CASE OF GÜNANA AND OTHERS v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
GÜNANA VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE
(Başvuru No. 70934/10, 6560/11, 23599/12, 39367/12 ve 66687/12)
KARAR
STRAZBURG
20 Kasım 2018
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Günana ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Ivana Jelić
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 23 Ekim 2018 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler sonucunda anılan aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
-
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, üç Türk vatandaşının, Turan Günana (Başvuru No. 70934/10, 39367/12 ve 66687/12), Musa Kaya (Başvuru No. 6560/11) ve Halil Gündoğan’ın (Başvuru No. 23599/12) (“başvuranlar”) 23 Eylül 2010 (Başvuru No. 70934/10), 12 Ekim 2010 (Başvuru No. 6560/11), 19 Mart 2012 (Başvuru No. 23599/12), 3 Mayıs 2012 (Başvuru No. 39367/12) ve 1 Ekim 2012 (Başvuru No. 66687/12) tarihlerinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları beş başvuru (No. 70934/10, 6560/11, 23599/12, 39367/12 ve 66687/12) bulunmaktadır.
-
Günana, İstanbul Barosuna bağlı Avukat E. Kanar; Gündoğan ise Ankara Barosuna bağlı Avukat A. Erdoğan tarafından temsil edilmiştir. Kaya’nın, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 36. maddesinin 2. fıkrasının in fine (son cümlesi) uyarınca, kendi davasını bizzat savunmasına izin verilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
-
Başvuranlar, Mahkeme önünde, ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Günana ayrıca, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinden yakınmıştır.
-
Başvuranların ifade özgürlüğü haklarının ve başvuran Turan Günana’nın adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ile ilgili şikâyetler 7 Haziran 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvuruların geri kalan kısmı Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olarak açıklanmıştır.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
A. Turan Günana tarafından yapılan başvurular
-
Başvuran Turan Günana 1981 doğumludur. İlgili, olayların meydana geldiği dönemde, Tekirdağ’da bir cezaevinde tutuklu bulunmaktaydı.
-
Başvuru No. 70934/10
-
11 Ocak 2010 tarihinde başvuranın hücresinde yapılan arama sırasında, cezaevi görevlileri tarafından, ilgiliye ait olan, yaklaşık 500 sayfalık el yazısı bir doküman ele geçirilmiştir.
-
Cezaevi Eğitim Kurulu, 3 Şubat 2010 tarihinde, terör örgütü lehine propaganda yapıldığı, bu örgütün liderini ve üyelerini övücü ifadelere yer verildiği, örgüt üyelerinin eğitim bilgilerinin bulunduğu ve terör örgütü mensubu olma nedeniyle mahkûm edilen hükümlü ve tutuklulara ait iletişim bilgilerinin yer aldığı gerekçesiyle, el yazısı dokümana el konulmasına karar vermiştir. Cezaevi Eğitim Kurulu, bu kararını, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün (“Tüzük”) 4. maddesinin 2. fıkrasına, 104 ve 105. maddelerine atıfta bulunarak desteklemiştir (aşağıda 41, 42 ve 44. paragraflar).
-
Başvuran, 8 Şubat 2010 tarihinde, bu karara itiraz etmiştir.
-
Tekirdağ Cumhuriyet Savcısı, (“Cumhuriyet Savcısı”) 25 Şubat 2010 tarihinde, yazılı mütalaa sunmuş ve mütalaasında, başvuranın itirazının reddedilmesini talep etmiştir. İçerikleri itibariyle terör örgütü ile ilişkili bir çalışma ya da faaliyet olarak değerlendirilen dokümanlara el konulması kararının, usul ve yasaya uygun olduğunu belirtmiştir. Bu mütalaa, başvurana tebliğ edilmemiştir.
-
Tekirdağ İnfaz Hâkimliği, 10 Mart 2010 tarihinde, itiraz edilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu değerlendirmesinde bulunarak, başvuranın itirazının reddine karar vermiştir. Cumhuriyet Savcısının verdiği 25 Şubat 2010 tarihli yazılı mütalaaya, İnfaz Hâkimliği tarafından kararında atıf yapılmıştır.
-
Başvuran, İnfaz Hâkimliğinin kararına itiraz etmiştir. Başvuran, el konulan el yazısı dokümanın, ifade özgürlüğü hakkını kullanmanın sonucu olduğunu ileri sürmüştür.
-
Tekirdağ Cumhuriyet Savcısı, 1 Nisan 2010 tarihinde, yazılı mütalaa sunmuş ve mütalaasında, başvuranın itirazının reddedilmesi talebinde bulunmuştur. Cumhuriyet Savcısı, el konulan el yazısı dokümanın, terör örgütüne mensup olan tutukluları militan eylemlere yönlendirici ve aralarında haberleşmeyi sağlayıcı nitelikte açıklama ve ibareler içermesi nedeniyle, el koyma kararının 5275 sayılı Kanun’a (aşağıda 40. paragraf) uygun olduğunu ileri sürmüştür. Bu mütalaa, başvurana tebliğ edilmemiştir.
-
Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi 5 Nisan 2010 tarihinde, İnfaz Hâkimliğinin kararının usul ve yasaya uygun olduğu değerlendirmesinde bulunarak, başvuranın itirazının reddine karar vermiştir.
-
Başvuru No. 39367/12
-
8 Mart 2011 tarihinde başvuranın hücresinde yapılan bir arama sırasında, cezaevi görevlileri tarafından, ilgiliye ait olan, yüzlerce sayfalık el yazısı doküman ele geçirilmiştir.
-
Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu, 9 Mart 2011 tarihinde, terör örgütünün faaliyetlerine ilişkin bölümlerin yanı sıra söz konusu örgütün yöneticilerinin isimleri, bu örgüte mensup olduğu gerekçesiyle mahkûm edilen kişilerin adres bilgileri ve söz konusu örgütü ve liderini övücü ifadeler yer aldığı gerekçesiyle, söz konusu dokümanlara el konulmasına karar vermiştir. İdare ve Gözlem Kurulu, kararını, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 24 Kasım 2010 tarihli Genelgesine dayandırmıştır.
-
Başvuran, 14 Mart 2011 tarihinde, bu karara itiraz etmiştir.
-
Cumhuriyet Savcısı, 7 Nisan 2010 tarihinde sunduğu yazılı mütalaasında, başvuranın itirazının reddedilmesi talebinde bulunmuştur. Cumhuriyet savcısı, terör örgütünün faaliyetleri ile ilgili dokümanların cezaevinde hazırlanmasına izin veren herhangi bir hüküm bulunmadığını ve ihtilaf konusu dokümanların suç teşkil ettiğini ileri sürerek, el koyma kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirtmiştir. Bu mütalaa, başvurana tebliğ edilmemiştir.
-
İnfaz Hâkimliği, 2 Mayıs 2011 tarihinde, idarenin kararının usul ve yasaya uygun olduğu değerlendirmesinde bulunarak, başvuranın itirazının reddine karar vermiştir. Cumhuriyet Savcısının verdiği 7 Nisan 2011 tarihli yazılı mütalaaya, İnfaz Hâkimliği tarafından kararında atıf yapılmıştır.
-
Başvuran, İnfaz Hâkimliğinin kararına itiraz etmiştir. Başvuran bilhassa, el konulan yazıların, ifade özgürlüğü hakkı ışığında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
-
Cumhuriyet Savcısı, 27 Ekim 2010 tarihinde sunduğu yazılı mütalaasında, başvuranın itirazının reddedilmesi talebinde bulunmuştur. Cumhuriyet Savcısı, İnfaz Hâkimliğinin kararının usul ve kanuna uygun olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur. Bu mütalaa, başvurana tebliğ edilmemiştir.
-
Ağır Ceza Mahkemesi 4 Kasım 2011 tarihinde, İnfaz Hâkimliğinin kararının usul ve yasaya uygun olduğu değerlendirmesinde bulunarak, başvuranın bu karara karşı yaptığı itirazının reddine karar vermiştir.
-
Başvuru No. 66687/12
-
5 Aralık 2011 tarihinde başvuranın hücresinde yapılan arama sırasında, cezaevi görevlileri tarafından, ilgiliye ait olan, 23 sayfadan müteşekkil el yazısı bir doküman ele geçirilmiştir.
-
Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu 9 Ocak 2012 tarihinde, sakıncalı ifadeler içerdiği gerekçesiyle el yazısı dokümana el konulmasına karar vermiştir. İdare ve Gözlem Kurulu, kararına dayanak olarak yukarıda anılan 24 Kasım 2010 tarihli Genelgeyi ileri sürmüştür.
-
Başvuran, 24 Ocak 2012 tarihinde, bu karara itiraz etmiştir.
-
Cumhuriyet Savcısı belirtilmeyen bir tarihte, sunduğu yazılı mütalaasında, başvuranın itirazının reddedilmesi talebinde bulunmuştur. İçerikleri itibariyle terör örgütü ile ilişkili olan dokümanlara el konulması kararının, usul ve yasaya uygun olduğunu belirtmiştir. Bu mütalaa, başvurana tebliğ edilmemiştir.
-
Tekirdağ İnfaz Hâkimliği, 7 Şubat 2012 tarihinde, söz konusu kararın usul ve yasaya uygun olduğu değerlendirmesinde bulunarak, başvuranın itirazının reddine karar vermiştir. Cumhuriyet Savcısının, başvuranın itirazı ile ilgili olarak verdiği yazılı mütalaaya, İnfaz Hâkimliği tarafından kararında atıf yapılmıştır.
-
Başvuran, İnfaz Hâkimliğinin kararına itiraz etmiştir. Başvuran bilhassa, ihtilaf konusu yazılara el konulmasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
-
Cumhuriyet Savcısı, 21 Mart 2012 tarihinde, yazılı mütalaa sunmuş ve mütalaasında, başvuranın itirazının reddedilmesini talep etmiştir. Cumhuriyet Savcısı, İnfaz Hâkimliğinin kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirtmiştir. Bu mütalaa, başvurana tebliğ edilmemiştir.
-
Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi 2 Nisan 2012 tarihinde, İnfaz Hâkimliğinin kararının usul ve yasaya uygun olduğu değerlendirmesinde bulunarak, başvuranın bu karara karşı yaptığı itirazının reddine karar vermiştir.
B. Musa Kaya tarafından yapılan başvuru (No. 6560/11)
-
Başvuran Musa Kaya 1973 doğumludur. İlgili, olayların meydana geldiği dönemde, Erzurum’da bir cezaevinde tutuklu bulunmaktaydı.
-
4 Aralık 2009 tarihinde başvuranın hücresinde yapılan arama sırasında, cezaevi görevlileri tarafından, ilgiliye ait olan ve kabında bir terör örgütünün bayrağının ve bu örgütün liderinin fotoğrafının yapıştırılmış olduğu el yazısı bir defter ele geçirilmiştir.
-
Cezaevi Eğitim Kurulu 24 Aralık 2009 tarihinde, terör örgütü lehine propaganda yaptığı gerekçesiyle söz konusu el yazısı dokümana el konulmasına karar vermiştir. Eğitim Kurulu kararını herhangi bir yasal dayanakla desteklememiştir.
-
Erzurum İnfaz Hâkimliği 12 Nisan 2010 tarihinde, başvuran tarafından bu karara karşı yapılan itiraz hakkında karar vererek, başvuranın söz konusu terör örgütüne ilişkin unsurları el yazısı dokümandan kaldırmayı kabul etmesi koşuluyla bu dokümanı kendisine geri vermeye karar vermiştir.
-
Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi 14 Nisan 2010 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı tarafından İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı yapılan itiraz hakkında kesin olarak karar vererek, cezaevi idaresinin söz konusu deftere el koyma kararın usul ve yasaya uygun olduğu değerlendirmesinde bulunarak İnfaz Hâkimliğinin kararının iptaline karar vermiştir.
B. Halil Gündoğan tarafından yapılan başvuru (No. 23599/12)
-
Başvuran Halil Gündoğan 1960 doğumludur. İlgili, olayların meydana geldiği dönemde, Ankara’da bir cezaevinde tutuklu bulunmaktaydı.
-
Cezaevi Okuma Komisyonu 26 Temmuz 2011 tarihinde, başvuranın kendisini ziyarete gelen bir kişiye vermeye çalıştığı 200 sayfalık el yazısı bir doküman ele geçirmiştir.
-
Cezaevi Disiplin Kurulu 3 Ağustos 2011 tarihinde, içeriğindeki bir terör örgütü ve bu örgütün üyelerinin faaliyetlerini övücü nitelikteki ifadeleri dikkate alarak, sakıncalı olduğu değerlendirmesinde bulunmuş ve söz konusu el yazısı dokümana el konulmasına karar vermiştir. Disiplin Kurulu kararına dayanak olarak, 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin 3. fıkrası (aşağıda 40. paragraf) ile Tüzük’ün 91. maddesinin 3. fıkrası ve 123. maddesini (aşağıda 42 ve 46. paragraflar) ileri sürmüştür.
-
Ankara İnfaz Hâkimliği 18 Ağustos 2011 tarihinde, söz konusu kararının usul ve yasaya uygun olduğu değerlendirmesinde bulunarak, başvuranın bu karara karşı yaptığı itirazının reddine karar vermiştir.
-
Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 3 Ekim 2011 tarihinde, İnfaz Hâkimliğinin kararının usul ve yasaya uygun olduğu değerlendirmesinde bulunarak, başvuranın bu karara karşı yaptığı itirazının reddine karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
A. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun
- 5275 sayılı 13 Aralık 2004 tarihli Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un (“5275 sayılı Kanun”)1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren “Hükümlünün mektup, faks ve telgrafları alma ve gönderme hakkı” başlıklı 68. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“ 1. Hükümlü, bu maddede belirlenen kısıtlamalar dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma ve ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme hakkına sahiptir.
-
Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.
-
Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmez.
-
Hükümlü tarafından resmî makamlara veya savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi değildir. ”
B. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük
- 6 Nisan 2006 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 20 Mart 2006 tarihli Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında gözetilecek temel ilkeler” başlıklı 4. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“(...)
- Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, (...) genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara (...) ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır.
(...) ”
- Bu Tüzük’ün “Hükümlünün mektup, faks ve telgrafları alma ve gönderme hakkı” başlıklı 91. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“ 1. Hükümlü, kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma ve ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme hakkına sahiptir.
-
Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.
-
Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez.
(...) ”
- Bu Tüzük’ün “Eğitim ve öğretimin tanımı ve amacı” başlıklı 104. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Kurumlarda eğitim ve öğretim; hükümlüye yeni ve olumlu davranışlar kazandırmayı hedefleyen ve bu amacı gerçekleştirmek üzere beden, zihin, ahlâk ve duygu bakımından dengeli ve sağlıklı bir biçimde gelişmiş bir yapıya, özgür ve bilimsel düşünceye, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan hakları ve onuruna saygılı, yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek, bilgi, yetenek, beceri ve davranışlarını geliştirmek, birlikte çalışma ve iş görme alışkanlığı kazandırarak yaşama hazırlamak, kendilerinin geçim ve mutluluklarını sağlayacak faaliyetleri içeren hizmetlerin bütünüdür. ”
- Bu Tüzük’ün “Eğitim programları” başlıklı 105. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“1. Hükümlüye, kurumda bulunduğu süre içinde, kişiliğini geliştirecek, eğitimini güçlendirecek, yeni beceriler elde etmesini, suç işleme eğilimini yok etmeyi sağlayacak ve salıverilme sonrasına hazırlayacak eğitim programları uygulanır.
-
Eğitim programları; temel eğitim, orta ve yüksek öğretim, meslek eğitimi, din eğitimi, beden eğitimi, kütüphane ve psiko-sosyal hizmet konularını kapsar.
-
Eğitim programları, hükümlünün, yaş, cinsiyet, öğrenim durumu, ceza süresi, yetenekleri ve kültür durumuna uygun olarak hazırlanır. ”
-
Tüzük’ün “Mektupların gönderilmesi ve gelen mektupların verilmesi” başlıklı 122. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“1. 91 inci maddeye göre mektup alma ve gönderme hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks ve telgraflar, zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdür başkanlığında, idare memuru ve yüksek okul mezunu iki infaz ve koruma memuru tarafından oluşturulan mektup okuma komisyonuna iletilmek üzere güvenlik ve gözetim servisi personeline verilir. Yapılan incelemeden sonra gönderilmesinde sakınca görülmeyen mektuplar üzerine "görüldü" kaşesi vurulur, zarf içerisine konularak kapatılır ve postaneye teslim edilir.
-
Resmî makamlara veya savunması için avukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmü uygulanır.
-
Hükümlülere gönderilen ve açılıp incelendikten sonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks ve telgraflar zarfları ile birlikte verilir. ”
-
Bu Tüzük’ün “Sakıncalı görülen mektuplar” başlıklı 123. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“ 1. Mektup okuma komisyonunca, mahalline gönderilmesi veya hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç yirmidört saat içinde disiplin kuruluna verilir. İ Mektubun disiplin kurulu tarafından kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde, mektup aslı çizilmeden veya yok edilmeden şikâyet ve itiraz süresinin sonuna kadar muhafaza edilir. Mektubun kısmen sakıncalı görülmesi hâlinde, aslı idarede tutularak fotokopisinde sakıncalı görülen kısımlar okunmayacak şekilde çizilerek disiplin kurulu kararı ile birlikte ilgilisine tebliğ edilir. Mektubun tamamının sakıncalı görülmesi hâlinde, sadece disiplin kurulu kararı tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren infaz hâkimliğine başvuru için gereken süre beklenir. Bu süre içinde infaz hâkimliğine başvurulmamış ise, disiplin kurulu kararı yerine getirilir. İnfaz hâkimliğine başvurulmuş ise, infaz hâkimliği kararının tebliğinden itibaren itiraz süresi beklenir. İnfaz hâkimliği kararına itiraz edilmemiş ise bu karara göre, itiraz edilmiş ise mahkemenin kararına göre işlem yapılır.
-
Hükümlüye yapılacak tebligatta, tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde infaz hâkimliğine şikâyet hakkının kullanılmaması veya infaz hâkimliği kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde ağır ceza mahkemesine itiraz edilmemesi hâlinde, disiplin kurulu kararının kesinleşerek mektubun sakıncalı görülen kısımlarının okunmayacak şekilde çizilerek verileceği veya tamamı sakıncalı görülen mektubun verilmeyeceği bildirilir.
-
Kısmen veya tamamen sakıncalı görülen mektuplar, iç hukuk veya uluslararası hukuk yollarına başvuru yapılması durumunda kullanılmak üzere idarece saklanır. ”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ HAKKINDA
- Başvuruların olay ve olgular ile hukuk açısından benzerlik göstermeleri nedeniyle, Mahkeme, İç Tüzüğünün 42. maddesinin 1. fıkrasının kendisine izin verdiği şekilde, başvuruların birleştirilmesine karar vermektedir.
II. HÜKÜMETİN 6560/11 NO.LU BAŞVURU İLE İLGİLİ İLK İTİRAZI
-
Hükümet, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 36. maddesinin 2 ve 4. fıkralarına atıfta bulunarak, başvuranın, başvurunun bildirilmesi sonrasında Mahkeme önünde kendisini temsil etmesi için avukat tayin etmediği gerekçesiyle, Mahkeme’yi 6560/11 no.lu başvuruyu kayıttan düşürmeye davet etmektedir.
-
Mahkeme, İç Tüzüğü’nün 36. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, başvurunun, davalı Sözleşmeci Tarafa bildirilmesini takiben, Daire Başkanı aksine karar vermedikçe, başvuranın, bu maddenin 4. fıkrasına uygun olarak temsil edilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, somut olayda, Bölüm Başkanının, başvuranın 18 Ocak 2018 tarihli görüşlerini, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 36. maddesinin 2. fıkrası in fine (son cümlesi) uyarınca, kendi davasını bizzat savunma zımni talebi olarak değerlendirmesi nedeniyle, 9 Nisan 2018 tarihinde, başvurana, Mahkeme önündeki yargılamada kendi davasını bizzat savunma izni vermeye karar verdiğini kaydetmektedir.
-
Bu nedenle, Hükümetin itirazının reddedilmesi uygundur.
III. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
- Başvuranlar, cezaevi idareleri tarafından el yazısı dokümanlarına el konulması nedeniyle, Sözleşme’nin 10. maddesiyle öngörüldüğü şekliyle, ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler. Bu hüküm, aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. (...)
- Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması (...) için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
-
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği bağlamında itirazda bulunmaktadır. Hükümet bu bağlamda, Türkiye’de 6384 sayılı Kanun’la yeni bir hukuk yolu oluşturulduğunu ve bu Kanun’la kurulan Tazminat Komisyonu’nun yetkisinin, diğerlerinin yanı sıra, cezaevi idaresinin, tutuklu ya da mahkûmların, Türkçe olarak kaleme alınmış olan benzer her türlü yazışma ve mektupları alma veya göndermeyi reddetmesi ile ilgili şikâyetlerini incelemesine imkan vermek amacıyla 9 Mart 2016 tarihli kararname ile genişletildiğini belirtmektedir.
-
Hükümet, başvuranların şikâyetinin, özü itibarıyla, Sözleşme’nin 10. maddesinin değil, 8. maddesinin uygulama alanına girdiğini ileri sürmektedir. Hükümet bu bağlamda, mevcut davanın koşullarının, bir kitap taslağının, yayımlanması için başvuranın avukatına gönderilmek üzere cezaevi idaresine teslim edildiği Sarıgül /Türkiye (No. 28691/05, 23 Mayıs 2017) davasının koşullarından farklılık gösterdiği kanısındadır. Hükümet, el yazısı dokümanlarına cezaevi idaresi tarafından el konulmasına ilişkin şikâyetleriyle ilgili olarak, başvuranları, 6384 sayılı Kanun’la öngörülen hukuk yolunu kullanmamakla suçlamaktadır.
-
Başvuranlar Turan Günana ve Musa Kaya, şikâyetlerinin, hücrelerinde yapılan aramalar sırasında kişisel dokümanlarına cezaevi idaresi tarafından el konulması ile ilgili olduğunu belirtmekte ve Tazminat Komisyonunun bu şikâyeti inceleme konusunda yetkili olmadığını ileri sürmektedirler. Başvuranlar öte yandan, bu Komisyon tarafından verilen kararlar göz önüne alındığında, bunun etkin bir hukuk yolu teşkil etmediğini iddia etmektedirler. Başvuran Halil Gündoğan, Hükümetin itirazı ile ilgili olarak açıklama yapmamaktadır.
-
Mahkeme, yukarıda anılan yeni başvuru yolunun düzenlenmesi kapsamında kurulan Tazminat Komisyonunun, tutukluların, Türkçe olarak kaleme alınmış olan benzer her türlü yazışma veya mektupların alınması veya gönderilmesinin reddedilmesi nedeniyle yazışma haklarını kullanmalarına yönelik cezaevi idaresinin müdahalesi ile ilgili şikâyetlerini inceleme konusunda yetkili olduğunu kaydetmektedir (Sayan/Türkiye (kk.), No. 49460/11, § 19, 14 Haziran 2016). Ancak somut olayda, başvuranların şikâyetlerinin basit mektuplar göndermeyi ya da almayı reddetmekle ilgili değil de, başvuranların hücrelerinde yapılan aramalarda (Başvuru No. 70934/10, 6560/11, 39367/12 ve 66687/12, yukarıda 6, 14, 22 ve 31. paragraflar) ya da ilgilinin, kendisini ziyarete gelen bir şahsa el yazısı dokümanını verme girişimi (Başvuru No. 23599/12, yukarıda 36. paragraf) vesilesiyle önemli miktarda el yazısı dokümana el konulması ile ilgili olması sebebiyle, Sözleşme’nin 10. maddesiyle korunan ifade özgürlüğü hakkı açısından inceleme yapılmaya uygundur. Bu nedenle, Tazminat Komisyonu, başvuranların şikâyetlerini inceleme konusunda yetkili olarak kabul edilemez (bk. mutatis mutandis (gerekli değişikler yapılmak koşuluyla), yukarıda anılan Sarıgül kararı, § 36).
-
Mahkeme, bütün bu gerekçeleri göz önünde bulundurarak, Hükümetin itirazlarını reddetmektedir.
-
Öte yandan Mahkeme, söz konusu şikâyetlerin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmekte ve başka hiçbir kabul edilemezlik engeli bulunmayan işbu şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
-
1. Bir müdahalenin varlığı hakkında
-
Başvuran Turan Günana, kişisel dokümanlarına cezaevi idaresi tarafından el konulmasının, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlalini teşkil ettiğini ileri sürmektedir. Başvuran Musa Kaya, Hükümetin, el yazısı defterinin içeriğinin terör örgütü lehine propaganda niteliği taşıdığı yönündeki iddiasına karşı çıkmaktadır. Başvuran Halil Gündoğan, bu hususla ilgili olarak açıklamada bulunmamaktadır.
-
Hükümet, el konulan belgelerin içerikleri itibarıyla, terör örgütü ile ilişkili olmalarından bahisle, ifade özgürlüğü hakkı kapsamına girmedikleri kanaatine varmaktadır. Hükümet dolayısıyla, ifade özgürlüğü hakkının başvuranlar tarafından kullanılmasına müdahalede bulunulmadığını değerlendirmektedir.
-
Mahkeme, cezaevi idareleri tarafından el konulan dokümanların, başvuranlar tarafından oluşturulmuş el yazısı dokümanlar olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme, söz konusu dokümanların, ifade özgürlüğü hakkının ilgililer tarafından kullanılmasının bir neticesi olduğu kanısındadır.
-
Bu nedenle Mahkeme, başvuranların el yazısı dokümanlarına el konulmasının, ifade özgürlüğü hakkının kullanılmasına bir müdahale teşkil ettiği kanaatine varmaktadır.
-
Müdahalenin haklı olup olmadığı hakkında
-
Bu türden bir müdahale "kanunla öngörülmediği", 10. maddenin 2. fıkrasında sıralanan meşru amaçlardan birini ya da birkaçını izlemediği ve "demokratik bir toplumda gerekli" olarak kabul edilemediği sürece Sözleşme’nin 10. maddesini ihlal etmektedir.
-
Başvuranlar, ihtilaf konusu müdahalenin kanunla öngörülüp öngörülmediği hususu ile ilgili olarak açıklamada bulunmamaktadırlar.
-
Hükümet, 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin 2 ve 3. fıkraları ile Tüzük’ün 122. maddesinin, ihtilaf konusu müdahalenin yasal temelini teşkil ettiğini ve bu hükümlerin, Mahkeme’nin içtihadında yer alan açıklık, ulaşılabilirlik ve öngörülebilirlik kriterlerini karşıladığını ileri sürmektedir.
-
Mahkeme ilk olarak, Hükümet tarafından ihtilaf konusu tedbirin yasal temeli olarak gösterilen 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin 2 ve 3. fıkraları ile Tüzük’ün 122. maddesinin, somut olayda olduğu gibi, bir ziyaretçiye el yazısı doküman verilmesi ya da hücrelerinde yapılan aramalar sırasında hükümlülerin el yazısı dokümanlarına el konulması ile ilgili değil de, hükümlüler tarafından mektup, faks ve telgrafları alma ve gönderme (yukarıda 40 ve 45. paragraflar) ile ilgili olduğunu kaydetmektedir.
-
Mahkeme daha sonra, cezaevi idarelerinin, başvuranların el yazısı dokümanlarına el konulması ile ilgili kararlarını inceleyerek, cezaevi idaresinin herhangi bir hukuki dayanak sunmadığı 6560/11 no.lu başvuru kapsamında verilen el koyma kararı haricinde, idarelerin, kararlarını desteklemek için farklı yasal dayanaklar ileri sürdüklerini tespit etmektedir. Bunun yanı sıra, 70934/10 no.lu başvuru kapsamında ileri sürülen yasal temel, Tüzük’ün, cezaların infazı ve hükümlülerin eğitiminde gözetlenen temel ilkeler (yukarıda 41, 43 ve 44. paragraflar) ile ilgili olan 4. maddesinin 2. fıkrası ile 104 ve 105. maddelerinden (yukarıda 7. paragraf) ibarettir. 39367/12 ve 66687/12 no.lu başvurular kapsamında ileri sürülen yasal temel ise, içeriğinden ne Hükümetin görüşlerinde ne de ilgili kararlarda bahsedilmemiş olan Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 24 Kasım 2010 tarihli Genelgesidir (yukarı 15 ve 23. paragraflar). 23599/12 no.lu başvuru kapsamında ileri sürülen yasal temel, hükümlü şahıs tarafından bir ziyaretçiye el yazması doküman verilmesi ile ilgili değil de, hükümlülerin mektup almaları ve göndermeleri ile ilgili olan (yukarıda 40, 42 ve 46. paragraflar) 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin 3. fıkrası ile Tüzük’ün 91. maddesinin 3. fıkrası ve 123. maddesinden (yukarıda 37. paragraf) ibarettir.
-
Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme ancak, somut olayda Hükümet ve cezaevi idareleri tarafından ihtilaf konusu tedbirlere dayanak olarak gösterilen yasal hükümlerin hiçbirinde, hükümlüye ait el yazısı bir dokümana herhangi bir koşul altında el konulmasının öngörülmediği tespitinde bulunabilir. Mahkeme ayrıca, cezaevi makamlarının, vakalar benzer olsa bile, başvuranların el yazısı dokümanlarına el koymak için farklı yasal dayanaklar ileri sürdüklerini saptamaktadır. Mahkeme bu nedenle, Hükümetin, iç hukukta, hükümlüye ait olan ve basit bir yazışma niteliğine sahip olmayan bir yazıya ilişkin el koyma tedbirinin dayandığı bir yasal temelin varlığına işaret etmediği kanaatine varmaktadır.
-
Bu nedenle, Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında “kanunla öngörülmediği” sonucuna varmaktadır. Mahkeme bu sonucu göz önünde bulundurarak, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasının diğer gerekliliklerine -yani meşru bir amacın varlığı ve müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliği- somut olayda riayet edilip edilmediğinin incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
-
Mahkeme sonuç olarak, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
IV. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
- Başvuran Turan Günana 70934/10, 39367/12 ve 66687/12 no.lu başvurular kapsamında, İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesi önündeki yargılamalar sırasında Cumhuriyet savcısının mütalaalarının tebliğ edilmemesinin, silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedir. Başvuran, bu bağlamda Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürmektedir. İşbu maddenin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (...) konusunda karar verecek olan (...) bir mahkeme tarafından (...) hakkaniyete uygun olarak, (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir.(...) ”
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
-
Hükümet, biri iç hukuk yollarının tüketilmediği, diğeri ise Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendinde öngörülen önemli zarar koşulu ile ilgili iki kabul edilemezlik itirazında bulunmaktadır.
-
İç hukuk yollarının tüketilmediği bağlamındaki itiraz
-
Hükümet, başvuranın, Cumhuriyet savcısının, İnfaz Hâkimliğinin kararlarından önce sunulan mütalaalarının tebliğ edilmemesi ile ilgili şikâyetini Ağır Ceza Mahkemesi önünde ileri sürmemesi nedeniyle, söz konusu şikâyetin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olarak açıklanması gerektiği değerlendirmesinde bulunmaktadır.
-
Başvuran, bu itirazla ilgili olarak açıklamada bulunmamaktadır.
-
Mahkeme, söz konusu kararların tebliğ edilmesi sırasında İnfaz Hâkimliğinin kararlarından önce sunulan Cumhuriyet savcısının mütalaalarından bilgi sahibi olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, Hükümetin de vurguladığı üzere, başvuranın, söz konusu mütalaaların tebliğ edilmemesi bağlamındaki şikâyetini Ağır Ceza Mahkemesi önünde ileri sürme imkânına sahip olduğunu kaydetmektedir. Ancak ilgili, Ağır Ceza Mahkemesi önünde İnfaz Hâkimliğinin kararlarına itirazda bulunduğu sırada böyle bir şikâyet sunmamıştır (yukarıda 11, 19 ve 27. paragraflar).
-
Şikâyetin, Cumhuriyet savcısının, İnfaz Hâkimliğinin kararlarından önce sunulan mütalaalarının tebliğ edilmemesi ile ilgili kısmı iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olarak açıklanmalıdır.
-
Önemli zarar koşulu ile ilgili itiraz
-
Hükümet, Cumhuriyet savcısının, itiraz yargılamaları sırasında sunulan mütalaalarının herhangi yeni bir iddia ihtiva etmeyip, sadece başvuranın itirazlarının reddedilmesini talep ettiklerini ileri sürmektedir. Bu nedenle, söz konusu mütalaaların tebliğ edilmemesi nedeniyle başvuranın herhangi bir önemli zarara maruz kalmadığı değerlendirmesinde bulunarak, Mahkeme’yi bu şikâyeti kabul edilemez olarak açıklamaya davet etmektedir.
-
Başvuran, Hükümetin iddiasına karşı çıkmaktadır.
-
Cumhuriyet savcısının 39367/12 ve 66687/12 no.lu başvurular kapsamında 27 Ekim 2011 ve 21 Mart 2012 tarihlerinde bildirilen mütalaaları ile ilgili olarak, Mahkeme, başvuran tarafın yorumunu gerektirebilecek yeni bir konunun bu mütalaalarda gündeme getirilmediğini tespit etmektedir. Nitekim Cumhuriyet savcısı mütalaalarda, İnfaz Hâkimliğinin kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirtmekle yetinmiştir (yukarıda 20 ve 28. paragraflar). Mahkeme aynı zamanda, başvuranın da, Cumhuriyet savcısının söz konusu mütalaalarına yanıt olarak, Ağır Ceza Mahkemesi önünde itirazının değerlendirilmesi için davayla ilgili yeni unsurlar ortaya koyabileceğini göstermediğini tespit etmektedir.
-
Mahkeme daha önce Kılıç ve diğerleri/Türkiye davasında benzer bir şikâyeti incelediğini ve başvuranların, Danıştay önünde savcılığın mütalaalarının tebliğ edilmemesi nedeniyle “önemli bir zarara” maruz kalmadıkları gerekçesiyle kabul edilemez olarak açıkladığını hatırlatmaktadır (Kılıç ve diğerleri/Türkiye (kk.), No. 33162/10, § 32, 3 Aralık 2013; bk. aynı zamanda, mutatis mutandis (gerekli değişiklikler yapılmak koşuluyla) Tamer /Türkiye (kk.), No. 60108/10, § 54, 28 Ağustos 2014). Mahkeme, mevcut davada farklı bir sonuca götürebilecek iddia ya da olay ve olgu bulunmaması nedeniyle, söz konusu şikâyetin, 39367/12 ve 66687/12 no.lu başvurular kapsamında 27 Eylül 2011 ve 21 Mart 2012 tarihlerinde Cumhuriyet savcısı tarafından sunulan mütalaalarla ilgili kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendi 4. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
-
70934/10 no.lu başvuru kapsamında 1 Nisan 2010 tarihinde sunulan Cumhuriyet savcısının mütalaası ile ilgili olarak, Mahkeme, Cumhuriyet savcısının bu mütalaada, el konulan el yazısı dokümanın, terör örgütüne mensup olan tutukluları militan eylemlere yönlendirici ve aralarında haberleşmeyi sağlayıcı nitelikte açıklama ve ibareler içerdiğini ileri sürdüğünü tespit etmektedir (yukarıda 12. paragraf).
Mahkeme, söz konusu mütalaanın, içeriği göz önünde alındığında, başvuran tarafın yorumunu gerektirebilecek yeni iddialar ihtiva etmediğini tespit etmektedir. Mahkeme bu nedenle, söz konusu mütalaanın tebliğ edilmemesi nedeniyle başvuranın herhangi bir önemli zarara maruz kalmadığının kabul edilemeyeceği kanısındadır. Bu nedenle, Hükümetin, 70934/10 no.lu başvuru kapsamında 1 Nisan 2010 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından sunulan mütalaa ile ilgili itirazını reddetmektedir.
- Cumhuriyet savcısının 1 Nisan 2010 tarihinde sunulan mütalaasının tebliğ edilmemesi ile ilgili şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başkaca herhangi bir kabul edilemezlik engeline takılmadığını tespit eden Mahkeme, işbu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas hakkında
-
Başvuran, silahların eşitliği ilkesi gereğince, kendisinin ve avukatının, savunmasını hazırlamak amacıyla, dosyada yer alan belgelerin tamamına erişebilmeleri gerektiğini ileri sürmektedir.
-
Hükümet, söz konusu mütalaanın başvuranı dezavantajlı duruma sokacak bir içeriğe sahip olmadığını ileri sürmektedir. Bu nedenle, söz konusu mütalaanın tebliğ edilmemesinin silahların eşitliği ilkesini ihlal etmediği değerlendirmesinde bulunmaktadır.
-
Mahkeme, bu tür şikâyetleri çok defa incelediğini ve savcının görüşlerinin niteliğini ve yargılanabilir kişi için bunlara yazılı cevap verme imkânsızlığını göz önünde bulundurarak, bir mahkeme savcısının mütalaasının tebliğ edilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (bk. diğer birçok karar arasından, Göç /Türkiye [BD], No. 36590/97, §§ 55-58, AİHM 2002-V ve Gözel ve Özer/Türkiye, No. 43453/04 ve 31098/05, §§ 65-66, 6 Temmuz 2010). Mahkeme, somut olayda, Hükümetin, benzer şikâyetlerle ilgili olarak varılandan farklı bir sonuca götürebilecek inandırıcı herhangi bir olay ve olgu ya da iddia sunmadığı kanaatindedir.
-
Bu nedenle, Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
- Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
"Eğer Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokolleri’nin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. ”
- Başvuran Halil Gündoğan, ayrılan süre içerisinde herhangi bir adil tazmin talebinde bulunmamıştır. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuran Halil Gündoğan’a bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.
A. Tazminat
-
Başvuran Turan Günana, 70934/10, 39367/12 ve 66687/12 no.lu başvuruların her biri kapsamında, maddi zarar için 10.000 Türk lirası (TRY), manevi zarar için 20.000 Türk lirası talep etmektedir. Başvuran Musa Kaya, maddi ve manevi zararlar için 10.000 avro (EUR) talep etmektedir.
-
Hükümet, başvuran Turan Günana’nın, maddi zararı ile ilgili talebini destekleyecek herhangi bir belge sunmadığını belirtmektedir. Ayrıca, başvuranlar tarafından talep edilen meblağların aşırı olduğu ve Mahkeme tarafından konuyla ilgili içtihadında ödenmesine karar verilen meblağlarla uyumlu olmadığı değerlendirmesinde bulunmaktadır.
-
İddia edilen maddi tazminat ile ilgili olarak, Mahkeme, sunulan delil unsurlarının başvuranların Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlalinden kaynaklanan zararını sayısal olarak ifade etmeye imkân vermediği kanaatine varmaktadır. Bu nedenle Mahkeme, bununla ilgili talebi reddetmektedir. Manevi tazminat ile ilgili olarak ise, Mahkeme, ilgililerin, olayın koşulları nedeniyle belli bir sıkıntı yaşadıklarının kabul edilebileceği kanısındadır. Sözleşme’nin 41. maddesinin gerektirdiği üzere hakkaniyete uygun olarak, Mahkeme, bu bağlamda başvuran Turan Günana’ya 2.000 avro, başvuran Musa Kaya’ya ise 1.500 avro ödenmesine karar vermektedir (yukarıda anılan Sarıgül kararı, § 62).
B. Masraf ve Giderler
-
Başvuran Turan Günana, 70934/10, 39367/12 ve 66687/12 no.lu başvuruların her biri kapsamında avukat masrafları için 14.000 Türk lirası; tercüme, malzeme, telefon ve posta gönderi masrafları için 2.000 Türk lirası talep etmektedir. Başvuran, taleplerine dayanak olarak, İstanbul Barosu tarafından düzenlenen avukatlık asgari ücret tarifesi ve başvuruların her biri için masraf makbuzu ibraz etmektedir.
-
Hükümet, başvuranın, iddia edilen masrafların gerçekliğini gösteren herhangi bir resmi belge sunmadığını; ayrıca, benzer davalarda yapılan masraflara kıyasla yüksek olduğunu ifade etmektedir. Hükümet ayrıca, masraf ve giderler ile avukatlık masrafları için talep edilen meblağların aşırı olduğu ve Mahkeme tarafından konuyla ilgili içtihadında ödenmesine karar verilenlerle uyumlu olmadığı kanısındadır.
-
Mahkemenin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir. Somut olayda, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, Mahkeme, başvuran tarafından bu bağlamda sunulan kanıtlayıcı belge olmaması nedeniyle masraf ve giderler ile ilgili talepleri reddetmektedir.
C. Gecikme Faizi
- Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
-
Başvuruların birleştirilmesine;
-
70934/10, 6560/11 ve 23599/12 no.lu başvurular ile Sözleşme’nin 10. maddesi bağlamındaki şikâyetle ilgili olarak 39367/12 ve 66687/12 no.lu başvuruların kabul edilebilir olduğuna ve geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
-
Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,
-
70934/10 no.lu başvuru ile ilgili olarak, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;
a) Mahkeme, davalı Devlet tarafından, başvuranlar Turan Günana ve Musa Kaya’ya sırasıyla, işbu kararın Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kesinleşeceği tarihten itibaren üç ay içinde, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 2.000 avro (iki bin avro) ve 1.500 avro (bin beş yüz avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
- Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 20 Kasım 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley Naismith Robert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.