CASE OF FATİH TAŞ v. TURKEY (No. 4) - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
FATİH TAŞ / TÜRKİYE DAVASI (No. 4)
(Başvuru no. 51511/08)
KARAR
STRAZBURG
24 Nisan 2018
İşbu karar, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. paragrafında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Fatih Taş / Türkiye (No. 4) davasında,
Başkan,
Robert Spano,
Yargıçlar,
Paul Lemmens,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan ve Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 3 Nisan 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
-
Türkiye aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı Fatih Taş’ın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”) 26 Eylül 2008 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (no. 51511/08) bulunmaktadır.
-
Başvuran, İstanbul Barosu’na bağlı avukatlardan İ. Akmeşe ve Y. Polat tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
-
Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesine dayanarak sahip olduğu yayın evi tarafından yayımlanan iki kitabın, Dağlarda Yaşamın Dili ve Tufanda 33 Gün, içeriğine yönelik olarak kendisi hakkında başlatılan ceza yargılamalarının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
-
18 Eylül 2013 tarihinde başvuranın ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına yönelik şikâyet Hükümete sunulmuştur ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 3 maddesi uyarınca başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğu beyan edilmiştir.
-
Bölüm Başkanı 22 Haziran 2017 tarihli yazısında tarafların "Dağlarda Yaşamın Dili" ve "Tufanda 33 Gün" isimli kitapların kopyalarını Mahkeme’ye sunmasını talep etmiştir. 8 Ağustos 2017 tarihinde başvuran "Dağlarda Yaşamın Dili" isimli kitabın kopyasını iletmiştir. 25 Eylül 2017 tarihinde Hükümet, Tufanda 33 Gün isimli kitabın kopyasını bulamadığını Mahkeme’ye bildirmiştir. 20 Ekim 2017 tarihli yazıda söz konusu kitap hakkında toplama emri olduğu için başvuran aynı şekilde kitaba erişiminin olmadığını Mahkeme’ye bildirmiştir. Başvuran hakkında başlatılan dava dosyasında bulunması gereken kitabın kopyası da bulunamamıştır.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
-
Başvuran 1979’da doğmuş ve İstanbul’da yaşamaktadır. Mevcut başvuruyu doğuran olaylar sırasında Aram Basım ve Yayıncılık isimli bir yayınevinin sahibi ve yazı işleri müdürüydü.
-
Başvuranın yayınevi sırasıyla 2001 Haziran ve 2003 Mart aylarında Dağlarda Yaşamın Dili ve Tufanda 33 Gün isimli iki kitap yayınlamıştır.
-
29 Ağustos 2001 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bağlı savcı, başvuranı eski Ceza Kanunu’nun 169. Maddesi uyarınca Dağlarda Yaşamın Dili isimli kitabı yayınladığı gerekçesiyle yasadışı silahlı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine sunmuştur.
-
24 Temmuz 2002 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranın suçunu sabit bularak onu mahkûm etmiştir.
-
1 Mayıs 2003 tarihinde Yargıtay temyiz üzerine 24 Temmuz 2002 tarihli kararı onamıştır.
-
23 Eylül 2003 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bağlı savcı, eski Ceza Kanunu’nun 169. maddesi 7 Ağustos 2003 tarihinde değişikliğe uğradığı için ilgili mahkemenin 24 Temmuz 2002 tarihli kararını gözden geçirmesini talep etmiştir. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi talebi kabul etmiştir.
-
16 Haziran 2004 tarihli ve 5190 sayılı Kanun gereğince Devlet Güvenlik Mahkemeleri kapatılmıştır. Dağlarda Yaşamın Dili isimli kitaba ilişkin olarak başvuran hakkında açılan dava İstanbul Ağır Ceza mahkemesine devredilmiştir.
-
16 Ağustos 2003 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bağlı savcı, başvuranı eski Ceza Kanunu’nun 169. Maddesi uyarınca Tufanda 33 Gün isimli kitabı yayımladığı gerekçesiyle PKK’ya yardım ve yataklık etmekle suçlayan iddianameyi İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine sunmuştur. İddianameye göre kitabın 129, 130 ve 135. sayfalarında PKK’nın ve lideri Abdullah Öcalan’ın mücadeleleri övülmüştür ve böylece başvuran basın aracılığıyla PKK’ya yardım etmiştir.
-
30 Nisan 2007 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Dağlarda Yaşamın Dili ve Tufanda 33 Gün isimli kitaplara ilişkin davaların birleştirilmesine karar vermiştir.
-
7 Aralık 2007 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı Terörle Mücadele Kanunu’nun (3713 Sayılı Kanun) 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca iki kitap yayınladığı için 2 defa PKK lehine propaganda yapmaktan mahkûm etmiştir ve 6 ay hapis cezası vermiştir. Tufanda 33 Gün isimli kitaba ilişkin olarak ağır ceza mahkemesi, kitabın 129, 130 ve 135. sayfalarında PKK ve lideri Abdullah Öcalan’ın övüldüğü ve böylece terör örgütü lehine propaganda yapma suçunun işlendiği görüşündedir. Ek olarak Ağır Ceza Mahkemesi kitabın PKK’nın fikirlerinin topluma aktarılmasına izin verdiği ve örgüte sempatizan kazandırmak amacını güttüğü görüşündedir.
-
25 Haziran 2009 tarihinde Yargıtay 7 Aralık 2007 tarihli kararı bozmuştur ve ilk derece mahkemesinin, Dağlarda Yaşamın Dili isimli kitaba ilişkin davanın başvuranın önceki mahkûmiyetine ilişkin uyarlama yargılaması olması gerekçesiyle iki davayı birleştirmemesi gerektiğini belirtmiştir.
-
7 Aralık 2009 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Dağlarda Yaşamın Dili isimli kitabı yayınladığı gerekçesiyle başvuranı 3713 Sayılı Kanunun 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca suçlu bulmuştur ve para cezası vermiştir.
-
3 Haziran 2013 tarihinde Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
-
13 Kasım 2013 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 7 Aralık 2009 tarihli kararında açıklanan cezanın infazının geri bırakılmasına karar vermiştir.
-
Bu sırada İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay’ın 25 Haziran 2009 tarihli kararını takiben Tufanda 33 Gün isimli kitabın yayınlanmasıyla ilişkili yargılamaları devam ettirmiştir.
-
21 Ekim 2009 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Tufanda 33 Gün isimli kitabı yayımlayarak PKK lehine propaganda yaptığı gerekçesiyle başvuranı 3713 Sayılı Kanunun 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca mahkûm etmiştir ve 10 ay hapis cezası vermiştir. Ağır ceza mahkemesi kararında kitabın 129, 130 ve 135. sayfalarında PKK ve lideri Abdullah Öcalan’ın övüldüğünü ve böylece terör örgütü lehine propaganda yapma suçunun işlendiğini tekrarlamaktadır. Mahkeme, bu sayfalarda kullanılan ifadelerin Sözleşme’nin 10. maddesince korunmadığı ve bunların ifade özgürlüğü hakkını suiistimal ettiği görüşündedir. Ağır Ceza Mahkemesi ek olarak bu kitabın PKK’nın fikirlerinin kamuya aktarılmasına izin verdiği ve örgüte sempatizan kazandırmayı ve dolayısıyla Türk Cumhuriyeti Devleti’nin üniter yapısını bozmayı amaçladığı kanısına varmaktadır.
-
Başvuran temyize gitmiştir.
-
15 Şubat 2012 tarihinde Yargıtay Tufanda 33 Gün isimli kitabın yayımlanmasına ilişkin yargılamaların, kovuşturmanın zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle düşürülmesine karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
- 7 Ağustos 2003 tarihine kadar eski Ceza Kanunu’nun 169. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Her kim, böyle bir cemiyete ve çeteye hal ve sıfatlarını bilerek barınacak yer gösterir veya yardım eder yahut erzak veya esliha ve cephane veya elbise tedarik eder veya her ne suretle olursa olsun hareketlerini teshil ederse üç seneden beş seneye kadar ağır hapis ile cezalandırılır....”
7 Ağustos 2003 tarihinde yürürlüğe giren 4963 Sayılı Kanun’la birlikte yukarıdaki metinden " her ne suretle olursa olsun hareketlerini teshil ederse" ifadesi çıkarılmıştır.
- 7 Ağustos 2003 ve 18 Temmuz 2006 tarihleri arasında 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki gibidir:
“Yukarıdaki fıkra uyarınca meydana getirilen örgüt mensuplarına yardım edenlere ve şiddet ya da diğer terörizm yöntemlerini teşvik ederek örgütle ilgili propaganda yapanlara bir yıldan beş yıla kadar hapis ve 5 milyon liradan 1 milyar liraya kadar ağır para cezası verilir...”
3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasının ilk cümlesinin 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun tarafından değiştirilmiş hali aşağıdaki gibidir:
“Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...”
3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasının ilk cümlesinin 30 Nisan 2013 tarihinde 6459 sayılı Kanun tarafından değiştirilmiş hali aşağıdaki gibidir:
“Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
- Başvuran, kendisinin Dağlarda Yaşamın Dili ve Turfanda 33 Gün isimli kitapların yayımlaması üzerine hakkında başlatılan cezai yargılamaların Sözleşme’nin 10. maddesini ihlal ettiğinden şikâyet etmektedir. Sözleşme’nin 10. maddesi aşağıdaki gibidir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
-
Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir."
-
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmıştır.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
-
Dağlarda Yaşamın Dili isimli kitabın yayınlanmasına ilişkin başvuran hakkında başlatılan yargılamalara ilişkin olarak
-
Mahkeme 29 Ağustos 2001 tarihli iddianame kapsamında başvuran hakkında başlatılan yargılamaların, 1 Mayıs 2003 tarihinde Yargıtay’ın Eski Ceza Kanunu’nun 169. maddesi kapsamında başvuranın mahkûmiyetini onamasıyla sona ermiştir. Bunu takip eden ve 23 Eylül 2003 ile 13 Kasım 2013 tarihleri arasında mahkeme önünde bekleyen yargılamalar, sadece yasal değişiklikler gereğince başvuranın mahkûmiyetine ilişkin uyarlama yargılamalarıdır. Bunun yanında Yargıtay, 25 Haziran 2009 tarihli kararında başvuranın mahkûmiyetinin Yargıtay’ın 1 Mayıs 2003 tarihli kararı ile kesinleştiğini belirtmektedir. Başvurunun 26 Eylül 2008’de yapılması göz önüne alındığında Mahkeme başvurunun bu kısmının uygun zaman sürecinde başvurulmadığı ve Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi gereğince reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
-
Tufanda 33 Gün isimli kitabın yayınlanmasına ilişkin başvuran hakkında başlatılan yargılamalara ilişkin olarak
-
Hükümet Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamında mağdur statüsünün olmadığını iddia etmektedir çünkü başvuran yargılamalar sonrasında mahkûm edilmemiştir. Hükümet, Mahkeme’yi başvuranın şikâyetini Sözleşme’nin hükümlerine ilişkin olarak kişi bakımından bağdaşmaz olduğu gerekçesiyle reddetmeye davet etmiştir.
-
Mahkeme, Hükümet’in başvuranın "mağdur statüsü" olmadığı yönündeki itirazının bu başlık altında başvuranın şikâyetlerinin esaslarıyla yakından bağlantılı olduğu görüşündedir. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca başvurunun bu kısmının başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını ve bu nedenle kabul edilebilir olarak beyan edilmesi gerektiğini belirtir.
B. Davanın Esası
-
Tarafların beyanları
-
Hükümet, başvuran hakkında açılan davaların zaman aşımına uğrayarak bitmesi gerekçesiyle başvuranın mağdur statüsüne sahip olduğunu iddia edemeyeceğini belirtmiştir. Bu nedenle, başvuranın ifade özgürlüğüne herhangi bir müdahale olmadığına karar vermiştir. Olsa bile, Hükümet başvuranın 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca yargılandığını ve bu müdahalenin kanunda öngörülmüş olduğunu kaydetmektedir. Ayrıca yerel otoriteler ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün ve kamu güvenliğinin korunmasının yanı sıra suçun önlenmesi gibi meşru amaçları izlediklerini ileri sürmüştür. Demokratik bir toplumda müdahalenin gerekliliğine ilişkin olarak, Hükümet Mahkeme’nin bu alandaki içtihadından haberdar olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte Hükümet, başvuranın ABD, BM, NATO ve EU gibi bir takım uluslararası organizasyonlar ve devletler tarafından terörist örgüt olarak kabul edilen PKK lehine propaganda yapmaktan mahkûm edildiğini ifade etmektedir.
-
Başvuran, 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca sonunda mahkûm edildiği yargılamaların Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından güvence altına alınan hakkına müdahale teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Ayrıca söz konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olmadığını iddia etmiştir.
-
Mahkeme’nin değerlendirmesi
a. Müdahalede bulunulup bulunulmadığı hakkında
- Mahkeme, öncelikle koşulları mevcut davayla benzerlik gösteren Dilipak/Türkiye (no. 29680/05, §§ 44-51, 15 Eylül 2015) davasında Hükümetin benzer şekilde kabul edilebilirliğe ilişkin yaptığı itirazları incelediğini ve bunları reddettiğini kaydeder. Mahkeme, farklı bir sonuca varmasını gerektirecek bir sebep görmemiştir. Özellikle, başvuran hakkındaki cezai suçlamalar oldukça uzun bir süre beklemedeydi ve başvuran bu cezai yargılamalar sırasında ve sonrasındaki süreçte bir yayıncı olarak aynı konulara ilişkin başka kitaplar yayınlaması durumunda bunun yasal sonuçlarının olmayacağından emin olamamıştır. Mahkeme, başvuran hakkında yürütülen sekiz buçuk yıllık ceza yargılamalarının oluşturabileceği caydırıcı etki göz önüne alındığında bu yargılamaların başvuran üzerinde salt varsayımsal bir risk oluşturduğunun söylenemeyeceği; bu durumun kendiliğinden gerçek ve etkili kısıtlamalar oluşturduğu görüşündedir. Yargılamaların zamanaşımına uğradığını bildiren beyan, sadece söz konusu risklere bir son vermiştir, ancak bu risklerin başvuranı önemli bir süre boyunca baskı altında bıraktığı gerçeğini değiştirmemiştir (aynı davada §§ 49 ve 50; ayrıca bk. Semir Güzel/Türkiye, no. 29483/09, §§ 26-31, 13 Eylül 2016). Mahkeme, Hükümet’in itirazını reddetmiştir ve söz konusu ceza yargılamalarının, başvuranın Sözleşme’nin 10. maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkına bir “müdahale” teşkil ettiğine karar vermiştir.
b. Müdahalenin haklı gerekçelere dayanıp dayanmadığı hakkında
34 Mahkeme taraflar arasında müdahalenin kanunla öngörülmüş olmasına ilişkin bir ihtilafın bulunmadığına dikkat çekmiştir. Mevcut davadaki ihtilaf, müdahalenin meşru bir amaç izleyip izlemediği ve "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığı ile ilişkilidir (Agit Demir/Türkiye, no. 36475/10, § 73, 27 Şubat 2018[1]). Mahkeme, mevcut davada ulusal makamların ulusal güvenliğin korunması ve düzensizlik ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçları izlediğinin düşünülebileceğini kabul etmeye hazırdır (bk., Faruk Temel/Türkiye, no. 16853/05, § 52, 1 Şubat 2011).
-
Mahkeme, demokratik bir toplumda müdahalenin gerekliliğine ilişkin olarak, 10. madde ile ilgili kararlarında belirtilen temel ilkeleri yinelemektedir (bk., örneğin, Sürek/Türkiye (no. 1) [BD], no. 26682/95, §§ 58-59, AİHM 1999‑IV; Şener/Türkiye, no. 26680/95, §§ 39-43, 18 Temmuz 2000; ve Bédat/İsviçre [BD], no. 56925/08, § 48, AİHM 2016). Mahkeme, medyaya ilişkin yukarıda geçen kararlarda yer alan ilkelerin, genel olarak kitapların veya süreli yayınların dışında kalan yazılı metinlerin yayımlanması için geçerli olduğunu düşünmektedir (bk., Association Ekin/Fransa, no 39288/98, §§ 56-57, AİHM 2001‑VIII, ve Çamyar ve Berktaş/Türkiye, no. 41959/02, § 36, 15 Şubat 2011). Mahkeme, başvuran hakkındaki cezai yargılamaların başvuranın söz konusu yayın evinin sahibi ve söz konusu kitabın baş editörü olduğu gerekçesiyle bu kitabın yayınlanması aracılığıyla yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık etme ve örgüt lehine propaganda yapma suçlamalarına dayandığını kaydetmektedir. Bu yüzden ihtilaf konusu müdahaleye politik demokrasinin düzgün işleyişini sağlamada basının temel rolü bağlamında da bakılmalıdır (aynı davada, § 37, ve alıntı yapılan diğer davalar).
-
Mahkeme, taraflar Mahkeme’ye Tufanda 33 Gün isimli kitabın bir kopyasını iletemediği için başvuran hakkında başlatılan ceza yargılamalarının odak noktasında olan bu kitabın bir kopyasını elinde bulundurmadığını bildirmiştir (bk., § 5 ). Bununla birlikte Mahkeme’nin ikincil yapısı ve ulusal mahkemelerin önündeki delilleri kendilerinin incelemesinin genel bir kural olması göz önüne alındığında (bk., Ringier Axel Springer Slovakia, a. s./Slovakya, no. 41262/05, § 107, 26 Temmuz 2011), Mahkeme mevcut davadaki "gereklilik" değerlendirmesinin yerel yargı mercilerinin uyguladığı gerekçelere dayandırılarak yapılması gerektiği görüşündedir (bk., Gündüz/Türkiye, no. 35071/97, § 46, AİHM 2003‑XI)..
-
Bu bağlamda Mahkeme, dava dosyasındaki belgelere göre 16 Ağustos 2003 tarihinde başvuran İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bağlı savcı tarafından Tufanda 33 Gün isimli kitabı yayınladığı gerekçesiyle PKK’ya yardım ve yataklıktan suçlandığını kaydeder. Başvuranı 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca mahkûm eden 7 Aralık 2007 ve 21 Ekim 2009 tarihli kararlarında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, kitabın 129, 130 ve 135. sayfalarında PKK ve lideri Abdullah Öcalan’ın övüldüğüne ve böylece terör örgütü lehine propaganda yapma suçunun işlendiğine karar vermiştir. Ağır ceza mahkemesi her iki hükmünde de kitabın PKK’nın fikirlerini kamuoyuna aktarmasını sağladığını ve bunun da örgüte daha çok sempatizan kazandırmak için kullanıldığı görüşündedir. Bahsedilen mahkeme 21 Ekim 2009 tarihli kararında kitabın Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üniter yapısını yok etmeyi amaçladığını da belirtmiştir.
-
Mahkeme, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararlarında ihtilaf konusu ifadelerin ne şekilde PKK ve liderini övdüğünü açıklamada ve netleştirmede yetersiz kaldığını gözlemlemiştir. Daha da önemlisi, ne başvuran hakkında cezai yargılamaları başlatan savcının ne de İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin ihtilaf konusu ifadeleri Sözleşme’nin 10. maddesindeki ilkeler ışığında incelediği anlaşılmaktadır. Dava dosyasında yerel makamların, iddia edilen ifadelerin şiddeti, silahlı direnişi veya ayaklanmayı teşvik edecek bir anlam içerip içermediğini ya da belirli kimselere karşı derin ve irrasyonel bir nefret aşılayarak şiddete sevk edip edemeyeceğini araştırdığını gösteren hiçbir şey bulunamamıştır. Mahkeme’ye göre "söz konusu kitabın PKK’nın fikirlerini kamuoyuna aktarmasını sağladığı ve bunun örgüte daha çok sempatizan kazandırma amacını güttüğü ve dolayısıyla devletin üniter yapısını yok etmeyi amaçladığı" şeklinde yapılan değerlendirme, Sözleşme’nin 10. maddesindeki ilkelere uygun olarak standartların uygulanması olarak görülemez.
-
Yukarıda belirtilen hususlar ışığında Mahkeme, iddia edilen müdahalenin (hapis cezası söz konusu olan ciddi ceza suçlamalarına dayanması ve başvuran hakkında başlatılan ceza yargılamalarının önemli bir süre boyunca devam etmesi) göz ardı edilemez bir sosyal ihtiyaca cevap vermediği ve izlenen meşru amaçla orantılı olmadığı görüşündedir. Bu sebeple mevcut davadaki müdahale demokratik bir toplumda gerekli değildir. (aynı § 73)
Dolayısıyla Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin bir ihlal bulunmaktadır.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
- Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
-
Tazminat
-
Başvuran manevi tazminat olarak 20.000 (EUR) avro talep etmiştir.
-
Hükümet başvuran tarafından talebin miktarının aşırı olduğunu bildirmiştir.
-
Dolayısıyla Mahkeme, hakkaniyet temelinde karar vererek, başvurana manevi zararlar karşılığında 2.500 avro tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
B. Masraf ve Giderler
-
Başvuran ayrıca, AİHM önünde gerçekleşen yargılama masraf ve giderleri karşılığında 5,622 Türk Lirası (TRY) (yaklaşık olarak 1,866 avro) talep etmiştir. Başvuran talebini desteklemek üzere Türkiye Barolar Birliği’nin ücret baremini sunmuştur.
-
Hükümet, söz konusu taleplere itiraz etmiştir.
-
Mahkeme’nin içtihadına göre, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamalarını fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mevcut davada, Mahkeme başvuranların yalnızca Türkiye Barolar Birliği’nin ücret baremine atıfta bulunduklarını ve herhangi bir destekleyici belge sunmadıklarını belirtmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme başvuranların masraf ve giderlerine ilişkin taleplerine yönelik herhangi bir miktar vermemiştir.
C. Gecikme faizi
- Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
-
Başvuru Tufanda 33 Gün isimli kitabın yayınlanması gerekçesiyle başvuran hakkında başlatılan suç yargılamalarıyla ilgili olduğu için başvurunun kabul edilebilir olduğuna ve kalan kısmın kabul edilemez olduğuna;
-
Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna;
-
(a) Davalı devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere ve miktara yansıtabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere 2.500 avro manevi tazminat ödenmesine:
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.
- Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 14 Ekim 2014 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Robert Spano
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
- Karar henüz nihai değildir.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.