CASE OF KUNSHUGAROV v. TÜRKİYE - [Informal Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Foreign Affairs

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

İKİNCİ BÖLÜM  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE DAVASI  

(Başvuru No. 60811/15 ve 54512/17)  

KARAR  

Mad. 13 (+ Mad 2) • İade işlemlerinin sonuçlanmasından önce başvuranın sınır dışı  

edilmesini önleyen ve kendi liğinden askıya alma etkisine sahip etkili hukuk yolu •  

Başvuranın, Kazakistan'a iade edilmesi halinde ölüm cezasına çarptırılma riskiyle karşı  

karşıya kalacağı yönündeki iddialarının makul ölçüde değerlendirilmesi • Kazakistan  

tarafından yeterli güvencelerin sağlandığına dair taahhütler  

Mad. 3 • İade • Yerel makamların, Kazakistan'a zorla geri gönderilmesinden önce gerçek bir  

kötü muamele riskiyle karşı karşıya olduğuna dair başvuranın iddialarını yeterince  

incelememesi • Kazakistan'ın verdiği güvencelerin yetersizliği  

Mad. 3 (esas) • Aşağılayıcı muamele • Başvuranın Geri Gönderme Merkezinde tutulmasına  

ilişkin maddi koşulların yetersizliğine ek olarak, gözaltı süresinin ne zaman sona ereceğine  

ilişkin belirsizliğin yol açtığı olası kaygı  

Mad. 5 § 1 • Başvuranın, kendisine karşı yürütülen ilk sınır dışı işlemleri sırasında hukuka  

uygun olarak idari tutukluluk hali  

Mad. 5 § 4 • Anayasa Mahkemesi'nin başvuranın tutukluluğunun hukuka uygunluğuna ilişkin  

incelemeyi hızlı ve etkili bir şekilde yapmaması  

Yazı İşleri tarafından hazırlanmıştır. Mahkeme açısından bağlayıcı değildir.  

STRAZBURG  

14 Ocak 2025  

Bu karar, Sözleşme'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar altında  

kesinleşecektir. Şekli düzenlemelere tabi olabilir.  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

Kunshugarov / Türkiye davasında,  

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), aşağıdaki üyelerden  

oluşan bir Daire olarak toplanmıştır:  

Arnfinn Bårdsen, Başkan,  

Saadet Yüksel,  

Pauliine Koskelo,  

Jovan Ilievski,  

Davor Derenčinović,  

Gediminas Sagatys,  

Stéphane Pisani, yargıçlar, ve  

Hasan Bakırcı, Bölüm Yazmanı,  

Kazakistan vatandaşı Yeldos Kunshugarov (“başvuran”) tarafından İnsan  

Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin  

(“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine ekli  

tabloda belirtilen muhtelif tarihlerde Mahkeme'ye yapılan (60811/15 ve  

54512/17 sayılı) başvuruları; Sözleşme'nin 2., 3. ve 5. maddesinin 1, 2, 4, 5.  

fıkraları ile 2. ve 3. maddeleriyle birlikte 13. maddesine ilişkin şikâyetlerin  

Türk Hükümeti'ne (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvuruların geri kalanının  

kabul edilemez ilan edilmesine karar verdiğini; tarafların görüşlerini göz  

önünde bulundurarak;  

10 Aralık 2024 tarihinde özel olarak görüştükten sonra,  

Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı sunar:  

GİRİŞ  

1. Başvuran Kazakistan vatandaşıdır. Başvurular esas olarak (i)  

başvuranın ölüm veya kötü muamele riskiyle karşı karşıya kalacağını iddia  

ettiği Kazakistan'a gönderilme (“sınır dışı edilme” ve “iade edilme”)  

tehdidiyle, (ii) idari ve adli makamların orada maruz kalacağı risklere ilişkin  

yeterli bir inceleme yapmadığı iddiasıyla, (iii) sınır dışı işlemleri sürecinde  

Kumkapı Yabancı Geri Gönderme Merkezi'ndeki (“Kumkapı Geri  

Gönderme Merkezi”) tutukluğunun hukuka aykırılığı ve kötü koşullarına  

dair iddia (iv) ve sınır dışı edilmesine dek tutukluluğuna ilişkin itirazlarının  

yerel mahkemeler tarafından yeterince değerlendirilmediği iddiasıyla  

ilgilidir.  

2. Başvuran, Sözleşme'nin 2, 3, 5 ve 13. maddelerine dayanarak  

başvuruda bulunmaktadır.  

OLGULAR  

I.  

DAVANIN KOŞULLARI  

1

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

3. Başvuran 1988 doğumlu bir Kazakistan vatandaşıdır. Başvuruların  

yapıldığı tarihte Türkiye'de tutuklu bulunmaktaydı. Dava dosyasındaki son  

bilgilere göre, şu anda Kazakistan'ın Akmola kentindeki Stepnogorsk  

Cezaevinde (тюрьма ЕЦ-166/18) hapis cezasına devam etmektedir.  

4. Başvuran, İstanbul'da avukatlık yapan A. Yılmaz tarafından temsil  

edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), Temsilcisi tarafından temsil  

edilmiştir.  

5. 9 Aralık 2015 tarihinde, başvuranın temsilcisi, Mahkeme İç  

Tüzüğü'nün 39. maddesi uyarınca, Mahkeme'den, ihtiyati tedbir olarak,  

başvuranın Kazakistan'a iade edilme tehdidinin askıya alınmasını ve insanlık  

dışı ve aşağılayıcı muameleye varan tutukluluk koşullarına maruz kaldığı  

iddia edilen Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nden tahliyesini talep eden bir  

başvuru sunmuştur.  

6. 10 Aralık 2015 tarihinde, nöbetçi hâkim, başvuranın talebini  

reddetmeye karar vermiş ve başvurana, Türkiye'den sınır dışı edilmesine  

ilişkin yargı süreci yerel mahkemeler nezdinde devam ettiği için talebinin  

erken olduğunu bildirmiştir. Başvuranın Mahkeme'ye sunduğu talep  

60811/15 başvuru numarasıyla kaydedilmiştir.  

7. 28 Temmuz 2017 tarihinde, başvuranın temsilcisi, Mahkeme'nin  

yukarıda belirtilen ihtiyati tedbiri alması için tekrar talepte bulunmuştur.  

8. 31 Temmuz 2017 tarihinde, başvuranın İç Tüzüğün 39. maddesi talebi  

bir kez daha reddedilmiştir. Bu talep 54512/17 başvuru numarasıyla  

kaydedilmiştir.  

9. 20 Nisan 2018 tarihinde, her iki başvuruda da Sözleşme'nin 2. ve 3.  

maddeleri, 5. maddenin 1, 2, 4 ve 5. fıkraları ve 13. maddesi kapsamında dile  

getirilen şikâyetler Hükümet'e bildirilmiş; başvuruların geri kalanı, Mahkeme  

İç Tüzüğü'nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez ilan  

edilmiştir. Aynı gün, Bölüm Başkanı, Mahkeme İç Tüzüğü'nün 41. maddesi  

uyarınca, bu başvurulara öncelik tanınmasına da karar vermiştir.  

10. 11 Temmuz 2019 tarihinde Bölüm Başkanı Mahkeme İç Tüzüğü'nün  

41. maddesinin uygulanmasına son verilmesine karar vermiştir.  

11. Davanın olguları aşağıdaki şekilde özetlenebilir.  

A. Başvuranın Türkiye'ye gelişi ve iade işlemleri  

12. Başvuranın sunduğu bilgilere göre, başvuran 2009 yılında  

Kazakistan'dan ayrılmış ve 2011 yılında Türkiye'ye giriş yapmıştır. Başvuran  

4 Kasım 2011 tarihinde İstanbul Valiliği'ne ve belirtilmeyen bir tarihte  

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne (BMMYK) sığınma  

başvurusunda bulunmuştur. Başvuranın sığınma başvurusu 28 Kasım 2011  

tarihinde yerel makamlar tarafından reddedilmiştir. Başvuran, 24 Nisan 2015  

tarihinde, bu karara karşı Ankara İdare Mahkemesi'ne itirazda bulunmuş ve  

2

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

Mahkeme itirazı reddetmiştir. Daha sonra Danıştay’a yapılan itiraz da  

reddedilmiştir.  

13. 2012 yılında, Kazak makamları tarafından Interpol aracılığıyla  

çıkarılan bir Kırmızı Bültene dayanılarak başvuran hakkında iade işlemleri  

başlatılmıştır. Başvuran, iddiaya göre, Kazakistan'ın batı bölgesinde terör  

saldırıları gerçekleştiren bir terör örgütü olan İslami Cihat Birliği'nin bir üyesi  

olarak Kazakistan'da gerçekleştirdiği paralı askerlik faaliyetleri ve terörle  

ilgili suçlar nedeniyle aranmaktaydı.  

14. Kartal 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Nisan 2012 tarihli bir kararla,  

Kazak makamları tarafından yapılan iade talebini, başvuranın iadesinin talep  

edildiği eylemlerin Kazakistan iç hukuku uyarınca ölüm cezasıyla  

cezalandırılabileceği gerekçesiyle reddetmiştir.  

15. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan temyiz başvurusunun  

ardından, 27 Şubat 2013 tarihinde Yargıtay, Ağır Ceza Mahkemesi'nin 12  

Nisan 2012 tarihli kararını, Türkiye ile Kazakistan arasındaki suçluların  

karşılıklı iadesi anlaşmasının hükümlerinin gerekli şekilde dikkate alınmadığı  

gerekçesiyle bozmuştur. Yargıtay, davanın ilk derece mahkemesi tarafından  

yeniden incelenmesine hükmetmiştir.  

16. Akabinde, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi 18 Nisan 2013 ve 29  

Eylül 2016 tarihleri arasında başvuranın iadesine ilişkin yukarıda bahsi geçen  

taleple ilgili bir dizi duruşma gerçekleştirmiştir. Dava dosyasında yer alan  

bilgilere göre, 11 Kasım 2015 tarihinde yapılan duruşmada başvuran,  

Kazakistan'a iade edilmesi halinde ölüm cezasına çarptırılma veya kötü  

muameleye maruz kalmaya yönelik gerçek bir riskle karşı karşıya kalacağını  

ileri sürmüştür. Herhangi bir terör örgütüyle bağlantısı olduğunu hiçbir  

zaman kabul etmemiş olmasına rağmen, kendisine isnat edilen suçların  

ölümle cezalandırılabileceğini öne sürmüştür. Ayrıca, iade edilmesine izin  

verilemeyeceğini çünkü sığınma başvurusunun hâlâ beklemede olduğunu  

ileri sürmüştür. Aynı gün, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Adalet  

Bakanlığı'ndan, başvuranın iade edilmesi halinde, (i) söz konusu tarihte  

yürürlükte olan ilgili Kazak ceza kanunu çerçevesinde ölüm cezasına  

çarptırılmayacağına ve (ii) ölüm cezasına çarptırılsa bile bu cezanın infaz  

edilmeyeceğine dair Kazakistan Hükümeti'nden yeterli güvencenin  

alınmasını talep etmiştir. Ayrıca, başvuranın savunma haklarına cezai  

kovuşturma boyunca gereken şekilde riayet edileceğine ve kendisine  

Kazakistan'da ek savunma sunma fırsatı verileceğine dair güvenceler talep  

etmiştir.  

17. Bu talebe ek olarak Adalet Bakanlığı, 17 Kasım 2015 tarihinde  

Kazakistan Başsavcılığı'ndan alınan güvenceleri İstanbul 1. Ağır Ceza  

Mahkemesi'ne iletmiştir. Bu güvenceler, başvuranın işkenceye veya insanlık  

dışı ve aşağılayıcı muameleye maruz kalmayacağına ve 16 Aralık 1966 tarihli  

Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi  

3

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

tarafından sağlanan tüm prosedürel güvencelerden yararlanacağına dair  

teminatlar içeriyordu. Ayrıca, başvuranın suçlandığı cezai suçlar için ölüm  

cezasının uygulanabilir olmadığını ve bu nedenle başvuranın ölüm cezasına  

çarptırılamayacağını belirtmişlerdir. Kazakistan makamları ayrıca  

başvuranın adil bir şekilde yargılanmasını sağlamayı taahhüt etmişlerdir. Son  

olarak, başvuranın siyasi bir suçtan yargılanmayacağı veya ırk, din, milliyet  

veya siyasi görüşleri nedeniyle herhangi bir ayrımcılığa maruz kalmayacağı  

konusunda güvence vermişlerdir.  

18. 18 Ocak 2016 tarihinde Kazakistan Başsavcılığı, başvuranla ilgili  

olarak ilave güvenceler sunmuştur. Mektupta, özellikle, yukarıda bahsedilen  

paralı askerlik faaliyetleriyle ilgili olarak başvuran aleyhindeki suçlamaların  

düşürüldüğü ve başvurana isnat edilen suçların -yani terörizmle ilgili  

faaliyetlerin- ölüm cezasıyla değil hapis cezasıyla cezalandırılabileceği  

belirtilmiştir. Ayrıca, 17 Aralık 2003 tarihli bir cumhurbaşkanlığı  

kararnamesiyle getirilen infaz moratoryumunun, ölüm cezası tamamen  

kaldırılıncaya kadar yürürlükte kalacağını vurgulamış ve daha önce verilen  

güvenceleri yinelemiştir (bkz. yukarıda paragraf 17). Son olarak, başvuranın  

iadesi durumunda, Türk makamlarının, başvuranın tutukluluk koşullarını  

gözlemlemek ve Kazakistan'ın uluslararası insan hakları standartlarına  

uygunluğunu doğrulamak amacıyla, başvuranın tutulduğu tesise sınırsız  

erişiminin sağlanacağını garanti etmişlerdir.  

19. Bir dizi kovuşturmanın ardından, 29 Eylül 2016 tarihinde İstanbul 1.  

Ağır Ceza Mahkemesi iade talebinin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir  

(iade talebinin kabul edilebilir olması kararı). Mahkeme, Kazak makamları  

tarafından sağlanan güvencelerin yeterli olduğunu belirtmiş ve ayrıca  

Kazakistan'da on yıldan uzun süredir yürürlükte olan, ölüm cezasına ilişkin  

moratoryuma atıfta bulunmuştur. Ayrıca, başvuranın sığınma başvurusunun  

yetkili yerel makamlar tarafından reddedildiğini belirtmiştir.  

20. Başvuran, Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunarak, Kazak  

makamları tarafından sağlanan diplomatik güvencelerin çok geniş, muğlak  

olması ve başvuranın davasının özelliklerine uymaması nedeniyle yeterli  

sayılamayacağını ve başvuranın Kazakistan'da kötü muamele görmeyeceğine  

dair özel bir güvence verilmediğini ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, sığınma  

başvurusunun reddine ilişkin itirazının değerlendirilmesi idari mahkemeler  

nezdinde halen devam ederken iadesine izin verilmemesi gerektiğini  

yinelemiştir.  

21. Yargıtay, 27 Şubat 2017 tarihli bir kararla, iade talebinin kabul  

edilebilir olduğuna dair kararın ilgili kanun ve usule uygun olduğunu  

belirterek 29 Eylül 2016 tarihli kararı onamıştır.  

22. Bu arada, 2 Aralık 2016 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi,  

Ceza İşlerinde Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu'nun (Kanun no. 6706)  

16(1). maddesi ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (Kanun no. 5271) 100.  

4

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

maddesi uyarınca başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Mahkeme,  

kararını destekleyici olarak, başvurana isnat edilen suçun niteliğine ve  

başvuranın kaçma riskine atıfta bulunmuştur. Ancak, aynı gün, başvuran,  

aleyhinde devam eden ayrı bir ceza davası ile ilgili olarak zaten yakalanmış  

ve tutuklanmıştır (bkz. aşağıdaki 45-46. paragraflar).  

23. Başvuran, 6 Aralık 2016 ile 26 Ocak 2018 tarihleri arasında birçok  

kez tutukluluğunun sona erdirilmesini talep etmiştir. İstanbul Ağır Ceza  

Mahkemesi bu taleplerin tamamını reddetmiştir.  

24. Başvuran 14 Temmuz 2017 tarihinde Anayasa Mahkemesi'ne bireysel  

başvuruda bulunarak iade işlemlerinin ihtiyati tedbir olarak durdurulmasını  

talep etmiştir. Başvuran, temel olarak yerel mahkemeler önünde ileri sürdüğü  

argümanları tekrar etmiştir (bkz. yukarıdaki 16. ve 20. paragraflar). Bu  

bağlamda, ölüm cezasının infazına ilişkin moratoryumun yalnızca bir  

politikadan ibaret olduğunu ve kendisine yönelik ölüm cezasının infazına  

ilişkin yeterli bir koruma oluşturduğunun kabul edilemeyeceğini ileri  

sürmüştür. Ayrıca, Kazakistan'da yaygın olan işkence ve diğer zalimane,  

insanlık dışı veya aşağılayıcı muamelelere maruz kalmayacağına dair özel bir  

güvence verilmemiş olması konusunda şikâyette bulunmuştur. Ayrıca,  

Kazakistan Başsavcılığı'nın -kovuşturma makamı olarak- bu tür güvenceler  

sağlayabilecek bir konumda sayılamayacağını ifade etmiştir. Bu  

mağduriyetlerle ilgili olarak, yerel mahkemeler önünde takip edilebilecek  

etkili bir hukuk yolu bulunmadığını ileri sürmüştür. Son olarak, başvuran,  

iade edilmesine dek tutukluluğunun keyfi olduğunu ve tutukluluğunun  

hukuka uygunluğuna ilişkin yeterli bir adli inceleme yapılmadığını ileri  

sürmüştür.  

25. 18 Temmuz 2017 tarihinde Anayasa Mahkemesi, başvuranın ihtiyati  

tedbir talebini, ileri sürdüğü riskleri kanıtlayamadığı gerekçesiyle  

reddetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, iade işlemleri sırasında, Kazak  

makamları tarafından başvuranın ölüm cezasına çarptırılmayacağı veya  

işkence veya kötü muameleye maruz kalmayacağı, adil yargılanacağı  

(ayrımcılık yapılmaksızın) ve Türk makamlarının yargılamanın her  

aşamasında başvuranın duruşmasını izlemesine izin verileceğine dair  

sağlanan gerekli güvenceleri incelediğini belirtmiştir.  

26. 1 Şubat 2018 tarihinde İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın  

tahliyesine karar vermiştir. Ancak, yukarıda belirtilen cezai kovuşturmalar  

devam ederken başvuranın tutukluluğu devam etmiştir (bkz. aşağıdaki 46.  

paragraf).  

27. Anayasa Mahkemesi, 29 Aralık 2021 tarihli bir kararla, başvuranın  

bireysel başvurusunu kanunda öngörülen otuz günlük süre içinde  

yapmadığını saptayarak kovuşturmayı sona erdirmiştir. Başvuranın  

Kazakistan'a iade edilmesi halinde ölüm cezasına ve kötü muameleye maruz  

kalacağı iddiasıyla ilgili olarak, başvuranın avukatının Ulusal Yargı Ağı'nda  

5

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararının kesinleştiğine dair şerhe (kesinleşme  

şerhi) eriştiğini kaydetmiştir. Ancak, bireysel başvuru 14 Temmuz 2017  

tarihinde, yani otuz günlük sürenin dolmasından çok sonra yapılmıştır.  

Başvuranın tutukluluğunun, iddiaya göre hukuka aykırı olduğuna ilişkin  

şikâyetlerine dair ise, Anayasa Mahkemesi başvuranın tutukluluğunun  

devamına hükmeden nihai kararın 9 Aralık 2016 tarihinde, yani bireysel  

başvurunun yapılmasından yaklaşık sekiz ay önce verilmiş olmasından yola  

çıkarak, bu şikâyetlerin de süre sınırı dışında yapıldığına kanaat getirmiştir.  

Ancak, Anayasa Mahkemesi kararını açıklamadan önce, başvuran, 16 Ekim  

2018 tarihinde Kazakistan Cumhuriyeti'ne iade edilmiştir (bkz. aşağıdaki 56.  

paragraf).  

B. İlk sınır dışı etme işlemleri ve başvuranın sınır dışı edilinceye  

kadar tutukluluk hali  

28. 2 Kasım 2015 tarihinde, Irak ve Şam İslam Devleti’ni (“DEAŞ” veya  

“IŞİD” olarak da bilinir) hedef alan bir güvenlik operasyonu sırasında, sahte  

pasaport bulundurduğu gerekçesiyle başvuran polis tarafından yakalanmıştır.  

Başvuran, 4 Kasım 2015 tarihinde İstanbul'daki Kumkapı Geri Gönderme  

Merkezi'ne (“Kumkapı Geri Gönderme Merkezi”) nakledilmiştir. Aynı gün,  

İstanbul Valiliği, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun  

54(1)(c) ve (d). maddeleri uyarınca, sahte belge kullandığı ve kamu düzenine  

tehdit oluşturduğu gerekçesiyle başvuranın sınır dışı edilmesine karar  

vermiştir. Ayrıca sınır dışı edilinceye dek idari tutukluluk kararı vermiştir.  

29. 5 Kasım 2015 tarihinde başvuran, sınır dışı edilmesine ilişkin kararın  

iptali için İstanbul İdare Mahkemesi'nde dava açmıştır. Kazakistan'a sınır dışı  

edilmesinin kendisini gerçek bir ölüm veya kötü muamele riskine maruz  

bırakacağını ileri sürmüştür. 17 Kasım 2015 tarihinde yeni bir sığınma  

başvurusunda bulunmuştur. Bu dilekçenin İstanbul Valiliği'ne resmi olarak  

kaydedildiği tespit edilmiş olmakla birlikte, dava dosyasında söz konusu  

ikinci sığınma başvurusunun sonucuna ilişkin herhangi bir bilgi  

bulunmamaktadır (ilk sığınma başvurusuna ilişkin olarak, bkz. yukarıdaki 12.  

paragraf).  

30. Başvuran 10 Kasım 2015 tarihinde İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi'ne  

başvurarak Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde tutulmasının hukuka  

uygunluğuna itiraz etmiş ve tahliyesini talep etmiştir. İstanbul Sulh Ceza  

Mahkemesi 26 Kasım 2015 tarihli bir kararla, başvuranın sahte kimlik  

belgeleri bulundurmaktan tutuklandığını ve İslamcı militan bir örgüte üye  

olduğundan şüphelenildiğini belirterek başvuruyu reddetmiştir. Mahkemeye  

göre, başvuranın sınır dışı edilinceye kadar tutuklu kalması hukuka uygundur.  

31. 19 Kasım 2015 tarihinde başvuran, Kumkapı Geri Gönderme  

Merkezi'nden Erzurum'daki Aşkale Yabancılar Geri Gönderme Merkezi'ne  

6

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

nakledilmiş ve 31 Aralık 2015 tarihine kadar burada kalmıştır. Söz konusu  

tarihte Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'ne geri gönderilmiştir.  

32. Başvuran, 11 Ocak ve 10 Şubat 2016 tarihlerinde, İstanbul Sulh Ceza  

Mahkemesi'ne, tutukluluğunun hukuka uygunluğuna itiraz eden iki tahliye  

başvurusunda daha bulunmuştur. 29 Şubat 2016 tarihinde, idari  

tutukluluğunun hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle talepleri  

reddedilmiştir.  

33. 25 Şubat 2016 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesi, sınır dışı kararının  

iptali için başvuranın yaptığı başvuruyu reddetmiştir. Başvuranın başlangıçta  

bir güvenlik operasyonu sırasında gözaltına alındığını ve sahte pasaport  

taşıdığının tespit edildiğini kaydeden mahkeme, başvuranın kamu düzeni için  

ciddi bir tehdit oluşturduğuna kanaat getirmiştir.  

Ayrıca, başvuranın, 28 Temmuz 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi'nin 33.  

maddesinin 2. fıkrasında öngörülen istisna kapsamında geri göndermeme  

ilkesinden yararlanamayacağına, zira başvuranın kamu güvenliği için tehlike  

oluşturduğuna dair makul gerekçeler bulunduğuna hükmetmiştir. Buna göre,  

mahkeme, başvuranın Türkiye'den sınır dışı edilmesine ilişkin idari kararın  

hukuka uygun olduğu sonucuna varmıştır.  

34. Başvuran, 18 Mart 2016 tarihinde, halen idari tutukluluk hali devam  

ederken, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunmuş ve sınır dışı  

edilme işlemlerinin durdurulmasını talep etmiştir. Başvuran, ulusal  

makamların (İstanbul İdare Mahkemesi de dâhil olmak üzere), Kazakistan'a  

gönderilmesi halinde gerçek bir ölüm, işkence veya kötü muamele riskine  

maruz kalacağı yönündeki iddialarına ilişkin yeterli bir inceleme yapma  

yükümlülüklerini yerine getirmediklerinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran  

ayrıca, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'ndeki tutukluluk koşullarından da  

şikâyetçi olmuştur. Bu bağlamda, merkezin aşırı derecede kalabalık olduğunu  

ve bunun da bit ve tahtakurusu istilası da dahil olmak üzere hijyenle ilgili  

sorunlara yol açtığını ileri sürmüştür. Ayrıca, günün her saatinde sürekli ışığa,  

tütün dumanına ve yatakhanedeki CCTV kameraları tarafından gözetlenmeye  

maruz kaldığını ve bunun da uykusunu ciddi şekilde bozduğunu ileri  

sürmüştür. Açık havada egzersiz yapmak için düzenli bir imkân  

bulunmadığını ve tutukluluğu boyunca hiçbir zaman açık havada egzersiz  

yapmasına veya herhangi bir rekreatif faaliyete katılmasına izin verilmediğini  

belirtmiştir. Son olarak, tutukluluğunun keyfi olduğundan ve tutukluluğunun  

hukuka uygunluğuna itiraz etme fırsatı bulamadığından şikayetçi olmuştur.  

Tutukluluğunun  

nedenleri  

hakkında  

usulüne  

uygun  

olarak  

bilgilendirilmediğini ve sınır dışı edilme sürecindeki tutukluluğunun etkili bir  

adli incelemeye tabi tutulmasını veya özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal  

edildiği iddialarına ilişkin herhangi bir tazminin yapılmasını sağlayamadığını  

belirtmiştir.  

7

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

35. Aynı gün, Anayasa Mahkemesi, başvuranın Kazakistan'a geri  

gönderilmesi halinde ciddi bir ölüm veya kötü muamele riskiyle karşı karşıya  

kalıp kalmayacağının değerlendirilmesi için daha fazla bilgi ve belgeye  

ihtiyaç duyulduğunu ve sınır dışı kararının uygulanmasının yaşamına veya  

bütünlüğüne telafisi mümkün olmayan bir zarar verebileceğini belirterek,  

başvuranın yukarıda belirtilen ihtiyati tedbir talebini kabul etmiştir. Sınır dışı  

etme işlemlerini bir sonraki bildirime kadar askıya almıştır.  

36. 12 Temmuz 2016 tarihinde başvuran Kumkapı Geri Gönderme  

Merkezi'nden İzmir Işıkkent Yabancılar Geri Gönderme Merkezi'ne  

(“Işıkkent Geri Gönderme Merkezi”) nakledilmiştir. Bir hafta sonra, 19  

Temmuz 2016 tarihinde, İzmir Harmandalı Yabancılar Geri Gönderme  

Merkezi'ne (“Harmandalı Geri Gönderme Merkezi”) nakledilmiştir.  

29 Eylül ve 18 Ekim 2016 tarihlerinde İzmir Sulh Ceza Mahkemesi'ne  

başvurarak devam eden tutukluluğunun hukuka aykırılığından şikâyetçi  

olmuştur. Anayasa Mahkemesi tarafından belirtilen geçici tedbirin (bkz.  

yukarıdaki 35. paragraf) ardından sınır dışı edilmesine ilişkin gerçekçi bir  

ihtimal bulunmadığından tutukluluğunun yasal olmadığını iddia etmiştir.  

Ayrıca, tutukluluk süresinin izlenen amaç için makul olarak gerekli olan  

süreyi aştığını ileri sürmüştür. Talepleri, İzmir Sulh Ceza Mahkemesi  

tarafından, esas olarak başvuran hakkında geçerli bir sınır dışı etme emri  

çıkarılmış olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.  

37. Başvuran, iç hukuk uyarınca sınır dışı edilinceye kadar gözaltında  

tutulabileceği yasal azami sürenin sona ermesinin ardından 4 Kasım 2016  

tarihinde serbest bırakılmıştır.  

38. 30 Kasım 2016 tarihinde Anayasa Mahkemesi'ne ikinci bir bireysel  

başvuruda bulunan başvuran, bu kez Işıkkent ve Harmandalı Geri Gönderme  

Merkezlerinde tutulmasının hukuka aykırı olduğu ve koşullarının yetersiz  

olduğu iddialarından şikâyetçi olmuştur.  

39. Başvuranın ilk bireysel başvurusuyla ilgili olarak (bkz. yukarıdaki 34.  

paragraf), 17 Nisan 2019 tarihinde - bu tarihte başvuran Kazakistan'a çoktan  

iade edilmişti - Anayasa Mahkemesi, başvuranın kendi ülkesine gönderilmesi  

halinde gerçek bir ölüm veya kötü muamele riskine maruz kalacağı iddiasına  

ilişkin olarak ulusal makamların yeterli bir değerlendirme yapmaması  

nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesi (işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı  

muamele veya ceza yasağı) kapsamındaki hakkının ihlal edildiğine kanaat  

1

getirmiştir. Ayrıca, başvurana 1,000 Türk Lirası manevi tazminat  

ödenmesine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, B.T. (no. 2014/15769, 30  

Kasım 2017) kararına atıfta bulunarak, başvuranın tutukluluk koşullarına  

ilişkin şikâyetleri ve iddialarını dile getirebileceği ve tutukluluğunun hukuka  

1 Bu tutar söz konusu zamanda yaklaşık 155 Euro'ya denk gelmektedir.  

8

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

aykırılığından şikâyet edebileceği etkili bir hukuk yolunun bulunmadığı  

iddiası ile ilgili olarak teorik açıdan etkili bir hukuk yolu sağlayabilecek olan  

idare mahkemelerinde tam yargı davası açmamış olması nedeniyle  

şikâyetlerinin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.  

40. Anayasa Mahkemesi'nin ihlal tespitinin ardından, başvuranın  

Türkiye'den sınır dışı edilme tehdidine ilişkin adli işlemler yeniden  

başlatılmıştır. 18 Temmuz 2019 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesi,  

yetkililerin, başvuranın gideceği ülkede ölüm veya kötü muameleye maruz  

kalma konusunda gerçek bir riskle karşılaşıp karşılaşmayacağını belirlemek  

için uygun bir değerlendirme yapmadıkları gerekçesiyle 4 Kasım 2015 tarihli  

sınır dışı kararını iptal etmiştir.  

41. Başvuranın ikinci bireysel başvurusuna ilişkin olarak (bkz. yukarıdaki  

38. paragraf), Anayasa Mahkemesi 24 Nisan 2019 tarihinde, B.T. kararı  

doğrultusunda, bu şikâyetleri (Işıkkent ve Harmandalı Geri Gönderme  

Merkezleri'nde tutulmasının iddia edilen hukuka aykırılığı ve yetersiz  

koşullarına ilişkin şikâyetleri), iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle  

kabul edilemez ilan eden bir özet karar vermiş, bu kararda, B.T. kararından  

önce bu mahkemeye yapılan başvurularla ilgili olarak, tam yargı davası  

açmak için zaman sınırı kurallarının esnek bir şekilde uygulanması gerektiği  

belirtilmiştir (bkz. aşağıdaki 63. paragraf).  

42. Akabinde başvuran, 4 Kasım 2016 tarihinde sona eren Işıkkent Geri  

Gönderme Merkezi'ndeki idari gözetiminin hukuka aykırı olduğu iddiası ve  

maddi koşulları ile ilgili olarak tam yargı davası açmak üzere İzmir İdare  

Mahkemesi'nde dava açmıştır. Mahkeme, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun  

("2577 sayılı Kanun") 7. maddesine dayanarak davayı süre aşımı nedeniyle  

reddetmiştir. Mahkeme, başvuranın Işıkkent Geri Gönderme Merkezi'nden 4  

Kasım 2016 tarihinde tahliye edildiğini, oysa tazminat talebiyle mevcut  

davayı ancak 9 Temmuz 2019 tarihinde- yürürlükteki mevzuatta öngörülen  

altmış günlük sürenin dolmasından çok sonra- açtığına karar vermiştir.  

Dolayısıyla, başvuranın iddialarının esasını incelememiştir.  

43. Başvuran, Anayasa Mahkemesi'nin B.T. davasında verdiği karar  

uyarınca, tam yargı davası açma süresinin, başvuranın idari tutukluluğunun  

sona ermesinden itibaren değil, Anayasa Mahkemesi'nin kabul edilemezlik  

kararının verildiği tarihten itibaren hesaplanması gerektiğini ileri sürerek bu  

karara itiraz etmiştir.  

44. Başvuranın itirazı, İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nin nihai kararıyla 7  

Temmuz 2020 tarihinde reddedilmiştir.  

C. Başvurana karşı yürütülen cezai işlemler  

45. Başvuran, 4 Kasım 2016 tarihinde Işıkkent Geri Gönderme  

Merkezi'nden serbest bırakılmış, ancak aynı gün IŞİD üyesi olduğu iddiasıyla  

9

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

hakkında açılan ceza davasıyla bağlantılı olarak polis tarafından gözaltına  

alınmıştır.  

46. 15 Kasım 2016 tarihinde İzmir Sulh Ceza Mahkemesi başvuranın  

tutuklu yargılanmasına karar vermiş ve başvuran İzmir F Tipi Cezaevine  

gönderilmiştir.  

47. 27 Şubat 2018 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın  

tahliyesine karar vermiş, ancak ülkeyi terk etmesini yasaklamıştır.  

48. 17 Nisan 2018 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran  

hakkında gıyabi tutuklama kararı vermiştir. Dava dosyasından, söz konusu  

tarihte, başvuranın ikinci bir sınır dışı etme işlemiyle bağlantılı olarak zaten  

idari gözetim altında tutulduğu anlaşılmaktadır (bkz. aşağıdaki 50. paragraf).  

49. 10 Ekim 2019 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, ceza  

mahkûmiyeti için yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle başvuranın  

aleyhindeki suçlamalardan beraatine karar vermiştir.  

D. İkinci sınır dışı işlemleri ve başvuranın gözaltında tutulması  

50. 10 Nisan 2018 tarihinde başvuran bir kez daha gözaltına alınmıştır. 11  

Nisan 2018 tarihinde İzmir Valiliği, 6458 sayılı Kanun'un 54(1)(b) ve (d)  

maddeleri uyarınca, terör örgütleriyle bağlantılı olduğu iddiası ve varlığının  

kamu düzeni için tehdit oluşturduğu gerekçesiyle başvuranın sınır dışı  

edilmesi için bir karar daha çıkarmıştır. Aynı gün, başvuran Harmandalı Geri  

Gönderme Merkezi'nde idari gözetim altına alınmıştır.  

51. Başvuran iki kez İzmir Sulh Ceza Mahkemesi'ne idari tutukluluğuna  

karşı itirazda bulunmuş ve mahkemenin serbest bırakılmasına karar  

vermesini talep etmiştir. Bu taleplerin her ikisi de reddedilmiştir.  

52. Başvuran, sınır dışı kararının iptali için 13 Nisan 2018 tarihinde İzmir  

İdare Mahkemesi'nde dava açmıştır. Başvuran, Anayasa Mahkemesi  

tarafından 18 Mart 2016 tarihinde kendisine karşı yürütülen ilk sınır dışı  

işlemleri kapsamında belirtilen geçici tedbirin yürürlükte kaldığını (bkz.  

yukarıdaki 35. paragraf) ve bunun sınır dışı edilmesine engel teşkil ettiğini  

ileri sürmüştür. Ayrıca, o tarihte belirli gerekçelerle verilen sınır dışı  

kararlarına karşı temyiz başvurusunda bulunmanın otomatik olarak erteleyici  

etkisi bulunmadığından, mahkemeden, sınır dışı kararının yürütmesinin  

durdurulmasına yönelik bir karar verilmesini talep etmiştir. İzmir İdare  

Mahkemesi, başvuranın yürütmeyi durdurma talebini önce kabul etmiş ancak  

daha sonra bu kararı iptal etmiştir. Nihayetinde, 3 Temmuz 2018 tarihinde,  

başvuranın terör örgütleriyle bağlantılı olduğundan şüphelenilmesinin ve  

sahte kimlik kullanmasının sınır dışı edilmesi için yeterli yasal dayanak  

oluşturduğuna karar vererek başvuranın davasını reddetmiştir. Başvuranın  

Kazakistan'a gönderilmesi halinde gerçek bir ölüm veya kötü muamele  

riskiyle karşı karşıya kalacağı yönündeki iddialarına değinen mahkeme,  

10  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin iade davası bağlamındaki bulgularına  

(bkz. yukarıdaki 19. paragraf), yani Kazak makamları tarafından sağlanan  

güvencelerin yeterli olduğuna ve başvuranın iadesinin kabul edilebilir  

olduğuna atıfta bulunmuştur.  

53. 16 Mayıs 2018 tarihinde Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda  

bulunan başvuran, esas olarak Kazakistan'a iade edilmesi halinde ölüm, kötü  

muamele ve/veya zulüm riskiyle karşı karşıya kalacağı yönündeki korkularını  

yinelemiştir. Ayrıca, Harmandalı Geri Gönderme Merkezi'ndeki yetersiz  

gözaltı koşullarından, sınır dışı işlemlerini beklerken gözaltında tutulmasının  

hukuka aykırı olmasından ve bu iddialarını dile getirebileceği etkili bir iç  

hukuk yolunun bulunmamasından şikayetçi olmuştur. Ayrıca, geçici bir  

tedbir olarak, sınır dışı işlemlerinin ertelenmesini talep etmiştir.  

54. 21 Mayıs 2018 tarihinde Anayasa Mahkemesi, başvuranın geçici  

tedbir talebini, ileri sürülen risklerin kanıtlanmadığı gerekçesiyle  

reddetmiştir. Ayrıca, başvuranın geçici tedbir talebinin daha önce (iade  

işlemleri sırasında) reddedilmesine atıfta bulunmuştur (bkz. yukarıdaki 25.  

paragraf).  

55. Anayasa Mahkemesi, 5 Ekim 2022 tarihli müteakip bir kararında,  

başvuranın sınır dışı edilme tehdidine ilişkin şikâyetlerini, başvuranın hali  

hazırda 16 Ekim 2018 tarihinde Kazakistan'a iade edilmiş olduğu  

gerekçesiyle dava listesinden çıkarmıştır (bkz. aşağıdaki 57. paragraf).  

Başvuranın geri kalan şikâyetleri, B.T. kararı doğrultusunda, mevcut iç hukuk  

yollarının tüketilmemesi nedeniyle bir kez daha kabul edilemez ilan  

edilmiştir (bkz. yukarıdaki 39. ve 41. paragraflar).  

E. Başvuranın Türkiye'den sınır dışı edilmesi ve Kazakistan'da kötü  

muamele gördüğü iddiası  

56. Başvuran, Ağustos 2018'de Harmandalı Geri Gönderme  

Merkezi'nden Muğla Ula Yabancılar Geri Gönderme Merkezi'ne  

nakledilmiştir.  

57. İade talebinin Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasının ardından,  

başvuran 16 Ekim 2018 tarihinde Kazakistan'a iade edilmiştir.  

58. Başvuranın temsilcisi 26 Nisan 2022 tarihli bir mektupla  

Mahkeme'ye, Kazakistan'a iadesinin ardından başvuranın sekiz yıl hapis  

cezasına çarptırıldığını ve Stepnogorsk Cezaevi'nde işkence ve çeşitli kötü  

muamelelere maruz kaldığını bildirmiştir (bkz. yukarıdaki 3. paragraf).  

Başvuranın temsilcisi ayrıca, kendisinin ve başvuranın, başvuranın  

Kazakistan'da gördüğü kötü muameleye ilişkin iddialarını kanıtlamak için  

tıbbi raporların ve diğer kanıtların kopyalarını talep etmelerine rağmen,  

Kazak makamlarının iş birliği yapmaması nedeniyle bu çabaların başarısız  

olduğunu belirtmiştir.  

11  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

II. İLGİLİ YASAL ÇERÇEVE VE UYGULAMA  

A. İç hukuk ve uygulama  

1. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu  

59. (i) yabancıların Türkiye'den sınır dışı edilmelerinde izlenecek usulleri,  

(ii) yabancıların sınır dışı edilinceye kadar idari gözetim altında tutulmalarını  

ve (iii) sınır dışı ve gözaltı kararlarının yargısal denetimini düzenleyen 6458  

sayılı Kanun hükümlerinin ayrıntılı bir açıklaması, G.B. ve Diğerleri / Türkiye  

(no. 4633/15, §§ 44-45, 17 Ekim 2019), M.N. ve Diğerleri / Türkiye (no.  

40462/16, §§ 18-19, 21 Haziran 2022) ve J.A. ve A.A. / Türkiye (no. 80206/17,  

§ 21, 6 Şubat 2024) davalarında bulunabilir.  

2. 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu  

60. Yürürlüğe 5 Mayıs 2016 tarihinde giren 6706 sayılı Kanun'un ilgili  

hükümleri aşağıdaki gibidir:  

Madde 11 – İadenin Kabul Edilemeyeceği Hâller “ (1)  

Aşağıda sayılan hâllerde iade talebi kabul edilmez:  

...  

b) İadesi talep edilen kişinin ırkı, etnik kökeni, dini, vatandaşlığı, belli bir sosyal gruba  

mensubiyeti veya siyasî görüşleri nedeniyle bir soruşturma veya kovuşturmaya maruz  

bırakılacağına veya cezalandırılacağına ya da işkence veya kötü muameleye maruz  

kalacağına dair kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması,  

...  

d) İade talebinin, ölüm cezası veya insan onuru ile bağdaşmayan bir ceza gerektiren  

suçlara ilişkin olması.  

...  

(3) ... cezanın niteliğine ilişkin [iadeye dair] bir ret sebebinin varlığı hâlinde, talep  

eden devlet tarafından, öngörülen cezanın infaz edilmeyeceğine dair yeterli güvence  

verilmesi hâlinde, iade talebi kabul edilebilir.  

...”  

Madde 15 – Görev ve Yetki  

“... (2) Cumhuriyet başsavcılığı, iade talebine ilişkin karar vermek üzere ağır ceza  

mahkemesinden talepte bulunur.  

...”  

Madde 12 – İade ve sınır dışı ilişkisi  

“ (1) Yabancı, iade sürecinde [Adalet Bakanlığı’nın] görüşü alınmadan sınır dışı  

edilemez.  

...”  

12  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

Madde 18 – İade yargılaması  

“ (1) ... mahkeme, iade şartlarını bu Kanun ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası  

andlaşma hükümlerine göre inceleyerek iade talebinin kabul edilebilir olup olmadığına  

karar verir.  

...  

(4) Mahkemenin kararına karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Yargıtay bu başvuruları  

üç ay içinde sonuçlandırır. Kararın kesinleşmesi hâlinde iade evrakı karar ile birlikte  

[Adalet Bakanlığı’na] gönderilir.”  

Madde 19 – İade kararı  

“ (1) Ağır ceza mahkemesince iade talebinin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi  

hâlinde, bu kararın yerine getirilmesi, ... [Türkiye Cumhuriyeti] Cumhurbaşkanının  

onayına bağlıdır.  

...”  

3. Anayasa Mahkemesi İçtihadı  

61. Yabancıları geri gönderme merkezlerinde tutulmanın maddi  

koşullarına ve idari gözetim tedbirinin hukuka aykırılığına ilişkin şikâyetlerle  

ilgili olarak iç hukuk yollarının mevcudiyetine ilişkin Anayasa  

Mahkemesi’nin ilgili kararları, yukarıda anılan G.B. ve Diğerleri, §§ 53-62'de  

bulunabilir.  

62. B.T. (no. 2014/15769) davasına ilişkin 30 Kasım 2017 tarihli genel  

kurul kararında Anayasa Mahkemesi, bir tutuklunun geri gönderme  

merkezinden salıverilmesinden sonra yapılan başvurularda, tutukluluğun  

olumsuz maddi koşullarına ilişkin olarak idare mahkemesinde açılan bir  

tazminat davasının, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapılmadan  

önce tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu oluşturduğuna hükmetmiştir.  

Anayasa Mahkemesi, bir kişinin özgürlüğünden hukuka aykırı bir şekilde  

mahrum bırakıldığını iddia eden şikâyetlerle ilgili olarak idare  

mahkemelerinde tazminat talebinde bulunmanın da benzer şekilde etkili bir  

hukuk yolu teşkil edeceğine karar vermiştir, ancak bunun için sulh ceza  

mahkemesinin söz konusu idari gözaltının hukuka aykırı olduğuna karar  

vermiş olması gerekmektedir.  

63. Kararın ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:  

“48. Kötü muamele yasağının mutlak niteliği göz önüne alındığında (Anayasa'nın 17.  

maddesinde güvence altına alındığı üzere), [alıkonulmanın olumsuz maddi  

koşullarından kaynaklanan şikayetlerle ilgili olarak] bir çözümün etkili olabilmesi için,  

devam eden ihlale son verebilecek önleyici bir niteliğe sahip olması ... ve gerektiğinde  

tamamlayıcı bir unsur olarak makul bir tazminat sağlaması gerekir. Aksi takdirde, bu  

tür ihlaller için sadece telafi edici çözüm arama imkanı, kötü muameleyi  

(kısmen/zımnen) meşrulaştıracak ve Devletin Anayasa tarafından güvence altına alınan  

standartlara uygun gözaltı koşullarını sürdürme yükümlülüğünü engelleyecektir. Bu  

nedenle, mevcut başvuruda olduğu gibi, “insan onuruyla bağdaşmayan tutukluluk  

koşullarına” ilişkin şikayetler için, etkili bir hukuk yolu, zararların tazmin edilmesinin  

13  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

yanı sıra, tutukluluk koşullarının iyileştirilmesi için umutlar sunmalıdır. Öte yandan,  

salt telafi edici bir hukuk yolunun yanı sıra, Devlet, bu tür muamelelerin hızlı bir şekilde  

sona erdirilmesi için etkili bir mekanizma da kurmalıdır.  

49. Ancak, kişinin [gözaltı] binasından ayrılması durumunda, [söz konusu hapsin]  

sona ermiş olması nedeniyle artık gözaltı koşullarından kaynaklanan bir ihlalin devam  

ettiği söylenemez. Buna ek olarak, özgürlüğüne kavuşan bir kişinin artık alıkonulma  

koşullarının iyileştirilmesinde bir çıkarı yoktur. Buna göre, geri gönderme  

merkezlerinden serbest bırakılan yabancılar bakımından, alıkonulma koşullarının  

gelecekte iyileştirilmesini sağlamak için önleyici hukuki yollara başvurmak artık  

anlamlı değildir; bunun yerine, uğranılan zarara ilişkin telafi edici hukuk yollarının  

varlığı yeterli olacaktır.  

...  

70.  

... İdari gözetim, hukuki niteliği bakımından idari bir tedbir [teşkil etse] de,  

yasa koyucu, gözetimin hukuka uygunluğunu incelemekle görevli yargı mercii olarak  

sulh ceza mahkemelerini tayin etmiştir...; [bunun] nedeni, bir yabancıyı özgürlüğünden  

mahrum bırakan tedbirin kendi niteliğidir. Bu bakımdan, idare mahkemelerinin idari  

gözetim kararının hukuka uygunluğunu inceleme yetkisi bulunmamaktadır.  

71.  

Hukuka aykırı idari gözaltı ile ilgili olarak idare mahkemelerinde tam yargı  

davası açılmasının önünde bir engel bulunmamakla birlikte, idare mahkemelerinin  

tazminat taleplerini inceleme yetkisi, herhangi bir zararın meydana gelip gelmediğini  

ve meydana gelmişse [ödenecek] tazminat miktarını belirlemekle sınırlıdır. Dolayısıyla  

idare mahkemeleri, idari gözetim kararlarının hukuka uygunluğunu inceleme yetkisine  

sahip değildir. Zira yasama organı idari gözetimin hukuka uygunluğunu denetleme  

yetkisini münhasıran sulh ceza mahkemelerine vermiştir. Bu nedenle, itiraz edilen  

tedbirin [hukuka uygunluğuna] yönelik itirazlar sulh mahkemeleri tarafından  

incelenmeden idari mahkemelerde tam yargı davası açılamaz.  

72.  

Öte yandan, sulh mahkemeleri [itirazları reddeder] ve [söz konusu] idari  

gözetim kararının hukuka uygun olduğuna karar verirse, idari mahkemelerde tam yargı  

davası açma [yolu] etkisiz hale gelecektir. Bunun nedeni, idare mahkemelerinin bir idari  

gözetim tedbirinin hukuka uygunluğunu denetleme yetkisine sahip olmamasıdır. Bu  

gibi durumlarda, doğrudan Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yapılabilir. ...  

73.  

Ancak, sulh ceza mahkemelerinin, idari gözetim tedbirinin hukuka aykırı  

olduğuna karar vermesi halinde, idari mahkemelerde tam yargı davası (hukuka aykırı  

olarak özgürlükten yoksun bırakılmadan kaynaklanan zararın ... tam olarak tazmini  

şeklinde) açılabilir. Bu ikinci senaryoda, idare mahkemelerinde tazminat talebinde  

bulunmadan önce Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunulamaz. ...”  

4. U.C. davası.  

64. İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 3 Aralık 2013 tarihli  

kararında (no. 2013/69), mevcut başvurudakine benzer gerekçelerle iadesi  

talep edilen Kazakistan vatandaşı U.C.'nin iade talebini reddetmiştir. Kararın  

ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:  

“... sanığın, terör örgütü kurmak ve yönetmek ile terörle bağlantılı suçlara iştirak  

etmek suçunun yanı sıra "İslami Cihad Birliği" olarak bilinen terör örgütünün askeri  

kanadında paralı askerlik faaliyetlerinde bulunmak suçundan Kazakistan Ceza Kanunu  

uyarınca yargılanabilmesi [amacıyla] iade talebinde bulunulmuştur...  

14  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

... Kazakistan Başsavcılığı tarafından sağlanan güvencelerde, sanığın iade edilmesi  

durumunda, Kazakistan tarafından onaylanan ilgili Birleşmiş Milletler Sözleşmelerinde  

yer alan haklardan yararlanacağı ve özellikle işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı  

muamele veya cezaya maruz kalmayacağı belirtilmiştir. Ayrıca, ceza yargılaması  

boyunca tarafların eşitliği ilkesi de dahil olmak üzere, [Avrupa İnsan Hakları  

Sözleşmesi] kapsamındaki ilgili güvencelere saygı gösterileceği belirtilmiştir. [Ayrıca],  

ölüm cezasının iç hukukta mevcut olmasına rağmen, ölüm cezasının moratoryumuna  

ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin yürürlükte kalmaya devam ettiğini  

[vurgulamışlardır]. ...  

... Ölüm cezasının, moratoryumla askıya alınmış olmasına rağmen, hedef ülkede halen  

yürürlükte olduğu dikkate alındığında, Kazakistan Başsavcılığı tarafından verilen  

güvence yetersizdir; [ayrıca] iade talebi, başvuranın iadesinin talep edildiği suç  

iddialarına ilişkin açık ve yeterli delil olmaksızın iletilmiştir. ...  

Bu nedenle iade talebinin reddine karar verilmiştir...”  

65. Dava dosyasında bu kararın kesinleşip kesinleşmediğine dair başka bir  

bilgi bulunmamaktadır.  

B. İlgili uluslararası materyaller  

1. Kazakistan hakkında ülke bilgileri  

66. 2008-2014 dönemi için Kazakistan'a ilişkin ilgili uluslararası  

materyal, Batyrkhairov/Türkiye (no. 69929/12, §§ 31-39, 5 Haziran 2018)  

kararında belirtilmiştir.  

67. Aşağıda belirtilen bilgiler, başvuranın Kazakistan'a iade edildiği  

döneme ve bu ülkedeki en son gelişmelere ilişkin olarak Mahkeme tarafından  

proprio motu elde edilen diğer materyallere ilişkindir.  

(a) Birleşmiş Milletler Belgeleri  

68. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi tarafından,  

İnsan Hakları Konseyi'nin 5/1 sayılı kararının (A/HRC/WG.6/34/KAZ/2, 26  

Ağustos 2019) ekinin 15 (b) paragrafı uyarınca hazırlanan “Kazakistan  

Üzerine Derleme” başlıklı raporun ilgili bölümlerinde aşağıdaki hususlara yer  

verilmiştir (dipnotlar çıkarılmıştır):  

“...  

3. İnsan hakları ve terörle mücadele  

11.  

Terörizm Özel Raportörü, terörle mücadele ve aşırıcılık mevzuatında 2017  

yılında yapılan değişikliklere rağmen, terörle ilgili bir dizi suçu düzenleyen iç hukukun  

büyük bir kısmının geniş ve muğlak ifadeler içerdiğini belirtmiştir. ...  

12.  

Özel Raportör, terörizm davaları ve bazı aşırıcılık davaları ile ilgili olarak,  

yargılamaların Devlet güvenliğine ilişkin özel kurallar ve özel uygulamalar kapsamında  

olması ve soruşturmanın başlangıcında suçun itiraf edilmesini sağlamak amacıyla  

soruşturma makamları tarafından sanığa psikolojik baskı uygulanması gibi derin  

eksikliklerin altını çizmiştir. İnsan Hakları Komitesi, Kazakistan'a “aşırıcılık” ile ilgili  

15  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

tüm kovuşturmalarda adil yargılanma ve adalete erişim haklarına saygı gösterilmesini  

sağlamasını tavsiye etmiştir.  

...  

B. Medeni ve siyasi haklar  

1. Yaşama, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı  

14. 2016 yılında İnsan Hakları Komitesi, 2015 Ceza Kanunu’nun 17 suç türü için ölüm  

cezasını sürdürmesinden endişe duymuştur. Komite, Kazakistan’ın ölüm cezasına ilişkin  

moratoryumu sürdürmesini ve ölüm cezasına çarptırılabilen suçlar listesini sadece en ciddi  

suçlarla sınırlandırmak amacıyla gözden geçirmesini tavsiye etmiştir. Ayrıca ölüm cezasının  

yasal olarak kaldırılmasına da gereken önem verilmelidir.  

16. İşkence suçu için zaman aşımının kaldırılmasını ve işkenceden hüküm giymiş  

kişilerin affının kaldırılmasını memnuniyetle karşılarken, bazı antlaşma organları, rapor  

edilen yüksek işkence ve kötü muamele oranları ve ısrarlı iddialar konusunda endişe  

duymaktadır. ...”  

69. Aynı Evrensel Periyodik İnceleme sürecindeki bazı paydaşlar,  

diğerlerinin yanı sıra, şunları ifade etmiştir (bkz. Paydaşların Kazakistan  

hakkındaki görüşlerinin özeti, A/HRC/WG.6/34/KAZ/3, 26 Ağustos 2019,  

referanslar çıkarılmıştır):  

“ …  

13. Ortak Sunum 7 (JS7), 2014 Ceza Kanunu’nun ölüm cezasının bir ceza olarak  

tanımlandığı 17 suç unsuruna yer verdiğini belirtmiştir. Aynı zamanda, Kazakistan ölüm  

cezalarının infazına ilişkin moratoryuma bağlı kalmaya devam etmiştir. ...  

14. Uluslararası Af Örgütü (UAÖ), ülkede işkence iddialarını soruşturacak bağımsız bir  

mekanizma bulunmadığını, işkence ve diğer kötü muamelelerin cezasız kalmasının  

yaygınlığını koruduğunu kaydetmiştir. İşkence iddialarının soruşturulmasında bağımsızlık,  

etkililik ve ivedilik ilkeleri yerine getirilememiş ve sonuç olarak vakaların çoğu soruşturma  

makamları tarafından delil yetersizliği veya dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle  

reddedilmiştir. İşkence mağdurları genellikle şikâyette bulunmamayı tercih ettiler çünkü  

yanlış ihbarda bulunmaktan cezai kovuşturmaya uğrama riskleri vardı ve şikâyetlerinin  

soruşturulacağına dair inançları yoktu. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve JS10 da  

benzer gözlemlerde bulunmuştur.  

…”  

70. Terörle mücadele ederken insan hakları ve temel özgürlüklerin  

geliştirilmesi ve korunması Özel Raportörü, 10-17 Mayıs 2019 tarihleri  

arasında Kazakistan’a gerçekleştirdiği ziyarete ilişkin raporunda  

(A/HRC/43/46/Ek.1, 22 Ocak 2020) diğer hususların yanı sıra aşağıdaki  

bulguların altını çizmiştir:  

“…  

B. Terörizm ve aşırıcılık eylemleriyle suçlanan bireylere yönelik muamele  

...  

1. İşkence ve kötü muamele  

30. ...[Raportör], [terörizm ve aşırıcılık] suçları isnat edilen veya bu suçlardan hüküm  

giyen kişilere yönelik işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele  

yasağının uygulanması ve uygulamadaki titizliği konusunda süregelen endişelere sahiptir.  

2. Gözaltı ve cezaevi rejimleri  

16  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

34. ... [terör eylemlerinden hüküm giymiş kişilerin] maruz kaldıkları cezaevi  

rejiminin aile ziyaretleri (genellikle yılda sadece bir kez gerçekleşir), dinlenme ve egzersiz  

süreleri gibi ayrıcalıkları azaltması ve uyumlaştırma programlarına açıkça ve titizlikle  

katılma isteklerinden ayrı olarak “zararlı gidişat” kategorisine göre hareket etmesi Özel  

Raportör için son derece endişe vericidir. Özel Raportör ayrıca, bu suçlarla itham edilen  

mahkûmlar için düzenli olarak hücre hapsinin uygulandığına dair güvenilir bilgiler almıştır.  

Uzun süreli tecridin tıbbi, sosyal ve psikososyal etkilerinin ağır olabileceğini ve hücre hapsi  

ve benzer şekilde uzun süre insani temastan mahrum bırakmanın insanlık dışı veya  

aşağılayıcı muamele anlamına geldiğini belirtmektedir (A/HRC/13/39/Ek.5, para. 234).  

…”  

b) Uluslararası Af Örgütü’nün Kazakistan Raporları  

71. Uluslararası Af Örgütü'nün 27 Mart 2023 tarihinde yayınlanan  

“2022'de Dünyada İnsan Haklarının Durumu” başlıklı raporunun  

Kazakistan’la ilgili bölümünde, konuyla ilgili olduğu ölçüde, aşağıdaki  

ifadelere yer verilmiştir:  

“... Ölüm cezası  

Ceza Kanunu’nda ölüm cezasına yönelik tüm atıfları kaldıran değişiklikler, bir ay  

öncesinde kabul edildikten sonra 8 Ocak [2022] tarihinde yürürlüğe girmiştir.  

8 Haziran [2022] tarihinde, ölüm cezasının kaldırılmasını Anayasa’da güvence  

altına alan anayasa değişiklikleri yürürlüğe girmiştir.  

24 Haziran [2022] tarihinde, Kazakistan’ın onayıyla ölüm cezasının kaldırılmasını  

amaçlayan ICCPR (MSHS)’nin İkinci İhtiyari Protokolü yürürlüğe girmiştir. ...”  

(c) Kazakistan’ın Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin İkinci  

İhtiyari Protokolü’nü (“ICCPR-OP2”) onaylaması  

72. ICCPR-OP2’nin ölüm cezasının kaldırılmasını amaçlayan 1. maddesi  

aşağıdaki gibidir:  

“1. Bu Protokole Taraf bir Devletin yargı yetkisi içinde bulunan hiç kimse idam  

edilmez.  

2. Her bir Taraf Devlet, kendi yargı yetkisi içinde ölüm cezasını kaldırmak için  

gerekli bütün önlemleri alır.”  

73. Kazakistan’ın ICCPR-OP2’yi onaylamasına ilişkin güvence bildirimi  

aşağıdaki gibidir:  

“... Protokol Kazakistan için 24 Haziran 2022 tarihinde yürürlüğe girer...”  

2. İade işlemlerinde diplomatik güvencelere ilişkin uluslararası  

materyal  

(a) Birleşmiş Milletler Belgeleri  

74. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin 10 Ağustos 2006 tarihinde  

yayınlanan Diplomatik Güvenceler ve Uluslararası Mülteci Korumasına  

ilişkin Notu aşağıdaki gibidir (dipnotlar çıkarılmıştır):  

“... 22. Genel olarak, diplomatik güvencelerin uygunluğunun değerlendirilmesi,  

ilgili kişinin iade sonucunda idam cezasına veya belirli adil yargılanma hakkı ihlallerine  

maruz kalmamasının sağlanmasının amaçlandığı durumlarda nispeten kolaydır. ...  

Güvencelere uyulmaması halinde talep edilen Devlet veya teslim edilen kişi için etkili  

bir çözüm yolu bulunmamakla birlikte, uyulmama durumu kolaylıkla tespit edilebilir ve  

gelecekteki davalarda benzer güvencelerin güvenilirliğinin değerlendirilmesi esnasında  

dikkate alınması gerekir.  

17  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

23. İlgili kişinin sınır dışı edildikten sonra kabul eden Devlette işkence veya diğer  

zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye maruz kalma riskinin bulunduğu  

durumlarda durum farklıdır. 'Ölüm cezasının uygulanması ya da askeri mahkemede  

yargılanma gibi kolayca doğrulanabilen güvencelerin aksine, işkence ve diğer  

istismarlara karşı güvencelerin yetkili ve bağımsız personel tarafından sürekli gözetim  

altında tutulmayı gerektirdiği' belirtilmiştir.  

…”  

(b) Uluslararası Af Örgütü Raporları  

75. Uluslararası Af Örgütü'nün 28 Nisan 2017 tarihinde yayınladığı  

“İşkenceye karşı diplomatik güvenceler- doğası gereği yanlış, doğası gereği  

güvenilmez” başlıklı araştırma raporunun ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:  

“Devletlerin işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele  

veya cezaya (diğer kötü muamele) karşı diplomatik güvence talep etme ihtiyacı  

duyması bile işkence riskinin bir göstergesidir. ...  

Bazı Devletlerin diplomatik güvencelere güvenmesi, Rusya ve Ukrayna’dan  

Özbekistan, Tacikistan veya Kazakistan’a ve İspanya, Fransa ve İtalya’dan  

Kazakistan’a iadeler veya diğer transferler de dâhil olmak üzere, diğerlerinin  

diplomatik güvenceleri kullanması üzerinde ‘zincirleme’ bir etki yaratmıştır.  

Diplomatik güvencelerin aranması ve bunlara dayanılması, titiz bir risk analizinin  

ve kişinin böyle bir risk altında olduğu durumlarda her türlü transferi askıya alma  

yükümlülüğünün yerine geçmiştir. ...”  

3. İlgili uluslararası anlaşmalar  

76. Türkiye ile Kazakistan arasındaki iki taraflı Suçluların İadesi  

Anlaşması 15 Ağustos 1995 tarihinde imzalanmış ve 4 Ağustos 1997  

tarihinde onaylanmıştır. İlgili hükümleri aşağıdaki gibidir:  

Bölüm 2 - Suçluların İadesi  

Madde 13  

“İade edilebilir suçlar aşağıda belirtildiği gibidir:  

1. Her iki Akit Tarafın kanunlarına göre en az bir yıl hapis cezası veya daha ağır bir  

ceza ile cezalandırılabilen suçlar ...”  

Madde 14  

“Aşağıdaki durumlarda suçluların iadesine izin verilmez:  

...  

2. İade talebinin yerine getirilmesi talep edilen Akit Tarafın mevzuatına aykırı ise.  

...”  

Madde 29  

“Bu bölümde aksi belirtilmedikçe, suçluların iadesine ilişkin usul ... yalnızca talep  

edilen Akit Tarafın hukukuna tabidir.  

HUKUK  

I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ  

77.  

Başvuruların benzer konularını göz önünde bulunduran  

Mahkeme, başvuruları tek bir kararda birlikte incelemeyi uygun  

bulmuştur.  

18  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

II.  

BAŞVURANIN  

KAZAKİSTAN’A  

GÖNDERİLMESİ  

NEDENİYLE SÖZLEŞMENİN 2. VE 3. MADDELERİNİN TEK  

BAŞINA VEYA 13. MADDE İLE BİRLİKTE İHLAL EDİLDİĞİ  

İDDİASI  

78. Başvuran, sınır dışı edilme veya nihai olarak Kazakistan’a iade edilme  

tehdidinin ve buna bağlı olarak ölüm cezasına ve kötü muameleye maruz  

kalma riskinin Sözleşme’nin 2. ve 3. maddelerinin ihlaline yol açtığından  

şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, bu şikâyetlerle ilgili olarak  

Sözleşme’nin 13. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili bir iç hukuk yoluna  

sahip olmadığından şikâyetçi olmuştur. Sözleşme'nin ilgili hükümleri  

aşağıdaki gibidir:  

Madde 2  

“1. Herkesin yaşama hakkı yasayla korunur. Yasanın öngördüğü cezayı gerektiren bir  

suçtan dolayı mahkûmiyeti halinde, mahkemece verilen cezanın infazı dışında, hiç kimse  

kasten yaşamından yoksun bırakılamaz. ...”  

Madde 3  

“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi  

tutulamaz.”  

Madde 13  

“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal eylemi  

resmi görev yapan kimseler tarafından resmi yetkisine dayanarak yapılmış olsa dahi, ulusal  

bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir.”  

A. Kabul Edilebilirlik  

1. Tarafların beyanları  

79. Hükümet, başvuranın mevcut iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri  

sürmüştür. Hükümet, başvuruların Mahkeme’ye sırasıyla Aralık 2015 ve  

Temmuz 2017’de, yani başvuranın bireysel başvuruları Anayasa Mahkemesi  

önünde incelenmesini beklediği sırada yapıldığını kaydetmiştir.  

80. Başvuran, iç hukuk yollarını usulüne uygun olarak tükettiğini ileri  

sürerek Hükümet’in savına itiraz etmiştir. Ayrıca, Mahkeme’ye başvurularını  

yapmadan önce bireysel başvuru hakkını kullandığını iddia etmiştir.  

2. Mahkeme’nin değerlendirmesi  

(a) İç hukuk yollarının tüketilmesi  

81. İlk olarak, Mahkeme, başvuranların Mahkeme’ye başvurmadan önce  

mevcut iç hukuk yollarını tüketmeleri gerektiğini ilke olarak yineler (bkz.  

Baumann/Fransa, no. 33592/96, § 47, AİHM 2001-V (alıntılar)). Ancak, bu  

hukuk yollarının tüketilmesindeki son aşamaya, başvurunun yapılmasından  

sonra ancak Mahkeme’nin kabul edilebilirlik konusunda karar vermeye  

çağrılmasından önce ulaşılabilir (bkz. Molla Sali/Yunanistan [BD], no.  

20452/14, § 90, 19 Aralık 2018).  

82. Mahkeme, mevcut davada başvuranın sırasıyla 9 Aralık 2015 ve 28  

Temmuz 2017 tarihlerinde 60811/15 ve 54512/17 numaralı başvuruları  

yaptığını kaydeder. Anayasa Mahkemesi, başvuranın bireysel başvurularına  

ilişkin kararları, sırasıyla 17 Nisan 2019 ve 29 Aralık 2021 tarihlerinde, yani  

19  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

Mahkeme kabul edilebilirlik konusunda karar vermeden önce, vermiştir.  

Buna göre Mahkeme, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin  

itirazının geçerliliğini yitirdiği kanaatindedir (a.e.; ayrıca bkz.  

Karoussiotis/Portekiz, no. 23205/08, § 57, AİHM 2011 (özetler)).  

83. Bu bağlamda Mahkeme, 26 Nisan 2022 tarihinde tarafların Anayasa  

Mahkemesi’nin 29 Aralık 2021 tarihli kararını Mahkeme’ye bildirdiklerini  

ve başvuranın Kazakistan’a iade edilmesi halinde ölüm veya kötü muamele  

tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı yönündeki şikâyetlerinin zaman aşımına  

uğradığı için kabul edilemez ilan edildiğini kaydeder. Anayasa Mahkemesi,  

bireysel başvuruda bulunmak için otuz günlük sürenin, başvuranın vekilinin  

Ağır Ceza Mahkemesinin kararının Ulusal Yargı Ağı sunucusunda  

kesinleştiğini öğrendiği tarih olan 13 Temmuz 2017’de işlemeye başladığına  

hükmetmiştir (bkz. yukarıdaki 27. paragraf).  

84. Mahkeme, Hükümet’in, başvuranın Sözleşme’nin 13. maddesiyle  

bağlantılı olarak 2. ve 3. maddeler kapsamındaki şikâyetlerinin kabul  

edilebilirliğine ilişkin herhangi bir itirazda bulunmadığını kaydeder. Daha  

belirgin olarak, yargılamanın hiçbir aşamasında, başvuranın Anayasa  

Mahkemesi’ne başvurmak için otuz günlük süre sınırına uymaması nedeniyle  

bir tükenmezlik itirazında bulunmamışlardır. Bu durumda, Mahkeme bu  

sorunu resen inceleyemez. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği  

gerekçesiyle açıkça kabul edilemezlik iddiasında bulunmalıdır (bkz.  

Svinarenko ve Slyadnev / Rusya [BD], no. 32541/08 ve 43441/08, § 79,  

AİHM 2014 (özetler); Shlykov ve Diğerleri / Rusya, no. 78638/11 ve 3  

diğerleri, § 51, 19 Ocak 2021; ve Petrella / İtalya, no. 24340/07, § 32, 18  

Mart 2021).  

85. Her halükârda, Mahkeme, başvuranların yalnızca erişilebilir olan,  

şikâyetlerine ilişkin telafi sağlayabilecek ve makul başarı şansı sunan iç  

hukuk yollarını tüketmek zorunda olduklarını yineler (bkz. Sejdovic / İtalya  

[BD], no. 56581/00, §§ 45-46, AİHM 2006-II). Ayrıca, sınır dışı etme veya  

iade ile ilgili davalarda, Sözleşme’nin 2. ve 3. maddeleri ile birlikte ele  

alındığında, bu tür davalarda etkili bir hukuk yolu kavramının (i) 2. ve 3.  

maddelere aykırı bir muameleye maruz kalma konusunda gerçek bir risk  

olduğuna inanmak için önemli gerekçeler bulunduğuna dair bir iddianın  

bağımsız ve titiz bir şekilde incelenmesini ve (ii) kendiliğinden askıya  

alınmaya alıcı etkiye sahip bir hukuk yolu gerektirdiğinin 13. madde  

kapsamında Mahkeme’nin içtihadında yerleşik bir ilke olduğunu yineler. (De  

Souza Ribeiro / Fransa [BD], no. 22689/07, § 82, AİHM 2012, ve A.D. ve  

Diğerleri / Türkiye, no. 22681/09, § 95, 22 Temmuz 2014). Aynı durum,  

sığınma davalarında Sözleşme’nin 35/1 maddesinin amaçları doğrultusunda  

hukuk yollarının etkililiği sorununun değerlendirilmesinde de geçerlidir (bkz.  

S.H. / Malta, no. 37241/21, §§ 52-54, 20 Aralık 2022).  

20  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

86. Mevcut davada Mahkeme, sınır dışı veya iade tehdidiyle ilgili olarak  

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun kendiliğinden askıya alıcı  

etkiye sahip olmadığına dikkat çeker ve bu nedenle böyle bir yolun ikinci  

etkililik şartını karşılamadığı kanaatindedir. Anayasa Mahkemesi’nden  

ihtiyati tedbir talebinde bulunmanın mümkün olması bu değerlendirmeyi  

değiştirmez, zira böyle bir talebin kendisi de kendiliğinden askıya alıcı bir  

etkiye sahip değildir (karşılaştırınız A.M. / Hollanda, no. 29094/09, §§ 59-71,  

5 Temmuz 2016, ve yukarıda anılan S.H. / Malta, §§ 47-54).  

87. Sonuç olarak, Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 2. ve 3. maddeleri  

kapsamındaki şikâyetlerinin, tek başına veya 13. maddeyle bağlantılı olarak  

ele alındığında, Hükümet’in hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin olan  

itirazını reddetmektedir.  

(b) Mağdur statüsü  

88. Mahkeme, başlangıçta, başvuranın Sözleşme’nin 2., 3. ve 13.  

maddeleri kapsamındaki şikâyetlerinin, eş zamanlı olarak gerçekleşen üç ayrı  

yargılamadan kaynaklandığını belirtmektedir- yani, iki ayrı sınır dışı etme  

yargılaması (bkz. yukarıdaki 28-44 ve 50-55. paragraflar) ve nihayetinde  

Kazakistan’a iade edilmesiyle sonuçlanan yargılamalar (bkz. yukarıdaki 12-  

27 ve 57-58. paragraflar).  

89. İlk sınır dışı işlemleriyle ilgili olarak, Mahkeme, söz konusu tarihte,  

Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ve daha sonra başvuranın Türk  

Anayasası kapsamındaki yaşam hakkı ile işkence ve kötü muameleye maruz  

kalmama hakkının ihlal edildiğine karar veren bir ihtiyati tedbir kararıyla bu  

işlemlerin yürütmesinin durdurulduğunu kaydetmektedir. Daha sonra, adli  

işlemler yerel düzeyde yeniden başlatılmış ve ilk sınır dışı kararı idare  

mahkemeleri tarafından iptal edilmiştir (bkz. yukarıdaki 40. paragraf).  

Mahkeme, başvuranların sınır dışı veya iade ile karşı karşıya kaldığı  

davalarda, başvuranın uygulanabilir olmayan bir tedbirin “mağduru”  

olduğunu iddia edemeyeceğine tutarlı bir şekilde karar verdiğini yineler (bkz.  

Kebe ve Diğerleri / Ukrayna, no. 12552/12, § 86, 12 Ocak 2017, ve orada  

atıfta bulunulan içtihat). Bu nedenle Mahkeme, başvuranın sınır dışı  

işlemlerinin ilk aşamasıyla ilgili olarak Sözleşme’nin 34. maddesi  

kapsamında “mağdur” olduğunu iddia edemeyeceğine karar vermiştir. Sonuç  

olarak, başvuranın bu başlık altındaki şikâyetleri Sözleşme’nin hükümleriyle  

kişi bazında uyumsuzdur ve bu nedenle 35/4. madde uyarınca  

reddedilmelidir.  

90. Başvuranın 2. madde kapsamındaki şikâyeti tek başına ele  

alındığında, Mahkeme ayrıca Sözleşme’nin 34. maddesindeki “mağdur”  

kelimesinin söz konusu eylem veya ihmalden doğrudan etkilenen bir kişiyi  

ifade ettiğini yineler. Diğer bir deyişle, ilgili kişi doğrudan etkilenmeli veya  

doğrudan etkilenme riski taşımalıdır. Bu nedenle, geçici veya kalıcı olarak  

herhangi bir hukuki etkiden mahrum bırakılan bir fiilin “mağduru” olduğunu  

21  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

iddia etmek mümkün değildir (bkz. Sisojeva ve Diğerleri/Letonya (kayıttan  

düşürme) [BD], no. 60654/00, § 92, AİHM 2007-I, ve A.D. ve  

Diğerleri/Türkiye, yukarıda anılan, § 79).  

91. Mevcut davada Mahkeme, Kazakistan’ın 24 Haziran 2022 tarihinden  

daha önce tüm suçlar için ölüm cezasını kaldırdığını kaydetmektedir (bkz.  

yukarıdaki 71-73. paragraflar). Bu nedenle Mahkeme, başvuranın, yalnızca  

Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki şikâyetleriyle ilgili olarak,  

Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamında “mağdur” olarak kabul edilme  

kriterlerini artık karşılamadığına karar vermiştir (bkz. mutatis mutandis, M.A.  

/ Kıbrıs, no. 41872/10, § 110, AİHM 2013 (alıntılar), ve A.D. ve Diğerleri /  

Türkiye, yukarıda anılan, §§ 81-84). Sonuç olarak, şikâyetin bu kısmı- sadece  

2. madde kapsamında ele alındığında- Sözleşme hükümleriyle kişi bazında  

uyumsuzdur ve bu nedenle 35/4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.  

(c) Kabul edilebilirliğe ilişkin sonuç  

92. Hükümet ayrıca, Mahkeme’nin, başvuranın Sözleşme’nin 13.  

maddesiyle bağlantılı olarak 2. ve 3. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerini,  

açıkça dayanaktan yoksun oldukları için kabul edilemez ilan etmesi  

gerektiğini ileri sürmüştür.  

93. Mahkeme, daha önceki davalarda Hükümet tarafından ileri sürülen  

benzer itirazları incelediğini ve reddettiğini kaydeder (bkz. Mehmet  

Çiftci/Türkiye, no. 53208/19, § 26, 16 Kasım 2021, Demirtaş ve Yüksekdağ  

Şenoğlu / Türkiye, no. 10207/21 ve 10209/21, §§ 77-78, 6 Haziran 2023,  

Kural / Türkiye, no. 84388/17, § 54, 19 Mart 2024, ve Namık Yüksel / Türkiye,  

no. 28791/10, § 35, 27 Ağustos 2024). Mevcut davada bu bulgulardan  

sapmak için bir neden görmemektedir ve bu nedenle Hükümet’in itirazını  

reddetmektedir. Buna bağlı olarak, bu şikâyetlerin Sözleşme’nin 35/3 (a)  

maddesindeki anlamıyla açıkça dayanaktan yoksun olmadığı veya başka  

herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığı kanaatindedir. Bu nedenle,  

bu şikayetler kabul edilebilir olarak beyan edilmelidirler.  

B. Esaslar  

1. Dava kapsamına ilişkin ön değerlendirmeler  

94. Mahkeme, yukarıda 88-89. paragraflarda ayrıntılı olarak açıklandığı  

üzere, eş zamanlı sınır dışı işlemlerine ilişkin bulgularını yineler.  

95. Mahkeme, ikinci sınır dışı yargılamasına ilişkin olarak, başvuranın  

ihtiyati tedbir talebinin Anayasa Mahkemesi tarafından reddedildiğini ve  

sınır dışı edilme tehdidine ilişkin şikâyetlerinin, o sırada Kazakistan’a iade  

edilmiş olması nedeniyle mahkemenin dava listesinden çıkarıldığını  

kaydetmektedir (bkz. yukarıdaki 55. paragraf). Mahkeme, başvuranın 16  

Ekim 2018 tarihinde, yani ikinci sınır dışı işlemlerine yönelik itirazlarının  

yerel mahkemeler nezdinde hâlâ beklemede olduğu sırada iade edildiğini not  

etmektedir. Mahkeme, Mevcut davanın özel koşulları bakımından, bu sorunu  

Sözleşme’nin 2., 3. ve 13. maddeleri açısından ayrı ayrı değerlendirmeyi  

22  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

gerekli görmemektedir. Başvuranın sınır dışı edilmesini sağlamak için  

izlenecek sürecin eş zamanlı sınır dışı ve iade işlemlerini kapsamasına  

rağmen, başvuranın Kazakistan’a iadesi nihayetinde ikinci işlem dizisi  

uyarınca gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Mahkeme, bu şikâyetleri yalnızca iade  

işlemleri açısından incelemenin yeterli olduğu görüşündedir.  

2. Sözleşme’nin 2/1. Maddesi ile bağlantılı olarak 13. Madde  

96. Başvuran, Sözleşme’nin 2/1. ve 13. maddeleri uyarınca, Kazakistan’a  

iadesi halinde idam cezasına çarptırılma riski bulunduğundan şikâyetçi  

olmuştur. Kazakistan Hükümeti tarafından verilen güvencelerin yetersiz  

olduğunu, moratoryumun ölüm cezasının bir daha asla uygulanmayacağı  

anlamına gelmediğini ve kendisine yöneltilen suçlamalar yeniden  

sınıflandırılabileceği için her halükârda ölüm cezasına çarptırılabileceğini  

iddia etmiştir. Bu bağlamda, yalnızca Kazak makamları tarafından sağlanan  

muğlak ve genel güvencelere dayanarak, yerel makamların, Kazakistan’a  

gönderilmesi halinde gerçek bir ölüm riskine maruz kalacağı yönündeki  

iddialarına ilişkin yeterli bir inceleme yapma yükümlülüklerini yerine  

getirmediklerinden şikâyetçi olmuştur.  

97. Başvuran, görüşlerinde ayrıca, Kazakistan Ceza Kanunu’nun paralı  

askerlik faaliyetlerine katılmanın ölümle cezalandırılan bir suç teşkil ettiğini  

öngören 162/3. maddesinin (o zamanki haliyle) tercüme edilmiş bir kopyasını  

Mahkeme’ye sunmuştur.  

98. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir. Hükümet, 20 Temmuz 2018 ve  

19 Mart 2019 tarihli beyanlarında, Kazakistan Hükümeti’nden başvurana  

ölüm cezası verilmeyeceğine dair diplomatik güvence alındığını ileri  

sürmüştür. Ayrıca, başvuranın iadesi öncesinde, yerel mahkemelerin bu  

güvenceleri incelediğini ve bunları yeterli ve Türkiye ile Kazakistan  

arasındaki iki Taraflı suçluların iadesi anlaşmasının hükümleriyle uyumlu  

bulduğunu belirtmişlerdir.  

99. Mevcut davada Mahkeme, yerel makamların, Kazakistan’da  

yürürlükte olan idam cezasına ilişkin riskleri dikkate aldıklarını ve Kazak  

muhataplarından başvuranın idam cezasına çarptırılmaması için yeterli  

güvenceleri sağlamalarını açıkça talep ettiklerini gözlemlemektedir (bkz.  

yukarıdaki 14. ve 16. paragraflar). Sonuç olarak, Kazakistan Başsavcılığı,  

başvurana isnat edilen suçların yalnızca hapis cezasıyla cezalandırılabilmesi  

nedeniyle başvuran hakkında idam cezası istenmeyeceğine dair güvence  

vermiştir. Ayrıca Kazakistan’da idam cezası kaldırılıncaya kadar infaz  

moratoryumunun yürürlükte kalacağını vurgulamıştır (bkz. yukarıdaki 17. ve  

18. paragraflar). Bu güvenceler yerel mahkemeler tarafından yeterli  

bulunmuştur- başvuranın iade işlemlerinin durdurulması talebini reddeden  

Anayasa Mahkemesi de dâhil olmak üzere, yukarıda belirtilen güvencelerin  

başvuranın, diğerlerinin yanı sıra, ölüm cezasına maruz kalmamasını  

sağlamak için yeterli olduğunu belirtmiştir (bkz. yukarıdaki 25. paragraf).  

23  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

100. Bu hususta, Mahkeme ayrıca iade işlemleri sırasında Kazakistan  

Başsavcılığı’nın yerel makamları başvuran hakkındaki suçlamaların  

değiştirildiği hususunda bilgilendirdiğini belirtmektedir. Buna göre, başvuran  

artık paralı askerlik faaliyetlerinde bulunmakla değil, sadece ölüm cezasıyla  

değil hapis cezasıyla cezalandırılabilecek terörle ilgili suçlarla itham  

edilmektedir (bkz. yukarıdaki 18. paragraf). Mahkeme ayrıca, çeşitli hükümet  

kaynaklarından özel olarak olarak elde edilen bilgilerin ve bağımsız  

uluslararası insan hakları koruma örgütleri tarafından yayınlanan raporların,  

söz konusu dönemde, ölüm cezasının uygulama kapsamının belirli suçlarla  

sınırlandırıldığını ve Kazakistan’ın ölüm cezalarının infazına ilişkin  

moratoryuma bağlı kalmaya devam ettiğini doğruladığını düşünmektedir  

(bkz. yukarıdaki 68. ve 69. paragraflar).  

101. Mahkeme, başvuranın iddialarını değerlendirirken yerel  

mahkemelerin Kazakistan’a ilişkin ilgili uluslararası belgeleri dikkate  

aldığını; ancak, başvuranın durumunda, Kazak makamlarınca verilen  

güvencelerin, idam cezasına çarptırılmaya karşı yeterli koruma sağlamakta  

yetersiz kaldığına ikna olmadıklarını gözlemlemektedir. Bu koşullar dikkate  

alındığında, Mahkeme, yerel makamların başvuranın Kazakistan'da ölüm  

cezasına çarptırılma konusunda gerçek bir riskle karşı karşıya kalacağı  

iddialarını yeterince değerlendirme görevlerini yerine getirmedikleri  

konusunda ikna olmamıştır ve Türk mahkemelerinin vardığı, söz konusu  

güvencelerin  

pratik  

uygulamada  

başvuranın  

idam  

cezasına  

çarptırılmayacağına dair yeterli garantiyi verebileceği sonucundan  

uzaklaşmak için bir sebep görmemektedir (bkz. Gasayev/İspanya (karar) no.  

48514/06, 17 Şubat 2009).  

102. Bununla birlikte, Mahkeme, başvuranın Kazakistan'a iade edildiği  

tarihte, başvuranın başlangıçta suçlandığı suçlardan en az biri - yani paralı  

askerlik faaliyetleri - bakımından idam cezasının yürürlükte olduğunu  

gözlemlemektedir (bkz. yukarıdaki 13, 18 ve 97. paragraflar). Yukarıdaki  

hususlar ışığında Mahkeme, başvuranın Kazakistan’a iade edilmeden önce  

Sözleşme’nin 2. Maddesi ve 13. Madde kapsamında, “tartışılabilir bir iddiası”  

olduğunu göz ardı edemez (bkz. mutatis mutandis, A.M. ve Hollanda,  

yukarıda anılan, §§ 61-71; A.D. ve diğerleri ve Türkiye, yukarıda anılan, §§  

85-94; ve Sakkal ve Fares/Türkiye (karar), no. 52902/15, § 63, 7 Haziran  

2016). Bunun nedeni, iddia edilen 13. Madde ihlalini gösteren olguların,  

başvuranın iade edildiği tarihte gerçekleşmiş olmasıdır. Bu nedenle,  

başvuranın bundan böyle Sözleşme’nin 2. maddesiyle birlikte okunduğunda,  

13. maddenin ihlalinden mağdur olduğunu iddia edemeyeceği söylenemez.  

103. Mahkeme, iddia edilen ölüm riskinin gerçekleşmesi durumunda  

oluşabilecek zararın geri döndürülemez niteliği ve 2. maddeye verdiği önem  

göz önüne alındığında 13. madde kapsamında etkili bir hukuk yolu  

kavramının (i) başvuranın iddialarının bağımsız ve titiz bir şekilde  

24  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

incelenmesini ve (ii) itiraz edilen tedbirin uygulanmasının askıya alınmasını  

gerektirdiğini yineler (ayrıca bkz. yukarıdaki 85. paragraf). Mahkeme ayrıca,  

bir kişinin gideceği ülkede idam cezasına çarptırılma olasılığını  

değerlendirirken, ilgili iç mevzuatta yer alan hükümler nedeniyle böyle bir  

riskin ortaya çıkma ihtimalinin tek başına Sözleşme’nin 2. maddesinin  

ihlalini gerektiremeyeceğini de yineler (bkz. Baysakov ve diğerleri ve  

Ukrayna no. 54131/08, §§ 79-82, 18 Şubat 2010).  

104. Bu davanın gerçeklerine ve yukarıdaki 99-101. paragraflarda  

belirtilen hususlara dayanarak, Mahkeme, etkili hukuk yolu testinin  

(yukarıdaki 103. paragrafta tanımlandığı üzere) birinci aşamasının yerine  

getirildiğini tespit etmiştir. Testin ikinci aşaması olan kendiliğinden askıya  

alınma etkisine sahip bir hukuk yolunun varlığına ilişkin olarak, Mahkeme  

13. maddenin Akit Devletlere aynı etkiye sahip ikinci bir temyiz aşaması  

sağlama yükümlülüğü getirmediğini yineler (bkz. A.M. ve Hollanda,  

yukarıda anılan, §70). Mahkeme, 6706 sayılı Kanun uyarınca, Cumhuriyet  

Başsavcısı’nın bir kişinin iadesine ilişkin her türlü talebinin iki dereceli bir  

yargı organı önünde incelemeye tabi olduğunu ve bu itirazın otomatik olarak  

askıya alma etkisine sahip olduğunu kaydeder. Türk iç hukuku, iade  

işlemlerinin sonuçlanmasından önce başvuranın sınır dışı edilmesini  

engellediğinden (bkz. yukarıdaki 60. paragraf), Mahkeme, başvuranın,  

Sözleşme'nin 13. maddesindeki iki şartı karşılayan bir hukuk yoluna sahip  

olduğuna ikna olmuştur (bkz. mutatis mutandis, Soering/Birleşik Krallık, 7  

Temmuz 1989, §§ 121-24, Seri A no. 161).  

105. Bu nedenle Mahkeme, Sözleşme'nin 2. maddesiyle bağlantılı olarak  

13. maddenin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.  

3. Sözleşme’nin 3. Maddesi  

a) Tarafların Beyanları  

106. Başvuran, Kazak makamları tarafından terörizmle ilgili belirsiz  

suçlamalarla arandığını ve Kazakistan’a iade edilmesi halinde, yetkililer  

tarafından itiraf almak amacıyla işkence göreceğini iddia etmiştir. Bu  

bağlamda, Kazakistan’daki insan haklarının durumuna ilişkin çeşitli  

uluslararası kuruluşlar ve hükümet organlarının hazırladığı raporlara atıfta  

bulunmuştur. Başvuran ayrıca kendisiyle birlikte Kazak uyruklu üç kişinin  

daha iadesinin istendiğini, bu kişilerden ikisinin, Mahkeme’nin  

Amerkhanov/Türkiye (no. 16026/12, 5 Haziran 2018) ve Batyrkhairov  

(yukarıda anılan) kararlarında yer alan ve zorla geri gönderilmeleri  

Sözleşme’nin 3. Maddesi kapsamında ihlal tespitiyle sonuçlanan başvuranlar  

olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca başvuranla aynı suçlamalarla karşı karşıya  

kalan ve iadesi istenen Kazakistan uyruklu başka bir kişiye (Bay U.C. - bkz.  

yukarıdaki 64. paragraf) yönelik talebin, Kazak makamları tarafından aynı  

25  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

güvenceler verilmesine rağmen, yerel mahkemelerce reddedildiğini  

belirtmiştir. Bu nedenle, başvuran, yerel mahkemelerin kendi davasında  

verilen güvenceleri titizlikle incelemediğini ve bu güvencelerin  

Kazakistan'da işkence ve kötü muamele riskini ortadan kaldırmak için yeterli  

olduğunu düşünmek için açık bir temel sağlamadığını iddia etmiştir.  

107. Başvuran, 27 Eylül 2018 tarihli görüşlerinde, Kazak makamları  

tarafından Interpol aracılığıyla çıkarılan kırmızı bültenin bir kopyasını da  

Mahkeme’ye sunmuştur:  

“….’nın etkisiyle … uluslararası terör örgütü (El-Kaide’nin bir parçası olan) … “İslami  

Cihat Örgütü” …[aranan firari] ve diğer kişiler … Kazakistan topraklarında terör  

eylemleri gerçekleştirmek amacıyla bir terör örgütü kurmuştur. [Aranan firari]  

Afganistan’daki NATO Koalisyon Güçleri ve ABD Kuvvetleri’ne karşı silahlı  

eylemlere katılmak amacıyla… 2008’de Kazakistan’dan ayrılmıştır. “İslami Cihat  

Örgütü’nün” [faaliyette olan] Pakistan’daki kamplarında askeri eğitimler almıştır.”  

108. Başvuran, 26 Nisan 2022 tarihli ek beyanında, iadesinin ardından  

cezaevinde çeşitli biçimlerde kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir.  

Ayrıca, Türk makamlarının Kazak muhataplarının kendisinin iadesi  

öncesinde alınan güvencelere uyup uymadıklarını doğrulamak için herhangi  

bir adım atmadıklarını iddia etmiştir.  

109. Hükümet, başvuranın yerel mahkemelere iddialarını destekleyecek  

yeterli delil ve bilgi sunmadığını ve bu nedenle iade edilmesi halinde gerçek  

bir kötü muamele riskiyle karşı karşıya kalacağı iddiasını kanıtlayamadığını  

savunmuştur. Ayrıca Hükümet, Kazak muhataplarının, başvuranın  

Kazakistan’a iade edilmesi halinde Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki  

haklarının ihlal edilmeyeceğine dair yeterli diplomatik güvence sağladıklarını  

ileri sürmüştür. Hükümet son olarak, iade işlemlerinin Türkiye ile Kazakistan  

arasındaki ikili iade anlaşması uyarınca gerçekleştirildiğini belirtmiştir.  

b) Mahkeme’nin Değerlendirmesi  

(i) Genel ilkeler  

110. İade ve sınır dışı etme işlemleri bağlamında 3. maddenin  

uygulanmasına ilişkin ilgili genel ilkeler Mahkeme tarafından F.G. ve İsveç  

([BD], no. 43611/11, AİHM 2016, §§ 110-27), J.K. ve diğerleri ve İsveç  

([BD], no. 59166/12, §§ 77-105, 23 Ağustos 2016) ve en güncel olarak,  

Khasanov ve Rakhmanov /Rusya ([BD], no. 28492/15 ve no. 49975/15, §§  

93-116, 29 Nisan 2022) kararlarında özetlenmiştir.  

111. Mahkeme, bir Akit Devlet tarafından gerçekleştirilen iadenin, 3.  

madde kapsamında bir soruna yol açabileceğini ve dolayısıyla, söz konusu  

kişinin iade edilmesi halinde, talep eden ülkede Sözleşmenin 3. maddesine  

aykırı muameleye maruz kalacağına dair gerçek bir riskle karşı karşıya  

kalacağına inanmak için önemli gerekçeler gösterilmesi halinde, bu Devlete  

Sözleşme kapsamında sorumluluk doğurabileceğini yineler. Bu  

26  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

sorumlulukların oluşması, kaçınılmaz şekilde, talep eden ülkenin koşullarının  

3. Madde standartlarına göre değerlendirilmesini gerektirir (bkz. diğer pek  

çok makamın yanı sıra, Oshlakov/Rusya, no. 56662/09, § 79, 3 Nisan 2014).  

Bununla birlikte Sözleşme kapsamında herhangi bir yükümlülük doğduğu  

veya doğabileceği ölçüde, bu yükümlülük bir bireyi yasaklanmış kötü  

muameleye maruz bırakmaya doğrudan sebep olan bir eylemde bulunması  

dolayısıyla iade eden Akit Devlet’e ait olur (bkz. El-Masri/eski Makedonya  

Yugoslav Cumhuriyeti [BD], no. 39630/09, § 212, AİHM 2012).  

112. Mahkeme, başvuranın iade edilmesi halinde 3. maddede yasaklanan  

muameleye maruz kalma konusunda gerçek bir risk taşıdığının gösterilip  

gösterilmediğine karar verirken, meseleyi sunulan tüm belgeler ve  

gerektiğinde özel olarak elde edilen belgeler ışığında değerlendirecektir (bkz.  

Tershiyev/Azerbaycan no. 10226/13, § 48, 31 Temmuz 2014 ve Lopez  

Elorza/İspanya no. 30614/15, § 106, 12 Aralık 2017). Bu tür davalarda Akit  

Devletlerin 3. madde kapsamındaki sorumluluğunun niteliği, bir bireyi kötü  

muamele riskine maruz bırakma eyleminde yattığından, bu risk öncelikle iade  

sırasında Akit Devlet tarafından bilinen veya bilinmesi gereken olgulara  

başvurularak değerlendirilmelidir (bkz. Kislov/Rusya, no. 3598/10, § 79, 9  

Temmuz 2019, ve burada atıfta bulunulan içtihat).  

113. Mahkeme, kötü muamele riskinin olup olmadığını belirlemek  

amacıyla, talep eden ülkedeki genel durumu ve başvuranın bireysel  

koşullarını göz önünde bulundurarak, başvuranın talep eden ülkeye iadesinin  

öngörülebilir sonuçlarını değerlendirmelidir (bkz. Sanchez-Sanchez/Birleşik  

Krallık, [BD], no. 22854/20, § 85, 3 Kasım 2022 ve burada atıfta bulunulan  

davalar). Ayrıca, başvuranın sistematik olarak kötü muameleye maruz  

bırakılan bir grubun üyesi olduğunu iddia ettiği durumlarda, Mahkeme,  

Sözleşme'nin 3. maddesinin korumasının, başvuranın, gerektiğinde mevcut  

kaynaklara dayanarak, söz konusu uygulamanın varlığına ve kendisinin ilgili  

gruba üye olduğuna inanmak için ciddi nedenler olduğunu ortaya koyması  

halinde devreye girdiği kanaatindedir (bkz. yukarıda anılan Khasanov ve  

Rakhmanov, §§ 96-99).  

114. İspat yükünün dağılımıyla ilgili olarak, Mahkeme, gerçek bir riskin  

varlığına ilişkin değerlendirmenin mutlaka titiz bir değerlendirme olması  

gerektiğini yineler. Genel ilke, başvuranın, şikâyete konu tedbirin  

uygulanması durumunda, 3. maddeye aykırı bir muameleye maruz kalacağına  

dair gerçek bir riskle karşı karşıya kalacağına inanmak için önemli dayanaklar  

bulunduğunu kanıtlayan delilleri sunmasıdır. Bu tür deliller sunulduğunda,  

Hükümet bu delillerin doğurduğu şüpheleri ortadan kaldırmakla yükümlüdür  

(W.A. ve diğerleri/İtalya, no. 18787/17, § 87, 16 Kasım 2023, buradaki diğer  

referanslarla birlikte).  

115. Bu tür önemli gerekçelerim gösterildiği durumlarda, Mahkeme daha  

sonra söz konusu davada elde edilen güvencelerin gerçek bir kötü muamele  

27  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

riskini ortadan kaldırmak için yeterli olup olmadığını incelemiştir. Ancak,  

diplomatik güvenceler kötü muamele riskine karşı yeterli koruma sağlamak  

için tek başlarına yeterli değildir ve pratik uygulamada başvuranın bu tür bir  

riskten korunmasını sağlayıp sağlamadıklarını görmek için niteliğini  

inceleme yükümlülüğü mevcuttur (bkz. Othman (Abu Qatada) / Birleşik  

Krallık, no. 8139/09, § 192, AİHM 2012 (alıntılar), ve Yefimova/Rusya, no.  

39786/09, §§ 202-03, 19 Şubat 2013). Bu şekilde Mahkeme, Othman (Abu  

Qatada) (yukarıda anılan, § 189) davasında oluşturulan kriterleri dikkate alır  

ve güvencelerin güvenilirliğini, kabul eden devletin uygulamaları ışığında  

değerlendirir.  

116. Son olarak, Mahkeme, rolünün ikincil niteliği hususunda hassastır  

ve belirli bir davanın koşullarının kaçınılmaz kılmadığı durumlarda, ilk  

derece mahkemesi rolünü üstlenirken ihtiyatlı olması gerektiğini kabul eder.  

Bununla birlikte, Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin iddialarda  

bulunulduğunda, Mahkeme, bazı iç hukuk işlemleri ve soruşturmaları  

halihazırda gerçekleştirilmiş olsa dahi, özellikle titiz bir inceleme yapmalıdır  

(bkz. Azimov/Rusya, no. 67474/11, § 115, 18 Nisan 2013). Bu bağlamda, 3.  

madde kapsamındaki yasağın mutlak olduğunu ve madde 15/2 uyarınca  

ulusun yaşamını tehdit eden bir olağanüstü hal durumunda veya terörizm ve  

organize suçlarla mücadele veya sığınmacı ve göçmen akını gibi en zor  

koşullarda bile, ilgili kişi tarafından işlendiği iddia edilen suçun niteliğine  

veya davranışına bakılmaksızın, bu yasaktan herhangi bir sapmaya izin  

verilmediğini vurgulamaktadır (bkz. Ramirez Sanchez/Fransa [BD], no.  

59450/00, § 116, AİHM 2006-IX, ve Z.A. ve diğerleri/Rusya [BD], no.  

61411/15 ve 3 diğer, §§ 187-88, 21 Kasım 2019).  

(ii) Mevcut Davada İlkelerin Uygulanması  

117. Başvuranın iadesi yukarıda belirtilen ilkeler ışığında  

değerlendirildiğinde, Mahkeme, belirli bir ülkede insan haklarına riayet  

edilmesine ilişkin genel bir soruna değinilmesinin, tek başına, belirli bir  

kişinin iadesini reddetmek için bir temel oluşturamayacağını  

vurgulamaktadır. Mahkemenin Kazakistan’a iadeye ilişkin davalardaki  

önceki bulguları, uluslararası raporların Kazakistan'daki insan hakları  

durumuna ilişkin ciddi endişeleri dile getirmeye devam etmesine rağmen,  

bunun bu ülkeye iadenin tamamen yasaklanmasını haklı çıkaracak kadar  

ciddi olduğuna dair bir gösterge olmadığını göstermektedir (bkz. Oshlakov,  

yukarıda anılan, § 85 ve burada atıfta bulunulan içtihat).  

118. Bununla birlikte Mahkeme, başvuranın yerel makamlar önünde,  

Kazakistan'a gönderilmesi halinde gerçek bir işkence riskine maruz  

kalacağını savunduğunu kaydeder. Başvuranın Anayasa Mahkemesi’ne  

bireysel başvurusu öngörülen süre sınırı dışında yapıldığı gerekçesiyle  

28  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

reddedilmekle birlikte (bkz. yukarıdaki 27. paragraf), Ağır Ceza Mahkemesi  

ve Yargıtay, başvuranın bir terör örgütüne üye olduğu iddiası başta olmak  

üzere hakkındaki suçlamalar ışığında Kazakistan’da gerçek bir işkence ve  

başka kötü muamele riskiyle karşı karşıya olduğu iddiasının aslını  

değerlendirme fırsatı bulmuştur (bkz. yukarıdaki 16 ila 23. paragraflar).  

Ayrıca, başvuranın, silahlı bir cihatçı örgütün kuruluşunda yer aldığı  

iddiasına dayanarak terör suçları ve dini aşırılıkla ilgili suçlarla itham edildiği  

taraflar için tartışmasızdır. Bu bağlamda, Mahkeme, Türk makamlarının,  

2012 yılında yukarıda belirtilen Kırmızı Bülten'in yayınlanmasıyla birlikte,  

başvuran hakkındaki suçlamaların niteliğinden haberdar olduklarını yineler  

(bkz. yukarıdaki 13., 18. ve 107. paragraflar).  

119. Bu hususta Mahkeme, Kazakistan hakkında uluslararası  

kuruluşlarca yayınlanan, Mahkeme tarafından özel olarak elde edilen ve  

başvuranın iddialarının yerel makamlarca değerlendirildiği dönemle ilgili  

olan çeşitli raporlarda, cezaevlerinde ve gözaltı merkezlerinde işkence ve  

başka türlerde kötü muamele iddialarına yer verildiğini belirtmektedir. Daha  

da önemlisi, bu raporlarda bu iddiaların terörizmle ve aşırıcılıkla ilişkili  

suçlarla suçlanan kişiler için özellikle endişe kaynağı olduğunu belirtilmiştir  

(bkz. yukarıdaki 68-70. paragraflar).  

120. Yukarıda belirtilen değerlendirmeler ışığında, Mahkeme, yerel  

makamların, başvuranın Kazakistan’a geri gönderilmesi durumunda kötü  

muamele riskiyle karşı karşıya kalabileceğini gösteren ve başvuran tarafından  

yeterince dikkatlerine sunulan olgulardan haberdar olduğunu (ya da haberdar  

olması gerektiğini) tespit etmektedir (bkz. yukarıdaki 16., 20. ve 24.  

paragraflar). Bu nedenle, başvuranların iddialarını ele almak ve kötü  

muamele riskini dikkatlice değerlendirerek bu konudaki şüpheleri ortadan  

kaldırmak onların yükümlülüğüdür. (bkz. Babajanov/Türkiye, no. 49867/08,  

§ 45, 10 Mayıs 2016 ve burada anılan davalar).  

121. Mahkeme, yerel mahkemelerin başvuranın iadesine izin verirken,  

başvuranın Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki iddialarının tam bir  

değerlendirmesini kendiliğinden yapmak yerine, öncelikle Kazak makamları  

tarafından verilen güvencelere dayandıklarını belirtmektedir. Mahkeme,  

Kazakistan tarafından idam cezasının uygulanmamasına ilişkin olarak verilen  

güvencelerin yerel mahkemeler tarafından kapsamlı bir şekilde incelendiğini  

kabul etmekle birlikte (bkz. yukarıdaki 103 ila 105. paragraflar) ve  

Kazakistan'ın bu güvencelere uyulduğunu doğrulama çabalarında işbirliği  

yapmaya istekli olduğunu ifade etmesini dikkate almaktadır; ancak,  

başvuranın iadesinin ardından maruz kalacağı işkence ve/veya kötü muamele  

riskinin bu güvenceler tarafından yeterince hafifletilip hafifletilmediği  

değerlendirilmelidir (bkz. Turgunov/Rusya, no. 15590/14, § 55, 22 Ocak  

2015). Bu, başvuran tarafından dile getirilen spesifik iddialar ve güvenilir ve  

tarafsız kaynaklar tarafından sağlanan menşe ülkeye ilişkin bilgiler ışığında  

29  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

verilen güvencelerin yeterliliğinin dikkatli bir şekilde incelenmesini  

gerektirmektedir.  

122. Othman (Abu Qatada) (yukarıda anılan) davasında Mahkeme, söz  

konusu davanın özel koşulları ışığında, verilen güvencelerin niteliğinin  

değerlendirilmesinde kullanılmak üzere, diğerlerinin yanı sıra, (i) bu  

güvenceleri kimin verdiği ve bu kişinin/makamın kabul eden Devletin  

merkezi hükümeti üzerinde bağlayıcı bir yetkisi olup olmadığı, (ii) söz  

konusu güvencelerin genel mi yoksa özel terimlerle mi ifade edildiğinin ve  

bir Akit Devlet tarafından verilip verilmediğinin değerlendirilmesi, (iii) talep  

eden devletin bu güvencelere uyup uymadığının diplomatik veya başka  

izleme mekanizmalarıyla, örneğin başvuranın avukatına sınırsız erişiminin  

sağlanmasıyla, teyit edilip edilemeyeceği ve (iv) kabul eden devletin  

uluslararası izleme mekanizmalarıyla iş birliği yapmaya istekli olması da  

dahil olmak üzere, kabul eden devlette etkili bir işkenceden koruma  

sisteminin bulunup bulunmadığı da dahil olmak üzere etkili bir kriter listesi  

ortaya koymuştur (a.g.e. § 189).  

123. Mevcut davada işkence ve kötü muameleye karşı verilen güvenceler  

hususunda, Mahkeme, söz konusu güvencelerin, bu tür muamelelerin ülkede  

yasadışı olduğunu açıklayan Kazakistan Birinci Başsavcı Vekili tarafından  

verildiğini gözlemlemektedir. Bu güvencelerde ayrıca, başvuranın işkenceye  

veya insanlık dışı ve onur kırıcı muameleye maruz kalmayacağı ve Birleşmiş  

Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin sağladığı  

usule ilişkin güvencelerden yararlanacağı da belirtilmektedir (bkz. yukarıdaki  

17. paragraf). Son olarak, başvuranın gözaltında bulunduğu yere, oradaki  

koşulları ve bu koşulların uluslararası insan hakları standartlarına  

uygunluğunu izlemek amacıyla Türk makamlarının engelsiz erişiminin  

sağlanacağına dair güvenceler verilmiştir (bkz. yukarıdaki 18. paragraf).  

124. İlk olarak, Mahkeme iade konularında, diplomatik notaların, talep  

eden Devletin, talep edilen Devletin iadeye rıza göstermesi için gerekli  

olduğunu düşündüğü her türlü güvenceyi sağlaması için standart bir araç  

olduğunu kabul etmektedir. Ayrıca, uluslararası ilişkilerde, diplomatik  

notaların iyi niyet karinesi taşıdığını kabul etmektedir (bkz.  

Rrapo/Arnavutluk, no. 58555/10, §§ 72-74, 25 Eylül 2012). Ancak mevcut  

davada, Birinci Başsavcı Vekili’nin ya da temsil ettiği kurumun söz konusu  

Devlet adına güvence verme yetkisine sahip olduğunun veya bu güvencelerin  

Kazak makamları üzerinde resmi olarak bağlayıcı olduğunun  

kanıtlanmadığını gözlemlemektedir (karşılaştırma Soldatenko/Ukrayna, no.  

2440/07, § 73, 23 Ocak 2008; Baysakov, yukarıda anılan, § 51 ve  

Kordian/Türkiye (karar), no. 6575/06, 4 Temmuz 2006).  

125. İkinci olarak, Mahkeme güvencelerin oldukça genel terimlerle  

çerçevelendirildiğini ve kesinlikten yoksun olduğunu belirtmektedir.  

Kazakistan'da işkence ve kötü muameleden korunma düzeyine ilişkin ciddi  

30  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

endişeler (özellikle terörizm ve aşırıcılıkla ilgili suçlarla itham edilen kişiler  

için) ve işkence iddialarına yönelik soruşturma oranının bariz bir şekilde  

düşük olması (bkz. yukarıdaki 59-75. paragraflar) ışığında Mahkeme, bu  

güvencelerin güvenilirliğinin yerel makamlar tarafından daha fazla  

incelenmesi gerektiğini düşünmektedir. Ayrıca, temel haklara saygıyı  

güvence altına alan ulusal yasalara ve uluslararası antlaşmalara atıfta  

bulunmanın, özellikle de mevcut davada olduğu gibi, varış ülkesinde hüküm  

süren durum hakkında ilk elden bilgi sahibi olan kaynakların, yetkililer  

tarafından Sözleşme ilkelerine açıkça aykırı olan uygulamaların  

kullanıldığını veya bunlara göz yumulduğunu belgelediği durumlarda, kötü  

muamele riskine karşı tek başına yeterli bir güvence sağlayamayacağını  

yinelemektedir. (bkz. Hirsi Jamaa ve diğerleri/İtalya [BD], no. 27765/09, §  

128, AİHM 2012, ve Klein/Rusya no. 24268/08, § 55, 1 Nisan 2010). Ayrıca,  

yerel makamlar ve Hükümet, Mahkeme önündeki beyanlarında, yukarıdaki  

hususlar nedeniyle kötü muamele riski iddialarını ortadan kaldırmak  

amacıyla özet ve spesifik olmayan gerekçeler kullanmışlardır. Bu nedenle,  

Mahkeme, başvuranı iddia edilen risklere karşı korumak için bunların pratik  

değeri konusunda şüphelidir (bkz. Egamberdiyev/Rusya, no. 34742/13, § 49,  

26 Haziran 2014).  

Üçüncü olarak, Mahkeme, güvencelerin ne Avrupa Konseyi üyesi ne de  

Sözleşme'ye Taraf olan bir Devlet tarafından verilmiş olmasını, kabul eden  

Devletin benzer güvencelere uyma konusundaki sicili de dâhil olmak üzere,  

güvencelerin pratikteki etkinliğinin değerlendirilmesinde dikkate alınması  

gereken bir faktör olarak görmektedir. (Karşılaştırma, Turgunov, yukarıda  

anılan, § 56; Gasayev/İspanya, yukarıda anılan ve Babar Ahmad ve  

diğerleri/Birleşik Krallık (karar) no. 24027/07, no. 11949/08 ve no.  

36742/08, §§ 104-10, 6 Temmuz 2010).  

Bu bağlamda, dava dosyasındaki bilgiler, yerel makamların gerçekten  

spesifik ve güvenilir teminatlar aradığını (genel uluslararası belgelere atıfta  

bulunmanın ötesinde) veya başvuranın bireysel durumu ve söz konusu  

zamanda Kazakistan'daki uygulamalar ışığında, teminatların Sözleşmeci  

Devletlerden istenen sisteme eşdeğer olarak gerçek anlamda güvenilip  

güvenilemeyeceğini yeterince değerlendirdiğini gösteren herhangi bir unsur  

içermemektedir (karşılaştırınız M.I. / Bosna Hersek (kar.), no. 47679/17, §§  

45-46, 29 Ocak 2019).  

126. Dördüncü olarak, Mahkeme, başvuranın iadesinin ardından  

yaşandığı iddia edilen gelişmelerin (bkz. yukarıdaki 58. paragraf), Kazak  

makamları tarafından sağlanan teminatların pratikteki etkisi konusunda daha  

fazla şüphe uyandırdığını düşünmektedir. Bu iddialar, mevcut davada  

uygulandığı şekliyle teminatların, başvuranın kötü muamele riski altında  

31  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

olmayacağına dair herhangi bir garanti sağlayıp sağlamadığı konusunda ciddi  

şüpheler uyandırmaktadır (karşılaştırınız, örneğin, Labsi / Slovakya, no.  

33809/08, §§ 129-31, 15 Mayıs 2012).  

127. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, Hükümet'in, Kazak  

makamları tarafından verilen teminatların, Kazakistan'da kötü muameleye  

maruz kalma riskini ortadan kaldırmak için yeterli olduğu iddiasını kabul  

edemez (karşılaştırıp kıyaslayınız, mutatis mutandis, Sanchez-Sanchez,  

yukarıda anılan, §§ 93-94).  

128. Mahkeme ayrıca, buna benzer sığınma prosedürlerinin tek başına  

bir kişinin iade edilme olasılığını ortadan kaldırmadığını yinelemektedir (bkz.  

mutatis mutandis, Shiksaitov / Slovakya, no. 56751/16 ve 33762/17, § 68, 10  

Aralık 2020). Ancak mevcut davada, başvuranın Kazakistan'a iadesi, yalnızca  

ikinci sığınma başvurusunun yerel makamlar tarafından değerlendirilmekte  

olduğu bir zamanda değil (bkz. yukarıdaki 29. paragraf), aynı zamanda  

Anayasa Mahkemesi tarafından başvuran aleyhindeki ilk sınır dışı  

işlemlerine ilişkin olarak verilen geçici tedbir kararının yürürlükte olduğu bir  

zamanda gerçekleşmiştir (bkz. yukarıdaki 35. ve 39. paragraflar). Mahkeme,  

bu hususların mevcut davada, yerel makamların -başvuranın iadesi  

öncesinde- başvuranın iddialarını Sözleşme'nin 3. maddesinde belirtilen  

standartlara uygun bir şekilde usulüne uygun olarak değerlendirip  

değerlendirmediği konusunda şüphe uyandıran ilave unsurlar teşkil ettiği  

kanaatindedir.  

129. Son olarak Mahkeme; Hükümet'in, kendisinden talep edilmesine  

rağmen, U.C. ile ilgili yargılamaların mevcut dava bakımından tam olarak  

ilgisini değerlendirmek için yeterli bilgi sağlamadığını kaydetmektedir (bkz.  

yukarıdaki 64-65. paragraflar). Dava dosyasında bulunan sınırlı bilgiye göre,  

İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Kazak makamları tarafından  

verilen teminatların U.C.'ye ölüm cezası verilmeyeceğine dair yeterli bir  

garanti teşkil etmediği gerekçesiyle U.C.'nin iadesine izin vermeyi  

reddetmiştir. Ancak, bu teminatların işkence veya kötü muameleye karşı  

korumaya ilişkin yeterliliği (veya aksi) bu kararda ele alınmamıştır. Sonuç  

olarak, U.C.'nin davasının nihai sonucuna ve nerede olduğuna dair daha fazla  

bilgi olmaması halinde, Mahkeme bu konuyu daha fazla incelemek için bir  

neden görmemektedir.  

130. Yukarıdaki hususlar, mevcut davanın özel koşullarında, yerel  

makamların başvuranın iddialarına ilişkin yeterli bir inceleme yapmadığı ve  

16 Ekim 2018 tarihinde Kazakistan'a zorla geri gönderilmesinin, kendisini  

Sözleşme'nin 3. maddesine aykırı bir muameleye maruz kalma konusunda  

gerçek bir riskle karşı karşıya getirdiği sonucuna varmak için yeterlidir (bkz.  

Slovakya, yukarıda anılan, §§ 121-32; Savriddin Dzhurayev / Rusya, no.  

71386/10, §§ 166-76, AİHM 2013 (alıntılar); Kasymakhunov / Rusya, no.  

29604/12, §§ 122-28, 14 Kasım 2013; ve Mukhitdinov/Rusya, no. 20999/14,  

32  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

§§ 44-56, 21 Mayıs 2015. Ayrıca karşılaştırınız Amerkhanov, yukarıda  

anılan, §§ 75-89; Batyrkhairov, yukarıda anılan, §§ 45-52; ve A.M.A. /  

Hollanda, no. 23048/19, §§ 70-80, 24 Ekim 2023).  

132. Dolayısıyla, Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlali gerçekleşmiştir.  

4. Sözleşme'nin 3. maddesi ile bağlantılı olarak 13. madde  

133. Mahkeme, mevcut davada Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal  

edildiği sonucuna varmasına yol açan gerekçeleri göz önünde bulundurarak,  

aynı olayların Sözleşme'nin 13. maddesi açısından ayrıca incelenmesini haklı  

kılacak hiçbir durum bulamamıştır. Bu nedenle, başvuranın bu başlık  

altındaki şikayetlerinin esası hakkında ayrıca karar vermenin gereksiz  

olduğunu düşünmektedir (benzer bir yaklaşım için, bkz. yukarıda anılan  

Babajanov, § 52, ve Batyrkhairov, § 53 davaları).  

III. KUMKAPI YABANCILAR GERİ GÖNDERME MERKEZİ'NDEKİ  

GÖZALTI KOŞULLARI NEDENİYLE SÖZLEŞME'NİN 3.  

MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  

134. Başvuran, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde (4-19 Kasım 2015  

tarihleri arasında ve daha sonra 31 Aralık 2015-12 Temmuz 2016 tarihleri  

arasında) tutulmasının maddi koşullarının Sözleşme'nin 3. maddesinin  

ihlaline yol açtığından şikayetçi olmuştur.  

135. Sözleşme'nin 3. maddesi aşağıdaki gibidir:  

“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”  

A. Kabuledilebilirlik  

136. Hükümet, yukarıda 79. paragrafta belirtilen, başvurunun bu  

kısmının Sözleşme'nin 35 § 1 maddesi anlamında iç hukuk yollarının  

tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiği yönündeki itirazını  

yinelemiştir. Akabinde, 26 Şubat 2021 tarihli görüşlerinde, Mahkeme'nin  

dikkatini Anayasa Mahkemesi'nin, başvuranın kötü olduğu iddia edilen  

tutukluluk koşullarına ilişkin şikayetlerini, başvuranın mevcut idari hukuk  

yollarını tüketmediği gerekçesiyle kabul edilemez ilan eden kararına  

çekmişlerdir (bkz. yukarıdaki 34. ve 39. paragraflar).  

137. Başvuran, tutukluluk koşullarına ilişkin şikayetlerini ele alabilecek  

etkili bir hukuk yolu bulunmadığını ileri sürerek Hükümet'in argümanına  

itiraz etmiştir.  

138. Mahkeme; Z.K. ve Diğerleri / Türkiye ((kar.), no. 60831/15, §§ 41-  

49, 7 Kasım 2017) davasında, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel  

33  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

başvurunun yabancıları geri gönderme merkezindeki alıkonulma koşullarına  

ilişkin 3. madde kapsamındaki şikayetler için etkili bir hukuk yolu sağlama  

kapasitesine sahip olduğunu kabul ettiğini ve bu nedenle Mahkeme'ye  

başvuru yapılmadan önce söz konusu hukuk yolunun tüketilmesi gerektiğine  

karar verdiğini yinelemektedir.  

139. Aynı zamanda Mahkeme, yalnızca etkili hukuk yollarının  

tüketilmesi gerektiğini yinelemektedir (bkz. Neshkov ve Diğerleri /  

Bulgaristan, no. 36925/10 ve 5 diğeri, §§ 186-90, 27 Ocak 2015; ve İlerde ve  

Diğerleri / Türkiye, no. 35614/19 ve 10 diğeri, § 150, 5 Aralık 2023). İnsanlık  

dışı veya aşağılayıcı tutukluluk koşullarına ilişkin 3. madde kapsamındaki  

şikayetlerle ilgili olarak, iki tür telafi mümkündür: (a) tutukluluğun maddi  

koşullarında bir iyileşme sağlayabilecek önleyici bir telafi ve (b) yetersiz  

tutukluluk koşulları nedeniyle katlanılan sıkıntılar için yeterli bir telafi olarak  

maddi tazminat ve bazı durumlarda cezada indirim imkânı sunan uygun bir  

telafi biçimi (bkz. Ulemek / Hırvatistan, no. 21613/16, § 74, 31 Ekim 2019).  

Bir başvuranın 3. maddeyi ihlal eden koşullarda tutulması halinde, insanlık  

dışı veya aşağılayıcı muameleye maruz bırakılmama hakkının devam eden  

ihlaline son verebilecek bir iç hukuk yolu en yüksek öneme sahiptir. Bununla  

birlikte, başvuran yetersiz koşullara maruz kaldığı tesisten ayrıldıktan sonra,  

halihazırda gerçekleşmiş olan ihlal için tazminat alma hakkına sahip  

olmalıdır (bkz. Sergey Babushkin / Rusya, no. 5993/08, § 40, 28 Kasım 2013  

ve G.B. ve Diğerleri / Türkiye, no. 4633/15, § 129, 17 Ekim 2019).  

140. Mevcut davada Mahkeme, başvuranın Kumkapı Geri Gönderme  

Merkezi'nde iki ayrı dönemde- yani 4-19 Kasım 2015 ve 31 Aralık 2015-12  

Temmuz 2016 tarihleri arasında- alıkonulduğunu kaydetmektedir (bkz.  

yukarıdaki 28, 31 ve 37. paragraflar). Mahkeme ayrıca, başvuranın bu  

şikayetlerle ilgili olarak Anayasa Mahkemesi'ne başvurusunu 18 Mart 2016  

tarihinde, yani idari gözetim altında tutulduğu sırada yaptığını  

gözlemlemektedir. Bu nedenle, başvuranın, tutulduğu iddia edilen kabul  

edilemez koşullardan derhal kurtulmayı (yalnızca bir tazminat talebinin  

aksine) talep ettiğinden şüphe edilemez. Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı  

başvuruya karşın başvuran, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde dört ay  

daha tutuklu kalmaya devam etmiştir. Nihayetinde 12 Temmuz 2016  

tarihinde Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nden nakledilmiş olmasına  

rağmen, Anayasa Mahkemesi konuyla ilgili kararını ancak yaklaşık üç yıl  

sonra, 17 Nisan 2019 tarihinde vermiştir. Bu nedenle, mevcut davanın  

koşulları göz önüne alındığında, Mahkeme, Anayasa Mahkemesine bireysel  

başvuruda bulunma yolunun, kabul edilemez tutukluluk koşullarından derhal  

kurtulmayı sağlayabilecek önleyici bir hukuk yolu sağlamadığını tespit etmek  

durumundadır (karşılaştırınız G.B. ve Diğerleri, yukarıda anılan, § 130, ve  

Kargakis / Yunanistan, no. 27025/13, §§ 81-84, 14 Ocak 2021). Buna göre,  

34  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

Mahkeme, Hükümet'in mevcut iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki  

iddiasını reddetmektedir.  

141. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme'nin 35 § 3 maddesi  

anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve başka herhangi bir  

gerekçeyle kabul edilemez olmadığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle kabul  

edilebilir olarak beyan edilmelidir.  

B. Esas  

142. Başvuru formunda başvuran, yukarıda 34. paragrafta belirtilen  

şikayetlerini yinelemiştir. Yani, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde  

tutulduğu süre boyunca, tutulma koşullarının, Mahkeme'nin daha önceki  

Amerkhanov ve Batyrkhairov kararlarında (her ikisi de yukarıda anılan) 3.  

maddeyi ihlal ettiği tespit edilen koşullarla aynı olduğunu ileri sürmüştür.  

Başvuran ayrıca, Hükümet'in, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde  

tutulduğu sırada tutukluluk koşullarında herhangi bir iyileşme olduğunu  

kanıtlayan herhangi bir önemli beyan veya belge sunmadığını ileri sürmüştür.  

143. Hükümet bu iddialara karşı çıkmıştır. Hükümet, başvurana günde  

yirmi dört saat sıcak su sağlandığını, her gün açık havaya çıkarıldığını ve  

günde üç öğün yemek verildiğini ileri sürmüştür. İfadelerini desteklemek  

için, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nin tarih içermeyen birkaç fotoğrafını  

sunmuşlar ve bu fotoğraflara başvuranın gözaltında tutulduğu maddi  

koşulların Sözleşme'nin gerektirdiği standartlara uygun olduğunu iddia eden  

başlıklar eklemişlerdir.  

144. Mahkeme, G.B. ve Diğerleri davasında (yukarıda anılan, §§ 102-  

  1. ve daha önce Amerkhanov ve Batyrkhairov davasında (yukarıda anılan,  

sırasıyla §§ 85-89 ve §§ 80-84), Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'ndeki  

standartların altındaki gözaltı koşulları, özellikle de belgelenen aşırı kalabalık  

ortam ve tutukluların açık hava egzersizlerine erişiminin olmaması nedeniyle  

Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiği tespitini yinelemektedir. G.B. ve  

Diğerleri (yukarıda anılan) davasındaki ilgili dönem, mevcut davadaki  

başvuranınkinden yaklaşık bir yıl önce olmasına rağmen, Mahkeme,  

Hükümet'in daha önce vardığı sonuçlarda farklılık yaratacak herhangi bir  

kanıt sunmadığını kaydetmektedir. Bunun nedeni, Mahkeme tarafından  

açıkça talep edilmesine karşın, başvuranın Kumkapı Geri Gönderme  

Merkezi'ndeki tutukluluğunun maddi koşullarına ilişkin herhangi bir özel  

bilgi (söz konusu zamanda orada tutulan tutukluların sayısını kaydeden  

kayıtlar gibi) sunmamaları ve yalnızca, fotoğrafların ne zaman çekildiğini  

belirtmeksizin, binanın birkaç fotoğrafını sunmalarıdır (aynı karar, § 108). Bu  

nedenle Mahkeme, başvuranın gözaltı koşullarının -gözaltının ne zaman sona  

ereceğine ilişkin belirsizliğin neden olabileceği endişeyle birleştiğinde-  

gözaltına alınmanın sonucundaki kaçınılmaz eziyet sınırını aşan ve 3.  

maddede yasaklanmış aşağılayıcı muamele eşiğine ulaşmasına neden olan bir  

35  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

ızdıraba yol açtığı sonucuna varmıştır (aynı karar ve § 102'de atıfta bulunulan  

davalar).  

145. Son olarak Mahkeme, devam eden göçmen ve sığınmacı akınının  

Türkiye'nin karşı karşıya olduğu önemli zorlukları kabul etmektedir. Ayrıca,  

bu durumun getirdiği yükleri ve baskıları da kabul etmektedir. Ancak, 3.  

maddenin mutlak niteliği göz önünde bulundurulduğunda, bu tür zorluklar bir  

Devleti bu hüküm kapsamındaki yükümlülüklerinden muaf tutamaz (benzer  

bir değerlendirme için bkz. Khlaifia ve Diğerleri / İtalya [BD], no. 16483/12,  

§ 184, 15 Aralık 2016, ve Boudraa / Türkiye, no. 1009/16, § 30, 28 Kasım  

2017).  

146. Buna göre Mahkeme, başvuranın Kumkapı Geri Gönderme  

Merkezi'nde tutulduğu yetersiz maddi koşullar nedeniyle Sözleşme'nin 3.  

maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.  

IV. SÖZLEŞME'NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  

147. Başvuran, 5 § 1 maddesi uyarınca, sınır dışı edilmek üzere gözaltına  

alınmasının hukuka aykırı olduğundan şikayetçi olmuştur. Ayrıca, 5 § 2  

maddesi uyarınca, özgürlüğünden mahrum bırakılmasının nedenleri hakkında  

usulüne uygun olarak bilgilendirilmediğinden şikayetçi olmuştur. Başvuran,  

5 § 4 maddesi uyarınca, bu süre zarfında tutukluluğunun yasallığına itiraz  

edebileceği etkili bir hukuk yolu bulunmadığını ileri sürmüştür. Son olarak,  

Sözleşme'nin 5 § 5 maddesi uyarınca, 5. madde kapsamındaki haklarının ihlal  

edilmesi nedeniyle iç hukukta tazminat hakkı bulunmadığını ileri sürmüştür.  

148. Sözleşme'nin 5. maddesinin ilgili paragrafları aşağıdaki gibidir:  

“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve  

yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:  

...  

(f) Kişinin, usulüne aykırı surette ülke topraklarına girmekten alıkonması veya hakkında  

derdest bir sınır dışı ya da iade işleminin olması nedeniyle yasaya uygun olarak yakalanması  

veya tutulması.  

2. Yakalanan her kişiye, yakalanma nedenlerinin ve kendisine yöneltilen her türlü  

suçlamanın en kısa sürede ve anladığı bir dilde bildirilmesi zorunludur.  

...  

4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma  

işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma  

yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.  

5. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes  

tazminat hakkına sahiptir.”  

A. Başvuranın Sözleşme'nin 5. maddesi bağlamındaki şikayetlerinin  

kapsamı ve kabul edilebilirliğine ilişkin ön değerlendirmeler  

36  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

149. Mahkeme, başlangıçta, başvuranın özgürlüğünden mahrum  

bırakılmasına ilişkin şikayetlerini tanımlamanın önemli olduğunu  

belirtmektedir. Söz konusu dönem, başvuranın hür olduğu kısa bir süre (27  

Şubat- 10 Nisan 2018) haricinde, 2 Kasım 2015'ten 16 Ekim 2018'e kadar  

sürmektedir (bkz. yukarıdaki 47. ve 50. paragraflar). Başvuranın tutukluluğu,  

belirli noktalarda çakışan sınır dışı, iade ve ceza yargılamalarından  

kaynaklanmaktadır.  

150. İlk olarak, başvuran, diğer hususların yanı sıra, iadesini beklerken  

özgürlüğünden mahrum bırakılmasının Sözleşme'nin 5. maddesine aykırı  

olduğu konusunda şikâyette bulunmuştur. Mahkeme, başvuranın iade  

edilmeyi beklediği tutukluluk süresinin (2 Aralık 2016- 1 Şubat 2018),  

Türkiye'de aleyhine başlatılan ceza yargılaması sırasındaki tutukluluk  

süresiyle tamamen örtüştüğünü kaydetmektedir (bkz. yukarıdaki 45-49.  

paragraflar). Bununla birlikte; başvuran, Mahkeme önünde, silahlı bir terör  

örgütüne üye olduğu iddiasıyla ilgili ceza yargılamaları sırasında yargılama  

öncesi tutukluluğuna ilişkin olarak Sözleşme'nin 5 § 1 (c) maddesi  

kapsamında herhangi bir şikâyette bulunmamıştır. Bu nedenle, başvurunun  

bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme'nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi  

uyarınca reddedilmelidir.  

151. İkinci olarak, başvuranın bir süre serbest bırakıldıktan sonra 10  

Nisan 2018 tarihinde başlayan ikinci sınır dışı işlemleri sırasında idari  

gözetim altında tutulmasına ilişkin olarak (bkz. yukarıdaki 50-55 ve 149.  

paragraflar), başvuran, Sözleşme'nin 5. maddesi uyarınca bu döneme dair  

yeni ve farklı şikayetlerde bulunmamıştır. Aksine, ilk şikayetlerini veya  

gözlemlerini açıklığa kavuşturmadan veya detaylandırmadan, Mahkeme'yi  

yalnızca yerel yargılamaların sonucu hakkında bilgilendirmiştir. Buna göre,  

Mahkeme, başvurunun Hükümete iletilmesinden sonra ortaya çıkan yeni  

meseleleri, yalnızca başvuranın Mahkeme'ye yaptığı ilk şikayetlerin  

detaylandırılması şeklinde olmadıkları sürece inceleyemez (bkz. Rafig Aliyev  

/ Azerbaycan, no. 45875/06, §§ 69-70, 6 Aralık 2011 (diğer atıflarla birlikte)).  

Bu nedenle, Mahkeme, başvuranın durumunun bu yönünü Sözleşme'nin 5.  

maddesi açısından incelemek için bir neden görmemektedir (karşılaştırınız  

Radomilja ve Diğerleri / Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, §§  

108-09, 20 Mart 2018, ve Fu Quan, s.r.o. / Çek Cumhuriyeti [BD], no.  

24827/14, §§ 137-48, 1 Haziran 2023).  

152. Yukarıda belirtilen nedenlerle Mahkeme, başvuranın 5. madde  

kapsamındaki şikayetlerine ilişkin incelemesini, 2 Kasım 2015'ten 4 Kasım  

2016'ya kadar süren ilk sınır dışı işlemleri sırasında sınır dışı edilmeyi  

beklerken gözaltına alınmasıyla sınırlandıracaktır.  

B. Kabul edilebilirlik  

37  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

153. Hükümet, başvuranın kendisine sunulan iç hukuk yollarını  

tüketmediğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi'nin 17 ve  

24 Nisan 2019 tarihlerinde verdiği iki kararı Mahkeme'ye sunmuştur. Bu  

kararlar, başvuranın tutukluluğunun hukuka aykırı olduğu iddiasına ilişkin  

şikayetlerini, başvuranın idari mahkemelerde tam yargı davası açmadığı  

gerekçesiyle kabul edilemez ilan etmiştir; bu, teorik olarak, kişi zaten serbest  

bırakılmış olsaydı etkili bir hukuk yolu sağlayabilirdi (bkz. yukarıdaki 39 ve  

41. paragraflar).  

154. Başvuran, Hükümet'in argümanlarına itiraz etmiştir. Anayasa  

Mahkemesi'nin B.T. davasındaki ilgili içtihadının değişmesinin ardından,  

Türk iç hukukunun artık ihtilaflı tedbirlerin neden olduğu Sözleşme'nin 5.  

maddesinin ihlaline ilişkin etkili bir hukuk yolu sağlamadığını ileri  

sürmüştür. Ayrıca Mahkeme'ye, Anayasa Mahkemesi'nin 24 Nisan 2019  

tarihli kabul edilemezlik kararının ardından, hukuka aykırı tutukluluğu  

nedeniyle uğradığı zararın tazminatı için İzmir 1. İdare Mahkemesi'nde dava  

açtığını bildirmiştir. Ancak dava, zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle  

reddedilmiştir. Bu karara karşı Bölge İdare Mahkemesi'ne yapılan müteakip  

temyiz başvurusunun da başarısız olduğunu belirtmiştir.  

155. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına ilişkin  

içtihadında geliştirilen ilkeleri yineler (bkz. Vučković ve Diğerleri / Sırbistan  

(ön itiraz) [BD], no. 17153/11 ve 29 diğeri, §§ 69-71, 25 Mart 2014, ve  

Mocanu ve Diğerleri / Romanya [BD], no. 10865/09 ve 2 diğeri, §§ 220, 222  

ve 223, AİHM 2014 (alıntılar). Mahkeme ayrıca, ilgili kişinin halen  

gözaltında olduğu durumlarda, yeterli ve uygun olarak değerlendirilebilecek  

tek hukuk yolunun, kişinin serbest bırakılmasını hükmeden bağlayıcı bir  

kararla sonuçlanabilecek bir hukuk yolu olduğunu yineler (bkz. Gavril  

Yosifov / Bulgaristan, no. 74012/01, § 40, 6 Kasım 2008, ve Varnas /  

Litvanya, no. 42615/06, § 86, 9 Temmuz 2013). Bununla birlikte, itiraz edilen  

alıkoyma sona ermişse, söz konusu alıkoymanın hukuka aykırı veya 5 § 1  

maddesinin ihlali olduğunun beyan edilmesine ve bunun sonucunda  

tazminata hükmedilmesine yol açabilecek bir tazminat davası, bu hüküm  

kapsamındaki şikayetler bakımından etkili bir hukuk yolu teşkil edebilir (aynı  

karar, § 87; ayrıca bkz. yukarıda anılan Sakkal ve Fares, § 49 ve orada anılan  

davalar).  

156. Mevcut davada Mahkeme, başvuranın 18 Mart 2016 tarihinde  

Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunduğu dönemde hala tutuklu  

olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, Anayasa Mahkemesi'nin,  

başvuranın Sözleşme'nin 5. maddesi kapsamındaki şikayetlerini, idare  

mahkemelerinde tam yargı davası açmaması nedeniyle kabul edilemez ilan  

ettiğini kaydeder. Bu sonuca varırken, B.T. kararında ortaya koyduğu önceki  

davaya atıfta bulunmuştur. Ancak Mahkeme, B.T. kararında Anayasa  

Mahkemesi'nin, idari mahkemelerde tazminat davası açmanın, ancak söz  

38  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

konusu tutukluluğun daha önce bir sulh ceza mahkemesi tarafından hukuka  

aykırı ilan edilmiş olması halinde tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu  

teşkil ettiğine karar verdiğini kaydeder. Ayrıca, bir mahkemenin bir bireyin  

tutukluluğuna ilişkin itirazlarını reddetmesi halinde, söz konusu bireyin bu  

kararların verilmesinin hemen ardından Anayasa Mahkemesi'ne bireysel  

başvuruda bulunabileceğini belirtmiştir (bkz. yukarıdaki 62-63. paragraflar).  

Mevcut davada Mahkeme, sınır dışı işlemlerinin ilk aşaması boyunca,  

başvuranın tutukluluğuna ilişkin olarak söz konusu mahkemelere yaptığı  

itirazlara rağmen, başvuranın idari tutukluluğunun sulh ceza mahkemeleri  

tarafından hiçbir zaman hukuka aykırı bulunmadığını kaydetmektedir (bkz.  

yukarıdaki 30, 32 ve 36. paragraflar). Başvuran, 4 Kasım 2016 tarihinde, yani  

yalnızca iç hukukta kişinin sınır dışı edilmek üzere alıkonulması için tanınan  

azami 1 yıllık yasal sürenin dolmasından sonra salıverilmiştir (bkz.  

yukarıdaki 37. paragraf). Bu nedenle, başvuranın davasının özel koşullarında  

etkili bir hukuk yolu teşkil etmediği için başvuranın idare mahkemelerindeki  

telafi edici hukuk yolundan yararlanması gerektiği söylenemez.  

157. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümet'in iç hukuk yollarının tüketilmediği  

iddiasını reddetmektedir. Mahkeme ayrıca, bu şikayetlerin Sözleşme'nin 35 §  

3 (a) maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka  

herhangi bir gerekçeyle kabuledilemez olmadığını kaydeder. Bu nedenle,  

kabuledilebilir oldukları sonucuna varılmalıdır.  

C. Esaslar  

1. Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi  

158. Başvuran, sınır dışı işlemleri için iç hukukta izin verilen azami süre  

boyunca hukuka aykırı bir şekilde gözaltında tutulduğunu iddia etmiştir.  

Ayrıca, Anayasa Mahkemesi tarafından 18 Mart 2016 tarihinde verilen geçici  

tedbir kararının sınır dışı işlemlerini askıya alması (bkz. yukarıdaki 34.  

paragraf) ve dolayısıyla Türkiye'den sınır dışı edilmesinin gerçekçi olmaması  

nedeniyle, tutukluluğunun devam etmesi için yasal bir dayanak  

bulunmadığını ileri sürmüştür.  

159. Hükümet, başvuranın sahte bir pasaportla yakalandığını ve daha  

sonra hakkında çıkarılan sınır dışı etme emrine dayanılarak idari gözetim  

altına alındığını iddia etmiştir. Bu nedenle, başvuranın tutukluluğunun  

Sözleşme'nin 5 § 1 (f) maddesine uygun olduğunu ileri sürmüştür.  

160. Mahkeme, Sözleşme'nin 5 § 1 (f) maddesinin, hakkında sınır dışı  

etme kararı talep edilen bir kişinin tutuklanmasının gerekli görülmesini  

(örneğin, bir suç işlemesini veya kaçmasını önlemek için) makul olarak  

gerektirmediğini yineler. Bu bağlamda, madde 5 § 1 (f), madde 5 § 1 (c)'den  

farklı bir koruma düzeyi sağlamaktadır: (f) alt paragrafı uyarınca gerekli olan  

39  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

tek eylem “sınır dışı etme veya iade etme amacıyla işlem yapılmasıdır” (bkz.  

Čonka/Belçika, no. 51564/99, § 38, AİHM 2002-I ve Chahal/İngiltere, 15  

Kasım 1996, § 112, Hüküm ve Karar Raporları 1996-V). Keyfi olarak  

nitelendirilmekten kaçınmak için, madde 5 § 1 (f) kapsamında icra edilen  

gözaltı iyi niyetle gerçekleştirilmeli; Hükümet’in dayandığı gözaltı  

gerekçesiyle yakından bağlantılı olmalı; gözaltı yeri ve koşulları uygun  

olmalı ve gözaltı süresi, izlenen amaç için gereken makul süreyi aşmamalıdır.  

(bkz. Yoh-Ekale Mwanje/Belçika, no. 10486/10, §§ 117-19, 20 Aralık 2011,  

ve burada atıfta bulunulan referanslar). Bu bağlamda, madde 5 § 1 (f)  

kapsamındaki herhangi bir özgürlükten mahrum bırakma uygulaması,  

yalnızca iade işlemleri devam ettiği sürece haklı görülebilecektir; dahası, bu  

işlemlerin gereken özen gösterilerek yürütülmemesi halinde, tutuklama izin  

verilebilir olmaktan çıkacaktır (bkz. Khlaifia ve Diğerleri, yukarıda anılan, §  

90).  

161. Mahkeme ayrıca, geçici bir tedbirin uygulanması sonucunda sınır dışı  

etme işlemlerinin geçici olarak askıya alınmış olmasının, (i) yetkililerin daha  

sonraki bir aşamada sınır dışı etmeyi öngörmeleri koşuluyla (yani, yargı  

işlemleri askıya alınmış olsa dahi “gerekli adımlar atılmaktadır”) ve (ii)  

gözaltı süresinin makul olmayan bir şekilde uzatılmaması koşuluyla tek  

başına ilgili kişinin tutukluluğunu hukuka aykırı hale getirmeyeceğini  

yinelemiştir (bkz. daha fazla atıfla birlikte M.D. ve Diğerleri/Rusya, no.  

71321/17 ve 8 diğeri, § 125, 14 Eylül 2021). Mahkeme ayrıca, bir başvuranın  

durumunun yargısal denetimi için başvuruda bulunma imkanının mevcut  

olmasının, geçici bir tedbirin uygulandığı davalarda tutukluluğun yasallığını  

gözden geçirirken dikkate alınması gereken önemli bir etken olduğunu  

belirtmiştir (bkz. Ahmed/Birleşik Krallık, no. 59727/13, § 50, 2 Mart 2017).  

162. Mevcut davada, başvuranın ilk sınır dışı işlemleri devam ederken  

tutukluluğunun, 2 Kasım 2015'ten 4 Kasım 2016'ya kadar sürmesi hususu,  

taraflar arasında ihtilaflı değildir (bkz. yukarıdaki 152. paragraf). Başvuranın  

idari tutukluluğu, sınır dışı edilmesinin, iç hukukta sınır dışı edilmeyi  

beklerken gözaltında tutulmasına izin verilen azami süre içinde  

gerçekleştirilmediği gerekçesiyle kesin olarak sona erdirilmiştir. Bu noktada  

Mahkeme, görevinin, söz konusu sınır dışı işlemlerinin uzunluğunun genel  

anlamıyla makul olup olmadığını değerlendirmek olmadığını (6. madde  

kapsamındaki işlemlerin haddinden fazla uzun olmasına ilişkin davalarda  

olduğu gibi), ancak (işlemlerin genel uzunluğuna bakılmaksızın) gözaltı  

süresinin izlenen amaç için makul olarak gerekli olanı aşıp aşmadığını  

belirlemek olduğunu yineler (bkz. Khokhlov/Kıbrıs, no. 53114/20, § 89, 13  

Haziran 2023).  

163. Mahkeme, başvuranın ilk olarak DAEŞ’e karşı yürütülen bir  

güvenlik operasyonu kapsamında polis tarafından yakalandığını ve sahte bir  

pasaport taşıdığının tespit edildiğini kaydetmiştir. Bunun sonucunda, İstanbul  

40  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

Valiliği 6458 sayılı Kanun uyarınca sahte belge kullanmak ve kamu düzeni  

için tehdit oluşturmaktan sınır dışı edilmesine karar vermiştir. Ayrıca, sınır  

dışı işlemleri devam ederken başvuranın idari gözetim altında tutulmasına  

karar vermiştir. Dava dosyasındaki bilgiler, başvuranın bu kararlardan  

usulüne uygun olarak haberdar edildiğini ve tutukluluğunun hukuka aykırı  

olduğu iddiasına birçok kez sulh ceza mahkemeleri önünde itiraz etme fırsatı  

bulduğunu yansıtmaktadır. Sulh ceza mahkemeleri, bu iddiaları reddederken,  

başvuran hakkında geçerli bir sınır dışı etme kararı alınmış olmasına ve terör  

örgütleriyle bağlantılı olduğu şüphesiyle hakkında yürütülen ceza davası  

nedeniyle kaçma riskine atıfta bulunmuştur. Mahkeme, başvuranın sınır dışı  

edilmek üzere idari gözetim altında tutulduğu sırada, iade ve ceza davalarının  

eşzamanlı olarak devam ettiğini teyit etmekte ve yerel mahkemelerin bu  

konudaki tespitlerini sorgulamak için bir neden görmemektedir. Mahkeme  

ayrıca, dava dosyasındaki unsurlar dikkate alındığında, başvuranın  

tutukluluğunun yasal bir dayanağı olduğunu ve iç hukuka uygun olduğunu  

tespit etmektedir. Başvuranın durumunun karmaşıklığı ve söz konusu tarihte  

aleyhinde devam eden yargılamalar göz önüne alındığında, Mahkeme,  

yetkililerin kötü niyetle hareket ettiğine veya sınır dışı etme işlemlerinin  

Sözleşme'nin 5 § 1 (f) maddesi uyarınca gerekli özenle takip edilmediğine  

dair hiçbir belirti görmemektedir (bkz., mutatis mutandis Liu/Rusya, no.  

42086/05, §§ 79-83, 6 Aralık 2007, ve A.H. ve J.K./Kıbrıs, no. 41903/10 ve  

41911/10, §§ 182-91, 21 Temmuz 2015).  

164. Son olarak, tutukluluk koşulları ve bunların Sözleşme'nin 5. maddesi  

kapsamında tutukluluğun hukuka uygunluğunun değerlendirilmesi açısından  

önemine ilişkin olarak, Mahkeme, özgürlükten yoksun bırakmanın iç hukuk  

açısından hukuka uygun olabileceğini, ancak diğer faktörlerin yanı sıra,  

tutukluluk yeri ve koşullarının uygunsuz olması halinde yine de keyfi  

olduğunun değerlendirilebileceğini yinelemektedir (bkz. Saadi/İngiltere  

[BD], no. 13229/03, § 67, AİHM 2008). Mevcut davada Mahkeme,  

başvuranın gözaltı koşullarına ilişkin 3. madde kapsamındaki şikayetlerinin  

Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde geçirdiği süreyle sınırlı olduğunu  

gözlemlemektedir (bkz. yukarıdaki 134. paragraf). Bununla birlikte,  

başvuranın bu başlık altında özgürlüğünden mahrum bırakılmasının hukuka  

uygunluğunun değerlendirilmesi, başvuranın 4 Kasım 2016 tarihinde nihai  

olarak serbest bırakılmasına kadar diğer geri gönderme merkezlerinde  

geçirdiği göz ardı edilemeyecek süreler de dahil olmak üzere, idari gözaltı  

süresinin tamamını kapsamaktadır (bkz. yukarıdaki 31, 36 ve 37. paragraflar).  

Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'ndeki alıkonulma koşullarıyla ilgili olarak,  

3. maddenin ihlal edildiğini halihazırda tespit etmiş olan Mahkeme (bkz.  

yukarıdaki 146. paragraf), alıkonulma koşullarını 5 § 1 (f) maddesi  

bağlamında ayrıca incelemeyi gerekli görmemektedir (bkz., karşılaştırılabilir  

bir yaklaşım için, Horshill/Yunanistan, no. 70427/11, § 65, 1 Ağustos 2013;  

41  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

R.T./Yunanistan, no. 5124/11, § 85, 11 Şubat 2016; ve Ha.A./Yunanistan no.  

58387/11, § 41, 21 Nisan 2016). Diğer merkezlerdeki tutukluluk koşullarına  

ilişkin olarak, başvuran ayrı bir şikayette bulunmamıştır ve bu nedenle bu  

koşullar Mahkeme tarafından incelenmeyecektir.  

165. Dolayısıyla  

Mahkeme,  

mevcut  

gerçekler  

doğrultusunda  

Sözleşme'nin 5 § 1 (f) maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.  

2. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi  

166. Başvuran, serbest bırakılma taleplerinin incelenmesinin basmakalıp  

gerekçelere dayandırıldığını ve tutukluluğunun etkili bir yargısal incelemeye  

tabi tutulmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, bu yargılamaların Sözleşme'nin 5  

§ 4 maddesi kapsamındaki hızlılık gerekliliğine uymadığını ileri sürmüştür.  

167. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.  

168. Mahkeme, Sözleşme'nin 5 § 4 maddesinin (alıkonulan kişilerin,  

alıkonulmalarının hukuka uygunluğu konusunda itiraz etmek için dava açma  

hakkını güvence altına alırken) aynı zamanda, bu tür davaların açılmasını  

takiben, bu alıkonulmanın hukuka uygunluğuna ilişkin hızlı bir yargı kararı  

alma ve hukuka aykırı olduğu kanıtlanırsa sona erdirilmesini emretme  

hakkını da açığa çıkardığını yineler (bkz. Baranowski/Polonya, no. 28358/95,  

§ 68, AİHM 2000-III). Hızlı karar alınması hakkına riayet edilip edilmediği  

sorusu, yargılamaların karmaşıklığı, yerel makamların ve başvuranın  

tutumlarıyla yargılamaların süresini uzatıp uzatmadıkları ve başvuran için  

neyin risk altında olduğu da dahil olmak üzere, her bir davanın koşulları  

ışığında belirlenmelidir (bkz. Mooren/Almanya [BD], no. 11364/03, § 106, 9  

Temmuz 2009 ve burada atıfta bulunulan davalar).  

169. Ayrıca, madde 5 § 4, Sözleşmeci Devletleri, tutuklamanın hukuka  

uygunluğunun incelenmesi için ikinci bir yargı düzeyi oluşturmaya  

zorlamamaktadır. Ancak, iç hukukun temyize başvurma imkanı tanıdığı  

hallerde, temyiz mercii de 5 § 4 maddesinin gerekliliklerine uymalıdır  

(örneğin temyiz işlemleri sırasında yürütülen incelemenin hızlı olması  

bakımından) (bkz., birçok diğer otorite arasında, Stevan Petrović/Sırbistan,  

no. 6097/16 ve 28999/19, § 177, 20 Nisan 2021). Aynı zamanda, temyiz  

mahkemesi önündeki yargılamalar söz konusu olduğunda “hızlılık” standardı  

daha az katıdır (bkz. Lebedev/Rusya, no. 4493/04, § 96, 25 Ekim 2007).  

170. Mahkeme ayrıca, Sözleşme'nin 5 § 4 maddesinin ülkelerde bulunan  

anayasa mahkemeleri önündeki yargılamalara uygulanabilir olduğunu tespit  

ettiğini ve başka bağlamlarda Türk Anayasa Mahkemesi'ne bireysel  

başvuruda bulunma yolunun ilke olarak Sözleşme'nin 5 § 4 maddesi  

anlamında yeterli bir hukuk yolu sağlayabileceğine karar verdiğini yineler  

(bkz., örneğin, Mehmet Hasan Altan/Türkiye, no. 13237/17, §§ 159-67, 20  

Mart 2018).  

42  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

171. Mahkeme, karşısındaki gerçeklere yönelerek, başvuranın idari  

tutukluluğunun yasallığına beş kez sulh ceza mahkemeleri önünde itiraz  

ettiğini ve ayrıca bu konuda Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda  

bulunduğunu kaydetmiştir. Talepleri nihai olarak reddedilmiş olsa da  

Mahkeme, sulh mahkemelerinin tutukluluğun hukuka aykırı olduğu iddiasını  

önemli bir gecikme olmaksızın incelediklerini ve kararlarında yeterli  

gerekçeler sunduklarını kaydeder (bkz. yukarıdaki 30, 32 ve 36. paragraflar).  

Dolayısıyla başvuranın, ilke olarak, tutukluluğunun yasallığına ilişkin bir  

karar alabileceği bir iç hukuk yolundan yararlanması mümkündü  

(karşılaştırınız G.B. ve Diğerleri, yukarıda anılan, § 165).  

172. Ancak Mahkeme, başvuranın 18 Mart 2016 ve 30 Kasım 2016  

tarihlerinde (ilki Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde tutulduğu sırada)  

Anayasa Mahkemesi'ne ayrı ayrı başvuruda bulunduğunu ve diğer hususların  

yanı sıra, sulh ceza mahkemelerinin hukuka uygunluk meselesini etkili bir  

şekilde incelememesinden şikayetçi olduğunu da kaydetmiştir (bkz.  

yukarıdaki 34 ve 38. paragraflar). Bununla birlikte, Mahkeme, Anayasa  

Mahkemesi'nin bu başvurular hakkında karar vermesinin üç yıldan fazla  

sürmesi ve kararlarını 17 Nisan ve 24 Nisan 2018 tarihlerinde, yani  

başvuranın iade edilmesinden yaklaşık altı ay sonra vermesi karşısında  

hayrete düşmüştür. Bu bağlamda Mahkeme, sunulan belgelerde başvuranın  

veya avukatının Anayasa Mahkemesi önündeki yargılamanın uzun  

sürmesinde herhangi bir şekilde payı olduğunu gösteren hiçbir husus  

bulunmadığını kaydetmiştir.  

173. Son olarak Mahkeme, Anayasa Mahkemesi'nin üç yıldan fazla bir  

süre sonra, daha önceki içtihadından (yukarıda 156. paragrafta ele alınan B.T.  

davasından) ayrıldığını kaydetmiştir. Başvuranın tutukluluğunun hukuka  

aykırı olduğu iddiasına ilişkin olarak Hükümet, mevcut davada başvuranın  

Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunmadan önce neden idare  

mahkemeleri önünde telafi edici hukuk yolundan yararlanması gerektiğini  

gerekçelendirecek herhangi bir argüman veya kanıt sunmamıştır.  

174. Yukarıda belirtilen hususlar, Mahkeme'nin, Anayasa Mahkemesi'nin  

başvuranın tutukluluğunun yasallığına ilişkin incelemeyi hızlı ve etkili bir  

şekilde yapmaması nedeniyle Sözleşme'nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki  

haklarının ihlal edildiği sonucuna varması için yeterlidir (bkz. Aden Ahmed /  

Malta, no. 55352/12, § 115, 23 Temmuz 2013 ve orada atıfta bulunulan  

davalar). Bununla birlikte, bu başlık altında varılan sonuç, mevcut davanın  

özel koşulları ışığında görülmeli ve Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel  

başvuru mekanizmasının genel etkililiği hakkında şüphe uyandıracak şekilde  

algılanmamalıdır (bkz. yukarıda anılan G.B. ve Diğerleri, §188).  

43  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

3. Başvuranın Sözleşme'nin 5. maddesi kapsamındaki diğer şikayetleri  

175. Başvuran, Sözleşme'nin 5 §§ 2 ve 5. maddelerine dayanarak,  

özgürlüğünden mahrum bırakılmasının nedenleri hakkında usulüne uygun  

olarak bilgilendirilmediğinden ve 5. madde kapsamındaki haklarının ihlal  

edilmesine ilişkin olarak iç hukuk uyarınca tazminat alma hakkının  

bulunmadığından şikayetçi olmuştur.  

176. Yukarıda Sözleşme'nin 5 § 4 maddesi kapsamında yaptığı tespitler  

ışığında, Mahkeme, başvuranın bu hüküm kapsamındaki şikayetlerinin kalan  

kısmını incelemeyi gerekli görmemektedir (benzer bir yaklaşım için, bkz.  

yukarıda anılan G.B. ve Diğerleri, § 190).  

V. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  

177. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıda belirtilmiştir:  

“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili  

Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan  

kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin  

verilmesine hükmeder.”  

A. Zarar  

178. Başvuran, maddi zarar için herhangi bir tazminat talebinde  

bulunmamıştır. Manevi tazminat olarak toplam 20,000 Euro (EUR) talep  

etmiştir.  

179. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.  

180. Başvuranın Sözleşme'nin 3. ve 5 § 4. maddeleri kapsamındaki  

şikayetlerine ilişkin olarak tespit edilen ihlalleri göz önünde bulundurarak ve  

hakkaniyet temelinde karar vererek, Mahkeme, başvurana manevi tazminat  

olarak 8,450 Euro ve ayrıca uygulanabilecek her türlü verginin ödenmesine  

hükmetmiştir.  

B. Masraf ve Harcamalar  

181. Başvuran ayrıca avukatlık ücreti olarak 10.000 Euro ve seyahat  

masrafları, kırtasiye, fotokopi, tercüme ve posta masrafları gibi Mahkeme  

önünde yaptığı diğer masraf ve harcamalar için 622 Euro talep etmiştir. Bu  

bağlamda, yasal temsilcilerinin saati 100 Euro'dan 118 saat yasal çalışma  

yaptığını gösteren bir zaman çizelgesi ve temsilcileriyle imzaladıkları bir  

yasal hizmet sözleşmesi sunmuşlardır. Ayrıca başvuran, geri kalan masraf ve  

harcamalar için ayrıntılı faturalar ve makbuzlar sunmuştur.  

182. Hükümet, yalnızca gerçekten yapılan masrafların geri  

ödenebileceğini belirterek, bu taleplerin aşırı olduğunu ileri sürmüş ve itiraz  

etmiştir.  

44  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

183. Sunulan belgeleri ve Mahkeme içtihadında belirlenen kriterleri (bkz.  

Yüksel Yalçınkaya/Türkiye [BD], no. 15669/20, § 429, 26 Eylül 2023) göz  

önünde bulunduran Mahkeme, tüm başlıklar altındaki masraf ve harcamalar  

için 4.250 Euro ödenmesini makul görmektedir.  

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  

1. Başvuruların birleştirilmesine;  

2. Başvuranın 16 Ekim 2018 tarihinde Kazakistan'a iade edilmesine ilişkin  

13. maddeyle bağlantılı olarak 2. ve 3. maddeler kapsamındaki  

şikayetlerin, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'ndeki tutukluluk  

koşullarına ilişkin 3. madde kapsamındaki şikâyetin ve başvuranın  

tutukluluğunun hukuka aykırı olduğu ve tutukluluğunun hukuka  

uygunluğuna itiraz edebileceği bir hukuk yolunun bulunmadığı iddiasına  

ilişkin 5. maddenin 1. ve 4. fıkraları kapsamındaki şikayetlerin kabul  

edilebilir olduğuna;  

3. Başvuruların kalan kısımlarının kabul edilemez olduğuna;  

4. Sözleşme'nin 2. maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddenin ihlal  

edilmediğine;  

5. Başvuranın 16 Ekim 2018 tarihinde Kazakistan'a iade edilmesi nedeniyle  

3. maddenin ihlal edildiğine;  

6. Sözleşme'nin 3. maddesiyle bağlantılı olarak 13. madde kapsamında  

şikayetin esasını incelemeye gerek olmadığına;  

7. Başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'ndeki gözaltı koşulları  

nedeniyle 3. maddenin ihlal edildiğine;  

8. Sözleşme'nin 5 § 1 maddesinin ihlal edilmediğine;  

9. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;  

10. Sözleşme'nin 5 §§ 2 ve 5. maddeleri kapsamındaki şikayetleri incelemeye  

gerek olmadığına;  

11. (a) Kararın Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleştiği tarihten  

itibaren üç ay içerisinde, davalı Devlet tarafından, başvurana, ödeme  

45  

KUNSHUGAROV / TÜRKİYE KARARI  

tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek  

üzere, aşağıda kaydedilen meblağların ödenmesine:  

(i) Manevi tazminat olarak miktara yansıtılabilecek her türlü vergiyle  

birlikte, 8.450 Euro (sekiz bin dört yüz elli Euro);  

(ii) Masraf ve harcamalar için, miktara yansıtılabilecek her türlü  

vergiyle birlikte, 4.250 Euro (dört bin iki yüz elli Euro),  

(b)Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme  

gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  

uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek  

oranda, yukarıda bahsedilen meblağa basit faiz uygulanmasına;  

12. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar  

vermiştir.  

İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77  

§§ 2 ve 3. maddeleri uyarınca 14 Ocak 2025 tarihinde yazılı olarak  

bildirilmiştir.  

Hasan Bakırcı  

Yazı İşleri Müdürü  

Arnfinn Bårdsen  

Başkan  

EK  

Dava listesi:  

No. Başvuru no.  

Dava adı  

Başvuru  

tarihi  

Başvuran  

Temsil eden  

Abdülhalim  

Abdülhalim  

  1.  

  2.  

60811/15  

54512/17  

Kunshugarov 09/12/2015 Yeldos  

/ Türkiye  

KUNSHUGAROV YILMAZ  

Kunshugarov 28/07/2017 Yeldos  

/ Türkiye  

KUNSHUGAROV YILMAZ  

46

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim