CASE OF ÖZGÜN ÖZTUNÇ v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

ÖZGÜN ÖZTUNÇ / TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no. 5839/09)

KARAR

STRAZBURG

27 Mart 2018

İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullara göre kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

Özgün Öztunç/Türkiye davasında,

Başkan,

Robert Spano,

Yargıçlar
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”) Daire olarak toplanarak, 6 Mart 2018 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:

USUL

  1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (5839/09 No.lu) davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Özgün Öztunç’un ("başvuran") 23 Ocak 2009 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (‘‘Sözleşme’’) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.

  2. Başvuran, İstanbul Barosu’na bağlı olan Avukat M. Aksak Uysal tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.

  3. Özellikle, başvuran Sözleşme’nin 8. maddesi ihlal edilerek, yasal dayanak olmaksızın, aramaya ve el koyma tedbirine maruz kaldığını iddia etmekte ve bu tedbir ile ilgili olarak, yerel düzeyde yürütülen yargılamalar bağlamında, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ve 13. maddesini de ileri sürmektedir.

  4. Bu şikâyetler, 22 Eylül 2014 tarihinde, Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geri kalan kısmının, Mahkeme İçtüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

OLAY

I. DAVANIN KOŞULLARI

A. İhtilaflı Soruşturma Tedbirleri

  1. Başvuran, 1974 doğumludur ve İstanbul’da ikâmet etmektedir.

  2. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde, savcılığın (“savcılık” –“ADGM”) 2004/15 Nolu talebi üzerine, 13 Ocak 2004 tarihinde, söz konusu mahkemenin nöbetçi hâkimi 1412 Sayılı Eski Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 94. maddesi gereğince (“Eski CMK” – aşağıda 21. paragraf), H.E., C.G., G.A., İ.G. E.R.P’nin evlerinde, işyerlerinde ve araçlarında ayrıca G. Hukuk Bürosunda ve H.B.T.C. şirketinde gündüzleyin aramaların yapılmasına izin vermiştir. Failler, ekonomik nitelikte suç örgütüne mensup olmakla suçlanmışlardır.

Nöbetçi hâkim, mesleği avukat olan şüpheliler ile ilgili olarak, tedbirlerin 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca, uygulanması gerektiğini belirtmiştir (aşağıda 23. paragraf).

Bu karar başvuranı içermemektedir.

  1. Savcılık, aynı gün, yukarıda belirtilenkararı, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polislere ileterek R.E.E., H.S.E., A.C.V., E.R.P., O.G., S.A. ve başvuranın evlerinde yakalanmaları ve H.B.T.C. merkezinin aranması talimatı vermiştir.

  2. Butalimat, aynı gün yerine getirilmiş ve başvuran, hukuk danışmanı olduğu NTV şirketinde bulunan bürosunda saat 13.30’da yakalanmıştır. Ayrıca söz konusu büro aranmış ve polisler disket içeren bir dizüstü bilgisayara ve görünüşe göre irtibat kişilerinin listesini içerdiğini düşündükleri cep telefonuna el koymuşlardır.

Başvuran ile ilgili olarak, bu konuya ilişkin tutanakta aramanın “ADGM’nin 2004/15 Noluyazısı” gereğince, hukuk bürosunda gerçekleştirildiğinin belirtilmesiyle sınırlı kalınmaktadır (yukarıda 6. ve 7 paragraflar).

  1. Başvuran, ertesi gün, saat 13.10’da gözaltında bulunduğu sırada kendisine üst araması yapılmıştır. Başvuranın üzerinde, hiçbir suç unsuru nesne bulunmamıştır.

  2. Başvuran, yine 14 Ocak 2004 tarihinde, ADGM’ye itirazen bir dilekçe sunmuştur. Başvuran, kendisi hakkında verilen yakalama ve gözaltı kararının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle kaldırılmasını talep etmiştir. Başvuran, aramanın ve yakalamanın usul ve yasaya ayrıca Avukatlık Kanunu’naaykırı olarak, savcı ile baro temsilcisinin yokluğunda avukatlık bürosunda gerçekleştiğini ve bilgisayarına yasadışı olarak el konulduğunu ileri sürmüştür.

Hükümet, görüşlerinde, bu başvuruyla ilgili olarak “hiçbir kararın bulunmadığını” kabul etmiştir.

  1. Ankara Emniyet Müdürlüğü, 17 Ocak 2004 tarihinde, bu operasyon ile ilgili olarak savcılığa bir rapor sunmuştur.

Başvuran ile ilgili olarak, bu belgede bir disket ile birlikte dizüstü bilgisayarına el konulduğu ancak bu nesnelerin delil niteliğinde olduğu değerlendirilen belgeler arasında yer almadıkları belirtilmektedir. Bu belgede, başvuran ve /veya NTV şirketi – ki ilk arama emri kendisi hakkında verilmemiştir –ile yıkarıda anılan şüpheliler arasındaki bağlantı ile ilgili olarak, hiçbir bir bilgi bulunmamaktadır (yukarıda 6. paragraf).

Bununla birlikte, raporda başvuranın yurtdışına çıkış yasağıyla birlikte yukarıda belirtilen tarihte serbest bırakıldığı anlaşılmaktadır.

  1. Savcılık, 19 Şubat 2004 tarihinde, başvuranın bilgisayarının başvuranın avukatına iade edilmesine karar vermiştir.

Dava

  1. Savcılık, 15 Haziran 2004 tarihli bir iddianameyle, failleri Ankara Ağır Ceza Mahkemesi önüne çıkarmış ve kendilerini örgütlü suç ve kamu görevlileri üzerindeki yetkinin kötüye kullanılması nedeniyle suçlamıştır. Başvuran, 10 Mayıs 2005 tarihinde, söz konusu suçun unsurları sabit olmadığı gerekçesiyle, ilk suçtan beraat etmiştir. İkinci suçla ilgili olarak, Ağır Ceza Mahkemesi Asliye Ceza Mahkemesi’nin görevli olduğuna karar vermiştir. 14. Başvuran, bu hükmün son kısmıyla ilgili olarak, temyiz talebinde bulunmuştur. Mahkeme, yargılamanın sonucudan bilgi edinmemiştir.

B. İdari Yargılama

  1. Başvuran, 7 Ocak 2005 tarihinde, Adalet Bakanlığı’na ön başvuru yaparak tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuran, hakkında yürütülen aramanın diğerlerinin yanında yukarıda belirtilen 1412 ve 1136 Sayılı Kanunlara (aşağıda 21 ve 23. paragraf) aykırı icra edilmesi nedeniyle ciddi bir hizmet kusuruna maruz kaldığını belirterek, manevi ve maddi zarar için sırasıyla 10.000 TRY ve 500 TRY talep etmiştir.

  2. Hâkim M.K., söz konusu bakanlık adına hareket ederek, 14 Ocak 2005 tarihinde, ileri sürülen olayların değerlendirilmesinin mahkemelerin takdirinde olduğunu dolayısıyla ilgilinin “idari dava yolunu” kullanabileceğini belirterek, başvuranın talebini reddetmiştir.

  3. Sonuç olarak, 26 Ocak 2005 tarihinde, başvuran Ankara İdare Mahkemesi’ne (“mahkeme”) başvurarak tam yargı davası açmıştır. Başvuran, yine söz konusu tedbirlerin yasaya aykırılığından şikâyet etmiş ve daha önceki aynı tutarları talep etmiştir. Ayrıca, başvuran duruşma yapılmasını talep etmiştir.

  4. 18 Ekim 2005 tarihinde, mahkeme, başvuranın avukatının katılımıyla kamuya açık bir duruşma sonunda karar vermiştir.

Gerekçelerinde, mahkeme, savcılar tarafından alınan soruşturma tedbirlerinin, Anayasa’nın 9. maddesi anlamında, yargı yetkisinin kullanılması olmasa bile, bununla birlikte bu tedbirlerin yargılama sürecine ilişkin hazırlık işlemleri olarak değerlendirmiş ve ‘yargısal işlev’ taşıdığını belirtmiştir. Bu işlemlerin, “idari niteliğine” rağmen, bunların adli yargıda alınacak karara ilişkin süreçten bağımsız olmadığını değerlendirmektedir..

Dolayısıyla, Ankara İdare Mahkemesi, savcı eylemlerinin denetiminin “adli yargı yerine” ait olması gerektiği ve bu tür eylemler nedeniyle tazminat taleplerinin idari yargıda tam yargı davası konusu olamayacağı kanaatine varmaktadır.

Ayrıca mahkeme ratione materiae (konu bakımından) görevli olmadığı gerekçesiyle başvuranın talebini reddetmiştir.

  1. Başvuran, Danıştay önünde temyiz talebinde bulunmuştur. Danıştay, 26 Kasım 2007 tarihli bir kararla başvuranın talebini reddetmiştir. Danıştay, itiraz edilen kararı dikkate alarak, bir ceza yargılaması çerçevesinde alınan soruşturma tedbirinin, idari davaya bağlı olan “idari işlem” olarak nitelendirelemeyeceği sonucuna varmıştır.

  2. Ayrıca, başvuranın karar düzeltme talebi, 7 Temmuz 2008 tarihinde, reddedilmiştir.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULANMASI

  1. 1 Haziran 2005 tarihine kadar yürürlükte kalan 1412 Sayılı Eski CMK’nın hükümleri aşağıdaki şekildedir:

Madde 90

“Zapta karar vermek salahiyeti hâkimindir. Ancak tehirinde mazarrat görülen hallerde Cumnhuriyet Müddeiumumileri ve bunların muavini sıfatiyle emirlerini icraya memur olan zabıta memurları zabıt muamelesini yapabilirler.

Hakimin kararı olmaksızın yapılan zabıt muamelesinde alakadar şahıs (...) hazır bulunmamış veya (...) açıkça itiraz etmişse zabıt muamelesini yapan memur bunu üç gün zarfında hakime tasdik ettirmeğe mecburdur.

(...)”

Madde 94

“Bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek şüphesi altında bulunan kimsenin evi ile ona ait sair mahallerde aranma yapılabileceği gibi gerek üzeri ve gerek eşyası dahi aranabilir (...).

Bu arama şüphe altında bulunan kimsenin yakalanması maksadiyle yapılabileceği gibi sübut delillerinin meydana çıkarılması umulan hallerde dahi yapılabilir.”

Madde 97

“Aramaya karar vermek salahiyeti hâkimindir. Ancak tehirinde mazarrat umulan hallerde Cumhuriyet Müddeiumumileri ve müddeiumumilerin muavini sıfatiyle emirlerini icraya memur olan zabıta memurları arama[1] yapabilirler.”

  1. Olayların meydana geldiği tarihte, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkında 2845 Sayılı Kanun halen yürürlüktedir. Bu kanunda şu şekilde öngörülmektedir:

Madde 13 §§ 2 ve 3

“ Devlet güvenlik mahkemesi Cumhuriyet savcısı (...) soruşturma sırasında hâkim tarafından verilmesi gereken kararı, varsa o yer Devlet güvenlik mahkemesi yedek üyesinden, (...) isteyebilirler. Bu istemler yirmidört saat içinde karara bağlanır.

Devlet güvenlik mahkemesi yedek üyesi tarafından verilen kararlara karşı itirazlar, Devlet güvenlik mahkemesinde kesin karara bağlanır.

Madde 15

“Bu Kanunun hükümlerine aykırı hareket eden zabıta amir ve memurları hakkında doğrudan doğruya soruşturma ve kovuşturma yapılır.”

  1. İlgili tarihte yürürlükteki halinde 1136 Sayılı Avukatlık Kanununun 58. maddesi şu şekildedir:

“Avukatların avukatlık (...) görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılır. Avukat yazıhaneleri ve konutları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet Savcısı denetiminde ve baro temsilcisinin katılımı ile aranabilir. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz.”

HUKUKÎ DEĞERLENDİRME

I. SÖZLEŞME’NİN 8 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Başvuran, arama ve el koyma tedbirinin yasaya ve hukuka aykırı niteliğinden ve iç hukukta bu şikâyeti ileri sürmek için etkin bir hukuk yolunun bulunmadığından şikâyet etmektedir. Bu bağlamda, başvuran Sözleşme’nin 8 ve 13. maddelerini ileri sürmektedir. Söz konusu maddeler aşağıdaki şekildedir:

Madde 8

“ 1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

  1. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda (...) suç işlenmesinin önlenmesi, (...) başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

Madde 13

“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.”

  1. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.

A. Kabul Edilebilirlik Hakkında

  1. Hükümet, söz konusu şikâyetlerin kabul edilemezliğine itiraz etmemiştir ve Mahkeme bu şikâyetlerin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit etmektedir.

Dolayısıyla, Mahkeme bu şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.

B. Esas Hakkında

  1. Sözleşme’nin 8. Maddesiyle İlgili Olarak

a) Tarafların İddiaları

  1. Başvuran, savcılık tarafından yasadışı olarak uygulanan tedbirler nedeniyle, maruz kaldığı durumun mesleki gizlilik kuralının yani mesleğini icra etmek için ana kavramın ihlal edilmesiyle ağırlaştığı kanaatine varmaktadır.

  2. Hükümet, savcılara verilen bir durumun acil niteliğini değerlendirme yetkisi tanıyan ve mevcut durumda daha önce bir hâkimin izni olmaksızın arama işlemine izin veren bir hüküm olan Eski CMK’nın 97. maddesinin 1. fıkrasına atıfta bulunmaktadır (yukarıda 21. paragraf).

Hükümet, başvuranın isminin yakalanması gereken kişiler listesine daha sonra eklenmesinin nedenini, başvuranın, Neşter 1 adlı diğer bir davadasanıkların serbest bırakılmasının sağlanması amacıyla, hâkimlerin üzerinde baskı kurmaya çalışmak suçundan şüpheli kişiler arasında yer alması olarak belirtmektedir. Hükümete göre, başvurana uygulanan tedbir Neşter 1 davasının adil olmasını sağlamaya yöneliktir ve dolayısıyla hukukun genel ilkelerine uygundur.

  1. Bu bağlamda, Hükümet somut olayda başvuranın 14 Ocak 2004 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde itirazda bulunduğunu ancak kendisinin hâkimlere ihtilaf konusu aramanın yasaya aykırılığı hakkında karar vermeye imkân sağlayacak yeterince ayrıntı vermeyi ihmal ettiği gerekçesiyle, bu itirazın reddedildiğini (bk. yukarıda in fine (kısacası) 10 paragraf) vurgulamaktadır. Öte yandan, başvuran tam yargı davası da açmış ise de, talebi idari yargının alanına girmemekte davaya, zaten bu nedenle de dava, ratione materiae (konu bakımından) görevsizlik gerekçesiyle reddedilmiştir.

Kısacası, başvuran şikâyetlerini usulüne uygun olarak ulusal mahkemelerin dikkatine sunmayı ihmal etmiştir.

b) Mahkeme’nin Değerlendirmesi

  1. Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesinin 1. fıkrasında bulunan “konut” kavramının, gerçek anlamda kişinin konutuyla sınırlı kalmadığını ve liberal bir meslek mensubunun bürosunu veya ofisini kapsayabileceğini hatırlatmaktadır (voir, Buck/Almanya, No. 41604/98, § 31, AİHM 2005‑IV ve içinde belirtilen atıflar).

  2. Somut olayda, ihtilaf konusu tedbirler başvuranın NTV şirketinde avukat olarak kullandığı büroda uygulanmıştır (yukarıda 8. paragraf). Dolayısıyla, Mahkeme bu büroyla ilgili olarak, başvuranın “konutuna” saygı (yukarıda belirtilen Buck, § 32 ve Taner Kılıç/Türkiye, No. 70845/01, § 40, 24 Ekim 2006) ve el konulan dizüstü bilgisayarı ve disket içeriğindeki verilere ilişkin olarak “yazışma” hakkına bir müdahale yapıldığı sonucuna varmıştır (Robathin/Avusturya, No. 30457/06, § 39, 3 Temmuz 2012 ve içinde yer alan alıntılar). Başvuranın gözaltında bulunduğu sırada maruz kaldığı üst aramasından şikâyet etmemesi nedeniyle (yukarıda 9. paragraf), Mahkeme bu konuyu ele almayacaktır.

  3. Dolayısıyla, bu iki müdahalenin Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında, haklı gösterilip-gösterilmediğinin özellikle “kanun tarafından öngörülüp-öngörülmediğinin” belirlenmesi gerekir.

  4. Öncelikle Mahkeme, bu bağlamda ADGM Nöbetçi Hâkimi tarafından düzenlenen yakalama ve arama emrinin hiçbir şekilde başvuranı ve bürosunun bulunduğu NTV şirketini hedef almadığını gözlemlemektedir (yukarıda 6. ve 8. paragraflar).

  5. Halbukî, savcılık Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne ilettiği talimatta yakalanması gereken kişiler listesinde başvuranın ismini kendiliğinden dâhil etmiştir (yukarıda 7. paragraf). Dolayısıyla Ankara Emniyet Müdürlüğü polisleri başvuranı yakalamakla yetinmemişlerdir. Ayrıca, polisler tarafından başvuranın bürosuna arama yapılmış, disket ile birlikte dizüstü bilgisayarına el konulmuş ve başvuranın iddiasına göre cep telefonunun içeriği incelenmiştir (yukarıda belirtilen yerde).

  6. Dolayısıyla, somut olayda, Savcılığın neden belirtmeksizin nöbetçi hâkim tarafından verilen kararın konusunu genişletmiş olduğu açıktır, ayrıca, polis memurları, başvuranın bürosunda arama yaparak ve eşyalara el koyarak Cumhuriyet savcısının talimatını daha geniş bir şekildeyorumlamıştır.

Üstelik, dosyada bu tedbirlerin Eski CMK’nın 90. maddesinin 1. fıkrası ve 97. maddesi anlamında (yukarıda 21. paragraf), acil bir durum ile haklı gösterildiği konusunda bilgi bulunmamaktadır. Her hâlükârda, durumun bu şekilde olduğu varsayılsa bile, olaya karışan polis memurlarının, bu tedbirleri Eski CMK’nın 90. maddesinin 2. fıkrasında öngörüldüğü gibi, bir hâkim tarafından onaylamayı ihmal ettiklerini gözlemlemek yeterlidir (yukarıda belirtilen yerde).

Hükümetin, başvuranın Neşter 1 denilen diğer bir davada şüpheliler arasında bulunduğuyla ilgili açıklaması (yukarıda 28. paragraf), bu eksiklikleri haklı göstermek için yeterli değildir .

  1. Yukarıda belirtilen durum, aynı değilse de, Mahkeme’nin (yukarıda belirtilen) Taner Kılıç/Türkiye davasında, ihtilaf konusu tedbirlerin kanun tarafından gereken izin olmaksızın ve suistimallere karşı uygun güvencelerden yoksun bir şekilde uygulandığı gerekçesiyle, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğinin tespit edilmesine yol açan durumla karşılaştırılabilir niteliktedir ve dolayısıyla “kanun tarafından öngörülmüş” olarak kabul edilemez (yukarıda belirtilen karar, §§ 41 ve 42).

Bunların yanında, Mahkeme, somut olayın diğer koşullarının da karara etki edecek düzeyde hukukiliğe ilişkin başka sorunlar içerdiğini gözlemlemektedir.

  1. Nitekim, başvuranın 1136 Sayılı Avukatlık Kanununun 58. maddesiyle sağlanan güvencelerden yararlanması gerekmesine (yukarıda 23. paragraf) ve kanun tarafından sağlanan güvencelere riayet edilmesi için nöbetçi hâkimin genel talimatına rağmen (yukarıda 6. paragraf), hakkındaki ön soruşturmanın Adalet Bakanlığı’nın daha önceki izni üzerine başladığı konusunda dosyada hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Öte yandan, başvuranın bürosu, bir mahkeme kararı ve ayrıca Savcı ile Baro temsilcisi olmaksızın aranmıştır (bk. yukarıda belirtilen Robathin, §§ 48 ve 49).

  2. Son olarak, Mahkeme, başvuranın, 14 Ocak 2004 tarihinde, somut olayda şikâyet edilen tedbirlere karşı ADGM önünde itirazda bulunduğunu hatırlatmaktadır (yukarıda 10. paragraf).

Mahkeme, bir yandan nöbetçi hâkim tarafından verilen bir karara ADGM önünde etkin bir şekilde itiraz edilebileceği konusunda 2845 Sayılı Kanun hükümlerini (yukarıda 22. paragraf) ve diğer yandan savcıların işlemlerinin denetiminin “adli yargı yerleri”nin-somut olayda ADGM’nin- görevinde olduğu yönünde idare mahkemesi kararının gerekçelerini dikkate alarak (yukarıda 18. paragraf), başvuranın şikâyetlerini ileri sürebilmek için uygun başvuru yollarını tükettiğini kabul etme hususnda hiçbir zorlukçekmemektedir.

  1. Bu bağlamda, Hükümet bu başvurunun “reddedildiğini” zira başvuranın şikâyet edilen tedbirlerin yasaya aykırılığıyla ilgili olarak, gerekli ayrıntıları hâkime vermeyi ihmal ettiğini ileri sürmektedir (yukarıda 29. paragraf).

Bununla birlikte, Mahkeme’nin görüşüne göre, başvuranın dilekçesinde , ADGM incelemesine imkân sağlayacak düzeyde yeterli açıklamalar ve ilgili göndrmeler bulunmaktadır. Her halükarda, Mahkeme bu başvurunun bir incelemeden sonra “reddedildiğinden” gerçekten ikna olmamıştır. Hükümetin görüşlerinde kabul ettiği şekliyle, arşivlerinde bu bağlamda verilen hiçbir karar bulunmuyor ise (yukarıda in fine 10. paragraf), somut olayda yetkililerin başvuranın itirazını kaydettikleri ve itirazı ile ilgilendikleri gösterilmemiştir (bk. mutatis mutandis (gerekli değişikliklerin yapılması koşulu altında) (yukarıda belirtilen Taner Kılıç, § 43).

  1. Mahkeme, bütün unsurları değerlendirerek, somut olayda başvurana uygulanan tedbirlerin, Sözleşme’nin 8. maddesi ile öngörülen yasallık unsurunu karşılamadığı gerekçesiyle, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.

  2. Sözleşme’nin 13. maddesiyle İlgili Olarak

a) Tarafların İddiaları

  1. Başvuran, maruz kaldığı tedbirlerin tek sorumlusunun savcılık olduğu kanaatine varmaktadır. Hâlbuki söz konusu mahkemenin, bu kararların idari dava kapsamına girmediğini değerlendirmesi nedeniyle, savcılığın kararları her türlü denetimden muaf tutulmuştur.

  2. Hükümet, başvuranın arama kararı veren veya bu emrin uygulanmasına karar veren devlet memurları hakkında herhangi bir makam önünde suç duyurusunda bulunmadığından yakınmaktadır. Aslında, başvuran, yapılan arama ve yakalamanın yasadışı olduğunun tespit edilmesi için veya yasadışı olarak hareket eden kişi veya kişilere yönelik hiçbir resmi talepte bulunmamıştır. Böylelikle, Hükümete göre, başvuran ihlal edildiğini iddia ettiği hakkı ileri sürmek amacıyla “Türk mevzuatı tarafından sağlanan usuli güvencelerden” yararlanmamıştır.

  3. Hükümet, yeniden somut olayda yürütülen idari yargılamaya atıfta bulunmakta ve davanın adli yargı mahkemeleri önünde açılması gerektiğini ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın “haksız fiiller”den doğan sorumluluk ile ilgili olarak, Borçlar Kanunu’nun hükümlerine dayanabileceğini ve hatalı ve yasaya aykırı hareketler için suçladığı kişilerden tazminat talebinde bulunabileceğini savunmaktadır.

  4. Öte yandan, Hükümet başvuranın 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 Saylı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesinin 1. fıkrasının i) ve j) bendi ile 142. maddesinin 1. fıkrası tarafından açılan tazminat yolunu kullanabileceğini belirtmektedir. İhtilaf konusu olayın 13 Ocak 2004 tarihinde meydanageldiği gözetildiğinde, “olay tarihinden itibaren bir yıl içerisinde” yani 13 Ocak 2005 tarihine kadar bu imkândan yararlanması mümkündür.

b) Mahkemenin Değerlendirmesi

  1. Mahkeme, yukarıdaki gözlemlerini ve Sözleşme’nin 8. maddesi hakkında ulaştığı sonucu dikkate alarak (yukarıda 38-40. paragraflar), Sözleşme’nin 8. maddesiyle birlikte, Sözleşme’nin 13. maddesine ilişkin şikâyetin ayrı olarak incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır (aynı anlamda, bk. yukarıda belirtilen Taner Kılıç, § 45).

II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Başvuran, Danıştay tarafından kamuoyuna açık bir duruşma düzenlenmesi talebinin reddedilmesinin, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ihlal ettiğini iddia etmektedir.

  2. Hükümet, Danıştay önünde bir duruşma düzenleme yükümlülüğünün mutlak olmadığını şöyle ki bu mahkemenin davanın esasını yeniden incelemeye yetkili olmadığını belirtmektedir.

  3. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 8. maddesi açısından daha önce incelenenki ile yakından bağlantılı olduğu ve bunun da kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.

Bununla birlikte, Mahkeme somut olayları, tarafların iddialarını ve belirtilen hüküm altında yapılan tespitleri dikkate alarak, mevcut başvuruda ileri sürülen temel hukuki konuyu incelediğini ve Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına ilişkin şikâyet hakkında ayrı bir karar verilmesinin gerekli olmadığını değerlendirmektedir (bk. diğer kararlar arasında, Valentin Câmpeanu adına hukuki kaynaklar merkezi/Romanya [BD], No. 47848/08, § 56, AİHM 2014).

III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

  1. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,

"Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder."

A. Tazminat

  1. Başvuran, maddi tazminat olarak 200.000 avro ve manevi tazminat olarak 300.000 avro talep etmektedir. Bu taleplerden ilki ile ilgili olarak, yakalanmasından ve iş gereçlerine el konulmasından sonra iki yıl boyunca maruz kaldığı önemli gelir düşüşünü ileri sürmektedir. Başvuran 13 Ocak ve 19 Şubat 2004 tarihleri arasında bilgisayarına dolayısıyla verilerine ve mesleki yazışmalarına erişememesi nedeniyle müvekkilleriyle temaslarını sürdürememiştir, kaldı ki bunlardan bir kısmı, hakkında başlatılan soruşturma sebebiyle kendisiyle görüşmeyi bırakmıştır.

  2. Hükümet, bu taleplerin dayanaktan yoksun olduğunu, belgelere dayanmadığını ve her halükârda aşırı olduğunu ileri sürmektedir.

  3. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında nedensellik bağı görmemekte ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşın, Mahkeme başvurana manevi tazminat olarak 2.000 avro ödenmesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir (bk. örneğin, yukarıda belirtilen Taner Kılıç, § 49).

B. Masraf ve Giderler

  1. Başvuran ayrıca, mevcut davada Mahkeme’nin kararını vermesi üzerine avukatına ödenecek tutar olan avukatlık ücreti olarak 10.000 Amerikan Doları talep etmektedir.

  2. Hükümet, bu talebi desteklemek için hiçbir delilinsunulmadığını dikkate sunmaktadır.

  3. Mahkeme’nin içtihadına göre, başvuran, Mahkeme önünde yaptığı masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve oranlarının makul niteliğini ispatladığı takdirde, bu masraflar kendisine iade edilebilmektedir. Somut olayda, Mahkeme içtihadını dikkate alarak ve bu talebi destekleyebilecek herhangi bir belgenin bulunmadığınıgözeterek, bu talebi kabul edemez.

C. Gecikme Faizi

  1. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranı uygulamanın uygun olduğuna karar vermiştir

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,

  1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;

  2. Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;

  3. Sözleşme’nin 13. maddesinin ve 6. maddesinin 1. fıkrasına ilişkin şikâyetlerin ayrı olarak incelenmesinin gerekli olmadığına;

a) Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, davalı devletin kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, başvurana her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 2.000 avro (iki bin avro) ödenmesine:

b) Söz konusu tutara, belirtilen sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

  1. Geri kalan kısım için adil tazmin talebinin reddedilmesine karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 27 Mart 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Stanley Naismith Robert Spano
Bölüm Yazı İşleri Müdürü Başkan


[1] 6 Mayıs 2006 tarihli bir kararla, bu hükmün ikinci cümlesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim