CASE OF ADIGÜZEL AND OTHERS v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ADIGÜZEL VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 65126/09)
KARAR
STRAZBURG
13 Şubat 2018
KESİNLEŞME TARİHİ
13 Mayıs 2018
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullara göre kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Adıgüzel ve diğerleri/Türkiye davasında,
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Paul Lemmens,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
NebojšaVučinić,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Daire olarak toplanarak, 23 Ocak 2018 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
-
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (65126/09 No.lu) davanın temelinde, T.C. vatandaşı olan yirmi dokuz kişinin ("başvuranlar") 12 Kasım 2009 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (‘‘Sözleşme’’) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru bulunmaktadır.
-
Başvuranlar, Kars Barosu’na bağlı olan Avukat O. Gündoğdu tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
-
Başvuru, 22 Mayıs 2015 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir.
-
Başvuranların avukatı, 26 Ocak 2016 tarihinde, Mahkeme’yi ekte yer alan 27 Ocak 2012 tarihinde meydana gelen 24 Nolu başvuranın hayatını kaybettiği konusunda bilgilendirmiştir. Avukat, müvekkilinin varislerinin Mahkeme önünde yargılamayı takip etme niyetinde olmadıkları konusunda hiçbir açıklamada bulunmadıklarını belirtmiştir.
Hükümet, 16 Kasım 2015 tarihinde, Mahkeme’yi 17 Kasım 2010 tarihinde meydana gelen ekte yer alan 23 Nolu başvuranın hayatını kaybettiği konusunda bilgilendirmiştir. Başvuranın hiçbir varisi, Mahkeme önünde yargılamayı takip etme niyetinde olup-olmadığı konusunda hiçbir açıklamada bulunmamıştır.
OLAY
I. DAVANIN KOŞULLARI
-
Başvuranların doğum tarihleri, ekte bulunmaktadır. Başvuranlar, Kars’ta ikâmet etmektedirler.
-
Kamu sektöründe İşçi Sendikaları Konfederasyonu, KESK’e ait sendikalara üye olan bazı kişiler, 14 Kasım 2009 tarihinde, öğle sularında, sendikacı otuz beş kişinin yakalanmasına itiraz etmek amacıyla, basın açıklamasının okunmasına katılmak için Kars’ta Atatürk Meydanı’nda toplanmışlardır. Ekte yer alan 25-29 Nolu başvuranlar, yalnızca meydandan geçtiklerini ve göstericilerin arasında bulunmadıklarını belirttiklerini iddia etmektedirler.
-
Dosyadaki unsurlara göre, gösteri 12.30’da başlamış, polis gösteriye 12.34’da son verilmesi konusunda göstericileri uyarıda bulunmuş ve saat 12.37’de göstericileri dağıtmak ve başvuranları gözaltına almak için müdahale etmiştir. On başvuran, Kars Emniyet Müdürlüğü’ne sevk edilmiş ve her biri yaklaşık 7 m2 olan ve bir yatağı bulunan iki hücreye yerleştirilmiştir. Diğer on dokuz başvuran, Kazımpaşa Polis Karakolu’na sevk edilmiş ve her biri 7 m2 olan ve bir yatağı bulunan dört hücreye yerleştirilmiştir. Başvuranlar, gözaltında bulundukları sırada haklarındaki suçlamalardan sorgulanmışlardır.
-
Başvuranlar, 15 Kasım 2009 tarihinde, serbest bırakılmalarına karar veren Kars Sulh Ceza Mahkemesi Hâkimi önüne çıkarılmışlardır.
-
Başvuranlar, 17 Kasım 2009 tarihinde, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşlerine ilişkin 2911 Sayılı Kanun’un 28. maddesinin 1. fıkrasını ihlal etmelerinden suçlanmışlardır.
-
Kars Asliye Ceza Mahkemesi, 20 Ocak 2011 tarihinde, başvuranların beraat etmesine karar vermiştir. Kars Asliye Ceza Mahkemesi aşağıdaki sonuca varmıştır:
“(...) 2911 Sayılı Kanun’un 28. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edilmesi suçundan mahkememiz önünde açılan kamu davasına rağmen, istinat edilen olayların kanun tarafından bir suç olarak belirtilmemesi nedeniyle, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinin 2. fıkrasının a) bendi uyarınca, sanıkların beraat kararı verilmesi uygun olacaktır. (...)”
-
Temyiz talebinde bulunulmaması nedeniyle, bu karar kesinleşmiştir.
-
Ekte yer alan 4, 5, 7, 11, 14, 15 ve 25 Nolu yedi başvuran, serbest bırakılma kararını esas alarak, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesinin 1. fıkrasının e) bendine dayanarak, tazminat talebinde bulunmuştur.
-
Kars Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Nisan 2012 tarihinde, başvuranların taleplerini kabul etmiş ve yakalama tarihinden itibaren yasal gecikme faiziyle birlikte her birine 300 Türk lirası (TRY) yani yaklaşık 150 avro (EUR) ödenmesine karar vermiştir. Kars Ağır Ceza Mahkemesi, ilgililerin dinlenmeleri için gerekli makul sürenin ötesinde gözaltında bulunduklarını tespit etmiştir. Kars Ağır ceza Mahkemesi, başvuranların maruz kaldıkları tedbirin bu anlamda “haksız” olduğu kanaatine varmıştır. Bu karar, 2 Aralık 2013 tarihinde, Yargıtay tarafından onanmıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK UYGULAMASI
- Somut olayda, ilgili kısımların aşağıda yer aldığı CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrası şu şekildedir:
“Kişiler, (...) her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler. (...) :
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
(...)
e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen.”
- CMK’nın 142. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.”
- CMK’nın 223. maddesinin 2. fıkrası şu şekildedir:
“(2) Beraat kararı:
a) Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması;
b) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması;
c) Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması;
d) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması;
e) Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması, hallerinde verilir.”
HUKUKÎ DEĞERLERDİRME
I. ÖNCELİKLİ KONULAR
-
Mahkeme, ekte yer alan 23 ve 24 Nolu başvuranların, mevcut başvuru yapıldıktan sonra hayatlarını kaybettiklerini ve hiçbir yakın akrabanın veya hak sahibinin yargılamayı takip etme niyetinde olmadığını kaydetmektedir.
-
Mahkeme, uygulama çerçevesinde, hiçbir varisin ya da yakın akrabanın davayı takip etmek istememesi durumunda, davanın kayıttan düşürülmesini uygun gördüğünü hatırlatmaktadır (bk, diğer kararlar arasında, Lütfiye Zengin ve diğerleri/Türkiye, No. 36443/06, § 34, 14 Nisan 2015). Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi uyarınca, bu tür başvuruların incelenmesinin takibe alınmasının artık gerekli olmadığını değerlendirmektedir. Somut olayda, Sözleşme ile güvence altına alınan İnsan Hakları ve Protokollerine riayet edilmesini, Mahkeme’nin ekte ye alan 23 ve 24 Nolu başvuranlar tarafından başvurunun yapılması ve şikâyetlerinin de diğer başvuranlar tarafından ileri sürülmesi nedeniyle, başvurunun incelenmesinin devam etmesini gerektirmez (37 § 1 madde in fine). Sonuç olarak, Mahkeme ekte yer alan 23 ve 24 Nolu başvuranlar ile ilgili olarak, başvurunun kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
- Ekte yer alan 1-22 Nolu başvuranlar, ifade özgürlüğü haklarının ve polis tarafından göstericilerin dağıltılması ve haklarında başlatılan ceza soruşturmaları nedeniyle, toplantı özgürlüğü haklarının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerin ihlal edilmesinden şikâyet etmektedirler. Mahkeme, bu şikâyetlerin Sözleşme’nin 11. maddesi açısından incelenmesine karar vermiştir. Sözleşme’nin 11. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir.”
-
Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
-
Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
-
Daha önce Mahkeme, benzer şikâyetler ve olaylara ilişkin birçok davayı incelediğini ve Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır. Mahkeme, bu davalarda olası trafik aksaklıkları ve göstericilere karşı başlatılan ceza yargılamaları dışında, kamu düzeni için bir tehlike teşkil etmeyen barışçıl gösterilerin sona ermesi için güvenlik güçleri tarafından yapılan müdahalenin kamu düzeninin korunması için gerekli olmadığı ve orantısız tedbirlerin söz konusu olduğu kanaatine vardığını belirtmektedir (bk. diğer kararlar arasında, Balçık ve diğerleri/Türkiye, No. 25/02, §§ 51 ve 52, 29 Kasım 2007, Nurettin Aldemir ve diğerleri/Türkiye, No. 32124/02 ve diğer 6 başvuru, §§ 45-47, 18 Aralık 2007 ve Serkan Yılmaz ve diğerleri/Türkiye, No. 25499/04, § 34, 13 Ekim 2009).
-
Mahkeme, kendisine sunulan bütün unsurları ve özellikle olası trafik aksaklıkları dışında, tamamen barışçıl ve kanu düzeni için bir tehlike teşkil etmeyen bir gösteriye son verilmesi için yetkililerin ivedilikle hareket ettiklerini dikkate alarak, güvenlik güçlerinin müdahalesinin ve başvuranlara karşı ceza yargılamasının başlatılmasının orantısız tedbirler olduğu ve bu tedbirlerin kamu düzeninin korunması için gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme ekte yer alan 1-22 Nolu başvuranlar ile ilgili olarak, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğini değerlendirmektedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
-
Başvuranlar, yakalanmalarının ve gözaltına alınmalarının yasaya aykırılığından şikâyet etmektedir. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmaktadırlar.
-
Öncelikle Hükümet, başvuranların yedisinin CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının e) bendine dayanarak, zararlarının telafi edilmesi talebinde bulunmak için yerel mahkemelere başvurarak tazminat elde ettiklerini belirtmektedir. Hükümet, başvuranların Sözleşme’nin 5. maddesinin ihlal edilerek mağdur olduklarını ileri süremeyecekleri kanaatine varmaktadır. Hükümet, aynı başvuranların Anayasa Mahkemesi önünde başvuru yollarını tüketmediklerini eklemektedir. Hükümet, diğer başvuranlar ile ilgili olarak, başvuranların CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının e) bendi gereğince, tazminat yolunu tüketmeleri gerektiğini savunmaktadır.
-
Başvuranlar, yakalandıkları ve gözaltına alındıkları tarihte Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuruyu düzenleyen hükümlerin henüz yürürlüğe girmediğini iddia etmektedirler.
-
Ekte Yer Alan 4, 5, 7, 11, 114 ve 25 Nolu Başvuranların Mağdur Nitelikleri
-
Öncelikle Mahkeme, Sözleşme’nin iddia edilen ihlalin telafi edilmesinin ulusal mahkemelerin görevi olduğunu hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, başvurana uygun bir kararın veya bir tedbirin yalnızca ulusal makamların açık bir şekilde veya özet olarak kabul etmesi ve ardından Sözleşme’nin ihlalini telafi etmesi halinde, kendisinin “mağdur” sıfatının kaldırılmasına ilke olarak yeterli olacaktır (bk. örneğin, Dalban/Romanya [BD], No. 28114/95, § 44, AİHM 1999-VI). Dolayısıyla, bir yandan ulusal makamlar tarafından en azından özet olarak Sözleşme ile korunan bir hakkın ihlalinin kabul edilip-edilmediği diğer yandan telafinin uygun ve yeterli olarak değerlendirilip-değerlendirilmediği konusunu incelemek Mahkeme’nin görevidir (bk. özellikle, Scordino/İtalya (No.1) [BD], No. 36813/97, § 193, AİHM 2006‑V).
-
Mahkeme, başvuranlar hakkında yürütülen ceza yargılaması sonucunda, kendilerine istinat edilen olayların bir suç teşkil etmediği gerekçesiyle serbest bırakıldıklarını kaydetmektedir. Burada, CMK’nın 223. maddesinin 2. fıkrası gereğince, diğer serbest bırakılma şekillerinden ayırt edilmesi gereken istisnai bir durum söz konusudur (yukarıda 16. paragraf). Kars Asliye Ceza Mahkemesi, açık bir şekilde başvuranlara istinat edilen olayların yani kamuoyuna açık basın açıklamasına katılmalarının, başından beri bir suç teşkil etmediğini kabul etmiştir. Mahkeme için bu tespit, en azından zımnen başvuranlar tarafından maruz kalınan özgürlükten yoksun bırakılmanın yasaya aykırı niteliğine ilişkin ulusal makamlar tarafından kabul edilebilir olarak değerlendirilebilir.
-
Üstelik Mahkeme, söz konusu başvuranların tazminat talebinde bulunmak için ulusal mahkemelere başvurduklarını ve ulusal mahkemelerin bu talebi haklı bulduklarını kaydetmektedir. Ağır Ceza Mahkemesi, bu talep üzerinden değerlendirerek, itiraz edilen tedbirin yasallığı hakkında açık bir şekilde karar vermiş ve ilgililerin dinlenmeleri için gerekli sürenin ötesinde gözaltında bulundukları kanaatine varmıştır.
-
Dolayısıyla, Mahkeme ulusal mahkemeler tarafından yapılan ihlal tespitinin tartışmaya açık olmadığını tespit etmektedir. Geriye, başvuranların uygun ve yeterli bir telafi elde edip-etmedikleri konusunu araştırmak kalmaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme ulusal makamların tespit edilen ihlalin telafi edilmesi için bir başvurana tazminat ödemesi halinde, kendisinin tutarı incelemesi gerektiğini hatırlatmaktadır (bk. diğer kararlar arasında, Hebat Aslan ve Firas Aslan/Türkiye, No. 15048/09, § 44, 28 Ekim 2014).
-
Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların her birine, yakalama tarihinden itibaren yasal gecikme faiziyle birlikte manevi tazminat olarak 300 TRY (yani yaklaşık 150 avro) ödenmesine karar vermiştir. Başvuranlar, verilen tutarların yetersizliğini hiçbir şekilde ileri sürmemişlerdir. Ayrıca, Mahkeme incelenmesi gereken davanın koşullarını dikkate alarak, başvuranlara verilen tutarların açıkça yetersiz olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varmaktadır.
-
İç hukukta sağlanan telafi, uygun ve yeterli olarak tespit edilmesi nedeniyle, ekte yer alan 4, 5, 7, 11, 14, 15 ve 25 Nolu başvuranların, Sözleşme’nin 5. madesinin ihlal edildiğine ilişkin “mağdur” olduklarını artık ileri süremeyeceklerdir. Dolayısıyla, Mahkeme bu konuda Hükümetin itirazını kabul etmektedir.
-
Sonuç olarak, Sözleşme’nin 5. maddesine ilişkin şikâyet, söz konusu başvuranları ilgilendirmesi nedeniyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, Sözleşme hükümleriyle kişi bakımında (ratione personae) bağdaşmamakta ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
-
Diğer Başvuranlar ile İlgili Olarak, İç Hukuk Yollarının Tüketilmemesi Hakkında
-
Mahkeme, özgürlükten yoksun bırakılma hakkında birçok davada bir başvuranın iç hukuk ihlal edilerek tutuklu bulunduğunu iddia etmesi ve ihtilaf konusu tutukluluk halinin sona ermesi halinde, iddia edilen ihlalin kabul edilmesine ve tazminatın verilmesine yol açabilecek tazminat davasının ilke olarak uygulamadaki etkinliğinin usulüne uygun olarak tesis edilmiş olması durumda, kullanılması gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu değerlendirdiğini hatırlatmaktadır (Kolevi/Bulgaristan (kk.), No. 1108/02, 4 Aralık 2007, Rahmani ve Dineva/Bulgaristan, No. 20116/08, § 66, 10 Mayıs 2012, GavrilYossifov/Bulgaristan, No. 74012/01, § 41, 6 Kasım 2008 ve Dolenec/Hırvatistan, No. 25282/06, § 184, 26 Kasım 2009). Özellikle Mahkeme, yukarıda belirtilen davalarda, bu tür özgürlükten yoksun bırakılmanın yasaya aykırılığının veya hukuka aykırılığının iç hukukta daha önce kabul edilmiş olup-olmadığı konusuna karşılık vermeye çalışmıştır (yukarıda belirtilen, Lütfiye Zengin ve diğerleri, § 64).
-
Ayrıca, Mahkeme, daha önce Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası bağlamında, özgürlükten yoksun bırakılmasının yasaya aykırılığından şikâyet eden bir kişinin, CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının e) bendi gereğince, tazminata ilişkin başvuru yollarını tüketmediğini zira bu başvuru yollarının özgürlükten yoksunluğun yasaya aykırılığının kabul edilmesine yol açamayacağı sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (bk. diğer kararlar arasında, Mergen ve diğerleri/Türkiye, No. 44062/09 ve diğer 4 başvuru, § 36, 31 Mayıs 2016). Nitekim, CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının e) bendine dayanarak, tazminat ödenmesi için ulusal mahkemeler normal olarak değerlendirmelerini söz konusu kişinin serbest bırakılmasına dayandırmakta ki bu durum iç hukukta kişinin tutukluluk halinin yasaya aykırılığıyla ilgili olarak, her türlü değerlendirmeden bağımsız bir şekilde tutukluluğu haksız hale getiren bir koşuldur. Bununla birlikte, bu tür talep üzerinden karar verilerek, Ağır Ceza Mahkemesi’nin yedi başvuran için olduğu gibi, itiraz edilen tedbirin yasaya uygunluğu hakkında açık bir şekilde karar verdiği göz ardı edilmemektedir (yukarıda 13. paragraf).
-
Her halükârda Mahkeme, ancak mevcut davanın koşullarının (yukarıda belirtilen) Mergen ve diğerleri davasından farklı olduğu kanaatine varmaktadır. Mergen ve diğerleri davasının aksine mevcut davada başvuranlar tarafından maruz kalınan özgürlükten yoksun bırakılmanın yasaya aykırılığı, en azından zımnen serbest bırakılma kararıyla daha önce kabul edilmiştir (yukarıda 10. paragraf). İlgililerin özgürlükten yoksun bırakılmasının yasaya aykırılığının, adli makamlar tarafından tespit edilmesi nedeniyle, yalnızca tazminat ödenmesi amaçlanan bir başvuru yolu tüketilmesi gereken bir yol olabilmektedir.
-
Ayrıca, Mahkeme serbest bırakılma kararıyla zımnen varılan yasaya aykırılık tespitini dikkate alarak, başvuranların mevcut davanın özel koşullarında CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının e) bendine dayanarak, tazminat talebi için yerel mahkemelere başvurmaları gerektiği kanaatine varmaktadır. Hâlbuki Mahkeme sadece ilgililerin söz konusu başvuru yolunu tüketmediklerini kaydetmektedir.
-
Dahası, Mahkeme başvuranların CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının a) bendi gereğince, tazminat yoluna sahip olduklarını da tespit etmektedir. Dahası, iddia edilen ihlalin kabul edilmesine ve bir tazminatın ödenmesine yol açabilecek bir başvuru yolu söz konusudur. Somut olayda, Mahheme söz konusu başvuru yollarının, başvuranların yakalanmalarına ilişkin şikâyetine uygun bir telafi sağlanabilecek hiçbir unsura sahip olmadığını ve başarı sağlayacak makul bakış açıları sunmadığını değerlendirmektedir (Mustafa Avcı/Türkiye, No. 39322/12, § 64, 23 Mayıs 2017). Aksine, Mahkeme mecut davanın başvuranlar tarafından maruz kalınan özgürlükten yoksun bırakılmanın yasaya aykırılığı konusunun, daha önce kabul edilmesiyle en azından zımnen serbest bırakılma kararıyla belirlendiğini gözlemlemektedir (bk. a contrario, yukarıda belirtilen Lütfiye Zengin ve diğerleri, § 65). Bu durum, böyle bir davanın başarı şansını arttırabilirdi.
-
Dolayısıyla, Mahkeme Hükümetin itirazını kabul etmekte ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasına ilişkin şikâyeti reddetmektedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
-
Başvuranlar, Emniyet Müdürlüğü’ndeki tutukluluk koşullarının Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olduğunu iddia etmektedirler.
-
Başvuranların, Kars ve Kazımpaşa Polis Karakolları’nda tutukluluk koşullarına şikâyet etmesi nedeniyle, Hükümet bu şikâyetin, ilgililerin tazminat için başvuru yolunu kullanmadıkları sebebiyle, iç hukuk yollarının tüketilmemesinden reddedilmesi için Mahkeme’yi davet etmektedir. Bununla birlikte, Mahkeme bu itiraz hakkında karar vermenin gerekli olmadığı kanaatine varmakta, zira bu şikâyetin kendi nazarında açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, kabul edilemez olduğu sonucuna varmıştır. Nitekim yukarıda belirtilen koşullarda ve yalnızca bir gece gözaltında bulunan başvuranlar (yukarıda 6. paragraf), Mahkeme başvuranların gözaltında bulundukları halleri için, gereken önem seviyesinin insanlıkdışı veya aşağılayıcı olarak nitelendirilmesi için aşılmadığı kanaatine varmaktadır (bk. diğer kararlar arasında, Ciocan ve diğerleri/Yunanistan (kk.), No. 41806/13, §25, 6 Ekim 2015, Chazaryan ve diğerleri/Yunanistan (kk.), No. 76951/12, §55,16 Temmuz 2015 ve Preci/Yunanistan (kk.), No. 9387/15, 17 Kasım 2015). Sonuç olarak, bu şikâyet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
-
Başvuranların her biri, maruz kaldıkları kanaatine vardıkları maddi ve manevi zararlar için 15.000 avro (EUR) talep etmektedirler. Ayrıca başvuranlar, Mahkeme önündeki masraf ve giderler için 17.720 avro talep etmektedirler.
-
Hükümet, aşırı olarak nitelendirdiği bu talepleri kabul etmemektedir.
-
Mahkeme, maddi tazminat olarak başvuranların talebinin hiçbir şekilde desteklenmediğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme bu talebi reddetmektedir.
Buna karşın, Mahkeme hakkaniyet ile karar vererek, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğini tespit ederek, başvuranların her birine manevi tazminat olarak 1.500 avro ödenmesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir.
Sonuç olarak, Mahkeme sahip olduğu belgeler ve İçtihadını dikkate alarak, bütün masraflar için 500 avro tutarının makul olduğu kanaatine varmış ve başvuranlara ödenmesine karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
-
Başvuran Halis Özen ve Muhammet Okulmuş ile ilgili olarak, başvurunun kayıttan düşürülmesine;
-
Ekte yer alan 1-22 Nolu başvuranlar ile ilgili olarak, Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin şikâyet ile ilgili olarak, başvurunun kabul edilebilir geri kalan kısım için kabul edilemez olduğuna;
-
Ekte yer alan 1-22 Nolu başvuranlar ile ilgili olarak, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
a) Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, davalı devletin kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, başvuranlara (ekte yer alan 1-22 Nolu başvuranlar) aşağıdaki tutarların ödenmesine:
i. her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak başvuranların her birine 1.500 avro (bin beş yüz avro),
ii. başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için müştereken 500 avro (beş yüz avro) ödenmesine;
b) Söz konusu tutarlara, belirtilen sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
- Geri kalan kısım için adil tazmin talebinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 13 Şubat 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Robert Spano
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
- 1966 doğumlu olan Ahmet ADIGÜZEL,
- 1974 doğumlu olan Ahmet AĞDEVE,
- 1981 doğumlu olan Serdar ALADAĞ,
- 1978 doğumlu olan Ali ALTUN,
- 1978 doğumlu olan Deniz ATMACA,
- 1980 doğumlu olan Şehmus AVCI,
- 1979 doğumlu olan Osman AYDIN,
- 1983 doğumlu olan Turgay AYDIN,
- 1963 doğumlu olan Vedat DOĞANAY,
- 1972 doğumlu olan Hayrettin İLKHAN,
- 1974 doğumlu olan Yılmaz İNCE,
- 1979 doğumlu olan Nadir KARAŞAL,
- 1971 doğumlu olan Ayhan KURTULAN,
- 1974 doğumlu olan Musa MİNGSAR,
- 1970 doğumlu olan Yavuz ÖZIŞIK,
- 1963 doğumlu olan Selahattin ÖZŞAHİN,
- 1970 doğumlu olan Yener TANRIVERDİ,
- 1965 doğumlu olan Mustafa TAŞTAN,
- 1957 doğumlu olan Ekrem URALÇIN,
- 1972 doğumlu olan Oğuz YANTEMUR,
- 1970 doğumlu olan Zekai YILMAZ,
- 1973 doğumlu olan Abubekir ZARİÇ,
- 1979 doğumlu olan Muhammet OKULMUŞ,
- 1958 doğumlu olan Halis ÖZEN,
- 1979 doğumlu olan Abdulkadir DAĞ,
- 1962 doğumlu olan Hüseyin BOÇNAK,
- 1958 doğumlu olan Hikmet KURUN,
- 1965 doğumlu olan Nesimi KARAAĞAÇ,
- 1981 doğumlu olan Mikail AĞAÇ
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.