CASE OF HAKİM AKA v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

HAKİM AKA / TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no. 62077/08)

KARAR

STRAZBURG

6 Kasım 2018

Kesinleşme Tarihi

6.02.2019

İşbu karar, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşmiştir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

Hakim Aka / Türkiye davasında,

Başkan
Robert Spano,
Hâkimler
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Ivana Jelić,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),

9 Ekim 2018 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında,

Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:

USUL

  1. Davanın temelinde, Hakim Aka (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 5 Aralık 2008 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 62077/08) bulunmaktadır.

  2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat E. Keskin tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.

  3. Başvuran, Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri kapsamında, oğullarının ölümlerine ilişkin ceza soruşturmasının etkili olmadığı konusunda şikâyette bulunmuştur.

  4. Başvuru, 9 Mayıs 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

  1. Başvuran, 1970 doğumlu olup; İstanbul’da ikamet etmektedir.

  2. Başvuranın oğulları, sırasıyla 1991 ve 1992 yıllarında doğmuş olan Aykut ve Aykan, 19 Kasım 2007 tarihinde okul kıyafetleri ve sırt çantalarıyla liseye gitmek için evden ayrılmışlardır. Aykut ve Aykan her zamanki akşam saatinde eve geri gelmediklerinde, anneleri başvuranı aramış ve başvuran oğullarının nerede olduklarıyla ilgili bilgi alabilmek için arkadaşları ve aile üyeleri ile görüşmüştür. Araştırması bir sonuç vermeyince, başvuran polise oğullarının kayıp olduklarını bildirmiştir.

  3. Başvuran, 20 Kasım 2007 tarihinde Samandıra karakolunda verdiği ifadede, polis memurlarına, görünüşe göre oğullarının bir önceki gün evden ayrıldıktan sonra okula gitmediklerini ve cep telefonlarını evde bıraktıklarını belirtmiştir. Başvuran ayrıca, polise, ortadan kaybolmalarına yol açabilecek herhangi bir anlaşmazlığın veya kavganın olmadığını bildirmiştir.

  4. Polis aynı gün Kartal Cumhuriyet Savcısı’na başvuranın oğullarının kayboldukları konusunda bilgi vermiştir. Cumhuriyet savcısı, polise, çocukların bulundukları yer hakkında bilgi sahibi olabilecek kişilerin ifadelerini almaları ve kendisini gelişmelerden haberdar etmeleri konusunda talimat vermiştir.

  5. Polis 22 Kasım 2007 tarihinde, başvuranın eşinin ifadesini almıştır. Başvuranın eşi, polise, söz konusu günün sabahı oğullarının yaya olarak evden ayrıldıklarını, oysa normalde okula gitmek için minibüse bindiklerini söylemiştir. Başvuranın eşi, Aykan’ın evden çıkmadan önce biraz endişeli göründüğünü ve okul kravatı ile çoraplarını giymeyi unuttuğunu fark etmiştir. Aykut ve Aykan’ın nereye gidebilecekleri hakkında hiçbir fikri olmadığını ve arkadaşları, yakınları ve öğretmenleri arasından hiçbirinin, iki çocuğun nerede olduğu hakkında bilgisinin olmadığını belirtmiştir. Oğlu Aykut’un cep telefonu olmasına rağmen o gün cep telefonunu evde bıraktığını belirterek, çocuklarının kaybolmasıyla ilgili kimseden şüphelenecek bir nedeni olmadığını eklemiştir.

  6. Başvurandan ve eşinden alınan bilgilere dayanan polis, Aykut ve Aykan’ı kayıp kişiler olarak kaydetmiştir.

  7. Kartal İlçe Jandarma Komutanlığı yine 22 Kasım 2007 tarihinde, Kartal Cumhuriyet Başsavcılığından Aykut Aka’nın son altı aylık cep telefonu kayıtlarına erişim izni vermesini istemiştir.

  8. Kartal Cumhuriyet Başsavcılığı, 27 Kasım 2007 tarihinde, Türk Telekomünikasyon Kurumundan Aykut Aka’yı son üç ay içerisinde cep telefonundan aramış şahıslar ile bu şahısların kimlik bilgileri ve adresleri hakkında bilgi vermesini istemiştir.

  9. Bu arada, T.G., K.S. ve A.D. adlı üç balıkçı 23 Kasım 2007 tarihinde Emirgan sahili açıklarında denizin dibinde bir ceset tespit ettikleri için sahil güvenlik ile temasa geçmişlerdir. Olay bölgesine gönderilmiş dalgıçlar tarafından okul üniformalı ve sırt çantalı bir erkek cesedi bulunmuştur. Sırt çantası cesetten çıkarılırken, çantanın ağır taşlarla dolu olduğu tespit edilmiştir. Ardından, maktulün cebindeki öğrenci kimlik kartı bulunmuştur. Bu kimliğe göre ceset başvuranın oğlu, Aykan Aka’na aittir. Ceset daha sonra, İstinye Devlet Hastanesi morguna götürülmüştür. Orada başvuran, oğlunun kimliğini doğrulamıştır.

  10. Aynı gün içerisinde, Kartal Cumhuriyet Savcısı huzurunda ceset üzerinde ölü muayenesi yapılmıştır. Yapılan ilk muayeneye göre vücutta herhangi bir şiddet izine rastlanmamıştır. Maktulün kesin ölüm sebebinin tespit edilebilmesi için, cesette tam otopsinin yapılacağı için Adli Tıp Kurumuna sevk edilmesine karar verilmiştir.

  11. Aynı gün içerisinde, Sarıyer Emniyet Müdürlüğü polisleri, olay yeri inceleme raporu hazırlamıştır. Önceden anılan bilgilerin tekrar edilmesinin ardından, rapor, maktulün sırt çantasında üç ila dört kilogram ağırlığında taşların bulunduğunu doğrulamıştır.

  12. Yine aynı gün içerisinde, polis başvurandan bir ifade daha almıştır. Başvuran, 20 Kasım 2007 tarihindeki ifadesini yeniledikten sonra (bk. yukarıda § 7), aşağıda yer alan ek bilgileri vermiştir:

- Oğulları kaybolduktan iki gün sonra, yani 21 Kasım 2007 tarihinde, oğlu Aykut’un telefonu çalmıştır. Başvuran telefonu açtığında, kendisinin tanımadığı bir kadın “telefonu neden açtın” diyerek telefonu yüzüne kapatmıştır. Başvuran numarayı geri aradığında başka biri telefonu açıp aradığı için bağırdıktan sonra telefonu kapatmıştır.

- Oğlu Aykut’un telefonuna kaybolmadan bir ay önce Ramazan Bayramı münasebetiyle Arapça bir mesaj gelmiştir. Başvuranın talebinin ardından, Samandıra Jandarma Karakolu mesajın gönderildiği numaranın sahibi olan M.Y.’yi bulmuştur. Ancak M.Y. mesajla bir ilgisinin olmadığını belirtmiştir.

- Oğullarının kaybolmalarının ardından, başvuran, Aykan’ın el yazısıyla yazılmış bir notu odalarında bulmuştur. Notun içeriği aşağıdaki gibidir:

“Ben Aykan Aka Aralık 13. günü saat:02.25’de ölüyorum, şehit oluyorum. [Ölüm] yeri: İstanbul Samandıra/Kavaklık. Hepinizi yanımda bekliyorum. Söz: Aykan AKA Yazan: Aykan Aka [ve imzası]. Canımı Hz. Azrail (c.s) veriyorum, çok güzeldir”.

  1. Polis 26 Kasım 2007 tarihinde, başvuranın oğullarının gittiği lisedeki müdürün ve Aykan’ın okul arkadaşları olan Y.D. ve Ö.K.’nin ifadelerini almıştır. Müdür, Aykut’un başarılı ve konuşkan bir öğrenci olduğunu söylemiştir. Diğer yandan Aykan’ın notlarının iyi olmadığını ve okul arkadaşlarının verdiği bilgilere göre sosyal biri olmadığını ilave etmiştir. Y.D., Aykan’la üç ay önce, okul yılının başladığı sırada tanıştıklarını belirtmiştir. Aykan’ın içine kapanık olduğunu ama okulda veya evde bir sorunu varmış gibi görünmediğini söylemiştir. Aykan’ın teneffüslerde hep ders çalıştığını ve kendisine “derslerimize çalışalım ve iyi notlar alalım” dediğini belirtmiştir. Defterine sürekli “kıyamet alametleri”, “Deccal” veya “İsa” gibi kelimeler yazdığını belirtmiştir. Bir keresinde Aykut’un kıyamet gününün elli iki yıl ve iki saat içeresinde gerçekleşeceğini hesapladığını ve ha o anda ha elli iki yıl sonra ölmelerinin önemli olmadığını söylediğini belirtmiştir. Ö.K.’nin verdiği ifade de Y.D.’nin ifadesini doğrulamaktadır.

  2. Başvuran, diğer oğlu olan Aykut’un cesedinin bulunması için Emirgan sahili açıklarında su altı araması yapılmasını talep etmiştir. Su altı araması 30 Kasım 2007 tarihinde yapılmıştır. Ceset deniz tabanında, sahilden elli metre açıkta bulunmuştur. Aykan gibi, Aykut’un da içi ağır taşlarla dolu bir sırt çantası taşıdığı ve sırt çantasının da yine iple bedenine bağlı olduğu tespit edilmiştir.

  3. Aynı gün içinde hazırlanan olay yeri inceleme raporunda Aykut’un vücudunda herhangi bir şiddet izine rastlanmamıştır. Akabinde yapılan ölü muayenesinde, ölüm sebebinin anlaşıldığı kadarıyla suda boğulma olduğu tespit edilmiştir. Ancak kesin ölüm sebebinin tespit edilebilmesi için tam otopsi gerçekleştirilmek üzere cesedin Adli Tıp Kurumuna sevk edilmesine karar verilmiştir.

  4. Sarıyer Cumhuriyet Başsavcılığı 3 Aralık 2007 tarihinde, 5 ile 30 Kasım 2007 arasında başvuran ve oğulları tarafından kullanılan dört telefon numarasının gelen ve giden aramalarıyla ilgili detaylı bilgi talep etmiştir.

  5. Telekomünikasyon Kurumu, 13 Aralık 2007 tarihli bir yazıyla istenen bilgilerin derlendiği konusunda Sarıyer Cumhuriyet Başsavcılığını bilgilendirmiştir. Bu yazının ekinde gelen çağrı kayıtları Mahkemeye sunulmamıştır. Ancak, yazıda bulunan bilinmeyen bir kişi tarafından el yazısı ile yazılmış olan nota göre, kayıtlarda önemli bir aramanın tespit edilmediği belirtilmiştir.

  6. Polis tarafından hazırlanmış 28 Aralık 2007 tarihli rapora göre, cesetlerin bulunduğu yerde olan MOBESE kamerasının 19 Kasım 2007 tarihli görüntülerinde, başvuranın oğullarının şüpheli ölümlerinin koşullarına ışık tutabilecek herhangi bir bilgi bulunamamıştır.

  7. Adli Tıp Kurumu tarafından sırasıyla 14 ve 25 Ocak 2008 tarihlerinde düzenlenmiş olan otopsi raporlarına göre Aykan ve Aykut’un ölüm sebeplerinin suda boğulma olduğu kaydedilmiştir. Ayrıca raporda, cesetlerde toksik bir maddenin bulunmadığı veya bir travma izine rastlanılmadığı belirtilmiştir.

  8. Sarıyer Cumhuriyet Savcısı, 1 Şubat 2008 tarihinde, Aykan’ın ölümüne ilişkin kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Sözü geçen karara gerekçe olarak Adli Tıp Kurumu tarafından ölüm sebebinin suda boğulmadan kaynaklanması ve suça işaret eden bir kanıtın bulunmaması gösterilmiştir.

  9. Sarıyer Cumhuriyet Savcısı 15 Şubat 2008 tarihinde Aykut’un ölümüne ilişkin olarak aynı şekilde kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiş ve Aykut’un ölümünden birini sorumlu tutmak için bir sebep olmadığını belirtmiştir.

  10. Başvuran, 1 Nisan 2008 tarihinde, Sarıyer Cumhuriyet Savcısı’nın kararlarına itiraz etmiştir. Başvuran özellikle, Cumhuriyet savcısının olayla ilgili kapsamlı bir soruşturma yürütemediğini, oğullarının ölümleriyle ilgili bilgileri açığa çıkarabilecek telefon kayıtlarını veya MOBESE görüntülerini tam olarak araştırmadığını ve oğullarının yakın arkadaşlarını sorgulamadığını iddia etmiştir. Başvuran, devamla, olayla ilgili etkili bir soruşturma yürütülmemiş olmasının, adalet sistemine olan güvenini sarstığını ve bundan dolayı oğullarının ölümüne ışık tutabileceği umuduyla bir televizyon programına katılmak durumunda kaldığını belirtmiştir. Olayla ilgili olası bilgilere sahip birkaç izleyici stüdyoyu aramıştır, ancak Cumhuriyet Başsavcılığı bu kişilerin resmi ifadelerini alma girişiminde bulunmamıştır. Başvuran ayrıca aşağıdaki iddiaları dile getirmiştir:

- Küçük oğlu olan Volkan’ı 7 Şubat 2008 tarihinde beş kişi kaçırmaya teşebbüs etmiştir ve bu olay polise bildirilmiştir.

- Aykan’ın üç tane fotoğrafı 22 Şubat 2008 tarihinde başvuranın kapısının önüne bırakılmış ve bu olay da polise bildirilmiştir.

Başvuran, bu unsurların hepsinin bir arada düşünüldüğünde, oğullarının ölümünün boğulmadan kaynaklı olmadığını, aksine öldürüldüklerini düşünmektedir. Başvuran yetkililerden ölümlere yönelik soruşturmayı genişletmelerini ve oğullarının henüz sorgulanmamış olan arkadaşları H.B., Y.A., E.İ., F.Ç. ve E.Ç.’nin sorgulanmalarını talep etmiştir.

  1. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, Sarıyer Cumhuriyet Savcısı’nın kovuşturmaya yer olmadığıyla ilgili kararlarının usul ve yasalara uyduğunu belirterek 10 Haziran 2008 tarihinde başvuranın itirazını reddetmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

  1. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında, oğullarının ölümüyle ilgili yapılan soruşturmanın etkili olmadığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 13. maddesinin aynı sebepten ötürü ihlal edildiğini belirtmiştir.

  2. Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin yalnızca Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanısındadır. Sözleşme’nin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:

“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. ...”

A. Kabul Edilebilirlik Hakkında

  1. Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını gözlemlemektedir. Ayrıca kabul edilemez bulunmasını gerektirecek başka herhangi bir gerekçe de bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.

B. Esas Hakkında

  1. Tarafların ibrazları

  2. Başvuran davanın esasına yönelik iddialarını sürdürmüş ve oğullarının Türkiye’deki çocukları hedef aldığı bilinen dini tarikatlardan birinin kurbanı olduklarını iddia etmiştir.

  3. Hükümet, Cumhuriyet savcısının, maktullerin arkadaşlarından ifade alınması, cep telefonu kayıtlarının incelenmesi ve olay yeri raporları hazırlanması dâhil olmak üzere başvuranın oğullarının ölümünün koşullarını açığa çıkarmak için gerekli tüm makul adımları attığını ve tüm bu delillere dayanarak kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiğini iddia etmiştir. Hükümet, özellikle başvuranın Cumhuriyet savcısının kararına itirazını reddeden Cumhuriyet Başsavcılığının ve Ağır Ceza Mahkemesinin, maktullerin sırt çantalarının ağır taşlarla dolu olduğunun farkında olduklarını belirtmiştir. Ancak, otopsi raporundaki bulgulara ve mevcut diğer kanıtlara bakarak bu gerçeğe özel bir önem vermemeye karar vermişlerdir. Hükümet ayrıca, başvuranın küçük oğlu Volkan’ın kaçırılma teşebbüsü ile ilgili iddialarının, başvuranın Cumhuriyet savcısının kararına itiraz ettiği sırada ilk defa dile getirdiğini belirtmiştir. Hükümet son olarak, video kayıtlarının incelenmesinin maktullerin cesetlerinin bulunduğu yer olan Emirgan sahili yakınlarındaki MOBESE kameralarından elde edilen görüntülerle sınırlı kaldığını ve maktullerin okul veya evinin yakınlarındaki kameraların incelenmesine yönelik bir adımın atılmadığını kabul etmiştir. Hükümet, bu bağlamda delillerin elde edilmesinin ve değerlendirilmesinin yalnızca ulusal makamların takdirine bağlı konular olduğunu vurgulamıştır.

  4. Mahkemenin değerlendirmesi

  5. Başvuranın oğullarının ölümlerinin şüpheli koşullar altında gerçekleştiği konusunda taraflar arasında bir tartışma yoktur. Mahkeme, bir kişinin şüpheli koşullar altında hayatı kaybettiğini düşündüren bir sebep varsa Devlet yetkililerinin etkili bir resmi soruşturma yapma zorunluluğu olduğunu ve soruşturmanın, olayların nasıl meydana geldiğinin ortaya çıkarılması ve gerekirse sorumluların kimliklerinin tespit edilmesi ve cezalandırılmalarını sağlamak için elverişli olması gerektiğini yinelemektedir (bk. Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye ([BD], no. 24014/05, §§ 171 ve 172, 14 Nisan 2015). Somut davanın temelinde yatan soru, Devlet yetkililerinin, başvuranın oğullarının ölümleriyle ilgili etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü usulüne uygun olarak yerine getirip getirmediği sorusudur.

  6. Bu anlamda Mahkeme, bu konuya ilişkin olan ve Büyük Daire huzurunda görülen Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye (yukarıda anılan, §§ 169-82) davasıyla ilgili içtihadın özetine atıfta bulunmaktadır. Mahkeme özellikle, etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğünün, bir sonuç yükümlülüğü olmayıp, araç yükümlülüğü olduğunu yinelemektedir. Yetkili makamlar, söz konusu olayla ilgili delilleri güvence altına almak için alabilecekleri her türlü makul önlemi almak zorundadır (bk. aynı kararda § 173). Soruşturmanın sonuçları, ilgili tüm unsurların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayanmalıdır. Bir inceleme konusunun usulüne göre incelenmemesi, soruşturmanın, davanın koşullarının ve gerektiğinde sorumluların kimliklerinin ortaya çıkarma gücünü mutlaka etkileyecektir (bk. Kolevi/Bulgaristan, no. 1108/02, § 201, 5 Kasım 2009 ve yukarıda anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç, § 175). Bir soruşturmanın yeterince etkili olup olmadığı sorusu, bütün ilgili olay ve olgulara dayanarak ve soruşturma çalışmalarının uygulamadaki gerçekleri göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir (bk. yukarıda anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç, § 181).

  7. Mahkeme, somut davada başvuranın oğullarının kaybolması hakkında bilgilendirildikten sonra yetkililerin, çocukların nerede olduklarının bulunması için bazı temel tedbirleri aldığını kaydetmiştir. Bu tedbirler çocukların cesetlerinin bulunmasının ardından yoğunlaşmıştır. Bu doğrultuda, yetkililer, kesin ölüm sebebinin tespit edilebilmesi için maktullerin vücutlarında tam otopsi yapmış, okul müdürüyle birlikte maktullerin bazı arkadaşlarının ifadesini almış, telefon kayıtlarını incelemiş ve cesetlerinin bulunduğu yerdeki MOBESE kayıtlarını incelemiştir. Toplanan delillere dayanan, Cumhuriyet savcısı, olayı olağan bir boğulma vakası olarak değerlendirmiş ve soruşturmayı sonuçlandırmıştır. Ancak, cesetlerin taşla dolu sırt çantalarına bağlı şekilde bulunduğu şüpheli durum ve başvuranın ailesinin oğullarının kaybolmasının ardından yaşadığı belirli olaylarla ilgili iddiaları dikkate alındığında, Mahkeme, yetkililerin ölümlerle ilgili delillerin toplanması konusunda kullanabilecekleri bütün makul yolları kullandıkları kanısına ulaşmamaktadır.

  8. Mahkeme, bu bağlamda, ilk olarak dava dosyasındaki bilgilere göre Aykut tarafından kullanılan telefonun kayıtları ve başvuranın sahip olduğu diğer telefon hatlarının yetkililer tarafından incelendiğini gözlemlemektedir. Dava dosyasındaki sınırlı bilgiye göre sözü geçen kayıtlarda şüpheli bir iletişim bulunmamaktadır. Mahkeme, yetkililer tarafından yapılan incelemenin derinliğinden şüphelenmek için bir sebep bulmamasına rağmen, Aykut’un kaybolmasının ardından bir kaç gün sonra oldukça tuhaf bir şekilde ona ait telefonu arayan kişinin kimliğinin tespit edilmesi için özel bir çabanın sarf edilmediğini de görmezden gelememektedir. Bununla beraber, Aykut ölmeden önce ona Arapça bir mesaj yollamış olan (bk. yukarıda § 16) ve Aykut’la bir bağlantısı olduğunu inkar eden M.Y.’nin ifadesinin alınmasına rağmen dava dosyasında M.Y.’nin verdiği ifadelerin doğruluğunu teyit etmek adına hiçbir tedbirin alınmadığı gözlemlenmektedir. Yine bu bağlamda Mahkeme, yetkililerin, maktullerin telefon kayıtları dışında kitap, günlük ve bilgisayar gibi kişisel eşyalarını şüpheli bir faaliyetin tespit edilmesi amacıyla dikkatli bir şekilde inceleyip incelemediğinin anlaşılamadığını kaydetmektedir.

  9. Mahkeme, ikinci olarak, yetkililerin, başvuranın oğullarının cesetlerinin denizden çıkarıldığı bölgede bulunan MOBESE kayıtlarını incelediğini kaydetmektedir. Ancak yetkililerin arama bölgelerini genişletmediğini ve sözü geçen günde iki çocuğun evlerinin veya okullarının etrafı gibi görülmüş olabilecekleri başka yerleri dâhil etmediklerini ve başka yerleri dâhil etselerdi maktullerin ölümleri konusuna bir açıklık getirilebileceğini kaydetmektedir.

  10. Mahkeme üçüncü olarak, polisin maktullerin iki okul arkadaşının ifadesini almasına rağmen başvuranın adlarını yetkililere vermiş olduğu dört kişinin ifadelerinin alınmadığını kaydetmektedir.

  11. Mahkeme dördüncü olarak, başvuranın çocuklarının ölümünden birkaç ay sonra küçük oğlu Volkan’ın kaçırılma teşebbüsüyle ilgili polise bilgi vermiş olmasına rağmen, soruşturma makamlarının bu olayın Aykut ile Aykan’ın ölümleriyle ilgilisinin olup olmadığıyla ilgili bir araştırma girişiminde bulunmadıklarını kaydetmektedir.

  12. Mahkeme son olarak, bir televizyon programında doğrulanmamış kaynaklarca yapılan iddialara dikkatle yaklaşılması gerektiğinin açık olduğunu kabul etmekle birlikte, dava dosyasında soruşturmayı yürüten yetkililerin olası ipuçları bulabilmek için bu kaynaklarla temasa geçme konusunda herhangi bir girişimde bulunduklarını gösteren bir bilgi bulamamıştır.

  13. Mahkemenin kanaatine göre, yukarıda anılan unsurlar, soruşturmayı yürüten yetkililerin başvuranın oğullarının şüpheli ölümüyle ilgili delilleri toplamak amacıyla atılabilecek tüm makul adımları atmadıklarını göstermektedir. Maktullerin, kendilerini istismara ve manipülasyona karşı savunmasız bırakan genç yaşları göz önüne alındığında, yetkililerden, ölümlerine yol açan koşulları ortaya çıkarmak için daha fazla özen göstermeleri beklenirdi. Mahkeme bu bağlamda, eğer yürütülen soruşturmadaki herhangi bir eksiklik davanın koşullarının veya sorumlu kişinin belirlenme kabiliyetini zayıflatıyorsa, bu durumun Sözleşme’nin 2. maddesince öngörülen etkililik ölçüsüne ters düştüğünü yinelemektedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Ramsahai ve Diğerleri/Hollanda [BD], no. 52391/99, §§ 321 ve 324, AİHM 2007‑II).

  14. Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin usul boyutu bakımından ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

  1. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:

“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”

  1. Başvuran, toplam 40.000 avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

  2. Hükümet, başvuranın talebinin aşırı olduğunu ileri sürmüştür.

  3. Mahkeme, tespit ettiği ihlal ve hakkaniyet temelindeki değerlendirmeleri ışığında, başvurana manevi tazminat olarak talep edilen miktarın ödenmesine karar vermiştir.

  4. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasını uygun görmektedir.

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,

  1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;

  2. Usul boyutu bakımından Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;

  3. (a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, kararın Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 40.000 avro (kırkbin avro) ödenmesine,

(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.

İşbu karar İngilizce tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 6 Kasım 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Stanley Naismith Robert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim