CASE OF ERARSLAN AND OTHERS v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ERARSLAN VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE
(Başvuru No. 55833/09 55837/09, 55838/09 ve 55843/09)
KARAR
STRAZBURG
19 Haziran 2018
KESİNLEŞME TARİHİ
19 Eylül 2018
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Erarslan ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Paul Lemmens,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 29 Mayıs 2018 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
-
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, dört Türk vatandaşının, Recep Altan Erarslan, Sevtap Sema Murat, Bahriye Uğurel ve Cihan Demirci Tansel’in (“başvuranlar”) 8 Ekim 2009 (Başvuru No. 55833/09, 55838/09 ve 55843/09) ve 9 Ekim 2009 (Başvuru No. 55837/09) tarihlerinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları dört başvuru (No. 55833/09, 55837/09, 55838/09 ve 55843/09) bulunmaktadır.
-
Başvuranlar, Mahkeme önünde, Şanlıurfa Barosuna bağlı Avukatlar K. Ağar tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
-
Başvuranlar bilhassa, gözaltına alınmaları nedeniyle Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmekteydiler.
-
Başvuranların, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası bağlamındaki şikâyeti 9 Mart 2015 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvuruların geri kalan kısmı kabul edilemez olarak açıklanmıştır.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
-
Başvuranlar sırasıyla 1950, 1956, 1954 ve 1960 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedirler. Başvuranlar, olayların meydana geldiği dönemde, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (“ÇYDD” veya “Dernek”) üyeleri ve yöneticileriydiler. Bu dernekle ilgili ayrıntılı bilgi için, Mahkeme’nin, Yüksel ve diğerleri / Türkiye (No. 55835/09 ve diğer 2, §§ 7-8, 31 Mayıs 2016) kararına bakınız.
-
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 2007 yılında, Ergenekon isimli suç örgütü üyesi oldukları iddia edilen kişilere karşı ceza soruşturması başlatmış; tüm şüpheler, söz konusu kişilerin, seçilen hükümeti güç ve şiddet kullanarak devirmeyi amaçladıklarını göstermiştir (Ergenekon davası ve buna ilişkin eylem planlarına dair daha detaylı bilgi için, bk. Tekin/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 3501/09, §§ 3-17, 18 Kasım 2014).
-
Polisler 13 Nisan 2009 tarihinde, savcılığın talebi üzerine ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin izniyle, Derneğin, aralarında başvuranların da bulunduğu yöneticilerinin ev ve iş yerlerinde arama yapmışlardır. Ergenekon örgütüne üye oldukları konusunda haklarında şüphe duyulan ilgililer, aynı gün gözaltına alınmışlardır.
-
İstanbul Cumhuriyet savcısı (“savcı”) 16 Nisan 2009 tarihinde başvuranların ifadesini almıştır. Başvuranlara, Derneğin faaliyetleriyle ve katıldıkları bazı kamuya açık gösterilerle ilgili olarak ayrıntılı sorular yöneltmiştir. Başvuranların yasadışı bir örgüte üye olduklarını kabul etmedikleri ifade alma işleminin akabinde, savcı, ilgililerin serbest bırakılmasına karar vermiştir.
-
Savcı 2 Kasım 2010 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla, başvuranların yasadışı bir örgüte üye olduklarını gösteren deliller bulunmadığı sonucuna varmıştır.
-
Öte yandan, savcılık 25 Kasım 2010 tarihli iddianameyle, Derneğin diğer üyeleriyle ilgili olarak, başvuranlar hakkında yürütülen aynı ceza soruşturması kapsamında gözaltına alınan sekiz kişi hakkında ceza davası açmıştır. Bu kişiler, terör örgütüne üye olmakla suçlanmıştır. Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi 2 Ekim 2015 tarihli kararla, herhangi bir suç işlememiş oldukları gerekçesiyle, Derneğin tüm üyelerinin yanı sıra diğer sanıklar hakkında beraat kararı vermiştir. Dosyada bulunan delillerin bir kısmının tahrif edildiği kanaatine vararak, bu bağlamda, delilleri tahrif ettikleri iddia edilen sorumlular hakkında şikâyette bulunmuştur.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMASI
- İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması, Mahkeme’nin Mergen ve diğerleri/Türkiye (No. 44062/09 ve diğer 4, §§ 23-25, 31 Mayıs 2016) kararında yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ HAKKINDA
- Başvurulardaki olay ve olguların birbirine yakından bağlı olmaları nedeniyle, Mahkeme, İçtüzüğünün 42. maddesinin 1. fıkrası uyarınca ve adaletin iyi idaresi için, başvuruları birleştirmeye karar vermektedir.
II. SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
- Başvuranlar, yasadışı bir örgüte üye olma suçunu işlediklerine dair haklarında şüphe duymak için inandırıcı sebepler bulunduğunu düşündüren ve dolayısıyla gözaltına alınmalarını haklı gösteren herhangi bir delil unsuru bulunmadığını iddia etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. İşbu maddenin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
(...)
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
(...)”
- Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
-
Hükümet, başvuranların, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesinin 1. fıkrasının e) bendi uyarınca tazminat başvurusunda bulunmaları gerektiğini ileri sürerek, iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmektedir.
-
Başvuranlar, Hükümet tarafından ileri sürülen iddiaya yanıt vermemektedirler.
-
Mahkeme, Mergen ve diğerleri (No. 44062/09 ve diğer 4, §§ 36-37, 31 Mayıs 2016) kararında, Hükümet tarafından ileri sürülen benzer bir iddiayı reddettiğini hatırlatmaktadır. Mevcut durumda, bu içtihattan sapmak için herhangi bir neden görmemektedir. Bu nedenle, Hükümetin itirazının kabul edilemeyeceği sonucuna varılmaktadır.
-
Başvuruların Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başkaca hiçbir kabul edilemezlik gerekçesine takılmadığını tespit eden Mahkeme, kabul edilebilirlik olduklarına karar vermektedir.
B. Esas hakkında
-
Başvuranlar, terör örgütü üyesi oldukları konusunda objektif bir gözlemciyi ikna edebilecek herhangi bir olay, olgu ve bilginin mevcut olmadığı gerekçesiyle, gözaltına alınmalarının keyfi bir nitelik taşıdığını ileri sürmektedirler.
-
Hükümet, Mahkeme’yi, mevcut davada Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edilmediğini açıklamaya davet etmektedir. Öncelikle, başvuranların, organize suçlarla ilgili bir ceza soruşturması kapsamında gözaltına alındıklarını ifade etmektedir. Hükümetin beyanlarına göre, ilgililer, Derneğin, iddia edilen Ergenekon terör örgütü tarafından kontrol edildiği yönünde şüphelerin var olması nedeniyle özgürlüklerinden yoksun bırakılmışlardır. Hükümet, Ergenekon suç örgütünün iddia edilen temel hedefleri, bu örgütün, sivil toplum kuruluşları ile ilgili eylem planlarının yanı sıra soruşturma kapsamında toplanan delil unsurları ve sanıklar arasındaki ilişki dikkate alındığında, başvuranların kendilerine isnat edilen suçu işlemiş olabileceklerine dair haklarında şüphe duymak için inandırıcı sebepler bulunduğu sonucuna objektif olarak ulaşılabileceğini ileri sürmektedir. Hükümet, aynı ceza soruşturması çerçevesinde, Derneğin üyesi ve yöneticisi olan çok sayıda kişinin aynı gün gözaltına alındığını ve Derneğin merkezinde ve birçok şubesinde aramalar yapıldığını ifade etmektedir. Hükümet öte yandan, soruşturma sırasında elde edilen delil unsurlarını göz önünde bulundurarak, sekiz kişi hakkında kamu davası açıldığını; diğer şüpheliler hakkında ise kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini eklemektedir.
-
Mahkeme, özgürlükten yoksun bırakmanın dayandırılması gereken şüphelerin inandırıcılığı konusundaki içtihadından doğan ilkeleri –bunlar bilhassa Murray/Birleşik Krallık (28 Ekim 1994, § 55, seri A no 300‑A) ve Ayşe Yüksel ve diğerleri (No. 55835/09 ve diğer 2, §§ 51-53, 31 Mayıs 2016) kararlarında özetlenmektedir- hatırlatmaktadır.
-
Mahkeme, Ergenekon örgütü hakkında yürütülen soruşturmalar kapsamında ÇYDD’nin üyeleri ve yöneticilerinin özgürlükten yoksun bırakılmaları konusunda daha önce karar verdiğini kaydetmektedir. Bu bağlamda, Mergen ve diğerleri (yukarıda anılan, § 54) ve Ayşe Yüksel ve diğerleri (yukarıda anılan, § 59) kararlarında, Hükümetin, bizzat ilgililer ile Ergenekon örgütü arasında bir bağın mevcudiyetiyle ilgili delil unsurları ibraz etmemesi nedeniyle başvuranların yakalanmaları ve gözaltına alınmalarının keyfi olduğu kanaatine varmıştır.
-
Mevcut durumda, Mahkeme dosyaların içeriğini göz önünde bulundurarak, başvuranlar hakkında duyulan şüphelere dayanak oluşturan olayların, bir yandan ilgililerin, Ergenekon davasının bazı sanıkları ile bağlantılı olarak, Dernek için gerçekleştirdikleri çalışmalar ve diğer yandan, bazı siyasi gösterilere katılmaları ile ilişkili eylemlerle ilgili olduğunu değerlendirmektedir. Mahkeme, söz konusu Derneğin bazı üyelerinin yasadışı bir örgüte de üye olduğu yönündeki tek iddianın, başvuranların yasadışı bir örgüte üye olma suçunu işlemiş olabilecekleri konusunda objektif bir gözlemciyi ikna etmek için yeterli olarak değerlendirilemeyeceğini hatırlatmaktadır. Mahkeme ayrıca, Anadolu Ağır Ceza Mahkemesinin 2 Ekim 2015 tarihinde, Derneğin haklarında kamu davası açılan tüm üyelerinin, herhangi bir suç işlememiş oldukları gerekçesiyle beraatlarına karar verdiğini kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin karar gerekçesinde, dosyada yer alan delillerin bir kısmının tahrif edildiğini tespit ettiği ve bu nedenle, bu tahrifin iddia edilen sorumluları hakkında şikâyette bulunmaya karar verdiğini saptamaktadır.
-
Bu değerlendirmeler ışığında, Mahkeme, somut olayda, ulusal makamlar tarafından ileri sürülen yasal hükümlerin yorumlanması ve uygulanmasının, başvuranların, yakalanmaları ve gözaltına alınmalarına kanuna aykırı ve keyfi bir nitelik isnat etme noktasında makul olmadığı kanaatindedir.
-
Dolayısıyla, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
- Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
- Başvuranlar, kendilerine tanınan süre içerisinde herhangi bir adil tazmin talebinde bulunmamışlardır. Bu nedenle Mahkeme, bu bağlamda kendilerine ödeme yapılmasına gerek olmadığı kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
-
Başvuruların birleştirilmesine;
-
Başvuruların kabul edilebilir olduğuna;
-
Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Sözleşme’nin 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 19 Haziran 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley Naismith Robert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.