CASE OF SAYGILI AND KARATAŞ v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

SAYGILI VE KARATAŞ / TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no. 6875/05)

İHLAL KARARI

STRAZBURG

16 Ocak 2018

KESİNLEŞME TARİHİ

16 NİSAN 2018

İşbu karar AİHS’in 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşmiş olup, bazı değişikliklere tabi tutulabilir.

Saygılı ve Karataş / Türkiye davasında,

Başkan,

Robert Spano,
Yargıçlar,

Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,

ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 12 Aralık 2017 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.

USUL

  1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşları Fevzi Saygılı ve Ali Karataş’ın (“başvuranlar”) 28 Mart 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru (no. 6875/05) bulunmaktadır.

  2. Başvuranlar İstanbul Barosuna bağlı Avukat K.T. Sürek tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.

  3. Başvuranlar, özellikle mahkum edilmelerinin ve Yeni Evrensel gazetesinin kapatılmasının, Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki haklarını ihlal ettiğini öne sürmüşlerdir.

  4. Başvuru 10 Haziran 2005 tarihinde hükümete tebliğ edilmiştir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

  1. Başvuranlar sırasıyla 1966 ve 1976 doğumludurlar.

  2. Söz konusu zamanda, birinci başvuran Fevzi Saygılı Yeni Evrensel gazetesinin sahibi, ikinci başvuran Ali Karataş ise aynı gazetenin sorumlu müdürüdür.

  3. 8 Ocak 2000 tarihinde Fatih Polat tarafından yazılan “Ben mutlaka izlemeliyim arkadaşlar” başlıklı makale Yeni Evrensel’in 472. sayısının ikinci sayfasında yayımlanmıştır. Makale Türkiye’de kamuoyunda geniş bir yankı uyandıran bir olayla yani 1996 yılında gözaltı sırasında polis tarafından dövülerek öldürülen bir gazeteci olan Metin Göktepe olayıyla ilgilidir[1]. Öldürme olayından sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Metin Göktepe cinayetini aydınlatmak için bir Meclis Araştırma Komisyonu kurmuştur. Komisyon 19 Temmuz 1996 tarihinde, diğer şeylerin yanı sıra, aralarında O.T. ve K.B.’nin de bulunduğu çok sayıda polis memurunun isimlerini, görevlerini ve ifadelerini içeren bir rapor yayınlamıştır.

Yukarıda anılan makale aşağıdaki gibidir:

“Metin, 8 Ocak 1996 günü gazeteye geldiğinde, Ümraniye Cezaevi’nde dört gün önce öldürülen devrimci tutuklular Rıza Boybaş ve Orhan Özen’in cenazelerini izlemek için son hazırlıklarını yapan arkadaşlarına [Ben mutlaka izlemeliyim arkadaşlar] böyle demişti. Bu onun için, mesleki bir aşkın ötesinde, büyük bir coşkuyla yaşama isteğinin ifadesiydi. Bir işi gönülsüz yapmakla, onu eksiksiz ve kusursuz yapmak arasındaki fark, olay günü gittiği Alibeyköy’de polis engeline rağmen, haberi tüm boyutlarıyla izlemek için gösterdiği çabada da görülmüştü.

Diğer meslektaşlarına göre, polis barikatını ne pahasına olursa olsun zorlamayı, barikatın arkasındaki habere ulaşmanın koşulu olarak gördü. Gazetecilik başka neydi ki!

Türkiye’de halkın ihtiyaç duyduğu gerçeğin önündeki barikat, bazen resmi, bazen gayri resmi, bazense bir çete olarak gazetecinin karşısında dikiliyor. O barikat aşıldığında, resmi Susurluk Raporu’nun ifadesi ile "bertaraf" ediciler, "bertaraf" edilmeden karanlıktan sürekli aydınlığa çıkmak da mümkün değil. Metin’in ölümünden sonra, genç gazeteciler başta olmak üzere, Türkiye’nin dürüst gazetecileri, artık canlarına tak eden bu gerçeğin üzerine gitmek için beklemenin anlamsız olduğunu, aslında bu konuda çok da geç kalındığını düşündüler. Bu, hak arama mücadelelerinde polis saldırılarıyla sürekli yüz yüze gelen ülke emekçileri için de, böyleydi. Ayrıca Metin onlardan biriydi. Bunun bilinci, gözden ırak tutmak için önce Aydın’a, oradan da Afyon’a sürülen davasının, her duruşmasının bir mitinge dönüşmesini sağladı. Hep birlikte, sahip çıkmamız halinde katillerin yargılanacağını öğrendik. Bu, resmi makamların her türlü ayak sürümesine rağmen, katillerin cezalandırıldığı ülke tarihindeki tek gazeteci davası olurken, hepimize de demokrasinin bir yerlerden beklenerek değil, mücadele edilerek kazanılabileceğini öğretti. Metin’in ölümüyle sonuçlanan toplu gözaltı emrini veren, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü O. T. ile bu emri uygulayan Yardımcısı K. B.’ın üzerindeki koruma halesinin sonsuza dek öyle kalacağını düşünmek ise, her şeyden önce verilen onca mücadeleye karşı bir inançsızlık olur. Metin Göktepe davasının takipçisi olanlar, halkın vicdanında çoktan mahkûm olan O.T. ve K.B.’ın peşini elbette bırakmayacaklar.

"Bertaraf" edicilerin, Metin’den sonra bir başka ismi daha, Ahmet Taner Kışlalı’yı karanlık kuyularına çekmeleri ise, bir başka gerçeği gösterdi. Bu akıbetten mutlak kurtuluş, sürekli ve ısrarcı bir takibi gerektiriyor. Bugün, Hürriyet’te Çetin Emeç’in yazdığı köşede yazan, onun koltuğunda oturan, yine Milliyet’te Abdi İpekçi’nin yazdığı köşede yazan, onun koltuğunda oturanların, İzzet Kezer’in gazetesinin, katillerin, sorumlularını ortaya çıkarılmasını, en önce kendi üzerlerine vazife saymamaları, üçüncü bin yıla aydınlanmamış gazeteci cinayetleriyle girmemizde etkili olmadı mı?

Çetelerin göbek attığı bir ülke olmaktan kurtulmak için, "bertaraf" edicilerin peşini bırakmamak, onları, onların yerli ve yabancı işbirlikçilerini "mutlaka izlemek" ve bu topraklardan tamamen söküp atmaktan başka çaremiz var mı?”

  1. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 18 Ocak 2000 tarihinde başvuranlar hakkında, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 6 § 1 maddesinde belirtilen terörle mücadelede görev alan kamu görevlilerinin hüviyetlerini açıklamak ve yayınlamak ve dolayısıyla bu kişileri terör örgütlerinin hedefi haline getirmek suçlarından iddianame düzenlenmiştir. Ayrıca, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, başvuranların, 5680 sayılı Basın Kanunu’nun Ek 2 maddesinin ve mülga Türk Ceza Kanunu’nun 36. Maddesi uyarınca cezalandırılmasını talep etmiştir.

  2. 17 Mayıs 2000 tarihli dilekçeyle, başvuranların avukatı, başvuranların savunmalarında terörle mücadelede görev alan kamu görevlilerin hüviyetlerini açıklamak ve yayınlamak suçunun yalnızca görevlilerin kimliklerini sanık sıfatıyla yargılandıkları bir davayla bağlantılı olarak kullanmakla işlenemeyeceğini ileri sürmüştür. Başvuranların avukatı söz konusu kişilerin konummları nedeniyle zaten kamu tarafından bilindiklerini ve bu kişilerin isimlerinin zaten kamuya açık olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuranların avukatı başvuranların Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki yargılamalarının Sözleşme’nin 6 ve 10. maddelerini ihlal ettiğini iddia etmiştir.

  3. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 21 Haziran 2000 tarihinde başvuranların suçunu sabit bulmuş ve başvuranlara sırasıyla 474.481.000 Türk lirası (TL) (ilgili zamanda yaklaşık olarak 804 avro) ve 237.240.000 TL (ilgili zamanda yaklaşık olarak 402 avro) ağır para cezası verilmesine hükmetmiştir. İlk derece mahkemesi, 5680 sayılı Kanun’un ek 2 § 1 maddesiyle bağlantılı olarak gazetenin yedi gün süreyle geçici olarak yayınının durdurulmasına karar vermiştir. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilen kısa gerekçelere göre, makalede geçen aşağıdaki cümleler O.T. ve K.B.’nin terör örgütlerinin hedefi haline getirildikleri sonucuna varmak için yeterlidir:

“bertaraf" ediciler, "bertaraf" edilmeden karanlıktan sürekli aydınlığa çıkmak da mümkün değil... İstanbul Emniyet Müdürü O. T. ile bu emri uygulayan Yardımcısı K. B.’ın üzerindeki koruma halesinin sonsuza dek öyle kalacağını düşünmek ise, her şeyden önce verilen onca mücadeleye karşı bir inançsızlık olur. Metin Göktepe davasının takipçisi olanlar, halkın vicdanında çoktan mahkûm olan T. ve B.’ın peşini elbette bırakmayacaklar.”

  1. Aynı gün, başvuranlar temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Başvuranlar ilk olarak, söz konusu makalenin 1996 yılında gözaltı sırasında polis tarafından dövülerek öldürülen Metin Göktepe’nin 4. ölüm yıl dönümünde yayınlandığını ifade etmişlerdir. Başvuranlar, makalenin amacının, bazı üst düzey yetkililerin yargılanmadığı ve Metin Göktepe’nin yargılamasında sanık olan kişilerin Metin Göktepe’nin ölümünden 4 yıl sonra hala mahkum edilmediği hususları hakkında farkındalık kazandırmak olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar bu itibarla, O.T. ve K.B. isimli iki görevlinin, Metin Göktepe’nin ölümüyle sonuçlanan tutuklama emrini veren ve uygulayan kişiler olduklarını ifade etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca soruşturma izninin söz konusu dönemde İç İşleri Bakanı tarafından sadece söz konusu iki görevli açısından verilmediğini belirtmişlerdir. Bu nedenle, iki görevlinin isimleri terörle mücadeleki roller nedeniyle değil yukarıda bahsi geçen olaylarla ilgileri sebebiyle makalede yer almıştır. Ayrıca, başvuranlar görevlilerin isimlerinin zaten kamuya açık olduğunu ve görevlilerin, İstanbul Emniyet Müdürü ve Yardımcısı olarak, zaten kamuoyu tarafından bilindiğini ve görevlilerin kimliklerinin açıklanmasıyla ilgili şikayet edecek konumda olmadıklarını öne sürmüşlerdir.

  2. Makalenin içeriğiyle ilgili olarak, başvuranlar makalenin yazarının hukukun üstünlüğünü ve adalet kavramını savunduğunu ve halkı şiddete yöneltmediğini veya terörizmi savunmadığını idiia etmiştir. Başvuranlara göre, söz konusu makale gazetecilerin karşı karşıya kaldığı güçlükler ile birlikte Metin Göktepe’nin yargılanması ve bazı üst düzey görevlilerin cezasız bırakılmasıyla ilgili eleştirel bir değerlendirme teşkil etmektedir.

  3. Başvuranlar, “Metin’in ölümüyle sonuçlanan toplu gözaltı emrini veren, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü O. T. ile bu emri uygulayan Yardımcısı K. B.’ın üzerindeki koruma halesinin sonsuza dek öyle kalacağını düşünmek ise, her şeyden önce verilen onca mücadeleye karşı bir inançsızlık olur.” cümlesinin söz konusu iki görevli hakkında, Metin Göktepe’nin ölümüne ilişkin olarak iddia konusu suç teşkil eden davranışları nedeniyle 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni verilmemesine referans olduğunu vurgulamışlardır.

  4. Başvuranlar, “...bertaraf" ediciler, "bertaraf" edilmeden karanlıktan sürekli aydınlığa çıkmak da mümkün değil.” cümlesiyle makalenin yazarının, gazetecilerin adalet ararken karşılaştıkları zorlukların altını çizdiğini değerlendirmişlerdir. Dolayısıyla, başvuranlar yazarın herhangi bir şekilde söz konusu iki görevlinin fiziksel olarak bertaraf edilmesini önerdiği sonucuna varılmasının savunulamayacağını öne sürmüşlerdir.

  5. Başvuranlar son olarak, yazarın “peşini bırakmamak” ifadesiyle, açıkça, sanık polis memurlarının cezalandırılmalarına önemli ölçüde katkı sağlayan, Metin Göktepe’nin yargılamasının sonucuna atıfta bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvuranlara göre, yazar, O.T. ve K.B.’nin adaletin önüne çıkarılmaları amacıyla, olaydan sorumlu kişiler hakkındaki davaların Türk halkı tarafından takip edilmesini istemiştir.

  6. Başvuranlar, temyiz başvurularında, Yargıtayın duruşma yapmasını talep etmişlerdir.

  7. Ayrıca, başvuranlar 5680 sayılı Kanun’un Ek 2 § 1 maddesinin uygulanmasından şikayetçi olmuşlardır.

  8. Yargıtay 1 Şubat 2001 tarihinde duruşma talebini reddetmiş ve kararı onamıştır.

  9. Gazetenin yayınının durdurulması kararı 20 Mart 2001 tarihinden 27 Mart 2001 tarihine kadar uygulanmıştır.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK

A. 5680 sayı ve 15 Temmuz 1950 tarihli Basın Kanunu

  1. Söz konusu tarihteki 5680 sayılı Basın Kanunu’nun Ek 2 maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki gibidir.

“Basın yoluyla işlenen ve Ek 1 inci maddede yazılı suçlardan mahkumiyet hallerinde, suç teşkil eden yazının yayımlandığı mevkutenin bir günden onbeş güne kadar kapatılmasına da mahkemece karar verilebilir.”

B. 3713 sayı ve 12 Nisan 1911 tarihli Terörle Mücadele Kanunu

  1. Söz konusu tarihteki Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki gibidir:

“İsim ve kimlik belirterek veya belirtmeyerek kime yönelik olduğunun anlaşılmasını sağlayacak surette kişilere karşı terör örgütleri tarafından suç işleneceğini veya terörle mücadelede görev almış kamu görevlilerinin hüviyetlerini açıklayanlar veya yayınlayanlar veya bu yolla kişileri hedef gösterenler beş milyon liradan on milyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.”

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Başvuranlar 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca mahkum edilmelerinin ve gazetenin geçici olarak kapatılmasının, ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini ileri sğrmüşlerdir. Bu bağlamda, başvuranlar Sözleşme’nin 10 . maddesine dayanmışlardır. Sözleşme’nin 10. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.

  1. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

  2. Hükümet söz konusu iddiaya itiraz etmiştir.

A. Kabul edilebilirlik hakkında

  1. Mahkeme söz konusu şikayetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı çerçevesinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır.

B. Esas hakkında

  1. Hükümet, somut davada bir müdahalenin söz konusu olduğunu kabul etmekedir, ancak müdahalenin Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasındaki hükümler uyarınca haklı gerekçelere dayandığını beyan etmektedir. Başvuranların ifade özgürlüğü haklarına yapılan müdahale 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesine ve 5680 sayılı Kanun’un Ek 2 maddesine dayanmaktadır. Müdahale ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü ve bazı kamu görevlilerinin kimliklerinin açığa çıkarılması nedeniyle başkalarının haklarının korunması kapsamında gerçekleştirilmiştir.

  2. Hükümet müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu dolayısıyla 10. maddenin 2. fıkrasıyla uyumlu olduğunu beyan etmiştir. Eski Emniyet Müdürünün ve Yardımcısının kimliklerinin bariz bir şekilde açıklanması, bu kişileri terör saldırılarının olası hedefi haline getirmiştir, zira makalede de söz konusu iki görevlinin bertaraf edilmesi gerektiği defalarca kez belirtilmiştir. Hükümet, makalenin, söz konusu görevlilerin kimliklerini açığa vurmadan da yayınlanabileceğini ileri sürmüştür. Dolayısıyla, müdahale izlenilen amaç ile orantılı yapılmış ve ulusal makamlar tarafından müdahalenin haklı gerekçelere dayandığını göstermek için ileri sürülen nedenler alakalı ve yeterli olmuştur. Ulusual makamlar, Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki ilkelerle uyumlu standartlar uygulamıştır.

  3. Ayrıca, Hükümet, ihtilaf konusu makale şiddete teşvik niteliğinde olduğu için Devlet makamlarının başvuranların ifade özgürlüklerine yapılan müdahaleyi incelerken daha geniş bir takdir yetkisinin bulunduğunu öne sürmüştür. Bu bağlamda, Hükümet, Gündüz / Türkiye ((k.k.), no. 59745/00, AİHM 2003‑XI (alıntılar)) kararına atıfta bulunmuştur.

  4. Başvuranlar ulusal mahkemeler önündeki iddialarını sürdürmüş ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

Mahkemenin Değerlendirmesi

(a) Genel İlkeler

  1. İfade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna ilişkin temel ilkeler, Mahkemenin yerleşik içtihadında yer almaktadır, (bk. diğerleri arasında, Bédat v. İsviçre [BD], no. 56925/08, § 48, AİHM 2016):

““(i) İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun temel dayanaklarından birini ve bu toplumun gelişimi ve her bireyin kendini gerçekleştirmesine yönelik temel koşullardan birini teşkil etmektedir. Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasına konu olan ifade özgürlüğü; olumlu karşılanan veya hakaret içerikli ya da önemli olmadığı düşünülen “bilgi” veya “fikirler” için geçerli olmakla kalmayıp; aynı zamanda gücendiren, sarsan veya rahatsız eden “bilgi” veya “fikirler” için de geçerlidir. “Demokratik bir toplumun” olmazsa olmazlarından olan çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirmektedir. 10. maddede belirtilen bu özgürlük, istisnalara tabidir; bununla birlikte bu istisnaların katı bir biçimde yorumlanması ve herhangi bir kısıtlamaya ihtiyaç duyulduğunun ikna edici bir şekilde ortaya konulması gerekir...

(ii) ’Gerekli’ sıfatı, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamı dahilinde, ‘acil toplumsal ihtiyacın’ varlığını ifade etmektedir. Sözleşme’ye taraf Devletler, bu tür bir ihtiyaç olup olmadığını değerlendirmede belli bir takdir payına sahiptir; ancak bu, gerek yasaları gerekse bağımsız bir mahkeme tarafından alınmış olanlar da dâhil bunları uygulamaya yönelik kararları kapsayan Avrupa denetimi ile bir arada yürümektedir. Bu nedenle Mahkeme, ‘bir kısıtlamanın’, 10. madde tarafından korunan ifade özgürlüğüyle bağdaştırılabilir olup olmadığı konusunda nihai kararı verme yetkisine sahiptir.

(iii) Denetleyici yargı yetkisini kullanırken Mahkemenin görevi yetkili ulusal makamların yerini almak değil; daha ziyade bu makamların takdir yetkileri uyarınca vermiş olduğu kararları 10. madde kapsamında yeniden gözden geçirmektir. Bu, söz konusu denetimin davalı devletin takdir payını makul, dikkatli bir şekilde ve iyi niyet içerisinde kullanıp kullanmadığını belirlemekle sınırlı olduğu anlamına gelmez; Mahkemenin yapması gereken, davayı bir bütün olarak ele alarak şikayet konusu müdahaleyi gözden geçirmek ve ‘güdülen meşru amaçla orantılı’ olup olmadığını ve ulusal makamların söz konusu müdahaleyi haklı çıkarmak için ileri sürdüğü gerekçelerin ‘ilgili ve yeterli’ olup olmadığını belirlemektir. Mahkeme bunu yaparken, ulusal makamların 10. madde içerisinde yer alan ilkelerle bağdaşan standartlar uygulamış olduğuna ve ayrıca ilgili olaylar hakkında kabul edilebilir bir değerlendirmeye dayanmış olduğuna kanaat getirmelidir ...”

Verilen cezaların mahiyeti ve ağırlığı da, müdahalenin orantılılığını değerlendirirken göz önünde bulundurulması gereken diğer etkenlerdir...”

  1. Mahkeme, ikincillik ilkesiyle uyumlu olarak, ulusal mahkemelerin bulgularının ilgisini ve yeterliliğini değerlendirirken, ulusal mahkemelerin Mahkeme’nin söz konusu alandaki yerleşik içtihadının ışığında, dava kapsamındaki birbirleriyle çatışan haklar arasında ne derece denge kurduğunu göz önünde bulundurmaktadır. (bk. Erla Hlynsdottir / İzlanda (no. 2), no. 54125/10, § 54, 21 Ekim 2014). Mahkeme, tedbirin gerekliliği ile ilgili olarak yargısal denetimin niteliğinin, Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca orantılılık değerlendirmesi bağlamında özel bir önemi bulunduğunu hatırlatmaktadır. (bk. Animal Defenders International / Birleşik Krallık [BD], no. 48876/08, § 108, AİHM 2013 (alıntılar)). Dolayısıyla, ihtilaf konusu tedbir ile ilgili etkili bir yargısal denetimin olmaması Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edilmesine yol açabilir (bk. Matúz / Macaristan, no. 73571/10, § 35, 21 Ekim 2014, ve burada yer alan atıflar).

  2. Mahkeme, somut davayı söz konusu ilkeler ışığında inceleyecektir.

(b) Somut davaya uygulanması

(i) Müdahale, yasaya uygunluk ve meşru amaç

  1. Mahkeme, başvuranların mahkum edilmesinin, cezalandırılmasının ve gazetenin yayınının geçici olarak durdurulmasının, Sözleşme’nin 10. maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü haklarını kullanmalarına müdahale teşkil ettiği konusunda tarafların ortak görüşte olduğunu kaydetmektedir. Söz konusu müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesinde ve 5680 sayılı Kanun’un Ek 2 maddesinde yasal dayanağı bulunmaktadır ve müdahale Sözleşme’nin 10. maddesi anlamında “yasayla öngörülmüştür.”

  2. Meşru amaçla ilgili olarak, Mahkeme makalenin konusunu ve Hükümet tarafından herhangi bir detaylandırma yapılmamasını dikkate alarak söz konusu müdahalenin “toprak bütünlüğünü korumak” meşru amacını taşıdığına ikna olmamıştır. Müdahalenin “ulusal güvenliği” koruma amacı taşıyıp taşımadığı hususuyla ilgili olarak, Mahkeme, sadece ulusal güvenliğin ve kamu güvenliğinin korunması amacıyla bilgi verilmesinin engellenmesinin gerektiği kanıtlandığında bu kavrama başvurulabileceğini ve söz konusu kavramın ölçülü ve sınırlayıcı bir şekilde yorumlanması gerektiğini hatırlatmaktadır (bk. Görmüş ve Diğerleri / Türkiye, no. 49085/07, § 37, 19 Ocak 2016). Aşağıda görüleceği üzere, söz konusu bilgi, yani 2 kamu görevlisinin kimlikleri, somut davadaki makalenin yayımlanmasından yaklaşık 4 yıl önce Meclis Araştırma Komisyonunun yayınladığı rapor nedeniyle kamuya açık bulunmaktaydı. Dolayısıyla, Mahkemenin müdahalenin ulusal güvenliğin sağlanmasına hizmet edip etmediği konusundaki şüphesi sürmektedir. Bunula beraber, Mahkeme somut davanın koşullarında, müdahalenin başkalarının haklarını koruma meşru amacını taşıdığını kabul etmektedir (bk Fatih Taş / Türkiye, no. 36635/08, § 33, 5 Nisan 2011). Müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı belirsizliğini korumaktadır.

(ii) Gereklilik

  1. Mahkeme, ikincil niteliğini dikkate alarak, belirli bir davanın koşulları tarafından kaçınılmaz kılınmadığı durumlarda birinci derece mahkemesinin rolünü üstlenmekte dikkatli davranması gerektiğini yinelemektedir. Yerel mahkemeler yerine olayları değerlendirmek Mahkeme’nin görevi değildir ve genel bir kural olarak önlerinde bulunan delilleri değerlendirmek yerel mahkemelerin görevidir (bk. Ringier Axel Springer Slovakia, a. s. / Slovakya, no. 41262/05, § 107, 26 Temmuz 2011). Bu itibarla, Mahkeme somut davada “gereklilik” değerlendirmesinin yerel mahkemeler tarafından ileri sürüelen gerekçelere odaklanması gerektiği kanaatindedir.

  2. Bu bağlamda, Mahkeme İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin, iki sayfadan oluşan kararının gerekçe bölümünde söz konusu makalenin belirli cümlelerinden alıntı yapmış ve bu cümlelerin iki kamu görevlisini terrorist örgütlerinin hedefi haline getirdiğini tespit etmiştir. Özellikle, Devlet Güvenlik Mahkemesi, yargılamalara taraf olmayan makale yazarının söz konusu iki kamu görevlisinin “bertaraf edilmesi” gerektiğini vurguladığını tespit etmiştir. Dolayısıyla, Devlet Güvenlik Mahkemesi Yeni Evrensel gazetesinin sahibi ve sorumlu müdürü olan başvuranların iki kamu görevlisinin kimliklerini ifşa etmekten ve böylece onları terrorist örgütlerin hedefi haline getirmekten cezai olarak sorumlu bulmuş ve Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. maddesinin 1. fıkrası uyarınca onları mahkum etmiştir. Yargıtay, daha fazla ayrıntıya girmeden, yalnızca yargılamayı yürüten mahkemenin kararını yerinde bulmuştur.

  3. Ulusal mahkemelerin kararlarını inceleyen Mahkeme, şu tespitlerde bulunmuştu:. İlk olarak, ulusal mahkemelerin kararlarında ihtilaf konusu makaleyi Sözleşme’nin 10. maddesi yönünde incelemeyi düşünüp düşünmediğini gösteren herhangi bir belirti bulunmamaktadır. (kıyaslama ve karşılaştırma yapınız, Kania ve Kittel / Polonya, no. 35105/04, § 49, 21 Haziran 2011). Dolayısıyla, Mahkeme olayla ilgili doğrudan bilgi sahibi olma ve tüm delilleri elinde bulundurma avantajı göz önünde bulundurulduğunda uluslararası bir mahkemeden daha iyi bir konumda olan ulusal mahkemelerin görüşlerinden faydalanmaktan mahrum kalmıştır. (bk, aksi yönde, Dorota Kania / Polonya (no. 2), no. 44436/13, § 74, 4 Ekim 2016).

  4. İkinci olarak, ulusal mahkemeler makalenin yayınlandığı bağlamı, makalenin arka planını ve makaleye konu olan olayı çevreleyen koşullar gibi çeşitli ve farklı unsurları göz önünde bulundurarak ihtilafa konu ifadeleri değerlendirmemişlerdir (bk. Terentyev / Rusya, no. 25147/09, § 22, 26 Ocak 2017). Bunun yerine, ulusal mahkemeler yalnızca söz konusu ihtilafa konu ifadelere odaklanıp, bu ifadeleri makalenin bütünsel bağlamında değerlendirmemiştir. Aynı şekilde, ulusal mahkemeler, yazarın söz konusu iki kamu görevlisinin adaletin karşısına çıkarılması maksadıyla bu görevliler hakkında yürütülen adli yargılamaların Türk halkı tarafından takip edilmesi gerektiği hususundaki savlarına hiçbir atıfta bulunmamıştır.

  5. Daha da önemlisi, ulusal mahkemeler ihtilaf konusu ifadelerin belirtildiği bağlamda görülen söz konusu çatışan hakları dengeleyici bir uygulamada bulunmamıştır (bk Kurłowicz / Polonya, no. 41029/06, § 51, 22 Haziran 2010, ve Kącki / Polonya, no. 10947/11, § 56, 4 Temmuz 2017). Bu bağlamda, özellikle, Devlet Güvenlik Mahkemesi O.T veya K.B’nin isimlerinin ve terörle mücadeledeki görevlerinin kamuya açık olup olmadığı ve kimliklerinin açıklanması sebebiyle herhangi bir gerçek tehlike ile karşı karşılaşıp karşılaşmadıklarını değerlendirmemiştir. Bu itibarla, Devlet Güvenlik Mahkemesi toplumsal konumları nedeniyle en azından İstanbul’da iyi tanınan kamu görevlilerinin kimliklerinin kamu menfaatini ilgilendiren gerekçelerle açıklanması karşısında, bu görevlilerin kimliklerinin gizlenmesindeki menfaati incelememiştir (bk. Sürek / Türkiye (no. 2) [BD], no. 24122/94, § 40, 8 Temmuz 1999; Özgür Gündem / Türkiye, no. 23144/93, §§ 67-68, AİHM 2000‑III; ve Saygılı ve Falakaoğlu / Türkiye, no. 39457/03, § 26, 21 Ekim 2008).

  6. Aslında, söz konusu iki kamu görevlisinin kimlikleri Meclis Araştırma Komisyonunun Metin Göktepe cinayeti ile ilgili raporunun yayınlandığı 19 Temmuz 1996 tarihinden itibaren zaten kamuya açık bulunmaktadır(bk. Fatih Taş, yukarıda anılan, § 39). Söz konusu rapor, somut davadaki ihtilaf konusu makalede isimleri ve görevlerinden bahsedilen iki kamu görevlisinin isimlerini, görevlerini ve ifadelerini içermektedir. Dolayısıyla, ihtilaf konusu ifadeler, görevlileri ciddi bir şekilde kamuoyunun nefretine maruz bırakabilecek nitelikte olsa da, bu kişilerin kimliklerinin gizlenmesindeki menfaat önemli ölçüde azalmış ve kısıtlama ile engellenmesi amaçlanan zarar zaten gerçekleşmiştir (bk Sürek (no. 2), yukarıda anılan, § 40, ve Fatih Taş, yukarıda anılan, § 40). Ancak, ulusal mahkemeler bu hususlarda herhangi bir değerlendirme yapmamıştır.

  7. Mahkeme, Hükümetin söz konusu makalenin başkalarını şiddete teşvik ettiği savıyla ilgili olarak, ulusal mahkemelerin, kararlarında ihtilaf konusu ifadeleri şiddete teşvik olarak algılayıp algılamadıkları ile ilgili bir açıklamanın bulunmadığını kaydetmektedir. Mahkeme makalenin sert dilinin ve içinde geçen ifadelerin ciddiyetinin farkındadır; ancak, ulusal mahkemeler tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmemesi veya detaylı bir inceleme gerçekleştirilmemiş olması Mahkemenin bu savı incelemesini engellemektedir (bk. Saygılı ve Seyman / Türkiye, no. 51041/99, § 24, 27 Haziran 2006), zira Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranları şiddete teşvikten değil, terörle mücadelede yer alan kamu görevlilerinin kimliklerini ifşa etmekten (bk. Halis / Türkiye, no. 30007/96, § 35, 11 Ocak 2005), böylece onları terör örgütlerinin hedefi haline getirmekten mahkum etmiştir.

  8. Aynı şekilde, ulusal mahkemeler kamu görevlilerinin hangi şekilde terör örgütlerinin hedefi haline getirildiğini açıklama ya da açıklığa kavuşturma çabasında bulunmamıştır (bk. Kommersant Moldovy / Moldova, no. 41827/02, § 36, 9 Ocak 2007). Başvuranların iki kamu görevlisinin isimlerinden terörle mücadeledeki rollerinden dolayı değil, gazeteci Metin Göktepe’nin öldürülmesi ile ilgili oldukları için bahsedildiği iddiası göz önünde bulundurulduğunda bu durum daha da önemlidir.

  9. Başvuranların makalenin ne şekilde okunması gerektiğine ilişkin savlarıyla alakalı olarak, Mahkeme söz konusu unsurun, ihtilaf konusu makalenin olası farklı manaları bakımından önemli bir hareket noktası teşkil edeceğinin farkındadır. Ancak, ulusal mahkemeler söz konusu iddiaya ilişkin olarak da haerhangi bir inceleme yapmamıştır.

  10. Dolayısıyla, Mahkeme ulusal mahkemelerin Sözleşme’nin 10. maddesinde yer alan prensiplerle uyumlu standartlar uyguladığı veya ilgili olayların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayandığı sonucuna varamamaktadır (bk, gerekli değişikliklerle, Cumhuriyet Vakfı ve Diğerleri / Türkiye, no. 28255/07, §§ 67-69, 8 Ekim 2013, ve Terentyev, yukarıda anılan, § 24).

  11. Yukarıdaki hususlara karşın, Mahkeme ayrıca, müdahalenin orantılılığını değerlendirirken dikkat edilmesi gereken önemli etkenler olduğunu dikkate alarak, verilen cezanın niteliği ve ağırlığını da göz önünde bulunduracaktır (bk. Ceylan / Türkiye [BD], no. 23556/94, § 37, AİHM 1999‑IV; Sürek / Türkiye (no. 1) [BD], no. 26682/95, § 64, ikinci bent, AİHM 1999‑IV; ve Pentikäinen / Finland [BD], no. 11882/10, § 112, AİHM 2015). Bu bağlamda, Mahkeme, başvuranlara verilen para cezaları dışında, ilk derece mahkemesinin ayrıca üstü kapalı bir şekilde sansür anlamına gelen ve başvuranların mesleki faaliyetlerini icra etmesini engelleyen 7 gün süreyle gazetenin yayınının geçici olarak durdurulması kararını verdiğini de gözlemlemektedir (bk. Demirel ve Ateş / Türkiye (no. 3), no. 11976/03, § 28, 9 Aralık 2008).

  12. Mahkeme, ulusal mahkeme kararlarında ilgili ve yeterli gerekçelerin eksik olduğu hususunu ve verilen cezanın ağırlığını göz önünde bulundurarak, Hükümetin başvuranların mahkumiyetinin izlenen amaçlarla orantılı olduğunu ve dolayısıyla “demokratik bir toplumda gerekli” olduğunu ortaya koyamadığı sonucuna varmıştır.

  13. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.

II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Dahası, başvuranlar bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde yargılanma haklarından mahrum bırakıldıklarından şikayetçi olmuşlardır. Bu bağlamda, başvuranlar Devlet Güvenlik Mahkemesinin yapısından ve bu mahkemenin heyetinde yer alan hakimlerle Hakimler ve Savcılar Kurulunda yer alan hakimler arasındaki bağlardan şikayetçi olmuşlardır. Ayrıca, başvuranlar Yargıtayın yeterli gerekçelendirme yapmamasından ve başvuranların duruşma talebini reddetmesinden şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar Sözleşme’nin 6. maddesine dayanmışlardır.

  2. Hükümet söz konusu iddialara karşı çıkmıştır.

  3. Mahkeme daha önce bu türde şikayetleri incelediğini ve reddettiğini gözlemlemektedir (bk, diğerleri arasında, Falakaoğlu / Türkiye (k.k.), no. 77365/01, 5 Haziran 2003; Emire Eren Keskin / Türkiye (k.k.), no. 49564/99, 16 Aralık 2003; Maçin / Türkiye (no. 2), no. 38282/02, § 31, 24 Ekim 2006; ve Saygılı ve Falakaoğlu / Türkiye, yukarıda anılan, § 31). Mahkeme, somut davada daha önceki tespitlerinden ayrılmayı gerektirecek hiçbir özel koşul olmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi dahilinde açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.

III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

  1. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:

“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”

A. Tazminat

  1. Başvuranlar gazetelerinin yayınının 7 gün boyunca durdurulması nedeniyle 7.000 avro maddi tazminat talep etmişlerdir. Ayrıca, başvuranlar manevi tazminat olarak 10.000 avro talep etmişlerdir.

  2. Hükümet tazminat taleplerinin aşırı olduğu ve belgelerle desteklenmediğini değerlendirmiştir.

  3. Mahkeme, ilgili belgelerin bulunmadığını dikkate alarak, başvuranların gazetenin geçici olarak kapatılması nedeniyle maruz kaldıkları maddi zararla ilgili taleplerinin spekülatif ve dayanaksız olduğunu değerlendirmekte ve dolayısıyla söz konusu talebi reddetmektedir (bk. Saygılı ve Falakaoğlu / Türkiye, yukarıda anılan, § 35; ve karşılaştırınız Ürper ve Diğerleri / Türkiye, no. 14526/07 ve 8 diğerleri, §§ 57-58, 20 Ekim 2009). Ancak, Mahkeme hakkaniyet temeline dayanarak, başvuranlara müştereken 5.000 avro manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.

B. Masraf ve giderler

  1. Başvuranlar ayrıca masraf, giderler ve avukatlık ücretleri için 3.000 avro talep etmişlerdir.

  2. Hükümet söz konusu talebin herhangi bir belgeyle desteklenmediğini ileri sürmüş ve mahkemeyi bu talebi reddetmeye davet etmiştir.

  3. Başvuranlar, Mahkeme’ye ,taleplerini destekleyen herhangi bir belge ibraz etmemişlerdir. Bu koşullar altında, Mahkeme, AİHM İç Tüzüğü’nün 60. maddesinin 2 ve 3. fıkralarını göz önünde bulundurarak, başvuranlar tarafından talep edilen masraf ve giderler ile ilgili olarak herhangi bir tazminat ödenmemesine hükmetmiştir.

C. Gecikme faizi

  1. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmektedir.

BU GEREKÇELERLE MAHKEME OY BİRLİĞİYLE,

  1. Başvuranların ifade özgürlüğüne ilişkin şikayetlerinin kabul edilebilir olduğuna, ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğuna;

  2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;

(a) Davalı Devlet tarafından, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, yansıtılabilecek her türlü vergi miktarı hariç tutulmak üzere, başvuranlara müştereken, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere manevi tazminat olarak 5.000 avro (beşbin avro) ödenmesine;

(b) yukarıda bahsi geçen üç ayın sona ermesinden itibaren ödeme tarihine kadar geçen sürede, yukarıdaki tutar üzerinden gecikme dönemi süresince geçerli olan Avrupa Merkez Bankası marjinal borç verme faizine üç puan eklenmesi suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödenmesine;

  1. Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.

İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 16 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Stanley Naismith Robert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan


[1]. Metin Göktepe’nin ölümünü çevreleyen olaylara ve polis memurları hakkında başlatılan ceza yargılamalarına dair daha fazla bilgi için bk. Göktepe / Türkiye (k.k.), no. 64731/01, 26 Nisan 2005.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim