CASE OF ERGÜNDOĞAN v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

ERGÜNDOĞAN / TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru No. 48979/10)

KARAR

STRAZBURG

17 Nisan 2018

İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullara göre kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

Ergündoğan / Türkiye davasında,

Başkan,

Robert Spano,

Yargıçlar,
Paul Lemmens,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 27 Mart 2018 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:

USUL

  1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (48979/10 No.lu) davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Yalçın Ergündoğan’ın (“başvuran”) 20 Temmuz 2010 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması’na İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
  2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat E. Keskin tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
  3. Başvuran, bir gazetede kendisi tarafından bir makalenin yayımlanmasının ardından hakaret suçundan cezaya mahkûm edilmesi nedeniyle ifade özgürlüğü hakkının ihlâl edildiğini ileri sürmüştür.
  4. Başvuranın ifade özgürlüğünün ihlâline ilişkin şikâyet, 8 Eylül 2016 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geri kalan kısmının Mahkeme İçtüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

  1. Başvuran, 1953 doğumlu olup, İstanbul’da ikâmet etmektedir. Başvuran, olayların meydana geldiği dönemde, Birgün gazetesinde köşe yazarı olarak görev yapmaktaydı.
  2. 26 Nisan 2005 tarihinde, başvuran tarafından kaleme alınan “H.B.nin gerçek yüzü - Müritleri H.B.ye karşı isyan ettiler” başlıklı makale, yukarıda belirtilen gazetenin 6. sayfasında yayımlanmıştır. Makalenin alt başlığı şu şekildeydi: “BTP’nin [Bağımsız Türkiye Partisi] Başkanı H.B.nin mağdurları bir internet sitesi kurmuşlardır.” Makalede, sözü edilen internet sitesinden alınan, H.B.nin bir fotoğrafı ile beş kadının fotoğrafları gösterilmiştir. Söz konusu beş kadının tam isimleri, bu makalede belirtilmiştir. Makale metni özellikle şu şekilde okunabilmekteydi:

“Bağımsız Türkiye Partisi’nin (BTP) Başkanı H.B.nin mağdurları bir internet sitesi kurmuşlardır. Mağdurların iddialarına göre, H.B., resmi eşinin yanı sıra, üç asil [eş] ve bir yedek [eş] ile sayısı bilinmeyen eşlere ve çocuklara sahiptir. Diğer eşlerden doğan çocukları da resmi eşinin [nüfus kütüğü] üzerine kayıtlıdırlar. [www.h...b...t...com] isimli internet sitesinde yayın yapan, kendilerini [H.B.ye] karşı isyan eden H.B.nin mağdurları olarak tanımlayan grup “Biz kimiz” sorusuna şu şekilde cevap vermektedir: “Biz H.B.nin müritleri olduktan sonra, tarikattan ayrılan ve bir araya gelen (...) kişileriz. Biz, H.B.nin ve çevresinin mağduru olan, dünya ve ahiret [hayatları] mahvedilen, aldatılan, sömürülen ve bir köşeye atılan kişileriz. H.B.nin mağduru olan herkesi bizi desteklemeye davet ediyoruz”. Ayrıca, profesör unvanı yalan olan H.B. hakkında yorum ve bilgilerin [yer aldığı] sitenin adı [www.h...b...h...org]’tır.

Siteye göre, H.B. “Bu durumun daha sonra manevi yakınlığa dönüşebilmesi için önce fiziksel yakınlık kurmalıyız. Şayet fiziksel bir yakınlık kuramazsak, Allah’tan aldığım ilhamı size iletemem.” Sitede yayımlanan bir iddiaya göre, H.B. ile dini olarak evli olan eşlerden biri, Yargıtay üyesinin kızıdır (...). (...)”

  1. Farklı tarihlerde, H.B. ile fotoğrafları söz konusu makalede yayımlanan üç kadın, Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı’na başvuran hakkında suç duyurusunda bulunmuşlardır. İlgililer, başvuranın makalesinin içeriğinin itibarlarını zedelediğini iddia etmişlerdir.
  2. Öte yandan, 5 Mayıs, 8 Temmuz ve 7 Kasım 2005 tarihlerinde, H.B. ile fotoğrafları ve isimleri söz konusu makalede yayınlanan iki kadın tarafından gönderilen tekzip metinleri gazetede yayımlanmıştır. Bu tekzip metinlerinde, ilgililer, söz konusu makalede haklarında dile getirilen bütün iddiaları reddetmişlerdir.
  3. 26 Mayıs 2005 tarihli iddianameyle, Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı, başvuranı basın yoluyla hakaret etmekle suçlamıştır.
  4. 28 Ocak 2010 tarihinde, Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi (“Asliye Ceza Mahkemesi”) başvuranı hakaretten suçlu bulmuş ve ilgiliyi, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 125. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, söz konusu tarihte 1.005,80 Avro (EUR) olan 2.100 Türk lirası (TRY) adli para cezasına mahkûm etmiş ve bu para cezası hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi, ihtilaf konusu makalenin içeriğini, hazırlanma şeklini ve bu makalede üç şikâyetçinin fotoğraflarının gösterilmesini dikkate alarak, makalenin eleştiri sınırlarını aştığı ve bir bütün olarak değerlendirildiğinde, şikâyetçilerin onuruna, şerefine ve saygınlığına zarar verdiği kanısına varmıştır.
  5. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, 18 Şubat 2010 tarihinde, Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.
  6. Öte yandan, 15 Ekim 2007 tarihinde, başvuranın makalesinin yayımlanması nedeniyle maruz kaldığını iddia ettiği manevi zararın tazmin edilmesi için H.B. tarafından açılan hukuk davası kapsamında, Beyoğlu Sulh Hukuk Mahkemesi, başvuranın makalesinin H.B.nin kişilik haklarına zarar verdiği kanaatine vararak, başvuranı ve Birgün gazetesinin yayıncı şirketini H.B.ye 1.500 TRY (söz konusu tarihte 901,17 avro) ödemeye mahkûm etmiştir. Dava dosyası, bu davanın sonucu hakkında herhangi bir bilgi içermemektedir.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI

  1. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 26 Eylül 2004 tarihli 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “hakaret” başlıklı 125. maddesinin somut olaya ilişkin kısımları aşağıdaki gibidir:

“Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(...)”

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

  1. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  2. Başvuran, hakkında açılan ceza davasının ve bu davanın sonunda verilen kararın Sözleşme’nin 10. maddesiyle öngörülen ifade özgürlüğü hakkını ihlâl ettiğini ileri sürmektedir. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:

"1. Herkes, ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.

  1. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir."

A. Kabul edilebilirlik hakkında

  1. Hükümet, Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında dile getirilen şikâyetin kişi yönünden (“ratione personae”) yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğu yönünde itirazını ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın ceza davasının sonunda adli para cezasına mahkûm edilmesinin ardından bu ceza hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle, ilgili hakkında son olarak herhangi bir mahkûmiyet kararı verilmediği ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilgilinin adli siciline kaydedilmediği gerekçesiyle, ilgilinin mağdur sıfatı taşımadığını ileri sürmektedir.
  2. Başvuran, bu itiraz hakkında herhangi bir görüş sunmamaktadır.
  3. Mahkeme, hükmün açıklanmasının geri bırakılması tedbirinin, başvuranın ifade özgürlüğünü kullanmasına yönelik yapılan müdahale nedeniyle doğrudan zararlarına maruz kaldığı ceza davasının sonuçlarını önlediğinin veya telafi ettiğinin kabul edilemeyeceği kanısına varmaktadır (Aslı Güneş/Türkiye (kk.), No. 53916/00, 13 Mayıs 2004, ve Yaşar Kaplan/Türkiye, No. 56566/00, §§ 32 ve 33, 24 Ocak 2006). Dolayısıyla, Hükümetin başvuranın mağdur sıfatının bulunmamasına ilişkin itirazını reddetmek gerekmektedir.
  4. Diğer yandan, Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.

B. Esas hakkında

  1. Tarafların iddiaları

  2. Başvuran, gazetecilik mesleğini yerine getirdiği gerekçesiyle mahkûm edildiğini ve yıllarca bu mahkûmiyet kararının sonuçlarına maruz kaldığını ileri sürmektedir.

  3. Hükümet her şeyden önce, başvuran hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilgilinin ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale olarak değerlendirilemeyeceğini, zira ilgilinin adli siciline kaydedilmeyen bu kararın ilgili hakkında herhangi bir hukuki sonuç doğurmadığını veya caydırıcı bir etki yaratmadığını iddia etmektedir.

  4. Hükümet akabinde, şayet ihtilaf konusu müdahalenin varlığının ortaya konulması gerekirse, bu müdahalenin yasal dayanağının TCK’nın 125. maddesi olduğunu ve başkalarının itibarı ile haklarının korunmasına ilişkin meşru amaç izlediğini belirtmektedir.

  5. Hükümet ayrıca, başvuranın yalnızca makalesinde dile getirilen iddiaları desteklemek için bir internet sitesine atıfta bulunduğunu ve kamuoyunda tanınmayan kişilerin fotoğraflarını ve tam isimlerini yayımladığını belirtmektedir. Hükümet, ihtilaf konusu makalenin toplumu bilgilendirmek amacıyla ve gerçekliğe uygun olarak hazırlandığının iddia edilemeyeceği kanısına varmaktadır. Hükümet, H.B.nin kamuoyunda tanınan bir kişi olmasına rağmen ihtilaf konusu makaleden, bu makalenin kamu yararını ilgilendiren bir konuyla ilgili olmadığının anlaşıldığını ileri sürmektedir. Dolayısıyla, Hükümet, yerel mahkemelerin başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile şikâyetçilerin özel hayatlarına saygı hakkı arasında âdil bir denge kurdukları kanaatine varmaktadır.

2. Mahkemenin değerlendirmesi

a) Genel ilkeler

  1. İfade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekliliğinin” değerlendirilmesine imkân veren genel ilkeler, Mahkemenin içtihadında belirtilmekte ve aşağıdaki gibi özetlenmektedir (bkz., yakın bir tarihte verilen kararlar arasında, Bédat/İsviçre kararı [BD], No. 56925/08, § 48, AİHM 2016):

“i. İfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun temel dayanaklarından ve bu toplumun gelişimine ve her bireyin kendisini gerçekleştirmesine yönelik temel koşullardan birini teşkil etmektedir. Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasına konu olan ifade özgürlüğü; sadece lehte olan veya incitici olarak algılanmayan ya da dikkate almaya değmeyecek nitelikteki “bilgi” veya “düşünceler” için değil, aynı zamanda, inciten, gücendiren veya rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Bunlar, “demokratik bir toplumu” var eden çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin gerekleridir. 10. maddede belirtilen bu özgürlük, istisnalara tabidir; ancak söz konusu istisnaların (...) katı bir biçimde yorumlanması ve herhangi bir kısıtlamaya ihtiyaç duyulduğunun ikna edici şekilde ortaya konulması gerekir (...)

ii. Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası kapsamında “gerekli” sıfatı, “zorlayıcı bir toplumsal gereksinimin” varlığını ifade etmektedir. Sözleşme’ye Taraf Devletler, bu tür bir gereksinimin söz konusu olup olmadığını değerlendirmede belli ölçüde bir takdir yetkisine sahiptirler; ancak bu, gerek yasaları gerekse bağımsız bir mahkeme tarafından alınmış olanlar da dâhil bunları uygulamaya yönelik kararları kapsayan Avrupa denetimi ile bir arada yürümektedir. Bu nedenle Mahkeme, “bir kısıtlamanın”, 10. madde ile korunan ifade özgürlüğüyle bağdaşıp bağdaşamayacağı konusunda nihai kararı verme yetkisine sahiptir.

iii. Mahkemenin görevi, denetleyici yargı yetkisini kullanırken, yetkili ulusal mahkemelerin yerini almak değil; daha ziyade bu mahkemelerin takdir yetkileri uyarınca vermiş oldukları kararları 10. madde kapsamında yeniden gözden geçirmektir. Bu durum; söz konusu denetimin, davalı Devletin takdir yetkisini makul ve dikkatli bir şekilde ve iyi niyetli olarak kullanıp kullanmadığını belirlemekle sınırlı olmadığı anlamına gelmektedir. Mahkemenin yapması gereken, şikâyet konusu müdahaleyi davanın bütünü ışığında değerlendirmek ve bu müdahalenin “ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı” olup olmadığını ve ulusal makamlarca söz konusu müdahaleyi haklı çıkarmak amacıyla ileri sürülen gerekçelerin ‘ilgili ve yeterli’ olup olmadığını tespit etmektir (...) Mahkeme, bu tespiti gerçekleştirirken, ulusal makamların, Sözleşme’nin 10. maddesinde öngörülen ilkelere uygun kuralları uyguladıklarına ve dava konusu olayların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayandıklarına ikna olmalıdır (...)

Verilen cezaların niteliği ve ağırlığı da, müdahalenin orantılığı değerlendirilirken dikkate alınması gereken unsurlardır (...)”

  1. Mahkeme, ulusal mahkemelerin vardıkları sonuçların uygunluğunu ve yeterliliğini değerlendirmek için, ikincillik ilkesi uyarınca, mahkemelerin, bu konuya ilişkin yerleşik içtihadı ışığında, söz konusu çelişen menfaatleri nasıl dengelediklerini göz önünde bulundurmaktadır (bkz., Erla Hlynsdottir/İzlanda (No. 2), No. 54125/10, § 54, 21 Ekim 2014). Mahkeme, tedbirin gerekliliğine ilişkin yargısal incelemenin niteliğinin Sözleşme’nin 10. maddesi açısından orantılılık değerlendirmesi bağlamında özel bir önem taşıdığını hatırlatmaktadır (bkz., Animal Defenders International/Birleşik Krallık, [BD], No. 48876/08, § 108, AİHM 2013 (alıntılar)). Böylelikle, ihtilaf konusu tedbire ilişkin etkin bir yargısal denetimin yapılmaması, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlâl edildiği yönündeki tespiti haklı gösterebilmektedir (Matúz/Macaristan, No. 73571/10, § 35, 21 Ekim 2014).
  2. Mahkeme, mevcut davayı bu ilkeler ışığında inceleyecektir.

b) Bu ilkelerin somut olaya uygulanması

  1. Mahkeme, başvuranın, Birgün gazetesinde yayımlanan bir makalenin içeriği nedeniyle H.B. ve diğer üç şikâyetçiye karşı hakaret suçundan dolayı, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen adli para cezasına mahkûm edilmesinden şikâyet ettiğini kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranın hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıyla birlikte cezaya mahkûm edilmesinin, bu durumun neden olabileceği caydırıcı etki dikkate alındığında, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği kanısına varmaktadır (Erdoğdu/Türkiye, No. 25723/94, § 72, AİHM 2000‑VI; ayrıca bkz., aksi yönde bir karar için (“a contrario”), Otegi Mondragon/İspanya, No. 2034/07, § 60, AİHM 2011). Mahkeme ardından, bu müdahalenin yasal dayanağının Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinin 2. fıkrası olduğunu ve müdahalenin başkalarının itibarının ve haklarının korunması yönünde meşru amaç izlediğini tespit etmektedir. Bu müdahalenin gerekliliğiyle ilgili olarak, Mahkeme, somut olaydaki rolünün, her şeyden önce, başvuranın kararlarına itiraz ettiği ulusal mahkemelerin, bunu yapmak için belirlediği kriterler ışığında (yukarıda 23 ve 24. paragraflar), başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile başvuranın makalesinde suçlanan kişilerin özel hayatlarına saygı hakkı arasında âdil bir denge kurup kurmadıklarını tespit etmekten ibaret olduğunu hatırlatmaktadır (Couderc ve Hachette Filipacchi Associés/Fransa [BD], No. 40454/07, § 95, AİHM 2015 (alıntılar)).
  2. Mahkeme, ihtilaf konusu makalede, kendilerini H.B.nin mağdurları olarak gören kişiler tarafından bir internet sitesinde yayımlanan iddiaların anlatıldığını tespit etmektedir. Mahkeme, H.B.nin hem siyasi bir partinin başkanı hem de dini bir tarikatın lideri olarak kamuoyunda tanınan bir kişi olduğunu gözlemlemekte ve ihtilaf konusu makalede yayımlanan bilgilerin H.B.nin kamusal faaliyetlerini ilgilendirmediğini kaydetmektedir. Bu nedenle Mahkeme, önemli kamu menfaatlerinin korunmasına yönelik kanun ve yönetmeliklere, özel alanda bile, kamuoyunda tanınan bir kişi tarafından olası bir uyulmama durumunun, bazı koşullarda kamu yararını ilgilendiren meşru bir konu teşkil edebileceğini hatırlatmaktadır (Tønsbergs Blad A.S. ve Haukom/Norveç, No. 510/04, § 87, 1 Mart 2007). Mahkeme, ihtilaf konusu makalenin H.B. hakkında eski müritleri tarafından dile getirilen ciddi cinsel istismar iddiaları veya diğer iddialarla ilgili olması ve bu durumun itiraz edilemez bir şekilde bir kamu yararı tartışması teşkil etmesi nedeniyle, bu türden koşulların somut olayda mevcut olduğu kanısına varmaktadır.
  3. Mahkeme, kabul edilebilir eleştiri sınırlarının değerlendirilmesine ilişkin olarak, özel kişiler ile kamuoyu bağlamında hareket eden kişiler arasında bir ayrım yapılması gerektiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Couderc ve Hachette Filipacchi Associés kararı, § 117 ve devamı). Mahkeme bu bağlamda, H.B.nin yukarıda belirtilen kamu yararı tartışması kapsamında kamuoyunda tanınan bir kişi olması sebebiyle, kabul edilebilir eleştiri sınırlarının kendisi hakkında sıradan bir kişiye nazaran daha geniş olduğu kanısına varmaktadır (Kuliś/Polonya, No. 15601/02, § 47, 18 Mart 2008). Buna karşın, ihtilaf konusu makalede fotoğraflarının ve tam isimlerinin yayımlanmasıyla özel hayatlarına ilişkin ayrıntıları kamuoyuna açıklanan kadınların durumu bu türden bir durum değildir. Gerçekte, şayet bir kişinin ünü veya görevleri, medya tacizini ya da kişilerin özel hayatına ilişkin ayrıntıları ortaya koyan ve mahremiyetlerine müdahale teşkil eden fotoğrafların yayımlanmasını hiçbir durumda haklı gösteremezse, aynı durum, daha güçlü bir nedenle (“a fortiori”), sıradan bir kişi için de muhakkak geçerlidir (Société de conception de presse et d’édition/Fransa, No. 4683/11, § 39, 25 Şubat 2016).
  4. İhtilaf konusu makalenin içeriğine ilişkin olarak, Mahkeme, H.B.nin dini olarak birçok kadınla evlendiği ve kadınları kendisiyle ilişki yaşamaya teşvik etmek için dini bir tarikatın lideri olma konumundan yararlandığı yönünde, H.B.nin eski müritleri tarafından kurulan bir internet sitesinde yayımlanan iddiaların makalede yeniden ele alındığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, bu makalenin H.B. ve yukarıda belirtilen kadınlar hakkında olgusal ithamlar içerdiğini tespit etmektedir.
  5. Mahkeme, başvuranın yalnızca makalesinde yer alan iddiaları ileri sürmek için söz konusu internet sitesinde yayımlanan bilgilere ve ifadelere dayandığını saptamaktadır. Mahkeme bu bağlamda, ifade özgürlüğünün kullanılmasına ilişkin “görev ve sorumluluklar” nedeniyle, Sözleşme’nin 10. maddesiyle gazetecilere sunulan korumanın, ilgililerin gazetecilik meslek ahlakına saygı çerçevesinde doğru ve güvenilir bilgiler sunacak şekilde iyi niyetle hareket etmeleri koşuluna tabi olduğunu hatırlatmaktadır (Fransa Radyosu ve diğerleri/Fransa, No. 53984/00, § 37, AİHM 2004‑II). Mahkeme, başvuranın, gazeteci olarak, makalesinin tamamında ilgililere atfedilen olayları iddialar olarak sunma yönünde önlem aldığını kabul ederek, bununla birlikte, ilgilinin itiraz edilemez bir şekilde özel hayatları kapsamına giren, söz konusu kadınların fotoğraflarını ve tam isimlerini önceden rızalarını almaksızın yayımlamadan önce azami titizlik ve özel bir ihtimam göstermesi gerektiği kanısına varmaktadır (Von Hannover/Almanya (No. 3), No. 8772/10, § 41, 19 Eylül 2013).
  6. Başvuran hakkında yürütülen ceza davasına ilişkin olarak, Mahkeme, Asliye Ceza Mahkemesinin 28 Ocak 2010 tarihli kararıyla, ilgiliyi hakaret suçundan suçlu bulduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, bu mahkemenin, kararının gerekçesinde ihtilaf konusu makalenin kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aştığını ve bununla birlikte, ihtilaf konusu makaleye ilişkin açık bir nitelendirme - olgusal ifade ya da değer yargısı - yapmaksızın, bu makalenin şikâyetçilerin onuruna, şerefine ve saygınlığına zarar verdiğini belirtmekle yetindiğini kaydetmektedir. Mahkeme, Asliye Ceza Mahkemesinin bu bağlamda makalenin içeriğine, makalenin hazırlanma şekline ve makalede üç şikâyetçinin fotoğrafının gösterilmesi hususuna dayandığını belirttiğini gözlemlemektedir (yukarıda 10. paragraf).
  7. Mahkeme, Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 28 Ocak 2010 tarihli kararında böylelikle kabul edilen gerekçenin, somut olayda, bu mahkemenin yukarıda belirtilen ilgili kriterlere uygun olarak, başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile şikâyetçilerin özel hayatlarına saygı hakkı arasında denge kurulmasına ilişkin yeterli bir inceleme yapıp yapmadığının tespit edilmesini sağlayacak nitelikte olmadığını saptamaktadır (yukarıda 23. ve 24. paragraflar). Gerçekte, Mahkeme, ne Asliye Ceza Mahkemesi kararının ne de bu kararı onaylayan Ağır Ceza Mahkemesinin 18 Şubat 2010 tarihli kararının, özellikle fotoğrafları ihtilaf konusu makalede tam isimleriyle birlikte yayımlanan üç şikâyetçiye ilişkin olarak, ilgililerin özel hayatlarına saygı hakkının, mevcut dava koşullarında, para cezasının verilmesiyle başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı gösterip gösteremeyeceği hususunda tatmin edici bir gerekçe sunmadığı kanısına varmaktadır. Mahkeme, bu dengenin kurulmamasının ve yerel mahkeme kararlarına ilişkin gerekçenin yetersizliğinin, tek başına, Sözleşme’nin 10. maddesi bakımından sorun oluşturduğu kanaatine varmaktadır (bkz., mutatis mutandis, Nadtoka/Rusya, No. 38010/05, § 47, 31 Mayıs 2016, ve Milisavljević/Sırbistan, No. 50123/06, § 38, 4 Nisan 2017).
  8. Aynı eksiklikler, Mahkemenin, ulusal makamların söz konusu menfaatlerin dengelenmesine ilişkin kendi içtihadıyla düzenlenen normları uygulayıp uygulamadıkları konusunda Avrupa denetimini fiilen yerine getirmesini de engellemektedir.
  9. Mahkeme, yukarıda belirtilen değerlendirmelerin tamamını dikkate alarak, mevcut dava koşullarında, ulusal mercilerin başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile ihtilaf konusu makalede suçlanan kişilerin özel hayatlarına saygı hakkı arasında kendi içtihadıyla düzenlenen kriterlere uygun ve yeterli bir denge kurmadıkları sonucuna varmaktadır.
  10. Dolayısıyla, Mahkeme, somut olayda Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlâl edildiği kanısına varmaktadır.

II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

  1. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,

“Şayet Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku, bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”

  1. Tazminat

  2. Başvuran, maddi ya da manevi bir zararın söz konusu olup olmadığını belirtmeksizin, maruz kaldığı kanısına vardığı zarar bağlamında 10.000 Avro talep etmektedir.

  3. Hükümet, iddia edilen ihlâl ile talep edilen tazminat arasında herhangi bir nedensellik bağının bulunmadığı kanaatindedir.

  4. Mahkeme, başvuranın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hakkında hükmedilen adli para cezasını ödemek zorunda kalmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurana maddi tazminat olarak herhangi bir meblağ ödenmesine gerek olmadığı değerlendirmesinde bulunmaktadır. Manevi tazminata ilişkin olarak, Mahkeme, ihlal tespitinin, tek başına, bu bağlamda başvuran tarafından maruz kalınmış olabilecek her türlü zarar için yeterli bir adil tazmin teşkil ettiği kanaatine varmaktadır.

  5. Masraf ve giderler

  6. Başvuran, masraf ve giderler için herhangi bir talepte bulunmamıştır. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurana bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE

1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;

  1. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlâl edildiğine;

  2. İhlâl tespitinin tek başına, başvuran tarafından maruz kalınan manevi zarar için yeterli bir âdil tazmin sunduğuna;

  3. Âdil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.

İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 17 Nisan 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Stanley Naismith Robert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim