CASE OF SEVEN v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

SEVEN / TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no. 60392/08)

KARAR

STRAZBURG

23 Ocak 2018

KESİNLEŞME TARİHİ

23 Nisan 2018

İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 Maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.

Seven / Türkiye davasında,

Başkan,

Robert Spano,
Yargıçlar,

Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Daire Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 19 Aralık 2017 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm):

Aşağıdaki şekilde karar vermiştir. Bu karar aynı tarihte kabul edilmiştir.

USUL

  1. Davanın temelinde, Türkiye vatandaşı Hamit Seven (“başvuran”) tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 24 Kasım 2008 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 60392/08) bulunmaktadır.

  2. Başvuran, Ankara barosuna kayıtlı avukat Ü. E. Dağdeviren tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.

  3. Başvuran, bilhassa, S.K. isimli bir bayana tecavüze teşebbüs etme suçlamasıyla hakkında yürütülen ceza kovuşturması devam ederken polislik mesleğinden çıkarılması sebebiyle Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

4. Sözleşme’nin 6 § 2 maddesine ilişkin şikâyet, 8 Eylül 2016 tarihinde Hükümete iletilmiş ve başvurunun geriye kalan kısmının, İçtüzüğün 54 § 3 maddesi uyarınca, kabul edilemez olduğu beyan edilmiştir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

  1. Başvuran 1962 doğumlu olup Ankara’da yaşamaktadır.

  2. Tarafların ibraz ettiği şekliyle ve tarafların sunduğu belgelerden anlaşıldığı üzere, davaya konu olaylar aşağıdaki şekilde özetlenebilir.

  3. Başvuran hakkında yürütülen ceza yargılaması

  4. Başvuruya konu olayların meydana geldiği tarihte başvuran, Ankara’da emniyet amiri olarak görev yapmaktadır.

  5. S.K. isimli bir kadın, 12 Nisan 202 tarihinde, Demirfırka karakoluna giderek suç duyurusunda bulunmuş ve iki polis memuru tarafından şüpheli olduğu ileri sürülerek polis aracına bindirildiğini, polis aracı ile bir süre dolaştırıldıktan sonra boş bir araziye götürüldüğünü ve bu polis memurlarından birisinin araç içerisinde kendisine tecavüz ettiğini iddia etmiştir. Kendisine tecavüz eden polisin gözlüklü olduğunu ve elinde telsiz bulunduğunu belirtmiş ve söz konusu polis aracının plakasını vermiştir.

  6. Plakası S.K. tarafından verilen araç kendi isimlerine tahsis edilmiş olduğu için başvuran ve diğer polis memuru, ifadelerinin alınması amacıyla, derhal karakola çağrılmıştır.

  7. Avukatı beraberinde polise verdiği ifadesinde başvuran; meslektaşı S.A. ile Talatpaşa Bulvarında devriye dolaşırlarken, saat 02.00 civarında, S.K.’yı polis aracına aldıklarını, alkollü olduğu görünen S.K.’nın aracı durdurduğunu ve kendisini konsomatris (bar, pavyon benzeri yerlerde erkek konuklarla birlikte vakit geçiren kadın) olarak tanıttığını, güvenli bir yere götürülmesi için kendilerinden yardım istediğini ve başvuran S.K.’yı kendi evine bırakmayı teklif etmesine rağmen S.K.’nın bu teklifi reddettiğini belirtmiştir. Başvuranın ifadesine göre, S.K.’yı ayrıca karakola götürmeyi de teklif etmişler ancak S.K. bunu da kabul etmemiştir. Son olarak başvuran, S.K.’nın ayılmasını sağlamak amacıyla S.A.’nın evine götürdüklerini, S.A. mutfakta bir şeyler hazırlarken S.K.’nın acayip davranmaya başladığını, kıyafetlerini çıkardığını ve cinsel anlamda davetkâr şekilde hareket ettiğini ileri sürmüştür. Başvuran S.K. tarafından uyarılması nedeniyle kendi eline boşaldığını ama ona dokunmadığını beyan etmiştir .Başvuran daha sonra S.K.’yı çağırarak hemen ayrılmaları gerektiğini belirtmiştir. Başvuran saat 3.00’te S.K.’yı bir otel önünde indirdiklerini ve ifade için karakola çağrılıncaya kadar devriye gezmeye devam ettiklerini beyan etmiştir.

  8. S.A., aynı gün polise verdiği ifadesinde, başvuranın anlattığı haliyle olayları teyit etmiştir.

  9. S.K., polise aynı gün verdiği ek ifadesinde, aşırı alkollü olduğu için polis memurlarının kendisini eve mi yoksa başka bir yere mi götürdüklerini hatırlayamadığını dile getirmiştir.

  10. Aynı gün S.K. adli muayeneden geçirilmiş ve sonuç olarak vücudunda herhangi bir ize rastlanmadığı tespit edilmiştir.

  11. 15 Nisan 2002 tarihinde hazırlanan adli muayene raporunda, başvuranın olayın meydana geldiği gece üzerinde olan iç çamaşırında S.K. ve kendisine ait DNA örneklerine rastlandığı ve S.A.’nın evinin balkonunda bulunan çöp kovasının içerisindeki peçetelerde ise başvuranın meni kalıntılarının bulunduğu belirtilmiştir.

  12. Ankara Valiliği, 6 Haziran 2002 tarihinde, başvuran ve S.A. hakkında tecavüz ve görevi suiistimal suçlamaları nedeniyle soruşturma açılmasına izin vermiştir. Başvuran, Ankara Bölge İdare Mahkemesine itirazda bulunmuş ve valiliğin kararının iptal edilmesini talep etmiştir. Ancak itirazı reddedilmiştir.

  13. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı hazırladığı iddianameyi, 15 Kasım 2002 tarihinde, Ankara Asliye Ceza Mahkemesine sunmuştur. İddianamede, başvuran ve beraberindeki S.A., eski Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesi ve 237 sayılı Taşıt Kanunu’nun 16. maddesi kapsamında görevi kötüye kullanma ve kamu aracının kanuna aykırı kullanımı ile suçlanmışlardır.

  14. İlk derece mahkemesinde verdiği ifadesinde S.K., yardım istemek amacıyla polis aracına el salladığını söylemiştir. S.K. alkollü olduğu için daha sonra ne olduğunu veya hangi polis memurunun kendisine tecavüz ettiğini tam olarak hatırlayamamıştır.

  15. Cumhuriyet başsavcısı esas hakkındaki mütalaasını sunmuş ve başvuranın eyleminin vasfının tecavüz ve kişiyi hukuka aykırı olarak alıkoymak şeklinde, S.A.’nın eyleminin vasfının ise bu eylemlere yardım ve yataklık etmek şeklinde yeniden belirlenmesi gerektiğini bildirmiştir. Başsavcı, bu nedenle, davanın bu tür davaların görülmekte olduğu Ankara Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi gerektiği yönünde görüş bildirmiştir.

  16. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi, 13 Temmuz 2004 tarihinde, davanın kendi görev alanına girmediğine hükmetmiş ve resmi görevini ifa ederken başvuran tarafından işlenen suçların; eksi Türk Ceza Kanunu’nun 251, 416 § 1 ve 429 § 1 maddelerinde düzenlenen tecavüz ve yetişkin bir kişinin hukuka aykırı olarak alıkonulması ile 237 sayılı Kanunu’nun 16. maddesinde düzenlenen kamu taşıtının kanuna aykırı kullanımı olduğu tespitinde bulunmuştur. Bu tür suçların ağır ceza mahkemelerinin görev alanına girdiğini belirten Asliye Ceza Mahkemesi, söz konusu davayı, Ankara Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir.

  17. 24 Mart 2005 tarihinde yapılan duruşmada Ankara Ağır Ceza Mahkemesi S.K.’yı dinlemiştir. S.K., önceki beyanlarının aksine, söz konusu polislerin kendisine tecavüz etmediğini ve rızası dışında kendisini bir yere götürmediklerini dile getirmiş ve şikayetini geri çekmek istediğini söylemiştir.

  18. S.K.’nın vücudunda kendisine tecavüz edildiğini gösteren bir delil elde edilemediğini ve bu tür delilin, tecavüz ve hukuka aykırı şekilde alıkoyma suçlarının esas unsurlarından biri olduğunu dile getiren Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Eylül 2005 tarihinde, başvuran ve S.A.’yı haklarındaki tüm suçlamalardan beraat ettirmiştir. Mahkeme ayrıca, S.K.’nın 24 Mart 2005 tarihli ifadesine rağmen, 15 Nisan 2002 tarihinde düzenlenen adli muayene raporu ile başvuranın S.K. ile ilişkiye girdiğinin sabit olduğunu belirtmiştir. Başvuranın S.K.’ya tecavüz ettiğini destekleyen deliller bulunmaması nedeniyle, söz konusu cinsel ilişkinin S.K.’nın rızası dışında yaşandığı şüphe götürmez şekilde ortaya konulamamıştır. Mahkeme, bu bağlamda, olay gecesi S.K. alkollü olsa bile, tecavüz ve rızası dışında tutulduğu yönündeki iddialarının, karşı koyduğuna dair göstergelerle desteklenmesi gereceğini belirtmiştir. Polis memurlarının ceza gerektiren bir suç işlediğine dair bir belirti bulunmadığı yönündeki değerlendirme ışığında, mahkeme; başvuran ile S.A.’nın kamu aracını hukuka aykırı şekilde kullanma şeklindeki ayrı bir suçu işlemiş olduklarının kabul edilemeyeceğine kanaat getirmiştir. Bu nedenle, mahkeme, başvuran ile S.K.’yı, haklarındaki tüm suçlamalardan beraat ettirmiştir.

  19. Temyiz edilmeyen söz konusu beraat kararı, 21 Eylül 2005 tarihinde kesinleşmiştir.

  20. Başvuran hakkında yürütülen disiplin işlemleri

  21. 12 Nisan 2002 tarihli olayların akabinde, 24 Nisan 2002 tarihinde başvuran ve S.A. hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır.

  22. 2 ve 29 Mayıs 2002 tarihlerinde, hakkındaki tecavüz iddialarına istinaden başvuranın sözlü savunması alınmıştır. Başvuran, S.K. ile cinsel ilişkiye girmediğini iddia etmiş ve kendi eline boşalmak zorunda kaldığı ana kadar S.K.’nın kendisini tahrik ettiği şeklinde vermiş olduğu önceki beyanlarını yinelemiştir. Başvurandan yazılı savunma yapması istenmiştir. Yazılı savunmasında başvuran, S.K.’yı polis aracına yardım amacıyla aldığını; S.K.’nın iddia ettiği şekilde ona tecavüz etmediğini; adli muayene raporunda S.K.’nın vücudunda veya mala yönelik bir zarar veya S.A.’nın evinde ve polis aracının içerisinde kan lekeleri gibi diğer türden deliller şeklinde, şiddet uygulandığına dair herhangi bir bulgu tespit edilmediğini dile getirmiştir.

  23. Polis müfettişi tarafından düzenlenen 6 Haziran 2002 tarihli soruşturma raporunda, başvuranın tecavüz suçunu işlediği sabit görülmekle S.A.’nın da uygunsuz ve memuriyet ile bağdaşmayan eylemde bulunmaktan suçlu bulunduğu kanaatine varılmış ve bu bağlamda, başvuranın yirmi dört ay boyunca kademe ilerlemesinin durdurulması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir. Raporda ayrıca başvuran ve S.A. hakkında ayrı bir ceza soruşturulması başlatılmasına yönelik talebin soruşturma izni için Valiliğe iletildiği de belirtilmiştir.

  24. Başvuran, 28 Kasım 2002 tarihinde, Yüksek Disiplin Kurulu tarafından polis memuru olarak görevi suiistimal etmekten ve S.K.’ya cinsel istismardan suçlu bulunmuştur. 1999 ile 2000 yılları için başvuranın performans değerlendirme notlarının ortalama olduğunu belirten ve başvuranın gerçekleştirdiği eylemin yüz kızartıcı nitelikte olduğunu dikkate alan Kurul, başvurana hükmedilenden daha hafif bir ceza verilemeyeceğine karar vermiştir. Kararın ilgili bölümleri şu şekildedir:

“... mağdur polise şikayette bulunmuş ve aracın plakasını vererek ve gözlük taktığını ve elinde telsiz olduğunu söyleyerek ilgili polis memurunun eşkalini doğru vermek suretiyle olayı teyit etmiştir. Diğer taraftan ise başvuran, S.K. ile ilişkiye girdiğini reddederek gerçekleri gizlemiştir. Mağdurun vajina muayenesi sonucunda aktif olan veya olmayan meni kalıntılarını rastlanılmamıştır. Ancak mağdurun olayın meydana geldiği gece adet gördüğü yönündeki beyanı ile başvuranın iç çamaşırında hem başvurana hem de S.K.’ya ait DNA örneklerine rastlandığı ve S.A.’nın evinde bulunan iki peçetede başvuranın DNA örneğinin bulunduğu dikkate alındığında, başvuranın cinsel ilişki öncesinde erken boşalmış olması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle başvuranın, ‘cinsel istismar’ suçunu işlediği ve ayrıca mağduru polis aracına bindirmek amacıyla ‘şüphelisin’ diyerek polis memuru olarak bulunduğu mesleki konumunu kullandığı sonucuna varılmıştır... Başvuran hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesi kapsamında görevi suiistimal suçlaması nedeniyle yürütülen ceza yargılaması devam etmektedir.

... Cinsel istismar ile polis memuru olarak nüfuzunu kişisel menfaati için kullanmak suçlarını işlediği sabit görüldüğü gerekçesiyle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8 (6) ve (7) madde hükümleri uyarınca başvuranın meslekten çıkarılması gerektiğine oybirliği ile karar verilmiştir.”

  1. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, Ankara İdare Mahkemesinde Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptal edilmesini talep etmiştir. Başvuran, ceza mahkemesi tarafından cinsel istismar suçundan suçlu bulunmamış olmasına rağmen söz konusu eylemde bulunduğu yönünde yapılan tespite dayanılarak meslekten çıkarılması nedeniyle masum sayılma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

  2. Ankara İdare Mahkemesi, 4 Temmuz 2003 tarihinde, meslekten çıkarması kararının hukuka uygun olduğunu belirterek davayı reddetmiştir. Bu kararın ilgili bölümleri şu şekildedir:

“Disiplin Tüzüğü’nün 8(6) maddesinde yer verilen mahiyetteki ‘...tecavüz, cinsel saldırı suçları veya bu suçlardan herhangi birini işlemeye teşebbüs etmek’ gibi iş, eylem ve davranışlar ile 8 (7) madde hükmünde yer alan ‘polis memuru olarak yetkisini veya nüfuzunu kendisinin veya başkasının çıkarları için kullanma’ suçu için öngörülen ceza meslekten çıkarılmadır.

Dosyanın incelenmesi ile davanın, başvuranın, hakkında yürütülen ve sonucunda başvuranın şüpheli olduğu bahanesini ileri sürerek ve karakolda kimliğinin tespit edilmesi gerektiğini söyleyerek polis aracına bindirdiği kadını boş bir araziye götürdüğü ve burada kadının rızası dışında ilişkiye girdikleri tespitinde bulunulan disiplin soruşturması temelinde, emniyet teşkilatından çıkarılmasına ilişkin olduğu anlaşılmıştır.

Dava dosyası, ifadeler, adli muayene raporu ve diğer bilgiler dikkate alındığında başvuran hakkındaki suçlamanın doğruluğunun desteklendiği sonucuna varılmış ve bu nedenle başvuranın meslekten çıkarılmasının kanuna uygun olduğu değerlendirilmiştir.”

  1. Danıştay, 13 Mart 2006 tarihinde, oyçokluğuyla, Ankara İdare Mahkemesinin belirttiği gerekçeleri kabul etmiş ve başvuranın temyiz talebini reddetmiştir. Beş üyeden biri, başvuranın eş zamanlı olarak yürütülen ceza yargılamasında tecavüz dâhil hakkındaki tüm suçlamalardan beraat ettiğini ve bu gerekçelerle meslekten çıkarılmasına yönelik verilen disiplin kararının onamayacağını belirterek söz konusu karara muhalefet şerhi yazmıştır. Muhalif görüş bildiren üye, ayrıca ilgili mahkemeler tarafından başvuranın eyleminin görevin gerektirdiği itibar ve güvenle bağdaşmayan fiil olarak yeniden tasnif edilmesi gerektiğini ve bu bağlamda, başvurana, on altı ay boyunca kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının verilmesi gerektiğini beyan etmiştir.

  2. Başvuran, 23 Haziran 2006 tarihinde, esas olarak, Danıştay kararında ceza yargılamasında beraat etmiş olduğu ve tecavüz iddiaları karşısında suçsuz bulunduğu hususlarının dikkate alınmadığını ileri sürmüş ve 13 Mart 2006 tarihli kararın düzeltilmesi talebinde bulunmuştur. Başvuran ayrıca ceza ve idare mahkemelerinin söz konusu gece ne yaşandığı hakkında çelişkili sonuçlara varması nedeniyle masumiyeti konusunda şüphe uyandırıldığını iddia etmiştir.

  3. Danıştay, 17 Haziran 2008 tarihinde, başvuranın ileri sürdüğü karar düzeltme taleplerinden herhangi birinin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 54 (1) maddesinde bu tür bir karar verilebilmesi için belirtilen detaylı gerekçeler kapsamında yer almadığına karar vererek, başvuranın talebini reddetmiştir.

  4. Yeniden Yargılama Yapılması Talebi

  5. Hükümet görüşlerinde, başvuranın 26 Kasım 2008 tarihinde İçişleri Bakanlığına karşı dava açtığını ve meslekten çıkarılması nedeniyle yeniden yargılama yapılmasını talep ettiğini belirtmiştir. Başvuran diğer suçlamaların yanı sıra tecavüze teşebbüs etme ve görevi suiistimal suçlamalarından beraat ettirildiği 13 Eylül 2005 tarihli Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin nihai kararına dayanmıştır. Başvuran, Ankara İdare Mahkemesi nezdinde, suçsuz olduğuna yönelik tespitin meslekten çıkarılmasına ilişkin yargılamanın yenilenmesi için yeni gerekçe olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. 27 Mayıs 2009 tarihinde başvuranın talebi reddedilmiştir. AİHM’ye bu kararın bir örneği sunulmamış olmakla birlikte Hükümet, ilgili kararın bazı bölümlerinin özetini AİHM’nin dikkatine sunmuştur. Başvuran bu bölümlere itirazda bulunmamıştır. Hükümet, idare mahkemesinin şu şekilde karar verdiğini belirtmiştir: “Danıştay başvuranın temyiz ve kararın düzeltilmesi taleplerini incelediği tarihlerde ağır ceza mahkemesi kararı mevcut olduğu için Danıştay, ağır ceza mahkemesi tarafından verilen karara ilişkin değerlendirme yapmıştır”.

  6. Hükümet tarafından sunulan bilgilere göre, başvuran bu kararı temyiz etmemiştir.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA

  1. Söz konusu zamandaki ilgili iç hukuk ve uygulama Kemal Coşkun / Türkiye (no. 45028/07, §§ 29-34, 28 Mart 2017) kararında ele alınmıştır.

  2. Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 6. ve 7. maddelerinde, memuriyet görevinin gerektirdiği itibar ve güven ile bağdaşmayacak bir davranış nedeniyle kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının verileceği düzenlenmiştir.

  3. Söz konusu zamanda yürürlükte olduğu haliyle, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğünün 8. maddesi, ilgili olduğu ölçüde, aşağıdaki şekildedir:

“Meslekten çıkarma cezasını gerektiren eylem, işlem, tutum ve davranışlar şunlardır:

...

  1. Hırsızlık, gasp, dolandırıcılık, irtikap, rüşvet, zimmet, ihtilas, ırza geçme, ırza tasaddi, sahtecilik, kalpazanlık, kasten adam öldürme, veya bu suçları işlemeye teşebbüs etmek, emniyeti suiistimal, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin, suç tasnii, iftira,

  2. Yetkisini veya nüfusunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla (...) kötüye kullanmak.”

  3. Söz konusu zamanda yürürlükte olduğu haliyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ilgili maddeleri şu şekildedir:

Madde 49 –Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar

“Madde 49 – Kararın Bozulması

  1. Temyiz incelemesi sonunda Danıştay:

a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,

b) Hukuka aykırı karar verilmesi,

c) Usul hükümlerine uyulmamış olunması,

Sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozar...”

Madde 54 – Kararın Düzeltilmesi

“1. İhtilaf konusu kararlar hakkında, (...) üzere kararın tebliğ tarihini izleyen on beş gün içinde taraflarca;

a) Kararın esasına etkisi olan iddia ve itirazların, kararda karşılanmamış olması,

b) Bir kararda birbirine aykırı hükümler bulunması,

c) Kararın usul ve kanuna aykırı bulunması,

(...)

Hallerinde kararın düzeltilmesi istenebilir...”

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

I. SÖZLEŞME’NİN 6 § 2 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Başvuran, ilk olarak, S.K.’ya tecavüz teşebbüsünde bulunduğuna yönelik iddialar nedeniyle hakkında yürütülen ceza yargılaması devam ederken meslekten çıkarılmasının masumiyet karinesine aykırı olmasından şikâyetçi olmuştur.

  2. Başvuran ayrıca, hakkındaki ceza yargılaması sonucu tecavüz suçundan beraat etmiş olmasına rağmen, beraat kararı sonrasında idare mahkemesi tarafından meslekten çıkarma işleminin iptal edilmemesinin adil olmadığını ve masumiyet karinesi güvencelerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Danıştay’ın ceza yargılamasındaki nihai beraat kararını dikkate almaması nedeniyle eşit derecede geçerli olan ve biri ile tecavüzden suçlu bulunduğu diğerinde ise bu sonucun tam tersi bir hükmün kurulduğu nihai mahkeme kararlarıyla karşı karşıya bırakıldığını iddia etmiştir.

  3. Başvuran, şikâyetlerine istinaden, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesine dayanmıştır. İlgili madde hükmü şu şekildedir:

“Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.”

A. Şikâyetin kapsamı

  1. Başvuranın ceza yargılaması sonucunda beraat etmiş olmasına rağmen idare mahkemelerinin meslekten çıkarılma kararını bozmadığı yönündeki şikâyetine istinaden AİHM; başvuranın 12 Nisan 2002 tarihinde disiplin suçu teşkil edecek bir eylemde bulunup bulunmadığına ve bu eylemin disiplin yaptırımını gerekli kılıp kılmadığına yönelik değerlendirmeler yapmanın kendi görevi olmadığını belirtir. Daha belirgin bir biçimde ifade etmek gerekirse, ceza yargılaması sonucunda suçsuz bulunan başvuranın meslekten çıkarılma cezasının iptal edilmesi veya mesleğine geri iade edilmesinin gerekli olup olmadığı hususunun –ki bu husus, ceza soruşturmasındaki beraat kararından bağımsız olabilir− değerlendirilmesi, AİHM’nin görevi kapsamında değildir. AİHM’ye göre, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi, ceza gerektiren bir suçtan aklanan kişinin, hakkında yürütülen ceza yargılamaları ve disiplin işlemleri arasında bir bağlantı bulunsa bile, önceki mesleğine iade edilme hakkını güvence altına almamaktadır (bk., gerekli değişikler davaya uygulandığı ölçüde, Allen / Birleşik Krallık [BD], no. 25424/09, § 82, AİHM 2013). AİHM, bu bağlamda, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin, disiplin işlemleri sonucunda verilen kararın aynı maddede yer alan güvencelere uygun nitelikte olup olmadığı sorununa ilişkin olmadığını ifade etmiştir (bk. Kemal Coşkun / Türkiye, no. 45028/07, § 56, 28 Mart 2017).

  2. Bu nedenle, AİHM nezdindeki mesele, başvuranın meslekten çıkarılmasına yönelik kararın iptal edilmemesinin tek başına masumiyet karinesi hakkını ihlal edip etmediği değildir. AİHM’nin şikâyete yönelik değerlendirmesi, yalnızca disiplin makamları ve idari makamlar tarafından belirtilen gerekçelerin ve kullanılan dilin masumiyet karinesi ilkesine aykırı olup olmadığı hususuna yönelik olacaktır (bk. aynı karar).

B. Kabul Edilebilirlik Bakımından Değerlendirme

  1. Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi, kişilerin “suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılma” hakkını güvence altına almaktadır. AİHM içtihatlarında, masumiyet karinesi ile sağlanan güvencenin iki yönünün bulunduğunu ifade etmiştir: ceza yargılamasının yürütülmesine ilişkin usuli güvence –bu güvence ile, sonucunda mahkumiyet kararı dışında bir hüküm kurulan ceza yargılaması ile bağlantılı olan durumlarda, daha sonra yürütülecek yargılamalar boyunca kişinin masumiyetine saygı gösterilmesinin sağlanması amaçlanır (bk., genel anlamda, yukarıda anılan Allen kararı, §§ 93-94). Bu usuli yön kapsamında, masumiyet karinesi ilkesi, ceza yargılamasının kendisinin adil olmasını sağlayacak usuli güvence olarak, kamu görevlilerinin davalının suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunmasını yasaklar. Ancak, bu husus, cezai meselelerde usuli güvence ile sınırlı değildir: bu kapsam daha geniştir ve Devletin hiçbir temsilcisinin, mahkeme ile suçluluğu ispatlanıncaya kadar kişinin bir suçtan suçlu olduğunu söylememesini gerekli kılar (Kontas / Yunanistan, no. 53466/07, § 32, 24 Mayıs 2011). Bu kapsamda, sadece ceza yargılaması kapsamında değil aynı zamanda ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen bağımsız hukuk yargılamaları, disiplin işlemleri veya diğer yargılamalarda da masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir (bk. yukarıda anılan Kemal Coşkun kararı, § 41). Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi kapsamındaki güvencenin ilk yönü, kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar ceza gerektiren bir suçla suçlandığı süreçe ilişkin iken, masumiyet karinesi güvencesinin ikinci yönü, ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suç karşısında kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını gerektirir (bk. yukarıda anılan Allen kararı, § 94).

44. Mevcut davada AİHM, başvuranın şikâyetinin, başvuranın meslekten çıkarılmasına ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiası bağlamındaki itirazının görevden alınmasını inceleyen idare mahkemeleri tarafından ele alınış şekline ilişkin olduğunu kaydeder. AİHM, bu bağlamda, başvuranın görev sırasında ve bir polis memuru olarak nüfuzunu kullanmak suretiyle S.K.’ya tecavüz ettiğine yönelik iddialar üzerine, başvuran hakkında disiplin ve ceza yargılamalarının eş zamanlı olarak başlatıldığını gözlemler. Başvuranın meslekten çıkarılmasına ilişkin disiplin kararı, başvuran hakkındaki ceza yargılamaları devam ederken 28 Kasım 2002 tarihinde verilmiştir. Disiplin kararının gerekçesi, Ankara İdare Mahkemesi tarafından 4 Temmuz 2003 tarihinde onaylanmıştır. Bu bağlamda AİHM, Ankara İdare Mahkemesinin kararının, başvuranın ceza yargılamaları kapsamında tecavüz suçundan beraat ettirildiği 13 Eylül 2005 tarihinden önce verildiğini gözlemler.

45. Başvuranın şikâyeti ile ilgili olarak 6 § 2 maddesinin hangi yönünün uygulanacağı hususunda AİHM, söz konusu şikâyetin her iki yönden de incelenmesi gerektiği kanaatindedir. Birinci yön, davaya konu olaylar nedeniyle yürütülen ceza yargılaması devam ederken, disiplin işlemleri kapsamında yetkililerin kullandıkları ifadelerden dolayı devreye girmektedir. Söz konusu ifadeleri onaylayan ve o esnada başvuran hakkında verilen beraat kararını dikkate almadığı iddia edilen, sonraki idare mahkemesi kararlarından dolayı; Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin ikinci yönü devreye girmektedir. Bu nedenle AİHM, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin birinci yönü bağlamında, ceza yargılaması kapsamında nihai bir karar verilmeden önce disiplin işlemlerinde kabul edilen gerekçenin başvuranın masumiyet karinesini ihlal edip etmediği hususunda bir değerlendirme yapabilir (Bk. özellikle, yukarıda anılan, Kemal Coşkun, § 44). AİHM ayrıca, ceza yargılaması kapsamında verilen nihai karar sonrasında Danıştay tarafından verilen kararların başvuranın masumiyet karinesiyle bağdaşıp bağdaşmadığını tespit edebilir. Sonuç olarak, 6 § 2 maddesi, dava konusu disiplin işlemleri bağlamında uygulanabilir. Bu nedenle başvuru, Sözleşme hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmazlık göstermemektedir.

46. Netice itibarıyla, AİHM, bu kapsamdaki şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. AİHM ayrıca, ilgili şikâyetin başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olarak nitelendirilemeyeceğini değerlendirir. Dolayısıyla, başvuranın şikâyeti kabul edilebilir olarak nitelendirilmelidir.

C. Esas bakımından değerlendirme

47. Başvuran, iddialarını ileri sürmüştür.

48. Başvuranın iddiaları karşısında Hükümet, başvuranın yalnızca S.K. ile cinsel ilişkiye girmiş olması sebebiyle değil, aynı zamanda bu davranışının görevi suiistimal olarak nitelendirildiği için meslekten çıkarıldığını ileri sürmüştür. Hükümetin görüşüne göre, idare mahkemesinin 4 Temmuz 2003 tarihli kararında başvurana cezai bir sorumluluk yüklenmemiş ancak başvuranın bir polis memuru olarak görevini suiistimal ederek görev esnasında bir kadınla cinsel ilişkiye girdiği temeline dayanılmıştır. Hükümet, idare mahkemesinin kararında başvuranı açık bir şekilde tecavüzle suçlayan herhangi bir ifadenin yer almadığını ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca disiplin işlemlerinin ceza yargılamasından bağımsız olarak yürütüldüğünü ve dolayısıyla, diğer yargılamalar kapsamında başvuranın masumiyet karinesinin ihlal edildiği yönünde bir değerlendirmenin yapılamayacağını ifade etmiştir.

49. Danıştay’ın, ret kararına ilişkin temyiz incelemesi esnasında başvuranın masum olduğunu dikkate almasının gerekip gerekmediği hususunda Hükümet, delil yetersizliği nedeniyle verilen beraat kararlarının, idare mahkemeleri bakımından bağlayıcı olmadığını beyan etmiştir. Bu bağlamda Hükümet, disiplin işlemleri kapsamındaki ispat külfetinin, ceza yargılamalarındaki kadar katı olmadığını ileri sürmüştür. Hükümet, ceza yargılamaları kapsamında suçun temel unsurlarının bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı verildiğinde, davaya konu davranışın farklı bir ispat standardı bağlamında halen bir disiplin suçu olarak nitelendirilebileceğini açıklamıştır. Hükümet ayrıca, Danıştay’ın içtihatlarına göre, ceza yargılamalarının disiplin işlemlerinden sonra başlatıldığı ve bu yargılamaların, iddia konusu eylemlerin sanık tarafından işlenmediğinin tespit edilmesi gibi bir gerekçeye dayanılarak beraatla sonuçlandırıldığı durumlarda, disiplin cezasının kanuna uygunluğunu inceleyen idare mahkemelerinin söz konusu cezayı iptal edebileceğine veya farklı gerekçelerle yeniden sınıflandırabileceğine işaret etmiştir.

  1. AİHM, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin her şeyden önce, sanığa ceza yargılaması esnasında kamu makamlarınca nasıl muamelede bulunulduğunu güvence altına aldığını vurgular. Ceza gerektiren bir suçla itham edilen bir kişinin hukuk temelinde suçlu olduğu ispat edilmeden bir mahkeme kararında veya bir kamu görevlisinin ifadesinde bu kişinin suçlu olduğuna dair bir bulgu olması halinde kişinin masumiyet karinesi ihlal edilir. Kişinin bir suç işlediği yönünde yalnızca bir şüphenin bulunduğu yönündeki bir ifade ile nihai bir hüküm olmaksızın şahsın atılı suçu işlediğine dair açık bir beyan arasında temel bir ayrım yapılmalıdır (Bk. diğer kararlar arasında, Matijašević/Sırbistan, no. 23037/04, § 48, AİHM 2006‑X; Garycki/Polonya, no. 14348/02, § 71, 6 Şubat 2007 ve Wojciechowski/Polonya, no. 5422/04, § 54, 9 Aralık 2008). İkinci durumda kişinin masumiyet karinesi ihlal edilirken, birinci durum, AİHM tarafından incelenen çeşitli davalarda sakıncasız olarak nitelendirilmektedir (Bk. diğer kararlar arasında, El Kaada/Almanya, no. 2130/10, § 54, 12 Kasım 2015). Bu bağlamda AİHM, bir kişinin yargılanarak belirli bir suçtan dolayı suçlu bulunmasına kadar geçen süreçte, kamu yetkililerinin beyanlarında kulanacakları kelime seçiminin önemine vurgu yapmıştır. Dil kullanımı bu açıdan büyük bir önem teşkil ederken, AİHM ayrıca, bir kamu görevlisinin ifadesinin masumiyet karinesinin ihlaline yol açıp açmadığının söz konusu ifadenin dile getirildiği özel koşullarda değerlendirilmesi gerektiğine işaret eder (Bk. Daktaras/Litvanya, no. 42095/98, §§ 41-42, AİHM 2000-X; yukarıda anılan Konstas, § 33; yukarıda anılan Allen, §§ 125 ve 126 ve yukarıda anılan El Kaada, § 55).

51. Mevcut davaya benzer önceki davalarda AİHM, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin, disiplin yetkisini haiz makamların ceza yargılaması kapsamında kendisine suç isnat edilen ve eylemi usule uygun bir şekilde tespit edilen bir kamu görevlisine yaptırım uygulamasını engellemek gibi bir amacı veya etkisi bulunmadığına kanaat getirmiştir (Bk. yukarıda anılan Allen, § 124 ve ilgili kararda alıntılanan diğer davalar). AİHM, Sözleşme’nin, herhangi bir eylem nedeniyle hem ceza yargılamalarının hem de disiplin işlemlerinin başlatılmasına veya söz konusu iki yargılama türünün eş zamanlı olarak yürütülmesine halel getirmediğine vurgu yapar. AİHM ayrıca, cezai sorumluluğun kaldırılmasının dahi, daha hafif bir ispat külfeti temelinde aynı olaylardan doğan hukuki veya diğer sorumlulukların tesis edilmesine halel getirilmediğine işaret eder (Bk. örneğin, Ringvold/Norveç, no. 34964/97, § 38, AİHM 2003-II; Jakumas/Litvanya, no. 6924/02, § 57, 18 Temmuz 2006; Çelik (Bozkurt)/Türkiye, no. 34388/05, § 30, 12 Nisan 2011 ve Vella/Malta, no. 69122/10, § 56, 11 Şubat 2014). Ancak, nihai bir cezai hüküm olmaksızın, disiplin işlemleri kapsamında, başvurana iddia konusu uygunsuz hareketi nedeniyle cezai sorumluluk yükleyen bir ifadenin bulunması halinde, 6 § 2 maddesi kapsamına giren bir mesele söz konusu olacaktır (Bk. yukarıda anılan Kemal Coşkun, § 53 ve ilgili kararda alıntılanan diğer davalar).

52. Mevcut davaya bakıldığında AİHM, ilk olarak, başvuranın, 12 Nisan 2002 tarihinde gerçekleşen olay nedeniyle ceza ve disiplin soruşturmalarına tabi tutulduğunu kaydeder. Ayrıca, başvuranın dava konusu suçları görev başındayken ve bir polis memuru olarak nüfuzunu kullanmak suretiyle işlemiş olduğu yönündeki iddia temelinde, her iki yargılamanın konusunun, olay gecesi başvuran ve S.K. arasında yaşananları açıklığa kavuşturma hususunda belirli bir dereceye kadar örtüşmesi kaçınılmazdır. Her ne olursa olsun, AİHM, dava konusu disiplin soruşturmasının amacının, başvuranın S.K.’ya tecavüz edip etmediğinin veya saldırıp saldırmadığının (ceza hukuku alanına giren suçlar) tespit edilmesi yönünde olduğunu gözlemler. Yine de, masumiyet karinesi ilkesi, disiplin makamlarının kendi alanları dışına çıkmamalarını ve yetkili ceza mahkemesi tarafından herhangi bir karar verilmedikçe başvurana cezai sorumluluk yüklememelerini öngörmektedir. Bu, disiplin sorumluluğunu cezai sorumluluktan ayıran ince çizgidir ve yetkili makamlardan, bir sanığın masumiyet karinesinin gözetilmesi için, kararlardaki ifadelerinde bu ince ayrımı yansıtmaları beklenmektedir. Yerel makamlar tarafından kullanılan dilde disiplin sorumluluğu ve cezai sorumluluk arasındaki ayrımı yansıtma ihtiyacı, mevcut davada olduğu gibi, disiplin ve ceza yargılamalarının farklı tarihlerde sona erdiği ve birbiriyle çelişen sonuçlar ortaya koyduğu durumlarda daha fazla gereklilik teşkil etmektedir.

53. Kemal Coşkun davasında (yukarıda anılan, § 55) AİHM, kısmen Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmasına neden olan, ilgili zamandaki disiplin tüzüğünde yer alan muğlak ifadeleri tespit etmiştir. Disiplin tüzüğünün davaya konu 8 (6) maddesinde yasaklanan ve disipline aykırı olarak nitelendirilen ve aynı zamanda disiplin cezaları için yasal dayanak oluşturan eylem ve davranışlar, cezai suç teşkil etmektedir. Bununla birlikte, disiplin makamlarının bu gerekçelere dayanabilmesi için cezai bir hükmün gerekip gerekmediği hususunda herhangi bir bulgu mevcut değildir. Disiplin tüzüğünde bu yönde herhangi bir netliğin bulunmadığını dikkate alan AİHM, başvuranın davasında disiplin sorumluluğu ve cezai sorumluluk arasındaki çizgilerin disiplin soruşturmasının en başından beri bulanık olduğunu tespit eder. Ayrıca, AİHM, disiplin makamlarının başvuranın görevden alınmasına ilişkin verdikleri kararda başvurandan “sanık” olarak bahsettiklerini, eylemini ise “cinsel istismar” olarak nitelendirdiklerini ve bu değerlendirmenin disiplin kapsamına girebilecek herhangi bir unsur taşımadığını dikkate alarak, söz konusu makamların, henüz sonuçlanmamış olan ceza yargılaması karşısında, başvuranın masumiyet karinesini ihlal ettiklerine kanaat getirmiştir. İlaveten, idare mahkemesinin 4 Temmuz 2003 tarihli kararında, disiplin makamlarınca ileri sürülen gerekçeler onaylanmış ve başvuranın eylemi, “S.K. ile rızası olmadan cinsel ilişkiye girmek” şeklinde ifade edilmiştir. AİHM’ye göre, bu ifade, başvuranı tecavüzle suçlamıştır. Bu bağlamda AİHM, bahse konu ifadeyle başvurana cezai bir suç isnadında bulunulmadığı konusunda Hükümetle aynı fikirde değildir. AİHM, yetkililer tarafından kullanılan ifadelerin, her zaman kendi bağlamlarında değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir. Dava, başvuranın görevden çıkarılmasının gerekçelerinden biri olarak disiplin tüzüğünün 8 (6) maddesi uyarınca “tecavüz ya da cinsel istismarın” gösterildiği disiplin yönüyle değerlendirildiğinde ve 12 Nisan 2002 tarihinde yaşanan olayların idare mahkemesi tarafından ele alınış biçimi dikkate alındığında, başvuranın S.K. ile rızası olmadan cinsel ilişkiye girdiği şeklindeki bir ifadenin, kararın okuyucusunda, başvuranın S.K.’ya tecavüz etmekle suçlandığı izlenimini oluşturması kaçınılmazdır (Bk. davaya uygulanabildiği ölçüde, Cleve/Almanya, no. 48144/09, §§ 60 61, 15 Ocak 2015).

Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi, birinci yönü bakımından ihlal edilmiştir.

54. İdare mahkemesinin 4 Temmuz 2003 tarihli kararının temyiz incelemesinde Danıştay tarafından Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin ikinci yönüne riayet edilip edilmediği konusuyla ilgili olarak AİHM, öncelikli olarak, beraat kararı kesinleştiğinde sanığın masumiyetine ilişkin herhangi bir şüphenin beyan edilmesinin Sözleşme’nin 6 § 2 maddesiyle bağdaşmadığına vurgu yapar (Bk. Sekanina/Avusturya, 25 Ağustos 1993, § 30, Seri A no. 266 A). Bu bağlamda, 6 § 2 maddesinin sağladığı korumanın ikinci yönüne göre, sanığın beraatıyla veya davanın düşmesiyle sonuçlanan ceza yargılamaları sonrasında, söz konusu kişiye masumiyetine uygun bir muamelede bulunulmasını gerekir (Bk. yukarıda anılan Allen, § 103). Bu ikinci yönde, maddenin genel amacı, bir suçtan beraat eden bireyleri veya ceza yargılaması düşen kişileri, itham edildikleri suçtan aslında suçlu olduklarını düşünen kamu görevlileri ve makamlarına karşı korumaktır. Bu davalarda, masumiyet karinesi, adil olmayan bir cezai hükmün önlenmesi için, sağladığı usuli güvencenin çeşitli koşullarının yargılamada uygulanması suretiyle hayata geçirilmiştir. Beraat veya herhangi bir düşme kararına riayet edilmesi hakkının korunmaması halinde, 6 § 2 maddesinde yer alan adil yargılanma güvenceleri teorik ve hayali olma riskiyle karşı karşıya kalabilir. Aynı zamanda ceza yargılaması tamamlandığında kişinin şöhreti ve kamu tarafından algılanma biçimi de risk altına girebilir. Sözleşme’nin 6 § 2 maddesiyle bu bağlamda sağlanan bir güvence, belli bir dereceye kadar, Sözleşme’nin 8. maddesi ile sağlanan güvece ile örtüşebilir (Bk. yukarıda anılan Allen, § 94).

55. Mevcut davada AİHM, Danıştay’ın, temyiz incelemesi esnasında başvuranın disiplin sorumluluğu veya cezai sorumluluğu hakkında herhangi bir ek yorum yapmadığını, bunun yerine ilk derece mahkemesinin 4 Temmuz 2003 tarihli kararını onayladığını gözlemler. Bir temyiz mahkemesi tarafından böyle bir tekniğin kullanılması, ilke olarak adil yargılanma bakımından kabul edilebilir olsa da, mevcut davadaki gibi, bu koşulun sağlanamadığı durumlar da söz konusu olabilir.

56. AİHM, Danıştay’ın temyiz ve karar düzeltme incelemesi kapsamındaki görevinin, idare mahkemesinin kararının hukuka uygunluğunu değerlendirmek ve tarafların ihtilaf konusu olayın esaslarına ilişkin beyanlarının yeterince incelenip incelenmediğini tespit etmek olduğunu kaydeder (Bk. yukarıda § 36). Başvuran, Danıştay önünde, ceza yargılaması kapsamında tüm suçlardan beraat ettirildiğini ve bu nedenle disiplin tüzüğünün 8 (7) maddesi gereğince görevden alınmasının artık hukuka uygun olarak nitelendirilemeyeceğini açık bir şekilde belirtmiştir. Bu olaylar temelinde AİHM, Danıştay’ın, başvuranın ceza yargılaması kapsamında beraat ettirildiği halde, disiplin makamlarının ve ilk derece mahkemesinin gerekçelerini neden hala hukuka uygun olarak nitelendirdiği konusunda bir açıklama yapması gerektiği kanaatindedir. Başvuranın şikâyetçi olduğu durumun –hakkında birbiriyle çelişen iki kararın bulunması- giderilmesinin tek yolu budur. Danıştay bu noktada sessiz kalarak, AİHM’nin hâlihazırda Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin birinci yönü bakımından masumiyet karinesiyle bağdaşmaz bulduğu (bk. yukarıda § 53) önceki gerekçeyi düzeltme fırsatını kaçırmış ve bu nedenle, başvuranın masum olduğu kanaatine varılmış olduğu halde, başvuranın masumiyeti hakkında şüphe uyandırmıştır.

57. Yukarıdaki değerlendirmeler, AİHM’nin, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin ikinci yönü bakımından da bir ihlalin bulunduğu kanaatine varması için yeterlidir.

II. SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

58. Başvuran, hakkında yürütülen disiplin işlemlerinin adil olmadığı konusunda şikâyetçi olmuştur.

59. Hükümet bu hususta ayrıca bir savunma sunmamıştır.

60. AİHM, bu bağlamdaki şikâyetin yukarıda incelenen şikâyetle bağlantılı olduğunu ve dolayısıyla aynı şekilde kabul edilebilir olduğunu değerlendirir.

61. Ancak, AİHM, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi ile ilgili bulgularını göz önünde bulundurarak (bk. yukarıda 53. ve 57. paragraflar), bu hususun ayrı olarak incelenmesini gerekli görmemiştir.

III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

62. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:

“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”

A. Tazminat

63. Başvuran, maddi tazminat olarak 262.500 avro manevi tazminat olarak ise 600.000 avro talep etmiştir.

64. Hükümet, iddia konusu ihlaller ile talep edilen tazminat arasında herhangi bir illiyet bağının bulunmadığını ve talep edilen miktarların aşırı ve dayanaksız olduğunu öne sürerek, bu taleplere itiraz etmiştir.

65. AİHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı görmemektedir; dolayısıyla söz konusu talebi reddeder. AİHM ayrıca, ihlal tespitinin, başvuranın mevcut davada uğramış olabileceği manevi zarar bakımından yeterli adli tazmini oluşturduğunu değerlendirir (Bk. örneğin, diğer referanslarla, Helmut Blum/Avusturya, no. 33060/10, § 95, 5 Nisan 2016).

B. Masraf ve giderler

66. Başvuran, yerel mahkemeler önündeki yargılama masraf ve giderleri için 5.000 avro talep etmiş, ancak talebini destekleyen herhangi bir belge ibraz etmemiştir. Başvuran ayrıca, AİHM önündeki yargılama masraf ve giderleri için 350 avro tercüme masrafı ve 2.500 avro avukatlık ücreti olmak üzere toplam 2.850 avro talep etmiştir. Başvuran, bu talepleri ile ilgili olarak bir ücret anlaşması ibraz etmiştir.

67. Hükümet, başvuranın söz konusu taleplerine itiraz etmiştir.

68. AİHM içtihadına göre, başvuranın masraf ve harcamalarını geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamaların fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekir (Bk. diğer kararlar arasında, Lupeni Greek Catholic Parish and Others/Romanya ([BD], no. 76943/11, § 187, AİHM 2016 (alıntılar)). Mevcut davada AİHM, elindeki belgeleri ve yukarıdaki kriterleri göz önünde bulundurarak, yerel mahkemeler önündeki yargılama masraf ve giderleri için talep edilen miktarı reddeder; AİHM önündeki yargılama masraf ve giderleri için ise başvurana 2.850 avro ödenmesini uygun görür.

C. Gecikme faizi

69. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.

BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,

1. Başvuruyu kabul edilebilir olarak nitelendirir;

2. Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin ihlal edildiğine karar verir;

3. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamına giren şikâyetin esas bakımından ayrı olarak incelenmesinin gerekli olmadığına karar verir;

4. (a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere, masraf ve giderlere karşılık, miktara yansıtabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 2.850 avro (iki bin sekiz yüz elli avro) ödenmesine,

(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına karar verir.

5. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerini reddeder.

İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 23 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

Hasan Bakırcı Robert Spano
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim