CASE OF CANŞAD AND OTHERS v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
CANŞAD VD./ TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 7851/05)
KARAR
STRAZBURG
13 Mart 2018
İşbu karar, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. paragrafında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Canşad vd./ Türkiye davasında,
Başkan,
Robert Spano,
Yargıçlar,
Paul Lemmens,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
NebojšaVučinić,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan ve Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 13 Şubat 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
- Türkiye aleyhine açılan davanın temelinde, 3 Türk vatandaşı Murat Canşad, Orhan Bingöl ve Abidin Doğan’ın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”) 4 Şubat 2005 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (no. 7851/05) bulunmaktadır.
- Başvuranlar, İstanbul’da çalışan Avukat F. Karakaş Doğan tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
- Başvuranlar özellikle yargılama öncesinde avukata erişimlerinin olmaması ve avukat yokluğunda verdikleri ifadelerin yargılamayı yapan mahkeme tarafından kullanılması nedeniyle adil bir şekilde yargılanmadıklarından şikâyet etmektedir. Ayrıca haklarında başlatılan yargılamaların uzunluğundan ve bu şikâyete ilişkin etkili bir hukuk yolunun bulunmadığından şikâyet etmektedirler. Son olarak ilk başvuran yargılamayı yürüten ilk derece mahkemesi önünde dinlenen önemli bir tanığı sorgulayamadığından şikâyet etmektedir.
- 1 Aralık 2009 tarihinde başvuru Hükümet’e tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
- Başvuranlar sırasıyla 1974, 1973 ve 1972 yılında doğmuştur.
- 4 Mayıs 1995 tarihinde, yasadışı silahlı bir örgüt olan PKK’ya ait pankartları taşıyan ve bu örgüt lehine sloganlar atmakta olan on beş kişilik bir grup İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde bir gösteri düzenlemiştir. Grubun mensupları birkaç dükkâna Molotof kokteyli atmıştır. Dükkânlardan birçoğu alev almış ve alev alan işyerlerinden biri olan Nazlım isimli dükkânda üç genç kız ölmüştür.
A. İlk başvuranın ön soruşturması, yakalanması ve tutuklanması hakkında
-
Aynı gün içerisinde Canşad ("birinci başvuran") tutuklanmıştır ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde göz altına alınmıştır.
-
Polis birçok tanıktan delil toplamıştır. Bu tanıklardan biri olan ve olayın gerçekleştiği sokakta çalışan A.A. yirmi kişilik bir grubun sokakta yürüğünü, sloganlar attığını, dükkanlara Molotof kokteyli attığını ve birkaç dükkan alev aldıktan sonra grubun dağıldığını bildirmiştir. Ek olarak beyaz bir pantolon ve bir ceket giyen kıvırcık saçlı bir kadın ve yeşil bir ceket ve bir kot giyen yaklaşık 1.80 boylarında ve kısa saçlı bir erkek gördüğünü ifade etmiştir. Bunlara ilave olarak, erkeği uzaktan gördüğünü ve yüzünü tespit edemeyeceğini iletti. Ancak ilgili bireyleri büyük ihtimalle tanıyabileceğini ve zaten bu adamın polis tarafından tutuklandığını belirtti.
-
Ö.L.A. isimli ikinci tanık bir kot ve yeşil bir ceket giyen bir erkeği gördüğünü, bu kimseyi tanıyamayacağını ve bu kimsenin polis tarafından tutuklandığını ifade etmiştir.
-
Nazlım’da çalışan Y.K. isimli üçüncü tanık, ilk başvuranı üç kişinin öldüğü ve kendisinin çalıştığı dükkana Molotof kokteyl atan adam olarak tanımlamıştır. Buna ek olarak yapılan kimlik tespiti sonrasında Ö.L.A. ve A.A. ilk başvuranı söz konusu dükkana Molotof kokteyl atanlar arasında göstermiştir.
-
11 Mayıs 1995 tarihinde ilk başvuran Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yetkisine giren bir suçu işlemekle suçlandığı için 3842 Sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca avukat yokluğunda polis tarafından sorgulanmıştır. İlk başvuran yasadışı örgüte sempati duyduğunu ve yürüyüşe katıldığını itiraf etmiştir. Ancak, sadece sokak başında gözcü olarak yürüyüşte yer aldığını belirtmiştir ve Molotof kokteyl attığını da reddetmiştir.
-
15 Mayıs 1995 tarihinde ilk başvuran avukat yokluğunda yer gösterme işlemine katılmıştır. Polis memurları tarafından hazırlanan ve ilk başvuran tarafından imzalanan kayıtlara göre, ilk başvuran yürüyüşe katıldığını kabul etmektedir ancak Molotof kokteyl attığını reddetmektedir.
-
16 Mayıs 1995 tarihinde ilk başvuran yine avukat yokluğunda fotoğraf tespit prosedürüne katılmıştır. Polis memurları tarafından hazırlanan ve ilk başvuran tarafından imzalanan kayıtlara göre ilk başvuran suç ortaklarından biri olarak Bingöl’ü (ikinci başvuran) tespit etmiştir.
-
İlk başvuranın tutukluğu savcılığın yetkilendirmesiyle 17 Mayıs 1995 tarihine kadar uzatılmıştır. Aynı gün içerisinde avukat yokluğunda savcıya ifade vermiştir. İfadesinin polisin baskısı altında ve işkenceyle alındığını iddia ederek polise verdiği ifadelerin içeriğini reddetmiştir. Ek olarak arkadaşının evine giderken olay yerine yakın bir yerde tutuklandığını, 30 ya da 40 kişilik bir grup gördüğünü ve tutuklanmasına sebebiyet veren olaylarla hiç bir ilgisinin olmadığını belirtmiştir.
-
Aynı gün içerisinde ilk başvuran İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde bir hakimin huzuruna çıkarılmıştır. İlk başvuran hakime yürüyüşe katılmadığını ve bununla ilgili söyleyecek hiç bir şeyinin olmadığını tekrar belirtmiştir. Hakim ilk başvuranın tutukluğuna karar vermiştir ve ikinci başvuranın yokluğunda ikinci başvuran hakkında tutuklama emri çıkarmıştır.
-
İkinci başvuranın yakalanması ve tutuklanması
-
İkinci başvuran 27 Nisan 1996 tarihinde ülkenin güneydoğu bölgesinde Genç isimli bir şehirde yapılan kimlik sorgulaması sırasında tutuklanmıştır ve gözaltına alınmıştır. Ardından İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne sevk edilmiştir.
-
9 Mayıs 1996 tarihinde ikinci başvuran avukat yokluğunda fotoğraf tespit prosedürüne katılmıştır. Polis memurları tarafından hazırlanan ve ikinci başvuran tarafından imzalanan kayıtlara göre ikinci başvuran ilk başvuranı tespit etmiştir. Aynı gün içerisinde ikinci başvuran avukat yokluğunda yer gösterme işlemine katılmıştır ve 4 Mayıs 1995 tarihinde bir dükkana molotof kokteyl attığını kabul etmiştir.
-
10 Mayıs 1996 tarihinde ikinci başvuran Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yetkisine giren bir suçu işlemekle suçlandığı için 3842 Sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca avukat yokluğunda polis tarafından sorgulanmıştır. İkinci başvuran 4 Mayıs 1995 tarihinde yaşanan olaya katılımı dahil olmak üzere yasadışı örgüt kapsamında gerçekleştirdiği eylemler hakkında ayrıntılı bilgi vermiştir ve ilk başvuran dahil olmak üzere olaya katılan çeşitli kimselerin isimlerini vermiştir.
-
10 Mayıs 1996 tarihinde savcının önüne çıkarılmıştır. Burada polise verdiği ifadeleri ve 4 Mayıs 1995 olayı dahil olmak üzere örgütün düzenlediği çeşitli aktivitelere katıldığını kabul etmiştir. İkinci başvuran örgütten ayrıldığını ve bilgi karşılığında terör örgütü mensuplarına verilecek cezalarda yumuşama ya da af sunan 4959 Sayılı Kanun’dan faydalanmak istediğini belirtmiştir. Bu ifade de avukat yokluğunda alınmıştır. Ardından hakim önüne çıkarılan ikinci başvuran hakim önünde önceki ifadelerini kabul etmiştir. Hakim de tutukluluğuna karar vermiştir.
-
Başvuranlar hakkında başlatılan cezai yargılamalar
-
İlk duruşma 27 Temmuz 1995 tarihinde gerçekleşmiştir.
-
Başvuranlar, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde görülen cezai yargılamalar sırasında haklarında yapılan suçlamaları reddetmiştir.
-
29 Ağustos 1995 tarihli duruşmada başvuranların ve avukatlarının yokluğunda mahkeme polis tarafından ifadeleri alından birkaç tanığı dinlemiştir. Ö.L.A. polise verdiği ifadenin aksine kimlik tespiti yapabilecek düzeyde kimseyi yeteri kadar net görmediğini ifade etmiştir. Nazlım isimli dükkanda çalışan Y.K. bizzat ifade vererek bir kadın ve erkeğin dükkanı ateşe verdiğini belirtti ve kadını detaylı bir şekilde tarif etmiştir. Adama ilişkin olarak adamın yüzünü görmediğini fakat polis karakolunda bu kişiyi kıyafetlerinden tespit ettiğini belirtmiştir. Duruşma sonunda A.A.’nın ikamet adresine en yakın mahkemeye giderek delil vermesiyle A.A.’dan delil elde etmek üzere mahkeme bir talep mektubu hazırlamıştır.
-
7 Ekim 1997 tarihli duruşma sırasına yargılamayı yapan mahkemede Bursa Ağır Ceza Mahkemesi önünde A.A. tarafından verilen ifade sesli olarak okunmuştur. Bu ifadenin içeriği dosyada yer almamaktadır. Duruşmada ilk başvuranın avukatı, başvuranın da bulunduğu bir duruşmada A.A.’nın mahkeme tarafından dinlenmesini talep etmiştir. Bu bağlamda ilk başvuranın avukatı A.A.’nın ifadesinde çelişkiler olduğunu belirtmiştir. Bu duruşmanın transkriptine göre ilk başvuran duruşmaya katılmak istememiştir.
-
Her duruşmanın sonunda mahkeme başvuranların tutukluluğunun devam ettirilmesine karar vermiştir.
-
22 Ekim 1998 tarihinde başvuranlara idam cezası verilmiştir.
-
13 Mayıs 1999 tarihinde Yargıtay davanın esaslarını incelemeden usuli gerekçelerle kararı bozmuştur.
-
Yargıtay’ın kararının ardından yargılamalar, yargılamayı yapan mahkeme önünde tekrar başlamıştır ve yargılama mahkemesinin oluşumu birkaç kez değişmiştir. Ek olarak ilk başvuran yargılama mahkemesinden A.A.yı çapraz sorguya çekebilmek için A.A.nın mahkeme tarafından çağrılmasını tekrar tekrar talep etmiştir.
-
Belirsiz bir tarihte A.A. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bir mektup göndermiştir ve bu mektupta önceki ifadesini geri çekerek kimseyi tespit etmediğini belirtmiştir. 7 Şubat 2002 tarihli duruşmada bu mektup sesli olarak okunmuştur.
-
27 Şubat 2002 tarihinde yargılama mahkemesi başvuranlara idam cezası vermiştir fakat bunu müebbet ağır hapis cezasına çevirmiştir.
-
9 Ekim 2002 tarihinde Yargıtay davanın esaslarını incelemeden usuli gerekçelerle kararı bozmuştur.
-
9 Mart 2004 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Ceza Kanunu’nun 125. maddesince tanımlanan suçu işlemekten suçlu bularak müebbet ağır hapis cezası vermiştir.
-
Başvuranlar karara karşı temyize gitmiştir ve aynı zamanda kendilerinin huzurunda A.A.’nın yargılama mahkemesi tarafından dinlenmediğinden şikayet etmektedir.
-
6 Aralık 2004 tarihinde Yargıtay başvuranların temyiz talebini reddetmiştir ve yargılama mahkemesinin kararını onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
- Avukata erişim hakkı konusundaki ilgili iç hukukun açıklaması Salduz/Türkiye ([BD] no. 36391/02, §§ 27-31, 27 Kasım 2008) davasında bulunabilir.
- 15 Temmuz 2003 tarihinde 4928 Sayılı Kanun 3842 Sayılı Kanun’un 31. maddesini yürürlükten kaldırmıştır. Böylece Devlet Güvenlik Mahkemeleri önündeki yargılamalar sırasında sanıkların avukata erişim hakkı konusundaki sınırlamalar kaldırılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
-
BAŞVURAN ABİDİN DOĞAN HAKKINDA
-
22 Mayıs 2006 tarihli bir mektupta başvuranın avukatı Abidin Doğan’ın başvuruyu takip etmek istemediğini ve başvuranı ilgilen kadarıyla Mahkeme’den başvuruyu kayıttan düşürmesi için talepte bulunmuştur.
-
Yukarıda belirtilenler ışığında ve Sözleşme veya ekli Protokollerince güvence altına alınan haklara saygı gösterilmesi açısından herhangi bir özel koşul bulunmamasından dolayı; Mahkeme, Sözleşme’nin 37 § 1 (a) maddesi uyarınca Abidin Doğan’ın başvurusunu takip etme niyetinde olmadığını belirtmiştir.
-
Bu nedenle Mahkeme, Sözleşme’nin 37 § 1 (a) maddesi uyarınca başvurunun bu kısmının kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
-
MURAT CANŞAD VE ORHAN BİNGÖL’E İLİŞKİN OLARAK SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
-
Başvuranlar polis tarafından gözaltında tutulduğu süre boyunca avukata erişimlerinin olmadığı ve tutukluluklarına sebep olan ve avukat yokluğunda alınan ifadelerin ve diğer delillerin yargı mahkemesi tarafından kullanılması gerekçesiyle adil yargılanmadıklarından şikayet etmektedir. Aynı zamanda başvuranlar haklarında başlatılan cezai yargılamaların uygun bir süre içerisinde tamamlanmadığından şikayet etmektedir. Son olarak ilk başvuran yargılama mahkemesi önünde A.A. isimli tanığı sorguya çekemediğini iddia etmektedir. Başvuranların dayandığı Sözleşme’nin 6. maddesi aşağıdaki gibidir.
"1. Herkes davasının, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.
...
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir
(c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;
(d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşulla altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;
-
Hükümet, bu sava itiraz etmiştir.
-
Kabul Edilebilirlik Hakkında
-
Mahkeme Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi kapsamında bu şikayetlerin dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmiştir. İlave olarak bunların hiçbir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını kaydetmiştir. Bu yüzden kabul edilebilir olarak beyan edilmeleri gerekmektedir.
-
Esas Hakkında
-
Tutukluluk sırasında avukata erişim
-
Başvuranlar, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren bir suçla itham edildiklerinden, 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca avukat yardımından mahrum bırakıldıklarına ilişkin şikâyette bulunmuşlardır.
-
Hükümet başvuranların İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi ve Yargıtay önünde görülen yargılamalar sırasında avukatlar tarafından temsil edildiğini beyan etmiştir. Ayrıca Hükümet yargılama mahkemesinin bütün olarak ele alınan ceza dosyasına dayanarak başvuranları mahkum ettiği kanaatindedir. Bu yüzden Hükümet Mahkeme’yi başvuranların şikayetlerini reddetmeye davet etmiştir.
-
Mahkeme, başvuranların avukat yardımına erişiminin 3842 sayılı Kanun gereği kısıtlandığını ve bu durumun başvuranların yakalandığı dönemde uygulanan sistematik bir kısıtlama olduğunu kaydetmiştir (Salduz/Türkiye[BD], no. 36391/02, § 56, AİHM 2008). Mahkeme, başvuranların avukat yardımına erişimine getirilen kısıtlamanın sistematik mahiyetinin özünde Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesini ihlal edip etmediğini incelemeyi gerekli görmemektedir. Zira her hâlükârda Hükümet, kısıtlamayı zorunlu kılan herhangi bir sebep sunmamış veya soruşturmanın ilk safhasında avukat yardımından faydalandırılmamış olmalarının başvuranların savunma haklarına geri döndürülemez biçimde halel getirmediğini ispat etmemiştir (Salduz/Türkiye[BD], no. 36391/02, §58, AİHM 2008; ve Ibrahim ve Diğerleri/Birleşik Krallık[BD], no.50541/08 ve 3 diğer başvuru numarası, § 274, AİHM 2016). Bu bağlamda Mahkeme, ilk derece mahkemesinin, başvuranlar hakkında mahkûmiyet kararı verirken, polise verilen ifadelere dayandığını gözlemlemiştir. Ayrıca, yargılama esnasında delilleri kabul edilebilirlik yönünden incelememiştir. Benzer şekilde, Yargıtay da bu meseleyle şeklî olarak ilgilenmiş ve bu eksikliğin giderilmesini sağlayamamıştır (bk. Bayram Koç/Türkiye, no. 38907/09, 5 Eylül 2017).
-
Yukarıdaki açıklamalar, Mahkemenin Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar vermesi için yeterlidir.
-
Yargılamanın uzunluğu
-
Başvuranlar, yargılamanın uzunluğunun Sözleşme’nin 6. maddesinde öngörülen “makul süre” koşulunu karşılamadığına ilişkin şikâyette bulunmuştur.
-
Hükümet, yargılamaların toplam süresi ve her yargılama mercii önündeki yargılamaların uzunluğu dikkate alındığında yerel makamlara atfedilecek herhangi bir hareketsizlik dönemi bulunmadığını değerlendirmektedir. Dahası Hükümet, terör suçlarıyla ilgili davaların adi suçları içeren davalardan daha karmaşık olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda, Hükümet davanın uzunluğu, sanıkların sayısı ve başvuranlara yönelik suçlamaların ciddiyeti göz önünde bulundurulduğunda yargılamanın uzunluğunun makul olmadığının düşünülemeyeceğini ifade etmiştir.
-
Mahkeme, yargılamanın uzunluğunun makul olup olmadığına dair değerlendirmenin, davanın koşullarının yanı sıra, davanın karmaşıklığı ve başvuranlar ile ilgili makamların davranışları dikkate alınmak suretiyle gerçekleştirilmesi gerektiğini hatırlatır (bk. diğer birçok karar arasında, Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], no. 25444/94, § 67, AİHM 1999‑II).
-
Birinci başvurana ilişkin olarak Mahkeme ele alınacak sürecin başvuranın 4 Mayıs 1995 tarihinde tutuklanmasıyla başlayıp Yargıtay’ın 6 Aralık 2004 tarihinde verdiği nihai kararla bittiğini belirtmektedir. Böylelikle yargılamalar dokuz yıl yedi aydan fazla sürmüştür. İki yargı merciinde üçer defa incelenmiştir.
-
İkinci başvurana ilişkin olarak bu süreç 27 Nisan 1996 tarihinde başvuranın tutuklanmasıyla başlayıp Yargıtay’ın 6 Aralık 2004 tarihinde verdiği nihai kararla bitmiştir. Böylelikle yargılamalar sekiz yıl yedi aydan fazla sürmüştür. İki yargı merciinde üçer defa incelenmiştir.
-
Ayrıca Mahkeme ceza mahkemelerinin önündeki yargılamaların özellikle karmaşık olmadığını kaydetmiştir. Ayrıca başvuranlara atfedilebilecek herhangi bir gecikme tespit etmediğini belirtir. Yargı mercileri ele alındığında Mahkeme, yargı mahkemesinin ilk kararını vermesi için yaklaşık olarak üç yıl üç ay geçtiğini belirtmiştir. Dahası, yargı mahkemesinin A.A.nın ifadesini alması için iki yıl üç ay geçmiştir. Yargıtay’ın ilk karar bozma kararının ardından yargılama mahkemesinin ilk kararını verebilmesi için iki yıl beş ay geçmiştir ve Yargıtay’ın ikinci karar bozma kararının ardından mahkemenin kararını verebilmesi için bir yıl beş ay geçmiştir. Sonuç olarak yargılamalar sırasında dava yaklaşık olarak sekiz yıl dokuz ay boyunca mahkemenin önündeydi.
-
Mahkeme, mevcut davadakine benzer meseleleri öne süren davalarda, çoğu zaman Sözleşme’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bk., Şuyur/Türkiye, no. 13797/02, §25, 23 Mayıs 2006).
-
Mahkeme, kendisine ibraz edilen tüm belgeleri incelediğinde, Hükümetin, Mahkemenin mevcut davada farklı bir sonuca varmasını sağlayabilecek herhangi bir bilgi veya delil ileri sürmediği görüşündedir. Mahkeme, konuya ilişkin içtihadını dikkate alarak, yargılamaların aşırı uzun sürdüğünü ve “makul süre” koşulunu sağlayamadığını değerlendirmektedir (Daneshpayeh/Türkiye, no. 21086/04, § 28, 16 Temmuz 2009, ve Gürbüz ve Özçelik v./Türkiye, no. 11/05, § 24, 2 Şubat 2016).
-
Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
-
İlk başvuranın A.A.yı şahsen dinleyememesi hakkında
-
İlk başvuran Sözleşme’nin 6 § 3 maddesi kapsamında A.A. isimli önemli bir tanığı yargılama mahkemesi önünde sorguya çekemediğinden şikayet etmektedir.
-
Mahkeme söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olarak beyan edilebileceği görüşündedir. Ancak, davadaki olayları ve Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddelerinin ihlal edildiğini tespit etmesini göz önünde bulundurarak, Mahkeme başvuranın bu başlık altındaki şikâyetlerinin esası hakkında ayrı bir karar vermeye yer olmadığına kanaat getirmiştir (bk. bu davaya uygulandığı ölçüde, Türk/Türkiye, no. 22744/07, §61, 5 Eylül 2017).
-
SÖZLEŞME’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLİDĞİ İDDİASI HAKKINDA
-
Ayrıca başvuranlar, haklarında başlatılan yargılamaların uzunluğuna itiraz edebilecekleri ve Türk Hukuku tarafından sağlanmış bir hukuk yolunun olmadığından şikayet etmektedir. Başvuranların dayandığı Sözleşme’nin 13. maddesi aşağıdaki gibidir:
"Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir"
-
Hükümet, başvuranın şikayetlerine ilişkin olarak etkili bir hukuk yolunun varlığını Anayasa’nın 125. maddesi ile birlikte 2577 Sayılı Kanun’un 13. maddesinde tanımlanan idari davaya işaret etmektedir. Ancak başvuranlar bu yola başvurmamıştır. Sonuç olarak Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Mahkeme’yi bu şikayetin kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmiştir.
-
Mahkeme, Hükümet’in bahsettiği hukuk yolunun prensipte var olduğu ve adli karar için uygulanamayacağı görüşündedir çünkü idari bir dava sadece idari davalara ve ilgili idari kararlara ilişkindir. Bu koşullarda Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 35 § 1 maddesine uymak için Hükümet tarafından gösterilen bu hukuk yolunu uygulamasına gerek olmadığı kanaatindedir.
-
Mahkeme, bu şikayetin yukarıda incelenen ve yargılamaların uzunluğuyla ilişkili olan şikayetle bağlantılı olduğunu ve bu nedenle kabul edilebilir olarak beyan edilmesi gerektiğini kaydetmiştir.
-
Mahkeme önceki başvurularda benzer hususları incelemiş ve Türk hukuku kapsamında başvuranların söz konusu yargılamaların uzunluğuna itiraz edebilecekleri etkin bir hukuk yolu bulunmadığı hususunda Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bk. yukarıda anılan Daneshpayeh, §§ 35-38; yukarıda anılan Ümmühan Kaplan, §§ 56-58; ve Beşerler Yapı San. ve Tic. A.Ş. / Türkiye [Komite], no. 14697/07, §§ 12-26, 24 Eylül 2013). Mahkeme mevcut davada bu sonuçtan ayrılmayı gerektiren herhangi bir husus tespit edememiştir.
-
Bu nedenle Mahkeme, Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
-
SÖZLEŞME’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ
-
Sözleşme’nin 5. maddesi hakkında
-
Başvuranlar ayrıca yargılama öncesi tutukluluk sürelerinin aşırı uzun olduğundan ve tutukluluklarını meşru kılan makul bir şüphenin bulunmadığından şikayet etmektedir.
-
Mahkeme ilk başvuranın 4 Mayıs 1995 ve ikinci başvuranın 27 Nisan 1996 tarihinde tutuklandığını ve tutukluluklarının 9 Mart 2004 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin her ikisini de mahkum etmesiyle bittiğini kaydetmiştir. Ancak başvuranlar 4 Şubat 2005 tarihine kadar Mahkeme’ye başvuruda bulunmamıştır ve bu da altı aydan uzun bir süreye tekabül etmektedir.
-
Mahkeme, başvurunun bu kısmının altı aylık sürenin dışında gerçekleştirildiğine ve bu nedenle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmeleri gerektiğine hükmetmektedir.
-
Sözleşme’nin 6. maddesi hakkında
-
Başvuranlar ayrıca Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğundan şikayet etmektedir.
-
Mahkeme, başvuranların askeri bir hakimin de yer aldığı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum edilmesine rağmen bu hükmün 13 Mayıs 1999 tarihinde Yargıtay tarafından bozulduğunu belirtmiştir. Bu sırada, 1999 Haziran’da yapılan Anayasa değişikliğiyle İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yer alan askeri hakim bir sivil hakimle değiştirilmiştir. Sonuç olarak Yargıtay’ın kararının ardından üç sivil hakimin yer aldığı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde sıradan cezai usuller tarafından sağlanan usuli güvencelerle başvuranlar tekrar yargılanmıştır. (bk., Uysal ve Osal/Türkiye, no. 1206/03, § 24, 13 Aralık 2007 ve orada atıf yapılan davalar).
-
Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca bu şikayeti açıkça dayanaktan yoksun olduğu için reddetmiştir.
-
Sözleşme’nin 13. ve 14. maddesi hakkında
-
Son olarak başvuranlar 13. madde kapsamında şikayetlerinin hiçbirine ilişkin etkili bir hukuk yolunun bulunmadığını belirtmiştir. Onlara göre, bunun başlıca nedeni farklı suç türlerine uygulanabilen farklı yasal hükümlerin bulunmasıydı. Devlete karşı suçlardan yargılandıkları için, daha kısıtlayıcı yasal hükümlere maruz kaldıklarını iddia etmişlerdir. Sonuç olarak, farklı yasal hükümlere tabi tutulmaları nedeniyle Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
-
Mahkeme, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca bu şikayetleri açıkça dayanaktan yoksun oldukları için reddetmiştir.
-
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
-
Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”
-
Tazminat
-
Başvuranlardan her biri, 4.26% faiz oranında ek ödeme hariç olmak üzere maddi tazminat olarak 5.000 avro ve manevi tazminat olarak 7.500 avro talep etmiştir.
-
Hükümet, başvuranın maddi ve manevi tazminata karşılık talep ettiği miktarların dayanaksız ve aşırı olduğunu belirterek, söz konusu taleplere itiraz etmiştir.
-
Mahkeme, tespit edilen ihlâl ile iddia edilen maddî zarar arasında hiçbir illiyet bağı görmemektedir; bu nedenle, bu talebi reddetmiştir.
-
Ancak Mahkeme, başvuranın maruz kaldığı acının ve sıkıntının, yalnızca Mahkeme’nin yargılamaların uzunluğu ve bu hususta etkili bir hukuk yolunun bulunmamasına ilişkin vermiş olduğu ihlal kararıyla telafi edilemeyeceği görüşündedir. Bu yüzden ilk başvurana 5.500 avro ve ikinci başvurana 4.400 avro ödenmesini uygun bulmuştur.
-
Mahkeme’nin Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesine yönelik vermiş olduğu ihlal kararına ilişkin, Mahkeme, ihlal tespitinin yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatindedir (bk. Dvorski/Hırvatistan [BD], no. 25703/11, § 117, AİHM 2015). Mahkeme ayrıca, en uygun tazmin şeklinin başvuranların, eğer dilerlerse, Sözleşme’nin 6. maddesinin gerekliliklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı görüşündedir (bk. Aydın Çetinkaya/Türkiye, no. 2082/05, § 119, 2 Şubat 2016). Mahkeme bu nedenle, bu başlık altında herhangi bir tazminata hükmetmemektedir.
-
Masraf ve Giderler
-
Başvuranlardan her biri yargılama masraf ve giderleri için 6.000 avro talep etmiştir. Başvuranlar ayrıca Mahkeme önünde gerçekleşen tercüme, posta, telefon ve faks yoluyla iletişim, kırtasiye ve yol gibi masraf ve giderler için müştereken 2.000 avro talep etmiştir. Taleplerini desteklemek üzere başvuranların avukatı Türkiye Barolar Birliği’nin ücret tarifesini ve başvuranlarla yapılan sözleşmeyi sunmuştur. Ayrıca avukat 4.26% faiz oranında ek ödeme talep etmiştir.
-
Hükümet, haklı gerekçelere dayanmadığı için taleplere itiraz etmiştir.
-
Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin fiilen ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu belgelendirebildiği takdirde bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada elinde bulunan belgeleri ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önünde bulunduran Mahkeme, önünde gerçekleşen yargılamalara ilişkin masraf ve giderler için başvuranlara 2.000 avro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmiştir.
-
Gecikme Faizi
-
Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
-
Davanın Abidin Doğan adına açılması gerekçesiyle davanın kayıttan düşürülmesine;
-
Başvuranların yargılama öncesinde avukata erişimlerinin olmamasına, avukat yokluğunda verdikleri ifadelerin yargılamayı yapan mahkeme tarafından kullanılmasına, bu şikayete ilişkin etkili bir hukuk yolunun bulunmadığına ve ilk başvuranın A.A.’yı yargılama mahkemesi önünde sorguya çekememesine ilişkin şikayetlerin kabul edilebilir olduğuna; başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğuna;
-
Sözleşme’nin 6 § 1 ve 3 maddesinin ihlal edildiğine;
-
Yargılamaların uzunluğuna ilişkin olarak Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
-
Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
-
İlk başvuranın yargılama mahkemesi önünde A.A.’yı sorguya çekememesine ilişkin şikayeti Sözleşme’nin 6 § 3 (d) maddesi kapsamında incelemeye gerek olmadığına;
-
İhlal tespitinin, tutuklu oldukları süre içerisinde avukata erişimlerinin olmadığına ilişkin şikâyetleriyle ilgili olarak uğradığı manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;
-
(a) Davalı devlet tarafından başvuranlara, Sözleşme’nin 44/2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) Yargılamaların süresine ilişkin olarak miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf olmak üzere, ilk başvurana 5.500 avro (beş bin beş yüz avro) ve ikinci başvurana 4.400 avro (dört bin dört yüz avro) manevi tazminat ödenmesine;
(ii) Başvuranlara ödetilebilecek her türlü vergi hariç olmak üzere tüm masraflar ve harcamalar için müştereken 2.000 avro (iki bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına;
- Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 13 Mart 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Robert Spano
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.