CASE OF ZÜLKÜF MURAT KAHRAMAN v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
AVRUPA İNSAN HAKLAR MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ZÜLKÜF MURAT KAHRAMAN / TÜRKİYE
(Başvuru no. 65808/10)
KARAR
STRAZBURG
16 Temmuz 2019
İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bu karar bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Zülküf Murat Kahraman /Türkiye davasında,
Başkan,
Robert Spano,
Hâkimler,
Marko Bošnjak,
Işıl Karakaş,
Julia Laffranque,
Egidijus Kūris,
Arnfinn Bårdsen,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(İkinci Bölüm),
25 Haziran 2019 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Zülküf Murat Kahraman (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 13 Ekim 2010 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan başvuru (no. 65808/10) bulunmaktadır.
2. Kendisine adli yardım sağlanmış olan başvuran, Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat G. Battal Özmen tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın, ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin şikâyeti, 12 Eylül 2013 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geriye kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 3 maddesi uyarınca, kabul edilemez olduğu beyan edilmiştir.
4. Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 2 (c) maddesi uyarınca taraflardan 1 Haziran 2018 tarihinde ek görüş talep edilmiştir.
OLAYLAR
- I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1984 doğumlu olup, Ankara’da ikamet etmektedir.
A. Ceza Kanunu’nun 220 § 6 ve 314. maddeleri ve Terörle Mücadele Kanunu’nun (3713 sayılı Kanun) 7(2) maddesi uyarınca başvuran aleyhine açılan ceza yargılamaları
6. Yasa dışı bir silahlı örgüt olan PKK’nın lideri Abdullah Öcalan’ın tutukluluk koşullarını ve kötü muameleye maruz kaldığı iddiasını protesto etmek amacıyla 26 Ekim 2008 tarihinde Gaziantep’te bir basın toplantısı ve gösteri düzenlenmiştir.
7. 31 Aralık 2008 ve 20 Ocak 2009 tarihli iki polis raporuna göre, 26 Ekim 2008 tarihinde Gaziantep’te üç mahallede göstericiler ve polis arasında çatışmalar meydana gelmiş ve bunun sonucunda, on bir polis memuru yaralanmış ve taş atan bazı göstericiler tarafından polis araçları ve kamu binalarına hasar verilmiştir. Söz konusu polis raporlarında, DIHA (Dicle Haber Ajansı) muhabirleri tarafından bir kalabalığa ait dört fotoğrafın çekildiği ve yerel medyada ve PKK tarafından kontrol edilen medyada yayınlandığı belirtilmiştir. Fotoğraflarda başını kapüşon ve yüzünü puşi[1] ile kapatan bir kişi görülmüştür. Raporu hazırlamış olan polis memurları, bu kişinin başvuran olduğunu ve polis raporlarına göre PKK ile bağlantılı bir gençlik örgütü olan Yurtsever Demokratik Gençlik Meclisinde faal olduğunu tespit etmiştir.
8. Adana Cumhuriyet Savcısı, 18 Şubat 2009 tarihinde, Adana Ağır Ceza Mahkemesine başvuran ve diğer bir kişi aleyhine bir iddianame sunmuştur. Adana Cumhuriyet Savcısı, başvuranın Gaziantep’te Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) bürolarından biri önünde başlayan bir toplantıya katıldığını ve yüzünü kapatıp sloganlar attığını kaydetmiştir. Cumhuriyet savcısı, yukarıda anılan raporlarda polis tarafından atıfta bulunulan fotoğraflara dayanmıştır. Başvurana, Ceza Kanunu’nun 220 § 6 ve 314. maddeleri uyarınca yasa dışı örgüt üyesi olma ve Terörle Mücadele Kanunu’nun (3713 sayılı Kanun) 7(2) maddesi uyarınca PKK lehine propaganda yapma suçları isnat edilmiştir.
9. Başvuran, 12 Mart 2009 tarihinde yakalanmış ve daha sonra 18 Şubat 2009 tarihli iddianamede aleyhine yöneltilen suçlamalarla ilgili olarak tutuklanmıştır.
10. Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Mart 2009 tarihinde, başvuranın savunmasını yaptığı ilk duruşmayı gerçekleştirmiştir. Başvuran, DTP tarafından organize edilen toplantı veya gösterilere hiçbir zaman katılmadığını ileri sürmüştür. Dolayısıyla, başvuran, 26 Ekim 2008 tarihinde, DTP bürosu önündeki toplantıya katılmamıştır. Dava dosyasındaki fotoğraflar gösterildiğinde, başvuran, fotoğraflardaki kişinin kendisi olduğu iddiasını reddetmiştir. Mahkeme, duruşmanın sonunda, başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine karar vermiştir.
- Adana Cumhuriyet Savcısı, 3 Nisan 2009 tarihinde düzenlenen ikinci duruşmada, davanın esasına ilişkin görüşlerini sunmuş ve Ağır Ceza Mahkemesinden başvuranın suçunu sabit bulup mahkûm etmesini talep etmiştir.
- Başvuran ve müşterek sanık, 9 Haziran 2009 tarihinde düzenlenen dördüncü duruşmada, nihai savunmalarını yapmıştır. Başvuran bir kez daha söz konusu toplantıya katıldığını inkâr etmiştir.
- Adana Ağır Ceza Mahkemesi, aynı gün, Ceza Kanunu’nun 220 § 6 ve 314 § 3 maddeleri yollamasıyla aynı Kanun’un 314 § 2 maddesi uyarınca, başvuranı yasa dışı örgüt PKK üyesi olmaktan mahkûm etmiş ve kendisine altı yıl üç ay hapis cezası vermiştir. Başvuran, ayrıca, 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca, PKK’yı destekleyici propaganda yapmaktan mahkûm edilmiş ve bundan dolayı kendisine on ay hapis cezası verilmiştir.
- Başvuranla ilgili olarak, Ağır Ceza Mahkemesi, ilk olarak, aşağıdaki delillerin mevcut olduğunu kaydetmiştir: başvuranın yüzü kısmen puşi ile kapalı olarak göstericiler arasındaki fotoğrafları ve 26 Ekim 2008 tarihinde saat 13.00 civarında başvuranın yasa dışı gösteriye katılan, sloganlar atıp polise taş atan kişilerden biri olduğuna dair 20 Ocak 2009 tarihli polis raporu.
- Dava dosyasındaki deliller ışığında, Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Ekim 2008 tarihinde DTP binası önünde bir basın toplantısının gerçekleştiğini ve bir basın açıklamasının yapıldığını sabit bulmuştur. Adana Ağır Ceza Mahkemesi, ayrıca, basın toplantısı sırasında göstericilerin PKK’yı ve liderini destekleyen sloganlar attığını kaydetmiştir. Bununla beraber, Ağır Ceza Mahkemesi, güvenlik güçlerinin sloganları duymasının ardından müdahalede bulunduğunu ve daha sonra, polis ve göstericiler arasında çatışmaların yaşandığını ve bunun sonucunda, bazı polis memurlarının yaralandığını ve özel araçların ve kamu araçlarının zarar gördüğünü kaydetmiştir.
- Adana Ağır Ceza Mahkemesi, ayrıca, başvuranın 26 Ekim 2008 tarihli gösteriye katıldığını, söz konusu yasa dışı gösteri sırasında yüzünü kapattığını ve PKK’yı ve liderini destekleyen sloganlar atmak suretiyle PKK lehine propaganda yaptığını sabit bulmuştur. Adana Ağır Ceza Mahkemesi, fotoğraflardaki kişinin, yüzünün kısmen kapalı olmasına rağmen, başvuran olduğunun sabit olduğu kanaatine varmıştır. Sonuç olarak, mahkeme, başvuranı, 3713 sayılı Kanunun 7(2) maddesi uyarınca PKK lehine propaganda yapmaktan mahkûm etmeye karar vermiştir. Adana Ağır Ceza Mahkemesi, ayrıca, başvuranın, PKK tarafından yapılan çağrı sonucunda söz konusu gösteriye katıldığını kaydetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesine göre, başvuranın PKK üyesi olduğunu gösteren yeterli delil olmamasına rağmen, başvuranın gösteriye katılması, kendisinin bu örgüt adına suç işlediğini göstermiştir ve bu nedenle, başvuranın, Ceza Kanunu’nun 220 § 6 ve 314 § 3 maddeleri yollamasıyla aynı Kanun’un 314§ 2 maddesi uyarınca PKK üyeliğinden mahkûm edilmesi gerekmiştir. Son olarak, ilk derece mahkemesi, başvuranın 26 Ekim 2008 tarihli gösteri sırasında şiddet eylemlerinde bulunduğunu gösteren hiçbir delil olmadığını kaydetmiştir ve yaralanmaya veya hasara neden olma ile ilgili suçlamalardan beraat etmesi gerektiğini değerlendirmiştir.
- Başvuran, 10 Haziran 2009 tarihinde temyiz başvurusunda bulunmuştur.
- 18 Ağustos 2009 tarihinde, başvuranın hapis cezasının infazına başlanmıştır.
- Yargıtay, 8 Temmuz 2010 tarihinde, başvuranın temyiz başvurusunu reddetmiş ve 9 Haziran 2009 tarihli kararı onamıştır.
B. Daha sonraki gelişmeler
- Basın ve medya yoluyla ve benzer düşünce açıklama yöntemleriyle ifadeleri yoluyla işlenen suçlara ilişkin davalarda verilen cezaların ve yargılamaların ertelenmesi amacıyla çeşitli kanunları değiştiren 6352 sayılı Kanun 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
- Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Temmuz 2012 tarihinde, 9 Haziran 2009 tarihli kararda başvurana verilen cezaların infazını, başvuranın 5 Temmuz 2012 tarihli 6352 sayılı Kanun hükümleri ışığında cezaların gözden geçirilmesine, indirilmesine veya ertelenmesine ilişkin başvurusunun incelenmesi sürecinde ertelemeye karar vermiştir. Başvuran, aynı gün cezaevinden tahliye olmuştur.
- Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Aralık 2012 tarihinde, başvurana 9 Haziran 2009 tarihli kararda verilen ve Ceza Kanunu’nun 220 § 6 ve 314 § 3 maddeleri yollamasıyla aynı Kanun’un 314 § 2 maddesi ve 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca uygulanan hapis cezalarının gözden geçirilmesine, indirilmesine veya ertelenmesine ilişkin başvuranın başvurusunu reddetmiştir.
- Ceza Kanunu’nun 220 § 6 maddesini değiştiren 6459 sayılı Kanun, 11 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
- 6459 sayılı Kanun’la Ceza Kanunu’nun 220 § 6 maddesinde yapılan değişiklik ışığında, Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Haziran 2013 tarihinde, Ceza Kanunu’nun 220 § 6 ve 314 § 3 maddeleri yollamasıyla aynı Kanun’un 314 § 2 maddesi uyarınca başvurana verilen hapis cezasının infazını ertelemeye karar vermiştir.
- Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Kasım 2013 tarihinde, Ceza Kanunu’nun 220 § 6 ve 314 § 3 maddeleri yollamasıyla aynı Kanun’un 314 § 2 maddesi uyarınca başvuranın ceza mahkûmiyetini bozmuştur. Başvuranın 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi kapsamındaki mahkûmiyeti bakımından, Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Haziran 2009 tarihli kararındaki değerlendirmeleri ve özellikle, başvuranın yüzü kısmen kapalı şekilde 26 Ekim 2008 tarihli gösteriye katılması ışığında mahkûmiyetin bozulmasına yönelik başvurusunu reddetmiştir.
C. 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu uyarınca başvuran aleyhine açılan ceza yargılamaları
- Başvuran, 2009 yılında, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun (2911 sayılı Kanun) 32 ve 33. maddeleri uyarınca, 26 Ekim 2008 tarihli gösteri sırasında güvenlik güçlerinin görevlerini yerine getirmelerini engellemekle de suçlanmıştır.
- Gaziantep Ceza Mahkemesi, 13 Aralık 2012 tarihinde, başvuranın suçunu sabit bulmuş ve kendisini iki yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir.
- Yargıtay, 30 Aralık 2013 tarihinde, başvuranın güvenlik güçlerinin 26 Ekim 2008 tarihli gösteri sırasında görevlerini yerine getirmelerini engellediği iddiasını destekleyen hiçbir delilin dava dosyasında bulunmadığına karar vererek 13 Aralık 2012 tarihli kararı bozmuştur.
- Gaziantep Ceza Mahkemesi, 15 Mayıs 2014 tarihinde, 2911 sayılı Kanunun 32 ve 33. maddeleri uyarınca başvuranın kendisi aleyhine yöneltilen suçlamalardan beraatına karar vermiştir.
D. Dava dosyasındaki fotoğraflar
-
Başvuran, Mahkemeye, mahkûmiyetinin dayanağını oluşturan dört fotoğraf sunmuştur. Fotoğrafların tümü, bir binanın önünde duran kadın, erkek ve çocuklardan oluşan bir grup insanı göstermektedir. Fotoğraflarda bir adam megafonla görülmekte ve kadın ve çocukların pankart taşıdığı görülmektedir. Başını ceketinin kapüşonuyla ve yüzünü puşi ile kapatmış olan genç bir adamın tüm fotoğraflarda ayakta durduğu görülmektedir.
-
İLGİLİ İÇ HUKUK VE ULUSLARARASI BELGELER
-
Söz konusu zamanda yürürlükte olan ilgili iç hukukun, yerel uygulamanın ve ilgili uluslararası belgelerin açıklaması, Işıkırık/Türkiye kararında (no. 41226/09, §§ 30-37, 14 Kasım 2017) bulunabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
-
SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
-
Başvuran, gösteriye katılımı nedeniyle hakkında verilen mahkûmiyet kararından ve iddiasına göre kendisine uygulanan orantısız cezalardan şikâyetçi olmuştur. Başvuran, Sözleşmenin 10. maddesine dayanmıştır.
-
Mahkeme, dava konusu olayların hukuki açıdan vasıflandırılması konusunda egemen olduğunu ve başvuran ya da Hükümet tarafından yapılmış olan herhangi bir vasıflandırmanın kendisi için bağlayıcı olmadığını yinelemektedir. Mahkeme, somut davanın koşullarında, 10. maddenin, özel bir hüküm (lex specialis) olan 11. maddesine göre genel bir hüküm (lex generalis) olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir. Bu doğrultuda, Mahkeme, bu şikayetleri, Sözleşme’nin 11. maddesi yönünden inceleyecektir (bk. Kasparov ve Diğerleri/Rusya, no. 21613/07, § 82, 3 Ekim 2013; Lütfiye Zengin ve Diğerleri/Türkiye, no. 36443/06, § 35, 14 Nisan 2015; Gülcü/Türkiye, no. 17526/10, § 75, 19 Ocak 2016; Işıkırık/Türkiye, no. 41226/09, §§ 40-42, 14 Kasım 2017; ve Radomilja ve Diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018).
-
Ancak, Sözleşme’nin 11. maddesinin, özerk bir rolü ve ayrı bir uygulama alanı bulunmasına karşın, mevcut davada, Sözleşme’nin 10. maddesi ışığında da değerlendirilmesi gerekir. 10. madde tarafından güvence altına alınan kişisel görüşlerin korunması, 11. maddede öngörülen barışçıl toplanma özgürlüğünün hedeflerinden biridir (yukarıda anılan Işıkırık, § 43).
Sözleşme’nin 11. maddesi aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarıda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir.”
- Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmiştir.
A. Kabul Edilebilirlik Bakımından Değerlendirme
- Mahkeme’nin Kartal/Türkiye ((k.k.), no. 29768/03, 16 Aralık 2008) ve Çıraklar/Türkiye (no. 19601/92, 19 Ocak 1995 tarihli Komisyon kararı) kararlarına atıf yapan Hükümet, Sözleşme’nin 11. maddesinin mevcut davada uygulanabilir olmadığını ileri sürmüştür. Hükümet, 26 Ekim 2008 tarihli gösterinin ve başvuranın bu olaylardaki davranışlarının, 11. maddenin kapsamına girmediğini ileri sürmüştür. Hükümet, bu bakımdan, başvuranın gösteri sırasında şiddeti tetiklediğini ve artırdığını ve ayrıca sloganlar atarak terörü teşvik ettiğini ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi anlamında, mevcut iç hukuk yollarını tüketmediğini iddia etmiştir. Hükümet, bu bakımdan ilk olarak, başvuranın, yerel merciler önünde 11. madde kapsamındaki şikâyetini dile getirmediğini ileri sürmüştür. Hükümet, ayrıca, Adana Ağır Ceza Mahkemesinin, 20 Aralık 2012, 20 Haziran 2013 ve 5 Kasım 2013 tarihlerinde, 6352 ve 6459 sayılı Kanunlar uyarınca 9 Haziran 2009 tarihli kararını gözden geçirdiğini ve başvuranın Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmuş olması gerektiğini ileri sürmüştür. Zira söz konusu kararlar, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra, yani bu mahkemeye bireysel başvuru sisteminin yürürlüğe girmesinden sonra verilmiştir.
37. Mahkeme, halihazırda Hükümet tarafından sunulmuş olan benzer itirazları inceleyip reddettiğini kaydetmektedir (bk. Yılmaz ve Kılıç/Türkiye, no. 68514/01, §§ 35-44, 17 Temmuz 2008; Öner ve Türk/Türkiye, no. 51962/12, §§ 14-18, 31 Mart 2015; ve yukarıda anılan Işıkırık, § 47). Mahkeme, mevcut davada, söz konusu içtihattan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul görmemektedir. Bu doğrultuda, Mahkeme, Hükümetin söz konusu itirazlarını reddetmektedir.
38. Mahkeme, ayrıca, davalı Devletin Mahkemenin başvuranların bu başlık altındaki şikayetlerine ilişkin olarak kişi bakımından (ratione personae) yetkisine dair hiçbir itirazda bulunmamasına rağmen, mağdurluk statüsü meselesinin, Mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir (bk. yukarıda anılan Gülcü, § 78, ve Döner ve Diğerleri/Türkiye, no. 29994/02, § 81, 7 Mart 2017). Mahkeme, bu bakımdan, 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra 12 Temmuz 2012 tarihinde başvuranın cezaevinden tahliye edildiğini gözlemlemektedir. 6459 sayılı Kanun hükümlerini dikkate alan Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Haziran 2013 tarihinde, başvurana Ceza Kanunu’nun 314. maddesi uyarınca mahkûm edilmesinden sonra verilen hapis cezasının infazını da ertelemiştir ve daha sonra, 5 Kasım 2013 tarihinde, söz konusu mahkûmiyeti bozmuştur.
- Bununla birlikte, Mahkeme, başvuranın, 18 Ağustos 2009 ve 12 Temmuz 2012 tarihleri arasında, Adana Ağır Ceza Mahkemesi kararından kaynaklanan hapis cezasının kısmen infaz edildiğini dikkate almaktadır. Dolayısıyla, başvuran, kendisi aleyhine açılan ceza yargılamaları bağlamında iki yıl on bir ay özgürlüğünden yoksun bırakılmıştır. 20 Haziran ve 5 Kasım 2013 tarihli kararlarda, başvuranın Ceza Kanunu’nun 220 § 6 ve 314 § 2 maddeleri kapsamındaki önceki mahkûmiyeti dolayısıyla gerçekleştiği iddia edilen başvuranın toplanma özgürlüğü hakkının ihlali ne kabul edilmiş ne de telafi edilmiştir. Dolayısıyla Mahkeme, 20 Haziran ve 5 Kasım 2013 tarihli kararların ardından başvuranın mahkûm edilmesi nedeniyle Sözleşme’nin 11. maddesi ihlali hakkında şikâyetçi olmak üzere “mağdur” statüsünü kaybetmediğini tespit etmiştir (bk. yukarıda anılan Gülcü, § 100).
40. Hükümet, ayrıca, başvuranın gösterilere katılmış olduğunu ulusal mahkemeler önünde inkâr etmesi nedeniyle, mahkûm edilmesinin toplanma özgürlüğü hakkını nasıl etkilediğini ortaya koyamadığını belirtmiştir. Bu nedenle, Hükümet, başvuranın bu başlık altındaki şikâyetlerinin, Sözleşme hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmadığını ileri sürmüştür.
41. Mahkeme, bu itirazın, başvuranın toplanma özgürlüğü hakkına bir müdahale olup olmadığı sorusuyla yakından ilişkili olduğu kanaatindedir. Bu doğrultuda, Mahkeme, Hükümetin başvuranın şikâyetinin konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmadığına dair itirazının, başvuranın bu başlık altındaki şikâyetlerinin esasıyla birleştirilmesi gerektiğine hükmetmiştir (bk. aşağıda 44. paragraf).
42. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığı kanısındadır. Mahkeme ayrıca, başvurunun kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B. Esas Hakkında:
- Tarafların Beyanları
43. Başvuran, 26 Ekim 2008 tarihinde düzenlenen bir basın toplantısına katılması nedeniyle mahkûm edilmesinin, ifade ve toplanma özgürlüğü haklarına yönelik haksız bir müdahale teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Başvuran, mahkûmiyetinin dayanağını oluşturan fotoğraflardaki kişinin kendisi olmadığını iddia etmiştir. Başvuran, ayrıca, ilk derece mahkemesi tarafından tespit edildiği üzere 26 Ekim 2008 tarihli basın toplantısına katılmış olduğu varsayılsa dahi, kendisinin söz konusu kamuya açık toplantı sırasında sloganlar attığını veya şiddet eylemlerinde bulunduğunu gösteren hiçbir delilin bulunmadığı göz önüne alındığında herhangi bir suç işlediğinin iddia edilemeyeceğini ileri sürmüştür. Bununla beraber, başvuran, söz konusu basın bildirisinin, Abdullah Öcalan’ın tutukluluk koşullarını eleştirmeyi amaçladığını ve dolayısıyla, ifade özgürlüğünün kullanılması olarak düşünülmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Başvurana göre, dava dosyasında, kendisinin PKK’nın talimatları üzerine basın toplantısına katıldığını gösteren hiçbir delil bulunmamaktaydı.
44. Hükümet, başvuranın mahkûmiyetinin, Ceza Kanunu’nun 220 § 6 ve 314 § 2 maddelerine ve ayrıca 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesine dayandığını ileri sürmüştür. Hükümet, bu hükümlerin erişilebilir ve öngörülebilir olduğunu kaydetmiştir. Bununla beraber, Hükümet, söz konusu müdahalenin, meşru amaçlar olarak ulusal güvenliği, toprak bütünlüğünü, kamu güvenliğini ve düzenini korumayı ve suçu önlemeyi izlemiş olduğunu iddia etmiştir. Müdahalenin gerekliliği konusunda, Hükümet, başvuranın mahkûm edilmesinin, PKK tarafından organize edilen 26 Ekim 2008 tarihli gösteri sırasında başvuranın davranışı göz önüne alındığında acil bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğini ve demokratik bir toplumda gerekli olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın PKK lehine slogan attığını, bu terör örgütü adına suç işlediğini ve ayrıca PKK’nın alt bir grubu olan gençlik meclisinin bir üyesi olduğunu iddia etmiştir. Hükümet, PKK’nın Amerika Birleşik Devletleri, Birleşmiş Milletler ve NATO gibi bir kısım devletler ve uluslararası örgütler tarafından terör örgütleri listesine dâhil edilmiş olduğunu ileri sürmüştür.
- Mahkemenin Değerlendirmesi
(a) Başvuranın Ceza Kanunu’nun 220 § 6 maddesi ve 314. maddesi uyarınca mahkûm edilmesi hususunda değerlendirme
(i) Müdahalede bulunulup bulunulmadığı hakkında
45. Mahkeme, başvuru formunda ve Hükümetin 12 Ağustos 2014 tarihinde Mahkemeye sunmuş olduğu görüşlerine cevaben sunduğu görüşlerinde, başvuranın, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyeti bakımından, Adana Ağır Ceza Mahkemesinin, dava dosyasındaki delilleri düzgün bir şekilde değerlendiremediğini ve davanın olaylarını doğru bir şekilde tespit edemediğini iddia ettiğini kaydetmektedir. Başvuran, yerel mahkemeler tarafından kimliği tespit edilen kişinin kendisi olduğunu reddetmiştir. Başvuran, alternatif olarak, söz konusu gösteriyle katıldığını açık bir şekilde belirtmeksizin 26 Ekim 2008 tarihli gösterinin Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca korunduğunun düşünülmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetinin, 12 Eylül 2013 tarihinde kabul edilemez olduğunun beyan edildiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, ayrıca, başvuranın, 7 Ağustos 2018 tarihli görüşlerinde, 26 Ekim 2008 tarihli gösteriyle katıldığını ve ifade ve toplanma özgürlüğü haklarını kullandığını ileri sürdüğünü kaydetmektedir. Mahkeme, her hâlükârda, başvuranın Ceza Kanunu’nun 220 § 6 ve 314 § 2 maddeleri kapsamındaki mahkûmiyetinin, tartışmasız bir şekilde, toplanma özgürlüğü kapsamına giren faaliyetlere yönelik olduğunu ve başvuranın 26 Ekim 2008 tarihinde düzenlenen gösteriye katıldığı için yaptırıma tabi tutulduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, bu tür koşullarda, başvuranın mahkûmiyetinin, toplanma özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale teşkil ettiği şekilde değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir. Aksi yönde karar vermek, başvurandan hâlihazırda suçlandığı eylemleri kabul etmesini istemekle aynı olacaktır. Bu bakımdan, Sözleşme’nin 6. maddesinde özel olarak belirtilmemekle birlikte, kendi kendini suçlamama hakkının, söz konusu hüküm kapsamında adil usul kavramının merkezinde bulunan genel olarak kabul edilen uluslararası bir standart olduğu akılda tutulmalıdır (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Müdür Duman/Türkiye, no. 15450/03, § 30, 6 Ekim 2015; ve ayrıca iç hukuk yollarının tüketilmesi bağlamında, Yılmaz ve Kılıç/Türkiye, no. 68514/01, §§ 39-41, 17 Temmuz 2008; ve hukuk yargılamaları bağlamında, Stojanović /Hırvatistan, no. 23160/09, § 39, 19 Eylül 2013; ve karşılaştırınız, Kasparov ve Diğerleri/Rusya, no. 21613/07, §§ 72-73, 3 Ekim 2013). Bununla beraber, bir başvuranın söz konusu eylemlere katıldığını inkâr etmesi nedeniyle mahkûmiyetinin müdahale teşkil ettiğini kabul etmemek, kendisini Sözleşme korumasından yoksun bırakacak bir kısır döngü içerisine sokacaktır (bk. yukarıda anılan Müdür Duman, § 30). Son olarak, Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetinin kabul edilemez olduğunun beyan edildiği gerçeğini göz ardı edemez. Dolayısıyla, 12 Eylül 2013 tarihli kararı ışığında, Mahkeme, ulusal mahkemeler tarafından tespit edildiği üzere olaylara dayalı olarak davayı incelemelidir. Sonuç olarak, Mahkeme, başvuranın PKK üyeliğinden mahkûm edilmesinin ve ayrıca kendisine hapis cezası uygulanmasının, Sözleşme’nin 11. maddesi tarafından güvence alındığı üzere toplanma özgürlüğü hakkını kullanmasına bir müdahale oluşturduğu sonucuna varmaktadır. Hükümetin başvuranın şikâyetinin konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmadığına dair itirazı, bu nedenle, reddedilmelidir.
(ii) Müdahalenin haklı olup olmadığı hakkında
46. Mahkeme benzer bir şikâyeti Işıkırık (yukarıda anılan, §§ 55-70) davasında incelemiş olduğunu ve Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiş olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme, söz konusu davada sadece Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesinin tek başına ve aynı Kanun’un 220 § 6 maddesiyle bağlantılı olarak uygulanmasını inceledikten sonra, ilk olarak, 220 § 6 maddesi ile bağlantılı olarak uygulandığında, 314 § 2 maddesindeki mahkûmiyet ölçütlerinin başvuranın zararına olacak şekilde kapsamlı olarak uygulandığını tespit etmiştir (a.g.e. § 66). Mahkemenin gözlemine göre, Ceza Kanunu’nun 220 § 6 maddesi uyarınca hapis cezası biçimindeki ağır bir cezai müeyyidenin uygulanmasına yönelik potansiyel bir dayanak teşkil eden eylemler dizisi öyle geniştir ki; hükmün lafzı, bu hükmün yerel mahkemelerce kapsamlı biçimde yorumlanması da dâhil olmak üzere, kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı yeterli düzeyde koruma sağlamamıştır (a.g.e. § 67). Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamına giren eylemler nedeniyle Işıkırık’ın mahkûm edilmesi nedeniyle; barışçıl bir gösterici olan kendisi ve PKK yapılanması dâhilinde suç işleyen bir şahıs arasında herhangi bir ayrım kalmadığını da gözlemlemiştir. Mahkemeye göre, bir yasal normun bu denli kapsamlı bir şekilde yorumlanışı, yalnızca temel özgürlüklerin kullanılması ile yasa dışı örgüt üyeliği durumlarının, bu tür bir üyeliğe dair herhangi bir somut delil bulunmaksızın denk tutulmasına yol açıyorsa, meşru gösterilemez. Mahkeme, Işıkırık’ın sırf kamuya açık bir toplantıya katılması ve orada görüşlerini ifade etmesi sebebiyle Ceza Kanunu’nun 220 § 6 ve 314. maddeleri uyarınca cezai olarak sorumlu tutulmasının, barışçıl toplanma özgürlüğü hakkının özünü ve dolayısıyla demokratik bir toplumun temellerini sarstığı kanaatindedir (a.g.e. § 68). Göstericilerin yasa dışı silahlı örgüt üyeliği suçlamasıyla karşı karşıya kaldığında cezaevinde beş ila on yıl ilave ceza riski altına girdiğini kaydeden Mahkeme, Ceza Kanunu’nun 220 § 6 maddesinin, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri kapsamında haklarını yeniden kullanma konusunda cezai olarak sorumlu olduğu tespit edilen kişiler üzerinde özellikle caydırıcı bir etkisinin kaçınılmaz olduğuna karar vermiştir. Mahkeme’nin kanaatine göre, söz konusu hüküm, toplumun diğer mensuplarını da gösterilere katılmaktan ve daha genel manada açıkça siyasi tartışmaya katılmaktan caydırma konusunda büyük bir potansiyele sahip olacaktır (a.g.e. § 69). Mahkeme, sonuç olarak, Ceza Kanunu’nun 220 § 6 maddesinin uygulanışında “öngörülebilir” olmadığına, zira başvuranın Sözleşme’nin 11. maddesi ile korunan hakkına yönelik keyfi müdahaleye karşı başvurana yasal koruma sağlamadığı sonucuna varmıştır (a.g.e. § 70).
47. Mahkeme, somut davadaki başvuranın, sadece 26 Ekim 2008 tarihli gösteriye katılımına, söz konusu gösteri sırasında yüzünü kapatmasına ve PKK ve liderini destekleyen sloganlar atmasına dayalı olarak Ceza Kanunu’nun 220 § 6 ve 314 § 2 maddeleri uyarınca mahkûm edildiğini kaydetmektedir. Mahkeme, bu koşullar ışığında, yukarıda anılan Işıkırık davasındaki değerlendirmelerin, somut davada da geçerli olduğunu ve söz konusu davadakinden farklı bir sonuca ulaşmasını gerektirecek herhangi bir unsurun dava dosyasında mevcut olmadığına kanaat getirmiştir. Dolayısıyla, Ceza Kanunu’nun 220 § 6 maddesinin uygulanmasından kaynaklanan müdahale kanunla öngörülmemiştir.
Buna göre, Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
(b) Başvuran hakkında 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca açılan ceza davası hususunda değerlendirme
48. Yukarıdaki başlık altında Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiş olan Mahkeme, başvuran hakkında 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca açılan ceza davasının, başvuranın toplanma özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil edip etmediği, ediyorsa da meşru olup olmadığı hususunda bir inceleme yapmayı gerekli görmemiştir (bk. yukarıda anılan Işıkırık, § 71).
- SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
49. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
50. Başvuran sırasıyla maddi ve manevi tazminat olarak 20.000 avro ve 30.000 avro talep etmiştir. Maddi tazminat talebi konusunda, başvuran, hapse girmemiş olsaydı üniversiteden mezun olup çalışmaya başlamış olacağını belirtmiştir.
51. Hükümet, başvuranın taleplerinin dayanaksız ve aşırı olduğuna dair görüş bildirmiştir.
52. İddia olunan maddi zarar bakımından ise Mahkeme, başvuranın herhangi bir maddi kaybına ilişkin detay verecek bilgiler sunmadığını gözlemlemiştir. Bu nedenle Mahkeme, söz konusu talebi reddetmiştir. Ancak Mahkeme, başvurana 7.500 avro manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
B. Masraflar ve giderler
53. Başvuran, ayrıca, ulusal mahkemeler ve Mahkeme önünde oluşan masraf ve giderler karşılığında 5.760 avro talep etmiştir. Başvuran, talebini desteklemek üzere, vekilinin 20 saatlik hukuki hizmet verdiğini gösteren bir iş cetveli sunmuştur. Başvuran, ayrıca, Mahkeme önündeki yasal temsili konusunda Diyarbakır Barosu ücret baremine de atıfta bulunmuştur.
54. Hükümet, başvuranın bu başlık altındaki taleplerinin dayanaksız olduğunu iddia etmiştir.
55. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve yukarıdaki kriterleri göz önünde bulundurarak, tüm başlıklar altındaki masrafları karşılamak üzere 2.000 avro ödenmesini uygun bulmuştur. Bu meblağdan Avrupa Konseyi adli yardım planı kapsamında adli yardım yoluyla verilen 850 avro düşülmelidir.
C. Gecikme Faizi
56. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasını uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Hükümetin başvuranın Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin konu bakımından (ratione materiae) bağdaşırlığına ilişkin itirazının esasla birleştirilmesine ve reddedilmesine;
2. Başvurunun kabul edilebilir olduğunun beyan edilmesine.
3. Başvuranın Ceza Kanunu’nun 220 § 6 maddesiyle bağlantılı olarak 314 § 2 maddesi uyarınca mahkûm edilmesi gerekçesiyle Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
4. 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca başvuran aleyhine açılan ceza yargılamaları nedeniyle Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edilip edilmediğine ilişkin inceleme yapılmasına gerek olmadığına;
(a) Kararın Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, davalı Devlet tarafından başvurana, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere,
(i) Manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç 7.500 avro (yedibinbeşyüz avro);
(ii) Masraf ve giderler için, başvurana yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 2.000 (iki bin) avro ödenmesine; ancak 850 avro (sekizyüzelli avro) tutarındaki adli yardım bedelinin söz konusu meblağdan düşülmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
6. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 16 Temmuz 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley Naismith Robert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan
[1] “Puşi” veya “poşu”, genellikle baş veya boyun çevresine takılan geleneksel bir örtüdür.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.