CASE OF RAMAZAN DEMIR v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

RAMAZAN DEMİR / TÜRKİYE

(Başvuru No. 68550/17)

KARAR

Madde 10 • Bilgi alma özgürlüğü • Bir tutuklunun, hukuki bilgiler yayımlayan internet sitelerine erişimine güvenlik nedenleriyle getirilen haksız kısıtlamalar • Türk hukukunda öngörülen eğitim ve iyileştirme amaçlarıyla yetkili makamların denetimi altında erişim • Reddedilmesini ve gerekliliğini destekleyen gerekçelerin ulusal mahkemeler tarafından somut olarak incelenmemesi • Uygun ve yeterli gerekçeler bulunmaması

STRAZBURG

9 Şubat 2021

Kesinleşme Tarihi

31 Mayıs 2021

İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.

Ramazan Demir/Türkiye davasında,

Başkan
Jon Fridrik Kjølbro,
Hâkimler
Marko Bošnjak,
Aleš Pejchal,
Valeriu Griţco,
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
Saadet Yüksel

ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),Türk vatandaşı Ramazan Demir’in (“başvuran”) 14 Temmuz 2017 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (‘‘Sözleşme’’) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (no. 68550/17),

Başvuranın ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği iddiası bağlamındaki şikâyeti Türk Hükümetinin (“Hükümet”) bilgisine sunmaya ve başvurunun geri kalan kısmını kabul edilemez olarak açıklamaya ilişkin kararı,

Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuran tarafından bu görüşlere verilen cevapları,

Bölüm Başkanının, üçüncü taraf olarak katılma izni verdiği (Sözleşme’nin 36. maddesinin 2. fıkrası ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 44. maddesinin 2. fıkrası) İfade Özgürlüğü Derneğinin değerlendirmelerini göz önünde bulundurarak,

12 Ocak 2021 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:

GİRİŞ

  1. Başvuru, olayların meydana geldiği dönemde ceza infaz kurumunda tutuklu olan başvuranın bazı internet sitelerine erişim talebinin cezaevi yetkilileri tarafından reddedilmesi ile ilgilidir.

OLAY VE OLGULAR

  1. Başvuran 1983 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat B. Molu tarafından temsil edilmiştir.

  2. Hükümet ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.

  3. Başvuran avukat olup, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görülmekte olan bazı davalarda başvuranların temsilciğini yapmaktadır.

  4. Başvuran olayların meydana geldiği dönemde, hakkında yürütülen ceza soruşturması kapsamında 6 Nisan 2016 tarihinde verilen tutuklama kararı sonrasında Silivri Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydı. Başvuran hakkında, terör örgütüne üye olma ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından hakkında şüphenilmiştir. Başvuran, 7 Eylül 2016 tarihinde serbest bırakılmıştır.

  5. Başvuran 12 Nisan 2016 tarihinde, Ceza İnfaz Kurumu idaresinden, bu iki mahkeme önünde avukat olarak müvekkillerinin dosyalarını daha iyi takip etmek ve hakkında açılan ceza yargılaması kapsamında 22 Haziran 2016 tarihinde yapılacak olan duruşmada kendi savunmasını hazırlamak amacıyla ihtiyaç duyacağı hukuki bilgileri edinmek için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve Resmi Gazete’nin internet sitelerine erişim izni talep etmiştir.

  6. Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu 14 Nisan 2016 tarihinde, başvuranın talebini, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün (“Tüzük”) 90. maddesinin 3 ve 4. fıkraları bakımından uygun olmadığını gerekçe göstererek reddetmiştir (aşağıda 15. paragraf).

  7. Başvuran 15 Nisan 2016 tarihinde, Ceza İnfaz Kurumu idaresinin kararına karşı itirazda bulunmuştur. Avukat sıfatıyla müvekkilleri için Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurularda bulunduğunu; bu iki mahkemenin, kendi internet sitelerinin yanı sıra Resmi Gazete’nin internet sitesinde de yayımlanan karar ve hükümlerine erişmenin, söz konusu başvuruları düzgün şekilde takip etmesi için kendisi açısından önemli olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca, hakkında açılan ceza yargılamaları kapsamında kendisini savunmak için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarına atıf yapmasının gerektiğini belirtmektedir. Hükümlü değil de tutuklu olması nedeniyle, Tüzük’ün 90. maddesinin 4. fıkrasının (aşağıda 15. paragraf) kendisine uygulanmaması gerektiğini ve bu hükmün, idareye, bir tutuklunun tehlikelilik durumunu değerlendirme konusunda geniş bir serbestlik tanıması sebebiyle öngörülebilir olmadığını iddia etmektedir. Öte yandan, yukarıda belirtilen internet sitelerine erişimini düzenlemenin, Ceza İnfaz Kurumu idaresine özel herhangi bir yük yüklemeyeceğini ve Ceza İnfaz Kurumunun güvenliği ve düzeni açısından hiçbir risk oluşturmayacağını ileri sürmektedir. Başvuran son olarak, talebinin yeterli gerekçe gösterilmeden reddedilmesinin Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlalini teşkil ettiğini iddia etmekte ve bu bağlamda, Mahkeme tarafından verilen Kalda/Estonya (no. 17429/10, 19 Ocak 2016) kararına atıf yapmaktadır.

  8. Silivri İnfaz Hâkimliği 4 Mayıs 2016 tarihinde, Ceza İnfaz Kurumu idaresinin kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle başvuranın itirazını reddetmiştir. İnfaz Hâkimliği, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un (“5275 sayılı Kanun”) 67. maddesinin 3 ve 4. fıkralarına (aşağıda 14. paragraf) ve Tüzük’ün 90. maddesinin 3 ve 4. fıkralarına (aşağıda 15. paragraf) atıf yaptıktan sonra, anılan mevzuata göre, başvuranın internet erişiminin, ancak eğitim ve iyileştirme programları çerçevesinde mümkün olabileceği değerlendirmesinde bulunmuştur. Öte yandan, kararında, Ceza İnfaz Kurumu idaresinin takdir yetkisini kullanmasında usul ve yasaya uygunsuzluk tespit etmediğini ifade etmiştir.

  9. Başvuran 9 Mayıs 2016 tarihinde, İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı itirazda bulunmuştur. İnfaz Hâkimliği önünde daha önce sunduğu iddiaları tekrar ederek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve Resmi Gazete’nin internet sitelerine erişim isteğinin reddedilmesi nedeniyle Sözleşme’nin 10. maddesiyle korunan bilgi alma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

  10. Silivri Ağır Ceza Mahkemesi 23 Mayıs 2016 tarihinde, İnfaz Hâkimliğinin kararının ve bu kararın gerekçesinin usul ve yasaya uygun olması nedeniyle başvuranın itirazını reddetmiştir.

  11. Başvuran 13 Temmuz 2016 tarihinde, bilhassa, Ceza İnfaz Kurumu idaresinin, daha sonradan İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onaylanan kararının, Sözleşme’nin 10. maddesiyle korunan bilgi alma hakkı ile ifade özgürlüğü hakkının ihlalini teşkil ettiği iddiasıyla, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur. Bu bağlamda, ilgili mevzuatta öngörülen eğitim ve iyileştirme programları çerçevesinde tutukluların internete erişimine ilişkin mevcut uygulamadan yararlanabilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Nitekim idarenin denetimi altında ve idarece kararlaştırılan süre ve saatlerde yalnızca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi’nin sitelerine erişmek istediğini ve talebinin, hakkında açılan ceza yargılaması kapsamında savunmasını hazırlama ve salıverilmesi sonrasında müvekkillerini temsil etmeye devam etmek için tutuklu kaldığı süre zarfında mesleki faaliyetlerini geliştirme amaçları taşıdığını belirtmiştir. Talebini reddeden mercilerin kararlarında, anılan internet sitelerine erişimin yaratacağı olası sorunlara ilişkin herhangi bir gerekçe gösterilmediğini ve idareye herhangi bir maliyet ya da yük yüklemeyeceğini değerlendirmiştir. Başvuran son olarak, ne Ceza İnfaz Kurumu idaresinin, ne İnfaz Hâkimliğinin ne de Ağır Ceza Mahkemesinin, ret kararlarında, hangi nedenden ötürü “toplum için tehlikeli” olarak değerlendirilmesi gerektiğini açıklamadıklarını iddia etmiştir.

  12. Anayasa Mahkemesi 14 Nisan 2017 tarihinde, başvuranın bireysel başvurusunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu değerlendirmesinde bulunarak, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Karar gerekçesinde öncelikle, başvuranın, müvekkillerinin davalarını takip etmek ve 22 Haziran 2016 tarihli duruşmasında savunmasını hazırlamak amacıyla internete erişmek istemesinin kısmen çalışma hakkı ile ilgili olduğu ve konu bakımından (ratione materiae) bireysel başvuru kapsamında incelenemeyeceği anlaşılmışsa da, ilgilinin iddialarının bütünsel açıdan ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceği kanaatine varmıştır.

Ayrıca, başvuranın talebinin reddedilmesinin, ceza infaz kurumunda düzen ve güvenliğin sağlanması ve suçun önlenmesi meşru amaçlarını izlediğini tespit etmiştir. İnternete erişimin tamamen kaldırılmadığını ya da kısıtlanmadığını; nitekim eğitim ve iyileştirme programları çerçevesinde internete erişimin sağlanabildiğini eklemiştir. Son olarak, bu değerlendirmeleri göz önünde bulundurarak, başvuranın internete erişim talebinin reddedilmesinin, Anayasa’nın ifade özgürlüğü ile ilgili 26. maddesinin 2. fıkrası anlamında meşru bir amaç izlediğine karar vermiştir.

İLGİLİ İÇ HUKUK ÇERÇEVESİ

  1. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun

  2. 13 Aralık 2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 67. maddesinin somut olayla ilgili kısmı aşağıdaki şekildedir:

“(...)

  1. Kapalı ve açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitim evlerinde ancak, eğitim ve iyileştirme programları çerçevesinde kurum yönetimince belirlenen yerlerde görsel ve işitsel eğitim araç ve gereçlerinin kullanımına izin verilebilir. Eğitim ve iyileştirme programları gerekli kıldığı takdirde denetim altında internetten yararlanılabilir. Hükümlü, odasında bilgisayar bulunduramaz. Ancak, Adalet Bakanlığının uygun görmesi hâlinde eğitim ve kültürel amaçlı olarak bilgisayarın ceza infaz kurumuna alınmasına izin verilebilir.

  2. Bu haklar, tehlikeli hâlde bulunan veya örgüt mensubu hükümlüler bakımından kısıtlanabilir.”

  3. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük

  4. 6 Nisan 2006 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan, 20 Mart 2006 tarihli Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 90. maddesinin somut olayla ilgili kısmı aşağıdaki şekildedir:

“(...)

  1. Kapalı ve açık kurumlar ile çocuk eğitimevlerinde ancak, eğitim ve iyileştirme programları çerçevesinde kurum yönetimince belirlenen yerlerde görsel ve işitsel eğitim araç ve gereçlerinin kullanımına izin verilebilir. Eğitim ve iyileştirme programları gerekli kıldığı takdirde denetim altında internetten yararlanılabilir. Hükümlü, odasında bilgisayar bulunduramaz. Ancak, Bakanlığın uygun görmesi hâlinde eğitim ve kültürel amaçlı olarak bilgisayarın kuruma alınmasına izin verilebilir.

  2. Bu haklar, idare ve gözlem kurulu kararı ile tehlikeli hükümlü oldukları saptananlar veya örgüt mensubu hükümlüler bakımından kısıtlanabilir.

(...)”

  1. İLGİLİ ULUSLARARASI METİNLER

  2. İnternetin bilgi alma veya verme hakkı ile ilgili rolüne ilişkin Avrupa Konseyi’nin belgeleri ve diğer uluslararası metinler Kalda kararında belirtilmektedir (yukarıda anılan, §§ 23-25).

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

  1. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  2. Başvuran, ceza infaz kurumunda tutuklu bulunduğu süre boyunca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve Resmi Gazete’nin internet sitelerine erişim talebinin yetkili makamlarca reddedilmesinin haber ve görüş alma hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürmektedir, bu madde aşağıdaki şekildedir:

“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.

  1. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

  2. Kabul edilebilirlik hakkında

  3. Mahkeme, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başkaca bir gerekçeden ötürü kabul edilemez olmadığı tespitlerinde bulunarak, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.

  4. Esas hakkında

    1. Tarafların İddiaları

a) Başvuran

  1. Başvuran, Mahkemenin verdiği Kalda (yukarıda anılan, § 45) ve Jankovskis/Litvanya (no. 21575/08, § 55, 17 Ocak 2017) kararlarına atıfta bulunarak, ceza infaz kurumu yetkililerinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve Resmi Gazete’nin internet sitelerine erişim izni vermemelerinin, Sözleşme’nin 10. maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkının içinde yer alan haber ve görüş alma hakkının kullanımına yönelik bir müdahale teşkil ettiğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda, Türk hukukunda, ceza infaz kurumunda ne tür internet sitelerinin erişilebilir olduğu açıkça belirtilmese de, tutukluların internete eğitim ve iyileştirme amacıyla erişimlerine izin verildiğini ifade etmektedir. Ayrıca, kendisinin ve müvekkillerinin savunmasını hazırlama amacıyla talepte bulunduğunu belirterek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarına ve ilgili mevzuata erişiminin, bir tutuklu ve avukat olarak haklarını kullanma konusunda gerekli olduğunu ileri sürmektedir.

  2. Başvuran daha sonra, ihtilaf konusu müdahalenin kanunla öngörüldüğünü ve başkalarının haklarının korunması, suç işlenmesinin önlenmesi ve ceza infaz kurumunda güvenliğin korunması gibi meşru amaçlar izlediğini kabul etmektedir.

  3. Başvuran, müdahalenin gerekliliği ile ilgili olarak, yukarıda anılan Kalda ve Jankovskis kararlarına atıfta bulunarak, bir tutuklunun internete erişim hakkının iki durumda güvence altına alındığını ileri sürmektedir: Ya bu tür bir hak iç hukukta tanınmaktadır; ya da internete erişim, iç hukukta tanınan diğer hakların kullanılması için gereklidir. Bu bağlamda başvuran, Türk mevzuatının, tutukluların eğitim ve iyileştirme amacıyla internete erişimlerine izin verdiğini ifade etmektedir. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi’nin genellikle yalnızca çevrimiçi olarak erişilebilir olduğunu ifade ettiği yakın geçmişte verdiği karar ve hükümler hakkında bilgi edinmek amacıyla bu iki mahkemenin ve Resmi Gazete’nin, internet sitelerine erişim talebinin, kişisel ve mesleki gelişimini sürdürmesine olanak sağlayacağı ve eğitim ve iyileştirme gerekçelerinin kapsamında kalacağının yanı sıra Sözleşme’nin 6. maddesinin 3. fıkrasının c) bendi anlamında kendisini bizzat savunma hakkından ileri geldiğinin düşünülebileceği kanaatindedir.

  4. Başvurana göre; ulusal makamlar, söz konusu internet sitelerine erişiminin kısıtlanmasını haklı göstermek için yeterli gerekçe sunmamışlar ve bu erişimin önünde teknik ve ekonomik engeller olduğunu ya da talebinin, ceza infaz kurumunun düzen ve güvenliği açısından tehdit oluşturduğunu göstermemişlerdir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi’nin internet sitelerini kullanmasının ve bu sitelerde araştırma yapmasının bilhassa gerekli olduğunu ve ceza infaz kurumu idaresinden, kendisi için oldukça maliyetli olabilecek, yayımlanmış kararların basılı versiyonlarını istemenin internete erişim talebine etkili ve uygun bir alternatif olamayacağını eklemektedir. Başvuran son olarak, ulusal makamların, bilgi alma hakkı ile izlenen meşru amaçlar arasında uygun bir denge kurmadan ve kararlarını destekleyecek yeterli gerekçe sunmadan söz konusu internet sitelerine erişimini kabul etmeyerek, ihtilaf konusu tedbirin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu kanıtlamadıkları kanısındadır.

b) Hükümet

  1. Hükümet ilk olarak, somut olayda, başvuranın tutuklu bulunduğu sırada, -ulusal mevzuatın, bir tutukluya internete erişim izni verdiği durumlar olan- eğitim ve iyileştirme programı ile ilgili olmadığını değerlendirdiği, kendi savunmasını hazırlama ve müvekkillerinin davalarını takip etme amaçlarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve Resmi Gazete’nin internet sitelerine erişim talebinin reddedilmesinin, haber ve görüş alma hakkının başvuran tarafından kullanılmasına yönelik bir müdahale olarak görülemeyeceğini ileri sürmektedir. Mahkeme tarafından böyle bir müdahalenin var olduğunun kabul edilmesi halinde, bu müdahalenin 5275 sayılı Kanun’un 67. maddesinin 3. fıkrası ile Tüzük’ün 90. maddesinin 3. fıkrasıyla öngörüldüğünü ve ceza infaz kurumunda suçun önlenmesi ve düzenin korunması meşru amaçlarını izlediğini ifade etmektedir.

  2. Öte yandan Hükümet, Avukatlık Kanunu’nun hükümleri uyarınca, başvuranın, tutukluluk süresi boyunca, müvekkillerinin davalarını takip etmesi için başka bir avukata yetki verebileceğini ifade etmektedir. Hükümet; başvuranın, ceza infaz kurumu idaresinden, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi’nin karar ve hükümlerinin basılı nüshalarını, baskı masraflarını ödeyerek talep edebileceğini ya da avukatından, ihtiyaç duyduğu hukuki bilgileri kendisine tedarik etmesini isteyebileceğini eklemektedir. Dolayısıyla Hükümet, başvuranın, tutukluluk süresi boyunca söz konusu internet sitelerine erişim imkânından tümüyle yoksun bırakılmadığı kanaatindedir.

  3. Hükümet ayrıca, terör örgütüne üye olma ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından tutuklu bulunan başvuranın internet sitesine erişiminin, ceza infaz kurumunun düzen ve güvenliği açısından tehdit oluşturabileceğini ileri sürmektedir. Hükümete göre, başvuranın talebinin reddedilmesi, ilgili şahıs bakımından disiplin cezası ya da ağır bir yük oluşturduğu düşünülemez.

  4. Son olarak Hükümet, ihtilaf konusu tedbirin, ulusal makamların konuyla ilgili sahip oldukları geniş takdir yetkisi çerçevesinde ceza infaz kurumunda düzen ve güvenliğin sağlanması için kabul edilen, demokratik bir toplumda gerekli bir tedbir olduğu kanısındadır. Somut olayda, ulusal makamların, başvuranın haber ve görüş alma hakkı ile ceza infaz kurumunda düzenin sağlanması kamu yararı arasında adil denge kurmadıklarının düşünülemeyeceği görüşündedir.

c) Üçüncü taraf

  1. İfade Özgürlüğü Derneği, internetin günümüz dünyasında bilgi yayma aracı haline gelmesi ve ceza infaz kurumu yaşam koşullarını normalleştirme ilkesi göz önüne alındığında, tutukluların, temel haklarını kullanmalarını güvence altına almak amacıyla internet erişiminden daha fazla yararlanmaları gerektiğini ileri sürmektedir. Ayrıca, tutuklular için genel bir hak olan internete erişim, Sözleşme’nin 10. maddesiyle korunan bilgi ya da görüş alma hakkından kaynaklanmasa bile, Mahkemenin, yukarıda anılan Kalda ve Jankovskis kararlarında belirlediği ilkelerden, tutukluların, bu tür bir hakkın iç hukukta tanındığı durumlarda ya da bu erişimin iç hukukta tanınan bir hakkın kullanımı için gerekli olduğunda internet erişim hakkına sahip olabileceklerinin anlaşıldığını iddia etmektedir.

  2. İfade Özgürlüğü Derneği; bir tutuklunun, avukat yardımı olmadan, bizzat kullanmayı tercih edebileceği bir hak olan Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ve 6. maddesinin 3. fıkrasının b) bendi anlamında kendi savunmasını hazırlamak için gerekli kolaylıklara sahip olma hakkının, yetkili makamları, tutuklulara, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi’nin internet sitelerine erişim izni vermekle yükümlü kılabileceği kanaatindedir; zira İfade Özgürlüğü Derneği’ne göre, bu iki mahkeme tarafından yakın geçmişte verilen karar ve hükümlerin büyük kısmı yalnızca çevrimiçi erişilebilir olup, anılan mahkemelerin ilgili karar ve hükümlerine ancak internet sitelerinde yapılan arama sonucunda ulaşılabilmektedir. Netice itibarıyla, yetkili makamların, bir tutukluya, savunmasını hazırlaması için gerekli hukuki bilgileri elde edebilmesi amacıyla ulusal ve uluslararası bir mahkemenin internet sitesine erişme izni vermemelerinin, ilgilinin bilgi veya görüş alma hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği kanısındadır.

  3. Öte yandan, bu türden bir müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu kanıtlamanın ulusal makamların görevi olduğunu ileri sürerek, somut olayda, tutuklulara, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi’nin internet sitelerine erişim sağlamanın, bu erişimin eğitim ve iyileştirme gerekçeleriyle zaten öngörülmüş olması nedeniyle ceza infaz kurumu yetkilileri üzerinde aşırı ek maliyetlere sebep olmayacağı ve söz konusu internet sitelerine sınırlı ve denetimli erişim imkânının güvenlik açısından risk oluşturmayacağı görüşünde olduğunu belirtmektedir.

  4. Mahkemenin Değerlendirmesi

a) Müdahalenin varlığı

  1. Mahkeme, halkın genel menfaate ilişkin bilgileri alma hakkını sürekli olarak tanıdığını hatırlatmaktadır. Ayrıca daha önce, bilgi alma hakkının, bir hükümetin, bir kişinin, başkalarının iletmek istediği veya iletmeye hazır olduğu bilgileri almasını engellemesini yasakladığına karar verdiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Jankovskis kararı, § 52 ve yukarıda anılan Kalda kararı, § 42).

  2. Mahkeme, mevcut davada başvuranın, yetkili makamların bazı bilgileri kendisine iletmeyi reddetmelerinden değil; tutuklu olarak, kamu alanında, bilhassa bazı internet sitelerinde rahatça bulunabilecek olan bilgilere erişim izni vermemelerinden şikâyet ettiğini kaydetmektedir.

  3. Bu bağlamda, internet sitelerinin, erişilebilir olmalarının yanı sıra büyük miktarda veriyi saklama ve yayma kapasiteleri sayesinde, halkın güncel olaylara erişimini iyileştirmeye ve genel olarak, bilgi iletişimini kolaylaştırmaya büyük katkı sağladığını hatırlatmaktadır (Delfi AS/Estonya [BD], no. 64569/09, § 133, AİHM 2015; Ahmet Yıldırım/Türkiye, no. 3111/10, § 48, AİHM 2012 ve Times Newspapers Ltd/Birleşik Krallık (no. 1 ve 2), no. 3002/03 ve 23676/03, § 27, AİHM 2009).

  4. Ayrıca, Avrupa Konseyi’nin çok sayıda belgesinde ve diğer uluslararası belgelerde, internetin kamu hizmeti değeri ve bir dizi insan haklarından yararlanılması açısından öneminin kabul edildiğini kaydetmektedir (yukarıda anılan Kalda kararı, §§ 23-25). İnternete erişim giderek bir hak olarak görülmekte olup, internete evrensel erişimi sağlamaya ve “dijital uçurumu” kapatmaya yönelik etkili politikalar hazırlanması amacıyla yapılan çağrılar bulunmaktadır. Mahkeme, söz konusu gelişmelerin, internetin, insanların günlük yaşamında oynadığı önemli rolü yansıttığı kanısındadır. Nitekim artan sayıda hizmet ve bilgi, yalnızca internette mevcuttur ((ibidem, § 52).

  5. Bunun yanı sıra Mahkeme, hapis cezasının kaçınılmaz olarak, mahkûmların, bilgi alma kapasiteleri de dâhil olmak üzere, dış dünya ile iletişimleri konusunda bir dizi kısıtlama getirdiğini gözlemlemektedir. Mahkeme bu bağlamda, Sözleşme’nin 10. maddesinin, tutukluların internete veya belirli internet sitelerine erişimlerini sağlama konusunda genel bir yükümlülük yüklediği şeklinde yorumlanamayacağını hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Kalda kararı, § 45).

  6. Öte yandan Mahkeme, yukarıda anılan Kalda davasında, Estonya hukukuyla, tutuklulara, hukuki bilgiler içeren bazı internet sitelerine erişimin zaten tanınmış olması nedeniyle, tutukluların, hukuki bilgiler de içeren diğer internet sitelerine erişimlerinin kısıtlanmasının, başvuranın bilgi alma hakkını kullanmasına yönelik müdahale teşkil ettiğine karar vermiştir (yukarıda anılan Kalda kararı, § 45). Aynı zamanda, yukarıda anılan Jankovskis davasında, tutukluların eğitim ile ilgili bilgilere erişimin Litvanya hukukunda öngörülmesi nedeniyle, başvuranın bilgi talebine cevaben, Bakanlıkça yönlendirildiği internet sitesine erişimin kısıtlanmasının, ilgili şahsın bilgi alma hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale teşkil ettiği kanaatine varmıştır (yukarıda anılan Jankovskis kararı, § 55).

  7. Mahkeme somut olayda, Türk hukukunun, tutukluların eğitim ve iyileştirme programları çerçevesinde internete erişimlerini öngördüğünü kaydetmektedir (yukarıda 14 ve 15. paragraf). Ayrıca başvuranın, ceza infaz kurumu yetkililerinden, kendi savunmasını hazırlamak ve müvekkillerinin davalarını takip etmek için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi’nin karar ve hükümlerine başvurmak amacıyla bu iki mahkemenin ve Resmi Gazete’nin internet sitelerine erişim izni talebinde bulunduğunu (yukarıda 6. paragraf) ve bu talebin ceza infaz kurumu yetkilileri tarafından reddedildiğini (yukarıda 7. paragraf) kaydetmektedir.

  8. Mahkeme, başvuran tarafından internete erişim talebini desteklemek amacıyla belirtilen spesifik gerekçeler ne olursa olsun, bilhassa, ilgilinin, avukat olması ve erişmek istediği üç internet sitesinin niteliği göz önüne alındığında bu talebin, aynı zamanda ve tartışmasız bir şekilde, ulusal mevzuata göre tutukluların internete erişimini haklı gösteren eğitim ve iyileştirme amaçları kapsamına girdiğinin bertaraf edilemeyeceği kanaatindedir. Mahkeme bu bağlamda, kendisinin ve Anayasa Mahkemesi’nin karar ve hükümlerinin birçoğunun yalnızca çevrimiçi olarak erişilebilir olduğunu ve ilgili internet sitelerinde gezinmeyi ve bu sitelerde arama yapmayı gerektirdiğini belirtmek istemektedir.

  9. Netice itibarıyla Mahkeme, tutukluların eğitim ve iyileştirme amaçlarıyla bazı internet sitelerine erişimlerinin Türk hukukunda zaten öngörülmüş olması nedeniyle, başvuranın, yalnızca mesleği ve ilgi merkezleri çerçevesinde gelişimine ve rehabilitasyonuna hizmet edecek nitelikte hukuki bilgiler içeren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve Resmi Gazete’nin internet sitelerine erişiminin kısıtlanmasının, başvuranın bilgi alma hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale teşkil ettiği kanısındadır (yukarıda anılan Kalda kararı, § 45).

b) Müdahalenin haklılığı

  1. Böyle bir müdahale “kanunla öngörülmediği”, söz konusu maddenin 2. fıkrasında belirtilen meşru amaçlardan biri ya da birkaçını izlemediği ve “demokratik bir toplumda gerekli” olarak değerlendirilemediği sürece Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlalini teşkil etmektedir.

  2. Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin kanunla yani 5275 sayılı Kanun’un 67. maddesinin 3. fıkrası (yukarıda 14. paragraf) ile Tüzük’ün 90. maddesinin 3. fıkrasıyla (yukarıda 15. paragraf) öngörüldüğü ve düzenin korunması ve suçun önlenmesi meşru amaçlarını izlediği hususunun taraflar arasında tartışma konusu olmadığını gözlemlemektedir.

  3. Mahkeme, müdahalenin gerekliliği ile ilgili olarak, ifade özgürlüğü konusundaki içtihadından doğan ve bilhassa Bédat/İsviçre ([BD], no. 56925/08, § 48, 29 Mart 2016) ve Kula/Türkiye (no. 20233/06, §§ 45 ve 46, 19 Haziran 2018) kararlarında özetlenen ilkeleri hatırlatmaktadır.

  4. Mahkeme somut olayda, başvuranın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve Resmi Gazete’nin internet sitelerine erişim talebinin ceza infaz kurumu idaresi tarafından reddedildiğini, İdarenin ret kararında, ilgilinin talebinin uygun olmadığını değerlendirmek için yalnızca Tüzük’ün 90. maddesinin 3 ve 4. fıkralarına dayandığını gözlemlemektedir.

  5. Mahkeme bu bağlamda, ihtilaf konusu tedbiri haklı göstermek için ulusal makamlar tarafından ileri sürülen gerekçelerin, davanın koşullarında “uygun ve yeterli” olduğunu tespit etmenin ulusal mahkemelerin görevi olduğunu tespit etmektedir. Dolayısıyla, ihtilaf konusu tedbirin gerekliliğinin mevcut davada ikna edici şekilde ortaya konulup konulmadığını değerlendirmek için, ilgili kişinin bu tedbire karşı yapmış olduğu itirazı incelerken ulusal hâkim tarafından benimsenen gerekçeye bilhassa dikkat etmesi gerektiği kanısındadır (Kaos GL/Türkiye, no. 4982/07, § 57, 22 Kasım 2016 ve Saygılı ve Karataş/Türkiye, no. 6875/05, § 34, 16 Ocak 2018).

  6. Mahkeme bu bağlamda, İnfaz Hâkimliğinin, başvuran tarafından ceza infaz kurumu idaresinin kararına karşı yapılan itirazı reddederek, 5275 sayılı Kanun’un 67. maddesinin 3 ve 4. fıkraları ile Tüzük’ün 90. maddesinin 3 ve 4. fıkraları gereğince, tutukluların internete erişimlerinin yalnızca eğitim ve iyileştirme programları çerçevesinde mümkün olduğu tespitinde bulunduğunu kaydetmektedir (yukarıda 9. paragraf). Ağır Ceza Mahkemesi ise, başvuran tarafından infaz hâkimliğinin kararına karşı yapılan itirazı, yalnızca bu kararı ve gerekçesinin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek reddetmiştir (yukarıda 11. paragraf). Anayasa Mahkemesi ise, başvuranın bireysel başvurusunun kabul edilemezliğine ilişkin olarak verdiği kararında, ilgilinin internete erişimin, bu erişimin eğitim ve iyileştirme programları çerçevesinde mümkün olması nedeniyle, tamamıyla iptal edilmediği ya da kısıtlanmadığı ve internete erişim talebinin reddedilmesinin ceza infaz kurumunda düzenin ve güvenliğin korunması ve suçun önlenmesi meşru amaçlarını izlediği değerlendirmesinde bulunmuştur (yukarıda 13. paragraf).

  7. Mahkeme, somut olayda ulusal makamlar tarafından sunulan ulusal mahkeme kararlarını inceleyerek, bu makamların, başvuranın söz konusu internet sitelerine erişimini kısıtlamak için bilhassa 5275 sayılı Kanun’un 67. maddesinin 3 ve 4. fıkraları ile Tüzük’ün 90. maddesinin 3 ve 4. fıkralarına dayandıkları tespitine varmıştır. Ancak Mahkeme; ulusal makamların, başvuranın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve Resmi Gazete’nin internet sitelerine erişiminin, neden eğitim ve iyileştirme kapsamına girdiğinin kabul edilemeyeceğine ve tutukluların internete erişimlerine hangi durumlarda yukarıda anılan hükümler uyarınca izin verildiğine ilişkin ve başvuranın, aynı hükümler uyarınca internet erişimi sınırlandırılabilen belli bir tehlike arz eden veya yasadışı bir örgüte mensup bir tutuklu olarak değerlendirilip değerlendirilmediği veya neden böyle değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin yeterli açıklamada bulunmadıklarını saptamaktadır.

  8. Mahkeme ayrıca, ne yetkililerin ne de Hükümetin, mevcut davanın özel koşullarında, ihtilaf konusu tedbirin neden ceza infaz kurumunda güvenliğin ve düzenin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi meşru amaçları bakımından gerekli olduğu hususunda açıklamada bulunmadıklarını gözlemlemektedir. Bu bağlamda, tutuklular tarafından ceza infaz kurumu yetkililerinin kontrolü altında internet kullanılmasına ilişkin gerekli hükümlerin her hâlükârda eğitim ve iyileştirme programları çerçevesinde kabul edildiğini kaydetmektedir. Ulusal makamlar tarafından ileri sürülen güvenlik hususlarının uygun olarak kabul edilmeleri gerekse bile, Mahkeme, ulusal mahkemelerin, başvuranın, devlet otoriteleri ile uluslararası bir kuruluşun internet siteleri olması sebebiyle anılan üç internet sitesine erişiminden kaynaklanabilecek güvenlik risklerini ayrıntılı olarak incelemediklerini ve başvuranın bu internet sitelerine yalnızca yetkili makamların kontrolü altında ve bu makamlarca belirlenen koşullar içerisinde erişebilecek olduğunu tespit etmektedir (bk. gerekli değişiklikler yapılmak koşuluyla (mutatis mutandis), yukarıda anılan Kalda kararı, § 53).

  9. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar göz önünde bulundurulduğunda; Hükümetin, ihtilaf konusu tedbiri haklı göstermek için ulusal makamlar tarafından ileri sürülen gerekçelerinin uygun ve yeterli olduğunu veya anılan tedbirin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu kanıtlamadığı kanısındadır.

  10. Bu nedenle, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.

  11. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

  12. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:

“Eğer Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. ”

  1. Tazminat

  2. Başvuran, maruz kaldığını ifade ettiği manevi zarar kapsamında 1.500 avro (EUR) talep etmektedir.

  3. Hükümet, manevi zarar kapsamında sunulan talep ile iddia edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmadığı kanaatindedir. Hükümet ayrıca, bu talebin desteklenmemiş ve aşırı olduğunu; Mahkemenin içtihadında ödenmesine hükmedilen miktarlara uygun olmadığını ileri sürmektedir.

  4. Mahkeme, başvurana, manevi tazminat olarak talep edilen meblağın tamamının ödenmesine karar vermektedir.

  5. Masraf ve Giderler

  6. Başvuran, Mahkeme önündeki temsil masrafları için 2.500 EUR talep etmektedir. Başvuran aynı zamanda, Anayasa Mahkemesi önündeki yargılama masrafları için 243,80 Türk lirası (TRY) (ilgili tarihte yaklaşık 76 EUR) ve posta masrafları için ise 29,90 TRY (ilgili tarihte yaklaşık 7 EUR) talep etmektedir. Bu bağlamda, kendisi ve avukatı arasında imzalanan avukatlık ücret sözleşmesi, yargılama masraflarına ilişkin bir makbuz ve posta makbuzu sunmaktadır.

  7. Hükümet, masraf ve giderler bağlamında talep edilen meblağların dayanaksız ve aşırı yüksek olduğunu; ayrıca başvuranın, bu taleplerini destekleyecek ödeme belgesi sunmadığını ileri sürmektedir.

  8. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvurana yalnızca, masraf ve giderlerinin gerçekliğini, gerekliliğini ve miktarlarının makul niteliğini ispatlaması durumunda, bu masraflar iade edilebilmektedir. Mahkeme, somut olayda, elinde bulunan belgeleri ve yukarı anılan kriterleri göz önünde bulundurarak, başvurana, tüm masraflar bağlamında, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 2.000 EUR ödenmesinin makul olduğuna karar vermektedir.

  9. Gecikme faizi

  10. Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın, uygulanmasının uygun olduğu sonucuna varmaktadır.

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,

  1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
  2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;

a) Davalı Devletin, başvurana, işbu kararın Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kesinleşeceği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere:

  1. Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.500 EUR (bin beş yüz avro);
  2. Masraf ve giderler için, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 2.000 EUR (iki bin avro) ödenmesine,

b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

  1. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 9 Şubat 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Hasan Bakırcı Jon Fridrik Kjølbro
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim