CASE OF KUNSHUGAROV v. TÜRKİYE - [Informal Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Foreign Affairs
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
İKİNCİ BÖLÜM
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 60811/15 ve 54512/17)
KARAR
Mad. 13 (+ Mad 2) • İade işlemlerinin sonuçlanmasından önce başvuranın sınır dışı
edilmesini önleyen ve kendi liğinden askıya alma etkisine sahip etkili hukuk yolu •
Başvuranın, Kazakistan'a iade edilmesi halinde ölüm cezasına çarptırılma riskiyle karşı
karşıya kalacağı yönündeki iddialarının makul ölçüde değerlendirilmesi • Kazakistan
tarafından yeterli güvencelerin sağlandığına dair taahhütler
Mad. 3 • İade • Yerel makamların, Kazakistan'a zorla geri gönderilmesinden önce gerçek bir
kötü muamele riskiyle karşı karşıya olduğuna dair başvuranın iddialarını yeterince
incelememesi • Kazakistan'ın verdiği güvencelerin yetersizliği
Mad. 3 (esas) • Aşağılayıcı muamele • Başvuranın Geri Gönderme Merkezinde tutulmasına
ilişkin maddi koşulların yetersizliğine ek olarak, gözaltı süresinin ne zaman sona ereceğine
ilişkin belirsizliğin yol açtığı olası kaygı
Mad. 5 § 1 • Başvuranın, kendisine karşı yürütülen ilk sınır dışı işlemleri sırasında hukuka
uygun olarak idari tutukluluk hali
Mad. 5 § 4 • Anayasa Mahkemesi'nin başvuranın tutukluluğunun hukuka uygunluğuna ilişkin
incelemeyi hızlı ve etkili bir şekilde yapmaması
Yazı İşleri tarafından hazırlanmıştır. Mahkeme açısından bağlayıcı değildir.
STRAZBURG
14 Ocak 2025
Bu karar, Sözleşme'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar altında
kesinleşecektir. Şekli düzenlemelere tabi olabilir.
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
Kunshugarov / Türkiye davasında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), aşağıdaki üyelerden
oluşan bir Daire olarak toplanmıştır:
Arnfinn Bårdsen, Başkan,
Saadet Yüksel,
Pauliine Koskelo,
Jovan Ilievski,
Davor Derenčinović,
Gediminas Sagatys,
Stéphane Pisani, yargıçlar, ve
Hasan Bakırcı, Bölüm Yazmanı,
Kazakistan vatandaşı Yeldos Kunshugarov (“başvuran”) tarafından İnsan
Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin
(“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine ekli
tabloda belirtilen muhtelif tarihlerde Mahkeme'ye yapılan (60811/15 ve
54512/17 sayılı) başvuruları; Sözleşme'nin 2., 3. ve 5. maddesinin 1, 2, 4, 5.
fıkraları ile 2. ve 3. maddeleriyle birlikte 13. maddesine ilişkin şikâyetlerin
Türk Hükümeti'ne (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvuruların geri kalanının
kabul edilemez ilan edilmesine karar verdiğini; tarafların görüşlerini göz
önünde bulundurarak;
10 Aralık 2024 tarihinde özel olarak görüştükten sonra,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı sunar:
GİRİŞ
1. Başvuran Kazakistan vatandaşıdır. Başvurular esas olarak (i)
başvuranın ölüm veya kötü muamele riskiyle karşı karşıya kalacağını iddia
ettiği Kazakistan'a gönderilme (“sınır dışı edilme” ve “iade edilme”)
tehdidiyle, (ii) idari ve adli makamların orada maruz kalacağı risklere ilişkin
yeterli bir inceleme yapmadığı iddiasıyla, (iii) sınır dışı işlemleri sürecinde
Kumkapı Yabancı Geri Gönderme Merkezi'ndeki (“Kumkapı Geri
Gönderme Merkezi”) tutukluğunun hukuka aykırılığı ve kötü koşullarına
dair iddia (iv) ve sınır dışı edilmesine dek tutukluluğuna ilişkin itirazlarının
yerel mahkemeler tarafından yeterince değerlendirilmediği iddiasıyla
ilgilidir.
2. Başvuran, Sözleşme'nin 2, 3, 5 ve 13. maddelerine dayanarak
başvuruda bulunmaktadır.
OLGULAR
I.
DAVANIN KOŞULLARI
1
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
3. Başvuran 1988 doğumlu bir Kazakistan vatandaşıdır. Başvuruların
yapıldığı tarihte Türkiye'de tutuklu bulunmaktaydı. Dava dosyasındaki son
bilgilere göre, şu anda Kazakistan'ın Akmola kentindeki Stepnogorsk
Cezaevinde (тюрьма ЕЦ-166/18) hapis cezasına devam etmektedir.
4. Başvuran, İstanbul'da avukatlık yapan A. Yılmaz tarafından temsil
edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), Temsilcisi tarafından temsil
edilmiştir.
5. 9 Aralık 2015 tarihinde, başvuranın temsilcisi, Mahkeme İç
Tüzüğü'nün 39. maddesi uyarınca, Mahkeme'den, ihtiyati tedbir olarak,
başvuranın Kazakistan'a iade edilme tehdidinin askıya alınmasını ve insanlık
dışı ve aşağılayıcı muameleye varan tutukluluk koşullarına maruz kaldığı
iddia edilen Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nden tahliyesini talep eden bir
başvuru sunmuştur.
6. 10 Aralık 2015 tarihinde, nöbetçi hâkim, başvuranın talebini
reddetmeye karar vermiş ve başvurana, Türkiye'den sınır dışı edilmesine
ilişkin yargı süreci yerel mahkemeler nezdinde devam ettiği için talebinin
erken olduğunu bildirmiştir. Başvuranın Mahkeme'ye sunduğu talep
60811/15 başvuru numarasıyla kaydedilmiştir.
7. 28 Temmuz 2017 tarihinde, başvuranın temsilcisi, Mahkeme'nin
yukarıda belirtilen ihtiyati tedbiri alması için tekrar talepte bulunmuştur.
8. 31 Temmuz 2017 tarihinde, başvuranın İç Tüzüğün 39. maddesi talebi
bir kez daha reddedilmiştir. Bu talep 54512/17 başvuru numarasıyla
kaydedilmiştir.
9. 20 Nisan 2018 tarihinde, her iki başvuruda da Sözleşme'nin 2. ve 3.
maddeleri, 5. maddenin 1, 2, 4 ve 5. fıkraları ve 13. maddesi kapsamında dile
getirilen şikâyetler Hükümet'e bildirilmiş; başvuruların geri kalanı, Mahkeme
İç Tüzüğü'nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez ilan
edilmiştir. Aynı gün, Bölüm Başkanı, Mahkeme İç Tüzüğü'nün 41. maddesi
uyarınca, bu başvurulara öncelik tanınmasına da karar vermiştir.
10. 11 Temmuz 2019 tarihinde Bölüm Başkanı Mahkeme İç Tüzüğü'nün
41. maddesinin uygulanmasına son verilmesine karar vermiştir.
11. Davanın olguları aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
A. Başvuranın Türkiye'ye gelişi ve iade işlemleri
12. Başvuranın sunduğu bilgilere göre, başvuran 2009 yılında
Kazakistan'dan ayrılmış ve 2011 yılında Türkiye'ye giriş yapmıştır. Başvuran
4 Kasım 2011 tarihinde İstanbul Valiliği'ne ve belirtilmeyen bir tarihte
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne (BMMYK) sığınma
başvurusunda bulunmuştur. Başvuranın sığınma başvurusu 28 Kasım 2011
tarihinde yerel makamlar tarafından reddedilmiştir. Başvuran, 24 Nisan 2015
tarihinde, bu karara karşı Ankara İdare Mahkemesi'ne itirazda bulunmuş ve
2
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
Mahkeme itirazı reddetmiştir. Daha sonra Danıştay’a yapılan itiraz da
reddedilmiştir.
13. 2012 yılında, Kazak makamları tarafından Interpol aracılığıyla
çıkarılan bir Kırmızı Bültene dayanılarak başvuran hakkında iade işlemleri
başlatılmıştır. Başvuran, iddiaya göre, Kazakistan'ın batı bölgesinde terör
saldırıları gerçekleştiren bir terör örgütü olan İslami Cihat Birliği'nin bir üyesi
olarak Kazakistan'da gerçekleştirdiği paralı askerlik faaliyetleri ve terörle
ilgili suçlar nedeniyle aranmaktaydı.
14. Kartal 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Nisan 2012 tarihli bir kararla,
Kazak makamları tarafından yapılan iade talebini, başvuranın iadesinin talep
edildiği eylemlerin Kazakistan iç hukuku uyarınca ölüm cezasıyla
cezalandırılabileceği gerekçesiyle reddetmiştir.
15. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan temyiz başvurusunun
ardından, 27 Şubat 2013 tarihinde Yargıtay, Ağır Ceza Mahkemesi'nin 12
Nisan 2012 tarihli kararını, Türkiye ile Kazakistan arasındaki suçluların
karşılıklı iadesi anlaşmasının hükümlerinin gerekli şekilde dikkate alınmadığı
gerekçesiyle bozmuştur. Yargıtay, davanın ilk derece mahkemesi tarafından
yeniden incelenmesine hükmetmiştir.
16. Akabinde, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi 18 Nisan 2013 ve 29
Eylül 2016 tarihleri arasında başvuranın iadesine ilişkin yukarıda bahsi geçen
taleple ilgili bir dizi duruşma gerçekleştirmiştir. Dava dosyasında yer alan
bilgilere göre, 11 Kasım 2015 tarihinde yapılan duruşmada başvuran,
Kazakistan'a iade edilmesi halinde ölüm cezasına çarptırılma veya kötü
muameleye maruz kalmaya yönelik gerçek bir riskle karşı karşıya kalacağını
ileri sürmüştür. Herhangi bir terör örgütüyle bağlantısı olduğunu hiçbir
zaman kabul etmemiş olmasına rağmen, kendisine isnat edilen suçların
ölümle cezalandırılabileceğini öne sürmüştür. Ayrıca, iade edilmesine izin
verilemeyeceğini çünkü sığınma başvurusunun hâlâ beklemede olduğunu
ileri sürmüştür. Aynı gün, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Adalet
Bakanlığı'ndan, başvuranın iade edilmesi halinde, (i) söz konusu tarihte
yürürlükte olan ilgili Kazak ceza kanunu çerçevesinde ölüm cezasına
çarptırılmayacağına ve (ii) ölüm cezasına çarptırılsa bile bu cezanın infaz
edilmeyeceğine dair Kazakistan Hükümeti'nden yeterli güvencenin
alınmasını talep etmiştir. Ayrıca, başvuranın savunma haklarına cezai
kovuşturma boyunca gereken şekilde riayet edileceğine ve kendisine
Kazakistan'da ek savunma sunma fırsatı verileceğine dair güvenceler talep
etmiştir.
17. Bu talebe ek olarak Adalet Bakanlığı, 17 Kasım 2015 tarihinde
Kazakistan Başsavcılığı'ndan alınan güvenceleri İstanbul 1. Ağır Ceza
Mahkemesi'ne iletmiştir. Bu güvenceler, başvuranın işkenceye veya insanlık
dışı ve aşağılayıcı muameleye maruz kalmayacağına ve 16 Aralık 1966 tarihli
Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi
3
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
tarafından sağlanan tüm prosedürel güvencelerden yararlanacağına dair
teminatlar içeriyordu. Ayrıca, başvuranın suçlandığı cezai suçlar için ölüm
cezasının uygulanabilir olmadığını ve bu nedenle başvuranın ölüm cezasına
çarptırılamayacağını belirtmişlerdir. Kazakistan makamları ayrıca
başvuranın adil bir şekilde yargılanmasını sağlamayı taahhüt etmişlerdir. Son
olarak, başvuranın siyasi bir suçtan yargılanmayacağı veya ırk, din, milliyet
veya siyasi görüşleri nedeniyle herhangi bir ayrımcılığa maruz kalmayacağı
konusunda güvence vermişlerdir.
18. 18 Ocak 2016 tarihinde Kazakistan Başsavcılığı, başvuranla ilgili
olarak ilave güvenceler sunmuştur. Mektupta, özellikle, yukarıda bahsedilen
paralı askerlik faaliyetleriyle ilgili olarak başvuran aleyhindeki suçlamaların
düşürüldüğü ve başvurana isnat edilen suçların -yani terörizmle ilgili
faaliyetlerin- ölüm cezasıyla değil hapis cezasıyla cezalandırılabileceği
belirtilmiştir. Ayrıca, 17 Aralık 2003 tarihli bir cumhurbaşkanlığı
kararnamesiyle getirilen infaz moratoryumunun, ölüm cezası tamamen
kaldırılıncaya kadar yürürlükte kalacağını vurgulamış ve daha önce verilen
güvenceleri yinelemiştir (bkz. yukarıda paragraf 17). Son olarak, başvuranın
iadesi durumunda, Türk makamlarının, başvuranın tutukluluk koşullarını
gözlemlemek ve Kazakistan'ın uluslararası insan hakları standartlarına
uygunluğunu doğrulamak amacıyla, başvuranın tutulduğu tesise sınırsız
erişiminin sağlanacağını garanti etmişlerdir.
19. Bir dizi kovuşturmanın ardından, 29 Eylül 2016 tarihinde İstanbul 1.
Ağır Ceza Mahkemesi iade talebinin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir
(iade talebinin kabul edilebilir olması kararı). Mahkeme, Kazak makamları
tarafından sağlanan güvencelerin yeterli olduğunu belirtmiş ve ayrıca
Kazakistan'da on yıldan uzun süredir yürürlükte olan, ölüm cezasına ilişkin
moratoryuma atıfta bulunmuştur. Ayrıca, başvuranın sığınma başvurusunun
yetkili yerel makamlar tarafından reddedildiğini belirtmiştir.
20. Başvuran, Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunarak, Kazak
makamları tarafından sağlanan diplomatik güvencelerin çok geniş, muğlak
olması ve başvuranın davasının özelliklerine uymaması nedeniyle yeterli
sayılamayacağını ve başvuranın Kazakistan'da kötü muamele görmeyeceğine
dair özel bir güvence verilmediğini ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, sığınma
başvurusunun reddine ilişkin itirazının değerlendirilmesi idari mahkemeler
nezdinde halen devam ederken iadesine izin verilmemesi gerektiğini
yinelemiştir.
21. Yargıtay, 27 Şubat 2017 tarihli bir kararla, iade talebinin kabul
edilebilir olduğuna dair kararın ilgili kanun ve usule uygun olduğunu
belirterek 29 Eylül 2016 tarihli kararı onamıştır.
22. Bu arada, 2 Aralık 2016 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi,
Ceza İşlerinde Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu'nun (Kanun no. 6706)
16(1). maddesi ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (Kanun no. 5271) 100.
4
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
maddesi uyarınca başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Mahkeme,
kararını destekleyici olarak, başvurana isnat edilen suçun niteliğine ve
başvuranın kaçma riskine atıfta bulunmuştur. Ancak, aynı gün, başvuran,
aleyhinde devam eden ayrı bir ceza davası ile ilgili olarak zaten yakalanmış
ve tutuklanmıştır (bkz. aşağıdaki 45-46. paragraflar).
23. Başvuran, 6 Aralık 2016 ile 26 Ocak 2018 tarihleri arasında birçok
kez tutukluluğunun sona erdirilmesini talep etmiştir. İstanbul Ağır Ceza
Mahkemesi bu taleplerin tamamını reddetmiştir.
24. Başvuran 14 Temmuz 2017 tarihinde Anayasa Mahkemesi'ne bireysel
başvuruda bulunarak iade işlemlerinin ihtiyati tedbir olarak durdurulmasını
talep etmiştir. Başvuran, temel olarak yerel mahkemeler önünde ileri sürdüğü
argümanları tekrar etmiştir (bkz. yukarıdaki 16. ve 20. paragraflar). Bu
bağlamda, ölüm cezasının infazına ilişkin moratoryumun yalnızca bir
politikadan ibaret olduğunu ve kendisine yönelik ölüm cezasının infazına
ilişkin yeterli bir koruma oluşturduğunun kabul edilemeyeceğini ileri
sürmüştür. Ayrıca, Kazakistan'da yaygın olan işkence ve diğer zalimane,
insanlık dışı veya aşağılayıcı muamelelere maruz kalmayacağına dair özel bir
güvence verilmemiş olması konusunda şikâyette bulunmuştur. Ayrıca,
Kazakistan Başsavcılığı'nın -kovuşturma makamı olarak- bu tür güvenceler
sağlayabilecek bir konumda sayılamayacağını ifade etmiştir. Bu
mağduriyetlerle ilgili olarak, yerel mahkemeler önünde takip edilebilecek
etkili bir hukuk yolu bulunmadığını ileri sürmüştür. Son olarak, başvuran,
iade edilmesine dek tutukluluğunun keyfi olduğunu ve tutukluluğunun
hukuka uygunluğuna ilişkin yeterli bir adli inceleme yapılmadığını ileri
sürmüştür.
25. 18 Temmuz 2017 tarihinde Anayasa Mahkemesi, başvuranın ihtiyati
tedbir talebini, ileri sürdüğü riskleri kanıtlayamadığı gerekçesiyle
reddetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, iade işlemleri sırasında, Kazak
makamları tarafından başvuranın ölüm cezasına çarptırılmayacağı veya
işkence veya kötü muameleye maruz kalmayacağı, adil yargılanacağı
(ayrımcılık yapılmaksızın) ve Türk makamlarının yargılamanın her
aşamasında başvuranın duruşmasını izlemesine izin verileceğine dair
sağlanan gerekli güvenceleri incelediğini belirtmiştir.
26. 1 Şubat 2018 tarihinde İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın
tahliyesine karar vermiştir. Ancak, yukarıda belirtilen cezai kovuşturmalar
devam ederken başvuranın tutukluluğu devam etmiştir (bkz. aşağıdaki 46.
paragraf).
27. Anayasa Mahkemesi, 29 Aralık 2021 tarihli bir kararla, başvuranın
bireysel başvurusunu kanunda öngörülen otuz günlük süre içinde
yapmadığını saptayarak kovuşturmayı sona erdirmiştir. Başvuranın
Kazakistan'a iade edilmesi halinde ölüm cezasına ve kötü muameleye maruz
kalacağı iddiasıyla ilgili olarak, başvuranın avukatının Ulusal Yargı Ağı'nda
5
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararının kesinleştiğine dair şerhe (kesinleşme
şerhi) eriştiğini kaydetmiştir. Ancak, bireysel başvuru 14 Temmuz 2017
tarihinde, yani otuz günlük sürenin dolmasından çok sonra yapılmıştır.
Başvuranın tutukluluğunun, iddiaya göre hukuka aykırı olduğuna ilişkin
şikâyetlerine dair ise, Anayasa Mahkemesi başvuranın tutukluluğunun
devamına hükmeden nihai kararın 9 Aralık 2016 tarihinde, yani bireysel
başvurunun yapılmasından yaklaşık sekiz ay önce verilmiş olmasından yola
çıkarak, bu şikâyetlerin de süre sınırı dışında yapıldığına kanaat getirmiştir.
Ancak, Anayasa Mahkemesi kararını açıklamadan önce, başvuran, 16 Ekim
2018 tarihinde Kazakistan Cumhuriyeti'ne iade edilmiştir (bkz. aşağıdaki 56.
paragraf).
B. İlk sınır dışı etme işlemleri ve başvuranın sınır dışı edilinceye
kadar tutukluluk hali
28. 2 Kasım 2015 tarihinde, Irak ve Şam İslam Devleti’ni (“DEAŞ” veya
“IŞİD” olarak da bilinir) hedef alan bir güvenlik operasyonu sırasında, sahte
pasaport bulundurduğu gerekçesiyle başvuran polis tarafından yakalanmıştır.
Başvuran, 4 Kasım 2015 tarihinde İstanbul'daki Kumkapı Geri Gönderme
Merkezi'ne (“Kumkapı Geri Gönderme Merkezi”) nakledilmiştir. Aynı gün,
İstanbul Valiliği, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun
54(1)(c) ve (d). maddeleri uyarınca, sahte belge kullandığı ve kamu düzenine
tehdit oluşturduğu gerekçesiyle başvuranın sınır dışı edilmesine karar
vermiştir. Ayrıca sınır dışı edilinceye dek idari tutukluluk kararı vermiştir.
29. 5 Kasım 2015 tarihinde başvuran, sınır dışı edilmesine ilişkin kararın
iptali için İstanbul İdare Mahkemesi'nde dava açmıştır. Kazakistan'a sınır dışı
edilmesinin kendisini gerçek bir ölüm veya kötü muamele riskine maruz
bırakacağını ileri sürmüştür. 17 Kasım 2015 tarihinde yeni bir sığınma
başvurusunda bulunmuştur. Bu dilekçenin İstanbul Valiliği'ne resmi olarak
kaydedildiği tespit edilmiş olmakla birlikte, dava dosyasında söz konusu
ikinci sığınma başvurusunun sonucuna ilişkin herhangi bir bilgi
bulunmamaktadır (ilk sığınma başvurusuna ilişkin olarak, bkz. yukarıdaki 12.
paragraf).
30. Başvuran 10 Kasım 2015 tarihinde İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi'ne
başvurarak Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde tutulmasının hukuka
uygunluğuna itiraz etmiş ve tahliyesini talep etmiştir. İstanbul Sulh Ceza
Mahkemesi 26 Kasım 2015 tarihli bir kararla, başvuranın sahte kimlik
belgeleri bulundurmaktan tutuklandığını ve İslamcı militan bir örgüte üye
olduğundan şüphelenildiğini belirterek başvuruyu reddetmiştir. Mahkemeye
göre, başvuranın sınır dışı edilinceye kadar tutuklu kalması hukuka uygundur.
31. 19 Kasım 2015 tarihinde başvuran, Kumkapı Geri Gönderme
Merkezi'nden Erzurum'daki Aşkale Yabancılar Geri Gönderme Merkezi'ne
6
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
nakledilmiş ve 31 Aralık 2015 tarihine kadar burada kalmıştır. Söz konusu
tarihte Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'ne geri gönderilmiştir.
32. Başvuran, 11 Ocak ve 10 Şubat 2016 tarihlerinde, İstanbul Sulh Ceza
Mahkemesi'ne, tutukluluğunun hukuka uygunluğuna itiraz eden iki tahliye
başvurusunda daha bulunmuştur. 29 Şubat 2016 tarihinde, idari
tutukluluğunun hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle talepleri
reddedilmiştir.
33. 25 Şubat 2016 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesi, sınır dışı kararının
iptali için başvuranın yaptığı başvuruyu reddetmiştir. Başvuranın başlangıçta
bir güvenlik operasyonu sırasında gözaltına alındığını ve sahte pasaport
taşıdığının tespit edildiğini kaydeden mahkeme, başvuranın kamu düzeni için
ciddi bir tehdit oluşturduğuna kanaat getirmiştir.
Ayrıca, başvuranın, 28 Temmuz 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi'nin 33.
maddesinin 2. fıkrasında öngörülen istisna kapsamında geri göndermeme
ilkesinden yararlanamayacağına, zira başvuranın kamu güvenliği için tehlike
oluşturduğuna dair makul gerekçeler bulunduğuna hükmetmiştir. Buna göre,
mahkeme, başvuranın Türkiye'den sınır dışı edilmesine ilişkin idari kararın
hukuka uygun olduğu sonucuna varmıştır.
34. Başvuran, 18 Mart 2016 tarihinde, halen idari tutukluluk hali devam
ederken, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunmuş ve sınır dışı
edilme işlemlerinin durdurulmasını talep etmiştir. Başvuran, ulusal
makamların (İstanbul İdare Mahkemesi de dâhil olmak üzere), Kazakistan'a
gönderilmesi halinde gerçek bir ölüm, işkence veya kötü muamele riskine
maruz kalacağı yönündeki iddialarına ilişkin yeterli bir inceleme yapma
yükümlülüklerini yerine getirmediklerinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran
ayrıca, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'ndeki tutukluluk koşullarından da
şikâyetçi olmuştur. Bu bağlamda, merkezin aşırı derecede kalabalık olduğunu
ve bunun da bit ve tahtakurusu istilası da dahil olmak üzere hijyenle ilgili
sorunlara yol açtığını ileri sürmüştür. Ayrıca, günün her saatinde sürekli ışığa,
tütün dumanına ve yatakhanedeki CCTV kameraları tarafından gözetlenmeye
maruz kaldığını ve bunun da uykusunu ciddi şekilde bozduğunu ileri
sürmüştür. Açık havada egzersiz yapmak için düzenli bir imkân
bulunmadığını ve tutukluluğu boyunca hiçbir zaman açık havada egzersiz
yapmasına veya herhangi bir rekreatif faaliyete katılmasına izin verilmediğini
belirtmiştir. Son olarak, tutukluluğunun keyfi olduğundan ve tutukluluğunun
hukuka uygunluğuna itiraz etme fırsatı bulamadığından şikayetçi olmuştur.
Tutukluluğunun
nedenleri
hakkında
usulüne
uygun
olarak
bilgilendirilmediğini ve sınır dışı edilme sürecindeki tutukluluğunun etkili bir
adli incelemeye tabi tutulmasını veya özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal
edildiği iddialarına ilişkin herhangi bir tazminin yapılmasını sağlayamadığını
belirtmiştir.
7
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
35. Aynı gün, Anayasa Mahkemesi, başvuranın Kazakistan'a geri
gönderilmesi halinde ciddi bir ölüm veya kötü muamele riskiyle karşı karşıya
kalıp kalmayacağının değerlendirilmesi için daha fazla bilgi ve belgeye
ihtiyaç duyulduğunu ve sınır dışı kararının uygulanmasının yaşamına veya
bütünlüğüne telafisi mümkün olmayan bir zarar verebileceğini belirterek,
başvuranın yukarıda belirtilen ihtiyati tedbir talebini kabul etmiştir. Sınır dışı
etme işlemlerini bir sonraki bildirime kadar askıya almıştır.
36. 12 Temmuz 2016 tarihinde başvuran Kumkapı Geri Gönderme
Merkezi'nden İzmir Işıkkent Yabancılar Geri Gönderme Merkezi'ne
(“Işıkkent Geri Gönderme Merkezi”) nakledilmiştir. Bir hafta sonra, 19
Temmuz 2016 tarihinde, İzmir Harmandalı Yabancılar Geri Gönderme
Merkezi'ne (“Harmandalı Geri Gönderme Merkezi”) nakledilmiştir.
29 Eylül ve 18 Ekim 2016 tarihlerinde İzmir Sulh Ceza Mahkemesi'ne
başvurarak devam eden tutukluluğunun hukuka aykırılığından şikâyetçi
olmuştur. Anayasa Mahkemesi tarafından belirtilen geçici tedbirin (bkz.
yukarıdaki 35. paragraf) ardından sınır dışı edilmesine ilişkin gerçekçi bir
ihtimal bulunmadığından tutukluluğunun yasal olmadığını iddia etmiştir.
Ayrıca, tutukluluk süresinin izlenen amaç için makul olarak gerekli olan
süreyi aştığını ileri sürmüştür. Talepleri, İzmir Sulh Ceza Mahkemesi
tarafından, esas olarak başvuran hakkında geçerli bir sınır dışı etme emri
çıkarılmış olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.
37. Başvuran, iç hukuk uyarınca sınır dışı edilinceye kadar gözaltında
tutulabileceği yasal azami sürenin sona ermesinin ardından 4 Kasım 2016
tarihinde serbest bırakılmıştır.
38. 30 Kasım 2016 tarihinde Anayasa Mahkemesi'ne ikinci bir bireysel
başvuruda bulunan başvuran, bu kez Işıkkent ve Harmandalı Geri Gönderme
Merkezlerinde tutulmasının hukuka aykırı olduğu ve koşullarının yetersiz
olduğu iddialarından şikâyetçi olmuştur.
39. Başvuranın ilk bireysel başvurusuyla ilgili olarak (bkz. yukarıdaki 34.
paragraf), 17 Nisan 2019 tarihinde - bu tarihte başvuran Kazakistan'a çoktan
iade edilmişti - Anayasa Mahkemesi, başvuranın kendi ülkesine gönderilmesi
halinde gerçek bir ölüm veya kötü muamele riskine maruz kalacağı iddiasına
ilişkin olarak ulusal makamların yeterli bir değerlendirme yapmaması
nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesi (işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı
muamele veya ceza yasağı) kapsamındaki hakkının ihlal edildiğine kanaat
1
getirmiştir. Ayrıca, başvurana 1,000 Türk Lirası manevi tazminat
ödenmesine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, B.T. (no. 2014/15769, 30
Kasım 2017) kararına atıfta bulunarak, başvuranın tutukluluk koşullarına
ilişkin şikâyetleri ve iddialarını dile getirebileceği ve tutukluluğunun hukuka
1 Bu tutar söz konusu zamanda yaklaşık 155 Euro'ya denk gelmektedir.
8
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
aykırılığından şikâyet edebileceği etkili bir hukuk yolunun bulunmadığı
iddiası ile ilgili olarak teorik açıdan etkili bir hukuk yolu sağlayabilecek olan
idare mahkemelerinde tam yargı davası açmamış olması nedeniyle
şikâyetlerinin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
40. Anayasa Mahkemesi'nin ihlal tespitinin ardından, başvuranın
Türkiye'den sınır dışı edilme tehdidine ilişkin adli işlemler yeniden
başlatılmıştır. 18 Temmuz 2019 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesi,
yetkililerin, başvuranın gideceği ülkede ölüm veya kötü muameleye maruz
kalma konusunda gerçek bir riskle karşılaşıp karşılaşmayacağını belirlemek
için uygun bir değerlendirme yapmadıkları gerekçesiyle 4 Kasım 2015 tarihli
sınır dışı kararını iptal etmiştir.
41. Başvuranın ikinci bireysel başvurusuna ilişkin olarak (bkz. yukarıdaki
38. paragraf), Anayasa Mahkemesi 24 Nisan 2019 tarihinde, B.T. kararı
doğrultusunda, bu şikâyetleri (Işıkkent ve Harmandalı Geri Gönderme
Merkezleri'nde tutulmasının iddia edilen hukuka aykırılığı ve yetersiz
koşullarına ilişkin şikâyetleri), iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez ilan eden bir özet karar vermiş, bu kararda, B.T. kararından
önce bu mahkemeye yapılan başvurularla ilgili olarak, tam yargı davası
açmak için zaman sınırı kurallarının esnek bir şekilde uygulanması gerektiği
belirtilmiştir (bkz. aşağıdaki 63. paragraf).
42. Akabinde başvuran, 4 Kasım 2016 tarihinde sona eren Işıkkent Geri
Gönderme Merkezi'ndeki idari gözetiminin hukuka aykırı olduğu iddiası ve
maddi koşulları ile ilgili olarak tam yargı davası açmak üzere İzmir İdare
Mahkemesi'nde dava açmıştır. Mahkeme, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
("2577 sayılı Kanun") 7. maddesine dayanarak davayı süre aşımı nedeniyle
reddetmiştir. Mahkeme, başvuranın Işıkkent Geri Gönderme Merkezi'nden 4
Kasım 2016 tarihinde tahliye edildiğini, oysa tazminat talebiyle mevcut
davayı ancak 9 Temmuz 2019 tarihinde- yürürlükteki mevzuatta öngörülen
altmış günlük sürenin dolmasından çok sonra- açtığına karar vermiştir.
Dolayısıyla, başvuranın iddialarının esasını incelememiştir.
43. Başvuran, Anayasa Mahkemesi'nin B.T. davasında verdiği karar
uyarınca, tam yargı davası açma süresinin, başvuranın idari tutukluluğunun
sona ermesinden itibaren değil, Anayasa Mahkemesi'nin kabul edilemezlik
kararının verildiği tarihten itibaren hesaplanması gerektiğini ileri sürerek bu
karara itiraz etmiştir.
44. Başvuranın itirazı, İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nin nihai kararıyla 7
Temmuz 2020 tarihinde reddedilmiştir.
C. Başvurana karşı yürütülen cezai işlemler
45. Başvuran, 4 Kasım 2016 tarihinde Işıkkent Geri Gönderme
Merkezi'nden serbest bırakılmış, ancak aynı gün IŞİD üyesi olduğu iddiasıyla
9
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
hakkında açılan ceza davasıyla bağlantılı olarak polis tarafından gözaltına
alınmıştır.
46. 15 Kasım 2016 tarihinde İzmir Sulh Ceza Mahkemesi başvuranın
tutuklu yargılanmasına karar vermiş ve başvuran İzmir F Tipi Cezaevine
gönderilmiştir.
47. 27 Şubat 2018 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın
tahliyesine karar vermiş, ancak ülkeyi terk etmesini yasaklamıştır.
48. 17 Nisan 2018 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran
hakkında gıyabi tutuklama kararı vermiştir. Dava dosyasından, söz konusu
tarihte, başvuranın ikinci bir sınır dışı etme işlemiyle bağlantılı olarak zaten
idari gözetim altında tutulduğu anlaşılmaktadır (bkz. aşağıdaki 50. paragraf).
49. 10 Ekim 2019 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, ceza
mahkûmiyeti için yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle başvuranın
aleyhindeki suçlamalardan beraatine karar vermiştir.
D. İkinci sınır dışı işlemleri ve başvuranın gözaltında tutulması
50. 10 Nisan 2018 tarihinde başvuran bir kez daha gözaltına alınmıştır. 11
Nisan 2018 tarihinde İzmir Valiliği, 6458 sayılı Kanun'un 54(1)(b) ve (d)
maddeleri uyarınca, terör örgütleriyle bağlantılı olduğu iddiası ve varlığının
kamu düzeni için tehdit oluşturduğu gerekçesiyle başvuranın sınır dışı
edilmesi için bir karar daha çıkarmıştır. Aynı gün, başvuran Harmandalı Geri
Gönderme Merkezi'nde idari gözetim altına alınmıştır.
51. Başvuran iki kez İzmir Sulh Ceza Mahkemesi'ne idari tutukluluğuna
karşı itirazda bulunmuş ve mahkemenin serbest bırakılmasına karar
vermesini talep etmiştir. Bu taleplerin her ikisi de reddedilmiştir.
52. Başvuran, sınır dışı kararının iptali için 13 Nisan 2018 tarihinde İzmir
İdare Mahkemesi'nde dava açmıştır. Başvuran, Anayasa Mahkemesi
tarafından 18 Mart 2016 tarihinde kendisine karşı yürütülen ilk sınır dışı
işlemleri kapsamında belirtilen geçici tedbirin yürürlükte kaldığını (bkz.
yukarıdaki 35. paragraf) ve bunun sınır dışı edilmesine engel teşkil ettiğini
ileri sürmüştür. Ayrıca, o tarihte belirli gerekçelerle verilen sınır dışı
kararlarına karşı temyiz başvurusunda bulunmanın otomatik olarak erteleyici
etkisi bulunmadığından, mahkemeden, sınır dışı kararının yürütmesinin
durdurulmasına yönelik bir karar verilmesini talep etmiştir. İzmir İdare
Mahkemesi, başvuranın yürütmeyi durdurma talebini önce kabul etmiş ancak
daha sonra bu kararı iptal etmiştir. Nihayetinde, 3 Temmuz 2018 tarihinde,
başvuranın terör örgütleriyle bağlantılı olduğundan şüphelenilmesinin ve
sahte kimlik kullanmasının sınır dışı edilmesi için yeterli yasal dayanak
oluşturduğuna karar vererek başvuranın davasını reddetmiştir. Başvuranın
Kazakistan'a gönderilmesi halinde gerçek bir ölüm veya kötü muamele
riskiyle karşı karşıya kalacağı yönündeki iddialarına değinen mahkeme,
10
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin iade davası bağlamındaki bulgularına
(bkz. yukarıdaki 19. paragraf), yani Kazak makamları tarafından sağlanan
güvencelerin yeterli olduğuna ve başvuranın iadesinin kabul edilebilir
olduğuna atıfta bulunmuştur.
53. 16 Mayıs 2018 tarihinde Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda
bulunan başvuran, esas olarak Kazakistan'a iade edilmesi halinde ölüm, kötü
muamele ve/veya zulüm riskiyle karşı karşıya kalacağı yönündeki korkularını
yinelemiştir. Ayrıca, Harmandalı Geri Gönderme Merkezi'ndeki yetersiz
gözaltı koşullarından, sınır dışı işlemlerini beklerken gözaltında tutulmasının
hukuka aykırı olmasından ve bu iddialarını dile getirebileceği etkili bir iç
hukuk yolunun bulunmamasından şikayetçi olmuştur. Ayrıca, geçici bir
tedbir olarak, sınır dışı işlemlerinin ertelenmesini talep etmiştir.
54. 21 Mayıs 2018 tarihinde Anayasa Mahkemesi, başvuranın geçici
tedbir talebini, ileri sürülen risklerin kanıtlanmadığı gerekçesiyle
reddetmiştir. Ayrıca, başvuranın geçici tedbir talebinin daha önce (iade
işlemleri sırasında) reddedilmesine atıfta bulunmuştur (bkz. yukarıdaki 25.
paragraf).
55. Anayasa Mahkemesi, 5 Ekim 2022 tarihli müteakip bir kararında,
başvuranın sınır dışı edilme tehdidine ilişkin şikâyetlerini, başvuranın hali
hazırda 16 Ekim 2018 tarihinde Kazakistan'a iade edilmiş olduğu
gerekçesiyle dava listesinden çıkarmıştır (bkz. aşağıdaki 57. paragraf).
Başvuranın geri kalan şikâyetleri, B.T. kararı doğrultusunda, mevcut iç hukuk
yollarının tüketilmemesi nedeniyle bir kez daha kabul edilemez ilan
edilmiştir (bkz. yukarıdaki 39. ve 41. paragraflar).
E. Başvuranın Türkiye'den sınır dışı edilmesi ve Kazakistan'da kötü
muamele gördüğü iddiası
56. Başvuran, Ağustos 2018'de Harmandalı Geri Gönderme
Merkezi'nden Muğla Ula Yabancılar Geri Gönderme Merkezi'ne
nakledilmiştir.
57. İade talebinin Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasının ardından,
başvuran 16 Ekim 2018 tarihinde Kazakistan'a iade edilmiştir.
58. Başvuranın temsilcisi 26 Nisan 2022 tarihli bir mektupla
Mahkeme'ye, Kazakistan'a iadesinin ardından başvuranın sekiz yıl hapis
cezasına çarptırıldığını ve Stepnogorsk Cezaevi'nde işkence ve çeşitli kötü
muamelelere maruz kaldığını bildirmiştir (bkz. yukarıdaki 3. paragraf).
Başvuranın temsilcisi ayrıca, kendisinin ve başvuranın, başvuranın
Kazakistan'da gördüğü kötü muameleye ilişkin iddialarını kanıtlamak için
tıbbi raporların ve diğer kanıtların kopyalarını talep etmelerine rağmen,
Kazak makamlarının iş birliği yapmaması nedeniyle bu çabaların başarısız
olduğunu belirtmiştir.
11
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
II. İLGİLİ YASAL ÇERÇEVE VE UYGULAMA
A. İç hukuk ve uygulama
1. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu
59. (i) yabancıların Türkiye'den sınır dışı edilmelerinde izlenecek usulleri,
(ii) yabancıların sınır dışı edilinceye kadar idari gözetim altında tutulmalarını
ve (iii) sınır dışı ve gözaltı kararlarının yargısal denetimini düzenleyen 6458
sayılı Kanun hükümlerinin ayrıntılı bir açıklaması, G.B. ve Diğerleri / Türkiye
(no. 4633/15, §§ 44-45, 17 Ekim 2019), M.N. ve Diğerleri / Türkiye (no.
40462/16, §§ 18-19, 21 Haziran 2022) ve J.A. ve A.A. / Türkiye (no. 80206/17,
§ 21, 6 Şubat 2024) davalarında bulunabilir.
2. 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu
60. Yürürlüğe 5 Mayıs 2016 tarihinde giren 6706 sayılı Kanun'un ilgili
hükümleri aşağıdaki gibidir:
Madde 11 – İadenin Kabul Edilemeyeceği Hâller “ (1)
Aşağıda sayılan hâllerde iade talebi kabul edilmez:
...
b) İadesi talep edilen kişinin ırkı, etnik kökeni, dini, vatandaşlığı, belli bir sosyal gruba
mensubiyeti veya siyasî görüşleri nedeniyle bir soruşturma veya kovuşturmaya maruz
bırakılacağına veya cezalandırılacağına ya da işkence veya kötü muameleye maruz
kalacağına dair kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması,
...
d) İade talebinin, ölüm cezası veya insan onuru ile bağdaşmayan bir ceza gerektiren
suçlara ilişkin olması.
...
(3) ... cezanın niteliğine ilişkin [iadeye dair] bir ret sebebinin varlığı hâlinde, talep
eden devlet tarafından, öngörülen cezanın infaz edilmeyeceğine dair yeterli güvence
verilmesi hâlinde, iade talebi kabul edilebilir.
...”
Madde 15 – Görev ve Yetki
“... (2) Cumhuriyet başsavcılığı, iade talebine ilişkin karar vermek üzere ağır ceza
mahkemesinden talepte bulunur.
...”
Madde 12 – İade ve sınır dışı ilişkisi
“ (1) Yabancı, iade sürecinde [Adalet Bakanlığı’nın] görüşü alınmadan sınır dışı
edilemez.
...”
12
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
Madde 18 – İade yargılaması
“ (1) ... mahkeme, iade şartlarını bu Kanun ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası
andlaşma hükümlerine göre inceleyerek iade talebinin kabul edilebilir olup olmadığına
karar verir.
...
(4) Mahkemenin kararına karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Yargıtay bu başvuruları
üç ay içinde sonuçlandırır. Kararın kesinleşmesi hâlinde iade evrakı karar ile birlikte
[Adalet Bakanlığı’na] gönderilir.”
Madde 19 – İade kararı
“ (1) Ağır ceza mahkemesince iade talebinin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi
hâlinde, bu kararın yerine getirilmesi, ... [Türkiye Cumhuriyeti] Cumhurbaşkanının
onayına bağlıdır.
...”
3. Anayasa Mahkemesi İçtihadı
61. Yabancıları geri gönderme merkezlerinde tutulmanın maddi
koşullarına ve idari gözetim tedbirinin hukuka aykırılığına ilişkin şikâyetlerle
ilgili olarak iç hukuk yollarının mevcudiyetine ilişkin Anayasa
Mahkemesi’nin ilgili kararları, yukarıda anılan G.B. ve Diğerleri, §§ 53-62'de
bulunabilir.
62. B.T. (no. 2014/15769) davasına ilişkin 30 Kasım 2017 tarihli genel
kurul kararında Anayasa Mahkemesi, bir tutuklunun geri gönderme
merkezinden salıverilmesinden sonra yapılan başvurularda, tutukluluğun
olumsuz maddi koşullarına ilişkin olarak idare mahkemesinde açılan bir
tazminat davasının, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapılmadan
önce tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu oluşturduğuna hükmetmiştir.
Anayasa Mahkemesi, bir kişinin özgürlüğünden hukuka aykırı bir şekilde
mahrum bırakıldığını iddia eden şikâyetlerle ilgili olarak idare
mahkemelerinde tazminat talebinde bulunmanın da benzer şekilde etkili bir
hukuk yolu teşkil edeceğine karar vermiştir, ancak bunun için sulh ceza
mahkemesinin söz konusu idari gözaltının hukuka aykırı olduğuna karar
vermiş olması gerekmektedir.
63. Kararın ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
“48. Kötü muamele yasağının mutlak niteliği göz önüne alındığında (Anayasa'nın 17.
maddesinde güvence altına alındığı üzere), [alıkonulmanın olumsuz maddi
koşullarından kaynaklanan şikayetlerle ilgili olarak] bir çözümün etkili olabilmesi için,
devam eden ihlale son verebilecek önleyici bir niteliğe sahip olması ... ve gerektiğinde
tamamlayıcı bir unsur olarak makul bir tazminat sağlaması gerekir. Aksi takdirde, bu
tür ihlaller için sadece telafi edici çözüm arama imkanı, kötü muameleyi
(kısmen/zımnen) meşrulaştıracak ve Devletin Anayasa tarafından güvence altına alınan
standartlara uygun gözaltı koşullarını sürdürme yükümlülüğünü engelleyecektir. Bu
nedenle, mevcut başvuruda olduğu gibi, “insan onuruyla bağdaşmayan tutukluluk
koşullarına” ilişkin şikayetler için, etkili bir hukuk yolu, zararların tazmin edilmesinin
13
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
yanı sıra, tutukluluk koşullarının iyileştirilmesi için umutlar sunmalıdır. Öte yandan,
salt telafi edici bir hukuk yolunun yanı sıra, Devlet, bu tür muamelelerin hızlı bir şekilde
sona erdirilmesi için etkili bir mekanizma da kurmalıdır.
49. Ancak, kişinin [gözaltı] binasından ayrılması durumunda, [söz konusu hapsin]
sona ermiş olması nedeniyle artık gözaltı koşullarından kaynaklanan bir ihlalin devam
ettiği söylenemez. Buna ek olarak, özgürlüğüne kavuşan bir kişinin artık alıkonulma
koşullarının iyileştirilmesinde bir çıkarı yoktur. Buna göre, geri gönderme
merkezlerinden serbest bırakılan yabancılar bakımından, alıkonulma koşullarının
gelecekte iyileştirilmesini sağlamak için önleyici hukuki yollara başvurmak artık
anlamlı değildir; bunun yerine, uğranılan zarara ilişkin telafi edici hukuk yollarının
varlığı yeterli olacaktır.
...
70.
... İdari gözetim, hukuki niteliği bakımından idari bir tedbir [teşkil etse] de,
yasa koyucu, gözetimin hukuka uygunluğunu incelemekle görevli yargı mercii olarak
sulh ceza mahkemelerini tayin etmiştir...; [bunun] nedeni, bir yabancıyı özgürlüğünden
mahrum bırakan tedbirin kendi niteliğidir. Bu bakımdan, idare mahkemelerinin idari
gözetim kararının hukuka uygunluğunu inceleme yetkisi bulunmamaktadır.
71.
Hukuka aykırı idari gözaltı ile ilgili olarak idare mahkemelerinde tam yargı
davası açılmasının önünde bir engel bulunmamakla birlikte, idare mahkemelerinin
tazminat taleplerini inceleme yetkisi, herhangi bir zararın meydana gelip gelmediğini
ve meydana gelmişse [ödenecek] tazminat miktarını belirlemekle sınırlıdır. Dolayısıyla
idare mahkemeleri, idari gözetim kararlarının hukuka uygunluğunu inceleme yetkisine
sahip değildir. Zira yasama organı idari gözetimin hukuka uygunluğunu denetleme
yetkisini münhasıran sulh ceza mahkemelerine vermiştir. Bu nedenle, itiraz edilen
tedbirin [hukuka uygunluğuna] yönelik itirazlar sulh mahkemeleri tarafından
incelenmeden idari mahkemelerde tam yargı davası açılamaz.
72.
Öte yandan, sulh mahkemeleri [itirazları reddeder] ve [söz konusu] idari
gözetim kararının hukuka uygun olduğuna karar verirse, idari mahkemelerde tam yargı
davası açma [yolu] etkisiz hale gelecektir. Bunun nedeni, idare mahkemelerinin bir idari
gözetim tedbirinin hukuka uygunluğunu denetleme yetkisine sahip olmamasıdır. Bu
gibi durumlarda, doğrudan Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yapılabilir. ...
73.
Ancak, sulh ceza mahkemelerinin, idari gözetim tedbirinin hukuka aykırı
olduğuna karar vermesi halinde, idari mahkemelerde tam yargı davası (hukuka aykırı
olarak özgürlükten yoksun bırakılmadan kaynaklanan zararın ... tam olarak tazmini
şeklinde) açılabilir. Bu ikinci senaryoda, idare mahkemelerinde tazminat talebinde
bulunmadan önce Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunulamaz. ...”
4. U.C. davası.
64. İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 3 Aralık 2013 tarihli
kararında (no. 2013/69), mevcut başvurudakine benzer gerekçelerle iadesi
talep edilen Kazakistan vatandaşı U.C.'nin iade talebini reddetmiştir. Kararın
ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“... sanığın, terör örgütü kurmak ve yönetmek ile terörle bağlantılı suçlara iştirak
etmek suçunun yanı sıra "İslami Cihad Birliği" olarak bilinen terör örgütünün askeri
kanadında paralı askerlik faaliyetlerinde bulunmak suçundan Kazakistan Ceza Kanunu
uyarınca yargılanabilmesi [amacıyla] iade talebinde bulunulmuştur...
14
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
... Kazakistan Başsavcılığı tarafından sağlanan güvencelerde, sanığın iade edilmesi
durumunda, Kazakistan tarafından onaylanan ilgili Birleşmiş Milletler Sözleşmelerinde
yer alan haklardan yararlanacağı ve özellikle işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı
muamele veya cezaya maruz kalmayacağı belirtilmiştir. Ayrıca, ceza yargılaması
boyunca tarafların eşitliği ilkesi de dahil olmak üzere, [Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi] kapsamındaki ilgili güvencelere saygı gösterileceği belirtilmiştir. [Ayrıca],
ölüm cezasının iç hukukta mevcut olmasına rağmen, ölüm cezasının moratoryumuna
ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin yürürlükte kalmaya devam ettiğini
[vurgulamışlardır]. ...
... Ölüm cezasının, moratoryumla askıya alınmış olmasına rağmen, hedef ülkede halen
yürürlükte olduğu dikkate alındığında, Kazakistan Başsavcılığı tarafından verilen
güvence yetersizdir; [ayrıca] iade talebi, başvuranın iadesinin talep edildiği suç
iddialarına ilişkin açık ve yeterli delil olmaksızın iletilmiştir. ...
Bu nedenle iade talebinin reddine karar verilmiştir...”
65. Dava dosyasında bu kararın kesinleşip kesinleşmediğine dair başka bir
bilgi bulunmamaktadır.
B. İlgili uluslararası materyaller
1. Kazakistan hakkında ülke bilgileri
66. 2008-2014 dönemi için Kazakistan'a ilişkin ilgili uluslararası
materyal, Batyrkhairov/Türkiye (no. 69929/12, §§ 31-39, 5 Haziran 2018)
kararında belirtilmiştir.
67. Aşağıda belirtilen bilgiler, başvuranın Kazakistan'a iade edildiği
döneme ve bu ülkedeki en son gelişmelere ilişkin olarak Mahkeme tarafından
proprio motu elde edilen diğer materyallere ilişkindir.
(a) Birleşmiş Milletler Belgeleri
68. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi tarafından,
İnsan Hakları Konseyi'nin 5/1 sayılı kararının (A/HRC/WG.6/34/KAZ/2, 26
Ağustos 2019) ekinin 15 (b) paragrafı uyarınca hazırlanan “Kazakistan
Üzerine Derleme” başlıklı raporun ilgili bölümlerinde aşağıdaki hususlara yer
verilmiştir (dipnotlar çıkarılmıştır):
“...
3. İnsan hakları ve terörle mücadele
11.
Terörizm Özel Raportörü, terörle mücadele ve aşırıcılık mevzuatında 2017
yılında yapılan değişikliklere rağmen, terörle ilgili bir dizi suçu düzenleyen iç hukukun
büyük bir kısmının geniş ve muğlak ifadeler içerdiğini belirtmiştir. ...
12.
Özel Raportör, terörizm davaları ve bazı aşırıcılık davaları ile ilgili olarak,
yargılamaların Devlet güvenliğine ilişkin özel kurallar ve özel uygulamalar kapsamında
olması ve soruşturmanın başlangıcında suçun itiraf edilmesini sağlamak amacıyla
soruşturma makamları tarafından sanığa psikolojik baskı uygulanması gibi derin
eksikliklerin altını çizmiştir. İnsan Hakları Komitesi, Kazakistan'a “aşırıcılık” ile ilgili
15
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
tüm kovuşturmalarda adil yargılanma ve adalete erişim haklarına saygı gösterilmesini
sağlamasını tavsiye etmiştir.
...
B. Medeni ve siyasi haklar
1. Yaşama, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı
14. 2016 yılında İnsan Hakları Komitesi, 2015 Ceza Kanunu’nun 17 suç türü için ölüm
cezasını sürdürmesinden endişe duymuştur. Komite, Kazakistan’ın ölüm cezasına ilişkin
moratoryumu sürdürmesini ve ölüm cezasına çarptırılabilen suçlar listesini sadece en ciddi
suçlarla sınırlandırmak amacıyla gözden geçirmesini tavsiye etmiştir. Ayrıca ölüm cezasının
yasal olarak kaldırılmasına da gereken önem verilmelidir.
…
16. İşkence suçu için zaman aşımının kaldırılmasını ve işkenceden hüküm giymiş
kişilerin affının kaldırılmasını memnuniyetle karşılarken, bazı antlaşma organları, rapor
edilen yüksek işkence ve kötü muamele oranları ve ısrarlı iddialar konusunda endişe
duymaktadır. ...”
69. Aynı Evrensel Periyodik İnceleme sürecindeki bazı paydaşlar,
diğerlerinin yanı sıra, şunları ifade etmiştir (bkz. Paydaşların Kazakistan
hakkındaki görüşlerinin özeti, A/HRC/WG.6/34/KAZ/3, 26 Ağustos 2019,
referanslar çıkarılmıştır):
“ …
13. Ortak Sunum 7 (JS7), 2014 Ceza Kanunu’nun ölüm cezasının bir ceza olarak
tanımlandığı 17 suç unsuruna yer verdiğini belirtmiştir. Aynı zamanda, Kazakistan ölüm
cezalarının infazına ilişkin moratoryuma bağlı kalmaya devam etmiştir. ...
14. Uluslararası Af Örgütü (UAÖ), ülkede işkence iddialarını soruşturacak bağımsız bir
mekanizma bulunmadığını, işkence ve diğer kötü muamelelerin cezasız kalmasının
yaygınlığını koruduğunu kaydetmiştir. İşkence iddialarının soruşturulmasında bağımsızlık,
etkililik ve ivedilik ilkeleri yerine getirilememiş ve sonuç olarak vakaların çoğu soruşturma
makamları tarafından delil yetersizliği veya dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle
reddedilmiştir. İşkence mağdurları genellikle şikâyette bulunmamayı tercih ettiler çünkü
yanlış ihbarda bulunmaktan cezai kovuşturmaya uğrama riskleri vardı ve şikâyetlerinin
soruşturulacağına dair inançları yoktu. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve JS10 da
benzer gözlemlerde bulunmuştur.
…”
70. Terörle mücadele ederken insan hakları ve temel özgürlüklerin
geliştirilmesi ve korunması Özel Raportörü, 10-17 Mayıs 2019 tarihleri
arasında Kazakistan’a gerçekleştirdiği ziyarete ilişkin raporunda
(A/HRC/43/46/Ek.1, 22 Ocak 2020) diğer hususların yanı sıra aşağıdaki
bulguların altını çizmiştir:
“…
B. Terörizm ve aşırıcılık eylemleriyle suçlanan bireylere yönelik muamele
...
1. İşkence ve kötü muamele
30. ...[Raportör], [terörizm ve aşırıcılık] suçları isnat edilen veya bu suçlardan hüküm
giyen kişilere yönelik işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele
yasağının uygulanması ve uygulamadaki titizliği konusunda süregelen endişelere sahiptir.
2. Gözaltı ve cezaevi rejimleri
16
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
34. ... [terör eylemlerinden hüküm giymiş kişilerin] maruz kaldıkları cezaevi
rejiminin aile ziyaretleri (genellikle yılda sadece bir kez gerçekleşir), dinlenme ve egzersiz
süreleri gibi ayrıcalıkları azaltması ve uyumlaştırma programlarına açıkça ve titizlikle
katılma isteklerinden ayrı olarak “zararlı gidişat” kategorisine göre hareket etmesi Özel
Raportör için son derece endişe vericidir. Özel Raportör ayrıca, bu suçlarla itham edilen
mahkûmlar için düzenli olarak hücre hapsinin uygulandığına dair güvenilir bilgiler almıştır.
Uzun süreli tecridin tıbbi, sosyal ve psikososyal etkilerinin ağır olabileceğini ve hücre hapsi
ve benzer şekilde uzun süre insani temastan mahrum bırakmanın insanlık dışı veya
aşağılayıcı muamele anlamına geldiğini belirtmektedir (A/HRC/13/39/Ek.5, para. 234).
…”
b) Uluslararası Af Örgütü’nün Kazakistan Raporları
71. Uluslararası Af Örgütü'nün 27 Mart 2023 tarihinde yayınlanan
“2022'de Dünyada İnsan Haklarının Durumu” başlıklı raporunun
Kazakistan’la ilgili bölümünde, konuyla ilgili olduğu ölçüde, aşağıdaki
ifadelere yer verilmiştir:
“... Ölüm cezası
Ceza Kanunu’nda ölüm cezasına yönelik tüm atıfları kaldıran değişiklikler, bir ay
öncesinde kabul edildikten sonra 8 Ocak [2022] tarihinde yürürlüğe girmiştir.
8 Haziran [2022] tarihinde, ölüm cezasının kaldırılmasını Anayasa’da güvence
altına alan anayasa değişiklikleri yürürlüğe girmiştir.
24 Haziran [2022] tarihinde, Kazakistan’ın onayıyla ölüm cezasının kaldırılmasını
amaçlayan ICCPR (MSHS)’nin İkinci İhtiyari Protokolü yürürlüğe girmiştir. ...”
(c) Kazakistan’ın Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin İkinci
İhtiyari Protokolü’nü (“ICCPR-OP2”) onaylaması
72. ICCPR-OP2’nin ölüm cezasının kaldırılmasını amaçlayan 1. maddesi
aşağıdaki gibidir:
“1. Bu Protokole Taraf bir Devletin yargı yetkisi içinde bulunan hiç kimse idam
edilmez.
2. Her bir Taraf Devlet, kendi yargı yetkisi içinde ölüm cezasını kaldırmak için
gerekli bütün önlemleri alır.”
73. Kazakistan’ın ICCPR-OP2’yi onaylamasına ilişkin güvence bildirimi
aşağıdaki gibidir:
“... Protokol Kazakistan için 24 Haziran 2022 tarihinde yürürlüğe girer...”
2. İade işlemlerinde diplomatik güvencelere ilişkin uluslararası
materyal
(a) Birleşmiş Milletler Belgeleri
74. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin 10 Ağustos 2006 tarihinde
yayınlanan Diplomatik Güvenceler ve Uluslararası Mülteci Korumasına
ilişkin Notu aşağıdaki gibidir (dipnotlar çıkarılmıştır):
“... 22. Genel olarak, diplomatik güvencelerin uygunluğunun değerlendirilmesi,
ilgili kişinin iade sonucunda idam cezasına veya belirli adil yargılanma hakkı ihlallerine
maruz kalmamasının sağlanmasının amaçlandığı durumlarda nispeten kolaydır. ...
Güvencelere uyulmaması halinde talep edilen Devlet veya teslim edilen kişi için etkili
bir çözüm yolu bulunmamakla birlikte, uyulmama durumu kolaylıkla tespit edilebilir ve
gelecekteki davalarda benzer güvencelerin güvenilirliğinin değerlendirilmesi esnasında
dikkate alınması gerekir.
17
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
23. İlgili kişinin sınır dışı edildikten sonra kabul eden Devlette işkence veya diğer
zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye maruz kalma riskinin bulunduğu
durumlarda durum farklıdır. 'Ölüm cezasının uygulanması ya da askeri mahkemede
yargılanma gibi kolayca doğrulanabilen güvencelerin aksine, işkence ve diğer
istismarlara karşı güvencelerin yetkili ve bağımsız personel tarafından sürekli gözetim
altında tutulmayı gerektirdiği' belirtilmiştir.
…”
(b) Uluslararası Af Örgütü Raporları
75. Uluslararası Af Örgütü'nün 28 Nisan 2017 tarihinde yayınladığı
“İşkenceye karşı diplomatik güvenceler- doğası gereği yanlış, doğası gereği
güvenilmez” başlıklı araştırma raporunun ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
“Devletlerin işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele
veya cezaya (diğer kötü muamele) karşı diplomatik güvence talep etme ihtiyacı
duyması bile işkence riskinin bir göstergesidir. ...
Bazı Devletlerin diplomatik güvencelere güvenmesi, Rusya ve Ukrayna’dan
Özbekistan, Tacikistan veya Kazakistan’a ve İspanya, Fransa ve İtalya’dan
Kazakistan’a iadeler veya diğer transferler de dâhil olmak üzere, diğerlerinin
diplomatik güvenceleri kullanması üzerinde ‘zincirleme’ bir etki yaratmıştır.
Diplomatik güvencelerin aranması ve bunlara dayanılması, titiz bir risk analizinin
ve kişinin böyle bir risk altında olduğu durumlarda her türlü transferi askıya alma
yükümlülüğünün yerine geçmiştir. ...”
3. İlgili uluslararası anlaşmalar
76. Türkiye ile Kazakistan arasındaki iki taraflı Suçluların İadesi
Anlaşması 15 Ağustos 1995 tarihinde imzalanmış ve 4 Ağustos 1997
tarihinde onaylanmıştır. İlgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
Bölüm 2 - Suçluların İadesi
Madde 13
“İade edilebilir suçlar aşağıda belirtildiği gibidir:
1. Her iki Akit Tarafın kanunlarına göre en az bir yıl hapis cezası veya daha ağır bir
ceza ile cezalandırılabilen suçlar ...”
Madde 14
“Aşağıdaki durumlarda suçluların iadesine izin verilmez:
...
2. İade talebinin yerine getirilmesi talep edilen Akit Tarafın mevzuatına aykırı ise.
...”
Madde 29
“Bu bölümde aksi belirtilmedikçe, suçluların iadesine ilişkin usul ... yalnızca talep
edilen Akit Tarafın hukukuna tabidir.
HUKUK
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
77.
Başvuruların benzer konularını göz önünde bulunduran
Mahkeme, başvuruları tek bir kararda birlikte incelemeyi uygun
bulmuştur.
18
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
II.
BAŞVURANIN
KAZAKİSTAN’A
GÖNDERİLMESİ
NEDENİYLE SÖZLEŞMENİN 2. VE 3. MADDELERİNİN TEK
BAŞINA VEYA 13. MADDE İLE BİRLİKTE İHLAL EDİLDİĞİ
İDDİASI
78. Başvuran, sınır dışı edilme veya nihai olarak Kazakistan’a iade edilme
tehdidinin ve buna bağlı olarak ölüm cezasına ve kötü muameleye maruz
kalma riskinin Sözleşme’nin 2. ve 3. maddelerinin ihlaline yol açtığından
şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, bu şikâyetlerle ilgili olarak
Sözleşme’nin 13. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili bir iç hukuk yoluna
sahip olmadığından şikâyetçi olmuştur. Sözleşme'nin ilgili hükümleri
aşağıdaki gibidir:
Madde 2
“1. Herkesin yaşama hakkı yasayla korunur. Yasanın öngördüğü cezayı gerektiren bir
suçtan dolayı mahkûmiyeti halinde, mahkemece verilen cezanın infazı dışında, hiç kimse
kasten yaşamından yoksun bırakılamaz. ...”
Madde 3
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi
tutulamaz.”
Madde 13
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal eylemi
resmi görev yapan kimseler tarafından resmi yetkisine dayanarak yapılmış olsa dahi, ulusal
bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir.”
A. Kabul Edilebilirlik
1. Tarafların beyanları
79. Hükümet, başvuranın mevcut iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri
sürmüştür. Hükümet, başvuruların Mahkeme’ye sırasıyla Aralık 2015 ve
Temmuz 2017’de, yani başvuranın bireysel başvuruları Anayasa Mahkemesi
önünde incelenmesini beklediği sırada yapıldığını kaydetmiştir.
80. Başvuran, iç hukuk yollarını usulüne uygun olarak tükettiğini ileri
sürerek Hükümet’in savına itiraz etmiştir. Ayrıca, Mahkeme’ye başvurularını
yapmadan önce bireysel başvuru hakkını kullandığını iddia etmiştir.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
(a) İç hukuk yollarının tüketilmesi
81. İlk olarak, Mahkeme, başvuranların Mahkeme’ye başvurmadan önce
mevcut iç hukuk yollarını tüketmeleri gerektiğini ilke olarak yineler (bkz.
Baumann/Fransa, no. 33592/96, § 47, AİHM 2001-V (alıntılar)). Ancak, bu
hukuk yollarının tüketilmesindeki son aşamaya, başvurunun yapılmasından
sonra ancak Mahkeme’nin kabul edilebilirlik konusunda karar vermeye
çağrılmasından önce ulaşılabilir (bkz. Molla Sali/Yunanistan [BD], no.
20452/14, § 90, 19 Aralık 2018).
82. Mahkeme, mevcut davada başvuranın sırasıyla 9 Aralık 2015 ve 28
Temmuz 2017 tarihlerinde 60811/15 ve 54512/17 numaralı başvuruları
yaptığını kaydeder. Anayasa Mahkemesi, başvuranın bireysel başvurularına
ilişkin kararları, sırasıyla 17 Nisan 2019 ve 29 Aralık 2021 tarihlerinde, yani
19
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
Mahkeme kabul edilebilirlik konusunda karar vermeden önce, vermiştir.
Buna göre Mahkeme, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin
itirazının geçerliliğini yitirdiği kanaatindedir (a.e.; ayrıca bkz.
Karoussiotis/Portekiz, no. 23205/08, § 57, AİHM 2011 (özetler)).
83. Bu bağlamda Mahkeme, 26 Nisan 2022 tarihinde tarafların Anayasa
Mahkemesi’nin 29 Aralık 2021 tarihli kararını Mahkeme’ye bildirdiklerini
ve başvuranın Kazakistan’a iade edilmesi halinde ölüm veya kötü muamele
tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı yönündeki şikâyetlerinin zaman aşımına
uğradığı için kabul edilemez ilan edildiğini kaydeder. Anayasa Mahkemesi,
bireysel başvuruda bulunmak için otuz günlük sürenin, başvuranın vekilinin
Ağır Ceza Mahkemesinin kararının Ulusal Yargı Ağı sunucusunda
kesinleştiğini öğrendiği tarih olan 13 Temmuz 2017’de işlemeye başladığına
hükmetmiştir (bkz. yukarıdaki 27. paragraf).
84. Mahkeme, Hükümet’in, başvuranın Sözleşme’nin 13. maddesiyle
bağlantılı olarak 2. ve 3. maddeler kapsamındaki şikâyetlerinin kabul
edilebilirliğine ilişkin herhangi bir itirazda bulunmadığını kaydeder. Daha
belirgin olarak, yargılamanın hiçbir aşamasında, başvuranın Anayasa
Mahkemesi’ne başvurmak için otuz günlük süre sınırına uymaması nedeniyle
bir tükenmezlik itirazında bulunmamışlardır. Bu durumda, Mahkeme bu
sorunu resen inceleyemez. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği
gerekçesiyle açıkça kabul edilemezlik iddiasında bulunmalıdır (bkz.
Svinarenko ve Slyadnev / Rusya [BD], no. 32541/08 ve 43441/08, § 79,
AİHM 2014 (özetler); Shlykov ve Diğerleri / Rusya, no. 78638/11 ve 3
diğerleri, § 51, 19 Ocak 2021; ve Petrella / İtalya, no. 24340/07, § 32, 18
Mart 2021).
85. Her halükârda, Mahkeme, başvuranların yalnızca erişilebilir olan,
şikâyetlerine ilişkin telafi sağlayabilecek ve makul başarı şansı sunan iç
hukuk yollarını tüketmek zorunda olduklarını yineler (bkz. Sejdovic / İtalya
[BD], no. 56581/00, §§ 45-46, AİHM 2006-II). Ayrıca, sınır dışı etme veya
iade ile ilgili davalarda, Sözleşme’nin 2. ve 3. maddeleri ile birlikte ele
alındığında, bu tür davalarda etkili bir hukuk yolu kavramının (i) 2. ve 3.
maddelere aykırı bir muameleye maruz kalma konusunda gerçek bir risk
olduğuna inanmak için önemli gerekçeler bulunduğuna dair bir iddianın
bağımsız ve titiz bir şekilde incelenmesini ve (ii) kendiliğinden askıya
alınmaya alıcı etkiye sahip bir hukuk yolu gerektirdiğinin 13. madde
kapsamında Mahkeme’nin içtihadında yerleşik bir ilke olduğunu yineler. (De
Souza Ribeiro / Fransa [BD], no. 22689/07, § 82, AİHM 2012, ve A.D. ve
Diğerleri / Türkiye, no. 22681/09, § 95, 22 Temmuz 2014). Aynı durum,
sığınma davalarında Sözleşme’nin 35/1 maddesinin amaçları doğrultusunda
hukuk yollarının etkililiği sorununun değerlendirilmesinde de geçerlidir (bkz.
S.H. / Malta, no. 37241/21, §§ 52-54, 20 Aralık 2022).
20
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
86. Mevcut davada Mahkeme, sınır dışı veya iade tehdidiyle ilgili olarak
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun kendiliğinden askıya alıcı
etkiye sahip olmadığına dikkat çeker ve bu nedenle böyle bir yolun ikinci
etkililik şartını karşılamadığı kanaatindedir. Anayasa Mahkemesi’nden
ihtiyati tedbir talebinde bulunmanın mümkün olması bu değerlendirmeyi
değiştirmez, zira böyle bir talebin kendisi de kendiliğinden askıya alıcı bir
etkiye sahip değildir (karşılaştırınız A.M. / Hollanda, no. 29094/09, §§ 59-71,
5 Temmuz 2016, ve yukarıda anılan S.H. / Malta, §§ 47-54).
87. Sonuç olarak, Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 2. ve 3. maddeleri
kapsamındaki şikâyetlerinin, tek başına veya 13. maddeyle bağlantılı olarak
ele alındığında, Hükümet’in hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin olan
itirazını reddetmektedir.
(b) Mağdur statüsü
88. Mahkeme, başlangıçta, başvuranın Sözleşme’nin 2., 3. ve 13.
maddeleri kapsamındaki şikâyetlerinin, eş zamanlı olarak gerçekleşen üç ayrı
yargılamadan kaynaklandığını belirtmektedir- yani, iki ayrı sınır dışı etme
yargılaması (bkz. yukarıdaki 28-44 ve 50-55. paragraflar) ve nihayetinde
Kazakistan’a iade edilmesiyle sonuçlanan yargılamalar (bkz. yukarıdaki 12-
27 ve 57-58. paragraflar).
89. İlk sınır dışı işlemleriyle ilgili olarak, Mahkeme, söz konusu tarihte,
Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ve daha sonra başvuranın Türk
Anayasası kapsamındaki yaşam hakkı ile işkence ve kötü muameleye maruz
kalmama hakkının ihlal edildiğine karar veren bir ihtiyati tedbir kararıyla bu
işlemlerin yürütmesinin durdurulduğunu kaydetmektedir. Daha sonra, adli
işlemler yerel düzeyde yeniden başlatılmış ve ilk sınır dışı kararı idare
mahkemeleri tarafından iptal edilmiştir (bkz. yukarıdaki 40. paragraf).
Mahkeme, başvuranların sınır dışı veya iade ile karşı karşıya kaldığı
davalarda, başvuranın uygulanabilir olmayan bir tedbirin “mağduru”
olduğunu iddia edemeyeceğine tutarlı bir şekilde karar verdiğini yineler (bkz.
Kebe ve Diğerleri / Ukrayna, no. 12552/12, § 86, 12 Ocak 2017, ve orada
atıfta bulunulan içtihat). Bu nedenle Mahkeme, başvuranın sınır dışı
işlemlerinin ilk aşamasıyla ilgili olarak Sözleşme’nin 34. maddesi
kapsamında “mağdur” olduğunu iddia edemeyeceğine karar vermiştir. Sonuç
olarak, başvuranın bu başlık altındaki şikâyetleri Sözleşme’nin hükümleriyle
kişi bazında uyumsuzdur ve bu nedenle 35/4. madde uyarınca
reddedilmelidir.
90. Başvuranın 2. madde kapsamındaki şikâyeti tek başına ele
alındığında, Mahkeme ayrıca Sözleşme’nin 34. maddesindeki “mağdur”
kelimesinin söz konusu eylem veya ihmalden doğrudan etkilenen bir kişiyi
ifade ettiğini yineler. Diğer bir deyişle, ilgili kişi doğrudan etkilenmeli veya
doğrudan etkilenme riski taşımalıdır. Bu nedenle, geçici veya kalıcı olarak
herhangi bir hukuki etkiden mahrum bırakılan bir fiilin “mağduru” olduğunu
21
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
iddia etmek mümkün değildir (bkz. Sisojeva ve Diğerleri/Letonya (kayıttan
düşürme) [BD], no. 60654/00, § 92, AİHM 2007-I, ve A.D. ve
Diğerleri/Türkiye, yukarıda anılan, § 79).
91. Mevcut davada Mahkeme, Kazakistan’ın 24 Haziran 2022 tarihinden
daha önce tüm suçlar için ölüm cezasını kaldırdığını kaydetmektedir (bkz.
yukarıdaki 71-73. paragraflar). Bu nedenle Mahkeme, başvuranın, yalnızca
Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki şikâyetleriyle ilgili olarak,
Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamında “mağdur” olarak kabul edilme
kriterlerini artık karşılamadığına karar vermiştir (bkz. mutatis mutandis, M.A.
/ Kıbrıs, no. 41872/10, § 110, AİHM 2013 (alıntılar), ve A.D. ve Diğerleri /
Türkiye, yukarıda anılan, §§ 81-84). Sonuç olarak, şikâyetin bu kısmı- sadece
2. madde kapsamında ele alındığında- Sözleşme hükümleriyle kişi bazında
uyumsuzdur ve bu nedenle 35/4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
(c) Kabul edilebilirliğe ilişkin sonuç
92. Hükümet ayrıca, Mahkeme’nin, başvuranın Sözleşme’nin 13.
maddesiyle bağlantılı olarak 2. ve 3. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerini,
açıkça dayanaktan yoksun oldukları için kabul edilemez ilan etmesi
gerektiğini ileri sürmüştür.
93. Mahkeme, daha önceki davalarda Hükümet tarafından ileri sürülen
benzer itirazları incelediğini ve reddettiğini kaydeder (bkz. Mehmet
Çiftci/Türkiye, no. 53208/19, § 26, 16 Kasım 2021, Demirtaş ve Yüksekdağ
Şenoğlu / Türkiye, no. 10207/21 ve 10209/21, §§ 77-78, 6 Haziran 2023,
Kural / Türkiye, no. 84388/17, § 54, 19 Mart 2024, ve Namık Yüksel / Türkiye,
no. 28791/10, § 35, 27 Ağustos 2024). Mevcut davada bu bulgulardan
sapmak için bir neden görmemektedir ve bu nedenle Hükümet’in itirazını
reddetmektedir. Buna bağlı olarak, bu şikâyetlerin Sözleşme’nin 35/3 (a)
maddesindeki anlamıyla açıkça dayanaktan yoksun olmadığı veya başka
herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığı kanaatindedir. Bu nedenle,
bu şikayetler kabul edilebilir olarak beyan edilmelidirler.
B. Esaslar
1. Dava kapsamına ilişkin ön değerlendirmeler
94. Mahkeme, yukarıda 88-89. paragraflarda ayrıntılı olarak açıklandığı
üzere, eş zamanlı sınır dışı işlemlerine ilişkin bulgularını yineler.
95. Mahkeme, ikinci sınır dışı yargılamasına ilişkin olarak, başvuranın
ihtiyati tedbir talebinin Anayasa Mahkemesi tarafından reddedildiğini ve
sınır dışı edilme tehdidine ilişkin şikâyetlerinin, o sırada Kazakistan’a iade
edilmiş olması nedeniyle mahkemenin dava listesinden çıkarıldığını
kaydetmektedir (bkz. yukarıdaki 55. paragraf). Mahkeme, başvuranın 16
Ekim 2018 tarihinde, yani ikinci sınır dışı işlemlerine yönelik itirazlarının
yerel mahkemeler nezdinde hâlâ beklemede olduğu sırada iade edildiğini not
etmektedir. Mahkeme, Mevcut davanın özel koşulları bakımından, bu sorunu
Sözleşme’nin 2., 3. ve 13. maddeleri açısından ayrı ayrı değerlendirmeyi
22
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
gerekli görmemektedir. Başvuranın sınır dışı edilmesini sağlamak için
izlenecek sürecin eş zamanlı sınır dışı ve iade işlemlerini kapsamasına
rağmen, başvuranın Kazakistan’a iadesi nihayetinde ikinci işlem dizisi
uyarınca gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Mahkeme, bu şikâyetleri yalnızca iade
işlemleri açısından incelemenin yeterli olduğu görüşündedir.
2. Sözleşme’nin 2/1. Maddesi ile bağlantılı olarak 13. Madde
96. Başvuran, Sözleşme’nin 2/1. ve 13. maddeleri uyarınca, Kazakistan’a
iadesi halinde idam cezasına çarptırılma riski bulunduğundan şikâyetçi
olmuştur. Kazakistan Hükümeti tarafından verilen güvencelerin yetersiz
olduğunu, moratoryumun ölüm cezasının bir daha asla uygulanmayacağı
anlamına gelmediğini ve kendisine yöneltilen suçlamalar yeniden
sınıflandırılabileceği için her halükârda ölüm cezasına çarptırılabileceğini
iddia etmiştir. Bu bağlamda, yalnızca Kazak makamları tarafından sağlanan
muğlak ve genel güvencelere dayanarak, yerel makamların, Kazakistan’a
gönderilmesi halinde gerçek bir ölüm riskine maruz kalacağı yönündeki
iddialarına ilişkin yeterli bir inceleme yapma yükümlülüklerini yerine
getirmediklerinden şikâyetçi olmuştur.
97. Başvuran, görüşlerinde ayrıca, Kazakistan Ceza Kanunu’nun paralı
askerlik faaliyetlerine katılmanın ölümle cezalandırılan bir suç teşkil ettiğini
öngören 162/3. maddesinin (o zamanki haliyle) tercüme edilmiş bir kopyasını
Mahkeme’ye sunmuştur.
98. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir. Hükümet, 20 Temmuz 2018 ve
19 Mart 2019 tarihli beyanlarında, Kazakistan Hükümeti’nden başvurana
ölüm cezası verilmeyeceğine dair diplomatik güvence alındığını ileri
sürmüştür. Ayrıca, başvuranın iadesi öncesinde, yerel mahkemelerin bu
güvenceleri incelediğini ve bunları yeterli ve Türkiye ile Kazakistan
arasındaki iki Taraflı suçluların iadesi anlaşmasının hükümleriyle uyumlu
bulduğunu belirtmişlerdir.
99. Mevcut davada Mahkeme, yerel makamların, Kazakistan’da
yürürlükte olan idam cezasına ilişkin riskleri dikkate aldıklarını ve Kazak
muhataplarından başvuranın idam cezasına çarptırılmaması için yeterli
güvenceleri sağlamalarını açıkça talep ettiklerini gözlemlemektedir (bkz.
yukarıdaki 14. ve 16. paragraflar). Sonuç olarak, Kazakistan Başsavcılığı,
başvurana isnat edilen suçların yalnızca hapis cezasıyla cezalandırılabilmesi
nedeniyle başvuran hakkında idam cezası istenmeyeceğine dair güvence
vermiştir. Ayrıca Kazakistan’da idam cezası kaldırılıncaya kadar infaz
moratoryumunun yürürlükte kalacağını vurgulamıştır (bkz. yukarıdaki 17. ve
18. paragraflar). Bu güvenceler yerel mahkemeler tarafından yeterli
bulunmuştur- başvuranın iade işlemlerinin durdurulması talebini reddeden
Anayasa Mahkemesi de dâhil olmak üzere, yukarıda belirtilen güvencelerin
başvuranın, diğerlerinin yanı sıra, ölüm cezasına maruz kalmamasını
sağlamak için yeterli olduğunu belirtmiştir (bkz. yukarıdaki 25. paragraf).
23
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
100. Bu hususta, Mahkeme ayrıca iade işlemleri sırasında Kazakistan
Başsavcılığı’nın yerel makamları başvuran hakkındaki suçlamaların
değiştirildiği hususunda bilgilendirdiğini belirtmektedir. Buna göre, başvuran
artık paralı askerlik faaliyetlerinde bulunmakla değil, sadece ölüm cezasıyla
değil hapis cezasıyla cezalandırılabilecek terörle ilgili suçlarla itham
edilmektedir (bkz. yukarıdaki 18. paragraf). Mahkeme ayrıca, çeşitli hükümet
kaynaklarından özel olarak olarak elde edilen bilgilerin ve bağımsız
uluslararası insan hakları koruma örgütleri tarafından yayınlanan raporların,
söz konusu dönemde, ölüm cezasının uygulama kapsamının belirli suçlarla
sınırlandırıldığını ve Kazakistan’ın ölüm cezalarının infazına ilişkin
moratoryuma bağlı kalmaya devam ettiğini doğruladığını düşünmektedir
(bkz. yukarıdaki 68. ve 69. paragraflar).
101. Mahkeme, başvuranın iddialarını değerlendirirken yerel
mahkemelerin Kazakistan’a ilişkin ilgili uluslararası belgeleri dikkate
aldığını; ancak, başvuranın durumunda, Kazak makamlarınca verilen
güvencelerin, idam cezasına çarptırılmaya karşı yeterli koruma sağlamakta
yetersiz kaldığına ikna olmadıklarını gözlemlemektedir. Bu koşullar dikkate
alındığında, Mahkeme, yerel makamların başvuranın Kazakistan'da ölüm
cezasına çarptırılma konusunda gerçek bir riskle karşı karşıya kalacağı
iddialarını yeterince değerlendirme görevlerini yerine getirmedikleri
konusunda ikna olmamıştır ve Türk mahkemelerinin vardığı, söz konusu
güvencelerin
pratik
uygulamada
başvuranın
idam
cezasına
çarptırılmayacağına dair yeterli garantiyi verebileceği sonucundan
uzaklaşmak için bir sebep görmemektedir (bkz. Gasayev/İspanya (karar) no.
48514/06, 17 Şubat 2009).
102. Bununla birlikte, Mahkeme, başvuranın Kazakistan'a iade edildiği
tarihte, başvuranın başlangıçta suçlandığı suçlardan en az biri - yani paralı
askerlik faaliyetleri - bakımından idam cezasının yürürlükte olduğunu
gözlemlemektedir (bkz. yukarıdaki 13, 18 ve 97. paragraflar). Yukarıdaki
hususlar ışığında Mahkeme, başvuranın Kazakistan’a iade edilmeden önce
Sözleşme’nin 2. Maddesi ve 13. Madde kapsamında, “tartışılabilir bir iddiası”
olduğunu göz ardı edemez (bkz. mutatis mutandis, A.M. ve Hollanda,
yukarıda anılan, §§ 61-71; A.D. ve diğerleri ve Türkiye, yukarıda anılan, §§
85-94; ve Sakkal ve Fares/Türkiye (karar), no. 52902/15, § 63, 7 Haziran
2016). Bunun nedeni, iddia edilen 13. Madde ihlalini gösteren olguların,
başvuranın iade edildiği tarihte gerçekleşmiş olmasıdır. Bu nedenle,
başvuranın bundan böyle Sözleşme’nin 2. maddesiyle birlikte okunduğunda,
13. maddenin ihlalinden mağdur olduğunu iddia edemeyeceği söylenemez.
103. Mahkeme, iddia edilen ölüm riskinin gerçekleşmesi durumunda
oluşabilecek zararın geri döndürülemez niteliği ve 2. maddeye verdiği önem
göz önüne alındığında 13. madde kapsamında etkili bir hukuk yolu
kavramının (i) başvuranın iddialarının bağımsız ve titiz bir şekilde
24
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
incelenmesini ve (ii) itiraz edilen tedbirin uygulanmasının askıya alınmasını
gerektirdiğini yineler (ayrıca bkz. yukarıdaki 85. paragraf). Mahkeme ayrıca,
bir kişinin gideceği ülkede idam cezasına çarptırılma olasılığını
değerlendirirken, ilgili iç mevzuatta yer alan hükümler nedeniyle böyle bir
riskin ortaya çıkma ihtimalinin tek başına Sözleşme’nin 2. maddesinin
ihlalini gerektiremeyeceğini de yineler (bkz. Baysakov ve diğerleri ve
Ukrayna no. 54131/08, §§ 79-82, 18 Şubat 2010).
104. Bu davanın gerçeklerine ve yukarıdaki 99-101. paragraflarda
belirtilen hususlara dayanarak, Mahkeme, etkili hukuk yolu testinin
(yukarıdaki 103. paragrafta tanımlandığı üzere) birinci aşamasının yerine
getirildiğini tespit etmiştir. Testin ikinci aşaması olan kendiliğinden askıya
alınma etkisine sahip bir hukuk yolunun varlığına ilişkin olarak, Mahkeme
13. maddenin Akit Devletlere aynı etkiye sahip ikinci bir temyiz aşaması
sağlama yükümlülüğü getirmediğini yineler (bkz. A.M. ve Hollanda,
yukarıda anılan, §70). Mahkeme, 6706 sayılı Kanun uyarınca, Cumhuriyet
Başsavcısı’nın bir kişinin iadesine ilişkin her türlü talebinin iki dereceli bir
yargı organı önünde incelemeye tabi olduğunu ve bu itirazın otomatik olarak
askıya alma etkisine sahip olduğunu kaydeder. Türk iç hukuku, iade
işlemlerinin sonuçlanmasından önce başvuranın sınır dışı edilmesini
engellediğinden (bkz. yukarıdaki 60. paragraf), Mahkeme, başvuranın,
Sözleşme'nin 13. maddesindeki iki şartı karşılayan bir hukuk yoluna sahip
olduğuna ikna olmuştur (bkz. mutatis mutandis, Soering/Birleşik Krallık, 7
Temmuz 1989, §§ 121-24, Seri A no. 161).
105. Bu nedenle Mahkeme, Sözleşme'nin 2. maddesiyle bağlantılı olarak
13. maddenin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
3. Sözleşme’nin 3. Maddesi
a) Tarafların Beyanları
106. Başvuran, Kazak makamları tarafından terörizmle ilgili belirsiz
suçlamalarla arandığını ve Kazakistan’a iade edilmesi halinde, yetkililer
tarafından itiraf almak amacıyla işkence göreceğini iddia etmiştir. Bu
bağlamda, Kazakistan’daki insan haklarının durumuna ilişkin çeşitli
uluslararası kuruluşlar ve hükümet organlarının hazırladığı raporlara atıfta
bulunmuştur. Başvuran ayrıca kendisiyle birlikte Kazak uyruklu üç kişinin
daha iadesinin istendiğini, bu kişilerden ikisinin, Mahkeme’nin
Amerkhanov/Türkiye (no. 16026/12, 5 Haziran 2018) ve Batyrkhairov
(yukarıda anılan) kararlarında yer alan ve zorla geri gönderilmeleri
Sözleşme’nin 3. Maddesi kapsamında ihlal tespitiyle sonuçlanan başvuranlar
olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca başvuranla aynı suçlamalarla karşı karşıya
kalan ve iadesi istenen Kazakistan uyruklu başka bir kişiye (Bay U.C. - bkz.
yukarıdaki 64. paragraf) yönelik talebin, Kazak makamları tarafından aynı
25
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
güvenceler verilmesine rağmen, yerel mahkemelerce reddedildiğini
belirtmiştir. Bu nedenle, başvuran, yerel mahkemelerin kendi davasında
verilen güvenceleri titizlikle incelemediğini ve bu güvencelerin
Kazakistan'da işkence ve kötü muamele riskini ortadan kaldırmak için yeterli
olduğunu düşünmek için açık bir temel sağlamadığını iddia etmiştir.
107. Başvuran, 27 Eylül 2018 tarihli görüşlerinde, Kazak makamları
tarafından Interpol aracılığıyla çıkarılan kırmızı bültenin bir kopyasını da
Mahkeme’ye sunmuştur:
“….’nın etkisiyle … uluslararası terör örgütü (El-Kaide’nin bir parçası olan) … “İslami
Cihat Örgütü” …[aranan firari] ve diğer kişiler … Kazakistan topraklarında terör
eylemleri gerçekleştirmek amacıyla bir terör örgütü kurmuştur. [Aranan firari]
Afganistan’daki NATO Koalisyon Güçleri ve ABD Kuvvetleri’ne karşı silahlı
eylemlere katılmak amacıyla… 2008’de Kazakistan’dan ayrılmıştır. “İslami Cihat
Örgütü’nün” [faaliyette olan] Pakistan’daki kamplarında askeri eğitimler almıştır.”
108. Başvuran, 26 Nisan 2022 tarihli ek beyanında, iadesinin ardından
cezaevinde çeşitli biçimlerde kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir.
Ayrıca, Türk makamlarının Kazak muhataplarının kendisinin iadesi
öncesinde alınan güvencelere uyup uymadıklarını doğrulamak için herhangi
bir adım atmadıklarını iddia etmiştir.
109. Hükümet, başvuranın yerel mahkemelere iddialarını destekleyecek
yeterli delil ve bilgi sunmadığını ve bu nedenle iade edilmesi halinde gerçek
bir kötü muamele riskiyle karşı karşıya kalacağı iddiasını kanıtlayamadığını
savunmuştur. Ayrıca Hükümet, Kazak muhataplarının, başvuranın
Kazakistan’a iade edilmesi halinde Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki
haklarının ihlal edilmeyeceğine dair yeterli diplomatik güvence sağladıklarını
ileri sürmüştür. Hükümet son olarak, iade işlemlerinin Türkiye ile Kazakistan
arasındaki ikili iade anlaşması uyarınca gerçekleştirildiğini belirtmiştir.
b) Mahkeme’nin Değerlendirmesi
(i) Genel ilkeler
110. İade ve sınır dışı etme işlemleri bağlamında 3. maddenin
uygulanmasına ilişkin ilgili genel ilkeler Mahkeme tarafından F.G. ve İsveç
([BD], no. 43611/11, AİHM 2016, §§ 110-27), J.K. ve diğerleri ve İsveç
([BD], no. 59166/12, §§ 77-105, 23 Ağustos 2016) ve en güncel olarak,
Khasanov ve Rakhmanov /Rusya ([BD], no. 28492/15 ve no. 49975/15, §§
93-116, 29 Nisan 2022) kararlarında özetlenmiştir.
111. Mahkeme, bir Akit Devlet tarafından gerçekleştirilen iadenin, 3.
madde kapsamında bir soruna yol açabileceğini ve dolayısıyla, söz konusu
kişinin iade edilmesi halinde, talep eden ülkede Sözleşmenin 3. maddesine
aykırı muameleye maruz kalacağına dair gerçek bir riskle karşı karşıya
kalacağına inanmak için önemli gerekçeler gösterilmesi halinde, bu Devlete
Sözleşme kapsamında sorumluluk doğurabileceğini yineler. Bu
26
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
sorumlulukların oluşması, kaçınılmaz şekilde, talep eden ülkenin koşullarının
3. Madde standartlarına göre değerlendirilmesini gerektirir (bkz. diğer pek
çok makamın yanı sıra, Oshlakov/Rusya, no. 56662/09, § 79, 3 Nisan 2014).
Bununla birlikte Sözleşme kapsamında herhangi bir yükümlülük doğduğu
veya doğabileceği ölçüde, bu yükümlülük bir bireyi yasaklanmış kötü
muameleye maruz bırakmaya doğrudan sebep olan bir eylemde bulunması
dolayısıyla iade eden Akit Devlet’e ait olur (bkz. El-Masri/eski Makedonya
Yugoslav Cumhuriyeti [BD], no. 39630/09, § 212, AİHM 2012).
112. Mahkeme, başvuranın iade edilmesi halinde 3. maddede yasaklanan
muameleye maruz kalma konusunda gerçek bir risk taşıdığının gösterilip
gösterilmediğine karar verirken, meseleyi sunulan tüm belgeler ve
gerektiğinde özel olarak elde edilen belgeler ışığında değerlendirecektir (bkz.
Tershiyev/Azerbaycan no. 10226/13, § 48, 31 Temmuz 2014 ve Lopez
Elorza/İspanya no. 30614/15, § 106, 12 Aralık 2017). Bu tür davalarda Akit
Devletlerin 3. madde kapsamındaki sorumluluğunun niteliği, bir bireyi kötü
muamele riskine maruz bırakma eyleminde yattığından, bu risk öncelikle iade
sırasında Akit Devlet tarafından bilinen veya bilinmesi gereken olgulara
başvurularak değerlendirilmelidir (bkz. Kislov/Rusya, no. 3598/10, § 79, 9
Temmuz 2019, ve burada atıfta bulunulan içtihat).
113. Mahkeme, kötü muamele riskinin olup olmadığını belirlemek
amacıyla, talep eden ülkedeki genel durumu ve başvuranın bireysel
koşullarını göz önünde bulundurarak, başvuranın talep eden ülkeye iadesinin
öngörülebilir sonuçlarını değerlendirmelidir (bkz. Sanchez-Sanchez/Birleşik
Krallık, [BD], no. 22854/20, § 85, 3 Kasım 2022 ve burada atıfta bulunulan
davalar). Ayrıca, başvuranın sistematik olarak kötü muameleye maruz
bırakılan bir grubun üyesi olduğunu iddia ettiği durumlarda, Mahkeme,
Sözleşme'nin 3. maddesinin korumasının, başvuranın, gerektiğinde mevcut
kaynaklara dayanarak, söz konusu uygulamanın varlığına ve kendisinin ilgili
gruba üye olduğuna inanmak için ciddi nedenler olduğunu ortaya koyması
halinde devreye girdiği kanaatindedir (bkz. yukarıda anılan Khasanov ve
Rakhmanov, §§ 96-99).
114. İspat yükünün dağılımıyla ilgili olarak, Mahkeme, gerçek bir riskin
varlığına ilişkin değerlendirmenin mutlaka titiz bir değerlendirme olması
gerektiğini yineler. Genel ilke, başvuranın, şikâyete konu tedbirin
uygulanması durumunda, 3. maddeye aykırı bir muameleye maruz kalacağına
dair gerçek bir riskle karşı karşıya kalacağına inanmak için önemli dayanaklar
bulunduğunu kanıtlayan delilleri sunmasıdır. Bu tür deliller sunulduğunda,
Hükümet bu delillerin doğurduğu şüpheleri ortadan kaldırmakla yükümlüdür
(W.A. ve diğerleri/İtalya, no. 18787/17, § 87, 16 Kasım 2023, buradaki diğer
referanslarla birlikte).
115. Bu tür önemli gerekçelerim gösterildiği durumlarda, Mahkeme daha
sonra söz konusu davada elde edilen güvencelerin gerçek bir kötü muamele
27
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
riskini ortadan kaldırmak için yeterli olup olmadığını incelemiştir. Ancak,
diplomatik güvenceler kötü muamele riskine karşı yeterli koruma sağlamak
için tek başlarına yeterli değildir ve pratik uygulamada başvuranın bu tür bir
riskten korunmasını sağlayıp sağlamadıklarını görmek için niteliğini
inceleme yükümlülüğü mevcuttur (bkz. Othman (Abu Qatada) / Birleşik
Krallık, no. 8139/09, § 192, AİHM 2012 (alıntılar), ve Yefimova/Rusya, no.
39786/09, §§ 202-03, 19 Şubat 2013). Bu şekilde Mahkeme, Othman (Abu
Qatada) (yukarıda anılan, § 189) davasında oluşturulan kriterleri dikkate alır
ve güvencelerin güvenilirliğini, kabul eden devletin uygulamaları ışığında
değerlendirir.
116. Son olarak, Mahkeme, rolünün ikincil niteliği hususunda hassastır
ve belirli bir davanın koşullarının kaçınılmaz kılmadığı durumlarda, ilk
derece mahkemesi rolünü üstlenirken ihtiyatlı olması gerektiğini kabul eder.
Bununla birlikte, Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin iddialarda
bulunulduğunda, Mahkeme, bazı iç hukuk işlemleri ve soruşturmaları
halihazırda gerçekleştirilmiş olsa dahi, özellikle titiz bir inceleme yapmalıdır
(bkz. Azimov/Rusya, no. 67474/11, § 115, 18 Nisan 2013). Bu bağlamda, 3.
madde kapsamındaki yasağın mutlak olduğunu ve madde 15/2 uyarınca
ulusun yaşamını tehdit eden bir olağanüstü hal durumunda veya terörizm ve
organize suçlarla mücadele veya sığınmacı ve göçmen akını gibi en zor
koşullarda bile, ilgili kişi tarafından işlendiği iddia edilen suçun niteliğine
veya davranışına bakılmaksızın, bu yasaktan herhangi bir sapmaya izin
verilmediğini vurgulamaktadır (bkz. Ramirez Sanchez/Fransa [BD], no.
59450/00, § 116, AİHM 2006-IX, ve Z.A. ve diğerleri/Rusya [BD], no.
61411/15 ve 3 diğer, §§ 187-88, 21 Kasım 2019).
(ii) Mevcut Davada İlkelerin Uygulanması
117. Başvuranın iadesi yukarıda belirtilen ilkeler ışığında
değerlendirildiğinde, Mahkeme, belirli bir ülkede insan haklarına riayet
edilmesine ilişkin genel bir soruna değinilmesinin, tek başına, belirli bir
kişinin iadesini reddetmek için bir temel oluşturamayacağını
vurgulamaktadır. Mahkemenin Kazakistan’a iadeye ilişkin davalardaki
önceki bulguları, uluslararası raporların Kazakistan'daki insan hakları
durumuna ilişkin ciddi endişeleri dile getirmeye devam etmesine rağmen,
bunun bu ülkeye iadenin tamamen yasaklanmasını haklı çıkaracak kadar
ciddi olduğuna dair bir gösterge olmadığını göstermektedir (bkz. Oshlakov,
yukarıda anılan, § 85 ve burada atıfta bulunulan içtihat).
118. Bununla birlikte Mahkeme, başvuranın yerel makamlar önünde,
Kazakistan'a gönderilmesi halinde gerçek bir işkence riskine maruz
kalacağını savunduğunu kaydeder. Başvuranın Anayasa Mahkemesi’ne
bireysel başvurusu öngörülen süre sınırı dışında yapıldığı gerekçesiyle
28
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
reddedilmekle birlikte (bkz. yukarıdaki 27. paragraf), Ağır Ceza Mahkemesi
ve Yargıtay, başvuranın bir terör örgütüne üye olduğu iddiası başta olmak
üzere hakkındaki suçlamalar ışığında Kazakistan’da gerçek bir işkence ve
başka kötü muamele riskiyle karşı karşıya olduğu iddiasının aslını
değerlendirme fırsatı bulmuştur (bkz. yukarıdaki 16 ila 23. paragraflar).
Ayrıca, başvuranın, silahlı bir cihatçı örgütün kuruluşunda yer aldığı
iddiasına dayanarak terör suçları ve dini aşırılıkla ilgili suçlarla itham edildiği
taraflar için tartışmasızdır. Bu bağlamda, Mahkeme, Türk makamlarının,
2012 yılında yukarıda belirtilen Kırmızı Bülten'in yayınlanmasıyla birlikte,
başvuran hakkındaki suçlamaların niteliğinden haberdar olduklarını yineler
(bkz. yukarıdaki 13., 18. ve 107. paragraflar).
119. Bu hususta Mahkeme, Kazakistan hakkında uluslararası
kuruluşlarca yayınlanan, Mahkeme tarafından özel olarak elde edilen ve
başvuranın iddialarının yerel makamlarca değerlendirildiği dönemle ilgili
olan çeşitli raporlarda, cezaevlerinde ve gözaltı merkezlerinde işkence ve
başka türlerde kötü muamele iddialarına yer verildiğini belirtmektedir. Daha
da önemlisi, bu raporlarda bu iddiaların terörizmle ve aşırıcılıkla ilişkili
suçlarla suçlanan kişiler için özellikle endişe kaynağı olduğunu belirtilmiştir
(bkz. yukarıdaki 68-70. paragraflar).
120. Yukarıda belirtilen değerlendirmeler ışığında, Mahkeme, yerel
makamların, başvuranın Kazakistan’a geri gönderilmesi durumunda kötü
muamele riskiyle karşı karşıya kalabileceğini gösteren ve başvuran tarafından
yeterince dikkatlerine sunulan olgulardan haberdar olduğunu (ya da haberdar
olması gerektiğini) tespit etmektedir (bkz. yukarıdaki 16., 20. ve 24.
paragraflar). Bu nedenle, başvuranların iddialarını ele almak ve kötü
muamele riskini dikkatlice değerlendirerek bu konudaki şüpheleri ortadan
kaldırmak onların yükümlülüğüdür. (bkz. Babajanov/Türkiye, no. 49867/08,
§ 45, 10 Mayıs 2016 ve burada anılan davalar).
121. Mahkeme, yerel mahkemelerin başvuranın iadesine izin verirken,
başvuranın Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki iddialarının tam bir
değerlendirmesini kendiliğinden yapmak yerine, öncelikle Kazak makamları
tarafından verilen güvencelere dayandıklarını belirtmektedir. Mahkeme,
Kazakistan tarafından idam cezasının uygulanmamasına ilişkin olarak verilen
güvencelerin yerel mahkemeler tarafından kapsamlı bir şekilde incelendiğini
kabul etmekle birlikte (bkz. yukarıdaki 103 ila 105. paragraflar) ve
Kazakistan'ın bu güvencelere uyulduğunu doğrulama çabalarında işbirliği
yapmaya istekli olduğunu ifade etmesini dikkate almaktadır; ancak,
başvuranın iadesinin ardından maruz kalacağı işkence ve/veya kötü muamele
riskinin bu güvenceler tarafından yeterince hafifletilip hafifletilmediği
değerlendirilmelidir (bkz. Turgunov/Rusya, no. 15590/14, § 55, 22 Ocak
2015). Bu, başvuran tarafından dile getirilen spesifik iddialar ve güvenilir ve
tarafsız kaynaklar tarafından sağlanan menşe ülkeye ilişkin bilgiler ışığında
29
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
verilen güvencelerin yeterliliğinin dikkatli bir şekilde incelenmesini
gerektirmektedir.
122. Othman (Abu Qatada) (yukarıda anılan) davasında Mahkeme, söz
konusu davanın özel koşulları ışığında, verilen güvencelerin niteliğinin
değerlendirilmesinde kullanılmak üzere, diğerlerinin yanı sıra, (i) bu
güvenceleri kimin verdiği ve bu kişinin/makamın kabul eden Devletin
merkezi hükümeti üzerinde bağlayıcı bir yetkisi olup olmadığı, (ii) söz
konusu güvencelerin genel mi yoksa özel terimlerle mi ifade edildiğinin ve
bir Akit Devlet tarafından verilip verilmediğinin değerlendirilmesi, (iii) talep
eden devletin bu güvencelere uyup uymadığının diplomatik veya başka
izleme mekanizmalarıyla, örneğin başvuranın avukatına sınırsız erişiminin
sağlanmasıyla, teyit edilip edilemeyeceği ve (iv) kabul eden devletin
uluslararası izleme mekanizmalarıyla iş birliği yapmaya istekli olması da
dahil olmak üzere, kabul eden devlette etkili bir işkenceden koruma
sisteminin bulunup bulunmadığı da dahil olmak üzere etkili bir kriter listesi
ortaya koymuştur (a.g.e. § 189).
123. Mevcut davada işkence ve kötü muameleye karşı verilen güvenceler
hususunda, Mahkeme, söz konusu güvencelerin, bu tür muamelelerin ülkede
yasadışı olduğunu açıklayan Kazakistan Birinci Başsavcı Vekili tarafından
verildiğini gözlemlemektedir. Bu güvencelerde ayrıca, başvuranın işkenceye
veya insanlık dışı ve onur kırıcı muameleye maruz kalmayacağı ve Birleşmiş
Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin sağladığı
usule ilişkin güvencelerden yararlanacağı da belirtilmektedir (bkz. yukarıdaki
17. paragraf). Son olarak, başvuranın gözaltında bulunduğu yere, oradaki
koşulları ve bu koşulların uluslararası insan hakları standartlarına
uygunluğunu izlemek amacıyla Türk makamlarının engelsiz erişiminin
sağlanacağına dair güvenceler verilmiştir (bkz. yukarıdaki 18. paragraf).
124. İlk olarak, Mahkeme iade konularında, diplomatik notaların, talep
eden Devletin, talep edilen Devletin iadeye rıza göstermesi için gerekli
olduğunu düşündüğü her türlü güvenceyi sağlaması için standart bir araç
olduğunu kabul etmektedir. Ayrıca, uluslararası ilişkilerde, diplomatik
notaların iyi niyet karinesi taşıdığını kabul etmektedir (bkz.
Rrapo/Arnavutluk, no. 58555/10, §§ 72-74, 25 Eylül 2012). Ancak mevcut
davada, Birinci Başsavcı Vekili’nin ya da temsil ettiği kurumun söz konusu
Devlet adına güvence verme yetkisine sahip olduğunun veya bu güvencelerin
Kazak makamları üzerinde resmi olarak bağlayıcı olduğunun
kanıtlanmadığını gözlemlemektedir (karşılaştırma Soldatenko/Ukrayna, no.
2440/07, § 73, 23 Ocak 2008; Baysakov, yukarıda anılan, § 51 ve
Kordian/Türkiye (karar), no. 6575/06, 4 Temmuz 2006).
125. İkinci olarak, Mahkeme güvencelerin oldukça genel terimlerle
çerçevelendirildiğini ve kesinlikten yoksun olduğunu belirtmektedir.
Kazakistan'da işkence ve kötü muameleden korunma düzeyine ilişkin ciddi
30
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
endişeler (özellikle terörizm ve aşırıcılıkla ilgili suçlarla itham edilen kişiler
için) ve işkence iddialarına yönelik soruşturma oranının bariz bir şekilde
düşük olması (bkz. yukarıdaki 59-75. paragraflar) ışığında Mahkeme, bu
güvencelerin güvenilirliğinin yerel makamlar tarafından daha fazla
incelenmesi gerektiğini düşünmektedir. Ayrıca, temel haklara saygıyı
güvence altına alan ulusal yasalara ve uluslararası antlaşmalara atıfta
bulunmanın, özellikle de mevcut davada olduğu gibi, varış ülkesinde hüküm
süren durum hakkında ilk elden bilgi sahibi olan kaynakların, yetkililer
tarafından Sözleşme ilkelerine açıkça aykırı olan uygulamaların
kullanıldığını veya bunlara göz yumulduğunu belgelediği durumlarda, kötü
muamele riskine karşı tek başına yeterli bir güvence sağlayamayacağını
yinelemektedir. (bkz. Hirsi Jamaa ve diğerleri/İtalya [BD], no. 27765/09, §
128, AİHM 2012, ve Klein/Rusya no. 24268/08, § 55, 1 Nisan 2010). Ayrıca,
yerel makamlar ve Hükümet, Mahkeme önündeki beyanlarında, yukarıdaki
hususlar nedeniyle kötü muamele riski iddialarını ortadan kaldırmak
amacıyla özet ve spesifik olmayan gerekçeler kullanmışlardır. Bu nedenle,
Mahkeme, başvuranı iddia edilen risklere karşı korumak için bunların pratik
değeri konusunda şüphelidir (bkz. Egamberdiyev/Rusya, no. 34742/13, § 49,
26 Haziran 2014).
Üçüncü olarak, Mahkeme, güvencelerin ne Avrupa Konseyi üyesi ne de
Sözleşme'ye Taraf olan bir Devlet tarafından verilmiş olmasını, kabul eden
Devletin benzer güvencelere uyma konusundaki sicili de dâhil olmak üzere,
güvencelerin pratikteki etkinliğinin değerlendirilmesinde dikkate alınması
gereken bir faktör olarak görmektedir. (Karşılaştırma, Turgunov, yukarıda
anılan, § 56; Gasayev/İspanya, yukarıda anılan ve Babar Ahmad ve
diğerleri/Birleşik Krallık (karar) no. 24027/07, no. 11949/08 ve no.
36742/08, §§ 104-10, 6 Temmuz 2010).
Bu bağlamda, dava dosyasındaki bilgiler, yerel makamların gerçekten
spesifik ve güvenilir teminatlar aradığını (genel uluslararası belgelere atıfta
bulunmanın ötesinde) veya başvuranın bireysel durumu ve söz konusu
zamanda Kazakistan'daki uygulamalar ışığında, teminatların Sözleşmeci
Devletlerden istenen sisteme eşdeğer olarak gerçek anlamda güvenilip
güvenilemeyeceğini yeterince değerlendirdiğini gösteren herhangi bir unsur
içermemektedir (karşılaştırınız M.I. / Bosna Hersek (kar.), no. 47679/17, §§
45-46, 29 Ocak 2019).
126. Dördüncü olarak, Mahkeme, başvuranın iadesinin ardından
yaşandığı iddia edilen gelişmelerin (bkz. yukarıdaki 58. paragraf), Kazak
makamları tarafından sağlanan teminatların pratikteki etkisi konusunda daha
fazla şüphe uyandırdığını düşünmektedir. Bu iddialar, mevcut davada
uygulandığı şekliyle teminatların, başvuranın kötü muamele riski altında
31
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
olmayacağına dair herhangi bir garanti sağlayıp sağlamadığı konusunda ciddi
şüpheler uyandırmaktadır (karşılaştırınız, örneğin, Labsi / Slovakya, no.
33809/08, §§ 129-31, 15 Mayıs 2012).
127. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, Hükümet'in, Kazak
makamları tarafından verilen teminatların, Kazakistan'da kötü muameleye
maruz kalma riskini ortadan kaldırmak için yeterli olduğu iddiasını kabul
edemez (karşılaştırıp kıyaslayınız, mutatis mutandis, Sanchez-Sanchez,
yukarıda anılan, §§ 93-94).
128. Mahkeme ayrıca, buna benzer sığınma prosedürlerinin tek başına
bir kişinin iade edilme olasılığını ortadan kaldırmadığını yinelemektedir (bkz.
mutatis mutandis, Shiksaitov / Slovakya, no. 56751/16 ve 33762/17, § 68, 10
Aralık 2020). Ancak mevcut davada, başvuranın Kazakistan'a iadesi, yalnızca
ikinci sığınma başvurusunun yerel makamlar tarafından değerlendirilmekte
olduğu bir zamanda değil (bkz. yukarıdaki 29. paragraf), aynı zamanda
Anayasa Mahkemesi tarafından başvuran aleyhindeki ilk sınır dışı
işlemlerine ilişkin olarak verilen geçici tedbir kararının yürürlükte olduğu bir
zamanda gerçekleşmiştir (bkz. yukarıdaki 35. ve 39. paragraflar). Mahkeme,
bu hususların mevcut davada, yerel makamların -başvuranın iadesi
öncesinde- başvuranın iddialarını Sözleşme'nin 3. maddesinde belirtilen
standartlara uygun bir şekilde usulüne uygun olarak değerlendirip
değerlendirmediği konusunda şüphe uyandıran ilave unsurlar teşkil ettiği
kanaatindedir.
129. Son olarak Mahkeme; Hükümet'in, kendisinden talep edilmesine
rağmen, U.C. ile ilgili yargılamaların mevcut dava bakımından tam olarak
ilgisini değerlendirmek için yeterli bilgi sağlamadığını kaydetmektedir (bkz.
yukarıdaki 64-65. paragraflar). Dava dosyasında bulunan sınırlı bilgiye göre,
İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Kazak makamları tarafından
verilen teminatların U.C.'ye ölüm cezası verilmeyeceğine dair yeterli bir
garanti teşkil etmediği gerekçesiyle U.C.'nin iadesine izin vermeyi
reddetmiştir. Ancak, bu teminatların işkence veya kötü muameleye karşı
korumaya ilişkin yeterliliği (veya aksi) bu kararda ele alınmamıştır. Sonuç
olarak, U.C.'nin davasının nihai sonucuna ve nerede olduğuna dair daha fazla
bilgi olmaması halinde, Mahkeme bu konuyu daha fazla incelemek için bir
neden görmemektedir.
130. Yukarıdaki hususlar, mevcut davanın özel koşullarında, yerel
makamların başvuranın iddialarına ilişkin yeterli bir inceleme yapmadığı ve
16 Ekim 2018 tarihinde Kazakistan'a zorla geri gönderilmesinin, kendisini
Sözleşme'nin 3. maddesine aykırı bir muameleye maruz kalma konusunda
gerçek bir riskle karşı karşıya getirdiği sonucuna varmak için yeterlidir (bkz.
Slovakya, yukarıda anılan, §§ 121-32; Savriddin Dzhurayev / Rusya, no.
71386/10, §§ 166-76, AİHM 2013 (alıntılar); Kasymakhunov / Rusya, no.
29604/12, §§ 122-28, 14 Kasım 2013; ve Mukhitdinov/Rusya, no. 20999/14,
32
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
§§ 44-56, 21 Mayıs 2015. Ayrıca karşılaştırınız Amerkhanov, yukarıda
anılan, §§ 75-89; Batyrkhairov, yukarıda anılan, §§ 45-52; ve A.M.A. /
Hollanda, no. 23048/19, §§ 70-80, 24 Ekim 2023).
132. Dolayısıyla, Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlali gerçekleşmiştir.
4. Sözleşme'nin 3. maddesi ile bağlantılı olarak 13. madde
133. Mahkeme, mevcut davada Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal
edildiği sonucuna varmasına yol açan gerekçeleri göz önünde bulundurarak,
aynı olayların Sözleşme'nin 13. maddesi açısından ayrıca incelenmesini haklı
kılacak hiçbir durum bulamamıştır. Bu nedenle, başvuranın bu başlık
altındaki şikayetlerinin esası hakkında ayrıca karar vermenin gereksiz
olduğunu düşünmektedir (benzer bir yaklaşım için, bkz. yukarıda anılan
Babajanov, § 52, ve Batyrkhairov, § 53 davaları).
III. KUMKAPI YABANCILAR GERİ GÖNDERME MERKEZİ'NDEKİ
GÖZALTI KOŞULLARI NEDENİYLE SÖZLEŞME'NİN 3.
MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
134. Başvuran, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde (4-19 Kasım 2015
tarihleri arasında ve daha sonra 31 Aralık 2015-12 Temmuz 2016 tarihleri
arasında) tutulmasının maddi koşullarının Sözleşme'nin 3. maddesinin
ihlaline yol açtığından şikayetçi olmuştur.
135. Sözleşme'nin 3. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”
A. Kabuledilebilirlik
136. Hükümet, yukarıda 79. paragrafta belirtilen, başvurunun bu
kısmının Sözleşme'nin 35 § 1 maddesi anlamında iç hukuk yollarının
tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiği yönündeki itirazını
yinelemiştir. Akabinde, 26 Şubat 2021 tarihli görüşlerinde, Mahkeme'nin
dikkatini Anayasa Mahkemesi'nin, başvuranın kötü olduğu iddia edilen
tutukluluk koşullarına ilişkin şikayetlerini, başvuranın mevcut idari hukuk
yollarını tüketmediği gerekçesiyle kabul edilemez ilan eden kararına
çekmişlerdir (bkz. yukarıdaki 34. ve 39. paragraflar).
137. Başvuran, tutukluluk koşullarına ilişkin şikayetlerini ele alabilecek
etkili bir hukuk yolu bulunmadığını ileri sürerek Hükümet'in argümanına
itiraz etmiştir.
138. Mahkeme; Z.K. ve Diğerleri / Türkiye ((kar.), no. 60831/15, §§ 41-
49, 7 Kasım 2017) davasında, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel
33
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
başvurunun yabancıları geri gönderme merkezindeki alıkonulma koşullarına
ilişkin 3. madde kapsamındaki şikayetler için etkili bir hukuk yolu sağlama
kapasitesine sahip olduğunu kabul ettiğini ve bu nedenle Mahkeme'ye
başvuru yapılmadan önce söz konusu hukuk yolunun tüketilmesi gerektiğine
karar verdiğini yinelemektedir.
139. Aynı zamanda Mahkeme, yalnızca etkili hukuk yollarının
tüketilmesi gerektiğini yinelemektedir (bkz. Neshkov ve Diğerleri /
Bulgaristan, no. 36925/10 ve 5 diğeri, §§ 186-90, 27 Ocak 2015; ve İlerde ve
Diğerleri / Türkiye, no. 35614/19 ve 10 diğeri, § 150, 5 Aralık 2023). İnsanlık
dışı veya aşağılayıcı tutukluluk koşullarına ilişkin 3. madde kapsamındaki
şikayetlerle ilgili olarak, iki tür telafi mümkündür: (a) tutukluluğun maddi
koşullarında bir iyileşme sağlayabilecek önleyici bir telafi ve (b) yetersiz
tutukluluk koşulları nedeniyle katlanılan sıkıntılar için yeterli bir telafi olarak
maddi tazminat ve bazı durumlarda cezada indirim imkânı sunan uygun bir
telafi biçimi (bkz. Ulemek / Hırvatistan, no. 21613/16, § 74, 31 Ekim 2019).
Bir başvuranın 3. maddeyi ihlal eden koşullarda tutulması halinde, insanlık
dışı veya aşağılayıcı muameleye maruz bırakılmama hakkının devam eden
ihlaline son verebilecek bir iç hukuk yolu en yüksek öneme sahiptir. Bununla
birlikte, başvuran yetersiz koşullara maruz kaldığı tesisten ayrıldıktan sonra,
halihazırda gerçekleşmiş olan ihlal için tazminat alma hakkına sahip
olmalıdır (bkz. Sergey Babushkin / Rusya, no. 5993/08, § 40, 28 Kasım 2013
ve G.B. ve Diğerleri / Türkiye, no. 4633/15, § 129, 17 Ekim 2019).
140. Mevcut davada Mahkeme, başvuranın Kumkapı Geri Gönderme
Merkezi'nde iki ayrı dönemde- yani 4-19 Kasım 2015 ve 31 Aralık 2015-12
Temmuz 2016 tarihleri arasında- alıkonulduğunu kaydetmektedir (bkz.
yukarıdaki 28, 31 ve 37. paragraflar). Mahkeme ayrıca, başvuranın bu
şikayetlerle ilgili olarak Anayasa Mahkemesi'ne başvurusunu 18 Mart 2016
tarihinde, yani idari gözetim altında tutulduğu sırada yaptığını
gözlemlemektedir. Bu nedenle, başvuranın, tutulduğu iddia edilen kabul
edilemez koşullardan derhal kurtulmayı (yalnızca bir tazminat talebinin
aksine) talep ettiğinden şüphe edilemez. Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı
başvuruya karşın başvuran, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde dört ay
daha tutuklu kalmaya devam etmiştir. Nihayetinde 12 Temmuz 2016
tarihinde Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nden nakledilmiş olmasına
rağmen, Anayasa Mahkemesi konuyla ilgili kararını ancak yaklaşık üç yıl
sonra, 17 Nisan 2019 tarihinde vermiştir. Bu nedenle, mevcut davanın
koşulları göz önüne alındığında, Mahkeme, Anayasa Mahkemesine bireysel
başvuruda bulunma yolunun, kabul edilemez tutukluluk koşullarından derhal
kurtulmayı sağlayabilecek önleyici bir hukuk yolu sağlamadığını tespit etmek
durumundadır (karşılaştırınız G.B. ve Diğerleri, yukarıda anılan, § 130, ve
Kargakis / Yunanistan, no. 27025/13, §§ 81-84, 14 Ocak 2021). Buna göre,
34
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
Mahkeme, Hükümet'in mevcut iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki
iddiasını reddetmektedir.
141. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme'nin 35 § 3 maddesi
anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve başka herhangi bir
gerekçeyle kabul edilemez olmadığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle kabul
edilebilir olarak beyan edilmelidir.
B. Esas
142. Başvuru formunda başvuran, yukarıda 34. paragrafta belirtilen
şikayetlerini yinelemiştir. Yani, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde
tutulduğu süre boyunca, tutulma koşullarının, Mahkeme'nin daha önceki
Amerkhanov ve Batyrkhairov kararlarında (her ikisi de yukarıda anılan) 3.
maddeyi ihlal ettiği tespit edilen koşullarla aynı olduğunu ileri sürmüştür.
Başvuran ayrıca, Hükümet'in, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde
tutulduğu sırada tutukluluk koşullarında herhangi bir iyileşme olduğunu
kanıtlayan herhangi bir önemli beyan veya belge sunmadığını ileri sürmüştür.
143. Hükümet bu iddialara karşı çıkmıştır. Hükümet, başvurana günde
yirmi dört saat sıcak su sağlandığını, her gün açık havaya çıkarıldığını ve
günde üç öğün yemek verildiğini ileri sürmüştür. İfadelerini desteklemek
için, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nin tarih içermeyen birkaç fotoğrafını
sunmuşlar ve bu fotoğraflara başvuranın gözaltında tutulduğu maddi
koşulların Sözleşme'nin gerektirdiği standartlara uygun olduğunu iddia eden
başlıklar eklemişlerdir.
144. Mahkeme, G.B. ve Diğerleri davasında (yukarıda anılan, §§ 102-
- ve daha önce Amerkhanov ve Batyrkhairov davasında (yukarıda anılan,
sırasıyla §§ 85-89 ve §§ 80-84), Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'ndeki
standartların altındaki gözaltı koşulları, özellikle de belgelenen aşırı kalabalık
ortam ve tutukluların açık hava egzersizlerine erişiminin olmaması nedeniyle
Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiği tespitini yinelemektedir. G.B. ve
Diğerleri (yukarıda anılan) davasındaki ilgili dönem, mevcut davadaki
başvuranınkinden yaklaşık bir yıl önce olmasına rağmen, Mahkeme,
Hükümet'in daha önce vardığı sonuçlarda farklılık yaratacak herhangi bir
kanıt sunmadığını kaydetmektedir. Bunun nedeni, Mahkeme tarafından
açıkça talep edilmesine karşın, başvuranın Kumkapı Geri Gönderme
Merkezi'ndeki tutukluluğunun maddi koşullarına ilişkin herhangi bir özel
bilgi (söz konusu zamanda orada tutulan tutukluların sayısını kaydeden
kayıtlar gibi) sunmamaları ve yalnızca, fotoğrafların ne zaman çekildiğini
belirtmeksizin, binanın birkaç fotoğrafını sunmalarıdır (aynı karar, § 108). Bu
nedenle Mahkeme, başvuranın gözaltı koşullarının -gözaltının ne zaman sona
ereceğine ilişkin belirsizliğin neden olabileceği endişeyle birleştiğinde-
gözaltına alınmanın sonucundaki kaçınılmaz eziyet sınırını aşan ve 3.
maddede yasaklanmış aşağılayıcı muamele eşiğine ulaşmasına neden olan bir
35
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
ızdıraba yol açtığı sonucuna varmıştır (aynı karar ve § 102'de atıfta bulunulan
davalar).
145. Son olarak Mahkeme, devam eden göçmen ve sığınmacı akınının
Türkiye'nin karşı karşıya olduğu önemli zorlukları kabul etmektedir. Ayrıca,
bu durumun getirdiği yükleri ve baskıları da kabul etmektedir. Ancak, 3.
maddenin mutlak niteliği göz önünde bulundurulduğunda, bu tür zorluklar bir
Devleti bu hüküm kapsamındaki yükümlülüklerinden muaf tutamaz (benzer
bir değerlendirme için bkz. Khlaifia ve Diğerleri / İtalya [BD], no. 16483/12,
§ 184, 15 Aralık 2016, ve Boudraa / Türkiye, no. 1009/16, § 30, 28 Kasım
2017).
146. Buna göre Mahkeme, başvuranın Kumkapı Geri Gönderme
Merkezi'nde tutulduğu yetersiz maddi koşullar nedeniyle Sözleşme'nin 3.
maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
IV. SÖZLEŞME'NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
147. Başvuran, 5 § 1 maddesi uyarınca, sınır dışı edilmek üzere gözaltına
alınmasının hukuka aykırı olduğundan şikayetçi olmuştur. Ayrıca, 5 § 2
maddesi uyarınca, özgürlüğünden mahrum bırakılmasının nedenleri hakkında
usulüne uygun olarak bilgilendirilmediğinden şikayetçi olmuştur. Başvuran,
5 § 4 maddesi uyarınca, bu süre zarfında tutukluluğunun yasallığına itiraz
edebileceği etkili bir hukuk yolu bulunmadığını ileri sürmüştür. Son olarak,
Sözleşme'nin 5 § 5 maddesi uyarınca, 5. madde kapsamındaki haklarının ihlal
edilmesi nedeniyle iç hukukta tazminat hakkı bulunmadığını ileri sürmüştür.
148. Sözleşme'nin 5. maddesinin ilgili paragrafları aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve
yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
...
(f) Kişinin, usulüne aykırı surette ülke topraklarına girmekten alıkonması veya hakkında
derdest bir sınır dışı ya da iade işleminin olması nedeniyle yasaya uygun olarak yakalanması
veya tutulması.
2. Yakalanan her kişiye, yakalanma nedenlerinin ve kendisine yöneltilen her türlü
suçlamanın en kısa sürede ve anladığı bir dilde bildirilmesi zorunludur.
...
4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma
işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma
yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
5. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes
tazminat hakkına sahiptir.”
A. Başvuranın Sözleşme'nin 5. maddesi bağlamındaki şikayetlerinin
kapsamı ve kabul edilebilirliğine ilişkin ön değerlendirmeler
36
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
149. Mahkeme, başlangıçta, başvuranın özgürlüğünden mahrum
bırakılmasına ilişkin şikayetlerini tanımlamanın önemli olduğunu
belirtmektedir. Söz konusu dönem, başvuranın hür olduğu kısa bir süre (27
Şubat- 10 Nisan 2018) haricinde, 2 Kasım 2015'ten 16 Ekim 2018'e kadar
sürmektedir (bkz. yukarıdaki 47. ve 50. paragraflar). Başvuranın tutukluluğu,
belirli noktalarda çakışan sınır dışı, iade ve ceza yargılamalarından
kaynaklanmaktadır.
150. İlk olarak, başvuran, diğer hususların yanı sıra, iadesini beklerken
özgürlüğünden mahrum bırakılmasının Sözleşme'nin 5. maddesine aykırı
olduğu konusunda şikâyette bulunmuştur. Mahkeme, başvuranın iade
edilmeyi beklediği tutukluluk süresinin (2 Aralık 2016- 1 Şubat 2018),
Türkiye'de aleyhine başlatılan ceza yargılaması sırasındaki tutukluluk
süresiyle tamamen örtüştüğünü kaydetmektedir (bkz. yukarıdaki 45-49.
paragraflar). Bununla birlikte; başvuran, Mahkeme önünde, silahlı bir terör
örgütüne üye olduğu iddiasıyla ilgili ceza yargılamaları sırasında yargılama
öncesi tutukluluğuna ilişkin olarak Sözleşme'nin 5 § 1 (c) maddesi
kapsamında herhangi bir şikâyette bulunmamıştır. Bu nedenle, başvurunun
bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme'nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi
uyarınca reddedilmelidir.
151. İkinci olarak, başvuranın bir süre serbest bırakıldıktan sonra 10
Nisan 2018 tarihinde başlayan ikinci sınır dışı işlemleri sırasında idari
gözetim altında tutulmasına ilişkin olarak (bkz. yukarıdaki 50-55 ve 149.
paragraflar), başvuran, Sözleşme'nin 5. maddesi uyarınca bu döneme dair
yeni ve farklı şikayetlerde bulunmamıştır. Aksine, ilk şikayetlerini veya
gözlemlerini açıklığa kavuşturmadan veya detaylandırmadan, Mahkeme'yi
yalnızca yerel yargılamaların sonucu hakkında bilgilendirmiştir. Buna göre,
Mahkeme, başvurunun Hükümete iletilmesinden sonra ortaya çıkan yeni
meseleleri, yalnızca başvuranın Mahkeme'ye yaptığı ilk şikayetlerin
detaylandırılması şeklinde olmadıkları sürece inceleyemez (bkz. Rafig Aliyev
/ Azerbaycan, no. 45875/06, §§ 69-70, 6 Aralık 2011 (diğer atıflarla birlikte)).
Bu nedenle, Mahkeme, başvuranın durumunun bu yönünü Sözleşme'nin 5.
maddesi açısından incelemek için bir neden görmemektedir (karşılaştırınız
Radomilja ve Diğerleri / Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, §§
108-09, 20 Mart 2018, ve Fu Quan, s.r.o. / Çek Cumhuriyeti [BD], no.
24827/14, §§ 137-48, 1 Haziran 2023).
152. Yukarıda belirtilen nedenlerle Mahkeme, başvuranın 5. madde
kapsamındaki şikayetlerine ilişkin incelemesini, 2 Kasım 2015'ten 4 Kasım
2016'ya kadar süren ilk sınır dışı işlemleri sırasında sınır dışı edilmeyi
beklerken gözaltına alınmasıyla sınırlandıracaktır.
B. Kabul edilebilirlik
37
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
153. Hükümet, başvuranın kendisine sunulan iç hukuk yollarını
tüketmediğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi'nin 17 ve
24 Nisan 2019 tarihlerinde verdiği iki kararı Mahkeme'ye sunmuştur. Bu
kararlar, başvuranın tutukluluğunun hukuka aykırı olduğu iddiasına ilişkin
şikayetlerini, başvuranın idari mahkemelerde tam yargı davası açmadığı
gerekçesiyle kabul edilemez ilan etmiştir; bu, teorik olarak, kişi zaten serbest
bırakılmış olsaydı etkili bir hukuk yolu sağlayabilirdi (bkz. yukarıdaki 39 ve
41. paragraflar).
154. Başvuran, Hükümet'in argümanlarına itiraz etmiştir. Anayasa
Mahkemesi'nin B.T. davasındaki ilgili içtihadının değişmesinin ardından,
Türk iç hukukunun artık ihtilaflı tedbirlerin neden olduğu Sözleşme'nin 5.
maddesinin ihlaline ilişkin etkili bir hukuk yolu sağlamadığını ileri
sürmüştür. Ayrıca Mahkeme'ye, Anayasa Mahkemesi'nin 24 Nisan 2019
tarihli kabul edilemezlik kararının ardından, hukuka aykırı tutukluluğu
nedeniyle uğradığı zararın tazminatı için İzmir 1. İdare Mahkemesi'nde dava
açtığını bildirmiştir. Ancak dava, zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle
reddedilmiştir. Bu karara karşı Bölge İdare Mahkemesi'ne yapılan müteakip
temyiz başvurusunun da başarısız olduğunu belirtmiştir.
155. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına ilişkin
içtihadında geliştirilen ilkeleri yineler (bkz. Vučković ve Diğerleri / Sırbistan
(ön itiraz) [BD], no. 17153/11 ve 29 diğeri, §§ 69-71, 25 Mart 2014, ve
Mocanu ve Diğerleri / Romanya [BD], no. 10865/09 ve 2 diğeri, §§ 220, 222
ve 223, AİHM 2014 (alıntılar). Mahkeme ayrıca, ilgili kişinin halen
gözaltında olduğu durumlarda, yeterli ve uygun olarak değerlendirilebilecek
tek hukuk yolunun, kişinin serbest bırakılmasını hükmeden bağlayıcı bir
kararla sonuçlanabilecek bir hukuk yolu olduğunu yineler (bkz. Gavril
Yosifov / Bulgaristan, no. 74012/01, § 40, 6 Kasım 2008, ve Varnas /
Litvanya, no. 42615/06, § 86, 9 Temmuz 2013). Bununla birlikte, itiraz edilen
alıkoyma sona ermişse, söz konusu alıkoymanın hukuka aykırı veya 5 § 1
maddesinin ihlali olduğunun beyan edilmesine ve bunun sonucunda
tazminata hükmedilmesine yol açabilecek bir tazminat davası, bu hüküm
kapsamındaki şikayetler bakımından etkili bir hukuk yolu teşkil edebilir (aynı
karar, § 87; ayrıca bkz. yukarıda anılan Sakkal ve Fares, § 49 ve orada anılan
davalar).
156. Mevcut davada Mahkeme, başvuranın 18 Mart 2016 tarihinde
Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunduğu dönemde hala tutuklu
olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, Anayasa Mahkemesi'nin,
başvuranın Sözleşme'nin 5. maddesi kapsamındaki şikayetlerini, idare
mahkemelerinde tam yargı davası açmaması nedeniyle kabul edilemez ilan
ettiğini kaydeder. Bu sonuca varırken, B.T. kararında ortaya koyduğu önceki
davaya atıfta bulunmuştur. Ancak Mahkeme, B.T. kararında Anayasa
Mahkemesi'nin, idari mahkemelerde tazminat davası açmanın, ancak söz
38
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
konusu tutukluluğun daha önce bir sulh ceza mahkemesi tarafından hukuka
aykırı ilan edilmiş olması halinde tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu
teşkil ettiğine karar verdiğini kaydeder. Ayrıca, bir mahkemenin bir bireyin
tutukluluğuna ilişkin itirazlarını reddetmesi halinde, söz konusu bireyin bu
kararların verilmesinin hemen ardından Anayasa Mahkemesi'ne bireysel
başvuruda bulunabileceğini belirtmiştir (bkz. yukarıdaki 62-63. paragraflar).
Mevcut davada Mahkeme, sınır dışı işlemlerinin ilk aşaması boyunca,
başvuranın tutukluluğuna ilişkin olarak söz konusu mahkemelere yaptığı
itirazlara rağmen, başvuranın idari tutukluluğunun sulh ceza mahkemeleri
tarafından hiçbir zaman hukuka aykırı bulunmadığını kaydetmektedir (bkz.
yukarıdaki 30, 32 ve 36. paragraflar). Başvuran, 4 Kasım 2016 tarihinde, yani
yalnızca iç hukukta kişinin sınır dışı edilmek üzere alıkonulması için tanınan
azami 1 yıllık yasal sürenin dolmasından sonra salıverilmiştir (bkz.
yukarıdaki 37. paragraf). Bu nedenle, başvuranın davasının özel koşullarında
etkili bir hukuk yolu teşkil etmediği için başvuranın idare mahkemelerindeki
telafi edici hukuk yolundan yararlanması gerektiği söylenemez.
157. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümet'in iç hukuk yollarının tüketilmediği
iddiasını reddetmektedir. Mahkeme ayrıca, bu şikayetlerin Sözleşme'nin 35 §
3 (a) maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka
herhangi bir gerekçeyle kabuledilemez olmadığını kaydeder. Bu nedenle,
kabuledilebilir oldukları sonucuna varılmalıdır.
C. Esaslar
1. Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi
158. Başvuran, sınır dışı işlemleri için iç hukukta izin verilen azami süre
boyunca hukuka aykırı bir şekilde gözaltında tutulduğunu iddia etmiştir.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesi tarafından 18 Mart 2016 tarihinde verilen geçici
tedbir kararının sınır dışı işlemlerini askıya alması (bkz. yukarıdaki 34.
paragraf) ve dolayısıyla Türkiye'den sınır dışı edilmesinin gerçekçi olmaması
nedeniyle, tutukluluğunun devam etmesi için yasal bir dayanak
bulunmadığını ileri sürmüştür.
159. Hükümet, başvuranın sahte bir pasaportla yakalandığını ve daha
sonra hakkında çıkarılan sınır dışı etme emrine dayanılarak idari gözetim
altına alındığını iddia etmiştir. Bu nedenle, başvuranın tutukluluğunun
Sözleşme'nin 5 § 1 (f) maddesine uygun olduğunu ileri sürmüştür.
160. Mahkeme, Sözleşme'nin 5 § 1 (f) maddesinin, hakkında sınır dışı
etme kararı talep edilen bir kişinin tutuklanmasının gerekli görülmesini
(örneğin, bir suç işlemesini veya kaçmasını önlemek için) makul olarak
gerektirmediğini yineler. Bu bağlamda, madde 5 § 1 (f), madde 5 § 1 (c)'den
farklı bir koruma düzeyi sağlamaktadır: (f) alt paragrafı uyarınca gerekli olan
39
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
tek eylem “sınır dışı etme veya iade etme amacıyla işlem yapılmasıdır” (bkz.
Čonka/Belçika, no. 51564/99, § 38, AİHM 2002-I ve Chahal/İngiltere, 15
Kasım 1996, § 112, Hüküm ve Karar Raporları 1996-V). Keyfi olarak
nitelendirilmekten kaçınmak için, madde 5 § 1 (f) kapsamında icra edilen
gözaltı iyi niyetle gerçekleştirilmeli; Hükümet’in dayandığı gözaltı
gerekçesiyle yakından bağlantılı olmalı; gözaltı yeri ve koşulları uygun
olmalı ve gözaltı süresi, izlenen amaç için gereken makul süreyi aşmamalıdır.
(bkz. Yoh-Ekale Mwanje/Belçika, no. 10486/10, §§ 117-19, 20 Aralık 2011,
ve burada atıfta bulunulan referanslar). Bu bağlamda, madde 5 § 1 (f)
kapsamındaki herhangi bir özgürlükten mahrum bırakma uygulaması,
yalnızca iade işlemleri devam ettiği sürece haklı görülebilecektir; dahası, bu
işlemlerin gereken özen gösterilerek yürütülmemesi halinde, tutuklama izin
verilebilir olmaktan çıkacaktır (bkz. Khlaifia ve Diğerleri, yukarıda anılan, §
90).
161. Mahkeme ayrıca, geçici bir tedbirin uygulanması sonucunda sınır dışı
etme işlemlerinin geçici olarak askıya alınmış olmasının, (i) yetkililerin daha
sonraki bir aşamada sınır dışı etmeyi öngörmeleri koşuluyla (yani, yargı
işlemleri askıya alınmış olsa dahi “gerekli adımlar atılmaktadır”) ve (ii)
gözaltı süresinin makul olmayan bir şekilde uzatılmaması koşuluyla tek
başına ilgili kişinin tutukluluğunu hukuka aykırı hale getirmeyeceğini
yinelemiştir (bkz. daha fazla atıfla birlikte M.D. ve Diğerleri/Rusya, no.
71321/17 ve 8 diğeri, § 125, 14 Eylül 2021). Mahkeme ayrıca, bir başvuranın
durumunun yargısal denetimi için başvuruda bulunma imkanının mevcut
olmasının, geçici bir tedbirin uygulandığı davalarda tutukluluğun yasallığını
gözden geçirirken dikkate alınması gereken önemli bir etken olduğunu
belirtmiştir (bkz. Ahmed/Birleşik Krallık, no. 59727/13, § 50, 2 Mart 2017).
162. Mevcut davada, başvuranın ilk sınır dışı işlemleri devam ederken
tutukluluğunun, 2 Kasım 2015'ten 4 Kasım 2016'ya kadar sürmesi hususu,
taraflar arasında ihtilaflı değildir (bkz. yukarıdaki 152. paragraf). Başvuranın
idari tutukluluğu, sınır dışı edilmesinin, iç hukukta sınır dışı edilmeyi
beklerken gözaltında tutulmasına izin verilen azami süre içinde
gerçekleştirilmediği gerekçesiyle kesin olarak sona erdirilmiştir. Bu noktada
Mahkeme, görevinin, söz konusu sınır dışı işlemlerinin uzunluğunun genel
anlamıyla makul olup olmadığını değerlendirmek olmadığını (6. madde
kapsamındaki işlemlerin haddinden fazla uzun olmasına ilişkin davalarda
olduğu gibi), ancak (işlemlerin genel uzunluğuna bakılmaksızın) gözaltı
süresinin izlenen amaç için makul olarak gerekli olanı aşıp aşmadığını
belirlemek olduğunu yineler (bkz. Khokhlov/Kıbrıs, no. 53114/20, § 89, 13
Haziran 2023).
163. Mahkeme, başvuranın ilk olarak DAEŞ’e karşı yürütülen bir
güvenlik operasyonu kapsamında polis tarafından yakalandığını ve sahte bir
pasaport taşıdığının tespit edildiğini kaydetmiştir. Bunun sonucunda, İstanbul
40
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
Valiliği 6458 sayılı Kanun uyarınca sahte belge kullanmak ve kamu düzeni
için tehdit oluşturmaktan sınır dışı edilmesine karar vermiştir. Ayrıca, sınır
dışı işlemleri devam ederken başvuranın idari gözetim altında tutulmasına
karar vermiştir. Dava dosyasındaki bilgiler, başvuranın bu kararlardan
usulüne uygun olarak haberdar edildiğini ve tutukluluğunun hukuka aykırı
olduğu iddiasına birçok kez sulh ceza mahkemeleri önünde itiraz etme fırsatı
bulduğunu yansıtmaktadır. Sulh ceza mahkemeleri, bu iddiaları reddederken,
başvuran hakkında geçerli bir sınır dışı etme kararı alınmış olmasına ve terör
örgütleriyle bağlantılı olduğu şüphesiyle hakkında yürütülen ceza davası
nedeniyle kaçma riskine atıfta bulunmuştur. Mahkeme, başvuranın sınır dışı
edilmek üzere idari gözetim altında tutulduğu sırada, iade ve ceza davalarının
eşzamanlı olarak devam ettiğini teyit etmekte ve yerel mahkemelerin bu
konudaki tespitlerini sorgulamak için bir neden görmemektedir. Mahkeme
ayrıca, dava dosyasındaki unsurlar dikkate alındığında, başvuranın
tutukluluğunun yasal bir dayanağı olduğunu ve iç hukuka uygun olduğunu
tespit etmektedir. Başvuranın durumunun karmaşıklığı ve söz konusu tarihte
aleyhinde devam eden yargılamalar göz önüne alındığında, Mahkeme,
yetkililerin kötü niyetle hareket ettiğine veya sınır dışı etme işlemlerinin
Sözleşme'nin 5 § 1 (f) maddesi uyarınca gerekli özenle takip edilmediğine
dair hiçbir belirti görmemektedir (bkz., mutatis mutandis Liu/Rusya, no.
42086/05, §§ 79-83, 6 Aralık 2007, ve A.H. ve J.K./Kıbrıs, no. 41903/10 ve
41911/10, §§ 182-91, 21 Temmuz 2015).
164. Son olarak, tutukluluk koşulları ve bunların Sözleşme'nin 5. maddesi
kapsamında tutukluluğun hukuka uygunluğunun değerlendirilmesi açısından
önemine ilişkin olarak, Mahkeme, özgürlükten yoksun bırakmanın iç hukuk
açısından hukuka uygun olabileceğini, ancak diğer faktörlerin yanı sıra,
tutukluluk yeri ve koşullarının uygunsuz olması halinde yine de keyfi
olduğunun değerlendirilebileceğini yinelemektedir (bkz. Saadi/İngiltere
[BD], no. 13229/03, § 67, AİHM 2008). Mevcut davada Mahkeme,
başvuranın gözaltı koşullarına ilişkin 3. madde kapsamındaki şikayetlerinin
Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde geçirdiği süreyle sınırlı olduğunu
gözlemlemektedir (bkz. yukarıdaki 134. paragraf). Bununla birlikte,
başvuranın bu başlık altında özgürlüğünden mahrum bırakılmasının hukuka
uygunluğunun değerlendirilmesi, başvuranın 4 Kasım 2016 tarihinde nihai
olarak serbest bırakılmasına kadar diğer geri gönderme merkezlerinde
geçirdiği göz ardı edilemeyecek süreler de dahil olmak üzere, idari gözaltı
süresinin tamamını kapsamaktadır (bkz. yukarıdaki 31, 36 ve 37. paragraflar).
Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'ndeki alıkonulma koşullarıyla ilgili olarak,
3. maddenin ihlal edildiğini halihazırda tespit etmiş olan Mahkeme (bkz.
yukarıdaki 146. paragraf), alıkonulma koşullarını 5 § 1 (f) maddesi
bağlamında ayrıca incelemeyi gerekli görmemektedir (bkz., karşılaştırılabilir
bir yaklaşım için, Horshill/Yunanistan, no. 70427/11, § 65, 1 Ağustos 2013;
41
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
R.T./Yunanistan, no. 5124/11, § 85, 11 Şubat 2016; ve Ha.A./Yunanistan no.
58387/11, § 41, 21 Nisan 2016). Diğer merkezlerdeki tutukluluk koşullarına
ilişkin olarak, başvuran ayrı bir şikayette bulunmamıştır ve bu nedenle bu
koşullar Mahkeme tarafından incelenmeyecektir.
165. Dolayısıyla
Mahkeme,
mevcut
gerçekler
doğrultusunda
Sözleşme'nin 5 § 1 (f) maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
2. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi
166. Başvuran, serbest bırakılma taleplerinin incelenmesinin basmakalıp
gerekçelere dayandırıldığını ve tutukluluğunun etkili bir yargısal incelemeye
tabi tutulmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, bu yargılamaların Sözleşme'nin 5
§ 4 maddesi kapsamındaki hızlılık gerekliliğine uymadığını ileri sürmüştür.
167. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.
168. Mahkeme, Sözleşme'nin 5 § 4 maddesinin (alıkonulan kişilerin,
alıkonulmalarının hukuka uygunluğu konusunda itiraz etmek için dava açma
hakkını güvence altına alırken) aynı zamanda, bu tür davaların açılmasını
takiben, bu alıkonulmanın hukuka uygunluğuna ilişkin hızlı bir yargı kararı
alma ve hukuka aykırı olduğu kanıtlanırsa sona erdirilmesini emretme
hakkını da açığa çıkardığını yineler (bkz. Baranowski/Polonya, no. 28358/95,
§ 68, AİHM 2000-III). Hızlı karar alınması hakkına riayet edilip edilmediği
sorusu, yargılamaların karmaşıklığı, yerel makamların ve başvuranın
tutumlarıyla yargılamaların süresini uzatıp uzatmadıkları ve başvuran için
neyin risk altında olduğu da dahil olmak üzere, her bir davanın koşulları
ışığında belirlenmelidir (bkz. Mooren/Almanya [BD], no. 11364/03, § 106, 9
Temmuz 2009 ve burada atıfta bulunulan davalar).
169. Ayrıca, madde 5 § 4, Sözleşmeci Devletleri, tutuklamanın hukuka
uygunluğunun incelenmesi için ikinci bir yargı düzeyi oluşturmaya
zorlamamaktadır. Ancak, iç hukukun temyize başvurma imkanı tanıdığı
hallerde, temyiz mercii de 5 § 4 maddesinin gerekliliklerine uymalıdır
(örneğin temyiz işlemleri sırasında yürütülen incelemenin hızlı olması
bakımından) (bkz., birçok diğer otorite arasında, Stevan Petrović/Sırbistan,
no. 6097/16 ve 28999/19, § 177, 20 Nisan 2021). Aynı zamanda, temyiz
mahkemesi önündeki yargılamalar söz konusu olduğunda “hızlılık” standardı
daha az katıdır (bkz. Lebedev/Rusya, no. 4493/04, § 96, 25 Ekim 2007).
170. Mahkeme ayrıca, Sözleşme'nin 5 § 4 maddesinin ülkelerde bulunan
anayasa mahkemeleri önündeki yargılamalara uygulanabilir olduğunu tespit
ettiğini ve başka bağlamlarda Türk Anayasa Mahkemesi'ne bireysel
başvuruda bulunma yolunun ilke olarak Sözleşme'nin 5 § 4 maddesi
anlamında yeterli bir hukuk yolu sağlayabileceğine karar verdiğini yineler
(bkz., örneğin, Mehmet Hasan Altan/Türkiye, no. 13237/17, §§ 159-67, 20
Mart 2018).
42
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
171. Mahkeme, karşısındaki gerçeklere yönelerek, başvuranın idari
tutukluluğunun yasallığına beş kez sulh ceza mahkemeleri önünde itiraz
ettiğini ve ayrıca bu konuda Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda
bulunduğunu kaydetmiştir. Talepleri nihai olarak reddedilmiş olsa da
Mahkeme, sulh mahkemelerinin tutukluluğun hukuka aykırı olduğu iddiasını
önemli bir gecikme olmaksızın incelediklerini ve kararlarında yeterli
gerekçeler sunduklarını kaydeder (bkz. yukarıdaki 30, 32 ve 36. paragraflar).
Dolayısıyla başvuranın, ilke olarak, tutukluluğunun yasallığına ilişkin bir
karar alabileceği bir iç hukuk yolundan yararlanması mümkündü
(karşılaştırınız G.B. ve Diğerleri, yukarıda anılan, § 165).
172. Ancak Mahkeme, başvuranın 18 Mart 2016 ve 30 Kasım 2016
tarihlerinde (ilki Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde tutulduğu sırada)
Anayasa Mahkemesi'ne ayrı ayrı başvuruda bulunduğunu ve diğer hususların
yanı sıra, sulh ceza mahkemelerinin hukuka uygunluk meselesini etkili bir
şekilde incelememesinden şikayetçi olduğunu da kaydetmiştir (bkz.
yukarıdaki 34 ve 38. paragraflar). Bununla birlikte, Mahkeme, Anayasa
Mahkemesi'nin bu başvurular hakkında karar vermesinin üç yıldan fazla
sürmesi ve kararlarını 17 Nisan ve 24 Nisan 2018 tarihlerinde, yani
başvuranın iade edilmesinden yaklaşık altı ay sonra vermesi karşısında
hayrete düşmüştür. Bu bağlamda Mahkeme, sunulan belgelerde başvuranın
veya avukatının Anayasa Mahkemesi önündeki yargılamanın uzun
sürmesinde herhangi bir şekilde payı olduğunu gösteren hiçbir husus
bulunmadığını kaydetmiştir.
173. Son olarak Mahkeme, Anayasa Mahkemesi'nin üç yıldan fazla bir
süre sonra, daha önceki içtihadından (yukarıda 156. paragrafta ele alınan B.T.
davasından) ayrıldığını kaydetmiştir. Başvuranın tutukluluğunun hukuka
aykırı olduğu iddiasına ilişkin olarak Hükümet, mevcut davada başvuranın
Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunmadan önce neden idare
mahkemeleri önünde telafi edici hukuk yolundan yararlanması gerektiğini
gerekçelendirecek herhangi bir argüman veya kanıt sunmamıştır.
174. Yukarıda belirtilen hususlar, Mahkeme'nin, Anayasa Mahkemesi'nin
başvuranın tutukluluğunun yasallığına ilişkin incelemeyi hızlı ve etkili bir
şekilde yapmaması nedeniyle Sözleşme'nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki
haklarının ihlal edildiği sonucuna varması için yeterlidir (bkz. Aden Ahmed /
Malta, no. 55352/12, § 115, 23 Temmuz 2013 ve orada atıfta bulunulan
davalar). Bununla birlikte, bu başlık altında varılan sonuç, mevcut davanın
özel koşulları ışığında görülmeli ve Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel
başvuru mekanizmasının genel etkililiği hakkında şüphe uyandıracak şekilde
algılanmamalıdır (bkz. yukarıda anılan G.B. ve Diğerleri, §188).
43
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
3. Başvuranın Sözleşme'nin 5. maddesi kapsamındaki diğer şikayetleri
175. Başvuran, Sözleşme'nin 5 §§ 2 ve 5. maddelerine dayanarak,
özgürlüğünden mahrum bırakılmasının nedenleri hakkında usulüne uygun
olarak bilgilendirilmediğinden ve 5. madde kapsamındaki haklarının ihlal
edilmesine ilişkin olarak iç hukuk uyarınca tazminat alma hakkının
bulunmadığından şikayetçi olmuştur.
176. Yukarıda Sözleşme'nin 5 § 4 maddesi kapsamında yaptığı tespitler
ışığında, Mahkeme, başvuranın bu hüküm kapsamındaki şikayetlerinin kalan
kısmını incelemeyi gerekli görmemektedir (benzer bir yaklaşım için, bkz.
yukarıda anılan G.B. ve Diğerleri, § 190).
V. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
177. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıda belirtilmiştir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili
Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan
kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin
verilmesine hükmeder.”
A. Zarar
178. Başvuran, maddi zarar için herhangi bir tazminat talebinde
bulunmamıştır. Manevi tazminat olarak toplam 20,000 Euro (EUR) talep
etmiştir.
179. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
180. Başvuranın Sözleşme'nin 3. ve 5 § 4. maddeleri kapsamındaki
şikayetlerine ilişkin olarak tespit edilen ihlalleri göz önünde bulundurarak ve
hakkaniyet temelinde karar vererek, Mahkeme, başvurana manevi tazminat
olarak 8,450 Euro ve ayrıca uygulanabilecek her türlü verginin ödenmesine
hükmetmiştir.
B. Masraf ve Harcamalar
181. Başvuran ayrıca avukatlık ücreti olarak 10.000 Euro ve seyahat
masrafları, kırtasiye, fotokopi, tercüme ve posta masrafları gibi Mahkeme
önünde yaptığı diğer masraf ve harcamalar için 622 Euro talep etmiştir. Bu
bağlamda, yasal temsilcilerinin saati 100 Euro'dan 118 saat yasal çalışma
yaptığını gösteren bir zaman çizelgesi ve temsilcileriyle imzaladıkları bir
yasal hizmet sözleşmesi sunmuşlardır. Ayrıca başvuran, geri kalan masraf ve
harcamalar için ayrıntılı faturalar ve makbuzlar sunmuştur.
182. Hükümet, yalnızca gerçekten yapılan masrafların geri
ödenebileceğini belirterek, bu taleplerin aşırı olduğunu ileri sürmüş ve itiraz
etmiştir.
44
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
183. Sunulan belgeleri ve Mahkeme içtihadında belirlenen kriterleri (bkz.
Yüksel Yalçınkaya/Türkiye [BD], no. 15669/20, § 429, 26 Eylül 2023) göz
önünde bulunduran Mahkeme, tüm başlıklar altındaki masraf ve harcamalar
için 4.250 Euro ödenmesini makul görmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. Başvuranın 16 Ekim 2018 tarihinde Kazakistan'a iade edilmesine ilişkin
13. maddeyle bağlantılı olarak 2. ve 3. maddeler kapsamındaki
şikayetlerin, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'ndeki tutukluluk
koşullarına ilişkin 3. madde kapsamındaki şikâyetin ve başvuranın
tutukluluğunun hukuka aykırı olduğu ve tutukluluğunun hukuka
uygunluğuna itiraz edebileceği bir hukuk yolunun bulunmadığı iddiasına
ilişkin 5. maddenin 1. ve 4. fıkraları kapsamındaki şikayetlerin kabul
edilebilir olduğuna;
3. Başvuruların kalan kısımlarının kabul edilemez olduğuna;
4. Sözleşme'nin 2. maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddenin ihlal
edilmediğine;
5. Başvuranın 16 Ekim 2018 tarihinde Kazakistan'a iade edilmesi nedeniyle
3. maddenin ihlal edildiğine;
6. Sözleşme'nin 3. maddesiyle bağlantılı olarak 13. madde kapsamında
şikayetin esasını incelemeye gerek olmadığına;
7. Başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'ndeki gözaltı koşulları
nedeniyle 3. maddenin ihlal edildiğine;
8. Sözleşme'nin 5 § 1 maddesinin ihlal edilmediğine;
9. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;
10. Sözleşme'nin 5 §§ 2 ve 5. maddeleri kapsamındaki şikayetleri incelemeye
gerek olmadığına;
11. (a) Kararın Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleştiği tarihten
itibaren üç ay içerisinde, davalı Devlet tarafından, başvurana, ödeme
45
KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI
tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek
üzere, aşağıda kaydedilen meblağların ödenmesine:
(i) Manevi tazminat olarak miktara yansıtılabilecek her türlü vergiyle
birlikte, 8.450 Euro (sekiz bin dört yüz elli Euro);
(ii) Masraf ve harcamalar için, miktara yansıtılabilecek her türlü
vergiyle birlikte, 4.250 Euro (dört bin iki yüz elli Euro),
(b)Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme
gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere
uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek
oranda, yukarıda bahsedilen meblağa basit faiz uygulanmasına;
12. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar
vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77
§§ 2 ve 3. maddeleri uyarınca 14 Ocak 2025 tarihinde yazılı olarak
bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı
Yazı İşleri Müdürü
Arnfinn Bårdsen
Başkan
EK
Dava listesi:
No. Başvuru no.
Dava adı
Başvuru
tarihi
Başvuran
Temsil eden
Abdülhalim
Abdülhalim
60811/15
54512/17
Kunshugarov 09/12/2015 Yeldos
/ Türkiye
KUNSHUGAROV YILMAZ
Kunshugarov 28/07/2017 Yeldos
/ Türkiye
KUNSHUGAROV YILMAZ
46
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.