davanın kendine özgü koşulları aşağıdaki gibi özetlenebilmektedir:
-
BAŞVURANLARIN OĞLUNUN ÖLÜMÜ
-
2013 yılının Şubat ayının başında, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, yasa dışı silahlı bir örgüt olan PKK’nın (yasa dışı silahlı örgüt, Kürt İşçi Partisi) lideri Abdullah Öcalan’ın tutuklanmasının yıl dönümünde Diyarbakır’da yasa dışı gösteriler yapılacağı istihbaratını almıştır.
-
Dosyadaki unsurlara göre, göstericiler ile güvenlik güçleri arasında önce 7 Şubat 2013 ve ardından da 10 Şubat 2013 tarihinde çok sayıda çatışma yaşanmıştır. Çatışmalar sırasında güvenlik güçleri çok sayıda göstericiyi tutuklamış, birçok Molotof kokteyli ve el yapımı patlayıcı madde ele geçirmiştir.
-
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Haber Merkezi, 10 Şubat 2013 tarihinde, saat 19.30 sularında, görevli birimlere telsiz anonsu yaparak, yüzlerini gizleyen, ellerinde Molotof kokteyli ve el yapımı patlayıcı madde bulunan yaklaşık 20 kişilik bir gösterici grubunun Şehitlik Caddesinde lastik yakarak yolu trafiğe kapattığını bildirmiştir.
-
Zırhlı araçlarda bulunan ve 45 kod numarasıyla tanımlanan (Şortland-45, bundan sonra “75 kod nolu araç” olarak anılacaktır) iki ekip, göstericileri dağıtmak için belirlenen bölgelere gitmiştir. Bu müdahale sırasında zırhlı araçlardan biri başvuranların oğluna şiddetli bir şekilde çarparak yere düşürmüş ve ciddi şekilde yaralanmasına neden olmuştur.
-
İlgili, yaralarına hastanede yenik düşmüştür.
-
CEZA SORUŞTURMASI
-
Terör soruşturmalarından sorumlu Cumhuriyet savcısı, trajik olayın aydınlatılması için res’en bir soruşturma başlatmıştır.
-
Yine 10 Şubat 2013 tarihinde polis, meydana gelen olayları anlatan bir tutanak hazırlamıştır. Tutanakta, güvenlik güçleri toplanma alanına vardığında göstericilerin güvenlik güçlerine taş, Molotof kokteyli, havai fişek ve el yapımı patlayıcı maddeler kullandığı ve yasa dışı sloganlar attığı belirtilmiştir. Tutanakta, göstericilerin güvenlik güçlerinin dağılmaları yönünde defalarca yaptığı uyarılara rağmen şiddet eylemlerine devam ettikleri belirtilmektedir. Tutanakta ardından, göstericileri dağıtmak için 75 kod nolu araç önde ve 45 kod nolu araç arkada olmak üzere, zırhlı araçların 26. Sokağa doğru kaçan grubun üzerine doğru sürdüğü ve bu sırada 75 kod nolu araca Molotof kokteyli ve el yapımı patlayıcı maddeleri atmaya devam ettiği belirtilmektedir.
-
Tutanağa göre, 75 kod nolu aracı takip eden 45 kod nolu araçtaki güvenlik güçleri, yerde yatan ve daha sonra başvuranların oğlu Şahin Öner olduğu tespit edilen bir kişiyi fark etmişlerdir. Güvenlik güçlerinin bir süre ilgiliyi izlediği ve daha sonra ilgiliye yaklaşmaya çalıştığı, ancak 26. Sokağa giren 75 kod nolu araca atılan el yapımı patlayıcı maddeler nedeniyle aracın alev alması sonucu bu durumun sonuçsuz kaldığı belirtilmiştir. 45 kod nolu araçta bulunan güvenlik güçleri, derhal haber merkezlerinden acil sağlık hizmetlerinden yardım istemişlerdir. Göstericilerin saldırılarının ardından durum sakinleşince 45 kod nolu araçtaki polis memurları yerde yatan şahsa yaklaşmak ve sağlık durumunu kontrol etmek için araçlarından inmişlerdir. Tam o anda, Merkez polis memurlarına, göstericilerin devam eden saldırıları nedeniyle sağlık ekiplerinin bölgeye ulaşamayacağını bildirmiştir. Haber Merkezi ardından, polis memurlarından şahsın sağlık hizmetleri tarafından tedavi edilebilmesi için Şehitlik Polis Karakoluna götürmelerini istemiştir. Polis memurları, ilgiliyi karakola götürmüş, burada sağlık ekipleri ilgiliye ilk yardımı uygulamış ve ardından ilgili hastaneye sevk edilmiştir.
-
Tutanakta, sağlık ekiplerinin patlayıcı maddeleri ateşlemek için kullanılan 200 ile 250 arasında yeşil fitil ve inşaat işlerinde kullanılan bir çift eldiven bulduğu belirtilmektedir. Tutanakta, bu nesnelerin daha sonra gerekli incelemelerin yapılması için Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne bağlı Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürlüğü ekiplerine teslim edildiği eklenmektedir. Tutanağa göre, güvenlik güçleri trajik olayın meydana geldiği yerde üç av tüfeği kartuşu, iki cep telefonu, bir ön ödemeli kart, kullanılmış havai fişek patlayıcıları, kırık Molotof kokteyli şişeleri, yanmış fitiller ve bez parçaları ele geçirmişlerdir.
-
Günün ilerleyen saatlerinde Terörle Mücadele Müdürlüğü memurları, müdahalede bulunan polis memurlarının ifadesini almıştır. Polis memurları ifadelerinde, trajik olayın tutanakta anlatıldığı şekliyle olayları aktarmışlardır.
-
Aynı gün Cumhuriyet savcısı, kendi gözetiminde ceset üzerinde klasik bir otopsi yaptırmıştır.
-
Otopsi raporunda, kesin ölüm nedeninin ancak müteveffanın bedeninden alınan kan, idrar ve organ örneklerinin analizinden sonra belirlenebileceği sonucuna varılmıştır. Bu örnekler ölüm nedeninin belirlenmesi için adli tıp kurumuna gönderilmiştir.
-
Cumhuriyet savcısı, 11 Şubat 2013 tarihinde, başvuranların oğlunun ölümünü çevreleyen koşulları belirlemek amacıyla, gösteriye müdahalede yer alan polis memurları eşliğinde söz konusu olayın meydana geldiği yere gitmiştir. Bu olay üzerine hazırlanan yer gösterme tutanağı, 45 kod nolu araçta bulunan polis memurlarından birinin ifadesine dayanmaktadır. Söz konusu belgenin ilgili kısımlarında trajik olay aşağıdaki gibi anlatılmaktadır:
“(...) Olay yeri 294110 Sicil Numaralı Polis Memuru eşliğinde incelenmiştir. Söz konusu polis memuru, olayın gerçekleştiği gece, grubun olay mahallinde toplandığını ve yolu kapattığını belirtmiştir. Daha sonra [polis memurları] zırhlı araçlarla olay mahalline gelmişlerdir. Polis memurları gruba dağılmaları yönünde ihtarda bulunmuş ancak grup polis araçlarına yoğun şekilde Molotoflu saldırıda bulunmuştur. Polis memurları gruba müdahale etmiş ve grup yoğun olarak 26. Sokağa doğru kaçmıştır. Kendi araçlarından önce 75 kod nolu zırhlı araç grubun arkasından 26. Sokağa girmiştir.
Bunun üzerine 45 kod nolu kendi araçları da 26. Sokağa girmiştir. Polis memurları Sokağın dumanla kaplı olduğunu, sokakta 10-15 metre kadar ilerleyince yaklaşık 10-15 metre mesafede, yolun sağ tarafında, başı yolun yukarısına doğru bir şahsın yüz aşağı yerde yattığını görmüşlerdir. Bu sırada 75 kod nolu zırhlı araç, kendilerinden 30 metre ileride aşağıdadır. Polis memurları araçtan indiklerini, yerde yatan şahsın yanına gittiklerini, doğrultmaya çalıştıklarını, bu sırada konuşmadığını ancak ses çıkardığını belirtmişlerdir (...). Polis memurları bu kişiyi hemen kendi zırhlı araçlarına bindirip Şehitlik Polis Merkezine götürdüklerini, yaralı şahsın burada ambulansa alınıp hastaneye götürüldüğünü belirtmişlerdir. Beyanların yapıldığı ve olay yeri 294110 Sicil Numaralı Polis Memurunun gösterimiyle gezildiği, anlatımların kameraya alındığı, (...) Cumhuriyet savcısının eşliğinde bedenin dış muayenesinin yapıldığı tespit edilmiştir.”
-
Bilirkişiler, 12 Şubat 2013 tarihinde, Cumhuriyet savcısının huzurunda 45 ve 75 kod nolu araçları incelemiştir. İnceleme sırasında, 75 kod nolu aracın sol ön farının bağlantı kablosuna dolanmış bir tutam saç bulunmuştur. Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, araçların incelenmesi sırasında yapılan video kayıtları ve çekilen fotoğraflar savcılığa gönderilmiştir.
-
Cumhuriyet savcısı, 14 Şubat 2013 tarihinde, iki sivil (L.Ç. ve Y.D.) ve üç polis memurunu tanık olarak dinlemiştir. Bu ifadelerin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“ L.Ç., [trajik olayı] dairesinin penceresinden gördüğünü belirtmiştir: “(...) zırhlı bir araç büyük bir hızla 26. Sokağa girdi. (...) Çocuk, yönünü panzere doğru dönüp iki elini havaya kaldırdı, bu sırada [panzerle] çocuk arasında beş metre kadar mesafe vardı. Panzer hiç yavaşlamadı [ve] bitçi (...) Şahin Öner son sürat ve hız kesmeden genci şasinin yaklaşık on beş metre altına aldı (...) Şahin ÖNER’e çarpan zırhlı araç çarpma esnasında veya altında sürüklerken hiçbir şekilde yavaşlamadı, durmadı, aşağıya doğru önden kaçan kişilerin arkasından aynı hızıyla devam etti. (...) [Bu sırada] 26. Sokağa ikinci bir zırhlı araç girdi, yerde yatan [Şahin ÖNER’e] 2-3 metre mesafede durdu. Hemen içinden üç tane polis indi, [bir tanesi] yerde yatan yaralı [şahsın] yanına yaklaştı (...) Polislerden biri: "a..... koyduğumun çocuğu daha ölmedin mi” diye söyledi. (...) [Polisler], 5 dakika kadar yaralı [şahsın} yanında beklediler. İlk polis (...) yaralı şahsın yanına yaklaşırken "amirim elinde bomba patlamış" şeklinde (...) telefonla veya telsizle görüşme yaptı. 5 dakika kadar bekleyince karşı apartmanlardan erkek bir şahıs ulan bakacağınıza ambulans çağırın, hastaneye götürün, öldü" şeklinde sözler söyledi. Poliste ona karşılık: "Ya....m konuşacağına gel de sen götür" şeklinde karşılık verdi: Bu sırada yaralı şahsa çarpan diğer zırhlı araca 26. Sokağın aşağı tarafından Molotof attılar aracın üzerinde bir süre alev yandı (...) bu sırada bol miktarda silah sesi geldi. [Sonra] da yaralı [şahsı] ikinci gelen zırhlı aracın içine yürüterek bindirdiler. Bunun üzerine araç olay yerinden ayrıldı (...)”
26. Sokakta manav sahibi Y.D: “(...) Polisler göstericilere müdahale edince benim gördüğüm kadarıyla 7-8 kişilik grup sokaktan aşağıya doğru kaçmaya başladılar. Bir kısmının yüzleri puşi ile kapalı idi. Bu kişiler [26. Sokağın] Şehitlik Caddesine yakın kısmında güvenlik güçlerine doğru havai fişek attılar (...). Sonra havai fişekleri bitti, sonra aşağıya doğru kaçtılar. Ondan sonra bu kişilerden herhangi bir şekilde patlayıcı madde veya Molotof atan olmadı. Bu kişiler benim dükkânın önünden geçtikten hemen sonra (...) 26. Sokağa Şehitlik Caddesinin Tedaş tarafından çok hızlı bir şekilde akrep diye bildiğimiz bir araç girdi, sokakta hızlı bir şekilde 10-15 metre kadar ancak ilerlemişti ki bir çocuk sokaktan aşağıya doğru kaçıyordu, arkasından araç hızlı bir şekilde geliyordu. Kendisine 4-5 metre kadar yaklaşınca kaçan [çocuk] arkasına döndü ellerini havaya kaldırdı geri geri 4-5 metre kadar gitti. (...) Gelen akrep bu gence ön tarafından yani göğsünden çarptı. Bu genç yere düştü, akrep’in altında kaldı, yaklaşık 10 - 15 metre kadar akrep’in altında sürüklendi. (...) Başka bir polis zırhlı aracı sokağa girdi. (...) İkinci gelen araç yerde yatan kişiye çarpmadan başında durdu, hemen içerisinden iki polis indi ellerinde silahta vardı. Yerde yatan [kişinin] başında biraz beklediler. Bu sırada apartmanlarda bulunan kişiler ambulans çağırmaları için bağırıyorlardı, polislerde onlara karşı hakaret içerir bir şekilde karşılık verdiler. Daha sonra polisler yerde yatan şahsı zırhlı polis aracına bindirip götürdüler. Bu olaylar sırasında, 7 - 8 el ateş edildi. (...)
(...) Benim gördüğümde yaralı şahsın elinde herhangi bir patlayıcı madde yoktu. Kendisine çarpan araca da herhangi bir şey atmaya çalışmıyordu. Her iki elini de havaya doğru kaldırmıştı (...) ayrıca yüzü de açıktı (...). Herhangi bir bez ile kapalı değildi. (...)”
256180 Sicil Numaralı Polis Memuru: Şortland 75 kod nolu zırhlı araçta görevli idim. (...) Biz tepe lambalarımızı açtık, siren çaldık, rnegafonla eylemcilere ihtarda bulunduk ve dağılmalarını istedik. Eylemci grup bize yoğun bir şekilde Motoloflu, havai fişekli ve basınçlı parça tesirli el yapımı bombalarla saldırılıyordu. Grup ihtarlarımıza rağmen, dağılmayınca bizde araçlarla üzerlerine doğru hareket ettik. 26. Sokağın başına geldik bekledik sokak içerisi dumanla kaplıydı, göz gözü görmüyordu ancak eylemci grup halen bizim araca doğru Molotoflu, el yapımı patlayıcı madde ve havai fişekle saldırıyorlardı (...) aracın sağ tarafında ön tarafta Molotof isabeti almış, yanıyordu. Araç en fazla 15-20 km hızla aşağıya doğru ilerlerdi (...) Ancak (...) sokak hem karanlıktı, sokak lambaları yanmıyordu, hem de yoğun sis ve dumanla kaplıydı. Görüş mesafesi yok denecek kadar azdı. 26. Sokağın aşağısına kadar gidince araç şefi sağ tarafa dönmesini istedi. Sağa girdiğimizde çıkmaz sokak olduğunu gördük (...) Bu sırada aracımıza yönelik yine yoğun Molotoflu el yapımı patlayıcı maddeyle saldırılar devam ediyordu. (...) Bizde daha fazla saldırılara hedef olmamak için çıkmaz üzerinde ileri geri manevra yaptık. (...) [Bizim çıktığımızda] Şortland 45 duruyordu. İki polis arkadaşımız araçtan inmişler, yerde yaralı bir şahıs oturuyordu, onun koluna girerek Şortland 45’e bindirdiler. (...) Şortland 45 yaralı [şahsı] polis merkezine götürdü, (...) Daha sonra polis merkezine döndüğümüzde yaralı şahsı ambulansla götürmüşlerdi (...).”
212855 Sicil Numaralı Polis Memuru: “(...) 75 kod nolu zırhlı araçta ekip şefi ve telsizci olarak görevlendirildim (...). (...) Eylemci grubun çoğunluğu 26. Sokağa girdiler, halen bize yönelik saldırılar aynı şekilde devam ediyordu. Biz 26. Sokağın başına geldik. Şahıslar bizim aracımıza doğru 15-20 metre mesafeden yine aynı şekilde saldırmaya devam ediyorlardı. Bunun üzerine ben sokağa girmesini söyledim. Sokağa girdik, ancak sokaktan havai fişek Molotof kokteyli ve patlayıcı maddelerden dolayı yoğun sisle dumanla kaplıydı. (...) Aracın hızı tahminen 20 km hızla ilerledik. Bu sırada eylemci grubun attığı Molotof kokteylilerden birisi aracın ön kaputu üzerine düştü ve ön kaput üzerinde araç alev aldı (...) Aynı zamanda yine ön kaput üzerine el yapımı patlayıcı maddelerde atılıyordu (...) Aracın ön tarafı yanmaya başlayınca ben şoföre aracı bu sokaktan çıkarmasını söyledim. 2-3 metre kadar bizim araca 1-1,5 metre mesafede dizleri kendine doğru çekilmiş vaziyette yerde yatan bir şahıs gördüm. (...) Olay yerine ambulans istedik. (...) Projektörler yandığı için sokakta bol miktarda duman ve sis olduğu için görüş açısı son derece kısıtlıydı. (...) Ben önümüzde herhangi bir kişinin olduğunu kesinlikle görmedim. Ayrıca herhangi bir kimseye bizim aracın çarptığım da kesinlikle görmedim. (...) 45 kod nolu araç (...) yaralı şahsı aldı ve karakola götürdü. Biz de karakola döndük. (...)”
275376 Sicil Numaralı Polis Memuru: “Ben telsizciyim (...) yüzleri kapalı bir grup göstericinin (...) caddesini tamamen trafiğe kapattığı bilgisini aldık. 45 ve 75 kod nolu ekipler [araçlar] olayın olduğu yere gidilmesi emrini aldılar. (...) Bir süre sonra ekiplerin olay yerine ulaştığı ve toplanan grubun ekiplere Molotof kokteyli, havai fişek ve el yapımı patlayıcılarla saldırdığı bildirildi. Bunun üzerine toplanan gruba müdahale edilmesi emri verildi. (...) 75 ve 45 kod nolu ekipler [araçlar] gruba karşı müdahale ettiler. O noktada (...) 75 kod nolu [aracın ekipleri] telsizle 26. Sokağa girdiklerini ve bir şahsın bir şeyin altında kaldığını bildirdi. Kişinin neyin altında kaldığını anlamadım, bu yüzden anonsun telsizde tekrarlanmasını istedim, ama (...) başka bir anons gelmedi. Ancak, 45 kod nolu [araç] önlerinde yatan bir şahsın olduğunu bildirdi. Yerde yatan şahsın durumunu ve neler olduğunu sordum (...). (...) 45 kod nolu [araç ekibi], [Molotof kokteyli atılması] nedeniyle meydana gelmiş olabileceği belirtti ve olay yerine bir ambulans gönderilmesini istedi. Daha sonra ambulansı 26. Sokağa doğru yeniden yönlendirdim. Kısa bir süre sonra telsizden olay yerinde saldırıların yoğun bir şekilde devam ettiği bildirildi. Ben de [45 kod nolu aracın ekibinden] yaralıyı araca alıp alamayacaklarını sordum. Yapabileceklerini teyit ettikten sonra, ekibe kişiyi almalarını, bölgeyi terk etmelerini ve polis karakoluna gitmelerini emrettim. Daha sonra (...) ambulansın Şehitlik Polis Karakoluna da yönlendirildiği bildirildi. (...) Şahsın yüzünde ve kulağında Molotof kokteylinden kaynaklanan yanıklar olduğu ve devlet hastanesine götürüldüğü [bana] bildirildi. (...)”
- Terörle Mücadele Müdürlüğü görevlileri, 16 Şubat 2013 tarihinde, güvenlik güçlerinin telsiz görüşmelerini analiz etmiş ve ardından bir analiz raporu hazırlayarak savcılığa göndermişlerdir. Söz konusu görüşmelerin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
19.44.30 saniyesinde başlayan 217258-2013-02-10-194413 nolu telsiz görüşmeleri
(...)
Haber Merkezi: Şehitlik Caddesinde bulunan ekipler zırhlı araçlarından inmeden olayı izlemelidir (...) insanların (...) Molotof kokteyli atabileceğine dair güvenilir bilgiler var (...) ekipler [mutlak surette] dikkatli olmalı ve araçlardan inmeden [etkinliği] [müşterek] takip etmelidir (...) [Ekipler] görevlerini çevreye karşı özen ve hassasiyetle yürütmeli, herhangi bir sorun yaşanmamasını [sağlamalıdırlar] (...)
(...)
75 kod numaralı araç: 26. Sokak üzerindeyiz göstericilerden biri.... altında kaldı Molotof yedik bilginiz olsun tamam.
Haber Merkezi: Şortland 75 anonsunuz anlaşılmadı tekrar et (...)
Bir istasyon müdahale etmekte: Merkez şahıs şu an önümüzde hareketsiz yatıyor Şortland 75 ara sokağa girdi.
(...)
Bir istasyon müdahale etmekte: Merkez, şahıs şu an önümüzde hareketsiz yatıyor Şortland 75 ara sokağa girdi.
Haber Merkezi: Tamam, anlaşıldı bu Şortland 75’in ön kısmında yatıyor bu şahıs doğru mu?
İletişim kodunu belirtmeyen bir istasyon: Olumsuz (...) Bizim önümüzde yatıyor şu an şahıs Şortland 75 ara sokağa girdi (...)
(...)
Şortland 45: Acilen buraya 112’yi yönlendirebilirseniz şahıs şu an yerde yatıyor hareketsiz bir şekilde.
Haber Merkezi: Konu 94 konusu mu başka bir konu mu? (yaralı trafik kazası veya başka bir durum)
Şortland 45: (...) Efendim 60’lardan etkilenmiş olabilir (...) (Molotof kokteyli)
Haber Merkezi: Konu 94 değil doğru mu (...) (yaralanmayla birlikte trafik kazası)?
Şortland 45: Doğrudur efendim (...) 60’lardan etkilenmiş bir şahıs şu an yerde yatıyor.
Haber Merkezi: Tamam, şahsı muhafaza altında tutun 112’yi gönderiyorum bölgeye.
Şortland 45: Anlaşıldı efendim (...) arada üzerimizde 60 62 konuları isabet ediyor (Molotof kokteyli ve bombalar)
Haber Merkezi: Anlaşıldı efendim (...) 112 sevk ediyorum bölgeye
(...)
Şortland 45: 26. Sokak içerisinde, çıkmaz bir sokak içerisinde kaldık ayrıca zaman zaman Molotof ve ses bombası yiyoruz tamam
(...)
19.50.53 saniyesinde başlayan 217264-2013-02-10-195053 nolu telsiz görüşmesi
Şortland 45: bu eylemcilerden biri galiba bilgilerinize
Haber Merkezi: Araçlar (...) Şortland 45’in yanına geçin, muhtemelen eylemci şahıslardan bir şahıs bu, ayrıca 112’yi sevk ettim bölgeye ekiplerimizin bilgisi olsun
40_16 (ekibin şef yardımcısı): yoğun bir şekilde 62 [patlama ve bomba] konuları devam ediyor, bu Şortlandlarımız bekleme yapmasın
Haber Merkezi: Şortland 45 bu şahsı acaba bindirebiliyor musunuz?
19.51.47. saniyesinde başlayan 217281-2013-02-10-195147 nolu telsiz görüşmesi
Haber Merkezi: Araçlar (...) Şortland 45’in yanındasınız doğru mu?
Şortland 75: doğrudur Merkez (...) 12 acil olursa biraz uygun olur (...) 112’ ye ihtiyaç var
Haber Merkezi: Ekipler dikkatli duyarlı bulunsunlar, 60 (Molotof kokteyli) ve 62 (patlama ve bomba) konularıyla ilgili 112’yi sevk ettim tekrar ikaz ediyorum.
Şortland 45: Merkez şahsı aldık çıkıyoruz sokaktan
Haber Merkezi: Tamam anlaşıldı, 75-85 istikametine geçin [Şehitlik Polis Karakolu],112’yi 75-85 sevk ediyorum
(...)
Şortland 45: (...) 112’yi 75 85’e getirirseniz biz şahsı oraya götürüyoruz.
Haber Merkezi: Tamam doğrudur 75-85 geçin 112’yi ikaz ediyorum ben tekrar
(...)
Şortland 45: Efendim şahıs muhtemelen 60 yaralısı [Molotof kokteyli atımı] atmak isterken elinde patlamış. Kulağında büyük bir lezyon var, 112 ivedi olursa 75_(...) iyi olur
Haber Merkezi: Tamam anlaşıldı
7584 (Şehitlik Polis Karakolu polis memurunun görüşmenin 5. dakikasının 30. saniyesinde): Şortland 45 ilgili şahsı aldı, kulağında büyük bir lezyon var, muhtemelen [Molotov kokteylinin atılmasından] kaynaklı (...) Şahsın üzerindeki ve elindeki eşyaları alıyoruz (...)
Haber Merkezi: Şortland 45, Molotof kokteyli size atarken şahsın elinde mi patladı, yoksa önceden mi patladı?
Şortland 45: Anlaşıldı Efendim (...) şahıs bize doğru atarken elinde patladı (...)
19.59.37 saniyesinde başlayan 217286-2013-02-10-195937 nolu telsiz görüşmesi
Haber Merkezi: 112 tıbbi müdahaleye devam ediyor. (...) 75_84 şahsın kıyafetlerini ve [üzerinde bulunan] malzemeleri saklayın.
33_25: Merkez, olay yerindeyim, yaralı kişi ambulansa bindiriliyor. Olay yerini inceleme ekibi hastaneye gitsin (...), kimlik tespitinden sorumlu ekip el izlerini almak için [oraya] gitsin (...)
20.10.40 saniyesinde başlayan 217328-2013-02-10-201040 nolu telsiz görüşmesi
Haber Merkezi: (...) [Şahıs] Fatih acile gidiyor [Dicle Üniversitesi Hastanesi]
Görüşmenin 1. dakika ve 20. saniyesinde:
40_16 (ekibin şef yardımcısı): (...) şahıs (...) [devlet hastanesinin] acil servisine kabul ediliyor, acil bir durum söz konusudur (...)
Haber Merkezi: (...) memurlardan biri (...) ve 112 ekibi Fatih Acil Servisine [gittiklerini] söyledi.
40_16 (grubun şef yardımcısı): bu durum devlet [hastanesi] için değişti
(...)
20.14.14 saniyesinde başlayan 217340-2013-02-10-201040 telsiz görüşmesi
75_75 (Şehitlik Polis Karakolunda görevli polis memuru) (...) acildeyim (....) [Devlet hastanesi] yaralı şahısla, kritik bir durumda, ex olabilir
(...) “
- Olayları çevreleyen koşulları özetleyen analiz raporu aşağıdaki gibi sona ermektedir: Bu rapor aşağıdaki gibi okunmaktadır:
“İlgili kayıtlardan anlaşıldığı üzere, (...) Şehitlik (...) bölgesinde KCK/PKK terör örgütü adına (...) saldırılar gerçekleştirilmiştir; Sokak (...) trafiğe kapatılmış ve saldırılar taş, havai fişek, Molotof Kokteyli ve el yapımı bombalarla gerçekleştirilmiştir. Bu olaylar sırasında, saldırılar 26. Sokağa kadar uzanmıştır. Bu olaylar esnasında, [ilgili] yaralı bir şekilde güvenlik güçleri tarafından saat 19.48’de bulunmuştur. Güvenlik güçleri, saat 19.52’de gerekli güvenlik tedbirleri alındıktan sonra, ilgili [polis] aracına bindirilmiş ve ilk yardımın hızlandırılması amacıyla [trajik olayın yaşandığı] olay yerinden Şehitlik Polis Karakoluna [tahliye edilmiştir]. [45 kod numaralı aracın] ekibi yaralıyı saat 19.58’de karakola sevk etmiştir. Ambulans (...) Şehitlik Polis Karakoluna saat 20.00’ye doğru gelmiştir. İlk yardım, saat 20.00 ile 20.14 saatleri arasında uygulanmış ve yaralı devlet hastanesinin acil servisine saat 20.17’de nakledilmiştir.”
-
Yine 16 Şubat 2013 tarihinde, Terörle Mücadele Müdürlüğü görevlileri, Şehitlik Polis Karakolundaki güvenlik kameraları tarafından kaydedilen görüntülere dayanarak diğer bir analiz raporu hazırlamışlardır. Raporda, 45 kod numaralı aracın saat 19.58’ de polis karakoluna geldiği ve sağlık ekiplerinin iki dakika sonra saat 20.00’ de geldiği belirtilmektedir. Kayıtlı görüntülere göre, sağlık ekipleri ilgiliye ilk yardımı uyguladıktan sonra saat 20.07’ de polis karakolundan ayrılmıştır.
-
Savcı, 25 Şubat 2013 tarihinde, 45 kod numaralı aracın içinde bulunan polis memurlarından birini tanık olarak dinlemiştir. Bu ifadenin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“294110 Sicil Numaralı Polis Memuru: “ (...) Bizde 26. Sokağa girdik. 10 - 15 metre kadar ilerlediğimizde yolda bir şahsın yerde yattığını gördük. Araçla biraz daha yaklaştık (...) Bu sırada Şortland 75 ile aramızda 25 - 30 metre kadar mesafe vardı. (...) [Şortland 45] 26. Sokaktan sağ tarafa doğru dönüş yapacağı sırada Molotof isabet aldı, araç yanmaya başladı. Bizde ауnı zamanda telsizle yerde bir kişinin yattığını merkeze anons ettik. (...) Ben olayın patlayıcı maddeden kaynaklanmış olabileceğini belirttim. (...) Haber merkezinden ambülans göndermelerini istedim. (...) Yatan kişi kalkmaya çalıştı. (...) Biz araçtan indik ben şoför arkadaşla yerde yatan şahsın yanına gittik. Şahsın yüzü yaralıydı ve aynı zamanda aynı başından duman çıkıyordu. Ben bu şekilde görünce 62 olayı dediğimiz patlayıcı madde ile yaralanmış olabileceğini düşündüm ve merkeze de bu şekilde bildirdim. (...) Ambulansın olay yerine gelmesinin tehlikeli olabileceğini görüştük (...) Haber Merkezi bize yaralı şahsı alıp Şehitler Polis Merkezine gidip gidemeyeceğimizi sordu. (...) Bizde alabileceğimizi söyledik. Yaralı şahsın kоllarına girerek bizim zırhlı araca bindirdik. Oradan da Şehitler Polis merkezine gittik. (...) Kişinin üzerinde patlayıcı madde olabileceğini düşünerek kabaca üst araması yaptık, ceplerinden bildiğimi kadarıyla yeşil renkli fıtiller çıktı. Aynı zamanda ellerinde siyah renkli eldivenler vardı, onları çıkarttık. Boğazında da yine siyah renkte yüzünü kapatmak için kullandığı bez vardı. Bizden yaklaşık 1- 2 dakika kadar sonrada 112 ambulansı geldi. Ambulans gelince görevliler şahsın boğazındaki siyah renkli bezi keserek çıkarttılar. Sonra sedye ile ambulansa alıp hastaneye götürdüler.
(...) Ben bizim Önümüzden giden Şortland 75 ‘in bu şahsa çarptığını kesinlikle görmedim. (...) İddia edildiği gibi a....koyduğumun çocuğu daha ölmedin mi diye bir şey söylemedik.” Biz bu kişiyi araca alırken etrafta bulunan apartmanlardaki kişiler bize homurdanarak bir şeyler söylüyorlardı. (...) Ancak ne söylediklerini şu an da hatırlamıyorum (...) Olay yerinde de herhangi bir şekilde herhangi bir silah kullanmadık. (...) Ancak yaralı şahsın yanına giderken tabancalarımız elimizde idi. (...)”
- Savcı, 26 Şubat 2013 tarihinde, Polis Memuru R.Ü.’yü tanık olarak sorgulamıştır. (45 kod numaralı aracın sürücüsü). Bu ifadenin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“(...) Eylemci grup 26. Sokak içerisine doğru kaçtılar, zırhlı araç (...) Zırhlı 75 önde olmak üzere 26. Sokak içerisine girdik (...) 20-25 km hızla ile gidiyorduk. Hız (...) [75 kod nolu aracın] hızının da 20 ile 25 km/saat arasında olduğunu tahmin ediyorum. Sokağa girdikten kısa bir süre sonra, sağ tarafına yatmış, hareketsiz, sağ kulağının üzerine dayanmış bir şahıs gördüm. Aracı hemen durdurdum. [Trajik olayın meydana geldiği] bölge tehlikeli olduğu için aracı terk etmedik. Ekip şefimiz telsiz anonsuyla Haber Merkezine bir kişinin yerde yattığını ve ambulans talep ettiğini bildirdi. Ancak yaklaşık 3-4 dakika sonra Merkez, yaralıyı Şehitler Polis Karakoluna götürmemiz gerektiğini ve ambulansın kendisini oradan alacağını anons etti. Merkezin anonsunun ardından (...) araçtan indim (...) Diğer meslektaşlar yaralı şahsı kollarından tutarak aracın arkasına yerleştirdi. (...) Birkaç dakika içinde karakola vardık. Olay yerine vardığımızda yaralı şahsın durumu ciddi görünüyordu. (...) [Sağlık ekipleri] yaralıyı sedyeye yatırdı ve ambulansa bindirdi.
(...) Yaralıya yaklaştığımızda binadakiler “T.C. [Türkiye Cumhuriyeti] piçleri, namussuzları” diyerek bize hakaret ettiler. Ancak biz (...) cevap vermedik. (...) [Olayın gerçekleştiği yerde] herhangi bir silah sesi duymadım ve hatırlayabildiğim kadarıyla yaralının yanındayken çevredeki dükkânlarda kimse yoktu, ışıklar kapalıydı. Olay yerinde bir sis ve duman tabakası vardı.”
-
Savcı, aynı gün, 45 kod nolu araçta bulanan diğer bir polis memurunu dinlemiştir. Polis memurunun ifadesi, yukarıda anılan ve aynı araçta bulunan meslektaşlarının ifadeleriyle tutarlıdır.
-
Savcının talebi üzerine, 12 Haziran 2013 tarihinde, İstanbul 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu klasik otopsi sırasında alınan örneklere dayanarak Şahin Öner’in ölüm nedenine ilişkin görüşünü ortaya koyan bir rapor düzenlemiştir. İhtisas Kurulu, oy birliğiyle ölümün bir patlamanın sonucu olduğu, çok sayıda kaburga kırığı ve geniş akciğer hasarından kaynaklanan iç kanamayla ilişkili genel bedensel travmaya bağlı olduğu sonucuna varmıştır.
-
Savcı, 20 Kasım 2013 tarihinde, meydana gelen olaylar sırasında yapılan telsiz görüşmelerini incelemek üzere bağımsız bir bilirkişi görevlendirmiştir. Daha sonraki bir tarihte bilirkişi, iki CD’ de bulunan telsiz konuşmalarının şifresini çözmüştür. Sağlık ekipleri ile güvenlik güçleri arasında yapılan görüşmenin şifresinin çözülmesi, Terörle Mücadele Müdürlüğü memurları tarafından 16 Şubat 2013 tarihinde düzenlenen analiz raporunun içeriğini ve sonuçlarını doğrulamıştır (yukarıda 20. paragraf).
-
Savcı, 9 Ocak 2014 tarihli bir yazıyla, İstanbul 1. Adli Tıp İhtisas Kurulundan Şahin Öner’in ölümünün bir patlama sonucu mu yoksa zırhlı polis aracının karıştığı bir kaza sonucu mu gerçekleştiğinin belirlenmesi için yeni bir rapor düzenlenmesini talep etmiştir. Savcı, yeni delil unsurlarının Şahin Öner’in ölümüne bir cihazın patlamasının neden olduğu sonucunu sorgulanır hale getirdiğini belirtmiştir.
-
İstanbul 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu, 15 Ocak 2014 tarihinde, oy birliğiyle Şahin Öner’in ölümünün zırhlı bir polis aracı tarafından ezilmesi ve sürüklenmesi sonucu gerçekleştiği sonucuna vardığı yeni bir rapor düzenlemiştir. İhtisas Kurulu, yaralanmaların bir patlamanın basınç etkisinden de kaynaklanmış olabileceğini, ancak olay yerinde bu tür bir bombanın kullanıldığına dair herhangi bir delil bulunmadığını kaydetmiştir.
-
Savcı, 26 Şubat 2014 tarihinde, görevsizlik kararı vermiş ve soruşturmayı Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde Memur Suçları Bürosuna devretmiştir.
31. 22 Temmuz 2014 tarihinde polis memuru R.Ü. (45 kod nolu aracın sürücüsü) Buca polis karakolundaki memurlar tarafından şüpheli olarak sorgulanmıştır. İfadesinin ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
“(...)
Zırhlı 75 önde olmak üzere 26. Sokak içerisine girdik. Zırhlı 75, 26. Sokağın diğer ucuna gittiğinde biz Shorland 45 kod nolu ekip olarak 26. Sokağın Şehitlik Caddesi tarafında kalan uç kısmındaydık. Biraz ilerledikten sonra 26. Sokak içerisinde bir erkek şahsın yerde yattığını aracımın far ışığından gördüm. (...) Şahsı görünce hemen durdum.
Ancak sokağın diğer ucunda bulunan Zırhlı 75 kod nolu ekip sürekli olarak Molotof kokteylli ve el yapımı bombalı saldın eylemlerine maruz kaldığımdan yanmaya başladı. Biz de hu nedenle, ekip aracından inmeyerek (...) [ambulans] talep ettik. 112 Sağlık görevlilerini beklerken yerde yatan şahsın (...) yüzünün sağ tarafından yaralı olduğunu gördük. Bunun üzerine araçtan inerek şahsın yanına gittik. Şahsın yanına gittiğimizde durumunun ağır olduğunu gördüm.
Bu esnada haber merkezinin yaralı şahsı (...) Şehitlik merkezine götürmemizi, 112 görevlilerinin şahsa burada müdahale edeceğini bildirmesi üzerine biz de (...) yaralı şahsın tedavisini hızlandırmak ve olay yerinde saldırı eylemlerinin devam etmesi nedeniyle (...) şahsı ekibimize alarak Şehitlik Polis Merkezine geldik. Burada yaralı şahsın üzerinde bulunan 200-25 civarında (...) yeşil renkli patlayıcı maddeleri ateşlemek amacıyla kullanılan fitiller ile şahsın eline takılı vaziyette bulunan 1 çift siyah renkli inşaat eldivenini (...) aldık.
Biz malzemeleri alırken 112 görevlileri de şahsın boyun kısmında sarılı bulunan bez parçasını keserek şahsı hemen ambulansa koyarak hastaneye götürdüler. (...) Benim bu olayda herhangi bir suçum ve alakam bulunmamaktadır. Hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum. (...)”
32. 4 Eylül 2014 ve 23 Ekim 2014 tarihli iki yazıyla Cumhuriyet savcısı, İstanbul Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden, trajik olayda 75 kod nolu aracın sürücüsü olan polis memuru S.K.nın kusurlu olup olmadığını belirlemek üzere bir rapor hazırlamasını talep etmiştir. Trafik İhtisas Dairesi, olayın şiddetli bir gösteri sırasında meydana gelmesi ve dolayısıyla yayaların ve araçların yollardaki hareketleriyle ilgili bir olay teşkil etmediği gerekçesiyle konu bakımından (ratione materiae) yetkisiz olduğunu bildirmiştir.
33. Bu yetkisizlik kararının ardından, Cumhuriyet savcısı, üç mühendis tarafından oluşturulan bir bilirkişi heyetinden, söz konusu olayın meydana gelmesinde polis memuru S.K.nın kusurlu olup olmadığını belirlemek üzere bir bilirkişi raporu hazırlamasını talep etmiştir. Bilirkişi heyeti, 25 Haziran 2015 tarihinde raporu sunmuştur. Heyet, 75 kod nolu aracın sürücüsü ile Şahin Öner’in eşit derecede sorumlu kabul edilmesi gerektiği kanaatine varmıştır. Heyet, zırhlı aracın sürücüsünün dar bir sokağa girdiğinde yayaları ve sokakta bulunabilecek diğer araçları dikkatle gözlemlemesi, aracının hızını ve konumunu ayarlaması ve sürekli uygun güvenlik tedbirlerini uygulayarak dikkatli bir şekilde araç kullanması gerektiğini belirtmiştir. Heyet, zırhlı aracın sürücüsü olarak polis memuru S.K.nın, gece vakti dar, loş ışıklı, sisli ve dumanlı bir sokakta önünde kaçan kişilere zarar vermemek amacıyla gerekli önlemleri almamış olması nedeniyle olayda ortak sorumluluk taşıdığı sonucuna varmıştır.
34. Savcılık, belirtilmemiş bir tarihte, yürürlükteki usul uyarınca, S.K. hakkında kovuşturma izni talep etmiştir. Yenişehir Kaymakamlığı, 17 Mart 2016 tarihli görüşle, ceza soruşturması açılmasına izin vermiştir. Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi, 25 Mayıs 2016 tarihli bir kararla, S.K.nın Kaymakamlığın ceza soruşturması açılmasına izin vermesine yaptığı itirazı reddetmiştir.
- POLİS MEMURU R.Ü. HAKKINDA VERİLEN KOVUŞTUMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR
35. Cumhuriyet savcısı, 15 Şubat 2017 tarihinde, polis memuru R.Ü. (45 kod nolu aracın sürücüsü) hakkında, aleyhinde herhangi bir suç unsuru bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
36. 29 Mart 2017 tarihinde, başvuran Mehmet Şirin Öner, avukatı aracılığıyla, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. Başvuran, tanıklar Y.D. ve L.Ç.nin ifadelerinin, R.Ü. ve diğer polis memurlarının Şahin Öner’i hastaneye götürmek yerine olay yerinde ölümünü beklediklerini ortaya koyduğunu ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, polis memurlarının Şahin Öner’e zırhlı bir araç tarafından şiddetli bir şekilde çarpıldığını görmelerine rağmen, ifadesini almak için karakola götürdüklerini belirtmiştir.
37. Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliği, 7 Nisan 2017 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usul kurallarına ve yasal hükümlere uygun olduğu kanısına vararak, başvuranların itirazını reddetmiştir. Böylece kovuşturmaya yer olmadığına dair karar kesinleşmiştir.
- CEZA YARGILAMASI
38. Savcılık, 15 Şubat 2017 tarihli bir iddianameyle, polis memuru S.K.nın (75 kod nolu aracın sürücüsü) taksirle öldürme suçundan mahkûmiyetini talep etmiştir.
39. Diyarbakır Asliye Ceza Mahkemesi, 29 Haziran 2017 tarihinde, duruşma sonunda ihtilafın esasını inceleme yetkisinin bulunmadığını belirterek dosyayı Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir. Ancak Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi de 15 Eylül 2017 tarihinde görevsizlik kararı vermiş ve yetkili mahkemenin belirlenmesi için dosyayı Gaziantep Bölge Mahkemesine sevk etmiştir.
40. Gaziantep Bölge Mahkemesi, 9 Kasım 2017 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararını iptal etmiş ve davaya bakma yetkisinin bu mahkemeye ait olduğuna karar vermiştir.
41. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, ceza yargılaması sürecinde on beş duruşma yapmıştır. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, trajik olayın meydana geldiği yerde keşif incelemeleri yapmış, bilirkişi raporları almış, sanık S.K.yı ve ayrıca müdahil taraf olarak başvuranları dinlemiştir. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi ayrıca savcılığın hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiği R.Ü. de dâhil olmak üzere polis memurlarını tanık olarak dinlemiştir. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi görgü tanıklarını da sorgulamıştır.
42. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 23 Kasım 2021 tarihinde oy çokluğuyla aldığı kararla, S.K.yı taksirle öldürme suçundan dört yıl beş ay on gün hapis cezasına mahkûm etmiştir.
43. Başvuranlar ve ayrıca sanık ve savcı, bu karara karşı itiraz etmişlerdir. Başvuranlar, itiraz dilekçelerinde taksirle öldürme sonucuna varılmasına karşı çıkmışlardır.
44. Diyarbakır Bölge Mahkemesi, 22 Aralık 2023 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin kararını bozmuştur. Diyarbakır Bölge Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin, mağdur ve sanığın kusurlarıyla ilgili bilirkişi raporları arasındaki çelişkileri çözemediği kanaatine varmıştır.
45. Bu kararın verildiği tarih itibarıyla, ceza davası Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen derdesttir.
- TAZMİNAT DAVASI
46. Başvuranlar, belirtilmemiş bir tarihte, oğullarının ölümü nedeniyle Diyarbakır İdare Mahkemesi önünde tazminat davası açmışlardır.
47. 20 Nisan 2017 tarihinde, İdare Mahkemesi, idarenin hizmet kusuru olduğunu kabul ederek, başvuranlara gecikme faiziyle birlikte 72.666,37 Türk lirası (yaklaşık 18.626 avro) maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
48. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi, 6 Mart 2018 tarihinde bu kararı onamış ve böylelikle karar kesinleşmiştir.
49. İdare, daha sonraki bir tarihte, gecikme faiziyle birlikte hükmedilen tutarın tamamını ödemiştir.
- ANAYASA MAHKEMESİNE YAPILAN BİREYSEL BAŞVURU
50. Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliğinin savcının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına yapılan itirazı reddetmesinin ardından, başvuranlar, 8 Haziran 2017 tarihinde, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
51. Başvuranlar, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin çeşitli maddeleri bağlamında, özellikle, polis memurlarının oğullarını öldürme amacıyla kasıtlı olarak şiddetli bir şekilde çarptığını ve ezdiğini, ayrıca onun derhal hastaneye sevk edilmesini engellediklerini ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, bu bağlamda, savcının yalnızca 75 kod nolu aracın sürücüsü olan S.K.nın taksirle adam öldürme suçundan cezalandırılmasını talep ettiğini ancak diğer polis memurlarının da oğullarının ölümünden sorumlu olduğunu iddia etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca, savcının R.Ü. hakkında takipsizlik kararı vererek etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü yerine getirmediğini ifade etmişlerdir.
52. Anayasa Mahkemesi, 30 Haziran 2021 tarihinde, kabul edilemezlik kararı vermiştir (başvuru no. 2017/27463). Anayasa Mahkemesi öncelikle, başvuranların şikâyetlerinin Sözleşme’nin 2. maddesinin (Anayasa’nın 17. maddesine karşılık gelir) usul ve esas yönleri açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi ardından, söz konusu şikâyetlerin zamanından önce sunulduğunu değerlendirerek oy birliğiyle bu şikâyetlerin reddine karar vermiştir.
53. Anayasa Mahkemesi, değerlendirmesinde, birden fazla kişiyi ilgilendiren belirli bir davanın bir bütün olarak incelenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi, bu yaklaşımın, yargılamaların bir kısmı devam ederken bir kısmın hâlihazırda sona ermiş olması halinde de geçerli olduğu kanısına varmıştır. Anayasa Mahkemesi, böyle bir durumda, ceza yargılaması tamamen sona ermeden hukuk yollarının tüketildiğinin söylenemeyeceğini ifade etmiştir. Diğer bir ifadeyle, ceza yargılaması belirli şüpheliler veya sanıklar bakımından sona ermiş olsa bile, tüm hukuk yollarının tüketildiği sonucuna varmadan önce davanın bir bütün olarak ele alınması gerekmektedir (Anayasa Mahkemesi kararı, § 66).
54. Anayasa Mahkemesi, somut olaya dönüldüğünde, başvuranların şikâyetlerinin yaşam hakkının hem maddi hem de usule ilişkin yönleriyle ilgili olduğunu gözlemlemiştir. Anayasa Mahkemesi, 75 kod nolu aracın sürücüsü aleyhindeki ceza davasının ceza mahkemeleri önünde halen derdest olduğunu kaydetmiştir. Ona göre, bu nedenle, devam eden yargılamalar sırasında yetkili mahkemelerin, savcılığın haklarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiği kişilerin sorumluluğunu tespit etmesi halinde, bu kişiler hakkında yeni bir ceza davası açılmasının önünde hiçbir engel bulunmamaktaydı. Anayasa Mahkemesi, başvuranlar tarafından sunulan şikâyetlerin kapsamını dikkate alarak, halen derdest olan ceza davasının incelenmesinin Anayasa Mahkemesinin ikincil nitelikteki rolüne uygun düşmediği sonucuna varmıştır (ibid., § 73).
55. Anayasa Mahkemesi ayrıca, başvuranların Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle bu şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
- İLGİLİ HUKUKİ ÇERÇEVE VE İÇ HUKUK UYGULAMASI
56. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
Madde 172 - Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar
“1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, [ceza] davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya [ceza yargılaması] olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. (...)
-
(1 Şubat 2018 tarihli ve 7072 sayılı Kanun’un 9. maddesi ile değiştirildiği şekliyle) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.
-
(Ek: 11/4/2013-6459/19 md.) Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine [ek: 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanunun 17. maddesi], kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır.”
Madde 173
“1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde (değişiklik: 7499 - 2.3.2024 /37 md./5.fıkra – Yürürlük / 40 md./b fıkra), bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki (değişiklik: 6545 – 18.6.2014/71 md.) sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir.
(...)
- (Değişik: 1/2/2018-7072/10 md.) İtirazın reddedilmesi halinde aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi için 172 nci maddenin ikinci fıkrası uygulanır.”
-
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
-
SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
57. Başvuranlar, oğullarının zırhlı bir polis aracı tarafından kasten ezildikten sonra öldüğünü iddia etmektedirler. Başvuranlar, oğullarının ağır yaralanmasına rağmen derhal hastaneye sevk edilmemiş olmasından şikâyetçidirler. Başvuranlar son olarak, Cumhuriyet savcısının oğullarının ölümüne ilişkin etkili bir soruşturma yürütmediğini iddia etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesini ileri sürmektedirler. Bu madde aşağıdaki gibidir:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. (...)” Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.”
58. Hükümet, bu iddialara itiraz etmektedir.
-
Kabul Edilebilirlik Hakkında
-
Başvuranların Mağdur Sıfatı Hakkında
59. Hükümet öncelikle, başvuranların mağdur sıfatını kaybettiklerini ileri sürmektedir. Hükümet, ilgili kişilerin, idare mahkemeleri önündeki yargılamaların sonucunda, idarenin kusurlu olması nedeniyle tazminat aldıklarını belirtmektedir. Hükümet, başvuranların oğlunun ölümünün bir kaza sonucu gerçekleştiğinin tespit edildiği kanısına vararak, idare mahkemelerinin idarenin kusuru olduğunu kabul ederek ilgililere tazminat ödenmesine hükmeden kararlarının Sözleşme’nin 2. maddesinin iddia edilen ihlalini telafi edebilecek nitelikte olduğunu değerlendirmektedir.
60. Başvuranlar, bu iddiaya karşı çıkmaktadırlar.
61. Yerleşik içtihatlar uyarınca, ölüme kasten sebebiyet verildiğinin veya ölümün bir saldırı veya kötü muamele sonucu meydana geldiğinin iddia edildiği davalarda, tazminatın ödenmesine hükmedilmesi, Sözleşmeci Devletleri, sorumluların tespit edilmesine ve gerektiği takdirde cezalandırılmasına yönelik soruşturmaları yürütme yükümlülüklerinden kurtarmaz (Tanrıkulu/Türkiye [BD], no. 23763/94, § 79, AİHM 1999 IV ve Al-Skeini ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 55721/07, § 165, AİHM 2011).
62. Başvuranlar, somut olayda, cinayet tezi öne sürmektedirler. Başvuranlar, bir yandan, 75 kod nolu aracın sürücüsünün oğullarını öldürmek amacıyla kasten ezdiğini iddia etmektedirler. Başvuranlar, diğer yandan, 45 kod nolu araçtaki polis memurlarının tıbbi ekiplerin müdahalesini kasten engellediklerini, bunun da oğullarının ölümüne neden olduğunu iddia etmektedirler. Başvuranlar ayrıca, yetkili makamların oğullarının ölümüne ilişkin soruşturma yürütme konusunda usuli yükümlülüklerini yerine getirmediğini ileri sürmektedirler.
63. Mahkeme, bir ölümün kaza veya kasıtsız başka bir eylem sonucunda meydana geldiğinin ivedilikle ve açık bir şekilde tespit edilmediği ve olay ve olgular dikkate alındığında, cinayet tezinin daha az savunulur olduğu durumlarda, Sözleşme’nin, bu ölümün koşullarının aydınlatılması için asgari etkinlik kriterlerine cevap veren bir soruşturma yürütülmesini gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Soruşturmanın nihayetinde kaza teorisini kabul etmesinin bu soru üzerinde herhangi bir etkisi yoktur; zira soruşturma yükümlülüğünün amacı mevcut tezleri çürütmek veya doğrulamaktır (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], no. 24014/05, § 133, 14 Nisan 2015 ve Nicolae Virgiliu Tănase/Romanya [BD], no. 41720/13, §§ 159-161, 25 Haziran 2019).
64. Mevcut davada, Şahin Öner’in ölümüne ilişkin koşulları aydınlatmak ve gerektiği takdirde sorumluları tespit edip cezalandırmak için bir ceza soruşturmasının yürütülmesi gerekliydi. Kaza ve cinayet hipotezlerinin her ikisi de ihtimal dâhilindeydi ve her ikisi de açıkça inandırıcılıktan yoksun olmadığı için reddedilemezdi. Dolayısıyla, Devletin ceza soruşturması yürütme yükümlülüğü bulunmaktaydı.
65. Sonuç olarak, bir cinayet iddiası söz konusu olduğunda, idare mahkemeleri önünde açılan tazminat davası etkili bir hukuk yolu olarak kabul edilemez; çünkü bu yol, sorumluların tespit edilmesini ve cezalandırılmasını sağlayamaz. Bu nedenle, idarenin hizmet kusuru nedeniyle başvuranlara tazminat ödenmesi, bu kişilerin mağdur sıfatlarını ortadan kaldırmaya yeterli değildir. Soruşturma sonucunda kaza hipotezinin kabul edilmiş olması da bu sonucu değiştirmez (yukarıdaki 63. paragrafın sonu (in fine)).
66. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin bu itirazını reddetmektedir.
- İç Hukuk Yollarının Tüketilmemesi
67. Hükümet dahası, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazda bulunmaktadır. Hükümet, başvuranların, Mahkemeye başvurmadan önce, oğullarını ezen aracın sürücüsü olan polis memuru S.K.ya karşı başlatılan ceza yargılamasının sonucunu beklemeleri gerektiğini ileri sürmektedir. Hükümet, Anayasa Mahkemesi gibi, R.Ü. de dâhil olmak üzere diğer polis memurlarının, devam eden ceza yargılaması çerçevesinde sorumluluklarının hâlâ tespit edilebileceğini değerlendirmektedir.
68. Mahkeme, başvuranların şikâyetleri ve Hükümet itirazları ışığında, biri Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara, diğeri ulusal mahkemeler önünde halen derdest olan ceza yargılamasına ilişkin olacak şekilde iki ayrı inceleme yapılmasının uygun olduğu kanaatindedir.
69. Mahkeme, başvuranların, 45 kod nolu aracın sürücüsü polis memuru R.Ü.nün de oğullarının ölümünden sorumlu olduğunu ileri sürdüklerini kaydetmektedir. Bu bağlamda, ilgililer, özellikle, R.Ü. lehine Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı eleştirmektedirler. Başvuranlar, ulusal makamların bu konuda etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüklerini yerine getiremediğini iddia etmektedirler.
70. Mahkeme öncelikle, 15 Şubat 2017 tarihinde Cumhuriyet savcısının, 45 kod nolu aracın sürücüsü hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiğini kaydetmektedir. Bu karara karşı başvuranlar tarafından yapılan itiraz Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliği tarafından reddedilmiştir. Savcının kararının, Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen karar sonucunda kesinleştiği konusunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır. Zira Hükümet de bu hususa itiraz etmemektedir.
71. Mahkeme ardından, Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde yürütülen ceza davası sürecinde başka bir polis memurunun cezai sorumluluğuna ilişkin herhangi bir sorunun ileri sürülmediğini kaydetmektedir. Söz konusu davada sanık olarak yalnızca polis memuru S.K. bulunmaktadır. R.Ü. dâhil olmak üzere diğer polis memurları yalnızca tanık olarak dinlenmişlerdir. Ayrıca Ağır Ceza Mahkemesi S.K.yı taksirle öldürme suçundan mahkûm etmiş; ancak bu karar, müteveffanın ve sürücünün kusurlarının açık bir şekilde belirlenmediği gerekçesiyle bölge mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Sonuç olarak, Ağır Ceza Mahkemesi önündeki yargılama halen derdest olduğu için bu mahkeme tarafından aydınlatılması gereken tek konu S.K.nın olaydaki sorumluluk derecesidir.
72. Yargılama sırasında, ilke olarak, başka bir kişinin cezai sorumluluğu tespit edilebilir olsa da, ceza soruşturması sonucunda S.K. dışında hiçbir polis memuruna cezai sorumluluk yüklenmemiştir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kesinleşmiş kararda, polis memuru R.Ü. hakkında cezai işlem başlatılmasını gerektirecek herhangi bir unsurun bulunmadığı açıkça belirtilmiştir. Mahkemeye göre, Hükümetin ileri sürdüğünün aksine, başvuranların Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yaparak R.Ü. lehine sonuçlanan ceza soruşturmasına itiraz etme hakkı vardı.
73. Mahkeme ayrıca, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 172. maddesinin 3. fıkrasının, etkili bir soruşturma yapılmadan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmişse, yeni bir soruşturma başlatılmasının mümkün olduğunu öngördüğünü vurgulamaktadır. Bu hükümler göz önüne alındığında, başvuranların R.Ü. aleyhindeki ceza soruşturmasına ilişkin takipsizlik kararına itiraz etmek için iç hukuk yollarını tüketmeleri sadece hukuki değil aynı zamanda gerekliydi. Mahkemenin görüşüne göre bu süreç, Sözleşme’nin gerekliliklerine uygun tam bir soruşturma yapılmasını sağlamaya yönelik bir yargılama sürecinin bir parçasıdır.
74. Bu nedenle Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki itirazın bu kısmını reddetmektedir.
75. Mahkeme, başvuranların, oğullarının S.K. tarafından kasten ezildiği iddialarına ilişkin olarak, S.K. aleyhindeki ceza davasının halen ceza mahkemeleri önünde derdest olduğunu kaydetmektedir. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı zamanından önce yapılmıştır. Bu nedenle Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun bu kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
- Sonuç
76. Yukarıdaki değerlendirmeler ve başvuranların şikâyetleri dikkate alındığında ihtilafın konusu iki yönle sınırlanmaktadır: bir yandan, 45 kod nolu araçta bulunan polis memurlarının, özellikle de R.Ü.nün, başvuranların oğlunun ölümündeki muhtemel sorumluluğu ve diğer yandan, olaya ilişkin ceza yargılamasındaki olası eksiklikler.
77. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
-
Esas Hakkında
-
Tarafların İddiaları
78. Başvuranlar, davanın koşullarının Sözleşme’nin 2. maddesini hem esas hem de usul yönünden ihlal ettiğini iddia etmektedirler. Başvuranlar, özellikle R.Ü. olmak üzere polis memurlarının oğullarının ölümünden sorumlu olduklarını, zira onu kritik bir durumda bulduktan sonra tıbbi yardım çağırmadıklarını ve ölmesini beklediklerini iddia etmektedirler. Başvuranlar ayrıca, oğullarının derhal hastaneye sevk edilmesi yerine sorgulanmak üzere karakola götürüldüğünü ileri sürmektedirler. Dahası, ulusal makamların oğullarının ölümüyle ilgili etkili bir soruşturma yürütmediği kanaatine varmakta ve bu bağlamda, Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmektedirler.
79. Hükümet, başvuranların oğlunun şiddet içeren ve yasa dışı bir gösteri sırasında güvenlik güçlerinin müdahalesi esnasında kazara hayatını kaybettiğini iddia etmektedir. Hükümet, başvuranların, oğullarının yeterli tıbbi müdahale almadığı ve güvenlik güçleri tarafından kasıtlı olarak ölüme terk edildiği yönündeki iddialarının dayanaksız olduğunu ileri sürmektedir.
80. Hükümet, trajik olayı takiben başvuranların oğlunun yaralandığı yerde bekletilmediğini, güvenlik güçlerinin onu ölüme terk etmediğini ve ilgilinin sorgulanmak üzere karakola götürülmediğini vurgulamaktadır. Şahin Öner yaralandıktan sonra acil sağlık ekiplerine derhal haber verilmiştir ancak Molotof kokteylli ve el yapımı bombalı devam eden saldırılar nedeniyle ambulans olay yerine ulaşamamıştır. Bu nedenle güvenlik güçleri, Şahin Öner’i acil ekiplere teslim etmek ve tıbbi müdahaleyi hızlandırmak amacıyla hızla karakola götürmüşlerdir. Sonuç olarak Hükümet, yetkili makamların, tehlikeli koşullarda, başvuranların oğlunun tıbbi tedavisini sağlamak için ellerinden geleni yaptığı; ancak tüm çabalara rağmen trajik sonucun engellenemediği kanaatine varmaktadır.
81. Hükümet dahası, somut olayda, Cumhuriyet savcısının ve diğer ulusal makamların olayın aydınlatılması, sorumluların tespit edilmesi ve cezalandırılması için gerekli tedbirleri aldığını değerlendirmektedir. Hükümet, bu kapsamda, soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin etkili ve yeterli olduğu kanısındadır. Dahası, Hükümet, soruşturmanın hızlılık gerekliliğine uyduğunu ve başvuranların trajik olayla ilgili tüm adli süreçlere etkin katılımının tam olarak sağlandığını ileri sürmektedir.
82. Hükümet, sonuç olarak, Mahkemeden, davaya ilişkin koşulların Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlaline yol açmadığını tespit etmesini istemektedir.
- Mahkemenin Değerlendirmesi
Esas yönünden
83. Mahkeme, değerlendirmesi için sunulan unsurlardan, başvuranların oğlunun bir gösteri sırasında gerçekleşen polis müdahalesi sırasında, zırhlı bir polis aracının şiddetli çarpması sonucu ağır yaralandığının anlaşıldığını gözlemlemektedir. Ancak olayın bir kaza mı yoksa kasıtlı bir eylem mi olduğu, ayrıca somut olayda müteveffanın ve aracın sürücüsünün sorumluluk payları konusu, ağır ceza mahkemesi önünde halen derdesttir. Mahkeme, bu konuya ilişkin şikâyetlerin, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, kabul edilemez olduğuna karar verdiğini hatırlatmaktadır. Bu nedenle Mahkeme, bu konuya ilişkin daha fazla değerlendirme yapmayacaktır.
84. Mahkeme, mevcut davada gündeme gelen konuları dosyaya sunulan belgeler ve tarafların sunduğu görüşler ışığında inceleyecektir. Mahkeme, fiili unsurların değerlendirilmesinde, “her türlü makul şüphenin ötesinde” ispat ilkesine katıldığını hatırlatmakta ve bu türden bir delilin yeterince ciddi, kesin ve birbiriyle uyumlu birtakım ipuçlarından veya aksi ispat edilemeyen karinelerden yola çıkılarak elde edilebileceğini; ayrıca, delillerin araştırılması sırasında tarafların davranışı dikkate alınabileceğini vurgulamaktadır (Giuliani ve Gaggio/İtalya [BD], no. 23458/02, § 181, AİHM 2011).
85. Mahkeme, başvuranların, 45 kod nolu araçta bulunan polis memurlarının, oğullarını ağır yaralı halde yerde yatarken bulduktan sonra kasıtlı olarak uzun süre müdahale etmeden beklettiklerini ve olay yerinde ölmeye bıraktıklarını iddia ettiklerini kaydetmektedir. Başvuranlara göre, polis memurları, oğullarını hastaneye götürmek yerine sorgulamak üzere karakola götürmüşlerdir. Başvuranlar, iddialarını desteklemek için, özellikle görgü tanıklarının ifadelerine atıf yapmaktadırlar. Ancak Mahkeme, güvenlik güçlerinin kasıtlı bir eylemde bulunduğu sonucuna varabilmek için ikna edici unsurların olması gerektiğini vurgulamaktadır.
86. Mahkemeye göre, trajik olaydan hemen sonra güvenlik güçleri arasındaki radyo haberleşmelerini çözen analiz raporu belirleyici bir delil unsuru teşkil etmektedir. Söz konusu rapor, 45 kod nolu araçta bulunan polis memurlarının, başvuranların oğlunu yerde yatarken gördükten hemen sonra merkezle iletişime geçip olay yerine bir ambulans çağırdıklarını, bu talebi defalarca yinelediklerini belirtmektedir. Aynı raporda, olay yerine gönderilen ambulansın, göstericilerin patlayıcı maddeler fırlatarak gerçekleştirdiği saldırılar nedeniyle sokağa giremediği tespit edilmektedir. Bu rapordan, oğullarının sorgulanmak üzere karakola götürüldüğüne dair başvuranların iddialarının aksine, polis memurlarının aslında ilgili kişiyi araçlarına aldıkları ve tıbbi müdahalenin hızlandırılması amacıyla merkezden gelen talimat doğrultusunda karakola götürdükleri anlaşılmaktadır. Mahkemeye göre, polis memurlarının Şahin Öner’in elinde bir Molotof kokteyli patladığını düşünmeleri, ona yardım etme niyetlerini ortadan kaldıran bir unsur değildir.
87. Ancak, polis memurlarının başvuranların oğlunun durumunu kontrol etmek için araçtan hemen inmedikleri doğrudur. Bununla birlikte, göstericilerin güvenlik güçlerine karşı patlayıcı maddelerle saldırmaya devam ettiği ve 75 kod nolu aracın tam o anda alev aldığı göz önüne alındığında, polislerin dışarı çıkmadan önce güvenlik önlemleri almayı gerekli görmeleri makuldür. Dahası, dosyadaki unsurlar, polislerin başvuranların oğlunu saat 19:48’de bulduğunu ve tıbbi ekiplere teslim etmek amacıyla saat 19:52’de araçlarına aldıklarını göstermektedir. Bu yaklaşık beş dakikalık süre, somut olayın koşulları dikkate alındığında makul olarak değerlendirilebilir.
88. Mahkeme, kendisine sunulan unsurları dikkate alarak ve somut delillerin bulunmaması nedeniyle, başvuranların oğlunun polis memurlarının kasıtlı eylemsizliği nedeniyle öldüğüne dair varılan sonucun dayanaklı olmadığını değerlendirmektedir.
89. Mahkeme, sonuç olarak, polis memurlarının, özellikle de R.Ü.nün, başvuranların oğlunun yaşam hakkına kasten müdahale etmeye çalıştığının makul şüphenin ötesinde kanıtlanmadığı kanısına varmaktadır.
90. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 2. maddesi esas yönünden ihlal edilmemiştir.
- 45 kod nolu araçtaki polis memurlarına ilişkin yürütülen soruşturmanın etkililiği hakkında
91. Mahkeme, güç kullanımının ölüme yol açmadı durumunda etkili bir resmi soruşturma yürütmeye dair usuli yükümlülüğe ilişkin genel ilkeleri tespit eden Armani Da Silva/Birleşik Krallık ([BD], no. 5878/08, §§ 229-239, 30 Mart 2016), Giuliani ve Gaggio (yukarıda anılan karar, §§ 298-306) ve Mocanu ve diğerleri/Romanya ([BD], no. 10865/09 ve 2 diğer başvuru, §§ 317-325, AİHM 2014) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
92. Mahkeme, bilhassa, soruşturmanın sonuçlarının, ilgili bütün unsurların titiz, objektif ve tarafsız bir incelemesine dayanması gerektiğini hatırlatmaktadır. Açıkça gerekli olan bir soruşturma hattının takip edilmemesi, soruşturmanın davanın koşullarını ve sorumlu kişilerin kimliğini tespit etme kapasitesini ciddi şekilde zayıflatmaktadır (Kolevi/Bulgaristan, no. 1108/02, § 201, 5 Kasım 2009 ve Abik/Türkiye, no. 34783/07, § 41, 16 Temmuz 2013).
93. Mahkeme, olayların tespit edilmesi söz konusu olduğunda, görevinin ikincil niteliğinin farkında olarak, incelemesine sunulan davanın koşulları bunu kaçınılmaz kılmadığı sürece, haklı nedenler olmaksızın birinci ulusal mahkemelerin görevini üstlenemeyeceğini hatırlatmasının yararlı olacağı kanısına varmaktadır (Bărbulescu/Romanya [BD], no. 61496/08, § 129, 5 Eylül 2017 ve yukarıda anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç, § 182).
94. Mahkeme, Cumhuriyet Savcılığının trajik olay meydana gelir gelmez resen bir soruşturma açtığını ve araştırmaları durumun gerektirdiği ivedilikle yürüttüğünü kaydetmektedir.
95. Mahkeme ardından, savcılığın ilgili tüm delil unsurlarını topladığını, yani otopsi yapıldığını, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için maktulden alınan örneklerin adli tıp kurumuna gönderildiğini ve olayların aydınlatılması için çeşitli raporların hazırlandığını tespit etmektedir.
96. Öte yandan ceza soruşturması kapsamında birçok tanığın ifadesi dinlenmiştir. Dahası, başvuranların ifadesi alınmıştır. Yetkili makamların kilit tanıkları sorgulamadıklarının ya da ifadeleri uygun olmayan bir şekilde aldıklarının ileri sürülmesine imkân verecek hiçbir unsur bulunmamaktadır.
97. Mahkeme aynı zamanda, soruşturmadan sorumlu kişilerin, özellikle savcılığın, çeşitli olasılıkları araştırdığını tespit etmektedir. Mahkeme, Cumhuriyet savcısının, terörler mücadele biriminden, gösteri sırasında güvenlik güçlerinin telsiz haberleşmelerinin şifresinin çözülmesini talep ettiğinin kaydedilmesi gerektiği kanısındadır. Mahkeme, savcının ardından söz konusu telsiz haberleşmelerini analiz etmek üzere bağımsız bir bilirkişiden ikinci bir rapor talep ettiğini gözlemlemektedir. Ayrıca savcı huzurunda 45 ve 75 kod nolu araçların detaylı bir incelemesi yapılmıştır. Mahkeme dahası, savcının İstanbul Adli Tıp Kurumu 1 İhtisas Kurulundan, ölüm nedenini kesin olarak belirlemek için iki kez görüş talep ettiğini de gözlemlemektedir. Bu tedbir, başvuranların oğlunda meydana gelen yaralanma hakkında yeni bir raporun düzenlenmesini ve ölümün nedenine ilişkin klinik bulgulara dair analiz yapılmasını sağlamıştır.
98. Şüphesiz, bu adımlar yetkili makamların Şahin Öner’in elinde bir Molotof kokteyli patladığı tezini bertaraf etmelerine imkân vermiştir. Sonuç olarak, ölümün bir polis aracı tarafından ezilmenin sonucu olduğu teorisi ortaya atılmış ve 75 kod nolu aracın sürücüsü hakkında ceza davası açılmıştır. Ancak, kamu davası açmak için yeterli delil bulunmaması nedeniyle Cumhuriyet savcısı, polis memuru R.Ü. lehine kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiş ve bu karar Sulh Ceza Hâkimliği tarafından onaylanmıştır. Mahkemeye göre, savcının bir şüpheli hakkında ceza davası açmak için yeterli delil bulunmadığı kanaatine varması, hiçbir şekilde soruşturmanın etkili olmadığının bir göstergesi olarak kabul edilemez. Bu bağlamda Mahkeme, yetkili makamların sonuç değil, araç yükümlülüğüne sahip oldukları ve Sözleşme’nin 2. maddesinin mahkûmiyet kararının verilmesini veya davanın açılmasını sağlama hakkını kapsamadığını hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç, § 253).
99. Mahkeme dahası, Sözleşme’nin 2. maddesi anlamında soruşturmanın yeterince bağımsız olduğu kanısındadır. Mahkeme bir yandan, soruşturmada rol oynayan kurumlar ile sorumluluğu olabilecek başlıca kişiler arasında hiyerarşik, kurumsal veya başka bir doğrudan bağ bulunmadığını vurgulamaktadır. Mahkeme diğer yandan, bu kurumların, ceza soruşturmasının yürütülmesinde herhangi bir bağımsızlık veya tarafsızlık eksikliği olmadığına işaret eden somut davranışlarını vurgulamaktadır.
100. Mahkeme ayrıca, başvuranların yargılamaya etkin bir şekilde katılabilmesi için soruşturma sırasında toplanan bilgilere yeterli derecede erişimden yararlandıklarını gözlemlemektedir. Üstelik başvuranlar bu konuda herhangi bir şikâyet sunmamışlardır.
101. Dolayısıyla Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, başvuranların iddialarının aksine, soruşturma makamlarının olayları aydınlatma ve başvuranların oğlunun ölümünden sorumlu olabilecek kişileri cezalandırma niyetleri konusunda şüphe uyandıracak herhangi bir unsur bulunmadığı kanaatindedir. Buna bağlı olarak Mahkeme, başvuranların, 45 kod nolu araçtaki polis memurlarına ilişkin yürütülen soruşturmada önemli eksiklikler olduğuna dair kanıt sunmadıklarını değerlendirmektedir. Genel olarak, Mahkeme, ulusal makamlar tarafından yürütülen soruşturmanın yeterliliğinin ve ivediliğinin sorgulanmasına neden olabilecek herhangi bir eksiklik görmemektedir.
102. Dolayısıyla somut olayda Sözleşme’nin 2. maddesi usul yönünden ihlal edilmemiştir.
-
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
-
Başvuranların, oğullarının yaşam hakkına ilişkin şikâyetlerinin, 75 kod nolu araçtaki polis memurlarına karşı yürütülen davayla ilgili olarak kabul edilemez olduğuna;
-
Başvuranların, oğullarının yaşam hakkına ilişkin şikâyetlerinin 45 kod nolu araçtaki polis memurlarına karşı yürütülen davayla ilgili olarak kabul edilebilir olduğuna;
-
Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğine;
-
Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönünden ihlal edilmediğine
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 25 Şubat 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.