CASE OF ADEM SERKAN GÜNDOĞDU v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ADEM SERKAN GÜNDOĞDU / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 67696/11)
KARAR
STRAZBURG
16 Ocak 2018
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullara göre kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Adem Serkan Gündoğdu/Türkiye davasında,
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Julia Laffranque,
Işıl Karakaş,
NebojšaVučinić,
Paul Lemmens,
ValeriuGriţco,
StéphanieMourou-Vikström,
veBölüm Yazı İşleri Müdür YarımcısıHasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ("İkinci Bölüm"),Daire olarak toplanarak, 28 Kasım 2017 tarihinde gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
-
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (67696/11 No.lu) davanın temelinde, T.C. vatandaşı olan Adem Serkan Gündoğdu’nun ("başvuran"), 7 Ekim 2011 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (‘‘Sözleşme’’) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
-
Başvuran, İstanbul Barosu’na bağlı olan Avukatlar F.N. Ertekin ve K. Öztürk tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
-
Başvuran, özellikle maruz kaldığı tutukluluk süresinin aşırı olduğunu ve tutukluluk haline ilişkin kararlara itiraz etmek için etkin başvuru yollarına sahip olmadığını iddia etmektedir.
-
Başvuru, 17 Aralık 2012 tarihinde, Hükümete bildirilmiştir.
OLAY
I. DAVANIN KOŞULLARI
-
Başvuran 1977 doğumludur ve Tekirdağ’da tutukludur.
-
Aylar süren takip ve izleme sonrasında, 8 Eylül 2006 tarihinde, başvuran yasadışı bir örgütün üst düzey sorumlusu olduğu şüphesiyle İstanbul Polisi tarafından yakalanmıştır. Başvuranın, gözaltında bulunduğu ilk yirmi dört saat boyunca,avukata erişim hakkı kısıtlanmıştır.
-
Başvuran, 12 Eylül 2006 tarihinde, hâkim karşısına çıkarılmış ve bu hâkim tarafından tutuklanmasına karar verilmiştir.
-
Bütün soruşturma safhası boyunca, tutukluluk konusunu re’sen veya talep üzerine inceleyen ve dosya üzerinden karar veren hâkim, Cumhuriyet savcısının görüşünü dikkate alarak, başvuranın tutukluluk halinin devamına hükmetmiştir. Hâkimin, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına karar vermesi nedeniyle, başvuranın avukatı dosyayı inceleyememiştir.
-
Cumhuriyet savcısı, 17 Mayıs 2007 tarihli bir iddianameyle, başvuran hakkında ceza davası açmıştır.
-
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 28 Mayıs 2007 tarihinde, iddianameyi kabul etmiş ve dava, söz konusu mahkeme önünde görülmeye başlanmıştır.
-
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Ekim 2007 ve 6 Eylül 2012 tarihleri arasında, davanın esası hakkında on altı duruşma düzenlemiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, her duruşma sonunda başvuranın serbest bırakılma taleplerini reddetmiş ve farklı gerekçelere dayanarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.Başvuran, avukatı refakatinde her duruşmaya katılmıştır. Ayrıca Ağır Ceza Mahkemesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 108. maddesi uyarınca, her duruşma arasında ve her otuz günde bir, tutukluluğu re’sen ve dosya üzerinden incelemiştir.
-
Başvuranın avukatı, 10 Aralık 2010, 17 Mayıs 2011 ve 13 Ekim 2011 tarihli duruşmalar sonucunda verilen başvuranın tutukluluk halinin devamı kararlarına itirazda bulunmuştur.Başvuranın avukatı, itirazın incelenmesi sırasında, her defasında bir duruşma düzenlenmesi talebinde bulunmuştur.
-
İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, sırasıyla 27 Aralık 2010, 13 Haziran 2011 ve 16 Kasım 2011 tarihlerinde, dosya üzerinden karar vererek ve başvurana veya avukatına tebliğ edilmeyen savcı görüşünü dikkate alarak itirazları reddetmiştir.
-
10. Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Aralık 2012 tarihinde, on yedinci duruşmasını düzenlemiş ve bu duruşma sonunda başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir.
-
Yargılama, 17 Temmuz 2013 tarihinde, yerel mahkemeler önünde halen derdesttir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
- Somut olayla ilgili iç hukuk ve uygulaması,Altınok/Türkiye (No. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011) ve Koçintar/Türkiye (kk) (No. 77429/12, §§ 9-26, 1Temmuz 2014) davalarında açıklanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. MAHKEME İÇTÜZÜĞÜ’NÜN 47. MADDESİNE İLİŞKİN İLK İTİRAZ HAKKINDA
-
Hükümet, başvuranın yaşadığı olaylar ve şikâyetlerin özet sunulmaksızın otuz altı sayfalık başvuru formunda belirtilmiş olmasıyla ilgili olarak, Mahkeme’ye,başvuru yapılmasına ilişkin pratik yönergenin 11. paragrafına ve İçtüzüğün 47. maddesine riayet edilerek başvurulmadığını ileri sürmektedir. Bu bağlamda, Hükümet başvuru formunun başvuranın avukatları tarafından düzenlenmiş olması nedeniyle, bu başvuru formunun Mahkeme İçtüzüğü’nün 47. maddesi gerekliliklerini karşılamamasıiçin hiçbir neden bulunmadığını değerlendirmektedir. Dolayısıyla Hükümet, Mahkeme’yi başvurunun reddedilmesine karar vermeye davet etmektedir.
-
Mahkeme, başvuranın başvuru formundaolay ve olguları açık bir şekilde belirttiğini ve şikâyet ettiği Sözleşme ihlallerini de burada açık bir şekilde ifade ettiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme başvuranın şikâyetlerini, İçtüzüğün 47. maddesinin 1. maddesine uygun olarakileri sürdüğü kanaatine varmaktadır. Hükümet tarafından ileri sürülen pratik yönerge hükmüyle ilgili olarak, Mahkeme bu hükmün, Sözleşme’nin 35. maddesi bağlamında, hiçbir şekilde bir kabul edilebilirlik kriterini teşkil etmediğini vurgulamaktadır. Bu sebeple Hükümet, yalnızca yazının çok uzun olduğu gerekçesiyle, mevcut başvurunun reddedilmesini talep etme hakkına sahip değildir. Dolayısıyla, bu noktada Hükümetin iddialarının dikkate alınmaması uygundur (aynı anlamda, diğer kararlar arasında bk.Öner Aktaş/Türkiye, No. 59860/10, § 29, 29 Ekim 2013 veLevent Bektaş/Türkiye, No. 70026/10, § 31, 16 Haziran 2015).
II. SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN 3. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
- Başvuran, kendisi tarafından maruz kalınan tutukluluk süresinin Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası aşağıdaki gibidir:
" İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin derhal bir yargıç veya yasayla adli görev yapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu görevlisinin önüne çıkarılması zorunlu olup, bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir."
-
Hükümet, başvuranın ulusal hukuk tarafından sağlanan iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmaktadır. Hükümet, ilgilinin Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuruda bulunma imkânının var olduğu ve dava sonucunu beklemeksizin,CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının d) bendine dayanarak tazminat talebinde bulunma hakkına sahip olduğu kanaatine varmaktadır.
-
Başvuran, Hükümetin bu iddiasını kabul etmemektedir. Öncelikle başvuran, tutukluluğa ilişkin şikâyetinin Anayasa Mahkemesi’nin zaman yönünden yetkisi alanına girmediğini belirtmektedir. Ardından başvuran, tazminat talebinin bir tutukluluk çerçevesinde tüketilmesi gereken bir başvuru yolu olmadığını ve söz konusu başvuru yolunun yargılamanın bu aşamasında erişilebilir olmadığını iddia etmektedir.
-
Mahkeme, başvuranın tutukluluğunun 8 Eylül 2006 tarihinde başladığını ve ilgilinin serbest bırakılmasıyla 13 Aralık 2012 tarihinde sona erdiğini kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranın devam eden bir durumdan şikâyet ettiğini ve tutukluluğunun bir kısmının Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru hakkını kullanabileceği 23 Eylül 2012 tarihinden sonrayatekabül ettiğini tespit etmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, Anayasa Mahkemesi tarafından daha önce verilmiş olan kararlardan,Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru hakkının yürürlüğe girdiği tarihten önce başlayarak belirtilen tarihten sonra da devam eden ihlal durumlarında zaman yönünden(rationetemporis) yetkisinin genişletildiğini kabul ettiğinin açıkça anlaşıldığınıgözlemlemektedir. Dolayısıyla, 23 Eylül 2012 tarihinden önce başvuran tarafından maruz kalınan tutukluluk süresi, zaman yönünden Anayasa Mahkemesi’nin yetki alanına girmektedir (bk. Koçintar/Türkiye, No. 77429/12, § 39, Temmuz 2014).Ayrıca Mahkeme, yukarıda belirtilen başvuru yolunun, başvuranın tutukluluk süresine ilişkin şikâyetiyle ilgili olarak, makul başarı perspektifleri sunan uygun bir telafi yolu olabileceğini kaydetmektedir (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda belirtilen Levent Bektaş,§§ 42-44 ve Mercan/Türkiye (kk), No. 56511/16, §§ 17-30, 8 Kasım 2016). Dolayısıyla, başvuranın Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunması gerektiği ancak bulunmadığı tespit edilmektedir.
-
Mahkeme, tazminat talebiyle ilgili olarak, ihtilaf konusu tutukluluğun başvuranın 13 Aralık 2012 tarihinde serbest bırakılmasıyla sona ermesinden itibaren (yukarıdaki 14. paragraf), tazminat elde edilmesinin, etkin olarak uygun bir telafi yolu teşkil ettiğini değerlendirmektedir (bu anlamda bk. Demir/Türkiye (kk.), No. 51771/07, § 24, 16 Ekim 2012). Mahkeme, CMK’nın 141.maddesinin 1. fıkrasının d) bendinde öngörülen hukuk yolunun, bir yandan itiraz edilen tedbirin makul olmayan niteliğinin kabul edilmesine ve diğer yandan ilgili tarafından maruz kalınan zararların giderilmesine imkân verebileceğini kaydetmektedir. Ayrıca Mahkeme, 2015 yılının Haziran ayından itibaren, aşırı tutukluluk süresi için bu hükme dayandırılan tazminat talebinin, davanın esası hakkında nihaikararın verilmesinden önce erişebilir hale geldiğini kaydetmektedir. Mahkeme, dolayısıyla başvuranın CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının d) bendine dayanarak tazminat talebinde bulunması için yerel mahkemelere başvurması gerektiğini değerlendirmektedir (A.Ş./Türkiye, No. 58271/10, § 93, 13 Eylül 2016).
-
İç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, başvuranın Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasına ilişkin şikâyetinin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmelidir.
III. SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN 4. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
- Başvuran, duruşma düzenlenmemesi ve Cumhuriyet savcısının görüşünün iletilmemesi nedeniyle, itiraz yolunun ve tutukluluk tedbirinin resen incelemesi işleminin etkin olmadığından şikâyet etmektedir.
Ayrıca başvuran, tutukluluğuna ilişkin kararlara etkin bir şekilde itiraz etmesini engelleyen, soruşturma dosyasına erişememesinden şikâyet etmektedir.
Dahası başvuran, avukata erişim hakkının kısıtlanması nedeniyle, gözaltına alınmasına etkin bir şekilde itiraz edemediğinden şikâyet etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
" Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve, eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir."
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
- Altı Aylık Süre Kuralı
-
Hükümet,10 Aralık 2010 tarihli tutukluluk halinin devamı kararı hakkında yapılan itirazın reddine ilişkin 27 Aralık 2010 tarihli kararla ilgili olarak, altı aylık süre kuralına riayet edilmediğine itiraz etmektedir.
-
Mahkeme, 7 Ekim 2011 tarihinde yapılan mevcut başvurunun ve 27 Aralık 2010 tarihli karara ilişkin şikâyetlerin kendisine geç sunulduğunu kaydetmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme bu noktada Hükümetin itirazını kabul etmekte ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca başvurunun bu hususla ilgili kısmını reddetmektedir.
-
Ayrıca Mahkeme, başvuranın soruşturma dosyasına erişememesine ilişkin şikâyetinin de, altı aylık süre kuralına riayet edilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. Nitekim, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması kararı, ağır ceza mahkemesi tarafından iddianamenin kabul edilmesiylekendiliğinden son bulmuş ve dava 28 Mayıs 2007 tarihinde görülmeye başlanmıştır (yukarıdaki 11. paragraf). Sonuç olarak bu şikâyet olması gerekenden geçsunulmuştur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
-
Son olarak Mahkeme, avukata erişim hakkının kısıtlanmasına ilişkin şikâyetin de vaktinden sonra yapıldığını ve başvuranın gözaltı süresinin 12 Eylül 2006 tarihinde sona erdiğini değerlendirmektedir. Dolayısıyla, bu şikayet de, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
- Önemli Bir Zararın Bulunmaması Hakkında
-
Başvuranın, Cumhuriyet savcısının görüşünün iletilmemesinden şikâyet etmesi nedeniyle, Hükümet,Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendi anlamında önemli bir zararın bulunmadığına dair itirazda bulunmaktadır. Hükümet, itirazincelemesikapsamında Cumhuriyet savcısının görüşünün iletilmemesi konusunun, 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 Sayılı Kanunun kabul edilmesinin ardından iç hukukta çözüme kavuştuğunu belirtmektedir. Söz konusu tarihten bu yana CMK’nın 270. maddesi, itirazın sunulduğu mahkemeyi, Cumhuriyet savcısının görüşünün talep edilmesi için itirazı incelenmeye zorunlu kılmamaktadır ve söz konusu mahkemenin, bu tür görüşlerin alınmasının zorunlu olduğu durumlarda, yalnızca cevaben, tutukluya veya tutuklunun avukatına Cumhuriyet savcısının görüşlerini iletmesi gerekmektedir.
-
Mahkeme, Hebat Aslan ve Firas Aslan/Türkiye davasında (No. 15048/09 §§ 68‑82, 28 Ekim 2014) benzer bir itirazı incelediğini ve bu itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır.Bu sonuca ulaşmak için, Mahkemeitirazın reddedilmesi kararlarında savcı görüşünün, ağır basabileceği ihtimalinin bertaraf edilemeyeceğini dikkate almıştır. Ayrıca Mahkeme, itiraz işlemininkonusunun ve sonucunun, başvuran için çok büyük öneme sahip olduğunu göz önünde tutmuş ve demokratik bir toplumda özgürlük hakkının öneminin altını çizmiştir. Ayrıca Hükümetin itirazının, farklı bir sonuca varılmasına neden olabilecek herhangi bir gerekçe veya olgudan yoksun olması sebebiyle, bu itirazın reddedilmesi uygundur.
- Tutukluluğa İlişkin Olarak Re’senVerilen Kararlar Hakkında
-
Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının, tutukluluğun yasallığı hakkında başvuru yapılmasının ardından bir mahkeme önünde yürütülen yargılamalara, yani bir yandan tahliye talepleriyle ilgili yargılamalara, diğer yandan tutukluluğun uzatılmasına ilişkin kararlara karşı yapılan itirazlarla ilgili yargılamalara uygulandığını hatırlatmaktadır.Sözleşme’nin 5. maddesinin 4.fıkrasının, -tutukluluğun yasallığının denetlenmesi yerine (bk., diğer kararlar arasında, Toth/Avusturya, 12 Aralık 1991, § 87, A Serisi No 224), Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi anlamında, tutukluluğun azami döneminin belirlenmesi ve bu tedbirin yasal dayanağının "yenilenmesini" amaçlayan- tutukluluğun uzatılmasına ilişkin kararın,re’senverilmesinden itibaren, ancak yalnızca bu tür bir karara karşı bir başvurunun yapıldığı andan itibaren (Knebl/Çek Cumhuriyeti, No 20157/05, § 76, 28 Ekim 2010)uygulanmasına gerek olmadığıanlaşılmaktadır.
-
Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası bağlamında, re’senverilen tutukluluğun uzatılmasına ilişkin kararlar hakkındabir karar vermenin kendi görevi olmadığını hatırlatmaktadır (bk.Altınok/TürkiyeNo. 31610/08, § 40, 29 Kasım 2011).
- Sonuç
- Başvuranın, itirazlarının 13 Haziran 2011 ve 16 Kasım 2011 tarihlerinde incelenmesinden şikâyet etmesi nedeniyle, Mahkeme Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasına ilişkin şikâyetlerin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadıklarını ve ayrıca hiçbir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadıklarını tespit etmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme bu şikâyetlerin kabul edilebilir olduklarına karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
-
Başvuran, ağır ceza mahkemesinin duruşma düzenlenmeksizin itiraz başvurularını incelediğinden ve hakkında ileri sürülen tutukluluk gerekçelerinin çekişmeli tartışma konusu olmadığından şikâyet etmektedir. Başvuran, iç hukuk tarafından sunulan yolun gerçekten çekişmeli olmaması ve makul başarı şansları sunmaması sebebiyle, tutukluluğa ilişkin kararlara itiraz etmek için etkin bir başvuru yolu bulunmadığından şikâyet etmektedir. Başvuran, itirazları hakkında karar verilmesi için başvurulan mahkeme,yani 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ne kendisinin ne de avukatının ifadesinin alınmadığınıbelirtmektedir. Başvuran, bu mahkemenin itiraz taleplerinin incelenmesi sırasında Cumhuriyet savcısının yazalı görüşünü aldığını, temsilcisine ve kendisine bu görüşün tebliğ edilmediğini ve dolayısıyla yorum yapma imkânlarının bulunmadığını ifade etmektedir.
-
Başvuran, itirazları inceleyen mahkemenin davanın esasına bakan mahkemeden farklı olduğunu eklemektedir. Başvuran, bu durumun, başvurularını inceleyen mahkemenin yani 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin,şahsen veya avukatı aracılığıyla hiçbir şekilde mahkeme huzuruna çıkarılmadığı anlamına geldiği kanaatine varmaktadır. Bu bağlamda başvuran, Mahkeme’nin, tutuklunun ilk derece mahkemesi önüne çıkarılması durumunda, itiraz incelemesikapsamında duruşma düzenlenmemesini kabul eden yaklaşımını onaylamadığını dile getirmektedir. Başvuran, bu yaklaşımın kabul edilmesi durumunda, tutuklunun, davayı daha önce incelemiş olan mahkemeden farklı bir mahkeme önünde düzenlenen bir duruşmadan faydalanarak, tutukluluğuna itiraz edemeyeceği kanaatine varmaktadır. Bu nedenle başvuran, itirazın incelenmesi sırasında bir duruşmanın düzenlenmesinin gerekli olduğu kanaatine varmaktadır. CMK’nın 270. maddesiyle yapılan değişiklikle ilgili olarak, başvuran, bu değişikliğin mevcut davanın konusu olduğu dönemden sonra meydana geldiği ve dolayısıyla bu davanın incelenmesine etkisinin olmadığını belirtmektedir.
-
Hükümet, başvuranın ve avukatının 17 Mayıs ve 13 Ekim 2011 tarihlerinde 10. Ağır Ceza Mahkemesi önünde düzenlenen duruşmaların her birinde hazır bulunduklarını ve söz konusu itirazların birinin 13 Haziran 2011 diğerinin ise 16 Kasım 2011 tarihinde yani yukarıda belirtilen iki duruşma sonunda ihtilaf konusu tutukluluk halinin devamına ilişkin kararların verilmesinden sonra, sırasıyla yirmi altı gün ve otuz üç gün sonra incelendiğini belirtmektedir. Hükümet, Mahkeme içtihadına göre, bir tutuklunun mahkeme önüne çıkarılması durumunda, kısa bir süre sonra yapılan itirazın incelenmesi sırasında duruşma düzenlenmemesinin, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasınıihlal etmediğini eklemektedir. Bu bağlamda, Hükümet (yukarıda belirtilen) Altınok davasına atıfta bulunmaktadır. Hükümet, duruşmalar ve itirazların incelenmesi arasında geçen kısa olarak nitelendirdiği süreyi dikkate alarak, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu değerlendirmektedir.
-
Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasında öngörülen ilk güvencenin,tutukluluk hakkında itirazda bulunulan hâkim tarafındanetkin şekilde dinlenmek olduğunu hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendinde belirtilen koşullarda tutuklu kişiler için, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası bir duruşma düzenlenmesini gerektirmektedir(Nikolova/Bulgaristan [BD], No. 31195/96, § 58, AİHM 1999‑II, Włoch/Polonya, No 27785/95, § 126, AİHM 2000‑XI, Reinprecht/Avusturya, No. 67175/01, § 31, AİHM 2005‑XII veSvipsta/ Letonya, No. 66820/01, § 129, AİHM 2006‑III).
-
Bununla birlikte, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasına bağlı olan davanınspesifik niteliğini, özellikle ivedilik ilkesini, suçlanan kişinin her tahliye talebinde bulunduğunda dinlenmesi gerektiği durumda, ceza yargılamasının belirli bir ölçüde sekteye uğrayabileceğiriskini dikate almak gerekmektedir. Bu nedenle Mahkeme, (tutukluluk halilinin devamına veya tahliye talebine ilişkin yargılama ile ilgili olarak) tutukluluğa karşı itirazda bulunulan hâkim tarafından dinlenme hakkının, "makul aralıklarla" yapılabilmesi gerektiğini kabul etmiştir (Knebl/Çek Cumhuriyeti, No 20157/05, § 85, 28 Ekim 2010).
-
Ardından Mahkeme, tutukluluk hakkında bir karara karşı yapılan itirazın,ilke olarak bir tutukluluyailk derece mahkemesinde var olan benzer itiraz güvencelerini sağlaması gerektiğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, tutuklunun, tutukluluk hakkında karar vermesi için başvurulan ilk derece mahkemesinin hâkimi huzuruna çıkarılabilmesi ve itirazı üzerine mahkeme huzuruna çıkarılmaması halinde, bu koşulun,çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkesini ihlal etmemesi şartıyla, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasını tek başına ihlal etmediğini kabul etmiştir (Rahbar-Pagard/bulgaristan, No45466/99 ve 29903/02, § 67, 6 Nisan 2006 ve Saghinadzeve diğerleri/Gürcistan, No. 18768/05, § 150, 27 Mayıs 2010).Bu nedenle, temyiz veya itiraz hakkında karar veren mahkemenin, tutuklunun kişisel olarak mahkemeye çıkarılması suretiyle bir duruşma düzenleme yükümlülüğünün olduğu durumlar olabilir. Bu durum, incelenmesi gereken konuların niteliğine, kararın tutuklu için önemine, tutuklunun itiraz edilen kararın verildiği sırada kişisel olarak mahkemeye çıkarılıp-çıkarılmadığı veya mahkemeye çıkarılmasının çekişmeli yargılama hakkına saygı gösterilmesini sağlamak için gerekli olup-olmadığı konusuna bağlı olabilir (bk. diğer kararlar arasında Mamedova/Rusya, No. 7064/05, §§ 89-93, 1Haziran 2006, Krejčíř/Çek Cumhuriyeti, No. 39298/04 ve 8723/05, §§ 118-120, 26 Mart 2009, Allen/Birleşik Krallık, No. 18837/06, §§ 40-48, 30 Mart 2010,Černák/Slovakya, No. 36997/08, § 81, 17 Aralık 2013 veLavrentiadis/Yunanistan, No. 29896/13, § 55, 22 Eylül 2015).
-
Somut olayda, 11. Ağır Ceza Mahkemesi 13 Haziran ve 16 Kasım 2011 tarihlerinde, başvuran tarafından yapılan itiraz başvurularını,duruşma düzenlemeksizin incelemiştir. Bununla birlikte Mahkeme, başvuranın, ilk derece mahkemesine sunulan tahliye talepleri hakkında karar veren 10. Ağır Ceza Mahkemesi önündeki duruşmalara avukatının eşliğinde katılabildiğini kaydetmektedir. Ayrıca tarafların hiçbirinin sözlü olarak itiraz değerlendirmesine katılmamış olmaları sebebiyle, itiraz hakkında duruşma düzenlenmemesinin, tek başına, çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerini ihlal etmediğini belirtmek gerekmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının alanına giren davanın spesifik niteliğini, özellikle ivedilik gerekliliğini dikkate alarak, bu hükümden ayrılmaz olan usuligerekliliklereriayet edilmesinin, itiraz hakkında karar veren 11. Ağır Ceza Mahkemesi önünde duruşma düzenlenmesini gerektirmediğinideğerlendirmektedir. Ayrıca, başvuranın durumunun, itiraz başvurularının incelenmesi sırasında duruşma düzenlenmesini gerekli kılan veya ceza yargılaması sırasında başvuran hakkında yeni unsurların orta çıktığı şeklinde bir özellik teşkil ettiği iddia edilmemiş ve tespit edilmemiştir (bk.,a contrario, Kolomenskiy/Rusya, No. 27297/07, § 98, 13 Aralık 2016).
-
Başvuranın şikâyetinin, itiraz aşamasında şahsen mahkemeye çıkarılmamaış olması sebebiyle, tutukluluğa karşı ileri sürülen itirazı incelemesi içinbaşvurulan hâkim tarafından "makul aralıklarla" dinlenme hakkının, kendisi tarafından bu hakkın kullanılmasına müdahale edilmesini amaçlandığı şeklinde yorumlanabileceğinden, Mahkeme itiraz incelemesi kapsamında mahkeme önüne çıkarılmama konusunun,Altınok/Türkiye davası çerçevesinde inceleme konusu olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, başvuranın ilk derece mahkemesi önünde tutukluluğu hakkındakarar veren hâkim huzurunabirkaç gün öncesinde çıkarılmış olmasınedeniyle, itiraz aşamasında başvuranın mahkemeye çıkarılmamasının, tek başına Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasını ihlal etmediği ve taraflardan hiçbirinin itiraz yargılamasına sözlü olarak katılmamış olması sebebiyle, itiraz hakkında duruşma düzenlenmemesinin, tek başına silahların eşitliği ilkesine saygı gösterilmesi hakkını ihlal etmediğisonucuna varmıştır (yukarıda belirtilen Altınok, §§ 54‑56).
-
Mahkeme’nin nazarında, yalnızca yukarıda belirtilen Rahbar-Pagard ve Saghinadze ve diğerleri davalarında geliştirilen içtihada (ilk derece yargılamasında mahkeme huzuruna çıkarılma durumunda, itiraz yolunda Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasına uygun olarak mahkeme huzuruna çıkarılmamasına) dayalı bir yaklaşım,itiraz incelemesikapsamında, bir kişinin hâkim önüne çıkarılmaksızın ne kadar süre alıkonulabileceği konusundabir sınırın bulunmamasını da gerektirirdi.Ayrıca, bu içtihat inceleme için dava açantutuklunun bulunduğu durumu kapsamamaktadır (tahliye talebi). Hâlbuki, her iki durumda da, silahların eşitliliği konusundan bağımsız olarak belirli bir süre sonra mahkeme huzuruna şahsen çıkarılmama nedeniyle, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası ihlal edilmiş olacaktır(bk. örneğin Vecek/Çek Cumhuriyeti, No. 3252/09, §§ 76-77, 21 Şubat 2013 ve Gamze Uludağ/Türkiye, No. 21292/07, §§ 44-45, 10 Aralık 2013).
-
Mahkeme, Türkiye’ye karşı açılan birçok davada Altınok davasında kabul edilen yaklaşımı izlediğini hatırlatmaktadır (bk. diğer kararlar arasında yukarıda belirtilen Levent Bektaş, §§ 48-51, Ali Rıza Kaplan/ Türkiye, No. 24597/08, §§ 28-32, 13 Kasım 2014, yukarıda belirtilen Öner Aktaş, §§ 45-49 ve Çatal/Türkiye, No. 26808/08, §§ 37/42, 17 Nisan 2012).
-
Somut olayda, Mahkeme, 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 13 Haziran ve 16 Kasım 2011 tarihlerinde dosya üzerinden karar vererek başvuran tarafından yapılan itirazları reddettiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, söz konusu mahkemenin itiraz başvurularını incelediğinde, başvuranın son olarak 10. Ağır Ceza Mahkemesi huzuruna çıkarılmasının, sırasıyla yirmi yedi gün ve bir ay, üç günlük bir süreye, yani 17 Mayıs ve 13 Ekim 2011 tarihlerinde düzenlenen duruşmalara tekabül ettiğini tespit etmektedir. Mahkeme, itiraz konusu kararların, ilgilinin davanın esası hakkında başvurulan hâkimler huzuruna düzenli aralıklarla çıkarıldığı aşamada, yargılama evresindeverildiğini tespit etmektedir. Başvuran ve avukatı, ilgilinin tahliye talepleri hakkında ilk derece mahkemesi olarak karar veren ağır ceza mahkemesinin duruşmalarına katılmıştır ve başvuran, tutukluluk halinin devamı kararını haklı göstermek için ileri sürülen gerekçeler hakkında kendisini ifade etme imkânı bulmuştur. Dolayısıyla başvuran, tahliye taleplerini ilk derece mahkemesi önünde şahsenifade etme imkânıbulmuştur. Son olarak, Altınok davasında tespit edildiği gibi, taraflarının hiçbirinin sözlü olarak itiraz incelemesine katılmamaları nedeniyle, itiraz aşamasında başvuranın mahkemeye çıkarılmaması, tek başınasilahların eşitliği ilkesini ihlal etmemiştir.
-
Sonuç olarak Mahkeme, başvuranın altını çizdiği gibi, itirazların 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından incelenmiş olmasına rağmen, tutukluluğun devamına ilişkin kararların, 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verildiğini kaydetmektedir. Bununla birlikte, Mahkeme mevcut içtihadının, başvuranın,ikinci derece mahkemesinin, ilk derece mahkemesinden farklı olması nedeniyle, itirazincelemesi kapsamında duruşma yapılması gerektiğine dair iddiasını hiçbir şekildedesteklemediği kanaatindedir.Mahkeme’nin başvuranın itiraz aşamasında şahsen mahkeme huzuruna çıkarılmamasını kabul ettiği davalarda, ilk derece yargılamasındatutukluluk hakkında karar veren mahkemeden farklı bir mahkeme söz konusudur. Mahkeme’nin, ilk derece mahkemesine çıkarılmanın,itiraz aşamasında mahkemeye çıkarılmayı bertaraf etmediği kanaatine vardığı davalarla ilgili olarak, bu sonuç, gerek kişinin şahsen mahkemeye çıkarılmamasınınsilahların eşitliği ilkesine ihlal teşkil etmesine neden olması (bk., örneğin, Samoilă veCionca/Romanya, No. 3065/03, § 74, 4 Mart 2008 ve Lapusan/Romanya, No. 9723/03, § 53, 3 Haziran 2008), gerekse istisnai koşulların itiraz aşamasında mahkemeye çıkarılmayı gerektirmesi sebebiyle haklı gösterilmiştir. (yukarıda belirtilenLavrentiadis, § 55).İtirazı incelemesi için başvurulan mahkemenin ilk derece mahkemesinden farklı olduğu konusu, bu bağlamda dikkate alınmamıştır. Son olarak Mahkeme, somut olayda itiraz incelemesinin Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası gerekliliklerine uygunluğunun tespit edilmesi amacıyla, başvuranın şahsen duruşmaya ve mahkemeye çıkarılmadığının ve ilgili tarafından suçlanılan diğerusuli eksiklikle, yani Cumhuriyet savcısının görüşünün iletilmemesi hususuyla birlikte değerlendirilmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır (a contrario, genel bir yaklaşım için bk. diğer birçok karar arasında yukarıda belirtilen Lavrentiadis, § 55).
-
Ayrıca davanın koşullarında, Mahkeme,Altınok davasında kabul edilen ve Türk davalarında bu kararın verildiği tarihten beri izlenen yaklaşımdan uzaklaşmak için hiçbir neden görmemektedir. Dolayısıyla, Mahkeme 13 Haziran ve 16 Kasım 2011 tarihlerinde yapılan itirazların incelenmesi sırasında başvuranın şahsen mahkemeye çıkarılmasının gerekli olmadığını değerlendirmektedir.
-
Dolayısıyla, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası bu noktada ihlal edilmemiştir.
-
Mahkeme, Cumhuriyet savcısının yazılı görüşünün iletilmemesiyle ilgili olarak, gerek başvuranın gerekse avukatının savcı görüşünün kendilerine tebliğ edilmesi imkânından yararlanmadıklarını, bu görüşe cevap veremediklerini ve dolayısıyla taraflar arasında silahların eşitliği ilkesine riayet edilmediğini değerlendirerek, bu bağlamda itiraz aşamasının, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının gerekliliklerini karşılamadığı kanaatine varmaktadır (yukarıda belirtilen Altınok, § 60).Dolayısıyla, bu noktadasöz konusu hüküm ihlal edilmiştir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN 5. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
-
Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasını ileri sürerek, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği iddiasını telafi edebilecekbir tazminat yolunun bulunmadığından şikâyet etmektedir.
-
Mahkeme, başvuranın tazminat hakkına sahip olduğunu kaydetmektedir (yukarıdaki 23. paragraf). Sonuç olarak,Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlaline ilişkin şikâyetin, Sözleşme hükümleriyle konu bakımından (rationemateriae)bağdaşmadığı varsayılsa bile,bu şikâyet her halükârda açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
V. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
- Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
"Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder."
A. Tazminat
-
Başvuran, maruz kaldığı kanaatine vardığı manevi zarar karşılığında 22.000 avro (EUR) talep etmektedir.
-
Hükümet, bu talebeitiraz etmektedir.
-
Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edilmesi nedeniyle, başvuran tarafından maruz kalınan manevi zararın, ihlal tespitiyle yeterince telafi edildiğini değerlendirmektedir (bk. bu anlamda Ceviz/Türkiye, No. 8140/08, § 64, 17 Temmuz 2012).
B. Masraf ve Giderler
-
Ayrıca başvuran yerel mahkemeler önündeki masraf ve giderler için 1.000 avro (EUR) ve Mahkeme önündeki masraf ve giderler için 4.101 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran, bu talebine dayanak olarak, postane ve malzeme masraflarına ilişkin dekont, avukatlık ücret sözleşmesi ve avukatlık ücretlerine ilişkin olarak 2.360 Türk lirası tutarında bir makbuz sunmuştur.
-
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
-
Mahkeme İçtihadına göre, bir başvuranın, Mahkeme önünde yaptığı masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve oranlarının makul niteliğini ispatladığı takdirde, bu masraflar başvurana iade edilebilmektedir.
Somut olayda, Mahkeme kendisine sunulan belgeler ve içtihadını dikkate alarak, tüm masraflar dâhil olmak üzere, 1.000 avro tutarının makul olduğu kanaatine varmış ve bu tutarın başvurana ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
- Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranı uygulamanın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
-
13 Haziran ve 16 Kasım 2011 tarihlerinde incelenen itirazlarla ilgili olması nedeniyle, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasınailişkin şikâyetlerle ilgili olarak başvurunun kabul edilebilir ve diğer şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna;
-
İtiraz incelemesi kapsamında, başvuranın şahsen mahkeme huzuruna çıkarılmaması ve duruşma düzenlenmemesi nedeniyle, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edilmediğine;
-
İtiraz incelemesi kapsamında, Cumhuriyet savcısının görüşünün başvurana veya avukatına tebliğ edilmemesi nedeniyle, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğine;
-
İhlal tespitinin, başvuran tarafından maruz kalınan manevi zarar için, kendi başına yeterli bir adil tazmin sağladığına;
-
a) Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, davalı Devletin, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, başvurana, masraf ve giderler için ve kendisi tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 1.000 avro (bin avro) ödenmesine;
b) Söz konusu tutara, belirtilen sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
- Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin talebinin reddedilmesine
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, 16 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Robert Spano
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Mevcut kararın ekinde, Sözleşme’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ve İçtüzüğün 74. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, YargıçLemmens’inayrık görüşü bulunmaktadır.
R.S.
H.B.
YARGIÇ LEMMENS’İN MUTABAKAT ŞERHİ
- Mevcut dava, itiraz incelemelerinde Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının gerektirdiği güvencelerin kapsamı konusunu ele almaktadır. Özellikle dava, bir tutuklunun tahliye talebini reddeden ilk derece makemesinin kararına itiraz etmesi halinde, kendisinin duruşmaya şahsen çıkarılması ve sözlü yargılanmahakkının olup-olmadığının incelenmesi konusunu ele almaktadır.
Çoğunluk, davanın koşullarında, başvuranın birkaç hafta önce ilk derece mahkemesine çıkarılması nedeniyle, bir duruşmanın gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır. Kararın gerekçelerinden, başvuranın itiraz üzerine verilen karardan nispeten daha sonraki bir tarihte ilk derece mahkemesi huzuruna çıkarılmamış olması halinde, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası ihlal edilmiş olurdu. Nitekim, çoğunluk bölümümüzün Altınok/Türkiye kararı ile oluşturduğu içtihadı uygulamaktadır (No.31610/08, §§ 50-56, 29 Kasım 2011).
Bu noktada çoğunluğu izlemekte güçlük çekmekteyim. Mahkeme’nin genel içtihatları bünyesinde kısmen soyutlanmış olan Altınokiçtihadı, bana gereksiz yere işleri zorlaştırıyorve Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası hakkındaki içtihatların belirli unsurlarının mantıksız bir bileşimine dayanıyor gibi görünmektedir. Altınok içtihadından vazgeçmenin ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının daha "klasik" bir uygulamasına geri dönmenin daha iyi olabileceği kanaatine varmaktayım.
Sözleşme’nin 5. Maddesinin 4. Fıkrası Kapsamına Giren Yargılamalarda Usuli Güvenceler
- Mevcut dava, sanığın tutukluluk halinin dava süresi boyunca devam etmesiyle ilgilidir. Bu özgürlükten yoksun bırakılma, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendiyle korunmaktadır. Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası, özgürlüğünden yoksun bırakılan herkes için"tutukluluk halinin yasallığı hakkında kısa sürede karar verilmesi amacıyla, bir mahkemeye başvuru yapma hakkını" güvence altına almaktadır.
"Başvuru" kelimesinin kullanılmasına rağmen, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası, her zaman yüksek bir yargı organı nezdinde bir başvuru yapılmasını gerekli kılmamaktadır. Mahkeme, De Wilde, Ooms ve Versyp davasında İngilizce metinde "proceeding" kelimesine atıfta bulunarak, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının, "izlenen usulün hukuki bir nitelik taşıması ve ilgili şahısa söz konusu özgürlükten yoksun bırakma niteliğine uygun güvenceler sağlaması şartıyla, tek bir yargı organının müdahalesiyle yetindiğini" belirtmiştir. Nitekim, bu tür bir durumda, "Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasıyla istenilen denetim, (özgürlükten yoksun bırakmaya karar veren) kararda bulunmaktadır " (De Wilde, Ooms veVersyp/Belçika, 18 Haziran 1971, § 76, A Serisi No. 12).
- Gereken usuli güvencelerle ilgili olarak, zihinsel rahatsızlığı bulunan bir kişinin gözaltına alınması hakkında (Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının e) bendi)Winterwerpdavasında, Mahkeme, "ilgilinin dinlenmesi amacıylaveya gerektiği takdirde, belirli bir temsil şekliyle bir mahkemeye erişim sağlayabilmesi gerektiğini"vurgulamıştır(Winterwerp/Hollanda, 24 Ekim 1979, § 60, A Serisi No. 33). Birkaç ay sonra, tutukluluk hakkında SchiesserdavasındaMahkeme, esasen Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasında öngörülen güvenceleri incelemiş ancak bu fıkrayı Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasıyla karşılaştırmış ve bu iki hükmün kapsamını aydınlatmıştır. Mahkeme’ye göre, 3. fıkrada belirtilen "yargıcın", özellikle kendi huzuruna çıkarılan kişiyi şahsen dinlemesi ve tutukluluğa karşıveya tutukluluktan yana olan koşulları incelemesi gerekmektedir(Schiesser/İsviçre, 4 Aralık 1979, § 31, A Serisi No. 34). Mahkeme, bu hükmün 4. fıkrasında öngörülen "mahkeme" ile ilgili olarak, bu mahkemenin söz konusu özgürlükten yoksun bırakmanın niteliğine uygun güvenceler sağlayan adli nitelikli bir usul izlenmesi gerektiği, ancak sanığın gerek duruşmaya gerekse bu mahkeme huzuruna şahsen çıkarılmasından bahsedilmediği kanaatine varmıştır (yukarıda belirtilen Schiesser, § 30).
Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının f) bendi kapsamında, kişinin iade işlemi için tutulması hakkında Sanchez-Reissedavasında, Mahkeme,Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının, genel olarak çekişmeli yargılamayı güvence altına aldığını ve bu gerekliliğin, gerek ilgiliye, tahliyesini reddeden yetkilinin bakış açısını yazılı olarak yorumlama imkânı verilerek gerekse ilgilinin veya temsilcisinin serbest bırakılmadan yararlanmak içingerekçelerini sözlü olarak ileri sürebileceği bir duruşma düzenlenerek yerine getirilebileceğini değerlendirmiştir. Başvuranın durumunda, başvurusunda ileri sürdüğü gerekçelerin niteliği dikkate alınarak, mahkeme huzuruna şahsen çıkarılması gerekli görülmese de, Mahkeme, başka durumlarda farklı bir karar verilebileceğini kabul etmiştir (Sanchez-Reisse/İsviçre, 21 Ekim 1986, § 51, A Serisi, No.107).
KampanisdavasındaMahkeme, bir tutuklu için dinlenme imkânının, özellikle mahkeme huzuruna şahsen çıkarılmasının, "silahların eşitliği ilkesineriayet edilmesinin sağlanması yöntemi" olarak değerlendirilebildiğinde,gerekli olduğunu belirtmiştir (Kampanis/Yunanistan, 13 Temmuz 1995, § 47, A Serisi,No. 318‑B). Somut olayda, yetkili mahkeme savcının dinlendiği bir duruşma düzenlemiştir: dolayısıyla silahların eşitliği ilkesi, "başvurana, savcının tespitlerine karşılık verebilmesi amacıyla, savcıyla aynı zamanda mahkemehuzuruna çıkarılma imkânının tanınması" yükümlülüğünü getirmiştir (yukarıda belirtilen Kampanis, § 58).
- İçtihat uzun süre boyunca, bir mahkeme tarafından incelenen tahliye talebinin her durumda bir duruşma yapılmasını gerekliliğini korusa da, Assenov ve diğerleri davasıyla işler farklı bir hal almıştır. Bu davada, Mahkeme belirsizliğe yer bırakmayacak şekilde: "tutukluluğu Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendikapsamına giren bir kişi söz konusu olduğunda, duruşma düzenlenmesinin gerekli olup-olmadığını" değerlendirmiştir (Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim 1998, § 162, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998‑VIII).
Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendinde öngörülen durumlarda duruşmanın gerekliliği,daha sonra birçok defa onaylanmıştır (bk., Büyük Daire’nin kararları arasında, Nikolova/Bulgaristan ([BD], No. 31195/96, § 58, AİHM 1999‑II, Öcalan/Türkiye [BD], No. 46221/99, § 68, AİHM 2005‑IV, A. ve diğerleri/Birleşik Krallık([BD], No. 3455/05, § 204, CEDH 2009, Idalov/Rusya [BD], No. 5826/03, § 161, 22 Mayıs 2012).
Öte yandan, Mahkeme duruşmada tutuklunun bizzat kendisinin veya belirli bir temsil şekli yoluyla dinlenme imkânının bulunması gerektiğini kabul etmiştir(yukarıda belirtilen Öcalan, § 66 ve yukarıda belirtilen Idalov, yukarıda belirtilen § 161 ; bk. ayrıca Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının e) bendi kapsamına giren durumlar için Stanev/Bulgaristan [BD], No. 36760/06, § 171, c), AİHM 2012 ve ValentinCâmpeanu adına hukuki kaynak merkezi /Romanya [BD], No. 47848/08, § 113, AİHM 2014).
Duruşma düzenleme zorunluluğu, istisnasız bir yükümlülük değildir. Mahkeme, bir tutuklunun bu tür bir talepte bulunduğunda her defasında, tahliye talebi hakkında karar veren mahkeme tarafından dinlenme hakkı olması halinde, "ceza yargılmasınınsekteye uğraması" riski konusuna hassas yaklaşmaktadır. Mahkeme,ulusal makamların, yargılamanın bu şekilde sekteye uğramasını önlemek amacıyla, "tutukluluğa karşı başvurulan bir hâkim tarafından ‘makul aralıklarla’ dinlenme hakkının" kullanılmasını kısıtlamalarını kabul etmektedir (bk. özellikle Knebl/Çek Cumhuriyeti, No. 20157/05, § 85, 28 Ekim 2010, yukarıda belirtilen Altınok, § 49 ve Çatal/Türkiye, No. 26808/08, § 33, 17 Nisan 2012). Dolayısıyla, tutuklunun makul aralıklarla bir mahkeme tarafından şahsen dinlenme talebinde bulunabilmesi yeterlidir. Bu durum, tutuklunun söz konusu aralıklarda hazır bulunması dışında yetkili mahkeme tarafından tahliye talebinin, örneğin yazılı yargılama çerçevesinde incelenebildiği anlamına gelmektedir. Buna karşın tutuklunun mahkemeye son defa çıkarıldığı tarih, şayet çok geçmiş bir tarihe tekabül ediyorsa, tahliye talebini reddeden karar, tutuklu bizzat yeniden mahkeme huzuruna çıkarılmadan verilemez (bk. Krejčíř/Çek Cumhuriyeti, No. 39298/04 ve 8723/05, § 119, 26 Mart 2009, yukarıda belirtilen Knebl, § 85, Farhad Aliyev c. Azerbaycan, No. 37138/06, § 207, 9 Kasım 2010, Erişen ve diğerleri/Türkiye, No.7067/06, § 53, 3 Nisan2012 ve Gamze Uludağ/Türkiye, No. 21292/07, § 44, 10 Aralık 2013).
İtiraz Yolu Güvenceleri
- Tahliye talebini reddeden bir mahkeme kararına karşıtemyiz aşamasında veya Türk sisteminde olduğu gibiitiraz aşamasında uygulanan güvenceler nelerdir?
Başlangıç noktası basit gibi görünmektedir. Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası, Sözleşmeci Devletlere tahliye taleplerinin incelenmesi için iki dereceli mahkemenin kurulmasınızorunlu kılmamaktadır. Bununla birlikte, bu tür bir sisteme sahip olan bir devletin, ilke olarak tutuklulara, benzer itiraz güvencelerini ilk derece mahkemesinde vermesi gerekir(bk., birçok karar arasında, Toth/Avusturya, 12 Aralık 1991, § 84, A Serisi No. 224, Navarra/Fransa, 23 Kasım 1993, § 28, A SerisiNo. 273‑B, Graužinis/Litvanya, No. 37975/97, § 32, 10 Ekim 2000, Svipsta/Letonya, No 66820/01, § 129, d), CEDH 2006‑III (özetler), Fodale/İtalya, No. 70148/01, § 39, AİHM 2006‑VII, Bağrıyanık/Türkiye, No. 43256/04, § 47, 5 Haziran 2007, Samoilă veCioncac. Romanya, No. 33065/03, §§ 58 ve 73, 4 Mart 2008, Lapusan/Romanya, No. 29723/03, § 53, 3 Haziran 2008, Allen/Birleşik Krallık, No. 18837/06, § 39, 30 Mart 2010, yukarıda belirtilen Farhad Aliyev, § 204 ve Rafig Aliyev c. Azerbaycan, No. 45875/06, § 105, 6 Aralık 2011).
- Bu durum, güvencelerin mutlaka benzer olması gerektiği anlamına gelmemektedir.
Bu durum, özellikle bir duruşma düzenleme yükümlülüğüyle ilgili olarak doğrudur. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası alanına giren yargılamanın spesifik niteliğini, özellikle ivedilik gerekliliğini dikkate alarak, ilk derece mahkemesi olarak karar verenbir mahkeme önünde tahliye talebi hakkında duruşma düzenlenmesi halinde, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının,itiraz hakkında karar veren mahkeme önünde yeniden bir duruşma düzenlenmesini zorunlu kılmadığını kabul etmektedir (bk., örneğin, Rahbar-Pagard/Bulgaristan, No. 45466/99 ve 29903/02, § 67, 6 Nisan 2006, yukarıda Krejčíř, § 117, Saghinadzeve diğerleri/Gürcistan, No. 18768/05, §§ 147-151, 27 Mayıs 2010, yukarıda belirtilen Knebl, § 82, Trepachkine/Rusya (No.2), No.14248/05, § 149, 16 Aralık 2010, Vecek/Çek Cumhuriyeti, No. 3252/09, § 62, 21 Şubat 2013 ve Levent Bektaş/Türkiye, No.70026/10, § 49, 16 Haziran 2015).
Bu "hoşgörü", belirli bir durumda, duruşma gerekliliğini zorunlu kılabilecek özel nedenlerin bulunması koşuluyla uygulanmaktadır (Ali Rıza Kaplan/Türkiye, No. 24597/08, § 30, 13 Kasım 2014).
Ayrıca silahların eşitliği ilkesine, her zaman riayet edilmelidir. Davacı tarafın temyiz mahkemesi önünde bakış açışını sözlü bir şekilde sunma imkânı olması halinde, savunma da benzer imkânlarasahip olmalıdır(yukarıda belirtilen Ali Rıza Kaplan, § 31, yukarıda belirtilen Levent Bektaş, § 50 ve Kolomenski/Rusya, No. 27297/07, § 97, 13 Aralık 2016 ile karşılaştırma).
Makul Aralıklarla Dinlenme Hakkı ve İtirazın İncelenmesi Kapsamında Uygulanması
- Altınokdavasında, Mahkeme, tutuklunun şahsen mahkeme huzuruna çıkarılmasıyla birlikte duruşma hakkının kullanılmasının, tutuklunun makul aralıklarla tutukluluğu hakkında karar veren hâkim karşısına çıkarılması koşuluyla, kısıtlanabileceği konusundaki ilke ile (bk. yukarıdaki 4. husus),aynı güvencelerin ilk derece mahkemesi önünde itiraz incelemesinde uygulandığı ilkeyle (bk. yukarıdaki 5. husus)birleştirmiştir. Mahkeme, tutuklunun ilk derece mahkemesi olarak karar veren mahkeme huzuruna son defa çıkarıldığı tarihin, itiraz için başvurulan mahkemenin kararını verdiği tarihten çok uzak bir tarihe tekabül etmesi durumunda, tutuklunun itirazı hakkında karar veren mahkemehuzurunda bir duruşma düzenlenmesinin gerekli olmadığı kanaatine vermıştır(yukarıda belirtilen Altınok, § 55). Dolayısıyla önemli olan husus, ilk derece mahkemesi huzuruna çıkarılma tarihi ile itiraz hakkında verilen kararın tarihi arasında geçen süredir. Mahkeme, iki farklı mahkemenin söz konusu olmasınaözel bir önem vermiş gibi görünmemektedir.
Bu içtihat, Türkiye’ye karşı yütülenbirçok davada onaylanmıştır (bk., örneğin, yukarıda belirtilen Çatal, § 41, Ergezen/Türkiye, No. 73359/10, § 45, 8 Nisan 2014, Murat Özdemir/Türkiye, No. 60225/11, §§ 46-47, 15 Nisan 2014, Hebat Aslan veFiras Aslan/Türkiye, No. 15048/09, § 62, 28 Ekim 2014, yukarıda belirtilen Ali Rıza Kaplan, §§ 29-30, yukarıda belirtilen Levent Bektaş, § 50). Bu dava dışında,Altınok içtihadının çok fazla desteklenmediği görülmektedir (bk. bununla birlikte yukarıda belirtilen Kolomenskiy, §§ 96 ve 98).
Mevcut davada, çoğunluk her zamankinden daha geliştirilmiş bir gerekçeyle birlikte Altınokiçtidahını izlemektedir. Öncelikle Mahkeme, 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin başvuranın hazır bulunduğu duruşmalarda tahliye taleplerini incelediği konusunu dikkate alarak başvuranın itirazları hakkında karar veren 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin ilke olarak duruşma düzenlemek zorunda olmadığı ve dolayısıyla belgelere dayanarak karar verebileceği kanaatine varmaktadır(kararın 41. paragrafı). Ardından Mahkeme, 11. Ağır ceza Mahkemesi kararlarının verildiği tarihler ve 10. Ağır Ceza Mahkemesi huzuruna çıkarılma tarihleri arasında makul olmayan aralıkların bulunduğuna ilişkin itirazın ileri sürülüp sürülemeyeceği konusunu incelemektedir. Mahkeme, bu aralıkların her zaman makul olduğu kanaatine vararak, 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin belgeler üzerinden karar verebileceğini kabul etmekte vebu noktada Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edilmediği sonucuna varmaktadır (kararın 42-48. paragrafları).
Altınok İçtihadının Eleştirilmesi ve Mevcut Davada Çoğunluğun Yaklaşımı
- Altınok yaklaşımı, birçok nedenden ötürü bana eleştirilebilir görünmektedir.
Öncelikle, Mahkeme üstü kapalı bir şekilde başlangıç noktası olarak,gerek itiraz incelemesinde, gerekse ilk derece mahkemesinde tutuklunun şahsen mahkeme huzuruna çıkarılması imkânının gerekliliği konusundakiilkeyiele almaktadır.Bu tür bir ilkenin yeniden değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. İtiraz hakkında karar veren mahkemenin yargı yetkisi, tutukluluğun yasallığının denetlenmesiile sınırlı ise,somut olayda olduğu gibi tutuklunun veya avukatının hazır bulunmasıyla ilk derece mahkemesinde bir duruşmanın yapılmasının,normal olarak yeterli olması gerekmektedir (bk. yukarıda 6. husus).
Ardından ve özellikle, ilgilinin ilk derece mahkemesi huzuruna son kez çıkarılmasından bu yana geçen sürenin uzunluğuna ilişkin itirazın yapıldığı mahkeme önünde bir duruşma gerekliliğine ihtiyaç duyulması mantıksızdır. İki sebeptenbiri budur.Veyahut şahsen mahkemeye çıkarılmanın,ilke olarakher defasında bir mahkemenin tahliye talebi hakkında karar verdiğinde gerekli olduğu kanaatine varılmaktadır. Bu durumda, gerek ilk derece mahkemesinde gerekse itiraz üzerine karar vermesi gereken mahkeme önünde bu ilke uygulanmaktadır. O halde, mantığa uygun olarak, itiraz üzerine karar veren mahkeme huzuruna şahsen çıkarılmanın, çok uzak olmayan bir geçmişte aynı mahkeme huzuruna çıkarılmış olma halinde gerekli olmadığı söylenebilir(somut olayda: 11. Ağır Ceza Mahkemesi). Ancak, itiraz üzerine karar veren mahkemenin, (ilke olarak) tutukluyumahkeme huzuruna çıkarmakla ve dinlemekle yükümlü olduğunun varsayılması durumunda,yalnızca ilk derece mahkemesi olarak karar veren başka bir mahkemenintutukluyu görme ve dinleme imkânınasahip olmuş olmasınedeniyle (somut olayda: 10. Ağır Ceza Mahkemesi), bu yükümlülükten ne şekilde muaf tutulabileceğini anlayamamaktayım. Veyahut da ilk derece mahkemesinde yürütülen yargılamanın Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının usuli gerekliliklerine uygun olması şartıyla, itiraz üzerine karar veren bir mahkeme önünde tutuklunun şahsen duruşmaya veya mahkeme huzuruna çıkarılmasının gerekli olmadığı kanaatine varılmaktadır. Bu durumda, ilk derece mahkemesi huzuruna çıkarılma hususunu itiraz üzerine verilen karardan ayıransürenin uzunluğunun ne kadar olduğunu sorgulamaya ihtiyaç yoktur. O halde tutuklunun makul aralıklarla şahsen mahkemeye çıkarılması,özellikle ilk derece mahkemesindekullanılması gereken bir hak olurdu.
Klasik İçtihada Geri Dönmek İçin
- Daha basit ve en azından bence daha mantıklı bir yaklaşımı önermekteyim.
Davanın koşullarıyla ilgili olarak, öncelikle başvuranın ilk derece mahkemesi önünde görülen yargılamanın gidişatından ziyade, 10. Ağır Ceza Mahkemesi önündeki yargılamanın gidişatından şikâyet ettiğini tespit etmekteyim. Başvuranın tahliye talepleri, kendisinin de katıldığı duruşmalar sırasında incelenmiştir. Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasında istenilen kontrol, bu vesileyle verilen kararlarda bulunmaktadır.
Başvuran, 11. Ağır Ceza Mahkemesi önünde itirazda bulunmuştur. Bu itiraz yazılı bir usule göre incelenmiştir. Bu bağlamda, tutuklunun şayet ilk derece mahkemesi huzuruna çıkarılmışsa, itiraz veya temyiz aşamasında şahsen duruşmaya ve mahkeme huzuruna çıkarılmasının, özel koşullar dışında gerekli olmadığına dair içtihadın koşulsuz olarak izlenmesiniönermekteyim(bk. yukarıdaki 6. husus ve kararın 41. paragrafı). Somut olayda özel koşullar bulunmamaktadır (bk. kararın 41. paragrafı). Dolayısıyla, duruşma düzenlenmemesi tek başına bir sorun teşkil etmemektedir.
Bununla birlikte, Cumhuriyet savcısının yazılı görüşleri, savunma makamının cevap veremeyeceği şekilde, yazılı olarak veya sözlü -bir duruşma gerçekleştirilmemesi- suretiyle savunma makamına bildirilmemiştir. Bu nedenle,11. Ağır Ceza Mahkemesi önünde görülen yargılamada, çekişmeli yargılama ilkesine riayet edilmemiştir. Dolayısıyla kararda belirtildiği gibi, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası ihlal edilmiştir (bk. kararın 49. paragrafı).
- Bu nedenlerden, duruşma düzenlenmemesi hususu hakkında verilen kararın muhakemesinin, 41. paragrafta sonlandırılmasını ve 42.-47. paragraflardabu hususun ele alınmamasını tercih ederdim.
Diğer taraftan, duruşma düzenlenmemesi ve Cumhuriyet savcısının görüşlerinin iletilmemesi hakkında ayrı tespitlere varmanın gerekli olduğunudüşünmemekteyim (bk. sırasıyla kararın 48. ve 49. paragrafları ve bu metnin 2. ile 3. hususları). Cumhuriyet savcısının görüşlerinin iletilmemesi ve bu görüşlere cevap verme imkânının bulunmaması arasında bir ilişkinin varlığı nedeniyle, itiraz hakkında yapılan yargılamanın Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası gereklilikleriyle uygunluğunun genel bir değerlendirmesinin daha tercih edilibilir olduğu kanaatindeyim (bk. yukarıdaki 9. husus) Dolayısıyla, durumun neden bu şekilde gelişip-gelişmediğini hükümde yine belirtmeksizin, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğinin tespit edilmesi benim için yeterli olacaktır (bk. bu tür bir anlamda, özellikle yukarıda belirtilen Vecek,ve Lavrentiadis/Yunanistan, No. 29896/13, 22 Eylül 2015, ayrıca kararın 46. paragrafında da belirtilen durum).
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.