CASE OF ORHAN ŞAHİN v. TÜRKİYE - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

ORHAN ŞAHİN / TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no. 48309/17)

KARAR

Madde 6 § 1 (cezai) • Adil yargılama • Başvuran hakkında mahkûmiyet kararı veren yerel mahkemenin ağırlıklı olarak ifadelerine dayandığı tanığı dinlememesi • Sonuç olarak ortaya çıkan ön yargının yüksek mahkemeler tarafından telafi edilmemesi • Yerel mahkemelerin doğrudanlık ilkesine uymaması

Yazı İşleri Müdürlüğü tarafından hazırlanmıştır. Mahkeme açısından bağlayıcılığı bulunmamaktadır.

STRAZBURG

12 Mart 2024

İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

Orhan Şahin / Türkiye davasında,

Başkan
Arnfinn Bårdsen,
Hâkimler
Jovan Ilievski,
Egidijus Kūris,
Saadet Yüksel,
Lorraine Schembri Orland,
Diana Sârcu,
Davor Derenčinović
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),

Türk vatandaşı olan Orhan Şahin’in (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 10 Mayıs 2017 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine yapmış olduğu başvuruyu (no. 48309/17);

Sözleşmenin 6 § 1 maddesince güvence altına alınan doğrudanlık ilkesine yönelik şikâyetin Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine ilişkin kararı;

Ve tarafların beyanlarını dikkate alarak;

6 Şubat 2024 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,

Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:

GİRİŞ

  1. Başvuru, başvuranın kendisini mahkûm eden mahkeme önünde tanık A.Y.’yi bizzat sorgulayamadığından dolayı başvuran hakkında yürütülen ceza yargılamasının adil olmadığı iddiasıyla ilgilidir.

OLAYLAR

  1. Başvuran, 1990 doğumlu olup Ağrı’da ikamet etmektedir. Başvuran, Ağrı Barosuna bağlı Avukat A. Artuk tarafından temsil edilmiştir.

  2. Hükümet, kendi görevlisi Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.

  3. Dava konusu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.

  4. DAVANIN ARKA PLANI

  5. 17 Aralık 2011 tarihli olay yeri tutanağına göre, PKK (Kürdistan İşçi Partisi) tarafından Hakkâri’de Çukurca belediyesinde gerçekleştirilen ve yirmi dört askerin hayatını kaybettiği saldırının ardından Türk Silahlı Kuvvetleri aynı bölgede Kazan vadisinde askeri operasyonlar gerçekleştirmiştir ve bu operasyonlar sırasında birçok terörist öldürülmüştür. Bu teröristlerden altısı için düzenlenen cenazeler PKK için bir güç gösterisine dönüşmüştür ve güvenlik güçlerine ve kamu mallarına taşlar, havai fişekler, Molotof kokteyller ve bombalarla yapılan saldırılar dâhil olmak üzere ciddi rahatsızlıklara yol açmıştır. 14 Aralık 2011 tarihinde Fırat Haber Ajansının web sitesinde yayınlanan bir habere göre, söz konusu tarihte Barış ve Demokrasi partisi ((BDP) ‑Kürt yanlısı siyasal parti) eş başkanı olan Selahattin Demirtaş Adalet Bakanlığının “gerillaların” cesetlerinin kimliklerinin tespit edilip cenaze işlemleri için ailelerine teslim edilmesine ilişkin verdiği sözü yerine getirmemesinden dolayı eleştirmiştir. Bakanlığın bu tutumu karşısında, Demirtaş ölenlerin ailelerin yanında durulması ve daha fazla direniş gösterilmesi için çağrıda bulunmuştur. Bu bağlamda, BDP Doğubayazıt İlçe Başkanlığı yetkililerin söz konusu cenazelere yönelik tutumunu protesto etmek amacıyla bölgedeki esnafları 16 Aralık 2011 tarihinde dükkânlarını kapatmaya davet etmiştir. Yetkililerin cenazelerin Doğubayazıt’ta gerçekleştirilmesine izin vermemesi üzerine BDP İlçe Başkanlığı 17 Aralık 2011 tarihinde Demirtaş ve bazı BDP üyesi milletvekilleri ve bunlara ek olarak yaklaşık 1500 kişinin katıldığı bir gösteri düzenlemiştir. Demirtaş’ın planlanan konuşmasının öncesinde katılımcılardan bazıları operasyonlar sırasında öldürülen iki teröristin posterlerini açmış, yasadışı sloganlar atmış, PKK bayrakları sallamış, PKK marşları söylemiş, PKK liderinin posterlerini taşımış, güvenlik güçlerine taş atmış ve bariyerleri kaldırmıştır. Demirtaş’ın konuşmasından kısa bir süre sonra A.Y. isimli şahsın Doğubayazıt İlçe Emniyet Müdürlüğünün bahçesinde bekleyen polis memurlarına fırlatmak amacıyla el yapımı bombanın fitilini ateşlediği görülmüştür. Ancak patlayıcı A.Y.’nin elinde patlayarak parmaklarını koparmıştır ve tedavisi için hastaneye kaldırılmıştır.

  6. A.Y.’nin ifadesi 20 Aralık 2011 tarihinde avukatı huzurunda polis tarafından alınmıştır. Gençlere PKK hakkında siyasi-ideolojik eğitimlerin verildiği ve gençlere yönelik olarak PKK propagandasının yapıldığı bir "Demokratik Çözüm" çadırına sık sık gittiğini ve bu durumun kendisinde PKK’ya karşı sempati uyandırdığını ifade etmiştir. A.Y. daha sonra BDP’nin Doğubayazıt İlçe Başkanlığında eğitimine devam etmiştir ve burada E.O. isimli şahıs daha öncesinde iki ya da üç gün sürecek bir bomba yapımı eğitimini organize etmiştir. Bu eğitimde birçok katılımcı yer almıştır ve bunlardan biri olan F. A. eğitim hakkında A.Y.’yi bilgilendirmiştir. A.Y. ifadesinde başvuran hariç olmak üzere anlattığı olaylarla ilgisi olan herkesin ismini vermiştir.

  7. İfade işlemi ertesi gün de A.Y.’nin avukatının huzurunda devam etmiştir. 17 Aralık 2011 tarihli olaylarla ilişkisi sorulduğunda A.Y., gösteriden üç gün önce F.A.’nın E.E. ve başvuranın önünde Selahattin Demirtaş’ın 17 Aralık 2011 tarihinde konuşma yapacağını kendisine söylediğini ifade etmiştir. A.Y. başvuranın adını bilmediğini ancak başvuranı polis tarafından gösterilen fotoğraflardan tespit ettiğini belirtmiştir. A.Y. E.E.’nin kendisine Demirtaş geldiğinde cüretkâr bir eylemde bulunmalarının gerektiğini söylediğini ve cebinden çivilerle dolu “el yapımı bir bomba” çıkararak F.A.’ya verdiğini ifade etmiştir. F.A. da sonrasında bombayı A.Y.’ye vermiştir. A.Y. bombayı kullanmayı reddettiğinde, E.E. A.Y.’nin partinin eylemlerinde bizzat yer almadan parti etkinliklerine katılmasından dolayı polis için çalışan bir muhbir olduğundan şüphelendiklerini söylemiştir. Sonrasında E.E. A.Y.’nin boğazını sıkarak ona tokat atmış ve şunları söylemiştir: “Nasıl yapmazsın lan? Bu bombayı atacaksın. Hele bir atma da görelim bakalım” F.A. aynı zamanda A.Y.’ye bunun ilk ve son eylemi olacağını, sonrasında parti etkinliklerine katılmamakta özgür olduğunu ve Kürdistan kurulduğunda hizmeti için ödüllendirileceğini söylemiştir. Bu sırada E.E. A.Y.’yi ne olursa olsun o bombayı atmak zorunda olduğuna yönelik olarak uyarmıştır ve gösterinin sonunda ne kadar güçlü olduklarını göstermek için bombayı atmasını tavsiye etmiştir. Başvuran A.Y.’ye şunları söylemiştir: “Yapacaksın. Yapacaksın. Çok da iyi yapacaksın.” Son olarak, F.A., A.Y.’nin gösteri gününde fitili ateşleyip bombayı fırlatması gerektiğini anlatmıştır ve eğer yapmayı reddederse, A.Y.’yi E.E.’nin yardımıyla öldüresiye dövmekle tehdit etmiştir.

  8. Ek olarak A.Y., mevcut şartlar altında bombayı alıp bahçesinde sakladığını ve sonraki gün (15 Aralık 2011) Doğubayazıt İlçe Emniyet Müdürlüğü yanında beraber yürüdüğü arkadaşı S.B.’ye olaydan bahsetmiştir. Bombalı saldırının gerçekleştirildiği gün, A.Y. gösteride babasına rastlamıştır. Kendisini takip edeceğini söyleyen F.A. ile görüşmeye gitmeden önce bir pastanede babası ile çay içmek zorunda kalmıştır. A.Y. fitili yaktığında, bomba hala elindeyken infilak etmiştir ve elinden ciddi bir şekilde yaralanarak yere düşmüştür. F.A., hemen A.Y.’nin yanına gelmiş ve elini bir bez parçası ile sarmış, taksiye binmesine yardımcı olmuş, ve eğer polislere konuşursa işlerin onun için çok ters gideceğini söylemiştir. Dolayısıyla, A.Y. bombayı E.E., F.A. ve başvuranın aldatıcı hareketleri ve tehditleri yüzünden atmıştır.

  9. A.Y. 21 Aralık 2011 tarihinde avukatı eşliğinde fotoğraflı teşhis işlemi gerçekleştirmiştir ve kendisine gösterilen fotoğraflardan E.E., F.A. ve başvuran dâhil olmak üzere yirmi sekiz kişiyi teşhis etmiştir.

  10. A.Y. 22 Aralık 2011 tarihinde avukatı eşliğinde cumhuriyet savcısı ve sorgu hâkimi önünde ifade vermiştir ve temelde polise verdiği ifadeyi tekrar ederek kabul etmiştir. A.Y. aynı gün Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi kapsamında silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu ve Ceza Kanunu’nun 265. maddesi kapsamında görevini yaptığı sırada kamu görevlisini engelleme suçunu işlediği şüphesiyle tutuklanmıştır.

  11. BAŞVURAN HAKKINDAKİ CEZA YARGILAMALARI

    1. Soruşturma Aşaması
  12. Polis 28 Aralık 2011 tarihinde isimsiz bir ihbar almıştır ve bu ihbarda F.A. ile irtibatı bulunan ve elinde bombalar bulunduran H.E. İsimli PKK üyesinin silahlı saldırı düzenlemek üzere dağdan inerek Doğubayazıt ilçesine geldiği bildirilmiştir. İhbarda bulunan kişi H.E.’nin başvuranla birlikte anayolda beyaz Dacia marka bir araç kullandığını ve Yenimahalle mahallesine doğru gittiklerini beyan etmiştir.

  13. Başvuran 29 Aralık 2011 tarihinde saat 03.45 civarında evinde yakalanmıştır ve sonraki gün saat 20.00’da avukatı huzurunda polis tarafından sorguya çekilmiştir. Başvuran A.Y.’yi tanıdığını ve gösteride yer aldığını inkâr etmiş ve 17 Aralık 2011 tarihinde sadece şehir merkezinde vakit geçirdiğini ifade etmiştir. Ayrıca başvuran A.Y. tarafından isimleri verilen kişilerden herhangi birini tanıdığını, "Demokratik Çözüm çadırını" ziyaret ettiğini, bomba yapımı konusunda eğitim aldığını veya başka herhangi bir ideolojik veya siyasi eğitim aldığını inkâr etmiştir. Ek olarak başvuran, A.Y.’nin kendisini teşhis ettiği fotoğrafın kendisine ait olmadığını ifade etmiştir.

  14. 24 Temmuz 2011 tarihli gösteriye ait video görüntülerinin analiz edildiği polis raporunda başvuranın Demokratik Toplum Kongresinin seçim adaylarının tanıtılması için organize edilen söz konusu etkinliğin merkezinde kurulan çadırın önünde durduğu ifade edilmiştir. Etkinlik sırasında göstericiler PKK ve sözde lideri lehine sloganlar atmıştır, onun pankartını açmış ve bazı kamu binalarına saldırmıştır.

  15. Başvuran 1 Ocak 2012 tarihinde avukatı huzurunda Doğubayazıt Cumhuriyet Savcısına ifade vermiştir ve talimat vermek bir yana A.Y.’yi daha önce hiç görmediğini söylemiştir. 24 Temmuz 2011 tarihinde “Demokratik Çözüm” çadırının önünde duran bir kişinin fotoğrafı gösterildiğinde, başvuran bahsi geçen fotoğrafın kendine ait olduğunu kabul etmiş ancak fotoğrafın çadırın önünden geçerken çekilmiş olabileceğini iddia etmiştir. 17 Aralık 2011 tarihli gösteride çekilen fotoğrafı kendisine gösterildiğinde başvuran fotoğraftaki kişinin kendisi olduğunu kabul etmiş ancak yakında bulunan ofisine doğru giderken söz konusu sokaktan geçtiğini ileri sürmüştür. Ayrıca E.E.’yi ya da F.A.’yı tanıdığını ve güvenlik güçlerine karşı bir saldırıda bulunduğunu inkâr etmiştir. Aynı günün ilerleyen saatlerinde başvuran E.E. ve F.A. ile birlikte sorgu hâkiminin huzuruna çıkarılmıştır ve avukatı eşliğinde ifade vermiş ve savcı huzurunda verdiği ifadesini tekrarlamıştır. Yine aynı gün içerisinde sorgu hâkimi Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği şüphesiyle E.E. F.A. ve başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.

  16. Erzurum cumhuriyet savcılığı 17 Şubat 2012 tarihinde başvuran hakkında hazırladığı iddianameyi söz konusu tarihte yürürlükte olan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250 § 1 maddesinde listelenen birkaç ağır suça ilişkin yargılama yürütme yetkisine sahip olan Erzurum 4. Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur. Cumhuriyet savcısı, başvuranı esas olarak 17 Aralık 2011 tarihli olaylara karışması temelinde aşağıdaki suçlarla itham etmiştir: (i) Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma (Ceza Kanunu’nun 302 maddesi); (ii) bir kamu memurunu bombayla öldürmeye teşebbüs (Ceza Kanunu’nun 82 § 1 (c) ve (g) maddesi); (iii) silahlı terör örgütüne üye olma (Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi); ve (iv) tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma (Ceza Kanunu’nun 174. maddesi) Bunu yaparken savcılık şunlara dayanmıştır: (i) başvuran ve H.E.’nin Demokratik Toplum Kongresi adı verilen organın üyelerinin seçimlerinden sonra gerçekleşen ve PKK’nın güç gösterisine dönüşen gösteriye katıldığını gösteren 24 Temmuz 2011 tarihli gösteriye ait video görüntülerine; (ii) başvuranın PKK’nın askeri kanadıyla toplantılar gerçekleştirdiği iddia edilen S.Ö. isimli şahıs ile birlikte dolaştığını gösteren 17 Aralık 2011 tarihli olaya ait video görüntüleri; ve (iii) savcının başvuranın A.Y.’yi polise bomba atmaya teşvik ettiği yönünde çıkarımda bulunduğu A.Y.’nin ifadesi.

  17. 17 Aralık 2011 tarihli gösteriye ait video görüntülerinin analiz edildiği aynı tarihli polis raporunda başvuranın Doğubayazıt İlçe Emniyet Müdürlüğü önünden geçerken güvenlik güçlerine taş atan bir grup göstericinin arasında yer aldığını ifade edilmiştir.

  18. Başvuran hakkındaki Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin farklı daireleri önündeki yargılamalar

  19. Başvuranın Erzurum 4. Ağır Ceza Mahkemesi önünde kovuşturulmasına karar verilmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi hazırladığı tensip tutanağıyla başvuran hakkındaki davayı A.Y., E.E., E.T. ve F.A. hakkındaki davalarla birleştirmeye karar vermiştir.

  20. 14 Mart 2012 tarihinde gerçekleşen ilk duruşmada A.Y. dâhil olmak üzere bütün davalılar bizzat ifade vermiştir. A.Y.’nin diğer davalıların varlığından tedirgin olduğunu gözlemleyen mahkeme diğer davalıların odadan çıkarılmasına ve A.Y.’nin sadece avukatlar huzurunda dinlenilmesine karar vermiştir. Polise ve yargı makamlarına bildiği her şeyi anlattığını tekrar eden A.Y. ifadelerini diğer davalılarla paylaşmasından dolayı mahkemeyi hayatını riske atmakla suçlamış ve ifadelerinin davalılarla paylaşılacağını bilseydi, müebbet hapis ya da idamı bile göze alarak asla ifade vermeyeceğini eklemiştir.

  21. Başvurana ilişkin olarak A.Y., başvuranın "Demokratik Çözüm" çadırında ideolojik ve siyasi eğitim alanlardan biri olduğunu, eğitmenler tarafından bomba yapımı eğitimi almak üzere seçildiğini ve 17 Aralık 2011’deki bombalama olayı hakkında birbirleriyle konuşmadıklarını ifade etmiştir. Polisteki ifadeleri sorulduğunda, A.Y. başvuranla ilgili olanlar hariç, bu ifadeleri doğrulamıştır ve E.E. ve F.A.’nın bombayı kendisine teslim ettikleri sırada başvuranın orada bulunmadığını ve polis sorgusunda başvurana atfettiği sözlerin aslında E.E. tarafından söylendiğini anlatmıştır. Sonrasında A.Y. ifadesini değiştirerek başvuranın söz konusu ortamda bulunduğunu ancak sadece bombanın teslim edildiğine şahit olduğunu ve bir şey söylemediğini ya da bombanın ne zaman ve nasıl atılmasına ilişkin tartışmaya dâhil olmadığını belirtmiştir.

  22. Başvuran da ilk duruşmada ifade vermiştir ve ifadesinde A.Y.’yi diğer davalıları ya da H.E.’yi tanımadığını belirtmiştir. Başvuran “Demokratik Çözüm” çadırına gittiğini, burada eğitim aldığını ya da başka bir eyleme katıldığını inkâr etmiştir. Farklı gösterilerde çekilen ve kendisine ait olduğu iddia edilen fotoğraflar başvurana gösterildiğinde başvuran bunların kendine ait olmadığını ileri sürmüştür. E.E. ifadesinde A.Y.’nin ifadelerinin doğruluğuna ve gerçekliğine itiraz ederek bombayı nasıl cebinde taşıyabileceğini ve 1.57 boyuyla 1.8 boyundaki A.Y.’nin boğazını nasıl tutabileceğini anlamadığını beyan etmiştir. F.A. da A.Y.’nin ifadelerinin doğruluğuna itiraz etmiş ve bombalama ile bir bağlantısının bulunmadığını beyan ederek hakkındaki suçlamaları reddetmiştir. Başvuranın avukatı, A.Y.’nin mahkeme huzurunda verdiği ifadenin başvuranın A.Y.’yi tehdit etmediğini, bir bomba kullanmaya teşvik etmediğini ya da böyle bir fikir aşılamadığını ortaya koyduğunu beyan etmiştir. Duruşmaların sonunda, Erzurum 4. Ağır Ceza Mahkemesi, davalıların olaylara katılıp katılmadığını tespit etmek amacıyla 17 Aralık 2011 tarihli olaylara ilişkin video görüntülerini analiz etmek üzere bir bilirkişi görevlendirmiştir.

  23. 7 Mayıs 2012 tarihli bir polis tutanağında 17 Aralık 2011 tarihli gösterinin video görüntülerine dayanılarak bütün davalıların olaylara katıldığı sonucuna varılmıştır.

  24. 11 Mayıs 2012 tarihli ikinci duruşmada, başvuranın avukatı başvuranın 17 Aralık 2011 tarihli gösterinin başında neden orada bulunduğunu açıkladığını beyan etmiş ve polis tutanağında başvuranın bombanın patladığı sırada orada bulunduğunun tespit edilmediğini ve bunun da başvuranın bombalama eylemine dâhil olmadığına dair bir kanıt teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Söz konusu ve 25 Mayıs 2012 tarihli bir sonraki duruşmada başvuranın avukatı A.Y.’nin polise verdiği ve sonradan geri çekilen ifade dışında başvuran hakkında suçlayıcı delil olmadığını ileri sürmüş ve sonuç itibarıyla mahkemeden başvuranı salıvermesini talep etmiştir ancak mahkeme bu talebi reddetmiştir.

  25. 6352 Sayılı Kanun, 5 Temmuz 2012 itibarıyla Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250-252 maddelerini kaldırarak başvuranın yargılamalarını yürüten Erzurum 4. Ağır Ceza Mahkemesinin söz konusu hükümler kapsamındaki özel yargı yetkilerini ortadan kaldırmıştır. Bu itibarla, başvuran hakkındaki yargılamalar Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi önünde sürdürülmüştür.

  26. 2 Ağustos 2012 tarihli duruşmada Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi ikiye bir oyla başvuranın Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi kapsamında silahlı bir terör örgütüne üye olmaktan mahkûm edilmesine ve başvurana on üç yıl altı ay hapis cezası verilmesine karar vermiştir. Mahkeme oybirliğiyle başvuranın diğer suçlamalardan beraat etmesine karar vermiştir. Azınlıktaki hâkim, A.Y. ve davalıların bizzat ifade verdiği ilk duruşmada yer alan tek hâkimdi. Bahsedilen hâkim muhalif görüşünde, diğerlerinin yanında, başvuranın söz konusu suçu işlediğine dair makul şüphenin ötesinde yeterli ve kesin bir delilin bulunmadığı göz önünde bulundurularak başvuranın beraat etmesinin gerektiğini ileri sürmüştür. Geriye kalan delillerin mahkûmiyete hükmetmek için yeterli olmamasından dolayı söz konusu nitelikteki tek delilin A.Y.’nin polise verdiği ve sonradan geri çektiği ifadesi olduğu görüşünü benimsemiştir.

  27. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi davanın koşullarını belirlerken A.Y.’nin yargılama boyunca verdiği tutarlı ifadelere dayanmış, ifadelerinin bombalamanın hemen ardından alındığı, genel hatlarının değişmediği ve olay tutanağı ve gösterinin video görüntülerine ilişkin polis raporu gibi diğer delillerle desteklendiği görüşünü benimsemiştir. Bunu yaparken, Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi şunları dikkate almıştır: (i) duruşmaların tamamında gözlemlediği başvuranın karakteri; (ii) gençliği, fiziksel durumu ve sosyal konumu nedeniyle manipülasyona ve psikolojik baskıya açık olduğu gerçeği (mahkemeye göre “doğrudanlık ilkesi ışığında tespit edilmiştir”); (iii) samimi ifadeleri; (iv) pişmanlığı (elini kaybetmesiyle cezalandırıldığı yönündeki ifadesinden anlaşıldığı üzere); ve (v) barındırıldığı ceza infaz kurumunda baskı görmesine rağmen duruşmalarda ifadesini aynı şekilde sürdürmeye olan kuvvetli kararlılığını.

  28. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranla ilgili olan kısmını belirli bir derecede değiştirmiş olmasına rağmen A.Y.’nin polise verdiği orijinal ifadesini dikkate almaya karar vermiştir. Dolayısıyla mahkeme, F.A. ve E.E.’nin bombayı A.Y.’ye verirken ortamda bulunduğunu ve başvuranın şu sözlerle A.Y.’yi teşvik ettiğini tespit etmiştir: “Yapacaksın. Yapacaksın. Çok da iyi yapacaksın.” Bununla birlikte mahkeme başvuranın bombalamayı fiili olarak planlayan F.A. ve E.E.’yi sadece desteklediği ve dolayısıyla eylemlerinin devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma ve bir kamu memurunu bombayla öldürmeye teşebbüs suçlarına teşvik teşkil edecek düzeyde olmadığı görüşünü benimsemiştir. Dolayısıyla, yargılama mahkemesi başvuranı bu suçlamalardan beraat ettirmiştir. Ayrıca, başvuran patlayıcının E.E. tarafından temin edilmesi ve delil yetersizliği dolayısıyla tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçlamasından da beraat etmiştir.

  29. Mahkeme başvuranı PKK üyeliğinden suçlu bulurken şunları dikkate almıştır: (i) A.Y.’nin başvuranın “örgütsel toplantılara” katıldığı, BDP ilçe başkanlığında bomba yapımına ilişkin eğitim aldığı, el yapımı bombanın A.Y.’ye verildiği sırada ortamda bulunduğu, yukarıda verilen kelimelerle teşvikte bulunduğuna yönelik ifadeleri (ii) video görüntülerinden anlaşılacağı üzere başvuranın 24 Temmuz 2011 tarihli olaylara katılması ve bu olaylara istihbarat raporlarında göre PKK’nın askeri kanadının bir üyesi olan H.E. ile birlikte katılması; (iii) 2011 yılında gerçekleşen ve tutuklanmasıyla sonuçlanan Nevruz kutlamalarına katıldığını gösteren fotoğraflar; ve (iv) hakkında ceza yargılamaları yürütülen PKK’nın şehir kanadının üyelerini desteklemek adına gerçekleştirilen bir gösteriye başvuranın katıldığını gösteren 19 Nisan 2011 tarihli polis video analiz raporu.

  30. İlk temyiz aşaması

  31. 2 Ağustos 2012 tarihli son duruşmaya katılan cumhuriyet savcısı Erzurum Cumhuriyet Savcılığını temsilen 13 Eylül 2012 tarihinde 2 Ağustos 2012 tarihli karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuş ve bombalamadaki rolünün A.Y.’yi bombayı kullanması için teşvik etmek olması nedeniyle kalan suçlardan mahkûm edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

  32. Cumhuriyet Başsavcılığı 31 Ekim 2013 tarihli görüşünde Yargıtaydan, diğer hususların yanı sıra, Erzurum Cumhuriyet Savcılığı tarafından yapılan itirazın reddini ve A.Y.’nin zaten geri çektiği ifadelerinin soyut niteliği göz önünde bulundurularak başvuranın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetinin bozulmasını talep etmiştir.

  33. 7 Mart 2014 tarihinde Yargıtay, başvuranın diğer sanıklarla "düşünce ve eylem birliği içinde" 17 Aralık 2011 olaylarına karıştığı gerekçesiyle (i) devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, (ii) kamu memurunu bombayla öldürmeye teşebbüs ve (iii) tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurmak suçlarından suçlu bulunması gerektiği kanısına varmış ve yargılama mahkemesinin kararını başvuranla ilgili kısmını bozmuştur. Yargıtay diğer müşterek sanıkların mahkûmiyetlerini onamıştır. Davayı alt derece mahkemesine geri göndermiştir.

  34. Başvuranın Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi önündeki yargılamaları

  35. Özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin kapatılmasına neden olan mevzuat değişikliğinin ardından başvuranın davası Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesine tahsis edilmiştir. Hiçbiri Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görev yapmamış olan üç hâkimden oluşan mahkeme 7 Ağustos 2014 ile 4 Aralık 2014 tarihleri arasında birkaç duruşma gerçekleştirmiştir.

  36. 23 Eylül 2014 tarihli duruşmada başvuran ve avukatı A.Y.’nin davada önemli bir yerinin olduğunu ve sadece kaldırılan bir mahkemenin hâkimleri tarafından dinlendiğini ileri sürerek A.Y.’nin dinlenmesini talep etmiştir. Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi bu durumun davanın esasları üzerinde bir etkisi olmayacağı gerekçesiyle talebi reddetmiştir.

  37. Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi 4 Aralık 2014 tarihinde başvuranı yukarıda bahsedilen tüm suçlardan suçlu bulmuş ve devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan müebbet hapis cezası (Ceza Kanunu’nun 302. maddesi), bir kamu memurunu bombayla öldürmeye teşebbüs (Ceza Kanunu’nun 82 § 1 (c) ve (g) maddesi) suçundan 16 yıl 8 ay hapis cezası ve tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma (Ceza Kanun’unun 174. maddesi) suçundan 4 yıl 2 ay 5 gün hapis cezası ve para cezası verilmesine karar vermiştir. Bununla birlikte mahkeme, terör örgütü üyeliği suçlamasının Ceza Kanunu’nun 302. maddesinde öngörülen suçun kapsamı dâhilinde olduğunu değerlendirerek başvuranı terör örgütü üyeliğinden mahkûm etmemiştir çünkü terör örgütü üyeliği suçu, 302. maddede belirtilen suçun temel unsurlarındandır. Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi gerekçesinde, doğrudanlık ilkesiyle yargılamalar sırasında A.Y. hakkında hâkimlerin gözlemlediği yukarıdaki beş madde dâhil olmak üzere Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçelerini neredeyse kelimesi kelimesine tekrarlamıştır ve Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin bulgularını A.Y.’nin polise verdiği ifadelerini dayandırdığı tutumunu benimsemiştir. Bunu yaparken Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi gerekçesinden Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçesindeki “doğrudanlık ilkesi ışığında tespit edilmiştir” ifadesini kaldırmıştır.

  38. İkinci temyiz aşaması

  39. Yargıtay 3 Şubat 2016 tarihinde Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamış ancak başvuranı teşvik suçundan mahkûm etme kararının hatalı olduğuna hükmetmiş ve başvuranın kamu memurunu bombayla öldürmeye teşebbüs suçunun müşterek faili olduğuna karar vermiştir.

  40. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru

  41. Başvuran, 16 Haziran 2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi 9 Ocak 2017 tarihinde başvuranın, diğerlerinin yanı sıra, Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi önünde A.Y.’yi sorguya çekemediğine yönelik şikâyetini incelemiş ve yargılama mahkemesinin bombalama teşebbüsünün ardından polis tarafından hazırlanan tutanak ve olaya ilişkin video kayıtlarıyla ilgili raporlar gibi A.Y.’nin ifadesinden başka delillere de dayandığını tespit etmiş ve şikâyeti kabul edilemez bulmuştur. Anayasa Mahkemesine göre başvuranın şikâyeti kendisi hakkındaki ceza yargılamalarının sonucuna ilişkindi ve bu yargılamalarda keyfilik bulunmamasından dolayı söz konusu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu değerlendirilmelidir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

  1. SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  2. Başvuran, yargılamalar sonunda kendini mahkûm eden mahkemenin sadece kaldırılan bir mahkeme tarafından dinlenen A.Y.’yi dinlememesi nedeniyle “doğal hâkim” ilkesinin ihlal edilmesinden dolayı adil yargılanmadığından şikâyet etmiştir. Başvuranların dayandığı Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi aşağıdaki gibidir:

“Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, (...) yasalarla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, (...) adil bir şekilde (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

  1. Kabul Edilebilirlik Hakkında

  2. Hükümet, Anayasa Mahkemesinin başvuranın daha sonra Mahkeme önünde dile getirdiği şikâyetlerini titizlikle incelediğini ve açıkça dayanaktan yoksun olmaları sebebiyle kabul edilemez bulduğunu savunmuştur‑. Anayasa Mahkemesinin incelemesi Mahkemenin içtihadına ve burada belirtilen ilkelere uygun olduğundan, yeterli gerekçeler içerdiğinden ve keyfi olarak değerlendirilemeyeceğinden dolayı Hükümet, bu bulgulardan ayrılmak için bir neden olmadığını ileri sürmüş ve Mahkemeyi somut başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmeye davet etmiştir. Her halükarda, Hükümet başvuranın şikâyetinin esas olarak yargılamanın sonucuyla ilgili olduğu ve bu nedenle dördüncü derece mahkemelerinin konusu olduğu ve dolayısıyla yerel mahkemelerin kararlarının keyfi veya gerekçeden yoksun olmaması nedeniyle reddedilmesi gerektiği görüşündedir.

  3. Başvuran Hükümetin ilk itirazları hakkında bir yorumda bulunmamıştır.

  4. Mahkeme, somut davada Sözleşme’nin 6 § 1 maddesince güvence altına alınan doğrudanlık ilkesine uyulup uyulmadığını değerlendirmesinin gerektiğini not etmiştir. Bahsedilen ilke, Hükümet tarafından tanımlanan ve algılanandan farklı bir görevle ilgilidir, bir diğer deyişle delilleri değerlendirmek veya başvuran hakkındaki yargılamaların sonucunu değerlendirmek. Buna göre Mahkeme, Hükümetin somut başvurunun dördüncü derece mahkemelerinin konusu olduğu iddiasına dayanan ilk itirazını reddetmiştir. Mahkeme Hükümetin ilk itirazlarının ilk kısmının, esas incelenmeden hükme varılamayacak nitelikteki karmaşık hukuki ve olgusal hususlara ilişkin olduğunu değerlendirmiştir. Dolayısıyla, Mahkeme Hükümetin ilk itirazlarının ilk kısmını esas kısmına dâhil etmiştir.

Ek olarak, Mahkeme başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olarak ilan edilemeyeceğini kaydetmiştir‑. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.

  1. Esas Hakkında
    1. Tarafların Beyanları

(a) Başvuran

  1. Başvuran, Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesinin delil toplamaması ve ceza yargılamasının kilit ismi olan A.Y.’yi dinlememesi nedeniyle adil bir şekilde yargılanmaktan mahrum bırakıldığını ileri sürmüştür. Başvurana göre, bunun yerine Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi, (kapatılan) Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi tarafından toplanan ve değerlendirilen delilleri kabul etmiş ve bunun sonucunda yetkili bir hâkim tarafından dinlenilme hakkından mahrum bırakılmıştır.

(b) Hükümet

  1. Hükümet, A.Y.’nin Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi önünde başvuran ve avukatının huzurunda ifade verdiğini ve böylelikle başvuran ve avukatına mahkemenin hâkimleri önünde A.Y.’yi çapraz sorguya çekebilme fırsatının tanındığını belirtmiştir. Ancak, başvuran ve avukatı A.Y.’nin ifadelerinin doğruluğunu test etmek amacıyla herhangi bir soru sormamıştır. Ek olarak, silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkesine uygun olarak, başvuran dava dosyasına erişebilmiş ve yargılamanın tamamı boyunca argümanlarını dile getirme ve olayları kendi bakış açısıyla anlatma fırsatı bulmuştur. Her halükarda, Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi, döküm halinde elinde bulundurduğu A.Y.’nin ifadelerini yeterli bir şekilde incelemek için gerekli araçlara sahipti. Ayrıca, Hükümet A.Y.’nin başvuranı, F.A. ve E.E. ile birlikte kendisini bombalı saldırıyı gerçekleştirmeye zorlayan kişi olarak teşhis ettiğini ve bilirkişi raporunun 17 Aralık 2011 tarihinde olay yerinde bulunduklarını ortaya koyduğunu vurgulamıştır.

  2. İlaveten, başvuran hakkında verilen ilk mahkûmiyet kararını bozan Anayasa Mahkemesi A.Y.’nin ifadelerinin doğruluğu ya da güvenilirliği hakkında değerlendirme yapmamıştır ancak başvuranın eylemlerinin suça teşvik olarak değerlendirilemeyeceğini ve başvuranın müşterek fail olduğunu tespit etmiştir; böylelikle Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin terör örgütü üyeliği suçundan verdiği mahkûmiyetin yerinde olduğunu ancak yasal sınıflandırmasının diğer unsurlarında hata yaptığını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi alt derece mahkemesinin A.Y.’yi dinlemesini emretmemiştir ve başvuran da A.Y.’nin güvenilirliğine itiraz etmemiştir. Her halükarda, yargılama mahkemesi başvuran hakkındaki mahkûmiyet kararını somut delillere dayandırmıştır ve A.Y.’nin ifadeleri bu koşullar altında büyük önem arz etmemektedir.

  3. Savunma tanıklarının çağrılmasına ilişkin olarak Murtazaliyeva / Rusya ([BD], no. 36658/05, §§ 139-68, 18 Aralık 2018) davasında geliştirilen testi uygulayan Hükümet, başvuranın bu testin üç aşamasındaki gereklilikleri yerine getirmediğini ileri sürmüştür. Hükümete göre, başvurana atılı suçu işlediğine dair objektif deliller mevcut olduğu için A.Y.’nin tekrar dinlenmesinin yargılamalara bir katkısı olmazdı. Bu yüzden, başvuranın A.Y.’nin tekrar dinlenilmesine ilişkin talebi, yargılamaların uzatılması ve adaletin tecellisinin engellenmesi amacını güden bir stratejidir. Ek olarak, başvuran A.Y.’nin dinlenmesine ilişkin talebi için geçerli yasal süre sınırına uymamış ve eğer A.Y. tekrar dinlenseydi hangi soruları sormak istediğini iç hukuk hükümlerine aykırı olacak şekilde açıklamamıştır‑. Davayı bir bütün olarak ele alan yargılama mahkemesi, başvuranın talebini usulüne uygun gerekçelerle reddetmiştir.

  4. Mahkemenin değerlendirmesi

(a) Davanın kapsamı

  1. Mahkeme, ilk olarak, söz konusu ceza davasının temelini oluşturan olayın çok ciddi ve dramatik olduğunun farkında olduğunu belirtmiştir; söz konusu olayda A.Y. polis memurlarını öldürmek amacıyla onlara el yapımı bir patlayıcı atmaya çalışmış, ancak patlayıcının beklenmedik bir şekilde elinde patlaması ve ciddi şekilde yaralanmasına neden olması nedeniyle bunu başaramamıştır. Mahkeme ayrıca, sanıkların ve A.Y.’nin ifadelerini dinledikten sonra Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin, diğer hususların yanı sıra, yukarıda belirtilen olaylara karıştığı gerekçesiyle başvuranı silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm ettiğini, ancak çoğu daha ciddi olan diğer bazı suçlardan beraat etmesine karar verdiğini kaydetmiştir. Ancak daha sonra, Yargıtay bu kararı bozmuş ve başvuran başlangıçta beraat ettiği suçlardan suçlu bulunmuştur. Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi heyetinde yer almayan ve A.Y.’nin ifadesini dinlemeyen hâkimlerden oluşan Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi, Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçundan müebbet hapis cezasına ve diğer suçlardan (bk. yukarıdaki paragraf 33) toplam yirmi yıl on ay beş gün hapis ve para cezasına hükmetmiştir.

  2. Bu nedenle, Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesinin A.Y.’yi dinlemeden başvuranı bazı ciddi suçlardan mahkûm etmesi nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki doğrudanlık ilkesine uygun hareket edip etmediği sorusu ortaya çıkmaktadır. A.Y.’nin ifadelerinin yargılamalarda önemli rol oynadığı ve A.Y.’yi dinleyen mahkemenin yargılamaların başında başvuranı beraat ettirdiği dikkate alınmalıdır.

  3. İncelemesi gereken hukuki meseleyi bu şekilde belirledikten sonra Mahkeme, yerel mahkemelerin savunma tanıklarını çağırmayı reddetmesine ilişkin şikâyetleri değerlendirmek için Murtazaliyeva davasında (yukarıda alıntılanmıştır) geliştirilen ve Hükümetin atıfta bulunduğu testin mevcut davaya uygulanamayacağı kanaatindedir. Her halükarda, A.Y., diğerlerinin yanı sıra başvuranla ilgili olarak suçlayıcı ifadelerde bulunan bir iddia tanığı olduğu için savunma tanığı olarak kabul edilemez ve bu temelde Mahkeme, Hükümetin başvuranın kendisini mahkûm eden Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi hâkimleri tarafından A.Y.’nin neden yeniden dinlenmesi gerektiğini açıklaması gerektiği yönündeki iddiasını kabul edemez.

  4. Son olarak Mahkeme, (i) başvuranın Sözleşme’nin 6 § 1 maddesindeki genel adil yargılanma hakkına atıfla yaptığı şikâyetinin niteliği ve (ii) Sözleşme’nin 6 § 3 (d) maddesi anlamı dâhilindeki tanık dinletme hakkına atıfta bulunulmadığı göz önünde bulundurulduğunda başvurunun iddia makamıyla "aynı koşullarda" tanık dinletme hakkıyla değil, 6 § 1 maddesi kapsamındaki genel "adil yargılanma" hakkının kapsamıyla ilgili olması nedeniyle, şikâyetin herhangi bir kısmını kendiliğinden 6 § 3 (d) maddesi kapsamında incelemesinin gerekmediğini not etmiştir. Dolayısıyla Mahkeme, şikâyetin bu hüküm kapsamında ele alınmasının uygun olacağı kanaatindedir (bk. Júlíus Þór Sigurþórsson / İzlanda, no. 38797/17, § 31, 16 Temmuz 2019).

(b) Genel ilkeler

  1. Mahkeme, adil bir ceza yargılamasının önemli unsurlarından birinin sanığın davaya nihai olarak karar verecek olan hâkimin huzurunda tanıklarla yüzleşebilmesi olduğunu yinelemiştir. Doğrudanlık ilkesi, mahkeme tarafından bir tanığın tutumuna ve güvenilirliğine ilişkin mahkeme tarafından yapılan gözlemlerin sanık için önemli sonuçlarının olabileceği ceza yargılamalarında önemli bir güvencedir (bk. Beraru / Romanya, no. 40107/04, § 64, 18 Mart 2014; Cutean / Romanya, no. 53150/12, § 60, 2 Aralık 2014; ve Cerovšek ve Božičnik / Slovenya, no. 68939/12 ve 68949/12, § 43, 7 Mart 2017).

  2. Mahkeme, doğrudanlık ilkesine göre, bir ceza davasında kararın yargılama ve delil toplama süreci boyunca mevcut bulunan hâkimler tarafından verilmesi gerektiğini kaydetmiştir (bk. Cutean, yukarıda anılan, § 61). Ancak, bu davanın gidişatı esnasında mahkemenin oluşumunda herhangi bir değişiklik yapılmasına müsaade etmeyen bir yasak olarak değerlendirilmemelidir (bk. P.K. / Finlandiya (k.k.), no. 37442/97, 9 Temmuz 2002). Bir hâkimin bir davaya devam etmesini imkânsız kılan çok açık idari veya usule ilişkin faktörler ortaya çıkabilir. Mahkeme, davayı yürütmeye devam eden hâkimlerin delilleri ve argümanları uygun şekilde anlayabilmesini sağlamak için tedbirler alınabileceğine işaret etmiştir. Örnek olarak ilgili tanığın güvenilirliğine ilişkin bir husus söz konusu olmadığı durumda tanık ifadesinin dökümünün mevcut bulundurulması ya da sonradan oluşturulan mahkemenin ilgili argümanları ya da önemli tanıkları tekrar dinlemesinin sağlanması verilebilir (bk. Cutean, yukarıda anılan, § 61, ve Škaro / Hırvatistan, no. 6962/13, § 24, 6 Aralık 2016).

  3. Ayrıca Mahkeme, demokratik toplumların adil yargılanma hakkına saygıyı mümkün olan en üst düzeyde göstermesi gereken durumun en ağır cezaların söz konusu olduğu durumlar olduğunu yinelemiştir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Simeonovi / Bulgaristan [BD], no. 21980/04, § 126, 12 Mayıs 2017).

(c) İlkelerin somut davaya uygulanması

  1. Mevcut davada Mahkeme, başvuranın, ilk olarak, (i) sonradan PKK üyeliğinden yargılanan bir kişi (H.E.) ile görüşmesi (ii) bazı gösterilere, bomba yapımı eğitimlerine ve protestolara katılması ve (iii) 17 Aralık 2011 tarihli bombalama girişimine dâhil olması nedeniyle Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Ceza Kanununun 314 § 2 maddesi uyarınca silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edildiğini not etmiştir (bk. yukarıda 27). Aynı zamanda, Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın Devletin birliğini ve ülkenin bütünlüğünü bozma, kamu memurunu bombayla öldürmeye teşebbüs suç ve tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçlarından beraatine karar vermiştir (bk. yukarıda 26).

  2. Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın 17 Aralık 2011 tarihli bombalamayla ilgisinin olması dâhil olmak üzere davalılar hakkındaki suçlamaların olgusal dayanaklarını belirlemede temel olarak A.Y.’nin ifadelerini esas almıştır. Bunu yaparken, A.Y.’nin ifadelerinin görünürdeki samimiyeti ve kişiliğini göz önüne alarak - her ikisi de duruşmada gözlemlenmiştir ve Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi, doğrudanlık ilkesine uygun olarak gözlemleme yaptığını ileri sürmüştür - A.Y.’nin manipülasyona açık ve psikolojik baskıdan kolayca etkilenebilecek genç bir kişi olduğunu tespit etmiştir. Ancak, mahkeme A.Y.’nin duruşmalar sırasında samimi bir şekilde pişman olduğunu gösterdiğinden ve vermiş olduğu ifadeleri ve kendi dâhil olmak üzere bombalamaya dâhil olanların cezai anlamda sorumlu tutulmasına yönelik talebini net bir tavırla tekrarladığından dolayı A.Y.’nin ifadelerinin güvenilir olduğu şeklinde bir değerlendirme yapılması gerektiği görüşündedir. Böylece Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi, A.Y.’nin polis ifadelerine dayandığını ve başvuranın el yapımı bombanın A.Y.’ye verildiği sırada orada bulunduğunu ve bombalı saldırıyı gerçekleştirebileceğini söyleyerek A.Y.’yi cesaretlendirdiğini tespit ettiğini belirtmiştir (bk. yukarıda 26). Ancak, başvuranın bombalamaya katkısının A.Y.’yi bombalı saldırı gerçekleştirmeye teşvik sayılacak eşiği geçmediği görüşündedir. Bununla beraber, yargılama mahkemesi başvuranı, diğerlerinin yanı sıra, A.Y.’ye bombanın verildiği ortamda bulunması ve A.Y.’yi cesaretlendirmesinden dolayı silahlı terör örgütüne üye olmaktan suçlu bulmuştur.

  3. Üç hâkimden oluşan kürsüde yer alan hâkimlerden birisi - A.Y.’nin 14 Mart 2012 tarihli ilk duruşmada detaylı bir şekilde verdiği ifadeyi dinleyen tek hâkim - A.Y.’nin başvuranla ilgili ifadesini geri çekmesinden dolayı başvuranın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan da beraat etmesi gerektiğini ve A.Y.’ye bombalama eylemini “hemde çok güzel yaparsın” diyen kişinin E.E. olduğunu belirterek muhalif oy kullanmıştır.

  4. Sadece son duruşmada yer alan Cumhuriyet Savcısı, daha sonra bu karara itiraz etmiş ve A.Y.’nin ifadelerinin başvuranın A.Y.’yi bombalı saldırıyı gerçekleştirmeye teşvik ettiğini ortaya koyması nedeniyle Yargıtaydan Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin başvuran hakkında verdiği beraat kararının bozmasını talep etmiştir (bk. yukarıda 28). Ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, A.Y.’nin ifadelerinin güvenilirliğine ilişkin olarak taban tabana zıt bir görüş benimsemiş ve Yargıtaydan yalnızca Cumhuriyet Savcısının itirazını reddetmesini değil, aynı zamanda başvuranın mahkûmiyet kararının bozulmasını ve silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraat etmesini istemiştir (bk. yukarıda 29). Bölge cumhuriyet savcısı ile aynı fikirde olan Yargıtay, Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin kararını sadece başvuranla ilgili olarak bozmuş; diğer sanıklarla "düşünce ve eylem birliği içinde" hareket ederek bombalama eylemine karıştığı gerekçesiyle başvuranın (i) devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, (ii) kamu memurunu bombayla öldürmeye teşebbüs ve (iii) tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurmak suçlarından mahkûm edilmesi gerektiğini kaydederek davayı yeniden incelenmesi için geri göndermiştir‑ (bk. yukarıda 30).

  5. Mahkemeye göre, Yargıtay, başvuranın Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin A.Y.’nin ifadesini kendi yorumlayarak başvuranı beraat ettirdiği suçlardan mahkûm edilmesi gerektiği sonucuna varırken aynı ifadeyi kendisi yorumlamıştır (bk. Júlíus Þór Sigurþórsson, yukarıda anılan, §§ 41-42, ve Mischie / Romanya, no. 50224/07, §§ 36-37, 16 Eylül 2014). Erzurum Ağır Ceza mahkemesinin başvuranı silahlı terör örgütüne üye olmaktan suçlu bulurken A.Y’.nin ifadelerine ve diğer delillere dayanmış olması, Yargıtay tarafından yapılan ve sonuçta başvuranın (i) ila (iii) maddelerinde sıralanan suçlardan beraat etmesinin bozulmasıyla sonuçlanan yeniden yorumlamanın derecesini düşürmez. Aynı zamanda bu husus, Yargıtayın yeniden yorumlamasını Hükümet tarafından iddia edildiği üzere söz konusu suçların yasal sınıflandırmasına ilişkin bir düzeltme ya da teknik bir mesele haline getirmez (karşılaştırınız, Famulyak / Ukrayna (k.k.), no. 30180/11, § 42, 26 Mart 2019).

  6. Aynı şekilde, Mahkeme ifadeleri başvuranın kovuşturulmasında kilit rol oynayan ve daha sonra başvuranla ilgili ifadelerinin bir kısmını geri çeken A.Y.’nin güvenilirliğinin Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi önündeki yargılamalarda önem arz etmediği sonucuna varamamaktadır. Bu kapsamda, Hükümetin Yargıtayın A.Y.’nin ifadelerinin doğruluğunu ve geçerliliğini sorgulamadığı argümanı Mahkemenin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında yapacağı inceleme üzerinde belirleyici bir etkisi yoktur çünkü Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin gereklilikleri, ulusal mevzuat ya da uygulamalardaki gerekliliklerden bağımsızdır (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Mtchedlishvili / Gürcistan, no. 894/12, § 36, 25 Şubat 2021).

  7. Mahkeme ayrıca Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesinin, takip eden yargılamalarda başvuranı devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, kamu memurunu bombayla öldürmeye teşebbüs ve tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurmak suçlarından mahkûm ederken ve ağır bir ceza verirken esas olarak A.Y.’nin ifadelerine dayandığını kaydetmiştir. Bununla birlikte, Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesinin kürsüsünde yer alan üç hâkimden hiç biri başvuran hakkındaki ceza yargılamalarının ilk aşamalarına dâhil olmamış ve ifadeleri yürüttükleri yargılamada başvuranın mahkûmiyetinde temel alınan A.Y.’yi dinlememiştir (bk. Svanidze / Gürcistan, no. 37809/08, § 34, 25 Temmuz 2019). Aslında, Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın A.Y.’nin dinlenmesi talebini davanın esası üzerinde bir etkisi olmayacağı gerekçesiyle reddetmiştir. Bu bağlamda, Mahkeme Hükümetin başvuranın A.Y.’nin dinlenmesi talebi için geçerli yasal süre sınırına uymadığı yönündeki iddiasını kabul edemez. Dolayısıyla, Mahkeme başvurana davasına nihai olarak karar veren hâkim önünde tanığı sorguya çekme fırsatı verildiğini kabul edemez. Bu husus da doğrudanlık ilkesinin altında yatan temel mantıktır. Bu nedenle, Mahkeme yargılama mahkemesinin delilleri ve argümanları uygun bir şekilde anlamasını sağlayacak herhangi bir usuli güvencenin olup olmadığını tespit etmeye çalışmalıdır.

  8. Bu kapsamda, Mahkeme Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararında “doğrudanlık ilkesi ışığında tespit edilmiştir” ifadesi hariç A.Y.’nin güvenilirliğine ilişkin görüşleri dâhil olmak üzere Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçesini neredeyse kelimesi kelimesine tekrarladığını endişeyle not etmiştir. Bu anlamda, Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi, A.Y.’nin polise verdiği ifadenin davanın olgularının belirlenmesinde dikkate alınması gerektiğine karar vermiş ve Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin aksine başvuranın tehdit edici sözleriyle müşterek sanık olan E.A. ve F.A.’nın eylemlerini desteklediğini ve A.Y.’yi bombalı saldırıyı gerçekleştirmesi için yönlendirdiğini böylelikle diğer sanıklarla "düşünce ve eylem birliği içinde” hareket ederek bombalamada yer aldığını tespit etmiştir.‑ Bu ifadeler, Yargıtayın Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin başvuran hakkındaki kararını bozarken kullandığı ifadelerdir. Bu koşullar altında, Mahkeme, Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesinin A.Y.’nin ifadelerine ilişkin incelemesinin üstünkörü nitelikte olması dikkate alındığında, A.Y.’nin ifadelerinin dökümlerinin mevcut olmasının ya da dosyaya erişim veya savunmasında uygun gördüğü herhangi bir hususu dile getirmek gibi temel savunma haklarını kullanma imkânı tanınmasının - Türkiye’de hakkında suçlama yapılan herkese tanınan yasal haklar - yukarıda belirtilen eksiklikten kaynaklanan önyargıyı giderecek nitelikte olduğuna hükmedemez (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Beraru, yukarıda anılan, § 66, ve Lazu / Moldova Cumhuriyeti, no. 46182/08, § 39 son cümlesi, 5 Temmuz 2016).

  9. Benzer şekilde, ne bu konuda sessiz kalan Yargıtayın ne de konuyu doğrudanlık ilkesi açısından incelemeyen Anayasa Mahkemesinin yukarıda tespit edilen önyargıyı giderdiği söylenebilir.

  10. Son ve önemli olarak, konuyla ilgili herhangi bir görüş belirtmeksizin Mahkeme bu davada nihai olarak karar veren hâkimlerin A.Y.’yi dinlemesini gerektirecek doğrudanlık ilkesinin öneminin A.Y.’yi doğrudan dinleyen ve dinlemeyen hâkimlerin görüşleri ve vardıkları sonuçlar arasındaki farkla daha da ortaya çıktığını gözlemlemektedir. Nitekim, A.Y.’yi dinleyen hâkimler temelde A.Y.’nin ifadelerini esas alarak başvuranın Ceza Kanunu’nun 82, 174 ve 302 maddeleri kapsamında bombalama eyleminden kaynaklanan cezai anlamda sorumluluğunun bulunmadığı (Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi) ve olaylara dâhil olmasının diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde silahlı terör örgütü suçunu teşkil ettiği (Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin iki hâkimi), ya da tamamen beraat ettirilmesi gerektiği (Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin muhalif hâkimi) sonucuna varmıştır. Diğer taraftan, A.Y.’yi dinlemeyen Yargıtay ve Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi hâkimleri başvuranın üzerine atılı tüm suçları işlediğine ve dolayısıyla suçlu bulunup cezalandırılmasına karar vermiştir.

  11. Yukarıdaki değerlendirmeler Mahkemenin yerel mahkemelerin doğrudanlık ilkesinin gerekliliklerini yerine getirmediği sonucuna varması için yeterlidir. Bu bağlamda, Mahkeme Hükümetin başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu yönündeki ilk itirazını da reddetmiştir (bk. yukarıda 39).

  12. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.

  13. SÖZLEŞME’NİN DİĞER MADDELERİ KAPSAMINDAKİ İHLAL İDDİALARI HAKKINDA

  14. Son olarak, davanın esasları ve kabul edilebilirliğine ilişkin 11 Temmuz 2021 tarihli görüşlerinde başvuran bazı ek şikâyetlerde bulunmuştur. Hükümete beyan edilen şikâyetle ilgisi olmayan bu şikâyetler arasında özellikle Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki haklarının ihlali, mahkemeye erişim hakkının ihlali, evinin aranmasıyla ilgili olarak Sözleşme’nin 8. Maddesi kapsamındaki haklarının ihlali ve ceza yargılamalarının sonucunun adil olmaması yer almaktadır.

  15. Mahkeme, başvurunun Hükümete bildirildiği tarihte yukarıda belirtilen 5. madde kapsamındaki şikâyetleri ve ceza yargılamalarının sonucuna ilişkin 6. madde kapsamındaki şikâyeti incelemiş ve reddetmiş olduğunu not etmiştir‑. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetlerin Mahkeme tarafından daha önce incelenmiş olan bir konuyla büyük ölçüde aynı oldukları için Sözleşme’nin 35 § 2 (b) maddesi uyarınca kabul edilemez oldukları sonucuna varılmıştır. Şikâyetlerin geri kalanına ilişkin olarak, bunlar daha önce dile getirilmemiş konularla ilgilidir ve başvuranın Mahkemeye yaptığı ilk şikâyetin detaylandırılması olarak kabul edilemezler. Dolayısıyla, bu şikâyetler zamanında dile getirilmediği için Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmelidir.

  16. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

  17. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:

“Eğer Mahkeme bu Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”

  1. Tazminat

  2. Başvuran, maddi tazminat olarak 100.000 avro ve manevi tazminat olarak 100.000 avro talep etmiştir.

  3. Hükümet bu taleplerin asılsız, aşırı ve Mahkeme’nin konuyla ilgili içtihadıyla çelişkili olduğunu ileri sürerek itiraz etmiştir.

  4. Mahkeme, ihlal kararı ve talep edilen maddi tazminat talebi arasında nedensel bir bağlantı bulamadığı için bu talebi reddetmiştir. Manevi tazminatla ilgili olarak, Mahkeme başvuranın davasında Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine ilişkin tespitinden başvuranın haksız yere mahkûm edildiği sonucunun çıkarılamayacağını ve Sözleşme’nin ihlal edilmemiş olması halinde neler olabileceği konusunda spekülasyon yapmanın mümkün olmadığını kaydetmiştir (bk. Dvorski / Hırvatistan [BD], no. 25703/11, § 117, AİHM 2015). Bu koşullar altında, Mahkeme en uygun tazmin şeklinin başvuranın, eğer dilerse, Sözleşme’nin 6. maddesinin gerekliliklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı görüşündedir Dolayısıyla, somut davanın koşulları göz önünde bulundurulduğunda, Sözleşme’nin ihlal edildiğinin Mahkeme tarafından tespit edilmesi hâlinde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesi kapsamında iç hukuk yargılamalarının yenilenmesi imkânının sağlandığı dikkate alındığında, ihlalin tespiti, kendi başına, yeterli adil tazmin teşkil etmiştir (bk. Ayetullah Ay / Türkiye, no. 29084/07 ve 1191/08, § 203, 27 Ekim 2020, ve Yüksel Yalçınkaya / Türkiye [BD], no. 15669/20, § 425, 26 Eylül 2023).

  5. Masraflar ve giderler

  6. Başvuran Mahkeme nezdindeki masraf ve giderler için başvuranın avukatının gerçekleştirdiği altmış sekiz saatlik hukuki çalışmaya ve Mahkemeye sunulan başvuru formuna ilişkin yapılan hazırlık için 1.000 avroya karşılık olarak 7.800 avro talep etmiştir. Başvuran bu talepleri desteklemek amacıyla avukatıyla yaptığı ücret sözleşmesini ve avukatı tarafından hazırlanan masraf dökümünü sunmuştur.

  7. Hükümet başvuranın avukatıyla bir anlaşma imzaladığını veya iddia ettiği meblağları ödediğini gösteren geçerli bir destekleyici belge veya başka herhangi bir belge ya da söz konusu hukuki çalışmanın hangi günlerde yapıldığına veya meblağların hangi davalarda harcandığına ilişkin ayrıntı sunmadığını ileri sürerek söz konusu taleplere itiraz etmiştir.

  8. Mahkemenin içtihadına göre bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin fiilen ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu belgelendirebildiği takdirde bunların kendisine geri ödenmesi hakkına sahiptir (bk. Yüksel Yalçınkaya, yukarıda anılan, § 429, 26 Eylül 2023). Mahkeme mevcut davada, elinde bulunan belgeleri ve yukarıda belirtilen kriterleri dikkate alarak, Mahkeme önünde gerçekleşen masraflar için başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere 1.000 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir (bk. Elif Nazan Şeker / Türkiye, no. 41954/10, § 65, 8 Mart 2022).

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,

  1. Başvuranın 11 Temmuz 2021 tarihli beyanlarında ileri sürdüğü şikâyetleri hariç olmak üzere başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
  2. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
  3. İhlal tespitinin, başvuranın uğradığı manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine,

(a) Kararın Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, davalı Devlet tarafından, başvurana, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, aşağıda belirtildiği gibi:

(i) masraf ve giderler bakımından, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 1.000 avro (bin avro) ödenmesine;

(ii) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;

  1. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.

İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 12 Mart 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Hasan Bakırcı Arnfinn Bårdsen
Yazı İşleri Müdürü Başkan

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim