CASE OF SEFERİ YILMAZ v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

SEFERİ YILMAZ / TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru No. 61949/08, 38776/09 ve 44565/09)

KARAR

STRAZBURG

13 Şubat 2018

İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

Seferi Yılmaz/Türkiye davasında,

Başkan

Robert Spano,

Yargıçlar
Paul Lemmens,
LediBianku,
Işıl Karakaş,
ValeriuGriţco,

JonFridrikKjølbro,
StéphanieMourou-Vikström,

ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı H. Bakırcı’nın katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 23 Ocak 2018 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:

USUL

  1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı Seferi Yılmaz’ın ("başvuran") 1Aralık 2008 tarihinde (61949/08başvuru no.lu) ve 10 Haziran 2009 tarihinde (38776/09 ve 44565/09başvuru no.lu) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu (61949/08, 38776/09 ve 44565/09 başvuru no.lu) üç başvuru bulunmaktadır.

  2. Başvuran, Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı avukatlar A. Bingöl Demir ve G. Kartal tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.

  3. Başvuran itibarının korunması hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmiştir.

  4. Başvuranın itibarının korunmasına ve gizli tutulan soruşturma belgelerinin basına sızdırıldığı iddiasına ilişkin şikâyetleri, 3 Kasım 2016 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve Mahkeme İçtüzüğünün 54. maddesinin 3. fıkrasına uygun olarak, başvuruların geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

OLAY

I. DAVANIN KOŞULLARI

  1. Başvuran, 1962 doğumludur ve Hakkâri’de ikamet etmektedir.

A. Üç başvurunun müşterek olay ve olguları

  1. Başvurunun kitabevine karşı düzenlenen saldırı ve ilgili ceza davası

  2. Başvuranın kitabevine 9 Kasım 2005 tarihinde, bombalı bir saldırı düzenlenmiştir. Bu saldırıda bir kişi hayatını kaybetmiş ve bir kişi de yaralanmıştır. Şüpheliler yakalanmış ve Van Ağır Ceza Mahkemesi ("ceza mahkemesi") önünde şüpheliler hakkında ceza davası açılmıştır. Ceza davası, 6 Mart 2006 tarihinde iddianamenin kabul edilmesiyle görülmeye başlanmıştır. Başvuran bu davaya müşteki taraf olarak katılmıştır.

  3. Bu saldırıya ilişkin soruşturma dosyasına eklenen delil unsurları arasında, Hakkâri Jandarma Komutanlığı tarafından sunulan ve 26 Kasım 2005 tarihinde Van Cumhuriyet savcısına ("Cumhuriyet savcısı") gönderilen şu unsurlar bulunmaktadır:

– Yasa dışı terör örgütü PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) üyesi olduğu iddia edilen ve kod adı S. olan A.K.’ya ait telefon hattının adli bir karara uygun olarak dinlenmesine ilişkin, diğerleri arasında başvuranla görüşmeleri de içeren tutanaklar,

– Bu tutanaklara dayanılarak düzenlenen ve başvuran da dâhil olmak üzere, Jandarma Komutanlığı tarafından PKK ile bağlantılarının bulunduğu, bu örgüte yardım ve yataklık yaptıkları ve eylemlerine katıldığı kanaatine varılan kişilerin belirtildiği bilgi notu,

– Başvuranın Şemdinli Jandarma Komutanlığı binası önünde 5 Ağustos 2005 meydana gelen ve beş askerin ölümüne sebep olan başka bir saldırı olayına da karıştığına ilişkin olarak, bir kadın tarafından 26 Ağustos 2005 tarihinde Hakkâri Jandarma Komutanlığı’nın acil durum hattına yapılan telefon ihbarıyla ilgili tutanak.

  1. Cumhuriyet savcısı, 1 Haziran 2006 tarihli esas hakkındaki görüşünde, telekomünikasyon hizmetleri tarafından sağlanan arama kayıtlarına göre, yukarıda belirtilen telefon ihbarına ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığını kaydetmiştir.

  2. Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Haziran 2006 tarihinde verdiği esas hakkındaki kararında, üç sanıktan birine ilişkin yargılamayı ayırmış, diğer iki sanığı, suç örgütüne üye olmaktan, bombayla adam öldürmekten, bombayla adam öldürmeye teşebbüs etmekten ve bombalı saldırı suretiyle darp ve yaralamaya sebep olmaktan suçlu bulmuş ve her birini, toplam 37 yıl, 10 ay, 27 gün hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ağır ceza mahkemesi, bu kararda ayrıca, yukarıda belirtilen telefon ihbarının varlığının, telekomünikasyon hizmetleri tarafından desteklenmediğini tespit etmiştir.

  3. Başvuran hakkında başlatılan ceza kovuşturmaları

  4. Başvuran, 29 Mayıs, 19 Haziran, 17 Temmuz ve 8 Ağustos 2006 tarihli dört iddianameyle, yasa dışı terör örgütüne (PKK) üye olmaktan, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmekten ve suçu ve suçluyu övmekten suçlanmıştır. İddianameler, başvuranın bazı PKK üyeleriyle olan bağlantıları ve özellikle A.K. ile basım ve dağıtımını yapmış olduğu takvim, iş yerinde asılı afiş üzerinde bulunan yazılar ve Bursa’da halka açık olarak gerçekleştirilen bir toplantı sırasında sarf ettiği sözler hakkında yapmış olduğu telefon görüşmeleriyle ilgilidir (yukarıdaki 7. paragraf). İddianamelerin kabulünün ardından ceza kovuşturmaları başlatılmıştır.

  5. Başvuran, 28 Kasım 2008 tarihinde, yasa dışı örgüte üye olma ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçlarından beraat etmiştir. Bununla birlikte başvuran, Bursa’da halka açık olarak düzenlenen toplantıda sarf ettiği sözler sebebiyle, suçu ve suçluyu övme suçlarından, bir yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir.

B. 61949/08 No.lu Başvuru

  1. 30 Mart 2006 tarihinde yayımlanan basın makalesi

  2. Hürriyet Gazetesi, 30 Mart 2006 tarihinde, baş sayfasında "Sürpriz cep kayıtları" başlıklı bir makale yayımlamıştır. Makalenin alt başlığı şu şekildedir: "Şemdinli’de 9 Kasım’da Seferi Yılmaz’a ait kitabevine yapılan bombalı saldırının ardından ilçede yaşanan olaylara ışık tutan telefon konuşmalarının kayıtları, Ağır Ceza Mahkemesi’ne verildi". Makale içeriğinde başvuranın fotoğrafı şu yazıyla birlikte yer almıştır: "4 Kasım 2005 tarihinde saat 16.32’de Şemdinli’de kitabevi sahibi Seferi Yılmaz, S. kod adlı teröriste Almanya’dan gelecek bir paket için adresini veriyor". Ayrıca makalede şu husus da belirtilmiştir: "Kayıtlarda, Seferi Yılmaz’ın PKK’nın dağ kadrosundan olan [S. kod adlı] A.K. ile görüşmeleri de yer almaktadır".

  3. Başlıkta belirtilen telefon görüşmelerinin içeriğinin yer aldığı makale, gazetenin 22. sayfasında bulunmaktadır:

– "Seferi Yılmaz’ın sesi" başlığı altında:

" 15 Kasım 2005 tarihinde saat 15.05’te, arayan kişi (ses kaydına göre Seferi Yılmaz) S. kod adlı teröriste ona Almanya’dan bir paket gelip gelmediğini soruyor. S., evet cevabını veriyor. Seferi Yılmaz da "(...) bu mesele, bizim yaptığımız olay yok mu, onu tespit etmiş. Bu belgede yazılı, bunu kim göndermiş?" S. ise "bizim Almaya’daki adamlarımızdan biri" cevabını veriyor. "

– "Bir MP3 ve bir kalem" başlığı altında:

" 15 Kasım 2005 tarihinde, saat 15.28’de, S. kod adlı terörist, kendisine "Amcaoğlu" diye hitap eden kişiye "O malzemeleri kimin adına gönderdin" diye soruyor. Söz konusu kişi malzemeleri Umut Kitabevine [başvuranın kitabevi] gönderdiğini söylüyor. S. malzemelerin içerisinde ne olduğunu soruyor. Bu kişi "Bir Mp3 bir de kalem var" diyor ve gönderdiği paketin üzerine Seferi Yılmaz’ın adını yazdığını [ekliyor]. "

  1. Gazetenin 22. sayfasındaki makalede ayrıca, dinleme alınan kişiler hakkında da bilgiler verilmiş ve PKK ile ilgisi olan, bu örgüte yardım ve yataklık eden ve eylemlerine katılan kişilere ilişkin olarak yukarıda belirtilen bilgi notunun bir kopyası yer almıştır (yukarıdaki 7. paragraf).

  2. Başvuran tarafından açılan hukuk davası

  3. Başvuran, 31 Mart 2006 tarihinde, bu makalenin yayımlanması sebebiyle uğradığını iddia ettiği manevi zarar için, Hürriyet gazetesi yayımcı şirketine, gazetenin yazı işleri müdürüne ve söz konusu makalenin yazarına karşı İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi ("AHM") önünde tazminat davası açmıştır. Başvuran, ihtilaf konusu makalenin onurunu ve kişiliğini zedelediğini ileri sürmüştür. Başvuran özellikle, bu makalenin ceza davasında henüz açıklanmamış olan ve gerçekliği tespit edilmemiş olan telefon görüşmelerinin içeriğini aktardığını belirtmiştir. Başvuran söz konusu makalenin kendisini, Şemdinli’de meydana gelen olayların baş aktörü ve yasa dışı bir örgütün üst düzey yöneticisi olarak gösterdiğinden şikâyet etmiştir.

  4. AHM, 7 Kasım 2006 tarihinde, başvuranın tazminat talebini reddetmiştir. AHM, karar gerekçesinde, özellikle davalıların delil olarak, Hakkâri Jandarma Komutanlığı tarafından telefon dinlemeleriyle ilgili bilgi vermek için Cumhuriyet savcısına gönderilen bir not sunduklarını, PKK terör örgütüyle bağlantıları olduğu ileri sürülen başvuranın isminin bu notta belirtildiğini ve PKK’ya yardım ve yataklık yapan ve söz konusu örgütün eylemlerine katılan bir kişi gibi gösterildiğini tespit etmiştir. AHM ayrıca, davalılar tarafından sunulan delil unsurları arasında ihtilaf konusu makalede belirtilen telefon görüşmelerinin kayıtlarını içeren bir CD’nin dökümü bulunduğunu ve söz konusu makalede aktarılan görüşme özetlerinin bu CD’den alındığını tespit etmiştir. AHM, ihtilaf konusu bilginin Devletin resmi kayıtlarından alındığı, dolayısıyla gerçeğe uygun göründüğü ve kamu menfaati teşkil ettiği sonucuna varmıştır.

  5. Başvuran, 26 Ocak 2007 tarihinde temyiz başvurusunda bulunmuştur. Temyiz dilekçesinde, başvuran ihtilaf konusu makalede ceza savasında henüz açıklanmamış olan bazı belgelerin yayımlanmasının masumiyet karinesini ihlal ettiğini ve Sözleşme’nin 8. maddesini ihlal ettiğini iddia etmiştir. Başvuran ayrıca, ihtilaf konusu makalede özetleri ele alınan resmi kayıtların bulunmasının, bu kayıtların içeriğinin doğruluğunu gerçeğe uygunluğunu göstermediğini ileri sürmüştür. Başvuran, bu makalenin yayımlanmasında kamu menfaati bulunmadığını da iddia etmiş ve yasa dışı bir örgüte üye olduğunu tespit eden herhangi bir mahkeme kararının bulunmadığını eklemiştir.

  6. Yargıtay, 24 Mart 2008 tarihinde başvuranın temyiz başvurusunu reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin delillerin değerlendirilmesi konusunda herhangi bir kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.

  7. Başvuran, 5 Mayıs 2008 tarihinde bu karara karşı karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Başvuran, ihtilaf konusu makalede kendisine isnat edilen telefon görüşmelerinin hiç bir zaman yapılmadığını ve kendisi aleyhinde delil unsurları üretmek ve sahibi olduğu kitabevine düzenlenen saldırının faillerini aklamak amacıyla bazı Devlet makamları tarafından uydurulduğunu iddia etmiştir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesiyle korunan adil yargılanma ve masumiyet karinesi hakları ile Sözleşme’nin 8. maddesiyle korunan özel hayata saygı hakkını ileri sürmüştür.

  8. Yargıtay, 18 Haziran 2008 tarihinde bu başvurunun yasayla öngörülen herhangi bir karar düzeltme gerekçesine uygun olmadığı gerekçesiyle, başvuranın talebini reddetmiştir.

C. 38776/09 No.lu Başvuru

  1. 6 Mayıs 2006 tarihinde yayımlanan basın makalesi

  2. Yeniçağ gazetesi, 6 Mayıs 2006 tarihinde "Üzerinde 5 şehidin kanı var" başlıklı makaleyi yayımlamıştır. Bu makalede başvuranın fotoğrafıyla birlikte şu yazı yer almıştır: "PKK üyesi Seferi Yılmaz, 1984 yılında Şemdinli’de düzenlenen saldırıya katılmaktan yargılanmış ve 15 yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir". Bu yazıda, başvuranın eskiden terör örgütü adına suç işlemekten hakkında mahkûmiyet kararı verildiğine, 1985 ve 2000 yılları arasında hapis cezası çektiğine atıfta bulunulmuştur. Makalede ayrıca bir sanığın Van Ağır Ceza Mahkemesi önünde görülen ceza davası kapsamında alınan ifadelerine yer verilmiştir, bu ifadeler aşağıdaki gibidir:

" (...) A.K., Seferi Yılmaz’ın bölücü terör örgütü PKK adına bilgiler topladığını söylemiştir. A.K., Yılmaz’ın örgüte, geçen sene [5 Ağustos 2005 tarihinde] Şemdinli’de beş askerin şehit edilmesiyle [öldürülmesiyle] ilgili olarak yardımda bulunduğunu açıklamıştır (...). "

  1. Başvuran tarafından açılan hukuk davası

  2. Başvuran, 1 Haziran 2006 tarihinde, bu makalenin yayımlanması sebebiyle, maruz kaldığını iddia ettiği manevi zararının tazmin edilmesi talebiyle, Yeniçağ gazetesinin yayımcı şirketine ve gazetenin imtiyaz sahibine karşı AHM’ye başvuruda bulunmuştur. Başvuran özellikle, ihtilaf konusu makalenin, kendisini halka hedef göstermesi ve kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle, kendisi hakkında hakaret edici, aşağılayıcı ve tehdit edici nitelikte olduğunu ileri sürmüştür.

  3. AHM, 13 Kasım 2007 tarihinde, dosyanın içeriği, sunulan delil unsurlarının incelenmesi ve ihtilaf konusu makalenin niteliği bakımından, makalenin kamuoyunu bilgilendirme amacı taşıdığı ve başvuranın kişilik haklarına zarar vermediği gerekçesiyle, başvuranın talebini reddetmiştir.

  4. Başvuran bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvuran özellikle, bu iddialar bir mahkeme kararıyla teyit edilmeksizin, söz konusu makalenin, kendisine beş askerin ölümünün sorumluluğunu yüklediğini ileri sürmüştür. Başvurana göre, makale bu bağlamda sadece kendisinin sahibi olduğu kitabevine düzenlenen saldırıya ilişkin olarak yürütülen davada yargılanan bir sanığın ifadelerine dayandırılmıştır. Başvuran, bu koşullarda, makalenin içeriğinin gerçeğe uygun olduğunun değerlendirilemeyeceği kanaatine varmıştır.

  5. Yargıtay, 9 Ekim 2008 tarihinde, başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusunu reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Yargıtay özellikle, ilk derece mahkemesinin delil unsurlarının incelemede herhangi bir kusuru bulunmadığı ve bu kararın, usule ve yasaya uygun olarak verildiği kanaatine varmıştır.

  6. Yargıtay, 16 Şubat 2009 tarihinde, başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir.

D. 44565/09 No.lu Başvuru

  1. 12 Mart 2006 tarihinde yayımlanan basın makalesi

  2. Hürriyet gazetesi, 12 Mart 2006 tarihinde baş sayfasında, "Hürriyet Şemdinli dosyasındaki gizli telefon kayıtlarını açıklıyor" başlıklı bir makale yayınlamıştır. Bu makalede, başvuranın bir fotoğrafı ve diğerleri arasında 5 Ağustos 2005 tarihli saldırıya ilişkin bir ihbarda bulunmak için jandarma komutanlığını arayan bir kadınla gerçekleştirilen telefon görüşmelerinin dökümleri yer almaktadır (yukarıdaki 7. paragraf). Bu dökümün, somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

" İhbarcı: (...) bir ihbarda bulunmak istiyorum. Hani, şu Şemdinli İlçe jandarma Komutanlığı önünde patlama olmuştu ya.

Jandarma: Evet.

İhbarcı: Onlardan birisinin ismi Seferi Yılmaz’dır (...) "

  1. Makale, 22. sayfada devam etmiştir. Makalede, başvuranın fotoğrafının altında şu yazı yer almaktadır: "Jandarmaya yapılan ihbara rağmen Seferi yılmaz hakkında hiçbir şey yapılmamıştır".

Makalede özellikle şu hususlar açıklanmıştır:

" (...)Bir kadın, iki bombalı saldırının üzerinden 21 gün geçtikten sonra telefon etti ve tek şahit olduğunu bildirdi. Kadının ihbar ettiği ilk patlama 29 Temmuz 2005 tarihinde, ikinci ise 5 Ağustos 2005 tarihinde meydana geldi. İlk patlamada jandarma iki astsubayını şehit verdi. PKK’nın ikinci darbesi ve açtığı yara daha da derindi. Üç çavuş ve iki asker [öldürüldü] şehit oldu.

Bu patlamaların ardından (...) jandarmaya gelen isimsiz bir ihbar telefonu ikinci patlamayla ilgili Seferi Yılmaz’ı işaret ediyordu. 26 Ağustos’ta jandarmayı arayan bir kadın Seferi Yılmaz ile ilgili iddialarda bulundu. (...) Şemdinli davası dosyasına da giren bu telefon konuşmasının metni şöyledir:

(...)

Seferi Yılmaz patlamadan sonra, Irak’a gitmeyi düşünüyordu (...) PKK’da şimdi başkanlık yapıyor. Örgütün başı (...)"

  1. Başvuran tarafından yapılan suç duyurusu

  2. Başvuran, dosyada belirtilmeyen bir tarihte Hürriyet gazetesinin yazı işleri müdürü ve 12 Mart 2006 ve 30 Mart 2006 tarihlerinde yayımlanan makalelerin yazarları hakkında halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmekten, basın yoluyla aşağılamaktan, kanuna uymamaya tahrik etmekten, ayrımcılık yapmaktan ve halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit etmekten suç duyurusunda bulunmuştur (yukarıdaki 12-14. paragraflar).

  3. Bağcılar Cumhuriyet Savcısı, 26 Mayıs 2006 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet savcısı, özellikle ihtilaf konusu makalelerin, basının halkı bilgilendirme hakkı kapsamında yayımlandığı, ifade ve düşünce özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olan eleştiri hakkının hedef gösterilmeksizin kanuna uygun olarak kullanıldığı ve isnat edilen suçları oluşturan unsurların somut olayda bulunmadığı kanaatine varmıştır.

  4. Başvuran, 22 Haziran 2006 tarihinde, bu karara karşı Eyüp Ağır Ceza Mahkemesine itirazda bulunmuştur. Başvuran, ihtilaf konusu makalelerin, kendisine göre doğruluğu kanıtlanmamış telefon görüşmelerini aktardığını ileri sürmüştür. Bu bağlamda başvuran, 12 Mart 2006 tarihli makalede belirtilen ihbar çağrısının, telefon operatörü tarafından sağlanan belgelere göre, hiçbir zaman yapılmamış olduğunu açıklamıştır.

  5. Ağır ceza mahkemesi, 7 Temmuz 2006 tarihinde, Cumhuriyet savcısı tarafından ileri sürülen gerekçelerin ilgili olduğu kanaatine vararak, bu itirazı reddetmiştir.

  6. Başvuran tarafından açılan hukuk davası

  7. Başvuran, 31 Mart 2006 tarihinde, ihtilaf konusu makalenin yayımlanması sebebiyle, maruz kaldığını iddia ettiği manevi zararının tazmin edilmesi talebiyle, söz konusu makalenin yazarına ve gazetenin yazı işleri müdürüne karşı İstanbul AHM’ye başvuruda bulunmuştur. Başvuran, bir katil ve tehlikeli bir insan gibi gösterildiğini iddia etmiştir. Ayrıca başvuran, kendisinin hedef gösterilmesi için resminin de yayımlandığını ve ihtilaf konusu makalenin kişilik haklarına zarar verdiğini ileri sürmüştür. Başvuran, bu makalenin yargı organlarını doğruluğu bir mahkeme tarafından onaylanmamış bir telefon ihbarına dayandırılmış yanlış bilgilerle etkilemeye ve yönlendirmeye çalıştığını eklemiştir.

  8. AHM, 22 Kasım 2007 tarihinde, başvuranın tazminat talebini reddetmiştir. AHM, karar gerekçesinde, bilginin güncel niteliğini ve Şemdinli’de meydana gelen olayların kamuoyu için teşkil ettiği önemi dikkate almıştır. AHM, ihtilaf konusu makalenin jandarma komutanlığına bir kadın tarafından yapılan telefon ihbarını aktardığını tespit ederek, bu makalenin basın özgürlüğünün sınırlarını aşmadığına ve bu konuda, kamu menfaatinin ilgilinin kişisel haklarından üstün olduğunu dikkate alarak, ilgiliye manevi yönden zarar verecek nitelikte olmadığına hükmetmiştir. Ayrıca AHM, başvuranın kitabevine yapılan saldırıya ilişkin olarak yürütülen ve ağır ceza mahkemesi önünde derdest olan ceza yargılamasının sonucunu beklemeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır.

  9. Başvuran, 19 Şubat 2008 tarihinde, bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur.

  10. Yargıtay, 13 Kasım 2008 tarihinde, ilk derece mahkemesinin delil unsurlarının değerlendirilmesi konusunda herhangi bir kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle, temyiz başvurusunu reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin kararını reddetmiştir.

  11. Başvuran, 21 Aralık 2008 tarihinde karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Başvuran özellikle, telefon operatörü tarafından, iddia edilen telefon ihbarına ilişkin herhangi bir kaydın tespit edilmediğini belirtmiştir.

  12. Yargıtay, 16 Şubat 2009 tarihinde, yasayla öngörülen herhangi bir karar düzeltme gerekçesi bulunmadığı gerekçesiyle, bu başvuruyu reddetmiştir.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK

A. Tekzip hakkına ilişkin hükümler

  1. Türk Anayasası’nın 32. maddesi aşağıdaki gibidir:

" Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir.

Düzeltme ve cevap yayımlanmazsa, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hâkim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde karar verilir. "

  1. 9 Haziran 2004 tarihinde kabul edilen ve 26 Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 14. maddesinin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki hususları öngörmektedir:

" Süreli yayınlarda kişilerin şeref ve haysiyetini ihlâl edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılması halinde, bundan zarar gören kişinin yayım tarihinden itibaren iki ay içinde göndereceği suç unsuru içermeyen, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmayan düzeltme ve cevap yazısını; sorumlu müdür hiçbir düzeltme ve ekleme yapmaksızın, günlük süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç üç gün içinde, diğer süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren üç günden sonraki ilk nüshada, ilgili yayının yer aldığı sayfada (...) ve aynı şekilde yayımlamak zorundadır.

Düzeltme ve cevapta, buna neden olan eser belirtilir. Düzeltme ve cevap, ilgili yazıdan uzun olamaz (...).

Düzeltme ve cevabın birinci fıkrada belirlenen süreler içinde yayımlanmaması halinde (...) yayım tarihinden itibaren on beş gün içinde cevap ve düzeltme talep eden kişi, bulunduğu yer sulh ceza hâkiminden yayımın yapılmasına (...) karar verilmesini isteyebilir. Sulh ceza hâkimi bu istemi üç gün içerisinde, duruşma yapmaksızın, karara bağlar.

Sulh ceza hâkiminin kararına karşı acele itiraz yoluna gidilebilir. Yetkili makam üç gün içinde itirazı inceleyerek karar verir. Yetkili makamın kararı kesindir. (...) "

B. İtibarın zedelendiği durumlarda hukuki yollara başvuruya ilişkin hükümler

  1. Medeni Kanun’un (1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 22 Kasım 4721 sayılı Kanun) 24. ve 25. maddeleri, aşağıdaki gibidir:

Madde 24

" 1.Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.

2. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır. "

Madde 25

" 1.Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.

2. Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir.

3. Davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.

(...) "

  1. Borçlar Kanunu’nun (1 Temmuz 2011 tarihinde yürürlüğe giren yeni Borçlar Kanunu ile yürürlükten kaldırılan 22 Nisan 1926 tarihli 818 sayılı Kanun) 49. maddesi, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olduğu şekliyle, aşağıdaki gibidir:

" 1.Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.

2. Hâkim, (...) bu tazminatın itası yerine diğer bir tazmin sureti ikame yahut ilave edebilir veya tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir. "

C. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157. maddesi

  1. Türk Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 4 Aralık 2004 tarihli 5271 sayılı Kanun) 157. maddesine göre, ceza soruşturması evresinde yapılan usul işlemleri gizlidir.

D. Hakaret davalarında başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin Anayasa Mahkemesi içtihatları

  1. Hakaret davalarında başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin Anayasa Mahkemesi içtihatları Yakup Saygılı/Türkiye kararında detaylı olarak açıklanmıştır ((k.k.), No. 42914/16, §§ 18-22, 11 Temmuz 2017).

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ HAKKINDA

  1. Üç başvurunun olay ve olgular bakımından ve hukuki değerlendirme açısından benzer olması sebebiyle, Mahkeme, İçtüzüğü’nün izin verdiği şekilde başvuruların birleştirilmesine karar vermiştir.

II. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrasını (61949/08 ve 44565/09 no.lu başvurular) ve 8. maddesini ileri sürerek, kendisine göre toplumun bir kısmına kendisini hedef gösteren ihtilaf konusu makalelerin yayımlanması sebebiyle, kişilik haklarını ve onurunu zedelediğinden şikâyet etmektedir.

  2. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrasının ilgili kısımlarının, adil bir ceza yargılamasına tabi tutulma hakkının, söz konusu ceza yargılamasına sıkı sıkıya bağlı zararlı beyanlarla ihlal edilmesini engellemeyi amaçladığını hatırlatmaktadır. Ceza yargılamasının derdest olduğu veya başlatıldığı durumlarda, bir suçun veya kınanabilir başka bir davranışın sorumluluğunu başkasına yükleyen sözler, çoğunlukla hakarete karşı koruma alanına girmekte ve Sözleşme’nin 8. maddesi açısından potansiyel sorunlar doğurmaktadır (Zollmann/Birleşik Krallık (k.k.), No. 62902/00, AİHM 2003-XII ve Ismoïlov ve diğerleri/Rusya, No.2947/06, § 160, 24 Nisan 2008).

  3. Mahkeme, somut olayda ihtilaf konusu makalelerin yayımlandığı tarihlerde, yani 12 Mart, 30 Mart ve 6 Mayıs 2006 tarihlerinde henüz başvurana hakkında herhangi bir ceza davası başlatılmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, başvuranın esasen, kendisine hakaret edildiği kanaatine vardığı bu makalelerin içeriğinden şikâyet ettiğini gözlemlemektedir. Olay ve olguların hukuki değerlendirmesi konusunda yetkili mercii olan Mahkeme, bu konuda taraflarca yapılan değerlendirmenin kendisini bağlamadığını hatırlatarak, somut olayda şikâyet edilen olayların, ihtilaf konusu makalelerin içeriği, yayımlandıkları bağlam ve başvuranın açmış olduğu ve sonuçlarına itiraz ettiği ceza ve hukuk davalarının niteliği bakımından, sadece Sözleşme’nin 8. maddesi açısından değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir, bu hükmün somut olayla ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:

" 1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. "

A. Kabul edilebilirlik hakkında

  1. Hükümet, başvuran tarafından iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, öncelikle başvuranı tekzip ve düzeltme hakkına ilişkin hukuk yolunu kullanmamış olmakla suçlamaktadır. Hükümet, konu hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir karara atıfta bulunarak, tekzip ve düzeltme hakkının, ilke olarak, itibarın korunması hakkına yasa dışı bir müdahalenin yapıldığının ilk bakışta (prima facie) tespit edildiği ve bu tespitin çekişmeli yargılama gerektirmediği durumlarda, söz konusu hakka yasa dışı müdahalede bulunulduğu iddialarına ilişkin etkin bir hukuk yolu olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın somut olayda telefon dinleme kayıtlarının ve bir ihbar çağrısının özetlerinin yasa dışı olarak yayımlanmasından şikâyet ettiği kanısına vararak, ilgilinin tekzip ve düzeltme hakkına ilişkin hukuk yoluna başvurmuş olması gerektiği kanaatindedir.

  2. Hükümet ardından, başvuranın, Medeni Kanun’un 25. maddesine (yukarıdaki 41. paragraf) uygun olarak hukuk mahkemeleri önünde ihtilaf konusu müdahalelerin yasaklanması ve sonlandırılması veya bu müdahalelerin yasa dışılığının tespit edilmesi ya da bu bağlamda veya tekzip metni yayımlanması için verilen bir mahkeme kararının üçüncü şahıslara yayımlanması ya da bildirilmesi talebinde bulunma imkânının olduğunu ileri sürmektedir. Hâlbuki somut olayda Hükümete göre, başvuran sadece tazminat davası açmış ve ihtilaf konusu makaleler hakkında suç duyurusunda bulunmuştur.

  3. Hükümet dolayısıyla, iç hukuk yolları tüketilmediği, başvuranın tekzip ve düzeltme hakkına ilişkin başvuru yolunu ve Medeni Kanun’un 25. maddesinde öngörülen hukuk yollarını kullanmadığı gerekçesiyle, başvuruların kabul edilmez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatindedir.

  4. Başvuran, Hükümetin itirazı hakkında görüş bildirmemektedir.

  5. Mahkeme, bir başvuranın görünürde etkin ve yeterli iç hukuk yollarını normal şekilde kullanması gerektiğini ve bir hukuk yolu kullanıldığında, amacı fiilen aynı olan başka bir hukuk yolunun kullanımının gerekmediğini hatırlatmaktadır (Kozacıoğlu/Türkiye [BD], No. 2334/03, § 40, 19 Şubat 2009). Mahkeme ayrıca, Anayasa Mahkemesi tarafından yorumlanan ve uygulanan iç hukuka göre, itibarın korunması hakkına verilen zararlara ilişkin şikâyetlerle ilgili olarak Türk hukukunda etkin ve uygun başvuru yolunun, hukuk mahkemeleri önünde tazminat davası olduğunu hatırlatmaktadır (daha önce anılan Yakup Saygılı, § 39).

  6. Mahkeme, somut olayda başvuranın hukuk mahkemeleri önünde tazminat davası açtığını ve ihtilaf konusu makaleler hakkında suç duyurusunda bulunduğunu kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, ulusal mahkemeler önünde sorulan sorunun, söz konusu makalelerin içerdiği görünür olgusal hataların düzeltilmesiyle değil, bu makalelerin yayımlanmasının basın özgürlüğünün sınırlarını aşıp aşmadığına ve başvuranın itibarının korunması hakkına zarar verip vermediğiyle ilgili olduğunu gözlemlemektedir. Son olarak Mahkeme, somut olayda başvuran tarafından açılan tazminat davalarının, başvurana, yukarıda belirtilen makaleler sebebiyle itibarına verilen zararın tespit edilmesi ve gerektiği takdirde bir tazminat elde etme imkânını sunduğunu gözlemlemektedir.

  7. Mahkeme dolayısıyla, mevcut davanın koşullarında, başvuranın tazminat davasından başka hukuk yolları tüketmek zorunda olmadığı kanaatindedir (yukarıda belirtilen karar Yakup Saygılı, § 47). Sonuç olarak, Hükümetin itirazı reddedilmelidir.

  8. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. Maddesinin 3. Fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi başka bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.

B. Esas hakkında

  1. Tarafların iddiaları

a) Başvuran

  1. Başvuran, ihtilaf konusu makalelerin, kamuoyunda güvenilirliğinin azaltılması ve halkın bir kısmına hedef gösterilmesi amacıyla kendisini, kasten hedeflediğini ileri sürmektedir. Başvuran, bu makalelerde aktarılan fiillerin ve telefon görüşmelerinin doğru olmadığını ve kamuoyunu yönlendirmek amacıyla uydurulduğunu iddia etmektedir. Başvurana göre, yukarıda belirtilen makaleler, sahibi olduğu kitabevine karşı düzenlenen saldırının faillerini aklamayı ve kendisini bu saldırının suçlusu ve yasa dışı bir örgütün üyesi olan bir suçlu olarak göstermeyi amaçlamıştır. Başvuran özellikle, kendisine göre olayların okuyucular tarafından algılanması üzerinde çok büyük bir etki yaratan, ihtilaf konusu makalelerin başlıklarının suçlayıcı niteliğini ileri sürmektedir.

  2. Başvuran, bu başvuruların, özel hayatına saygı hakkından ayrılmaz bir unsur olan Devletin pozitif yükümlülüğü uyarınca, ulusal makamların itibarına verilen zararlara karşı sağlamış olması gereken korumanın yetersizliğiyle ilgili olduğu kanaatine vararak, ulusal makamların ifade özgürlüğü ile itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge gözetmediği kanısındadır.

b) Hükümet

  1. Hükümet öncelikle, 12 Mart, 30 Mart ve 6 Mayıs 2006 tarihli ihtilaf konusu basın makalelerinin, başvuranın kitabevine düzenlenen saldırıya ilişkin olarak açılan soruşturma dosyasında bulunan belgelere ve bir sanık tarafından duruşma sırasında verilen ifadelere dayandırıldığını belirtmektedir. Hükümet ardından, bu makalelerin, iddianamenin ağır ceza mahkemesi tarafından 6 Mart 2006 tarihinde kabul edilmesiyle birlikte soruşturmanın gizliliğinin kaldırılmasının ardından yayımlandıklarını beyan etmektedir.

  2. Hükümet, olayların gerçekleştiği tarihte, başvuranın kitabevinde meydana gelen patlamanın ve bu olayın ardından açılan ceza soruşturmasının, kamuoyu tartışması açısından önemli konular olduğunu açıklamaktadır. Dolayısıyla Hükümet, yukarıda belirtilen ceza soruşturması kapsamında toplanan bilgi ve belgeler ile bu saldırının failleri hakkında açılan ceza davası kapsamında duruşmalar sırasında alınan ifadelere ilişkin makalelerin yayımlanmasının, kamuoyu tartışmasına katkıda bulunma amacı taşıdığı kanaatindedir.

  3. Hükümet, basının belirli bir dereceye kadar abartma ve provokasyona başvurma olasılığını hatırlatarak, kendisine göre soruşturma belgelerinin içeriğini ve bir sanığın ifadelerini genel anlamda ele alan ihtilaf konusu makalelerin, basın özgürlüğünün sınırlarını aşmadığını ileri sürmektedir.

  4. Hükümet diğer taraftan, başvuran tarafından açılan tazminat davaları kapsamında ulusal mahkemelerin, Şemdinli’de meydana gelen olayların kamuoyu nazarında önemini, söz konusu bilgilerin güncel niteliğini, makalelerin kamuoyunu bilgilendirme amacı taşıdığını ve yayımlanan bilgilerin Devletin resmi kayıtlarından alınmış olması dolayısıyla gerçeğe uygun göründüklerini dikkate alarak, başvuranın özel hayatına saygı hakkı ile basın özgürlüğü arasında adil bir denge gözettikleri kanısındadır.

  5. Hükümet son olarak, başvuranın, kendi kitabevine düzenlenen saldırıya ilişkin bu makalelere karşı, olağan bir kişinin faydalanabileceği korumadan eşit olarak faydalanamayacağı kanaatine varmaktadır. Nitekim, Hükümet bu bağlamda söz konusu saldırıyı gerçekleştirdiği iddia edilen ve Devlet memuru olan failler, saldırının amacı ve gerçekleştirilme şekli, soruşturma dosyasının içerdiği ifadeler ve başvuranın daha önce bir terör örgütü adına suç işlemekten hakkında mahkûmiyet kararı bulunması bakımından, olayın olağan dışı niteliğini göstermektedir.

  6. Mahkeme’nin Değerlendirmesi

a) Genel ilkeler

  1. Mahkeme, özel hayatın korunması ve ifade özgürlüğü konusunda oluşturduğu içtihatlardan doğan, özellikle Couderc ve Hachette Filipacchi Associés/Fransa kararında özetlenen ilkeleri hatırlatmaktadır ([BD], No. 40454/07, §§ 83-93, AİHM 2015 (özetler)).

  2. Mahkeme ayrıca, özel hayat kavramının, isim, görüntü ve fiziki ve manevi bütünlük gibi bir kişinin kimliğiyle ilgili unsurları içeren geniş bir kavram olduğunu hatırlatmaktadır (Von Hannover/Almanya, No. 59320/00, § 50, AİHM 2004‑VI). Mahkeme içtihatlarında, Sözleşme’nin 8. maddesiyle, bir kişinin itibarının korunması hakkının, özel hayata saygı hakkının bir unsuru olarak korunduğu kabul edilir (Axel Springer AG/Almanya [BD], No. 39954/08, § 83, 7 Şubat 2012, Delfi AS/Estonya [BD], No. 64569/09, § 137, AİHM 2015, Bédat/İsviçre [BD], No. 56925/08, § 72, AİHM 2016, Medžlis Islamske Zajednice Brčko ve diğerleri/Bosna-Hersek [BD], No. 17224/11, § 76, AİHM 2017). Mahkeme, kişinin bir kamuoyu tartışması kapsamında eleştiri konusu olması durumunda bile, bu kişinin itibarının, özel hayatına dâhil olan şahsi kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını teşkil ettiğine daha önce hükmetmiştir (Pfeifer/Avusturya, No. 12556/03, § 35, 15 Kasım 2007 ve Petrie/İtalya, No. 25322/12, § 39, 18 Mayıs 2017). Bir kimsenin onuruyla ilgili olarak da aynı değerlendirmelere varılır (Sanchez Cardenas/Norveç, No. 12148/03, § 38, 4 Ekim 2007 ve A./Norveç, No. 28070/06, § 64, 9 Nisan 2009). Bununla birlikte, Sözleşme’nin 8. maddesinin uygulanabilmesi için, kişinin itibarına verilen zararın, belirli bir ağırlık eşiğini aşmış olması ve özel hayata saygı hakkının kullanımına halel getirecek şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir (daha önce anılan Axel Springer AG, § 83, daha önce anılan Delfi AS, § 137, daha önce anılan Bédat, § 72, daha önce anılan Medžlis Islamske Zajednice Brčko ve diğerleri, § 76).

  3. Mahkeme diğer taraftan, basın özgürlüğünün, demokratik bir toplumun bekası için temel ve önemli bir rol oynadığını hatırlatmaktadır. Basının özellikle başkasının itibarının ve haklarının korunması ve gizli bilgilerin ifşa edilmesini önleme gerekliliği konusunda bazı sınırları aşmaması gerekse de, bununla birlikte basının görevi, yargının idaresiyle ilgili konular da dâhil olmak üzere, kamu menfaatini ilgilendiren tüm konularda, görevlerine ve sorumluluklarına saygı çerçevesinde bilgi ve düşünceleri açıklamaktır. Ulusal makamların sahip olduğu takdir yetkisi de, basının demokratik bir toplumda zaruri "bekçi köpeği" rolünü üstlenmesini sağlama amacı ile sınırlandırılmıştır (diğer birçok karar arasında bk. Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç [BD], No. 21980/93, § 59, AİHM 1999-III, Thoma/Lüksemburg, No. 38432/97, § 45, AİHM 2001-III ve Amorim Giestas ve Jesus Costa Bordalo/Portekiz, No. 37840/10, § 25, 3 Nisan 2014). Bununla birlikte, gazetecilerin doğru olgulara dayanarak iyi niyetli davranmaları ve gazetecilik etiğine riayet ederek, "güvenilir ve kesin" bilgiler sağlamaları gerekmektedir (Fressoz ve Roire/Fransa [BD], No. 29183/95, § 54, AİHM 1999-I, Radio France ve diğerleri/Fransa, No. 53984/00, § 37, AİHM 2004-II ve July ve Sarl Libération/Fransa, No. 20893/03, § 69, AİHM 2008). Basın özgürlüğünün kullanımı kapsamında, belirli oranda "abartmaya" veya "provokasyona" izin verilir (daha önce anılan Fressoz ve Roire, § 45 ve Mamère/Fransa, No. 12697/03, § 25, AİHM 2006-XIII).

  4. Bununla birlikte Mahkeme, gerçeğin kötü niyetli olarak çarpıtılmasının, bazen kabul edilebilir eleştirinin sınırlarını aşabileceğini kabul etmektedir: gerçeğe uygun bir beyana, kamuoyu nazarında yanlış bir imaj yaratması muhtemel ek vurgular, değer yargıları, varsayımlar hatta imalar eşlik edebilmektedir (örneğin bk. Vides Aizsardzības Klubs/Letonya, No. 57829/00, § 45, 27 Mayıs 2004). Dolayısıyla haber verme görevi zorunlu olarak, ödev ve sorumluluklar ile basın kuruluşlarının kendiliğinden uymaları gereken sınırları içermektedir. Bu durum özellikle, basında yer alan söylemlerle, isimleri zikredilen kişilerin ciddi şekilde itham edilmeleri halinde geçerlidir ki, böylesi ithamlar söz konusu kişileri, kamuoyunun cezalandırması için hedef gösterme riski içermektedir (Falakaoğlu ve Saygılı/Türkiye, No. 11461/03, § 27, 19 Aralık 2006).

  5. Mahkeme ayrıca, Lingens/Avusturya (8 Temmuz 1986, § 46, A Serisi, No. 10) ve Oberschlick/Avusturya ((no. 1), 23 Mayıs 1991, § 63, A Serisi, No. 204) davalarında olgu isnadı ile değer yargıları arasında ayrım yaptığını hatırlatmaktadır. Olguların varlığı kanıtlanabilirken, değer yargılarının doğruluğu ispata açık değildir, dolayısıyla bir değer yargısının doğruluğunun kanıtlanması şartını yerine getirmek mümkün olmayıp, bu durum Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından güvence altına alınan hakkın temel unsurunu oluşturan düşünce özgürlüğünü bizzat ihlal etmektedir (De Haes ve Gijsels/Belçika, 24 Şubat 1997, § 42, Karar ve Hükümler Derlemesi 1997-I). Bununla birlikte, bir beyanın değer yargısı teşkil ettiği hallerde, bir müdahalenin orantılılığı, söz konusu beyana dair yeterli bir "olgusal dayanak" bulunup bulunmadığına bağlıdır, zira destekleyici nitelikte olgusal bir dayanağı bulunmayan bir değer yargısının aşırı olduğu ortaya çıkabilir (daha önce anılan De Haes ve Gijsels, § 47, Oberschlick/Avusturya (No. 2), 1 Temmuz 1997, § 33, Derleme 1997-IV, Brasilier/Fransa, No. 71343/01, § 36, 11 Nisan 2006 ve Lindon, Otchakovsky-Laurens ve July/Fransa [BD], No. 21279/02 ve 36448/02, § 55, AİHM 2007‑IV). Olgu isnadı ile değer yargısını birbirinden ayırt etmek için, kamu yararı taşıyan meselelerle ilgili savların olgu isnadından çok değer yargısı oluşturabileceğini göz önünde bulundurarak (Paturel/Fransa, No. 54968/00, § 37, 22 Aralık 2005), davanın koşulları ve yorumların genel tonunu dikkate almak gereklidir (yukarıda adı geçen Brasilier, § 37).

  6. Mahkeme yine, Sözleşme tarafından korunan iki hak arasında çıkan bir anlaşmazlık hakkında karar vermesi istendiğinde, söz konusu haklar arasında bir denge kurması gerektiğini hatırlatmaktadır. Başvurunun sonucu, ilke olarak, başvurunun kendisine ihtilaf konusu makaleye konu olan kişi tarafından Sözleşme’nin 8. maddesi açısından veya bu makalenin yazarı tarafından Sözleşme’nin 10. maddesi açısından yapılıp yapılmadığına göre değişebilir. Nitekim bu haklara, öncelikle (a priori) eşit şekilde riayet edilmesi gerekmektedir (Hachette Filipacchi Associés (ICI PARIS)/Fransa, No. 12268/03, § 41, 23 Temmuz 2009, Timciuc/Romanya (k.k.), No. 28999/03, § 144, 12 Ekim 2010, Mosley/Birleşik Krallık, No. 48009/08, § 111, 10 Mayıs 2011 ve daha önce anılan Couderc ve Hachette Filipacchi Associés, § 91). Bu sebeple, takdir yetkisinin sınırlarının, ilke olarak iki durumda da aynı olması gerekmektedir (Von Hannover/Almanya (No. 2) [BD], No. 40660/08 ve 60641/08, § 106, AİHM 2012, daha önce anılan Axel Springer AG, § 87 ve daha önce anılan Couderc ve Hachette Filipacchi Associés, § 91).

  7. Mahkeme ayrıca, somut olay gibi davalarda, Devlet’in, Sözleşme’nin 8. maddesinden doğan pozitif yükümlülükleri kapsamında, başvuranın özel hayatına saygı hakkı ile karşı tarafından Sözleşme’nin 10. maddesiyle korunan ifade özgürlüğü hakkı arasında adil bir denge gözetip gözetmediğini belirlemenin kendi görevi olduğunu hatırlatmaktadır (daha önce anılan Petrie/İtalya, § 40). Mahkeme, birçok kararda özel hayata saygı hakkı ile ifade özgürlüğü hakkı arasında denge kurulması için ilgili kriterleri özetlediğini belirtmektedir, bu kriterler şunlardır: kamu menfaatine ilişkin bir tartışmaya katkı, hedeflenen kişinin itibarı, röportajın konusu, ilgili kişinin önceki davranışları, içerik, yayının şekli ve yankıları ve gerektiği takdirde somut olayın koşulları (Von Hannover (No. 2) [BD], No. 40660/08 ve 60641/08, §§ 108-113, AİHM 2012 ve yukarıda anılan Axel Springer AG, §§ 89-95, ayrıca bk. daha önce anılan Couderc ve Hachette Filipacchi Associés, § 93). Belirtilen iki hak arasında denge kurma işleminin, Mahkeme içtihatlarıyla oluşturulan kriterlere uygun olarak gerçekleştirilmesi durumunda, Mahkeme’nin, kendi görüşünü ulusal mahkemelerin görüşünün yerine koyması için güçlü nedenlerin bulunması gerekmektedir (Palomo Sánchez ve diğerleri/İspanya [BD], No. 28955/06, 28957/06, 28959/06 ve 28964/06, § 57, AİHM 2011).

b) Bu ilkelerin somut olaya uygulanması

  1. Mahkeme, mevcut başvuruların, başvuranın, içerikleri gereği, itibarını zedelediğini iddia ettiği basın makaleleriyle ilgili olduğunu kaydetmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, itibarın korunması hakkının, özel hayatın bir unsuru olarak, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamına giren bir hak olduğunu hatırlatmaktadır (yukarıda 65. paragraf). Mahkeme, somut olayda, başvuranla ilgili ihtilaf konusu makalelerde yer alan ciddi iddiaları dikkate alarak, ilgilinin itibarına verilen zararın Sözleşme’nin 8. maddesinin uygulanması için gereken ağırlık eşiğine ulaştığı kanaatine varmaktadır.
  2. Mahkeme ardından, başvuranın devletin bir eyleminden değil, ancak devletin söz konusu makalelerin kendisine verdiği zararlara karşı itibarını koruyamamasından şikâyet ettiğini kaydetmektedir. Mevcut davanın koşullarında, dolayısıyla ulusal mahkemelerin iddia edilen zararlara karşı başvuranı koruyup koruyamadıklarını araştırma görevi Mahkemeye aittir. Bu amaçla, Mahkeme, bilhassa başvuranın itibarının korunması hakkı ile basın özgürlüğü arasında kurulması gereken adil dengeye ilişkin olarak, içtihadından doğan ilgili kriterler ışığında her başvuruya ilişkin ihtilaf konusu koşulları değerlendirecektir (yukarıda 70. paragraf).
  3. Mahkeme, somut olayda, içtihadında belirtilen kriterlere saygı çerçevesinde, ulusal makamlar tarafından başvuranın itibarının korunması hakkı ile basın özgürlüğü arasında bir dengenin kurulup kurulmadığını değerlendirmek için, esasen ulusal hâkim tarafından kabul edilen gerekçeye dikkat etmelidir (Sapan/Türkiye, No. 44102/04, § 37, 8 Haziran 2010, ve Kaos Gl/Türkiye, no 4982/07, § 57, 22 Kasım 2016).
  4. Mahkeme ayrıca, her başvuru kapsamında başvuranın özel hayat hakkının ihlal edilip edilmediğini değerlendirmek için, ihtilaf konusu makaleleri, içeriklerini ve aynı zamanda, bunların hangi bağlamda kaleme alındığını da göz önünde bulundurarak incelemelidir. Bu bağlamda, Mahkeme, ihtilaf konusu basın makalelerinin, toplumun ilgisini çeken soruşturma ve ceza davası sırasında elde edilen ifade ve belgelerle ilgili olduğunu gözlemlemektedir.
  5. Ardından her başvuruya ilişkin koşullar hakkında ayrıntılı bir inceleme yapan Mahkeme, yalnızca ihtilaf konusu yazıların içeriğini değil, aynı zamanda ulusal mahkemeler tarafından ilgilinin itibarının korunması hakkı ile basın özgürlüğü arasında nasıl bir dengenin kurulduğunu da dikkate alarak, 61949/08 ve 44565/09 No.lu başvuruların 38776/09 No.lu başvurudan ayrı tutulacağı kanısına varmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, bir yandan, 61949/08 ve 44565/09 No.lu başvurulara ilişkin koşulların ve diğer yandan, 38776/09 No.lu başvuruya ilişkin koşulların ayrı olarak ve sırasıyla incelenmesinin uygun olduğu kanısındadır.

i.61949/08 ve 44565/09 No.lu başvurular

  1. 61949/08 ve 44565/09 No.lu başvurulara ilişkin olarak, Mahkeme, bu başvurulara konu edilen ve Hürriyet gazetesi tarafından sırasıyla 30 ve 12 Mart 2006 tarihlerinde yayımlanan makalelerin, esasen başvuranın kitabevine yönelik saldırıya ilişkin soruşturma dosyasına Hakkari Jandarma Komutanlığı tarafından sunulan iki belgeyle, yani başvuranın PKK’nın iddia edilen bir üyesiyle yaptığı telefon görüşmelerine ilişkin tutanaklarla ve 5 Ağustos 2005 tarihinde meydana gelen saldırının faillerini ihbar etmek için bir kadın tarafından acil jandarma numarasının arandığı iddiasına ilişkin telefon arama tutanağıyla ilgili olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, söz konusu makalelerde, başvuranın yaptığı iddia edilen telefon konuşmalarına ilişkin dökümlerin ceza soruşturması dosyasına sunulduğu belirtilerek, bu konuşmaların ayrıntılı olarak aktarıldığını kaydetmektedir (yukarıda 12-14 ve 27-28. paragraflar). 30 Mart 2006 tarihli makalede ayrıca, PKK ile bağlantıları bulunan, bu örgüte yardım ve destek sağlayan ve örgütün eylemlerine katılan kişiler hakkında Jandarma tarafından hazırlanan bir bilgi notunun nüshası sunulmuştur (yukarıda 14. paragraf).
  2. Mahkeme, başvuranın PKK üyeleriyle bağlantılar kurduğu ve 5 Ağustos 2005 tarihli saldırının düzenlenmesine katıldığı yönündeki yayımlanan tutanakların içeriklerinin ilgiyi suçlayacak nitelikte olduğunu saptamaktadır. Mahkeme, bununla birlikte, ihtilaf konusu makalelerin, yukarıda belirtilen tutanakların içeriğinden kaynaklananlar dışında, başvurana yönelik herhangi bir ifade ve ima içermediğini tespit etmektedir. Mahkeme dolayısıyla, bu makalelerin değer yargısı niteliği değil, yukarıda belirtilen iddialara ilişkin olgusal ifade niteliği taşıdığı kanaatine varmaktadır.
  3. Mahkeme bu bağlamda, söz konusu makalelerin yeterli olgusal dayanağa sahip olduğunu kaydetmektedir. Gerçekte, bu makalelerin dayandığı tutanakların ve bilgi notunun doğruluğuna başvuran tarafından itiraz edilse bile, Mahkeme, bu belgelerin Jandarma tarafından düzenlendiğini ve bunların yayımlanma tarihinden önce soruşturma dosyasına eklendiğini tespit etmektedir (yukarıda 7. paragraf). Mahkeme, basının meşru bir kaygıya yol açan konular hakkında kamu tartışmasına katkıda bulunması halinde, basının ilke olarak, bağımsız bir araştırma yapmak zorunda kalmaksızın, resmi raporlara dayanabilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Aksi takdirde, basının, vazgeçilmez “bekçi köpeği” rolünü oynaması daha az mümkün olabilecektir (Colombani ve diğerleri/Fransa, No. 51279/99, § 65, AİHM 2002‑V, ve Gorelishvili/Gürcistan, No. 12979/04, § 41, 5 Haziran 2007). Mahkemeye göre, başvuranın daha sonra hakkında açılan ceza davalarının sonunda bu belgelere dayanılarak mahkûm edilmemesi (yukarıda 10 ve 11. paragraflar) ve özellikle, telekomünikasyon hizmetleri tarafından sunulan belgelerin yukarıda belirtilen ihbara ilişkin telefon aramasının yapılıp yapılmadığının tespitine imkân vermemesi (yukarıda 8 ve 9. paragraflar) hiçbir şeyi değiştirmemektedir, zira tartışmasız bir şekilde, resmi makamlar tarafından sunulan ve ihtilaf konusu makalelerin yayımlanma tarihlerinden önce soruşturma dosyasına eklenen soruşturma unsurları söz konusudur. Gerçekte, Mahkeme, somut olayda, ihtilaf konusu makalelerin kaynaklarının güvenilirliğinin, geçmişe bakıldığında, mahkemelerin daha sonraki tespitlerinden hareketle değil, olayların meydana geldiği dönemde, söz konusu gazetede ortaya çıkan durum açısından değerlendirilmesi gerektiği kanısına varmaktadır (yukarıda anılan Bladet Tromsø ve Stensaas kararı, § 66). Bu bağlamda, Mahkemenin kanaatine göre, olayların meydana geldiği dönemde ortaya çıkan durum çerçevesinde, ihtilaf konusu makalelerin yazarlarına, bağımsız araştırmalar yapmak zorunda kalmaksızın, Jandarma tarafından soruşturma dosyasına eklenen söz konusu belgelere güvenemeyeceklerini düşündürebilecek herhangi bir unsur bulunmamaktadır (Erla Hlynsdottir/İzlanda (No. 3), No. 54145/10, § 73, 2 Haziran 2015).
  4. Mahkeme aynı zamanda, mahkemelerde incelenen konuların gerek özel dergilerde, genel basında gerekse genel olarak kamuoyunda, daha önce veya aynı anda tartışmaya yol açamayacağı kanaatine varılamayacağını hatırlatmaktadır. Medyanın bu tür bilgileri ve düşünceleri aktarmaktan ibaret olan görevine halkın bilgi edinme hakkı da eklenmektedir (yukarıda anılan Bédat kararı, § 51). Mahkeme, somut olayda, soruşturmanın gizliliği kapsamına giren bilgilerle ilgili olan Bédat davasından farklı olarak, ihtilaf konusu makalelerde yer alan ve soruşturmanın gizliliğinin kaldırılmasının ardından yayımlanan bilgilerin kamuya açık bilgiler olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, bilginin geçici olduğunu ve kısa bir süre için bile olsa yayımlanmasının gecikmesinin, bilginin değerinin ve yararının büyük ölçüde azalmasına sebep olabileceğini hatırlatmaktadır (Observer ve Guardian/Birleşik Krallık, 26 Kasım 1991, § 60, A serisi No. 216).
  5. Mahkeme, somut olayda, ihtilaf konusu belgelerin içeriklerinin, tespit edilen olaylar olarak değil, devam eden soruşturma dosyasına eklenen delil unsurlarına dayanan iddialar olarak söz konusu makalelerde sunulduğunu kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, ihtilaf konusu makalelerin, söz konusu belgelerde yer alan olayları anlatım şekline ilişkin olarak gazetecilik özgürlüğünün sınırlarını aştığı şeklinde değerlendirilemeyeceği kanısına varmaktadır. Gerçekte, yayımlanan telefon konuşmaları ve makalelerde anlatılan diğer olaylar, sözlerin daha fazla çarpıtılmaması veya yanlış şekilde aktarılmaması nedeniyle, gizli tutulmamış ve değiştirilmemiştir (bk., De Carolis ve France Télévisions/Fransa, No. 29313/10, § 59, 21 Ocak 2016, aksi yönde bir karar için (“a contrario”), Fransa Radyosu ve diğerleri/Fransa, No. 53984/00, § 38, AİHM 2004‑II, The Wall Street Journal Europe SPRL/Birleşik Krallık (kk.), No. 28577/05, 10 Şubat 2009, ve mutatis mutandis, yukarıda anılan Couderc ve Hachette Filipacchi Associés kararı, § 144).
  6. İhtilaf konusu makalelere ilişkin olarak mahkemeler önünde başvuran tarafından açılan davalarla ilgili olarak, Mahkeme öncelikle, Cumhuriyet savcısının, basın özgürlüğünü ve basının toplumu bilgilendirme hakkını vurgulayarak, atfedilen suçları oluşturan unsurların somut olayda mevcut olmadığı kanaatine varması sebebiyle, iki makale hakkında ilgili tarafından sunulan şikâyetin kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlandığını tespit etmektedir (yukarıda 30. paragraf). Başvuran tarafından açılan tazminat davalarına ilişkin olarak, Mahkeme, İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesinin, davalı tarafça sunulan, yayınların içeriğine ilişkin olgusal dayanakları ve kendi kanaatine göre, mevcut durumda, başvuranın kişilik haklarından üstün gelen, toplumun bir konu hakkında bilgi edinme yönündeki menfaatini dikkate alarak, başvuranın taleplerini reddettiğini kaydetmektedir (yukarıda 16 ve 34. paragraflar).
  7. İhtilaf konusu makaleleri değerlendirmek için yerel mahkemeler tarafından uygulanan kriterleri inceleyen Mahkeme, yerel mahkemelerin hem basın özgürlüğünün önemini hem de ihtilaf konusu makalelerin kabul edilebilir eleştirinin sınırlarını aşmadığı sonucuna varmadan önce kamu yararını ilgilendiren bir konuda toplumu bilgilendirme amacını vurguladıklarını tespit etmektedir.
  8. Yukarıda belirtilen değerlendirmelerin tamamını dikkate alarak, Mahkeme, 61949/08 ve 44565/09 No.lu başvurulara ilişkin olarak, ulusal makamların başvuranın itibarının korunması hakkı ile basın özgürlüğü arasında kabul edilebilir bir denge kurdukları kanısına varmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, bu iki başvuruya ilişkin olarak, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edilmediği kanaatine varmaktadır.

ii. 38776/09 No.lu başvuru

  1. 38776/09 No.lu başvuruya ilişkin olarak, Mahkeme, Yeniçağ gazetesinde 6 Mayıs 2006 tarihinde yayımlanan ve bu başvuruya konu edilen makalenin, başvuranın kitabevine yönelik bombalı saldırıya ilişkin yürütülen ceza davasında sanıklardan birinin 4 Mayıs 2006 tarihli duruşmada verdiği ifadelerle ilgili olduğunu kaydetmektedir. Makalede, bu sanığa göre, başvuranın PKK için bilgiler topladığı ve 2005 yılında beş askerin hayatına mal olan bir saldırıya yardım ettiği belirtilmiştir (yukarıda 21. paragraf).
  2. Mahkeme öncelikle, ihtilaf konusu makalenin, yukarıda belirtilen ifadeyi, bir sanığın iddiası olarak sunmadığını vurgulamak istemektedir. Mahkeme, aksine, makalenin başlığında kullanılan ifadelerin, sıradan bir okuyucuya, tespit edilen bir olayın söz konusu olduğu izlenimini verdiği kanaatine varmaktadır (bk., mutatis mutandis, A./Norveç, No. 28070/06, §§ 69 ve 70, 9 Nisan 2009). Gerçekte, “Üzerinde beş şehidin kanı var” şeklindeki başlık, başvuranı doğrudan yukarıda belirtilen saldırıya katılmakla suçlamaktaydı.
  3. Mahkeme, makale yazarının, makalenin dayandığı ve yukarıda belirtilen sanık ifadelerinin doğruluğunu araştırmadığının ve bu ifadelerle başvurana karşı yöneltilen suçlama hakkında bağımsız bir araştırma yapmadığının anlaşıldığını belirtmektedir. Mahkeme, medya organlarının kişilere yönelik onur kırıcı olgusal ifadelerin doğruluğunu araştırma konusunda kendilerine düşen olağan yükümlülüklerinin kaldırılabilmesi için özel gerekçelerin bulunması gerektiğini hatırlatmaktadır (Worm/Avusturya, 29 Ağustos 1997, § 55, Derleme 1997-V, yukarıda anılan Bladet Tromsø ve Stensaas kararı, § 65 ve Cumpănă ve Mazăre/Romanya [BD], No. 33348/96, § 108, AİHM 2004-XI, § 108). Bu bağlamda, somut olayda olduğu gibi, özellikle, söz konusu hakaretin niteliği ve derecesi ile medyanın, hangi noktada, iddialara ilişkin olarak kaynaklarını makul bir şekilde güvenilir olarak değerlendirebileceği hususu ihtilaf konusu olmaktadır (bk., diğer kararlar arasından, McVicar/Birleşik Krallık, No. 46311/99, § 84, AİHM 2002-III, yukarıda anılan Bladet Tromsø ve Stensaas kararı, § 66, Pedersen ve Baadsgaard/Danimarka [BD], No. 49017/99, § 78, AİHM 2004‑XI, Tønsbergs Blad A.S. ve Haukom/Norveç, No. 510/04, § 89, 1 Mart 2007).
  4. Mahkeme ayrıca, makale metninin, başvuranın PKK’nın üyesi olduğundan, bu bağlamda, ilgilinin yasadışı bu örgüt adına bir suç işlediği gerekçesiyle daha önce mahkûm edilmesi dışında herhangi bir olgusal unsur sunmaksızın ve herhangi bir ayrım yapmaksızın ya da tereddüt etmeksizin bahsettiğini kaydetmektedir. Oysa Mahkemeye göre, başvuranın bu suç nedeniyle 1985 yılında mahkûm edilmesi ve 2000 yılına kadar cezasını çekmesi, bu makalenin yayımlandığı tarihte, ilgilinin PKK üyesi olduğunun düşünülmesine imkân veremezdi.
  5. Dolayısıyla, Mahkeme, bu makalenin toplumu yanıltacak nitelikte unsurlar içerdiğini tespit etmektedir. Bu nedenle Mahkeme, konunun makalede ele alınma şeklinin sorumlu gazetecilik normlarına uygun olarak değerlendirilemeyeceği kanısına varmaktadır (bk., özellikle, Flux/Moldova (No. 6), No. 22824/04, § 31-34, 29 Temmuz 2008, ve aksi yönde bir karar için (“a contrario”), Welsh ve Silva Canha/Portekiz, No. 16812/11, 17 Eylül 2013, yukarıda anılan Amorim Giestas ve Jesus Costa Bordalo/Portekiz kararı, § 35, yukarıda anılan Delfi AS kararı, § 134, ve yukarıda anılan De Carolis ve France Télévisions kararı, § 62).
  6. İhtilaf konusu makaleye ilişkin başvuran tarafından açılan tazminat davasını reddeden AHM’nin kararını dikkate alarak Mahkeme, bu mahkemenin, söz konusu makalenin toplumu bilgilendirmeyi amaçladığı ve dosyanın içeriğine, sunulan delillere ve ihtilaf konusu makalenin niteliğine dayandığını belirterek, makalenin başvuranın kişilik haklarına zarar vermediği sonucuna vardığını saptamaktadır (yukarıda 23. paragraf).
  7. Mahkeme, AHM tarafından 13 Kasım 2007 tarihli kararında kabul edilen gerekçenin, mevcut durumda, bu mahkemenin, yukarıda belirtilen ilgili kriterlere uygun olarak, başvuranın özel hayatına saygı hakkı ile basın özgürlüğü arasında dengenin kurulmasına ilişkin yeterli bir inceleme yapıp yapmadığını tespit etmesine olanak sağlayacak nitelikte olmadığı kanısına varmaktadır (yukarıda 70. paragraf). Oysa Mahkeme, ihtilaf konusu makalede yer alan ve sorumlu gazetecilik normlarına uygun olmadığını belirttiği unsurları (yukarıda 84-87. paragraflar) göz önünde bulundurarak, yerel mahkemelerin denge kurma işlemini gerçekleştirdikleri sırada daha fazla özen göstermeleri gerektiği kanaatindedir. Bununla birlikte Mahkeme, somut olayda, ne AHM’nin kararının ne de daha sonra bu kararı onayan Yargıtay kararlarının, basın özgürlüğünün, davaya ilişkin koşullarda, başvurana kendisini kamuoyunun cezalandırmasına maruz bırakabilecek bilhassa ciddi suçlar atfeden, ihtilaf konusu makalenin içeriği nedeniyle ilgilinin itibarının korunması hakkının zedelenmesini haklı gösterip gösteremeyeceği hususunda tatmin edici bir cevap sunmadığı kanısına varmaktadır (Mater/Türkiye, No. 54997/08, § 55, 16 Temmuz 2013). Mahkeme, bu dengenin kurulmamasının ve yerel mahkemelerin kararlarına ilişkin gerekçenin yetersizliğinin tek başına, Sözleşme’nin 8. maddesi bakımından sorun teşkil ettiği kanaatine varmaktadır (bk., bu bağlamda, Nadtoka/Rusya, No. 38010/05, § 47, 31 Mayıs 2016, ve Milisavljević/Sırbistan, No. 50123/06, § 38, 4 Nisan 2017).
  8. Aynı eksiklikler ayrıca, Mahkemenin, ulusal makamların söz konusu menfaatler arasında denge kurulmasına ilişkin içtihadında belirtilen normları uygulayıp uygulamadıkları konusunda Avrupa denetimini etkin şekilde yerine getirmesini engellemektedir.
  9. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, 38776/09 No.lu başvuruya ilişkin olarak, ulusal mahkemelerin başvuranın özel hayatına saygı hakkı ile basın özgürlüğü arasında adil bir denge kurmadıkları sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.

III. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 2. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak, soruşturmanın gizliliği kapsamına giren belgelerin, kendisinin suçlu olarak gösterilmesi amacıyla, makamlar tarafından bilerek basına gönderildiğini iddia etmektedir.
  2. Hükümet, telefon konuşmalarına ilişkin tutanakların makamlar tarafından basına gönderildiğini belirten herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığını ifade etmekte ve basın kaynaklarını bilmesinin gerekmediğini belirtmektedir. Hükümet, ihtilaf konusu makalelerin soruşturmanın gizliliğinin kaldırılmasının ardından yayımlandığını hatırlatarak, söz konusu bilgi ve belgelerin taraflarca ifşa edilebileceği kanısına varmaktadır. Sanık A.K.’nın yayımlanan ifadelerine ilişkin olarak, Hükümet, bu ifadelerin kamuya açık duruşma sırasında verildiğini ve dolayısıyla, basının bu ifadelere eriştiğini belirtmektedir.
  3. Mahkeme, başvuranın ceza soruşturmasına ilişkin unsurların ifşa edildiği yönündeki iddiasını desteklemek için herhangi bir unsur sunmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ardından, ilgilinin olası bir suçluluğu konusunda yerel makamlar tarafından somut olayda resmi bir açıklamanın yapılmadığının anlaşıldığını kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranın, söz konusu iddiasını, bu konuda açılan olası bir soruşturmanın sonunda doğruluğunun tespit edilmesi amacıyla, yerel merciler önünde ileri sürdüğünü belirtmediğini eklemektedir.
  4. Bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının a) bendi uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.

IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

  1. Sözleşme’nin 41. maddesi gereğince,

" Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. "

A. Tazminat

  1. Başvuran, maruz kaldığı maddi zarar bağlamında 50.000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran özellikle kendisine göre Sözleşme’nin 8. Maddesinin ihlal edilmesi sebebiyle, müşterilerini kaybettiğini ve cirosunun düştüğünü iddia etmektedir ancak bu bağlamda herhangi bir belge sunmamaktadır. Başvuran ayrıca maruz kaldığı manevi zarar için 50.000 avro (EUR) talep etmektedir.

  2. Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir. Hükümet, iddia edilen ihlal ile maddi zarar için talep edilen, kendisine göre abartılı olan tutar arasında illiyet bağı bulunmadığı kanaatindedir. Hükümet ayrıca, iddia edilen maddi ve manevi zarar için talep edilen tutarların aşırı olduğu ve Mahkeme içtihatlarına uygun olmadığı kanaatindedir.

  3. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı kanaatindedir ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşın Mahkeme, başvurana manevi zarar bağlamında 1.500 avro ödenmesinin gerekli olduğu kanaatindedir.

B. Masraf ve Giderler

  1. Başvuran ayrıca, ulusal mahkemeler önünde yapmış olduğu masraf ve giderler için 10.000 avro ve Mahkeme önünde yapmış olduğu masraf ve giderler için 20.000 avro talep etmektedir. Başvuran bu miktarların, avukatlık hizmeti, posta, telefon, faks, tercüme masrafları ve diğer masrafları kapsadığını beyan etmektedir. Başvuran bu talebine dayanak olabilecek herhangi bir belge sunmamaktadır.

  2. Hükümet, başvuranın bu bağlamda kanıtlayıcı bir belge ibraz etmediğini belirtmektedir.

  3. Mahkeme içtihatlarına göre, bir başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve giderlerin fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mahkeme, somut olayda kendisine sunulan belgeleri ve içtihatlarını dikkate alarak, başvuran tarafından bu bağlamda sunulmuş kanıtlayıcı bir belge bulunmaması sebebiyle, masraf ve giderlere ilişkin talebin reddetmektedir.

C. Gecikme Faizi

  1. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğu sonucuna varmaktadır.

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,

  1. Oy birliğiyle, başvuruların birleştirilmesine,

  2. Oy birliğiyle, Sözleşme’nin 8. maddesine ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna ve geri kalan şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna,

  3. Oy birliğiyle, 38776/09 no.lu başvuruyla ilgili olarak, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine,

  4. Bire karşı altı oyla, 61949/08 ve 44565/09 no.lu başvurularla ilgili olarak, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edilmediğine,

  5. Oy birliğiyle,

a) Davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devlet’in para birimine çevrilmek ve her türlü vergiden hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 1.500 EUR (bin beş yüz avro) ödenmesine,

b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına

  1. Oy birliğiyle, başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin taleplerinin reddedilmesine

Karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 13 Şubat 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Hasan Bakırcı Robert Spano
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan

İşbu kararın ekinde, Sözleşme’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 74. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Yargıç Lemmens’in ayrık görüşü bulunmaktadır.

R.S.
H.B.

YARGIÇ LEMMENS’İN MUHALEFET ŞERHİ

  1. Hürriyet gazetesinde yayımlanan iki makaleyle ilgili olarak ihlal bulunmadığı tespitine katılamayacağımı üzüntüyle belirtirim (başvuru no. 61949/08 ve 44565/09). Bana göre, birkaç hafta sonra Yeniçağ gazetesinde yayımlanan makalede olduğu gibi, Hürriyet gazetesine karşı açılan davalarda da (başvuru no. 38776/09) başvuranın hakları yeterince korunmamıştır.

  2. Hürriyet gazetesi, 12 Mart 2006 tarihinde, "Hürriyet Şemdinli dosyasındaki gizli telefon kayıtlarını açıklıyor" başlıklı bir makale yayımlamıştır. Bu makalede kimliği belirtilmeyen bir kadın tarafından yapılan, 5 Ağustos 2005 tarihli saldırıyla ilgili olarak başvuranı suçlayan bir ihbarın dökümü yer almıştır. Başvuranın fotoğrafı da şu yazıyla yayımlanmıştır: "Jandarmaya yapılan ihbara rağmen Seferi yılmaz hakkında hiçbir şey yapılmamıştır". İhbarın güvenilirliğine ilişkin olarak herhangi bir şey saklı tutulmamış veya korumaya alınmamıştır. İhbarın içerdiği olaylar, gerçek gibi veya en azından başvuran hakkında bir soruşturma başlatılmasını gerektiriyormuş gibi sunulmuştur. Yayımın, o ana kadar ilgilinin yukarıda belirtilen saldırıyla hiçbir bağının bulunmamasına rağmen, şüphesiz ortalama okuyucunun, başvuranın bu saldırıya karışmış gibi göründüğü kanaatine varması yönünde etkisi olmuştur.

Aynı gazete, 30 Mart 2006 tarihinde, "Sürpriz cep kayıtları" başlıklı bir makale "Şemdinli’de 9 Kasım’da [2005] Seferi Yılmaz’a ait kitabevine yapılan bombalı saldırının ardından ilçede yaşanan olaylara ışık tutan telefon konuşmalarının kayıtları, Ağır Ceza Mahkemesi’ne verildi" alt başlığıyla yayımlamıştır. Söz konusu makale, başvuran ile kod adı S. olan ve terörist olarak tanıtılan A.K. arasında geçen iki görüşmenin dökümüyle devam etmiştir. Bu görüşmeler, Almanya’dan gelen bir paketin teslimatıyla ilgilidir. Gazete, ayrıca jandarma komutanlığının A.K.’ya ait olan telefon hattının dinlenmesine dayanan ve özellikle başvuranla yukarıda belirtilen görüşmelerin dökümünün yer aldığı bir bilgi notunu da yayımlamıştır. Bu nota göre, başvuranın da aralarında bulunduğu bazı kişilerin PKK ile bağlantıları bulunmaktadır. Tüm bu bilgiler, tereddüt edilmeksizin veya saklı tutulmaksızın yeniden yayımlanmıştır. Bana göre, başvuranın bir saldırıya, hatta kendi kitabevine karşı düzenlenen saldırıya karışmış gibi görünmesinin etkisi iki artmıştır.

  1. Başvuran, Hürriyet gazetesine karşı açtığı iki hukuk davasında da, makalelerin, şüpheli belgelere dayanarak, kendisini, yukarıda belirtilen saldırılara karışmış gibi göstermesine dikkat çekmiş olsa da, ulusal mahkemeler aslında makalelerin olgusal dayanağının polisler tarafından düzenlenen ve ceza soruşturması dosyalarına eklenen belgelere dayandığı ve bu makalelerin kamu menfaati içeren konularla ilgili olduğu kanaatine varmakla yetinmişlerdir.

Bana göre, bu türden bir gerekçe, onurunun ve itibarının zarar gördüğünden şikâyet eden bir kişiye gerçek bir koruma sağlanması için yeterli gibi görünmemektedir. Belgelerin, başka kişiler hakkında açılan ceza soruşturmaları kapsamında polisler tarafından düzenlenmiş olması, bana göre, bir gazetenin hiçbir şeyi saklı tutmaksızın belgelere dayanabileceğini belirtmeye izin vermez. Her halükarda, anonim ihbarlara veya ilk bakışta zararsız konularla ilgili konuşmalara dayanan belgeler söz konusu olduğunda dikkatli olunmalıdır.

İlgili kişinin terör eylemleri kadar önemli olaylara karıştığı izlenimini yaratacak Nitelikte bilgileri, bu bilgilerin doğruluğu konusunda herhangi bir tereddüt göstermeksizin yayımlayan bir gazetenin gazetecilik etiğine saygısıyla ilgili şüphelerim var.

Bana göre, yetkili makamlar tarafından yapılan değerlendirmelerde bu yöne hak ettiği şekilde ağırlık verilmemiştir. Bu sebeple, bu iki makaleyle de ilgili olarak, Devletin başvuranın özel hayatının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediği kanaatindeyim.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim