CASE OF GİRİŞEN v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

GİRİŞEN /TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no. 53567/07)

KARAR

STRAZBURG

13 Mart 2018

İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

Girişen /Türkiye davasında,

Başkan

Robert Spano,

Yargıçlar
Paul Lemmens,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Jon FridrikKjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 13 Şubat 2018 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.

USUL

  1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın temelinde bir Türk vatandaşı olan Deniz Girişen’in (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 16 Kasım 2007 tarihinde yapmış olduğu (53567/07 no’lu) başvuru bulunmaktadır.

  2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı olarak görev yapan avukat M. Özbekli tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.

  3. Başvuran, bilhassa, yargılama öncesi işlemler esnasında avukata erişim hakkının engellenmesinden ve hakkındaki ceza davalarının aşırı uzun sürmesinden şikâyetçi olmuştur.

  4. Başvuru, 11 Ocak 2011 Salı tarihinde Mahkeme’ye tebliğ edilmiştir.

OLAYLAR VE OLGULAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

  1. Başvuran 1979 doğumlu olup, Diyarbakır’da tutuklu haldedir.

  2. Başvuran, Hizbullah adlı yasa dışı bir örgütün üyesi olduğu şüphesiyle 23 Aralık 2001 tarihinde polis tarafından yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Başvuran, gözaltında bulunduğu esnada polis memurları tarafından kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir. Özellikle, testislerine elektrik şoku verildiğini belirtmiştir.

  3. Başvuran 25 Aralık 2001 tarihinde polisler tarafından avukat bulunmaksızın sorgulanmıştır. Başvuran sorgusu sırasında yasa dışı örgütün eylemlerine iştirak ettiğini itiraf etmiş ve örgüt ve üyeleri hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir.

  4. Başvuran 26 Aralık 2001 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı önünde avukat bulunmaksızın ifade vermiş ve bu ifadesinde polis sorgusunda verdiği ifadeleri inkâr etmiştir.

  5. Başvuran aynı gün içerisinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinde görevli nöbetçi hâkim huzuruna çıkarılmıştır. Nöbetçi hâkim başvuranı sorguya çekmiştir. Başvuran bir kez daha gözaltındayken verdiği ifadeyi inkâr etmiştir. Başvuran, nöbetçi hâkim tarafından yapılan sorgusunda gözaltında kötü muameleye maruz kaldığını ve ifadesinin baskı altında alındığını iddia etmiştir. Ancak, aynı gün Bağlar Sağlık Kliniği tarafından hazırlanan sağlık raporunda başvuranın şiddete maruz kaldığına dair bir işaret olmadığı belirtilmiştir. Duruşmanın sonucunda mahkeme başvuranın tutuklanmasına hükmetmiştir.

  6. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı 9 Ocak 2002 tarihinde, mülga Türk Ceza Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca, başvuran hakkında devletin anayasal düzenini bozmaya çalışma suçundan iddianame düzenlenmiştir.

  7. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, davanın esasına ilişkin ilk duruşmayı 19 Mart 2002 tarihinde gerçekleştirmiştir. Başvuran, duruşma sırasında gözaltında kötü muameleye maruz kaldığına dair iddiasını yinelemiş ve gözaltında verdiği ifadesini inkâr etmiştir.

  8. Başvuran, polis memurları tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını iddia ederek 27 Ocak 2004 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran testisleri üzerinden bütün vücuduna elektrik verildiğini ve testislerinin sıkılması sonucunda ciddi anlamda zarar gördüğünü ifade etmiştir. Başvuran, testislerinin durumuna dair Fırat Üniversitesi tarafından hazırlanan 20 Eylül 2002 tarihli sağlık raporunu ibraz etmiştir. Söz konusu raporda başvuranın sol testisindeki damarların 2,6 milimetre kadar genişlediği ve bunun sonucunda varikosel meydana geldiği belirtilmiştir.

  9. 30 Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 16 Haziran 2004 tarihli 5190 sayılı Kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmıştır. Başvuran hakkındaki dava Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilmiştir.

  10. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı 25 Haziran 2004 tarihinde yeterli delil olmaması sebebiyle polis memurları hakkında başlatılan ceza yargılamalarının düşmesine karar vermiştir.

  11. Başvuran aleyhindeki ceza yargılamaları sürecinde ilk derece mahkemesi duruşmaların sonunda, re’sen ya da başvuranın talebi üzerine, başvuranın tutukluluk halinin devamı hususunu incelemiştir. İlk derece mahkemeleri suçun niteliği, delillerin durumu ve dava dosyasının içeriğine dayanarak başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir.

  12. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 12 Haziran 2008 tarihinde başvuranı üzerine atılı suçlardan suçlu bulmuş ve ömür boyu hapis cezasına mahkûm etmiştir. Söz konusu zamanda reşit olmadığından dolayı başvurana verilen ceza yirmi yıl hapis cezasına indirilmiştir.

  13. Yargıtay, 18 Ocak 2010 tarihinde usuli sebeplerle bu kararı bozmuştur.

  14. Başvuran 2 Nisan 2010 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinden tutukluluğunun sona erdirilmesini talep etmiştir. Mahkeme suçun niteliği nedeniyle 9 Nisan 2010 tarihinde başvuranın talebini reddetmiştir.

  15. 30 Eylül 2010 tarihinde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 250 § 1 maddesi kapsamında sıralanan bir dizi ağır suça bakma konusunda özel yetkiye sahip olan Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, reşit olmayanların ağır ceza mahkemeleri önünde yargılanamayacağını öngören 6008 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca görevsizlik kararı vermiştir. Dolayısıyla dosya Diyarbakır Çocuk Mahkemesine gönderilmiştir.

  16. Başvuran 2 Kasım 2010 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.

  17. Diyarbakır Çocuk Mahkemesi 5 Haziran 2012 tarihinde, diğer hususların yanı sıra, başvuranın gözaltındayken verdiği ifadesine dayanarak başvuranı mülga Türk Ceza Kanunu’nun 146. maddesi kapsamındaki suçu işlemekten suçlu bulmuş ve başvuranı 16 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.

  18. Yargıtay 17 Haziran 2014 tarihinde Diyarbakır Çocuk Mahkemesi’nin kararını onamıştır.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA

  1. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı yeni CMK’dan önce geçerli olan ilgili iç hukuka ve uygulamalara ilişkin açıklamalar Çobanoğlu ve Budak /Türkiye (no. 45977/99, §§ 29-31, 30 Ocak 2007) kararında bulunabilir. 5271 sayılı Kanun kapsamında geçerli olan ilgili uygulamalar Altınok /Türkiye (no. 31610/08, §§ 28-31, 29 Kasım 2011) kararında belirtilmiştir.

  2. Avukata erişim hakkı hususundaki ilgili iç hukuka ilişkin açıklamalar, Salduz /Türkiye ([BD] no. 36391/02, §§ 27-31, AİHM 2008) kararında yer almaktadır.

  3. 15 Temmuz 2013 tarihinde 4928 sayılı Kanun ile 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi kaldırılmış ve dolayısıyla sanıkların Devlet Güvenlik Mahkemeleri önündeki yargılamalar esnasında avukata erişim haklarına getirilen sınırlandırma kaldırılmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

I. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Başvuran gözaltındayken çeşitli şekillerde kötü muameleye maruz kaldığından ve şikâyetlerini müteakiben yerel makamlar tarafından polis memurları hakkında usulüne uygun şekilde soruşturma yürütülmemesinden şikâyetçi olmuştur.

  2. Mahkeme, başvuranın gözaltında kötü muameleye maruz bırakıldığına yönelik iddiasıyla ilgili olarak 27 Haziran 2004 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduğunu belirtmektedir.

  3. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, polis memurları aleyhinde yeterli delil olmaması nedeniyle 25 Haziran 2004 tarihinde ceza yargılamalarının düşmesine karar vermiştir.

  4. Mahkeme, Türk hukukunda, Cumhuriyet Savcılığına resmi olarak suç duyurusunda bulunmanın ve uygun olduğu hallerde, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmenin, Sözleşme’nin 35. maddesinin gereklerinin karşılanması bakımından yeterli olduğunu yineler (bk. Aydın Çetinkaya / Türkiye, no. 2082/05, § 84, 2 Şubat 2016 burada yapılan diğer atıflarla birlikte; ve karşılaştırınız Aksoy /Türkiye, 18 Aralık 1996, § 56-57, Kararlar ve Hükümler Derlemesi 1996-VI). Buna karşın başvuran Cumhuriyet savcısının kararına itirazda bulunmamış ve dolayısıyla şikâyetine yönelik olarak iç hukuk yollarını tüketmemiştir (bk., diğer pek çok karar arasında, Abdulgafur Batmaz / Türkiye, no. 44023/09, § 38, 24 Mayıs 2016).

  5. Söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddeleri uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerekmektedir.

II. SÖZLEŞME’NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Başvuran tutukluluk süresinin aşırı uzun sürmesi sonucunda Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğini ifade etmiştir.

  2. Hükümet bu iddiaya karşı çıkmış ve başvuranın tutukluluk süresiyle ilgili olarak CMK’nın 141. maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunması gerektiğini belirtmiş ve Mahkeme’den başvurunun bu kısmını, iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle, kabul edilemez olarak nitelendirmesini talep etmiştir.

  3. Mahkeme, tutukluluk süresinin uzunluğuyla ilgili olarak CMK’nın 141. maddesi kapsamında öngörülen iç hukuk yolunun, söz konusu iç hukuk yolunun mahkûmiyet hükmü kesinleşen başvuranlar tarafından kullanılması gerektiğine kanaat getirdiği, Demir / Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 17-35, 16 Ekim 2012) kararında incelendiğini belirtmektedir.

  4. Mahkeme, mevcut davada, başvuranın hükmünün 17 Haziran 2014 tarihinde kesinleştiğini gözlemlemektedir. Başvuran söz konusu tarihten itibaren CMK’nın 141. maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunma hakkına sahip olduğu halde bu hakkından faydalanmamıştır (bk. yukarıda anılan Demir, § 35).

  5. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkemeye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkeme’nin birçok kararında belirttiği üzere bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer /Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006-I). Mahkeme, tutukluluk süresinin uzunluğuyla ilgili olarak yukarıda bahsedilen ve ceza davası kapsamında verilen nihai kararın ardından uygulanabilen hukuk yoluna ilişkin davalarda söz konusu kuraldan ayrılmıştır (ayrıca bk., Tutal ve diğerleri /Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014; İnan /Türkiye (k.k.), no. 14129/11, 4 Kasım 2014; Arıcan /Türkiye (k.k.). no. 47622/10, 5 Eylül 2017; ve Ok ve diğerleri /Türkiye (k.k.), no. 9510/06, 5 Aralık 2017). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.

  6. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümet’in itirazını dikkate alarak, başvuranın söz konusu şikâyetinin, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddeleri uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.

III. SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Başvuran, ayrıca, Sözleşme’nin 5 § 4 ve 13. maddelerine dayanarak, tutukluluğunun kanuna uygunluğu hususunda itirazda bulunabileceği etkili bir iç hukuk yolunun bulunmamasından şikâyetçi olmuştur.

  2. Mahkeme, ilk olarak, Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamındaki şikâyetin sadece 13. maddenin daha genel koşullarıyla ilgili olarak özel hüküm ifade eden (lex specialis) 5 § 4 maddesi kapsamında incelenmesi gerektiğini değerlendirmektedir (bk., Khlaifia ve Diğerleri /İtalya [BD], no. 16483/12, § 266, AİHM 2016 (özetler)).

  3. Hükümet, iç hukukun, CMK’nın 267-271 maddeleri kapsamında, başvurana tutukluluğunun kanuna uygunluğu hususunda itirazda bulunabileceği etkili bir hukuk yolu sunduğunu ancak başvuranın bu yolu kullanmadığını ifade etmiş ve Mahkeme’yi, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca başvurunun bu kısmını reddetmeye davet etmiştir.

  4. Mahkeme ayrıca, başvurunun her halükârda aşağıdaki gerekçelerden dolayı kabul edilemeyeceğinden, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesi savına dayandırılan kabul edilemezlik itirazlarının incelenmesinin gerekli olmadığı görüşündedir.

  5. Mahkeme, ilk olarak, bireylerin tutuklanmasını ve tutukluluk kararlarının kanuna uygunluğu hususunda itirazda bulunulabilecek hukuk yollarını düzenleyen Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17 Aralık 2004 tarihinde değiştirildiğini belirtmek ister. Bu değişiklikler, yani yeni Ceza Muhakemesi Kanunu, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla tutuklu olduğu esnada başvuranın durumuna uygulanabilecek iki farklı kanun bulunmaktadır. Bu nedenle Mahkeme, başvuranın tutukluluğunun kanuna uygunluğu hususunda itirazda bulunabileceği etkili bir iç hukuk yolu olmamasına yönelik şikâyetleri iki farklı kısımda inceleyecektir. İlk kısım, mülga Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlükte olduğu ve başvuranın 23 Aralık 2001 ve 1 Haziran 2005 tarihleri arasındaki tutukluluk haliyle; ikinci kısım ise yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer alan hükümlerin başvuran hakkında uygulanabilir olduğu 1 Haziran 2005 tarihinden sonraki tutukluluk haliyle ilgilidir.

  6. Mahkeme, ilk zaman aralığıyla ilgili olarak, mülga Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 297-304 maddeleri uyarınca başvuranlara tutukluluk hallerinin devamına hükmeden kararlara itiraz edebilmelerine olanak veren hukuk yolunun uygulamada başarılı olma ihtimalinin düşük olduğuna ve sanığa itirazının gerçekten dikkate alındığı bir usul sağlamadığına dair karar verdiğini hatırlatır (bk., Koşti ve Diğerleri /Türkiye, no. 74321/01, § 22, 3 Mayıs 2007; Bağrıyanık /Türkiye, no. 43256/04, §§ 50-51, 5 Haziran 2007; Doğan Yalçın /Türkiye, no. 15041/03, § 43, 19 Eylül 2008; ve Cahit Demirel /Türkiye, no. 18623/03, § 34, 7 Temmuz 2009).

  7. Mahkeme, devam eden bir durum söz konusuysa ve başvuranın faydalanabileceği etkili bir hukuk yolunun mevcut olmadığı başlangıçtan itibaren belli ise, altı aylık süre sınırının söz konusu durumun sonlandığı andan itibaren geçerli olduğunu yineler (bk., Dvoynykh /Ukrayna, no. 72277/01, § 46, 12 Ekim 2006). Benzer bir şekilde, tutukluluk kararına itiraz edilmesine olanak sağlayan bir iç hukuk yolunun olmaması gibi devam eden bir durum söz konusuysa, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi kapsamındaki süre sınırı da söz konusu durumun ortadan kalmasından sonra –örneğin, ilk bakışta(prima facie) iç hukuk sisteminde kullanılabilir ve etkili görünen bir hukuk yolunun oluşturulmasından sonra– sona erer (bk., Danov/ Bulgaria, no. 56796/00, § 57, 26 Ekim 2006).

  8. Mahkeme, Hükümet’in, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi kapsamındaki altı-aylık süre sınırıyla ilgili olarak başvurunun kabul edilebilirliğine yönelik herhangi bir itirazda bulunmadığını belirtir. Bu bağlamda, Mahkeme, altı ay kuralının bir kamu politikası kuralı olduğunun ve dolayısıyla, Hükümet’ten bu yönde bir itiraz gelememiş olmasına rağmen (bk., Walker /Birleşik Krallık (k.k.), no. 34979/97, AİHM 2000-I, ve Khanustaranov /Türkiye, no. 2173/04, § 37, 28 Mayıs 2014), bu hükmü re’sen uygulama yetkisine sahip olduğunun bilincindedir (bk., Assanidze /Gürcistan [GC], no. 71503/01, § 160, AİHM 2004-II).

  9. Somut davanın koşullarına dönüldüğünde, Mahkeme, mülga Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 297-304 maddelerinin; yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2005 tarihine kadar geçerli olduğunu dile getirir. Buna karşın Mahkeme’ye başvuru 16 Kasım 2007 tarihinde yapılmıştır. Buna göre, başvuranın şikâyetlerinin bu kısmı altı aylık süre sınırının dışında kalmaktadır ve bundan dolayı Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.

  10. İkinci zaman aralığıyla ilgili olarak, Mahkeme, yeni Ceza Muhakemesi Kanunu ile oluşturulan iç hukuk yolunu Altınok /Türkiye (no. 31610/08, §§ 50-61, 29 Kasım 2011) (bk., §§ 23 ve 41) kararında incelediğini yineler. Mahkeme, anılan başvuruda, yeni Ceza Muhakemesi Kanunu ile oluşturulan iç hukuk yolunun, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin gereksinimleri ile uyuşmadığına hükmetmiştir. Özellikle, ne başvuranın ne de avukatının Cumhuriyet Savcısının mütalaasından haberdar edilme ve söz konusu mütalaaya cevap verme olanağının olmamasının, taraflar arasındaki silahların eşitliği ilkesine riayet edilmediği anlamına geldiğine karar vermiştir. Buna karşın, bu kararda başvuran, tutukluluk halinin devamına hükmeden belirli bir karara ilişkin şikâyetlerini hem yerel mahkemelerde hem de Mahkeme nezdinde dile getirmiştir. Başvuran, ayrıca özellikle, Ağır Ceza Mahkemesi’nin dava dosyası üzerinden bir karara varması ve cumhuriyet savcısının mütalaasıyla ilgili olarak şahsını bilgilendirmemesinden dolayı silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür (Ceviz /Türkiye, no. 8140/08, § 40, 17 Temmuz 2012 tarihli kararın başvuranı için de aynı durum geçerli olmuştur).

  11. Mahkemeye göre, somut davadaki başvuran, Altınok ve Ceviz davalarındaki başvuranların aksine, tutukluluğunun kanuna uygunluğu hususunda itirazda bulunabileceği etkili bir iç hukuk yolunun olmadığına yönelik şikâyetini belirsiz bir şekilde ve genel anlamda dile getirmiştir. Bu bağlamda başvuran ne belirli bir karara ilişkin şikâyetini dile getirmiş ne de Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca herhangi bir usuli eksikliğe atıfta bulunmuştur (karşılaştırınız Şayık ve Diğerleri /Türkiye, no. 1966/07 ve diğer 6 başvuru, § 17, 8 Aralık 2009).

  12. Mahkeme, yukarıdaki açıklamalar ışığında, başvuranın yerel makamların Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki hakkını hangi yollarla ihlal ettiğine ilişkin herhangi bir açıklamada bulunmamasından dolayı, bu şikâyetin asılsız olduğuna karar vermiştir (bk. Filiz /Türkiye, no. 28074/08, § 69, 4 Mart 2014).

  13. Dolayısıyla, başvuranın tutukluluğunun devamının kanuna uygunluğu hususunda itirazda bulunabileceği etkili bir usulün olmamasına dair şikâyeti açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmelidir.

IV. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Başvuran, soruşturma aşamasında avukat yardımından mahrum bırakıldığı için adil yargılanmadığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca, hakkındaki ceza davalarının uzunluğunun makul olmadığından şikâyetçidir. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

“1. “Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, (...) bir mahkeme tarafından, (...) kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

  1. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

...

(c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, re’sen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;

  1. Hükümet bu şikâyetlere itiraz etmiştir.

A. Kabul edilebilirlik hakkında

  1. Hükümet, başvuranın şikâyetlerinin esasını ulusal mahkemeler nezdinde dile getirmediğini belirterek iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmuştur.

  2. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi zorunluluğunun kural olarak, içtihatlarına göre, Mahkeme’ye başvurulan tarih dikkate alınarak yapıldığını (bk. Trabelsi /Belçika, no. 140/10, § 89, AİHM 2014 (özetler)), ancak bu kuralın, özellikle yeni hukuk yollarının oluşturulmasının ardından, her davanın kendine özgü koşulları kapsamında haklı gerekçelere dayandırılabilecek istisnalara tabi olduğunu hatırlatır. Mahkeme, somut davada genel kuralın istisnası için herhangi bir sebep olmadığı kanısında olup, başvuranın; başvurunun yapıldığı 16 Kasım 2007 tarihi itibariyle mevcut olan iç hukuk yollarını tüketme yükümlüğünü yerine getirip getirmediğini inceleyecektir.

  3. Bu itibarla, Mahkeme hâlihazırda, söz konusu zamanda geçerli olan Türk hukukunun davaların uzunluğuna ilişkin şikâyetlere yönelik etkili hukuk yolları sağlamadığına karar verdiğini hatırlatır (bk. Daneshpayeh /Türkiye, no. 21086/04, § 37, 16 Temmuz 2009). Dolayısıyla, başvuranların, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinin amaçları doğrultusunda, söz konusu zamanda kullanabilecekleri uygun ve etkili bir hukuk yolu bulunmamaktadır (bk., diğerleri arasında, Karakullukçu /Türkiye, no. 49275/99, § 28, 22 Kasım 2005).

  4. Başvuranın avukata erişim hakkı, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren bir suçu işlemekle itham edilmesi sebebiyle 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca kısıtlandığından dolayı benzer değerlendirmeler, başvuranın, Sözleşme’nin 6 § 3 (c) maddesi uyarınca yaptığı şikâyetler için de geçerlidir. Bir diğer deyişle, getirilen kısıtlama sistematiktir. Dolayısıyla, Mahkeme’ye göre, başvuranın gözaltındayken avukat talebinde bulunması ve bunu takiben avukat yardımına erişememesiyle ilgili olarak yerel makamlara yaptığı şikâyetin başarıyla sonuçlanma olasılığı yoktur (bk., diğerleri arasında, Taşçıgil /Türkiye, no. 16943/03, § 32, 3 Mart 2009).

  5. Mahkeme, dolayısıyla, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesine dayanan itirazlarını reddetmiştir. Mahkeme bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve ayrıca kabul edilemezliğe ilişkin herhangi başka bir gerekçenin de bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğunun beyan edilmesi gerekmektedir.

B. Esas hakkında

  1. Gözaltındayken avukata erişim hakkı

  2. Başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren bir suç işlemekle itham edildiği gerekçesiyle 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca avukat yardımından mahrum bırakılmasına ilişkin şikâyette bulunmuştur.

  3. Hükümet, başvuranın avukat yardımından mahrum bırakılmasının başvuran hakkındaki yargılamaların adilliğine halel getirmediğini ileri sürmüştür.

  4. Mahkeme, başvuranın avukata erişim hakkının 3842 sayılı Kanun gereğince kısıtlandığını; bunun da başvuranın yakalandığı sırada uygulanan sistematik bir kısıtlama olduğunu yineler (bk., Salduz /Türkiye [BD], no. 36391/02, § 56, AİHM 2008).

  5. Mahkeme, başvuranın avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamanın sistematik mahiyetinin, özünde, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğini tespit etmek için yeterli olup olmadığını incelemeye gerek duymamaktadır. Zira her halükârda Hükümet, kısıtlamayı zorunlu kılan herhangi bir sebep sunmamış veya soruşturmanın ilk safhasında avukat yardımından faydalandırılmamış olmasının başvuranın savunma haklarına geri döndürülemez biçimde halel getirmediğini ispat etmemiştir (yukarıda anılan Salduz, § 58; İbrahim ve Diğerleri /Birleşik Krallık [BD], no. 50541/08 ve 3 diğer başvuru numarası, § 274). Bu bağlamda, Mahkeme, ilk derece mahkemesinin, başvuran hakkında mahkûmiyet kararı verirken, başvuranın polise verdiği ifadelere dayandığını ifade etmektedir. Ayrıca, yargılama esnasında delilleri kabul edilebilirlik yönünden incelememiştir. Benzer şekilde, Yargıtay da bu meseleyi şeklî olarak ele almış ve bu eksikliğin giderilmesini sağlayamamıştır (bk. Bayram Koç/Türkiye, no. 38907/09, 5 Eylül 2017).

  6. Yukarıdaki açıklamalar, Mahkeme’nin, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar vermesi için yeterlidir.

  7. Yargılamaların uzunluğu hakkında

  8. Başvuran, hakkındaki ceza yargılamalarının aşırı uzun olduğundan şikâyetçi olmuştur.

  9. Hükümet, adli makamlara atfedilecek kayda değer bir hareketsizlik dönemi olmadığını belirtmiştir.

  10. Mahkeme, yargılamaların uzunluğunun makul olup olmadığına dair değerlendirmenin davanın koşulları yanı sıra, davanın karmaşıklığı ve başvuranlar ile ilgili makamların davranışları dikkate alınmak suretiyle gerçekleştirilmesi gerektiğini hatırlatır (bk. diğer birçok karar arasında, Pélissier ve Sassi /Fransa [BD], no. 25444/94, § 67, AİHM 1999-II).

  11. Somut davada Mahkeme, dikkate alınacak sürenin 22 Aralık 2001 tarihinde başvuranın yakalanmasıyla başladığını ve 17 Haziran 2014 tarihinde Yargıtay’ın verdiği kesin karar ile sona erdiğini gözlemlemiştir. Dolayısıyla, her birinde davanın ikişer defa incelendiği iki dereceli yargılama sürecinde yaklaşık 12 yıl 6 ay süren bir dava söz konusudur.

  12. Mahkeme, ayrıca, davanın kendine özgü bir karmaşıklığı olmasına rağmen, bu durumun kendi başına, yargılamaların toplam uzunluğunu gerekçeli kıldığının söylenemeyeceğini ifade etmiştir. Makamların davranışları konusunda ise Mahkeme, yargılamayı yürüten mahkemenin kararının açıklamasının 6 yıldan uzun bir süre aldığını gözlemlemiştir. Bu gecikmeler için ne yeterli bir açıklama sunulmuş, ne de başvuranın yargılamadaki gecikmelere dair bir sorumluluğunun olup olmadığı konusunda bir açıklama yapılmıştır. Elinde bulunan belgeleri dikkate alan Mahkeme, başvurana atfedilebilecek herhangi bir gecikme tespit etmediğini belirtir.

  13. Mahkeme, daha önce mevcut davaya benzer konulara sahip davalarda, genellikle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bk., örneğin, Hayrettin Demir /Türkiye, no. 2091/07, § 54, 24 Temmuz 2012).

  14. Mahkeme, kendisine ibraz edilen tüm belgeleri incelediğinde, Hükümet’in, Mahkeme’nin mevcut koşullarda farklı bir sonuca varmasını sağlayabilecek herhangi bir bilgi veya ikna edici bir delil ileri sürmediği görüşündedir. Mahkeme, bu konudaki içtihadını göz önüne alarak, somut davada yargılamanın aşırı uzun sürdüğüne ve “makul süre” koşulunun sağlanmadığına karar vermiştir (Daneshpayeh /Türkiye, yukarıda anılan § 28, ve Gürbüz ve Özçelik /Türkiye, no. 11/05, § 24, 2 Şubat 2016).

  15. Buna göre, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlâl edilmiştir.

V. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

  1. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:

“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlâl edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlâlin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”

A. Tazminat

  1. Başvuran, 150.000 (yüz elli bin) avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

  2. Hükümet, bu taleplerin dayanaksız ve aşırı olduğunu ileri sürmüştür.

  3. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesiyle ilgili olarak, Mahkeme, bu hükmün ihlalinin tespitinin yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatindedir (bk. Dvorski /Hırvatistan [BD], no. 25703/11, § 117, AİHM 2015). Mahkeme ayrıca, en uygun tazmin şeklinin başvuranın, eğer dilerse, Sözleşme’nin 6. maddesinin gerekliliklerin uygun olarak yeniden yargılanması olacağı görüşündedir (bk. Aydın Çetinkaya /Türkiye, no. 2082/05, § 119, 2 Şubat 2016). Bu nedenle Mahkeme, bu başlık altında herhangi bir ödeme yapılmamasına karar vermiştir.

  4. Başvuran hakkındaki yargılamaların aşırı uzun sürmesinden kaynaklanan ihlal konusunda, Mahkeme, başvuranın yalnızca ihlal tespitiyle tazmin olunamayacak derecede acı ve ıstırap çektiğine kanaat getirmiştir. Mahkeme bu nedenle, başvurana manevi tazminat olarak 7.500 Avro ödenmesini uygun bulmuştur.

  5. Maddi tazminata ilişkin olarak ise, tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik ilişkisinin bulunmadığı kanısına varmış ve bu nedenle söz konusu talebi reddetmiştir.

B. Masraf ve giderler

  1. Başvuran ulusal mahkemeler önünde yargılamalarda gerçekleşen masraf ve giderlerin, cezaevinde tutulduğu süre boyunca gerçekleşen posta, tercüme ve kişisel giderlerin ve kendisini cezaevinde ziyaret eden ailesinin seyahat giderlerinin kendisine geri ödenmesini talep etmiştir. Buna karşın, ne bu gider ve masrafların miktarını belirtmiş ne de bunları destekleyici bir belge ibraz etmiş ve bu başlık altında ödenecek miktarın belirlenmesini Mahkeme’nin takdirine bırakmıştır.

  2. Hükümet belgelere ve faturalara dayandırılmadıklarından dolayı Mahkeme’yi bu talepleri reddetmeye davet etmiştir.

  3. Mahkeme içtihadına göre, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve giderlerin fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir.

  4. Somut davada, Mahkeme, yapılan masrafların miktarını belirtmediği ve destekleyici bir belge ibraz etmediği için başvuranın bu iddiasını kanıtlamadığını gözlemlemektedir. Bu nedenle, bu başlık altında herhangi bir ödeme yapılmamasına karar vermiştir (bk. Cumpǎnǎand Mazǎre /Romanya [BD], no. 33348/96, § 134, AİHM 2004-XI).

C. Gecikme Faizi

  1. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmektedir.

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,

  1. Soruşturma esnasında başvuranın avukat yardımından mahrum bırakılması ve ceza yargılamalarının uzunluğu ile ilgili şikâyetlerin kabul edilebilir, başvurunun geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna;

  2. Soruşturma sırasında başvuranın avukat yardımından mahrum bırakılması sonucunda Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine;

  3. Başvuran hakkındaki ceza davalarının uzunluğu nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;

  4. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiği yönündeki tespitin, başvuranın, bu bağlamda, uğramış olabileceği her türlü manevi zarar karşılığında tek başına yeterli tazmin teşkil ettiğine;

(a) Davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devlet’in para birimine çevrilmek üzere,

(i) Ceza yargılamalarının aşırı uzun sürmesinden kaynaklanan zararlar karşılığında, manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç 7.500 (yedi bin beş yüz avro) ödenmesine;

(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;

  1. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.

İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 13 Mart 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Hasan Bakırcı Robert Spano
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim