CASE OF G.B. AND OTHERS v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

G.B. VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no. 4633/15)

KARAR

STRAZBURG

17 Ekim 2019

KESİNLEŞME TARİHİ

17 Ocak 2020

İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

G.B. ve Diğerleri/Türkiye davasında,

Başkan
Robert Spano,
Hâkimler
Marko Bošnjak,
Valeriu Griţco,
Egidijus Kūris,
Arnfinn Bårdsen,
Darian Pavli,
Saadet Yüksel,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),

3 Eylül 2019 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,

Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:

USUL

  1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın temelinde Rus vatandaşları olan G.B. ile A.I., M.Z. ve K.Z. adlı üç çocuğunun (“başvuranlar”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 22 Ocak 2015 tarihinde yapmış olduğu bir başvuru (no. 4633/15) bulunmaktadır.

  2. Başvuranlar, İstanbul Barosuna bağlı Avukat A. Yılmaz tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.

  3. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3, 8 ve 13. maddeleri kapsamında, Kumkapı ve Gaziantep Geri Gönderme Merkezlerindeki fiziki tutulma koşullarından ve söz konusu şikâyetleri öne sürebilecekleri etkili bir iç hukuk yoluna sahip olmadıklarından şikâyet etmişlerdir. Başvuranlar, ayrıca, Sözleşme’nin 5 §§ 1, 2, 4 ve 5 maddesi kapsamında, Kumkapı ve Gaziantep Geri Gönderme Merkezlerinde tutulmalarının hukuka aykırı olduğundan, yetkililer tarafından tutulma gerekçeleriyle ilgili usulüne uygun olarak bilgilendirilmemiş olmaktan ve tutulmalarının hukuka uygunluğu hakkında itirazlarının etkili bir şekilde incelenebileceği ve 5. madde kapsamındaki haklarının ihlali nedeniyle tazminat talep edebilecekleri iç hukuk yollarının mevcut olmadığından şikâyet etmişlerdir.

  4. Sözleşme’nin 3. maddesi, 5 §§ 1, 2, 4 ve 5 maddesi, 8. maddesi ve 13. maddesi kapsamındaki şikâyetler, 27 Mayıs 2015 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geriye kalan kısmı Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 3 maddesi uyarınca kabul edilemez bulunmuştur.

  5. Başvuranlar ve Hükümet, başvurunun kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin görüşlerini sunmuşlardır. Sözleşme’nin 36. maddesi uyarınca Rus Hükümeti davaya müdahale etme hakkı olduğu konusunda bilgilendirilmiştir. Ancak Rus Hükümeti bu hakkı kullanmamıştır.

OLAYLAR

  1. DAVANIN KOŞULLARI

  2. Başvuranlar, sırasıyla 1986, 2008, 2012 ve 2013 tarihlerinde doğmuşlardır. Birinci başvuran, ikinci, üçüncü ve dördünce başvuranların (üç çocuk ayrıca “reşit olmayan başvuranlar “olarak da anılmışlardır) annesidir. Başvuranlar, Mahkemeye somut başvuruyu yaptıkları sırada idari gözetim altında tutulmaktaydı. Dava dosyasındaki en son bilgilere göre, başvuranlar şu an Azerbaycan’ın Bakü kentinde ikamet etmektedirler.

  3. Başvuranların yakalanmaları ve tutulmaları

  4. Başvuranlar, 17 Ekim 2014 tarihinde geçerli olduğu iddia edilen bir vizeyle İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan Türkiye’ye giriş yapmışlardır.

  5. Resmi tutanaklara göre, başvuranlar, 18 Ekim 2014 tarihinde yasa dışı yolla Suriye’ye geçmeye çalışırlarken Suriye sınırındaki Kilis ilinde yakalanmışlardır. Başvuranlar ilk olarak kimliklerinin tespit edilmesi için Elbeyli İlçe Jandarma Komutanlığına götürülmüşlerdir. Başvuranlar daha sonra aynı gün içinde, Kilis Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğüne sevk edilmişlerdir.

  6. Kilis Valiliği,19 Ekim 2014 tarihinde birinci başvuranın 6458 sayılı Kanun’un 54(1)(h) maddesi uyarınca ülkeyi yasa dışı yollarla terk etme girişiminde bulunması sebebiyle sınır dışı edilmesine karar vermiştir. Kilis Valiliği ayrıca, aynı sebepten dolayı, 6458 sayılı Kanun’un 57(2) maddesi uyarınca başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.

  7. Başvuranlar 22 Ekim 2014 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne bağlı Kumkapı Yabancıları Geri Gönderme Merkezine (“Kumkapı Geri Gönderme Merkezi”) sevk edilmişlerdir.

  8. İstanbul Valiliği, 23 Ekim 2014 tarihinde birinci başvuranın 6458 sayılı Kanun’un 54(1)(d) ile (h) maddesi uyarınca sınır dışı edilmesine ve aynı Kanun’un 57. maddesi uyarınca sınır dışı sürecinde tutulmasına karar vermiştir. Ancak kararda, birinci başvuranın sınır dışı edilmesi ve tutulması kararının hangi gerekçelerle alındığı açıklanmadan, yalnızca 6458 sayılı Kanun’un sınır dışı edilme ve tutulma işlemlerine ilişkin hükümlerine atıf yapılmıştır. Dava dosyasında söz konusu kararın ilk başvurana tebliğ edilip edilmediği veya ne zaman tebliğ edildiğini gösteren bir belge bulunmamaktadır.

  9. Birinci başvuran, 3 Aralık 2014 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesi önünde sınır dışı edilme kararına itiraz etmiştir. Dava dosyasında söz konusu yargılamaların sonucuyla ilgili hiçbir bilgi bulunmamaktadır.

  10. Ayrıca başvuranlar, bu süre içerisinde, dini ve siyasi görüşlerinden dolayı zulüm görme korkusu sebebiyle Rusya’yı terk etmek zorunda kaldıklarını ve oraya geri dönecek olurlarsa hayatlarının tehlikeye gireceğini iddia ederek 7 Kasım 2014 tarihinde Türk makamlarından uluslararası koruma talep etmişlerdir. İç İşleri Bakanlığına bağlı olan Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (“GİGM”), başvuranların uluslararası koruma için uygun olmadıklarını tespit etmiş ve söz konusu talebi 17 Aralık 2014 tarihinde reddetmiştir. Başvuranlar, 6 Ocak 2015 tarihinde Ankara İdare Mahkemesi önünde GİGM’in kararına itiraz etmiştir. Ankara İdare Mahkemesi ise 9 Eylül 2015 tarihinde başvuranların itirazlarına ilişkin davayı reddetmiştir. Başvuranlar, Ankara İdare Mahkemesinin söz konusu kararına karşı temyiz başvurusunda bulunmuş ve söz konusu temyiz, 20 Haziran 2018 tarihinde Danıştay tarafından reddedilmiştir.

  11. Başvuranların tutulmalarının hukuka uygunluğu konusunda itiraz etmek için İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinde açtıkları davalar

  12. Başvuranlar, 11 Kasım 2014 tarihinde İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğine başvurarak, Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde idari gözetim altında tutulmalarının hukuka uygunluğu konusunda itiraz etmiş ve serbest bırakılmalarını talep etmişlerdir. Başvuranlar özellikle aşağıdaki hususları ileri sürmüşlerdir;

(i) Yetkili makamın yasa gereği kararında belirtme yükümlülüğü bulunmasına karşın, tutulma kararında tutulma gerekçeleri belirtilmeden sadece 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 57. maddesine atıfta bulunulmuştur.

(ii) 6458 sayılı Kanun’un 68. maddesinde açıkça belirtildiği gibi, başvuranların sığınmacı statüsü göz önüne alındığında, idari gözetime kendileri açısından son çare olarak başvurulması gerekmesine karşın, yetkililer hiçbir alternatif önleyici tedbiri değerlendirmeden ve başvuranların bir anne ve üç küçük çocuğu olduğunu yeterince dikkate almadan kendilerinin tutulmalarına karar vermiştir.

(iii) Özellikle Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki olumsuz fiziki koşullar göz önüne alındığında, idari gözetim altında tutulmaları, başvuranlara ve özellikle küçük yaşta olmaları sebebiyle ikinci, üçüncü ve dördüncü başvurana ciddi fiziksel ve zihinsel zarara yol açmıştır (bk. aşağıda 24-27. paragraflar) ve bu durum Mahkeme’nin Yarashonen/Türkiye (no. 72710/11, 24 Haziran 2014) gibi davalarda tespit etmiş olduğu üzere insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil etmektedir.

  1. Başvuranlar, idari gözetim kararıyla ilgili resmi bir kararın yalnızca ilk başvuran ile ilgili verildiğini ve diğer başvuranların tutulmasına ilişkin yasal bir dayanağın bulunmadığını iddia ederek, başvurularını tamamlamak amacıyla 20 Kasım 2014 tarihinde ikinci bir talepte bulunmuşlardır.

  2. Başvuranlar, 26 Kasım 2014, 2 ve 26 Aralık 2014 ve 6 Ocak 2015 tarihlerinde genel olarak yukarıda anılan aynı gerekçelere dayanarak tutulmalarının yasallığına itiraz etmek üzere İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğine dört başvuruda daha bulunmuşlardır.

  3. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğine 21 Kasım 2014, 2 ve 9 Aralık 2014 ve 12 ve 29 Ocak 2015[1] tarihli kararlarla başvuranların taleplerini reddetmiştir. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğine 21 Kasım 2014 tarihli ilk kararında, İstanbul Valiliğinden aldığı bilgiye göre, birinci başvuranın (i) kamu güvenliğine tehdit oluşturması ve (ii) yasa dışı yollarla Türkiye’yi terk etmeye çalışması sebebiyle kendisinin tutulması ve sınır dışı edilmesine karar verildiğini tespit etmiştir. Bu sebeple birinci başvuranın tutulması kanuna uygun bulunmuştur. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği geri kalan başvuranlarla ilgili olarak kendileriyle ilgili herhangi bir tutulma kararı bulunmadığını kabul etmiş ve bu nedenle tutulmalarının hukuka aykırılığına ilişkin iddialarını reddetmiştir. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği, başvuranların geri kalan argümanlarına yanıt vermemiştir. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği daha sonra verdiği dört kararında, sadece 6458 sayılı Kanun’un 54. ve 57. maddelerine atıfta bulunarak benzer şekilde başvuranların tutulmasının yasal olduğuna karar vermiştir. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği 2 Aralık 2014 ve 12 Ocak 2015 tarihli kararlarında, birinci başvuranın sınır dışı edilmesiyle ilgili kararın sadece 54(1)(d) maddesine (kamu düzeni ve güvenliği veya kamu sağlığına tehdit oluşturabilecek kişilerin sınır dışı edilmesiyle ilgili madde) dayanılarak verildiğini belirtirken, diğer kararlarında hiç bir gerekçeye yer vermemiştir. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği, kalan iki kararında, başvuranların Türkiye’ye geçerli vizeleri olmadan giriş yaptıklarını belirtilmiştir. Söz konusu iddiayı başvuranlar sürekli olarak reddetmişlerdir.

  4. Başvuranların Gaziantep Geri Gönderme Merkezine sevk edilmesi

  5. Başvuranlar, 22 Ocak 2015 tarihinde Gaziantep Geri Gönderme Merkezine sevk edilmişlerdir.

  6. Gaziantep Valiliği, 23 Ocak 2015 tarihinde, bu kararların dayandığı hükümleri belirtmeden, başvuranların her biri hakkında sınır dışı edilme kararı çıkarmış ve ayrıca, sınır dışı edilme sürecine kadar başvuranların tutulmalarına karar vermiştir. Dava dosyasında söz konusu kararların başvuranlara tebliğ edilip edilmediği veya ne zaman tebliğ edildiğini gösteren bir belge bulunmamaktadır.

  7. Başvuranlar, 30 Ocak 2015 tarihinde Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğine başvurarak Gaziantep Geri Gönderme Merkezindeki idari gözetim altında tutulmalarının yasallığına itiraz etmiş ve serbest bırakılmayı talep etmişlerdir. Başvuranlar genel olarak İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği önünde ileri sürdükleri argümanları tekrar etmiş ve Gaziantep Geri Gönderme Merkezindeki fiziki koşulların, özellikle küçük çocuklar için uygun olmadığını vurgulamışlardır. Başvuranlar ayrıca, Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğinin dikkatini, sınır dışı edilme karına karşı yapmış oldukları itirazlar ile sığınma başvurusunun idare mahkemeleri önünde halen derdest olması sebebiyle yakın zamanda sınır dışı edilme olasılıklarının olmamasına rağmen tutuldukları konusuna çekmiştir.

  8. Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliği 5 Şubat 2015 tarihinde başvuranların argümanlarını kabul etmiş ve idari gözetim altında tutulmalarının kanuna aykırı olduğunu tespit etmiştir. Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliği, ilk olarak, başvuranların özellikle küçük çocuklar için uygun olmayan koşullarda tam üç ay boyunca tutulduklarını belirtmiştir. Bununla beraber, başvuranların sınır dışı edilmeleri ve tutulmaları ile ilgili kararların 6458 sayılı Kanun’un 54(1)(d) ile 57(2) maddelerine dayanılarak verilmiş olmasına rağmen, özellikle başvuranlardan üçünün 2, 3 ve 7 yaşındaki çocuklar olduğu göz önüne alındığında, başvuranların kamu düzenine, güvenliğine veya sağlığına bir tehdit oluşturduklarına ilişkin iddiaları destekleyen somut bir delil bulunmamaktadır. Benzer bir şekilde, başvuranların neden 6458 sayılı Kanun’un 57(2) maddesi uyarınca tutuldukları konusunda herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliği ayrıca, başvuranların sınır dışı edilme kararı ile sığınma taleplerinin reddedildiği karara karşı açmış oldukları yargılamaların idare mahkemeleri önünde halen derdest olduğunu kaydetmiştir. Söz konusu tespitlere dayanarak, Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliği, başvuranların tutulmalarının yasaya aykırı olduğunu ve başvuranların hemen sınır dışı edilmedikleri sürece Gaziantep Geri Gönderme Merkezinden tahliye edilmelerine karar vermiştir.

  9. Başvuranlar, yetkililerin kendilerini serbest bırakmaması sebebiyle, 10 Şubat 2015 tarihinde GİGM’ye başvurarak, Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğinin 5 Şubat 2015 tarihli kararı ve Mahkeme’nin 23 Ocak 2015 tarihinde vermiş olduğu ihtiyati tedbir kararı uyarınca (bk. aşağıda 39. paragraf) Gaziantep Geri Gönderme Merkezinden serbest bırakılmayı talep etmişlerdir.

  10. Aynı tarihte, Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğinin kararı Gaziantep Emniyet Müdürlüğüne tebliğ edilmiş ve başvuranlar, Gaziantep’te ikamet etmek ve haftada üç kez polis karakoluna gitmek şartıyla Gaziantep Geri Gönderme Merkezinden serbest bırakılmışlardır.

  11. Kumkapı ve Gaziantep Geri Gönderme Merkezlerindeki tutulma koşulları

    1. Başvuranların açıklaması
  12. Başvuranlar, Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde tutuldukları 22 Ekim 2014 ile 22 Ocak 2015 tarihleri arasında merkezin aşırı kalabalık olduğunu iddia etmişlerdir. Söz konusu merkezin ilgili zamandaki resmi kapasitesinin 300 kişi olmasına rağmen başvuranların tutulduğu dönemde merkezde yaklaşık 600 kişi bulunmaktaydı. Başvuranlar söz konusu iddiaya kanıt olarak, avukatları tarafından 23 Ocak 2015 tarihinde hazırlanmış bir belgeyi sunmuşlardır. Söz konusu belgede, avukatları ile merkezde görevli bir yetkili arasında geçen bir konuşmada yetkili kişinin avukata söz konusu zamanda ilgili merkezde yaklaşık 600 kişinin bulunduğunu söylediği iddia edilmiştir.

  13. Başvuranlar, ilgili merkezin aşırı kalabalık olmasının hijyen sorunlarına yol açtığını iddia etmişlerdir. Söz konusu sorun odaların, tuvaletlerin ve banyoların düzenli olarak temizlenmemesi ve yatak takımının hiçbir zaman değiştirilmemesi sebebiyle daha da kötü bir hal almıştır. İlgili merkezde böcekler çok yaygındı. Birinci başvuran, çocuklarının böcekler ve tahtakuruları tarafından ısırıldıklarını ve bu ısırıklar yüzünden çocuklardan ikisinin alerjik reaksiyon gösterdiklerini iddia etmiştir. Belirtilmeyen bir tarihte başvuranların odasına ilaçlama yapılmış; ancak ilaçlama sırasında odadan çıkmalarına izin verilmemiştir.

  14. Başvuranlar ayrıca, ilgili merkezin aydınlatma, havalandırma ve ısınma konusunda yetersiz olduğunu ve günün her vakti sigara dumanına maruz kaldıklarını iddia etmişlerdir. Açık havada düzenli olarak egzersiz yapma olanağı çocuklar için bile sağlanmamıştır. Odalarda aydınlatma anahtarının olmaması sebebiyle ışıklar gece boyunca açık bırakılmış ve bu durum başvuranların gece uyumasını olumsuz etkilemiştir.

  15. Başvuranlar, Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki tutulmalarının fiziki koşullarının özellikle çocukların fiziksel ve zihinsel sağlıkları için uygun olmadığını vurgulamışlardır. Çocuklara oyun alanı veya yaşlarına uygun aktivitelerin sağlanmamasının yanı sıra düzenli olarak açık havaya çıkma olanağı da verilmemiştir. Sağlanan yiyeceklerin kalitesi ve miktarı da yeterli değildi. Özellikle, söz konusu yiyecekler çocukların beslenme ihtiyaçlarını karşılamamıştır. Başvuranların bebek maması, süt ve meyvenin yanı sıra çocuk bezleri, pudra, kıyafet ve oyuncak gibi ihtiyaçları, ziyaretlerine izin verildiği ölçüde, avukatları veya akrabaları tarafından karşılanmıştır. Başvuranların avukatlarının, küçük çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanması ve acil tıbbi bakım sağlanması ile ilgili sözlü ve yazılı talepleri yetkililer tarafından dikkate alınmamıştır. Sözlü taleplerinin yanı sıra, başvuranların avukatı 14 Kasım 2014 ile 13 Ocak 2015 tarihlerinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne iki defa dilekçe yazarak, Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki fiziki koşullardan şikâyet etmiş ve başvuranlara, özellikle de üç çocuğa tıbbi bakım sağlanması ve temel ihtiyaçlarının karşılanması talebinde bulunmuştur. Başvuranların avukatı, 13 Ocak 2015 tarihli dilekçesinde, çocuklardan birinin bronşit, diğerinin ise alerjilerden muzdarip olup, acil tıbbi bakıma ihtiyaçları olduğunu vurgulamıştır. Yetkililerin söz konusu taleplere cevap vermediği görülmektedir. Başvuranların avukatı, 21 Ocak 2015 tarihinde GİGM’nin dikkatini, başvuranların Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki tutulmalarının fiziki koşulları sebebiyle çektikleri zorluklara çekmiş ve altı gündür yüksek ateş içinde olan çocuklar için acil tıbbi bakım talep etmiştir. Başvuranların avukatı, birinci başvuranın birçok talebine rağmen, yetkililerin çocuklar için gerekli olan tıbbi bakımın sağlanması konusunda hiçbir eylemde bulunmadıklarını vurgulamıştır. Başvuranlar tarafından verilen bilgiye göre, çocuklar 27 Ocak 2015 tarihine kadar doktora götürülmemiştir.

  16. Başvuranlar, 22 Ocak 2015 tarihinde, Gaziantep Geri Gönderme Merkezine sevk edilmişler ve burada 10 Şubat 2015 tarihine kadar tutulmuşlardır. Başvuranların açıklamasına göre, yeterince güneş ışığı almayan 10 m²’lik bir odada, üç kadın ve bir çocukla birlikte tutulmuşlar, söz konusu merkezdeki koşulların Kumkapı Geri Gönderme Merkezindekine kıyasla daha kötü olduğunu belirtmişlerdir. Koridorlarda uyuyan insanlar vardı. İlgili merkezde, çocuklar için yeterli ve kaliteli yiyeceklerin olmayışı, hijyen, açık hava egzersizinin olmayışı ve çocuklar için oyun alanının olmayışına ilişkin sorunlar Gaziantep Geri Gönderme Merkezinde de mevcuttu. Başvuranlara, avukatları tarafından süt, meyve ve kışlık giysi verilmiştir.

  17. Hükümetin açıklaması

  18. Hükümet başvuranların ilk başta tutulduğu Kumkapı Geri Gönderme Merkezinin 300 kişilik kapasiteye sahip olduğunu belirtmiştir. Tutulanlar üç katta kalmıştır: İlk iki kat erkeklere üçüncü kat ise kadınlara tahsis edilmiştir. İlk katta 50, 58, 76 ve 84 m² ölçülerinde dört yatakhane vardır. İkinci kat ile üçüncü katın her birinde 50, 58, 69, 76 ve 84 m² ölçülerinde beş yatakhane vardır. İlk katta kırk dört tane, ikinci katta yetmiş altı tane, üçüncü katta ise yetmiş tane ranza bulunmaktadır ve tüm odalar yeterince doğal ışık almakla birlikte havalandırılmaktadır. Ayrıca her katta her gün kahvaltı, öğlen yemeği ve akşam yemeğinin verildiği 69 m² ölçüsünde kafeteryayla beraber, her katta beş duş ve altı tuvalet bulunmaktadır. Çocuklara her gün 500 ml süt verilmekte ve ayrıca ilgili merkezde kişisel malzemelerin satıldığı bir kantin bulunmaktadır. Tutulanların uygun hava şartlarında dışarıda egzersiz yapma hakkı vardı ve başvuranlar söz konusu haktan Kumkapı’da kaldıkları süre zarfında yararlanmışlardır. Ayrıca, çocuklar için kapalı ve açık oyun alanı sağlanmış ve bütün tutulanlara dinlenme, televizyon izleme, egzersiz yapma ve dini ibadette bulunma olanakları sağlanmıştır. İlgili merkezde haftada bir gün doktor bulunmaktadır ve ayrıca acil durumlarda, tutulanların tıbbi bakıma erişimleri vardır. Ayrıca tutulanların ilk derece akrabaları, avukatları ve yasal temsilcileriyle görüşmelerine izin verilmiştir. İlgili merkezdeki hijyen standartlarına ilişkin olarak, geri gönderme merkezinde tam zamanlı olarak çalışan altı temizlik personeli mevcuttu ve bina gerektiğinde dezenfekte edilmekteydi. Tutulanlara kesintisiz sıcak ve soğuk su ile birlikte sıvı sabun ile banyo sabunu gibi temizlik ürünleri de temin edilmiştir.

  19. Hükümet, başvuranın üç tane küçük çocuğunun olması sebebiyle kendisinin üçüncü katta bulunan standart kadın yatakhanelerinde kalmadığını belirtmiştir. Bunun yerine, aynı katta bulunan, demir parmaklıkların ve kilitli kapıların olmadığı, tutulanların istediği zaman telefon kullanmasına izin verildiği ve her zaman sıcak ve soğuk suya erişimin sağlandığı, mağdurlar koğuşu olarak adlandırılan ayrı bir bölgeye yerleştirilmişlerdir. Mağdurlar koğuşu sırasıyla 23,5 ve 23 m²’lik iki odadan ve ek olarak 24 m²’lik bir koridor ile 11 m²’lik çocuk oyun alanından oluşmaktaydı. Çocukların ebeveynleriyle veya merkezde görevli olan sosyologlar ve psikologlarla birlikte oyun alanında zaman geçirmelerine izin verilmiş ve annelerinden asla ayırılmamışlardır.

  20. Gaziantep Geri Gönderme Merkezindeki koşullarla ilgili olarak, Hükümet, başvuranların 12 m²’lik ayrı bir odada ailece tutulduklarını Mahkemeye bildirmiştir. Başvuranlara günde üç öğün yemek verilmiş ve ayrıca çocuklara süt temin edilmiştir. Isıtma sistemi bulunan ilgili merkezde günün her saati sıcak suya erişim imkânı sağlanmıştır. İlgili merkezde tutulanlara, günün belirli saatlerinde avluya çıkmalarına izin verilmekte ve kendilerine gerekli tıbbi bakım imkânı sağlanmaktaydı.

  21. Hükümet iddialarını desteklemek üzere, Kumkapı ile Gaziantep geri gönderme merkezlerinde çekilmiş bazı fotoğraflar sunmuştur. Söz konusu fotoğraflarda, Gaziantep geri gönderme merkezindeki bazı yatakhaneler ile her iki geri gönderme merkezinin avluları yer almaktadır. Kumkapı Geri Gönderme Merkezinin aksine, Gaziantep Geri Gönderme Merkezinin küçük beton avlusunda oyun alanının bulunmadığı gözlemlenmektedir. Yatakhanelerdeki koşullarla ilgili olarak, fotoğraftaki odaların iyi aydınlatılmış ve oldukça temiz gözüküyor olmalarına rağmen bazılarının sıkışık olduğu gözlemlenmektedir. Tüm odalarda yetişkinler için metal çerçeveli ranzalar bulunmakta olup, çoğu odada masa, dolap ve sandalye gibi diğer mobilyaların olmadığı görülmektedir. Hükümet, başvuranların fotoğrafta gösterilen odalardan hangisinde kaldıklarıyla ilgili hiçbir bilgi vermemiştir. Ayrıca Hükümet, Gaziantep Geri Gönderme Merkezinde sandalyelerin ve masaların olduğu iki ortak odanın, bir mutfağın, bir banyo ile tuvaletin fotoğrafını ibraz etmiştir. Söz konusu fotoğraflardaki odaların hepsinin temiz olduğu görülmektedir. Hükümet ayrıca, Kumkapı Geri Gönderme Merkezinin video görüntülerini ibraz etmiştir. İbraz edilmiş videolardan birinde, kimliği belirtilmemiş bir kadının yanında bir bebek ve iki büyük çocuk ile merkezin merdivenlerinden indiği ve salıncakların ve kaydırağın bulunduğu araba park alanına gittiği ve başka bir videoda da yanında büyük bir erkek çocuk olan bir kadının telefon görüşmesi yaptığı görülmektedir. Hükümet son olarak, Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde çekilmiş üç tane fotoğraf ibraz etmiştir. Söz konusu fotoğraflarda kimliği belirtilmemiş küçük bir kızın, fotoğraftaki nota göre psikolog olan bir kadınla bulmaca tuttuğu görülmektedir. Fotoğrafların ne zaman çekildiğine dair bir bilgi verilmemiştir. Ancak, videoların 18 ile 22 Ocak 2015 tarihlerinde çekilmiş oldukları gözlemlenmektedir.

  22. Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru (başvuru no. 2014/19481)

  23. Başvuranlar, 15 Aralık 2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve 24 ile 27. paragraflarda dile getirilmiş olan Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki tutulmalarının fiziki koşullarıyla ilgili bütün şikâyetleri ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, iki ay boyunca tutuldukları ilgili merkezdeki tutulma koşullarının, yetişkinler için bile uygun olmadığını ve özellikle küçük çocuklar için kabul edilemez olduğunu vurgulamışlardır. Yetkililere yapılan birçok talebe rağmen, ikinci, üçüncü ve dördüncü başvuranların özel ihtiyaçları ilgili merkezde karşılanmamıştır. Başvuranlar ek olarak, ilgili merkezde oyun alanı ve avlunun bulunmasına rağmen söz konusu tesislerden faydalanmalarına izin verilmediğini belirtmişlerdir. Özellikle, açık havada egzersiz yapma gibi temel insani ihtiyaçlardan mahrum bırakılmışlardır. Başvuranlar, tutulma koşullarının kötü muamele teşkil ettiğini ve ayrıca özel ve aile hayatları haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, Anayasa Mahkemesinin ihtiyati tedbir yoluyla kendilerinin Kumkapı Geri Gönderme Merkezinden serbest bırakılmaları yönünde karar vermesini talep etmişlerdir. İddialarını desteklemek üzere başvuranlar Mahkemenin Yarashonen (yukarıda anılan) ve Musaev/Türkiye, (no. 72754/11, 21 Ekim 2014) davalarında verdiği kararlarla birlikte Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki olumsuz tutulma koşullarının not edildiği ve eleştirildiği Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları İnceleme Komisyonunun, Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (“CTP”), Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserinin, Birleşmiş Milletler Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörünün, Avrupa Komisyonunun ve Türkiye İnsan Hakları Kurumunun raporlarına dayanmışlardır. Başvuranlar ayrıca, Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki uygun olmayan fiziki koşulların yanı sıra, özgürlüklerinden yasaya aykırı bir şekilde mahrum bırakılmış olduklarını ve tutulmalarının yasaya aykırılığı ve tutulmalarının koşullarına ilişkin şikâyet edebilecekleri etkili bir hukuk yolunun olmadığını iddia etmişlerdir. Başvuranlar bu bağlamda, tutulmalarının hukuka uygunluğuna itiraz etmek amacıyla İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinde birçok dava açtıklarını ancak ilgili mahkemenin bu davaları hukuka uygunluk hususunda gerçek bir değerlendirme yapmadan basmakalıp gerekçelerle reddettiğini vurgulamışlardır.

  24. Başvuranlar, 29 Aralık 2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bir yazı göndermişlerdir. Başvuranlar, söz konusu yazıda, ihtiyati tedbir taleplerinin üzerinden iki hafta geçmiş olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesinin talepleriyle ilgili halen bir karar vermemiş olmasından şikâyet etmişlerdir. Başvuranlar, özellikle iki ay boyunca tutuldukları Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki fiziki tutulma koşullarının, üç küçük çocuğun vücut bütünlükleri için tehlike oluşturduğunu ve sağlıklarına zarar verdiğini iddia etmişlerdir.

  25. Anayasa Mahkemesi, 9 Ocak 2015 tarihinde başvuranların ihtiyati tedbir talebini reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu kararda, başvuranların Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki tutulma koşulları nedeniyle fiziksel ya da zihinsel bütünlükleri veya hayatlarına ilişkin acil ve ciddi bir risk olduğuna dair savunulabilir bir iddianın temelini ortaya koyamadıklarını tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesi, başvuranların Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki hijyen sorunları, yeterli yiyeceğin sağlanmaması ve açık havaya çıkılmasına izin verilmemesiyle ilgili iddiaları ve bu tür koşulların kendileri için gerçek ve kişisel risk teşkil ettiğiyle ilgili argümanlarının ihtiyati tedbir talebini haklı kılmak açısından yeterli olmadığına kanaat getirmiştir. Anayasa Mahkemesi aynı zamanda, Devlet makamlarının geri gönderme merkezlerinde tutulan kişilere temel ve acil tıbbi hizmetler sağlama sorumluluklarının olduğunu belirtmiştir.

  26. Anayasa Mahkemesi, 24 Mayıs 2018 tarihinde başvuranların davasıyla ilgili kararını vermiştir. Anayasa Mahkemesi, diğerlerinin arasında, Gaziantep’e gönderilmeden önce reşit olmayan başvuranların tutulmasıyla ilgili resmi bir kararın bulunmadığını belirterek dava konusu olayları ortaya koyduktan sonra, davanın kabul edilebilirliğine ilişkin inceleme gerçekleştirmiştir. Anayasa Mahkemesi, ilk olarak, kendisine bir başvuruda bulunmadan önce bütün idari ve adli hukuk yollarının tüketilmesi gerektiğini yinelemiştir. Anayasa Mahkemesi, K.A. (no. 2014/13044, 11 Kasım 2015, bk. aşağıda 53-58. paragraflar) davasındaki kararına atıfta bulunarak, geçmişte vermiş olduğu kararlarda Türk hukukunda yabancıların geri gönderme merkezlerindeki tutulma koşullarının veya yabancıların idari gözetim altında tutulmalarının hukuka aykırılığına şikâyet edebilecekleri etkili bir hukuk yolunun bulunmadığına karar verdiğini belirtmiştir. Ancak, Anayasa Mahkemesi, yakın zamanda B.T. davasında verdiği kararında (no. 2014/15769, 30 Kasım 2017, bk. aşağıda 59-62. paragraflar) söz konusu içtihadını değiştirdiğini ve ilgili davada, sırasıyla, (i) kişinin şikâyetçi olduğu koşullarda tutulmadığı ve (ii) tutulmanın yasaya aykırılığının bir sulh ceza hâkimliği tarafından tespit edildiği durumlarda yabancıların idari gözetim altında tutulma koşulları ile bunun yasaya aykırılığıyla ilgili şikâyetleri için idare mahkemeleri nezdinde tam yargı davası açılmasının etkili bir hukuk yolu teşkil ettiğine karar verdiğini vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi, somut davadaki koşullar göz önüne alındığında, B.T. davasındaki tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir durum bulunmadığını kaydetmiş ve dolayısıyla, başvuranların idari mahkemeler önünde tam yargı davası açmamış olmaları gerekçesiyle şikâyetlerinin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi başvuranların 5. madde kapsamındaki şikâyetleriyle ilgili olarak, Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğinin 5 Şubat 2015 tarihinde başvuranların tutulmalarının hâlihazırda yasaya aykırı olduğuna karar verdiğini vurgulamıştır.

  27. Anayasa Mahkemesi, ayrıca, yukarıda belirtilen B.T. davasındaki içtihat değişikliğinin 16 Şubat 2018 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmasına rağmen, ilk önce idare mahkemelerine başvurmadan, Anayasa Mahkemesine değişiklik tarihinden önce yapılan bu tür şikâyetlerin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez ilan edildiğini vurgulamaktadır. Bununla birlikte, bu türdeki başvuranların Anayasa Mahkemesinin kendilerine ilişkin kabul edilemezlik kararı vermesinin ardından söz konusu idari hukuk yoluna başvurmak istemeleri halinde, idare mahkemelerinin, bir mahkemeye erişim hakkına halel vermeyecek şekilde, idari dava açma süresine uygunluğa ilişkin değerlendirme yapması gerekmektedir.

  28. Mahkeme önündeki usul

  29. Başvuranlar, 22 Ocak 2015 tarihinde Mahkemeye başvurularını yapmış ve ayrıca, Mahkemenin, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil ettiği iddia edilen tutulma koşullarına maruz kaldıkları Kumkapı Geri Gönderme Merkezinden salınmaları doğrultusunda ihtiyati tedbir kararı vermesini talep etmişlerdir.

  30. Davanın tahsis edildiği Bölüm Başkanı 23 Ocak 2015 tarihinde, tarafların menfaatleri ve Mahkeme önündeki yargılamalarının uygun bir şekilde yürütülmesi adına, Hükümete, Mahkeme İçtüzüğü’nün 39. maddesi kapsamında, başvuranların tutulma koşullarının Sözleşme’nin 3. maddesine uygun olmasının sağlanması amacıyla gerekli tedbirlerin alınmasını iletmiştir. Ek olarak, Hükümetten başvuranların Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki tutulma koşullarının Sözleşme’nin 3. maddesiyle uyumlu olup olmadığı ve özellikle bu koşulların küçük yaşta olan ikinci, üçüncü ve dördüncü başvuranlar için uygun olduğunun düşünülüp düşünülemeyeceği konusunda Mahkemeyi bilgilendirmesi talep edilmiştir. Hükümet ayrıca, odaların kapasitesi ve ilgili zamanda bu odalarda tutulan kişi sayısı, hijyen koşulları ve temiz havaya erişim ile günlük egzersiz olanakları dahil olmak üzere Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde tutulma koşullarını gösteren bilgileri, belgeleri, fotoğrafları ve videoları ibraz etmeye davet edilmiştir. Hükümetin söz konusu sorulara vermiş olduğu cevaplar yukarıda 29-32. paragraflarda ana hatlarıyla verilmiştir.

  31. Ayrıca, aynı tarihte, Bölüm Başkanı, Mahkeme İçtüzüğü’nün 41. maddesi uyarınca yukarıdaki başvurunun öncelikli olarak incelenmesine karar vermiştir.

  32. Davanın tahsis edildiği Bölüm Başkan Yardımcısı, 27 Mayıs 2015 tarihinde başvurunun ilgili kısmının Türk Hükümetine iletilmesine karar vermiştir. Ayrıca, aynı tarihte, Mahkeme İçtüzüğü’nün 39. maddesinin uygulanmasının durdurulmasına karar verilmiştir.

  33. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA

    1. İç hukuk ve uygulama
      1. Türk Anayasası
  34. Türk Anayasası’nın ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:

17. Madde

“...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.

...”

19. Madde

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Mahkemelerce verilmiş; ... usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.

...

Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.

...”

40. Madde

“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

...”

125. Madde

“İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır ...

İdarî işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idarî işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının ... durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.

İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”

  1. İdari Yargılama Usulü Kanunu (2577 sayılı Kanun)

  2. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2(1)(b) maddesi idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan ihlal edilen kişiler için idare mahkemeleri önünde tam yargı davaları açılmasını sağlamaktadır.

  3. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (6458 sayılı Kanun)

  4. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 11 Nisan 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Somut davaya ilişkin hükümler aşağıdaki gibidir:

Sınır dışı etme

52. Madde

“(1) Yabancılar, sınır dışı etme kararıyla, menşe ülkesine veya transit gideceği ülkeye ya da üçüncü bir ülkeye sınır dışı edilebilir.”

Sınır dışı etme kararı

53. Madde

“(1) Sınır dışı etme kararı, Genel Müdürlüğün talimatı üzerine veya resen valiliklerce alınır.

(2) Karar, gerekçeleriyle birlikte hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancıya veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. Hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancı, bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa kendisi veya yasal temsilcisi, kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında bilgilendirilir.

(3) Yabancı veya yasal temsilcisi ya da avukatı, sınır dışı etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde idare mahkemesine başvurabilir. Mahkemeye başvuran kişi, sınır dışı etme kararını veren makama da başvurusunu bildirir. Mahkemeye yapılan başvurular on beş gün içinde sonuçlandırılır. Mahkemenin bu konuda vermiş olduğu karar kesindir. Yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, dava açma süresi içinde veya yargı yoluna başvurulması hâlinde yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancı sınır dışı edilmez.”

Sınır dışı etme kararı alınacaklar
54. Madde

“(1) Aşağıda sayılan yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınır:

...

(d) Kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar,

...

(h) Türkiye’ye yasal giriş veya Türkiye’den yasal çıkış hükümlerini ihlal edenler,

...”

Sınır dışı etmek üzere idari gözetim ve süresi
57. Madde

“(1) 54. madde kapsamındaki yabancılar, kolluk tarafından yakalanmaları hâlinde, haklarında karar verilmek üzere derhâl valiliğe bildirilir. Bu kişilerden, sınır dışı etme kararı alınması gerektiği değerlendirilenler hakkında, sınır dışı etme kararı valilik tarafından alınır. Değerlendirme ve karar süresi kırk sekiz saati geçemez.

(2) Hakkında sınır dışı etme kararı alınanlardan; kaçma ve kaybolma riski bulunan, Türkiye’ye giriş veya çıkış kurallarını ihlal eden, sahte ya da asılsız belge kullanan, kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın Türkiye’den çıkmaları için tanınan sürede çıkmayan, kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar hakkında valilik tarafından idari gözetim kararı alınır. Hakkında idari gözetim kararı alınan yabancılar, yakalamayı yapan kolluk birimince geri gönderme merkezlerine kırk sekiz saat içinde götürülür.

(3) Geri gönderme merkezlerindeki idari gözetim süresi altı ayı geçemez. Ancak bu süre, sınır dışı etme işlemlerinin yabancının iş birliği yapmaması veya ülkesiyle ilgili doğru bilgi ya da belgeleri vermemesi nedeniyle tamamlanamaması hâlinde, en fazla altı ay daha uzatılabilir.

(4) İdari gözetimin devamında zaruret olup olmadığı, valilik tarafından her ay düzenli olarak değerlendirilir. Gerek görüldüğünde, değerlendirilmeler daha erken yapılabilir. İdari gözetimin devamında zaruret görülmeyen yabancılar için idari gözetim derhâl sonlandırılır. Bu yabancılara, belli bir adreste ikamet etme, belirlenecek şekil ve sürelerde bildirimde bulunma gibi idari yükümlülükler getirilebilir.

(5) İdari gözetim kararı, idari gözetim süresinin uzatılması ve her ay düzenli olarak yapılan değerlendirmelerin sonuçları, gerekçesiyle birlikte yabancıya veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. Hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancı, bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa kendisi veya yasal temsilcisi, kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında bilgilendirilir.

(6) İdari gözetim altına alınan kişi veya yasal temsilcisi ya da avukatı, idari gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimine başvurabilir. Başvuru, idari gözetimi durdurmaz. Dilekçenin idareye verilmesi hâlinde, dilekçe yetkili sulh ceza hâkimine derhâl ulaştırılır. Sulh ceza hâkimi incelemeyi beş gün içinde sonuçlandırır. Sulh ceza hâkiminin kararı kesindir. İdari gözetim altına alınan kişi veya yasal temsilcisi ya da avukatı, idari gözetim şartlarının ortadan kalktığı veya değiştiği iddiasıyla yeniden sulh ceza hâkimine başvurabilir.

(7) İdari gözetim işlemine karşı yargı yoluna başvuranlardan, avukatlık ücretlerini karşılama imkânı bulunmayanlara, talepleri hâlinde 19 Mart 1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükümlerine göre avukatlık hizmeti sağlanır.

Geri gönderme merkezleri
58. Madde

(1) İdari gözetime alınan yabancılar, geri gönderme merkezlerinde tutulurlar.

(2) Geri gönderme merkezleri Bakanlık tarafından işletilir. ...

(3) Geri gönderme merkezlerinin kurulması, yönetimi, işletilmesi, devri, denetimi ve sınır dışı edilmek amacıyla idari gözetimde bulunan yabancıların geri gönderme merkezlerine nakil işlemleriyle ilgili usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.

Geri gönderme merkezlerinde sağlanacak hizmetler
59. Madde

(1) Geri gönderme merkezlerinde;

(a) Yabancı tarafından bedeli karşılanamayan acil ve temel sağlık hizmetleri ücretsiz verilir,

(b) Yabancıya; yakınlarına, notere, yasal temsilciye ve avukata erişme ve bunlarla görüşme yapabilme, ayrıca telefon hizmetlerine erişme imkânı sağlanır,

...

(ç) Çocukların yüksek yararları gözetilir, aileler ve refakatsiz çocuklar ayrı yerlerde barındırılır,

...”

Özel ihtiyaç sahipleri
67. Madde

(1) Özel ihtiyaç sahiplerine[2] bu Kısımda yazılı hak ve işlemlerde öncelik tanınır.

...”

Başvuru sahiplerinin idari gözetimi
68. Madde

“...

(2) Başvuru sahiplerinin idari gözetim altına alınması istisnai bir işlemdir. Başvuru sahibi sadece aşağıdaki hâllerde idari gözetim altına alınabilir:

...

(ç) Kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından ciddi tehlike oluşturması hâlinde.

(3) İdari gözetimin gerekip gerekmediği bireysel olarak değerlendirilir. İkinci fıkrada belirtilen hâllerde; idari gözetim altına alınmadan önce, 71. maddede belirtilen ikamet zorunluluğu ve bildirim yükümlülüğünün yeterli olup olmayacağı öncelikle değerlendirilir. Valilik, idari gözetim yerine başka usuller belirleyebilir. Bu tedbirler yeterli olmadığı takdirde, idari gözetim uygulanır.

(4) İdari gözetim kararı, idari gözetim altına alınma gerekçelerini ve gözetimin süresini içerecek şekilde idari gözetim altına alınan kişiye veya yasal temsilcisine ya da avukatına yazılı olarak tebliğ edilir. İdari gözetim altına alınan kişi bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa kararın sonucu ve itiraz usulleri hakkında kendisi veya yasal temsilcisi bilgilendirilir.

(5) Başvuru sahibinin idari gözetim süresi otuz günü geçemez. ...

...

(7) İdari gözetim altına alınan kişi veya yasal temsilcisi ya da avukatı, idari gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimine başvurabilir. Başvuru idari gözetimi durdurmaz. Dilekçenin idareye verilmesi hâlinde, dilekçe yetkili sulh ceza hâkimine derhâl ulaştırılır. Sulh ceza hâkimi incelemeyi beş gün içinde sonuçlandırır. Sulh ceza hâkiminin kararı kesindir. İdari gözetim altına alınan kişi veya yasal temsilcisi ya da avukatı, idari gözetim şartlarının ortadan kalktığı veya değiştiği iddiasıyla yeniden sulh ceza hâkimine başvurabilir.

...”

İkamet zorunluluğu ve bildirim yükümlülüğü
71. Madde

(1) Başvuru sahibine, kendisine gösterilen kabul ve barınma merkezinde, belirli bir yerde veya ilde ikamet etme zorunluluğu ile istenilen şekil ve sürelerde bildirimde bulunma gibi idari yükümlülükler getirilebilir.

...”

  1. Kabul ve Barınma Merkezleri ile Geri Gönderme Merkezlerinin Kurulması, Yönetimi, İşletilmesi İşlettirilmesi ve Denetimi Hakkında Yönetmelik (no. 28980)

  2. Kabul ve Barınma Merkezleri ile Geri Gönderme Merkezlerinin Kurulması, Yönetimi, İşletilmesi, İşlettirilmesi ve Denetimi Hakkında Yönetmelik, diğerlerinin yanı sıra 6458 sayılı Kanun’un 58. maddesi mucibince, 22 Nisan 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Yönetmelik’in ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:

4. Madde

“(1) Merkezlerin kurulması, işletilmesi ve işlettirilmesinde ve bu Yönetmelik kapsamında verilecek hizmetlerin yerine getirilmesinde aşağıdaki usul ve esaslara göre hareket edilir:

(a) Yaşam hakkının korunması.

(b) İnsan odaklı yaklaşım.

...

(ç) Özel ihtiyaç sahiplerine öncelik tanınması.

...”

10. Madde

“...

(2) Merkez müdürünün görev ve yetkileri şunlardır:

...

(ç) Merkezin ihtiyaçlarıyla ilgili konularda il müdürlüğüne talepte bulunmak.

...

(e) Merkezde sağlık koşullarına uygun ortamın sağlanması için gerekli tedbirleri almak.

...

(ğ) Mevzuat kapsamında yapısal ve idari her türlü tedbiri almak.

...”

11. Madde

“(1) Merkez müdürlüğünün görevleri şunlardır:

...

(g) Merkezlerin işleyişine ilişkin Genel Müdürlük tarafından belirlenecek ... hizmet standartlarının yerine getirilmesiyle ilgili iş ve işlemlerin takip edilmesi.

...”

14. Madde

“(1) Merkezlerde verilecek hizmetler şunlardır:

(a) Barınma ve beslenme.

...

(c) Yabancı tarafından bedeli karşılanamayan acil ve temel sağlık hizmetleri.

(ç) Psikolojik ve sosyal destek faaliyetleri.

(d) Özel ihtiyaç sahiplerine uygun alanların tahsis edilmesi.

...

(g) Genel Müdürlükçe uygun görülen diğer hizmetler.

(2) Birinci fıkrada belirtilen hizmetlerin sağlanması ile buna ilişkin standartlar Genel Müdürlük tarafından belirlenir.

...”

16. Madde

(1) Merkezler bağlı oldukları il müdürlüğü tarafından sürekli, Genel Müdürlükçe her yıl, Bakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığınca üç yılda bir denetlenir. Valilikler her zaman Bakanlıktan denetim yapılması talebinde bulunabilir.

...”

  1. Kumkapı Geri Gönderme Merkezinin fiziki tutulma koşulları hakkında ulusal organların raporları

  2. Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu 8 Aralık 2011 tarihli toplantısında, Türkiye’deki mültecilerin, sığınmacıların ve düzensiz göçmenlerin karşılaştıkları sorunları incelemek, yine bu kapsamda bu kişilerin sınır dışı edilme işlemleri devam ederken hangi koşullarda tutulduklarını araştırmak üzere bir alt komisyon oluşturmuştur. Bu amaç doğrultusunda, iki milletvekili 10-11 Mayıs 2012 tarihlerinde İstanbul’daki Kumkapı Geri Gönderme Merkezi dâhil birçok geri gönderme merkezini ziyaret etmişlerdir. Söz konusu raporlardaki bulgulara yukarıda anılan Yarashonen (§§ 24-26) davasında değinilmiştir.

  3. Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki fiziki tutulma koşulları ve açık havada egzersiz yapma imkânının olmaması ile ilgili devam eden şikâyetlerin ardından, Türkiye İnsan Hakları Kurumu (“TİHK”)[3], çeşitli sivil toplum kuruluşları ve akademisyenlerin temsilcileriyle birlikte 2 Mayıs 2014 tarihinde Kumkapı Geri Gönderme Merkezini ziyaret etmiştir. Söz konusu ziyaretle ilgili rapor 6 Kasım 2014 tarihinde düzenlenmiştir.

  4. Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki yetkililerin TİHK’e verdiği bilgilere göre, ilgili merkez ziyaret edildiği tarihte 350 kişi burada barındırılmaktadır. Bu sayının, ziyaretten sadece birkaç gün önce 384 olduğu kaydedilmiştir. Söz konusu merkez, İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı bir şirket tarafından iki ayda bir temizlenmekte ve yatakhaneler ise idari gözetim altında tutulanlar tarafından temizlenmektedir. Söz konusu merkezde, her perşembe bir doktor ile birlikte her gün bulunan bir hemşire mevcuttur. Havanın uygun olduğu mevsimlerde, tutulanların saat 17.00’den sonra avluya çıkıp temiz hava almalarına izin verilmektedir. Ancak, hasta olmalarını engellemek için, kış aylarında çıkmalarına izin verilmemektedir. Avlu, araç park yeri olarak kullanılmaktadır ve gerçekte tutulanların açık havadan faydalanabilecekleri güvenli bir bölge bulunmamaktadır.

  5. Söz konusu merkezi ziyaret eden heyetin gözlemlerine göre, yatakhaneler kirli, rutubetli, köhne ve aşırı kalabalık olmakla birlikte yataklarda yastık veya yatak takımı bulunmamaktadır. Özellikle tuvaletler hayli kirlidir ve söz konusu merkezde tutulanlar için yeterli miktarda tuvalet ile tuvalet kâğıdı dâhil temizlik malzemeleri bulunmamaktadır. Söz konusu merkezde ağır bir kokunun olduğu da kaydedilmiştir. Bebeklerin bulunduğu yerler de dâhil olmak üzere bütün yatakhanelerde sigara içmek serbesttir. Hâlbuki 6458 sayılı Kanun’un 59(1)(ç) maddesi uyarınca, çocuklu ailelerin başka bir yerde tutulması gerekmektedir. Söz konusu merkezde çocukların bulunduğu da göz önünde bulundurulduğunda, tutulma koşullarının hiçbir şekilde sağlıklı veya hijyenik olduğu düşünülemez. Mevcut durumda her türlü hastalığın yayılmasına uygun bir ortam sağlayan koşulların iyileştirilmesi için etkili bir temizleme sistemi ile düzenli dezenfeksiyon gerçekleştirilmesi gereklidir. Heyet, ayrıca, söz konusu merkezde verilen yemeklerin küçük çocuklar için uygun olmadığını ve çocukların özel ihtiyaçlarının giderilmesi için özel yiyecek ve içeceklerin temin edilmediğini de gözlemlemiştir. Sonuç olarak, küçük çocuklar ile birçok yetişkin sindirim sorunlarından muzdarip olmuşlardır.

  6. Ziyaret raporunda, aşırı kalabalıklığın, söz konusu merkezde ciddi bir sorun olmaya devam ettiği vurgulanmıştır. Söz konusu merkezin resmi kapasitesi 300 kişi olmasına rağmen merkezde sıklıkla 400 ila 500 kişi bulunmaktadır. Bununla beraber, söz konusu merkez resmi kapasitesinin tamamen dolu olduğu zamanda bile, burada tutulanlar için mevcut olan kişisel alan, CPT’nin belirlediği standartların altındadır.

  7. Söz konusu raporda, merkezde tutulanlar arasından, ziyaret tarihinde karşılaşılan kişilerin görüşlerine de yer verilmiştir. Bu kişilere göre, vücutlarındaki ısırıklardan da anlaşılacağı üzere, söz konusu merkez haşerelerle dolu olup merkez tütsülenmemiş veya dezenfekte edilmemiştir. Çocuklu olanlar bile temiz hava almak için güçlükle açık havaya çıkmalarına izin verildiğini ve bazılarının tekrar eden sağlıkla ilgili şikâyetlerine rağmen söz konusu merkezde doktor veya hemşire ile görüşemediklerini söylemişlerdir. Buna karşın tutulanlar, heyete, acil durumlarda ambulansların çağrıldığını ve gerektiğinde çocukların hastaneye götürüldüklerini söylemişlerdir.

  8. Rapordaki nihai tespitlerde, Kumkapı Geri Gönderme Merkezinin orada tutulan kişilere asgari insan hakları standartlarını sağlama kapasitesine sahip olmadığı ve tutulanların en kısa sürede yeni binalara transfer edilmelerinin önerildiği belirtilmiştir. Raporda, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun 2012 yılındaki raporunda yapmış olduğu eleştirilere rağmen (bk. yukarıda 46. paragrafta belirtildiği gibi), tutulmanın fiziki koşullarıyla ilgili herhangi bir iyileştirme yapılmamıştır.

  9. Anayasa Mahkemesinin, yabancıları geri gönderme merkezlerindeki maddi tutulma koşulları ile idari gözetimin hukuka aykırı olduğuna ilişkin şikâyetler bakımından iç hukuk yollarının mevcudiyeti hakkındaki kararları

(a) Başvuru no. 2014/13044

  1. K.A. adlı bir Suriye vatandaşı, diğer şikâyetlerinin yanı sıra, 26 Nisan 2014 ile 6 Ocak 2015 tarihleri arasında tutulduğu Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki tutulma koşulları, tutulmasının hukuka aykırı olduğu ve şikâyetlerini ibraz edebileceği etkili hukuk yollarının olmaması konusunda şikâyetçi olmuş ve bu konularla ilgili 11 Ağustos 2014 ile 5 Şubat 2015 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesine üç kez başvuruda bulunmuştur (başvuru no. 2014/13044).

  2. Adalet Bakanlığı’nın, Anayasa Mahkemesine göndermiş olduğu görüşünde, diğer hususların yanı sıra, söz konusu şikâyetlerle ilgili Sözleşme’nin gerekliliklerine uygun etkili bir iç hukuk yolunun önceden bulunmaması sebebiyle bu eksikliği gidermek için 6458 sayılı Kanun’un çıkarıldığını belirtmiştir. Adalet Bakanlığı ayrıca, başvuran K.A.’nın tutulmasının fiziki koşullarıyla ilgili şikâyetlerini idari makamlar nezdinde dile getirmediğini belirtmiştir. K.A., Adalet Bakanlığının iddialarını reddetmiş ve birçok makama yapmış olduğu şikâyetleriyle ilgili cevap alamadığını iddia etmiştir.

  3. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 11 Kasım 2015 tarihinde [adı geçen] davanın kabul edilebilirliği ve esasıyla ilgili kararını vermiştir. Anayasa Mahkemesi ilk olarak, K.A.’nın tutulma koşullarına ilişkin şikâyetleri için başvurabileceği etkili hukuk yollarının bulunup bulunmadığını incelemiştir. Genel olarak Ananyev ve Diğerleri/Rusya (no. 42525/07 ve 60800/08, §§ 93-119, 10 Ocak 2012) davasında anılan ilkelere atıfta bulunan ve K.A.’nın hâlen davaya konu olan koşullarda tutulduğu sırada, ilk iki başvurusunu yapmış olduğunu belirten Anayasa Mahkemesi; ilk olarak, söz konusu iç hukuk yolunun etkili olabilmesi için şikâyet edilen koşulları iyileştirmenin yanı sıra mağdura bu koşullar nedeniyle uğradığı zararları karşılayacak uygulanabilir bir tazminat hakkını sağlaması gerektiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi daha sonra, yürürlüğe yeni konulmuş olan 6458 sayılı Kanun’da geri gönderme merkezlerindeki yabancıların tutulma standartlarıyla ilgili hiçbir düzenlemenin bulunmadığını belirtmiştir. Ayrıca, söz konusu kanunun geri gönderme merkezlerindeki koşulların değerlendirilmesine ve bunların iyileştirilmesine veya uygun görüldüğünde tutulmanın sonlandırılmasına imkân sağlayacak herhangi bir idari veya yargısal başvuru mekanizması öngörmemiş olduğunu eklemiştir. Adalet Bakanlığı da görüşlerinde bu tür hukuk yollarının varlığından bahsetmemiştir. Ayrıca, K.A.’nın tutulma koşullarıyla ilgili şikâyetlerini, tutulmasının hukuka aykırı olduğuyla ilgili iddialarıyla birlikte dile getirmesine rağmen, Sulh Ceza Hâkimlikleri, K.A.’nın söz konusu koşullara dair şikâyetlerini incelememiştir. Anayasa Mahkemesi, bu koşullar altında, K.A.’nın Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki tutulma koşullarına ilişkin şikâyetlerini ibraz edebileceği etkili bir hukuk yolunun mevcut olmadığını ve bu sebeple Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca etkili bir hukuk yoluna başvurma hakkının ihlal edildiğini tespit etmiştir.

  4. Anayasa Mahkemesi ek olarak, K.A.’nın Kumkapı Geri Gönderme merkezindeki maruz kaldığı fiziki tutulma koşullarının (26 Nisan 2014 ile 6 Ocak 2015 tarihleri arası) insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele teşkil ettiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, özellikle, Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki aşırı kalabalıklık ile beraber K.A.’nın düzenli olarak açık havaya çıkamaması ve kapalı ortak alanların yetersiz olması sebebiyle Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu kararı verirken, Anayasa Mahkemesi esas olarak (i) Mahkemenin içtihadına ve özellikle yukarıda anılan Yarashonen (§§ 70-81) kararına, (ii) CPT’nin yabancı uyrukluların tutulma koşullarıyla ilgili standartlarına ve (iii) Türkiye İnsan Hakları Kurumunun Kumkapı Geri Gönder Merkezindeki koşullarla ilgili yukarıda anılan 6 Kasım 2014 tarihli raporuna dayanmıştır (bk. yukarıda 47-52. paragraflar).

  5. Ek olarak, Anayasa Mahkemesi K.A.’nın tutulmasının hukuka aykırı olduğuna, tutulma gerekçelerinin başvurana bildirilmediğine ve tutulmasının hukuka uygunluğuna itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolu bulunmadığına hükmederek Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, etkili hukuk yolu bulunmamasına ilişkin şikâyet konusunda, 6458 sayılı Kanun’un idari gözetim altında tutulanları, keyfiliğe karşı koruyan hükümler içermesine rağmen, Sulh Ceza Hâkimliğinin, K.A.’nın başvurusunu yeterli olarak incelemediğini belirtmiştir. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi, K.A.’nın tutulmasının hukuka uygunluğunu yargı denetimine konu edebileceği etkili bir hukuk yolu olmadığını tespit etmiştir.

  6. Anayasa Mahkemesi, 20 Ocak, 17 ve 18 Şubat, 9 Haziran ve 22 Eylül 2016 tarihlerinde, Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde tutulan başvuranlara ilişkin olarak Anayasa’nın 17, 19 ve 40. maddelerinin ihlallerini tespit ettiği altı karar daha vermiştir (başvuru no. 2013/655, 2013/1649, 2013/8735, 2013/8810, 2014/2841 ve 2014/15824). Bu altı davadaki tüm başvurular, ilgili kişilerin Kumkapı Geri Gönderme Merkezinden serbest bırakılmalarının ardından yapılmıştır.

(b) Başvuru no. 2014/15769

  1. Anayasa Mahkemesi, benzer şekilde bir yabancının Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki tutulmasıyla ilgili 30 Kasım 2017 tarihinde B.T. davasıyla (başvuru no. 2014/15769) ilgili vermiş olduğu kararıyla, K.A. davasındaki (i) geri gönderme merkezlerindeki tutulma koşullarından ve (ii) idari gözetimin hukuka aykırı olduğuyla ilgili şikâyet edebilecek etkili bir hukuk yolunun olmayışıyla ilgili tespitlerinden ayrılmıştır.

  2. Anayasa Mahkemesi söz konusu kararda ilk olarak, B.T.’nin başvurusunu geri gönderme merkezinden serbest bırakılmasının ardından yapmış olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle, başvuranın olumsuz fiziki koşullar altında tutulması sebebiyle uğramış olduğu zararlar bakımından makul bir tazmin imkânı sağlayacak bir hukuk yolunun Anayasa’nın 40. maddesi kapsamında etkili olduğu düşünülebileceğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu bağlamda, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. Maddesinin, idare kaynaklı eylem ve ihmaller sebebiyle oluşan bütün zararlar için, idare mahkemelerinde tam yargı davası açılarak tazmin imkânı sağlayan bir hukuk yolu öngördüğünü belirtmiştir. Söz konusu hukuk yolunun B.T.’nin konumunda olan diğer yabancılar tarafından denenmemiş veya test edilmemiş olmasının, bu hukuk yolunun makul bir başarı şansı sunmadığı anlamına gelmediğini de eklemiştir. Anayasa Mahkemesi, yabancıların tutulmasıyla ilgili kararların idari nitelikte olduğu ve onların tutulduğu geri gönderme merkezlerinin, İçişleri Bakanlığı tarafından işletildiği ve denetlendiği dikkate alındığında, B.T.’nin Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde tutulma koşullarıyla ilgili Bakanlık aleyhine bir tazminat davası açmasını engelleyen herhangi bir gerekçe bulunmadığını ifade etmiştir. Anayasa Mahkemesine göre, idare mahkemelerinin tutulma koşullarının yeterli olup olmadığını tespit ehliyetine sahip olduğu ve gerekli olduğu ölçüde B.T.’ye tazmin sağlayacağı konusunda bir şüphe yoktur. Anayasa Mahkemesi, ayrıca, kendisinin aksine, olay mahallinde keşif yapma ve bilirkişi raporu alma gibi işlemleri yapabilecek durumda olan idare mahkemelerinin, yetki alanları içerisindeki geri gönderme merkezlerindeki tutulma koşullarının değerlendirilmesi hususunda daha uygun bir konumda olduğunu belirtmiştir.

  3. Genel kurul hâlinde toplanan Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki mülahazalar ışığında, B.T.’nin tutulduğu geri gönderme merkezindeki tutulma koşullarıyla ilgili şikâyetlerine yönelik olarak, mevcut iç hukuk yollarını tüketmediğine karar vermiştir.

  4. B.T.’nin idari gözetiminin hukuka aykırı olduğu ve bu hususla ilgili etkili hukuk yollarının olmamasıyla ilgili şikâyetlerine ilişkin olarak, Anayasa Mahkemesi, oy birliğiyle, idare mahkemelerinin 6458 sayılı Kanun uyarınca verilen idari gözetim kararlarının hukuka uygunluğunu değerlendirme yetkisi olmamasına rağmen hukuki olmayan tutulmanın bir sulh ceza hâkimliği tarafından tespit edilmesinin ardından, idare mahkemelerinin bu tür hukuka aykırılıklardan kaynaklanan her türlü zararı telafi edebileceğine karar vermiştir. Bahse konu davadaki olaylar dikkate alındığında, B.T.’nin tutulmasının İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği tarafından hukuka uygun bulunması sebebiyle, kendisinin Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu bireysel başvuru öncesinde uğramış olduğu zararın tazmini için, idare mahkemeleri önünde bir dava açması beklenemez. İdari gözetim altında tutulmanın hukuka aykırı olduğu iddiası bağlamında ilgili başvuru yollarının tüketilmesi gerekliliğiyle ilgili temel kuralını açıkladıktan sonra, Anayasa Mahkemesi, B.T.’nin özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili ileri sürdüğü bütün şikâyetler bakımından ihlal tespitinde bulunmuştur.

  5. Uluslararası bulgular

    1. Göç bağlamında CPT’nin fiziki tutulma koşullarına ilişkin standartları
  6. CPT’nin göç bağlamında yabancı uyruklu kişilerin fiziki tutulma koşullarına ilişkin standartları Yarashonen (yukarıda anılan, § 27) ve Alimov/Türkiye (no. 14344/13, § 29, 6 Eylül 2016) davalarında belirtilmiştir.

  7. CPT’nin 2009 ile 2015 yıllarındaki Türkiye ziyaretleri

  8. CPT, 2009 ile 2015 yılının Haziran aylarında, aralarında somut davadaki başvuranların 22 Ekim 2014 ve 22 Ocak 2015 tarihleri arasında tutuldukları İstanbul Kumkapı Geri Gönderme Merkezinin de bulunduğu, Türkiye’nin farklı illerinde yer alan bazı geri gönderme merkezlerini ziyaret etmiştir. CPT’nin 2009 yılının Haziran ayında yapmış olduğu ziyaretten sonra hazırlamış olduğu görüşlerinin ilgili kısımları ve Hükümetin bu görüşlere vermiş olduğu cevaplar Yarashonen (yukarıda anılan, §§ 28-29) davasında belirtilmiştir. CPT’nin Haziran 2015 tarihindeki ziyaretinden sonra hazırlanan ve 17 Ekim 2017 tarihinde yayımlanan ilgili gözlemleri aşağıdaki gibidir:

“6. ...

Bununla birlikte, CPT (“Komite”), İşkencenin ve Gayriinsani ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi’nin 3. maddesinde belirtilen iş birliği ilkesinin, ziyaret eden heyetlerin görevini kolaylaştırmakla sınırlı olmadığını vurgulamalıdır. Ayrıca, söz konusu Sözleşme, Komitenin tavsiyeleri doğrultusunda kararlı çalışmaların yapılmasını gerektirmektedir. Bu bağlamda Komite, Ankara ve İstanbul-Kumkapı’da tutulan göçmenlere açık havada egzersiz yapma imkânının sağlanmasına ilişkin uzun süredir devam eden önerileri uygulamak için bir eyleme geçilmemiş olmasından endişe duymaktadır (bk. 28 ilâ 30. paragraflar). Komite, Türk makamlarını, İşkencenin ve Gayriinsani ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi’nin merkezinde bulunan iş birliği ilkesine uygun şekilde söz konusu hususla ilgilenmek üzere somut adımlar atmaya çağırmaktadır.

  1. ...

Açık havada egzersiz yapma imkânının sağlanmasına ilişkin ilk doğrudan gözlem Ankara, İstanbul-Kumkapı ve İzmir Geri Gönderme Merkezlerinde yapılmıştır. Ankara Geri Gönderme Merkezinde tutulan göçmenlere (kadın ve çocuklar dâhil) herhangi bir açık havada egzersiz yapma olanağı sağlanmamıştır. Açık hava egzersizinin haftada en fazla bir kez sunulduğu ve yaklaşık 20-30 dakika sürdüğü Kumkapı’da durum yalnızca bir nebze daha iyidir... Heyet, Türk makamlarını, Ankara, İstanbul-Kumkapı ve İzmir’de tutulan bütün yabancı uyruklulara her gün en az bir saatlik açık hava egzersiz olanağının sağlanması için acil önlemler almaya teşvik etmiştir.

...

  1. Heyet, ziyaret sırasında farklı illerde bulunan yedi geri gönderme merkezini ziyaret etmiştir.

...

İstanbul-Kumkapı Geri Gönderme Merkezi CPT tarafından 2009 yılında ziyaret edilmiştir. Söz konusu merkezin resmi kapasitesi ziyaretten sonraki dönemde 560’tan 380’e düşürülmüştür. 2015 yılında yapılan ziyaret sırasında, söz konusu merkezde toplamda 312 kişi tutulmakta olup bunların 102’si kadın, beşi çocuktur (çocukların hiçbiri refakatsiz değildir). Heyete ortalama tutulma süresinin on gün olduğu söylenmesine rağmen tutulanların birçoğunun uzun bir süre boyunca söz konusu merkezde tutulmaya devam etmiş olduğu gözlemlenmiştir (50 civarında kişi iki ilâ yedi ay boyunca tutulmaya devam edilmiştir).

...

  1. Bu raporun ilerleyen kısımlarında açıklanacağı gibi, birçok yabancı uyruklunun uzun bir süre boyunca bu tür koşullar altında tutulduğu gerçeği de göz önünde bulundurulduğunda ziyaret edilen bazı merkezlerde tutulma koşullarının insanlık dışı ve aşağılayıcı olduğu düşünülebilir [dipnot: Bu durum Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yakın zamanda vermiş olduğu kararlarla doğrulanmıştır; bk., özellikle, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi ile ilgili kararlar ilgili olan 24 Haziran 2014 tarihli Yarashonen/Türkiye (başvuru no. 72710/11) davası ...].

...

  1. CPT, özellikle, Ankara, İstanbul-Kumkapı ve İzmir Geri Gönderme Merkezlerinde tespit etmiş olduğu yabancı uyrukluların tutulma koşullarının oldukça kötü olması durumundan endişe duymaktadır [dipnot: CPT’nin 2014 yılının Mayıs ayında gerçekleştirdiği ziyaretin ardından UÖM (İşkenceye Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi uyarınca kurulmuş olan Ulusal Önleme Mekanizması) söz konusu merkezle ilgili hayli eleştirel değerlendirmeler yapmış ve merkezin kapatılması önerisinde bulunmuştur]. Söz konusu merkezlerdeki yatakhanelerin aşırı kalabalık olması sebebiyle, tutulanlar yatakları paylaşmak veya (çoklukla kirli olan) döşeklerle yerde yatmak zorunda kalmışlardır. Ayrıca, İzmir ve Kumkapı’daki genel hijyen ve temizlik durumunun kötü olduğu ve özellikle ortak tuvalet-banyo tesislerinin her zaman kirli olduğu gözlemlenmiştir [dipnot: Yukarıdaki durum CPT’nin 2009 yılında Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde yapmış olduğu gözlemdeki durum ile tam bir zıtlık içindedir (karşılaştırınız, CPT/Inf (2011) 13 içerisinde 45. paragraf)]. Ek olarak heyet, Edirne ve Van’da olduğu gibi, geri gönderme merkezlerinden tahtakuruları ve diğer haşerelerin istilasıyla ilgili çok sayıda şikâyet almıştır.

  2. Yukarıda 20 ve 21. paragraflarda yapılan açıklamalar ışığında CPT, Türk makamlarının Ankara, Edirne, İstanbul-Kumkapı, İzmir ve Van geri gönderme merkezlerindeki tutulma koşullarının iyileştirilmesi için gerekli önlemleri almasını tavsiye etmektedir. Özellikle, aşağıdaki durumları sağlamak için adım atılmalıdır:

- ortak tuvalet-banyo tesisleri de dâhil olmak üzere kalınan yerlerin kabul edebilir bir hijyen seviyesinde tutulması ve binaların düzenli olarak dezenfekte edilmesi;

- kalınan odaların yeterli şekilde aydınlatılması (güneş ışığı alması da dâhil), havalandırılması ve uygun bir şekilde donatılması;

- her bir yabancı uyruklu kişiye temiz döşek ve temiz yatak takımının olduğu, kendi kullanımına ait yataklar temin edilmesi;

...

Ayrıca, başta Ankara, İstanbul-Kumkapı ve İzmir geri gönderme merkezleri olmak üzere, ziyaret edilen bütün merkezlerde resmi kapasitenin azaltılması ve gelecekteki doluluk seviyesinin her zaman yeni kapasitenin sınırları dâhilinde olmasını sağlayacak adımların atılması gerekmektedir.

...

  1. ..., Ankara Geri Gönderme Merkezindeki çocuklar dâhil olmak üzere tutulanlara haftalarca ve hatta aylarca herhangi bir açık hava egzersizi yapma olanağının verilmemesi büyük bir endişe konusudur. Söz konusu durum açık hava egzersizinin haftada en fazla bir kez verildiği ve yaklaşık 20-30 dakika sürdüğü Kumkapı’da sadece nispeten biraz daha iyidir...

CPT’nin görüşüne göre, böyle bir durum kabul edilemez. Komite, tutulan göçmenler dâhil bütün tutulan kişilerin her gün en az bir saat boyunca açık havada egzersiz yapmalarına izin verilmesinin temel bir zorunluluk olduğu kanaatindedir. Ankara ve Kumkapı Geri Gönderme Merkezlerindeki bu durum, CPT’nin önceki ziyaretleri sırasında ilgili merkezlerde açık hava egzersizinin yetersizliği ile ilgili yapmış olduğu doğrudan gözlemler hatırlandığında, daha da endişe vericidir. Açıkça görülmüştür ki; Türk makamları tarafından durumu düzeltmek için geçmişteki ziyaretler akabinde verilen taahhütler izlenmemiştir [dipnot: Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde tutulan erkek yetişkinler için açık havada egzersiz imkânının olmaması CPT’’nin 2009 yılında söz konusu merkeze yapmış olduğu ziyaret sırasında doğrudan yapmış olduğu gözlemin konusu olmuştur. Anılan ziyaretten sonra, Türk makamları tarafından Komiteye Kumkapı’da tutulan yabancı uyrukluların “günde ortalama bir saat açık havaya çıkma ve açık hava etkinliklerinden faydalanma izninin verildiği” bilgisi verilmiştir].

  1. Bu nedenle heyet, ziyaretin sonunda, bir kez daha İşkencenin ve Gayriinsani ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi’nin 8. maddesinin 5. paragrafına dayanarak ve doğrudan bir gözlem yaparak, Türk makamlarının Ankara, İstanbul-Kumkapı ve İzmir Geri Gönderme Merkezlerinde tutulan bütün yabancı uyruklulara her gün en az bir saat açık hava egzersizi imkânının verilmesinin sağlanması için acil önlemler almasını talep etmiştir.

...

  1. CPT, çok az istisna dışında, ziyaret edilen geri gönderme merkezlerinin hiçbirinde tutulanlar için spor ya da başka eğlence faaliyetlerinin düzenlenmediğini bir kez daha kaydetmekten endişe duymaktadır... Ayrıca, İzmir ve Kumkapı Geri Gönderme Merkezlerinde, sınırlı açık hava egzersizi olanakları dışında (bk. 28. paragraf), tutulan kişiler günlerini koridorlarda gezerek veya yatakhanelerinde oturarak geçirmek zorunda kalmıştır.

Özetlemek gerekirse, ziyaret edilen geri gönderme merkezlerinin her birinde tutulan göçmenlerin önemli bir kısmı haftalar hatta aylar boyunca hiçbir şey yapmamaktadır.

  1. CPT, tutulan göçmenlere televizyon izleme imkânı ve diğer uygun olan eğlence faaliyetleri (örn; masa/kutu oyunları, masa tenisi vb.) gibi asgari düzeydeki temel faaliyetlerin uygulanması için çaba sarf edilmesi gerektiği ve en yaygın olarak konuşulan dillerde okuma materyallerine erişimin sağlanması gerektiği kanaatindedir. Komite, Türk makamlarının, önceden yapılmış açıklamalar ışığında, ziyaret edilen bütün geri gönderme merkezlerindeki yabancı uyruklular için rutin programlı aktiviteler (rejim) düzenlemesini sağlayacak adımlar atılmasını tavsiye etmektedir; kişilerin tutulduğu süre ne kadar uzun olursa, kendilerine sunulan faaliyet çeşitliliği o derecede arttırılmalıdır.

...

  1. Yanında refakat eden birileri bulunan çocuklarla ilgili olarak, CPT, ziyaret edilen geri gönderme merkezlerinin çoğunda, küçük çocukların bazı merkezlerde çok sayıda olmalarına rağmen, onların ihtiyaçlarını karşılamak için özel bir düzenleme yapılmamış olduğunu kaydetmekten endişe duymaktadır. Özellikle, ziyaret edilen merkezlerin hiçbirinde çocuklara bakacak görevli personel yoktur. Bununla beraber, Edirne Geri Gönderme Merkezinin dışında, ziyaret edilen merkezlerin hiçbirinde oyun alanı yoktur.

...

Türk makamları 5 Ağustos 2015 tarihli yazıyla, “Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde tam teşekküllü oyun alanın yapıldığını...” bildirmiştir. Şu ana kadar atılan adımları kabul etmekle birlikte, CPT, Türk makamlarını küçük çocuklara uygun bakımların sağlanmasıyla ilgili çabalarını iki katına çıkarmaya teşvik etmektedir.

  1. Aydın ve Van Geri Gönderme Merkezlerinde ebeveynlerin ve çocukların bir arada barınmaları için iyi donanımlı “aile odaları” bulunmaktadır. Ancak, uygulamada, söz konusu odalar kullanım amaçları doğrultusunda kullanılmamışlardır.

...

  1. ...ziyaret sırasında toplanan bilgiler, ziyaret edilen çoğu geri gönderme merkezinde doktorun mesai saatlerinin merkezde tutulan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde yeterli olmadığını göstermektedir [dipnot: Kayıtlarda Kumkapı’da 2015 yılının Mayıs ayı boyunca sadece 13 tıbbı konsültasyonün gerçekleştiği görülmektedir] ... Nitekim, merkezde tutulanlar arasından heyet tarafından görüşülen kişilerin birçoğu, sağlık sorunlarıyla yeteri kadar ilgilenilmediği konusunda şikâyette bulunmuşlardır.”

  2. Türk Hükümeti, 2015 yılının belirtilmeyen bir tarihinde CPT’nin yukarıda anılan paragraflardaki gözlemlerine yanıt vermiştir. Hükümetin vermiş olduğu yanıtın ilgili kısımlarına aşağıda yer verilmiştir:

“Ön açıklama

...

İstanbul-Kumkapı Geri Gönderme Merkezi 2016 yılında kapatılacaktır.

...

Geri gönderme merkezlerindeki tutulma koşulları

Fiziki koşullar

Merkezlerdeki hijyen koşullarını ele almak için gerekli yasal çalışmalar yapılmıştır. Mevcut kurallar ve prosedürler uyarınca, geri gönderme merkezlerinde temizlik ve hijyen koşullarının sağlanması için hizmet alım yoluyla temizlik personeli istihdam edilmektedir.

Geri gönderme merkezlerinde yaşayan yabancılara kişisel hijyen ekipmanlarının temini için yasal düzenlemeler yapılmış ve [günlük olarak] sıcak suya erişimlerini sağlamak için gerekli altyapı oluşturulmuştur...

...

Yönetim programı (rejim)

Açık havaya erişim

Geri gönderme merkezlerinde tutulan yabancı uyrukluların açık havaya erişimi konusuna ilişkin olarak, yasal çerçeve ‘GİGM’nin Geri Gönderme Merkezleriyle ilgili Yönetmeliği’ uyarınca düzenlenmiştir. Bu Yönetmelik doğrultusunda, geri gönderme merkezlerinde tutulanlara, gerekli güvenlik önlemleriyle birlikte günde en az bir saat boyunca açık havaya çıkma imkânı sunulmasını sağlamak için önlemler alınmıştır.

İzmir, Adana ve Kumkapı geri gönderme merkezlerinde açık hava egzersizi tesisleri düzenlenmiş ve yabancıların bu tesislerden günde en az bir saat boyunca faydalanmalarına izin verilmiştir.

Geri gönderme merkezlerindeki oyun alanları

Geri gönderme merkezlerinde oyun alanları bulunmaktadır. Bazı geri gönderme merkezlerinde oyun alanları kapalı alanlarda iken diğerlerinde ise bahçe içerisindedir.

Ebeveyn ve çocukların barınması/Aile bölümleri

Türkiye’deki bütün geri gönderme merkezlerinde ... çocukların refakatçileri ile birlikte kalmalarını sağlamak için gerekli düzenlemeler yapılmıştır. Çocuklar, ebeveynleri ile birlikte aile bölümlerinde barındırılmaktadırlar.

  1. Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği Göç ve Mülteciler Özel Temsilcisi’nin 2016 yılındaki Türkiye ziyareti

  2. Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği Göç ve Mülteciler Özel Temsilcisi Tomáš Boček, 30 Mayıs ile 4 Haziran 2016 tarihleri arasında Türkiye’ye resmi bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Tomáš Boček, diğerleri arasında, Kumkapı Geri Gönderme Merkezini ziyaret etmiş ve gözlemleri ile bulgularını 10 Ağustos 2016 tarihli bir raporda belgelemiştir (SG/Inf(2016)29). Raporun ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

“Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde erkekler için iki kadınlar için ise bir kat bulunmaktadır. Aileler için iki odalı ayrı bir yaşama alanı bulunmaktadır. Yetkililer 2016 yılının Ocak ayından beri maksimum kapasitesi 350 olan merkezin doluluk oranını %70 civarında tuttuklarını belirtmişlerdir. 30 Mayıs 2016 tarihindeki ziyaretim sırasında merkezde 240 kişi bulunmaktaydı. Bu kişiler arasında aile odalarında anneleri eşliğinde kalan dört çocuk bulunmaktaydı. Uyku alanlarının aşırı kalabalık olduğuna ilişkin bir kanıt bulunmamaktaydı. Merkezin bir yerleşim alanının ortasında bulunması sebebiyle, mevcut açık alan sınırlı olup; bu alan temelde bir otopark alanı olarak kullanılmaktaydı. Çocuklar için oyun alanı bulunan ayrı bir iç avlu vardı. Tutulan kişiler, açık havaya erişimlerinin kısıtlı olmasından şikâyet etmişlerdir. İstanbul’da yeni iki geri gönderme merkezinin inşası için çalışmaların devam etmesi sebebiyle söz konusu merkezin önümüzdeki aylarda kapatılacağı hususunda tarafım temin edilmiştir...

...

Genel anlamda, mevcut tesislerden de anlaşılacağı üzere geri gönderme merkezlerinde çocukların tutulma olasılığı muhtemeldir. Görevim sırasında çok az sayıda çocukla karşılaştım. Ancak, bu durumun ciddi bir mesele olduğunu düşünüyorum. Türk makamlarının göçmen çocukların tutulması konusunda alternatifler içeren uygun bir sistem geliştirilmesinde desteğe ihtiyacı olduğuna inanıyorum.”

  1. Göç bağlamında çocukların tutulması

(a) Birleşmiş Milletler

  1. Türkiye tarafından 4 Nisan 1995 tarihinde onaylanmış olan, 20 Kasım 1989 tarihli Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:

3. Madde

“1. Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.”

37. Madde

“Taraf Devletler aşağıdaki hususları sağlarlar:

...

(b) Hiçbir çocuk yasa dışı ya da keyfi biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılmayacaktır. Bir çocuğun tutuklanması, alıkonulması veya hapsi yasa gereği olacak ve ancak en son başvurulacak bir önlem olarak düşünülüp, uygun olabilecek en kısa süre ile sınırlı tutulacaktır;

(c) Özgürlüğünden yoksun bırakılan her çocuğa insancıl biçimde ve insan kişiliğinin özünde bulunan saygınlık ve kendi yaşındaki kişilerin gereksinimleri göz önünde tutularak davranılacaktır. Özgürlüğünden yoksun olan her çocuk, kendi yüksek yararı aksini gerektirmedikçe, özellikle yetişkinlerden ayrı tutulacak ve olağanüstü durumlar dışında ailesi ile yazışma ve görüşme yoluyla ilişki kurma hakkına sahip olacaktır;

(d) Özgürlüğünden yoksun bırakılan her çocuk, kısa zamanda yasal ve uygun olan diğer yardımlardan yararlanma hakkına sahip olacağı gibi özgürlüğünden yoksun bırakılmasının yasaya aykırılığını bir mahkeme veya diğer yetkili, bağımsız ve tarafsız makam önünde iddia etme ve böylesi bir işlemle ilgili olarak ivedi karar verilmesini isteme hakkına da sahip olacaktır.”

  1. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, 1999 yılının Şubat ayında düzenlemiş olduğu “Sığınmacıların Gözaltına Alınmasına İlişkin Geçerli Kriterler Hakkında Kılavuz İlkelerinde”[4] aşağıdakilere yer vermiştir:

Kılavuzun 6. maddesi: 18 yaş altındaki kişilerin tutulması

“Ebeveynlerine eşlik eden çocuklar bakımından alıkoymaya alternatif tedbirlerin değerlendirilmesi gerekir. Aile birliğini devam ettirmenin başka bir yolu olmadığı sürece çocuklar ve birincil ebeveynleri tutulmamalıdır.

Eğer alternatiflerin hiç biri uygulanamazsa ve Devlet çocuğun tutulmasına karar verirse, bu durum, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 37. maddesi uyarınca, en son başvurulacak bir önlem olarak düşünülüp, en kısa süre ile sınırlı tutulacaktır.

Yukarıda anılan Kılavuz ebeveynlerine eşlik eden çocukların tutulmasına ilişkin benzer hükümlerin yer aldığı ve 2012 yılında düzenlenmiş olan “Sığınmacıların Gözaltına Alınmasına ve Gözaltı Alternatiflerine İlişkin Geçerli Kriterler ve Standartlar Hakkında Kılavuz İlkeler”[5] ile değiştirilmiştir.

  1. Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörü François Crépeau’nun 2 Nisan 2012 tarihinde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’ne sunduğu raporda aşağıdakileri ifade etmiştir[6]:

“40. Göçmen çocuklar, aile birliğinin korunması adına, bazen yasa dışı göçmen konumunda olduğu tespit edilen ebeveynleri ile birlikte tutulmaktadırlar. Bu durum çocuğun üstün çıkarı ilkesinin ve çocuğun en son başvurulacak bir önlem olarak tutulması hakkının ve çocuğun ebeveynlerinin eylemlerinden dolayı cezalandırılmaması hakkının da ihlal edilmesine neden olabilir (2. madde, 2. paragraf). Bu, ebeveynlerin tutulması ve çocuklarının alternatif bakım sistemine sevk edilmesi yoluyla aile parçalanarak çocuğun çıkarlarına en iyi şekilde hizmet edildiği anlamına gelmemektedir. Ebeveynlerinin tutulması çocuklar üzerinde kötü bir etki oluşturmaktadır ve çocukların rızaları dışında ebeveynlerinden ayrılmama hakkı ile birlikte Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 23. maddesinde ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 10. maddesinde belirtilen ailenin korunması hakkının ihlal edilmesine neden olmaktadır. Dolayısıyla, çocukları yanlarında bulunan göçmenlerin tutulmalarıyla ilgili karar sadece istisnai durumlarda verilmelidir. Devletler bu durumlarda tutulmaya ilişkin bir karara ihtiyaç olup olmadığını dikkatlice değerlendirmeli ve bütün ailenin tutulması yerine alternatif önlemler uygulayarak aile birliğini korumayı tercih etmelidir.” (vurgu eklenmiştir).

  1. Çocuk Hakları Komitesi ve Tüm Göçmen İşçiler ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunması Komitesi (bundan böyle “Göçmen İşçiler Komitesi” olarak anılacaktır) 16 Kasım 2017 tarihinde köken ülkesi, geçiş ülkesi, gidilecek ve dönülecek ülkelerde uluslararası göç bağlamında devletin çocukların insan haklarına ilişkin yükümlülükleri ile ilgili müşterek bir genel yorum hazırlamışlardır.[7] İlgili yorumda, komiteler, göç bağlamında çocukların ve ebeveynlerinin idari gözetim altında tutulmalarına ilişkin olarak önceki paragraflarda belirtilen kavramları daha da geliştirmişlerdir. Müşterek genel yorumun ilgili kısımları aşağıdaki gibidir (dipnotlar çıkarılmıştır):

“B. Özgürlük hakkı

  1. Her çocuk, her zaman, göçe ilişkin tutulmalarda temel hakkı olan özgürlük hakkına sahiptir. Çocuk Hakları Komitesi herhangi bir çocuğun ebeveynlerinin göçmen statüsü sebebiyle tutulmasının bir çocuk hakkı ihlali oluşturduğunu ve bu durumun çocuğun yüksek yararı ilkesine ters düştüğünü ileri sürmüştür. Bu bağlamda, her iki Komite de çocukların veya ebeveynlerinin göçmen statüsü nedeniyle asla tutulmamaları gerektiğini ve Devletlerin göçmen çocukların tutulmalarını derhal ve tamamen durdurması veya ortadan kaldırması gerektiğini defalarca kez teyit etmiştir. Göçmen çocuklarla ilgili her türlü alıkoyma işlemi kanunen yasaklanmalı ve bu tür yasaklar tamamen uygulanmalıdır.

...

  1. Komiteler, kısa bir süreliğine veya aileleriyle birlikte tutulsalar dahi, çocukların özgürlüklerinden yoksun bırakılmaları ve göçmenlik bağlamında tutulmaları sonucunda çocukların bedensel ve ruhsal sağlığı ile gelişimlerinin olumsuz olarak etkilenebileceğini vurgulamaktadır. İşkence ve Diğer Zalimane, Gayriinsani ve Küçültücü Muamele ve Ceza Özel Raportörü “idari göç uygulamaları bağlamında ... ebeveynlerinin göçmenlik statüsü temelinde çocukların özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının çocuğun yüksek yararına hizmet etmediğini, gereklilik koşulunu karşılamadığı, aşırı bir şekilde orantısız olduğunu ve göçmen çocuklar bakımından zalimane, gayriinsani veya küçültücü muamele teşkil edebileceğini” belirtmiştir.

  2. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 37 (b) maddesi çerçevesinde tesis edilen genel ilkeye göre bir çocuk en son başvurulacak bir önlem olarak ve uygun olabilecek en kısa süre ile tutulabilir. Ancak, ülkeye yasa dışı giriş veya kalma ile ilgili suçlar, hiçbir koşulda suçun işlenmesinden kaynaklanan benzer sonuçlara sahip olamaz. Dolayısıyla, çocuk ceza adaleti gibi diğer durumlarda geçerli olan, çocukların en son başvurulacak bir önlem olarak tutulması, çocuğun yüksek yararı ilkesi ve gelişim hakkına uygun olmaması sebebiyle göçle ilgili işlemler kapsamında uygulanamaz.

  3. Devletler bunun yerine, göçmenlik durumları incelenirken ve çocukların yüksek yararları değerlendirilirken, gözetim altında olmaksızın ve toplum temelli bağlamlarda, çocukların aile üyeleri ve/veya vasileriyle birlikte kalmalarına izin verilen mevzuat, politika ve uygulamalar yoluyla çocuğun yüksek yararı ile birlikte özgürlük ve aile hayatı hakkına hizmet eden çözümler üretmelidir ... Çocuklara eşlik edildiğinde, ailenin bir arada tutulması ihtiyacı, çocuğun özgürlüğünden yoksun bırakılmasını haklı çıkarmak için geçerli bir neden değildir. Çocuğun yüksek yararı ailenin bir arada kalmasını gerektiriyorsa, çocuğun özgürlüğünden yoksun bırakılmaması konusundaki gereklilik çocuğun ebeveynlerini de kapsar ve yetkililerin bütün aile için gözetim dışında çözümler bulmalarını gerektirir (vurgu eklenmiştir).

  4. Sonuç olarak, göçmen çocuk ve ailenin tutulması kanun kapsamında yasaklanmalı ve kaldırılması politika ve uygulama bakımından sağlanmalıdır. Tutulmaya ilişkin kaynaklar, çocukla ve uygulanabildiği durumda ailesiyle etkileşime giren yetkili çocuk koruma aktörleri tarafından gerçekleştirilen yakın gözetim içermeyen çözümlere yönlendirilmelidir. Çocuğa ve ailesine sunulan önlemler çocuk veya ailenin herhangi bir şekilde özgürlüklerinden yoksun bırakılmaları gerektiği anlamına gelmemeli ve zorlamadan ziyade, bakım ve korum etiğine dayanmalıdır. ... Göçmen çocukların ve ailelerin tutulmaları hakkındaki bir kararın uygulanması durumunda, çocuklar ve aileler etkin hukuk yollarına erişebilmelidirler.

C. Yasal güvenceler ve adalete erişim

...

  1. Komiteler, Devletlerin, çocuğun ve/veya ebeveynlerinin haklarını etkileyen bütün göç ve sığınmayla ilgili idari ve adli işlemlerde mevzuatlarının, ilkelerinin, önlemlerinin ve uygulamalarının çocuğa karşı duyarlı yasal güvenceler sağlaması gerektiği görüşündedirler. ... Çocuklar, tüm kararların yüksek yararları doğrultusunda alınmasını sağlamak amacıyla, kendi durumlarını veya ebeveynlerinin durumlarını etkileyen kararlara karşı adli ve idari hukuk yollarına erişebilmelidirler. ... Alınacak kararlar çocuğun yüksek yararına aykırı olmadığı sürece ve herhangi bir yargı güvencesini kısıtlamaması şartıyla işlemlerin gecikmeksizin yapılması teşvik edilmelidir.

(b) Avrupa Konseyi

(i) Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ve Parlamenter Meclisi

  1. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ve Parlamenter Meclisi (AKPM) tarafından ortaya konulmuş olan, sığınmacıların veya düzensiz göçmenlerin tutulmalarına ilişkin ilkeler ve reşit olmayan kişilere ilişkin özel hükümler Mahkeme tarafından Popov/Fransa (no. 39472/07 ve 39474/07, §§ 53-57, 19 Ocak 2012) kararında ifade edilmiştir.

  2. Ayrıca, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) 3 Ekim 2014 tarihinde çocuk göçmenlerin tutulmasına alternatif olan tedbirlere ilişkin bir karar (2020(2014) sayılı karar) almıştır. Kararın ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

“1. Parlamenter Meclis göçmen çocukların tutulmasının Avrupa Konseyi üye Devletlerinde gitgide artan bir husus olduğunu not etmekten endişe duymaktadır. Mevzuattaki gelişmelere ve bazı Avrupa ülkelerindeki uygulamalara rağmen her yıl on binlerce göçmen çocuk geri gönderme merkezlerinde tutulmaktadırlar. Söz konusu uygulama çocuğun yüksek yararı ilkesine aykırı olup çocuk haklarını açık ve net bir şekilde ihlal etmektedir.

...

  1. Çocukların ailelerinin göçmen statüsü sebebiyle tutulması çocuğun yüksek yararı ilkesine aykırı olup, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde de belirtildiği üzere çocuk hakları ihlali teşkil etmektedir.

  2. Parlamenter Meclis, kısa süreli ve insani koşullarda olsa bile tutulmanın çocukların bedensel ve zihinsel gelişimlerini olumsuz etkileyecek kısa ve uzun vadeli etkileri olmasından endişe duymaktadır. Tutulan göçmen çocuklar tutulmanın yarattığı olumsuz etkilere karşı özellikle savunmasızdır ve ağır travma geçirebilirler. Ayrıca, tutulan çocukların farklı şiddet biçimlerine maruz kalma riskleri yüksektir.

...

  1. Parlamenter Meclis, göçmen çocukların tutulmasına bir an önce son verilmesini ve bunun ilgili ulusal makamların ortak çabasını gerektirdiği kanaatindedir. Bu nedenle, Parlamenter Meclis üye Devletleri aşağıdakileri yapmaya davet etmiştir:

9.1. Çocukların veya ebeveynlerinin göçmen statüsü sebebiyle tutulmasının hiçbir şekilde onların yüksek çıkarına hizmet etmediğini kabul etmek;

9.2. eğer henüz yapılmamışsa, çocukların göçmen statüsü sebebiyle tutulmalarını engelleyen bir mevzuat sunmak ve tam olarak uygulanmasını sağlamak;

...

9.6. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesinde öngörülen çocuğun yüksek yararı ilkesini göz önünde bulundurarak ve tutulmaya karşı uluslararası anlamda kabul görmüş çeşitli alternatif tedbirleri destekleyerek, yabancı uyruklulara ilişkin mevzuatın en iyi uluslararası standartlara uygun hale getirilmesi için çabaların sürdürülmesine devam etmek;

9.7. Çocukların yüksek yararına uygun olan tutulmaya alternatif tedbirlerin alınması, göçmenlik durumları değerlendirilirken çocukların toplum temelli bağlamlarda ve gözetim dışında aile fertleriyle ve/veya vasleriyle birlikte kalmasını sağlama;

...”.

  1. AKPM 20 Nisan 2015 tarihinde “Göçmen Çocukların Tutulmasının Önlenmesine dair Parlamenter Kampanya”yı başlatmış ve böylece Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyinin 2012 yılında gerçekleştirilen 19. oturumunda başlatılan “Göçmen Çocukların Tutulmasının Önlenmesine dair Küresel Kampanya”ya katılmıştır.

(ii) CPT

  1. Yukarıda 63. paragrafta anılan genel standartlara ilaveten CPT 19. Genel Raporu’nda göçle ilgili işlemler bağlamında özgürlüğünden yoksun bırakılan çocuklara yönelik ek güvencelere ilişkin olarak aşağıdaki hususları belirtmiştir:

“Çocuklar için ek güvenceler

  1. CPT reşit olmayan düzensiz bir göçmenin özgürlüğünden yoksun bırakılmaması için her türlü çabanın sarf edilmesi gerektiği kanaatindedir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesinde öngörülen çocuğun “yüksek yararı ilkesine” göre, yanlarında kimse olmayan veya ailelerinden ayrılmış çocuklar dâhil olmak üzere, çocukların tutulması nadir durumlarda haklı gerekçelere dayanır ve Komiteye göre, yalnızca çocukların yerleşik olamamalarına dayandırılamaz.

İstisnai olarak, bir çocuk tutulduğunda, özgürlüğünden yoksun bırakılma durumu mümkün olan en kısa süre ile sınırlı tutulmalıdır; ... Ayrıca, çocuğun savunmasız olması nedeniyle çocuk gözaltına alındığında, ek güvenceler uygulanmalıdır...”

  1. CPT ayrıca, birçok münferit ülke raporunda ebeveyn(lerine) eşlik eden çocukların alıkoyma merkezlerinde başka yetişkinlerle birlikte barındırılmasının özellikle küçük yaşta olması durumunda çocuğun gelişim ve refahı üzerinde olumsuz psikolojik etkilere sebep olabileceğini ve en son başvurulacak bir önlem olması gereken alıkoyma işleminin kaçınılmaz olduğu durumlarda çocukların ebeveyn(leri) ile birlikte kendi özel ihtiyaçlarının karşılanabileceği bir tesiste barındırılmaları gerektiğini vurgulamıştır[8].

(iii) Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri

  1. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri 25 Haziran 2010 tarihinde düzensiz göçmen statüsündeki çocuk göçmenlerle ilgili bir görüş belgesi sunmuştur (CommDH/ (2010)6 sayılı görüş belgesi)[9]. Görüş belgesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

“Reşit olmayan kişilerin tutulma sürelerinin kısaltılması

Reşit olmayanların tutulma süresi BM Çocuk Hakları Sözleşmesi hükümleri kapsamında öngörülen koşullar uyarınca mutlak asgari düzeyde tutulmalıdır. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 37. maddesinde çocukların en son çare olarak özgürlüklerinden yoksun bırakılmaları gerektiği ve bunun uygun olabilecek en kısa süre ile sınırlı tutulması gerektiği belirtilmektedir. Çocukların sınır dışı edilmeden önce saatler veya günler boyunca tutulmasına bu hükümler kapsamında istisnai olarak izin verilebilirken, çok daha uzun bir süre boyunca tutulması durumunda ciddi bir endişe kaynağı doğacaktır.

Tutulmanın, ulusal göç hukuku uyarınca çocuğun veya ebeveynlerinin düzensiz göçmen durumunda olmaları sebebiyle meşru gösterilemeyeceği vurgulanmalıdır. İlke olarak, göçmen çocuklar tutulmamalıdır. Tutulan her çocuk yakından izlenmeli ve yetkililerin tutulmaya ilişkin ayrıntılı bir tablo sunan istatistikleri tutarak tutulma konusunda en üst düzeyde şeffaflık sağlamaları gerekmektedir.

Çocuğun yüksek yararı ilkesi uyarınca, çocuğun yüksek yararına ters düştüğü değerlendirilmediği sürece, çocuklara uygun olan ve onları yetişkinlerden ayıran yaşam alanlarına yönelik özel düzenlemeler yapılmalıdır. Böyle bir programın altında yatan yaklaşım “tutulma” değil “bakım” olmalıdır.

Adli bir makam tarafından ilgili tüm görüşler bağımsız olarak tartılarak çocukların tutulmasına ilişkin karar verilmelidir. Çocuklara adli yardıma erişim hakkı ile arkadaşları, yakınları, dini, sosyal ve hukuk danışmanı ve vasileri tarafından ziyaret edilme olanakları verilmelidir. Çocuklara bütün temel ihtiyaçlarıyla birlikte gerektiği koşullarda uygun tıbbi tedavi ve psikolojik danışmanlık sağlanmalıdır. Tutuldukları süre boyunca çocuklar eğlence ve oyun oynama haklarına sahiptirler.”

(iv) Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Göç ve Mülteciler Özel Temsilciliği

  1. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Göç ve Mülteciler Özel Temsilcisi Tomáš Boček 10 Mart 2017 tarihinde göçmen ve mülteci çocuklarla ilgili bir Tematik Rapor sunmuştur (SG/Inf(2017)13)[10]. Raporda, diğerleri arasında, göçmen çocukların tutulmasının onların yüksek yararına olmadığı ve tutulmaya alternatif tedbirlerin bulunmamasının çocukları etkileyen en zararlı yapısal sorunlardan biri olduğu ve bir an önce ele alınması gerektiği vurgulanmıştır.

(v) Diğer faaliyetler

  1. Avrupa Konseyi, 19 Mayıs 2017 tarihinde, Bakanlar Komitesinin Kıbrıs’ın Lefkoşa şehrinde gerçekleştirdiği 127. oturumda Avrupa’daki mülteci ve göçmen çocukların korunmasıyla ilgili bir Eylem Planı (2017-2019) kabul etmiştir[11]. Söz konusu eylem planında, diğerleri arasında, yalnızca göçmenlik statüleri nedeniyle çocukların özgürlüklerinden yoksun bırakılması yoluna gidilmesinin önlenmesi amacıyla acil eylemde bulunulması ve göçmenlerin tutulmasına alternatif tedbirlere ilişkin ve/veya Bakanlar Komitesine sunulmak üzere iyi uygulamaların derlenmesine ilişkin kılavuz hazırlanması gibi öneriler yer almıştır.

(c) Amerikalılar Arası İnsan Hakları Mahkemesi

  1. Amerikalılar arası İnsan Hakları Mahkemesi diğerleri arasında, François Crépeau’nun yukarıdaki 69. paragrafta anılan raporuna dayanarak 19 Ağustos 2014 tarihinde Çocukların Göç Bağlamındaki Hak ve Güvenceleri ve/veya Uluslararası Korumaya İhtiyaç Duyan Çocukların Hak ve Güvencelerine dair İstişari Görüş sunmuştur[12]. Paragrafın ilgili kısmı aşağıdaki gibidir (dipnotlar çıkarılmıştır):

“158. ... Bu şekilde, ebeveynlerine eşlik eden çocukların durumunda, çocuğun yüksek yararı nedeniyle aileyi bir arada tutmanın, çocukların duygusal gelişim ve fiziksel sağlığına zararlı etkileri nedeniyle, çocukların ebeveynleriyle birlikte özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının istisnai olarak kabul edilmesini meşrulaştırmak veya haklı çıkarmak için yeterli bir neden temsil etmez. Aksine, çocuğun yüksek yararı ailenin bir arada kalmasını gerektiriyorsa, çocuğun özgürlüğünden yoksun bırakılmaması konusundaki gereklilik çocuğun ebeveynlerini de kapsar ve yetkilileri ailenin tutulmasına alternatif çocukların ihtiyaçlarına uygun olan tedbirler tercih etmekle yükümlü kılar. (vurgu eklenmiştir)

  1. Özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişiler bakımından geçerli olan şikâyet mekanizmalarına ilişkin CPT standartları

  2. 2018 yılının Nisan ayında yayınlamış olduğu 27. Genel Raporunda CPT, şikâyet mekanizmalarının alıkoyma merkezlerinde tutulan göçmenler de dâhil olmak üzere, bir kamu makamı tarafından özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişiler bakımından, işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye karşı temel bir güvence teşkil ettiğini belirtmiştir. Söz konusu raporun amaçları doğrultusunda, “şikâyetler” terimi, kötü fiziki koşullar, aktivite eksikliği veya sunulan sağlık hizmetlerinin yetersiz olması da dâhil olmak üzere çeşitli konulardaki kararlar, işlemler veya resmi işlemlerin yapılmaması ile ilgili olarak özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerce veya onların adına yapılan tüm resmi şikâyetleri ifade etmektedir[13].

  3. CPT, Avrupa Konseyi Üye Devletlerinde bu alanla ilgili olarak gözlemlenen büyük eksiklikler arasında, şikâyet usulü için yeterli bir kanuni dayanağın olmaması, şikâyet organları veya usullerine ilişkin olarak bilgi verilmemesi veya verilen bilginin yetersiz olması, şikâyetlerle ilgili inceleme veya soruşturma başlatılması konusunda gecikmeler olması ve şikâyetlere ilişkin olarak kapsamlı bir inceleme veya soruşturmada yapılmamasının da yer aldığını gözlemlemiştir[14].

  4. CPT 2015 yılının Haziran ayında gerçekleştirdiği ziyaretin ardından hazırlamış olduğu raporda (yukarıda 64. paragrafta belirtildiği gibi), aşağıdaki gözlemlerde bulunmuştur:

“61. CPT son olarak etkili şikâyet ve denetim usullerinin çalışanlar tarafından kötü muamelenin önlenmesi için ve genel olarak geri gönderme merkezlerindeki tutulma koşullarının tatmin edici olmasının sağlanması için önemli rol oynadığını vurgulamıştır. Yabancı uyruklu kişiler, GİGM’nin içinde ve dışında, şikâyette bulunabilecekleri yollara ve uygun bir makama gizlice erişebilme hakkına sahip olmalıdırlar. CPT söz konusu münferit davanın ele alınmasının yanı sıra, şikâyetlerin dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin, genel düzeyde ele alınacak sorunların belirlenmesinde yararlı bir araç olabileceğini düşünmektedir.

Ziyaret sırasında, ilgili mevzuat kapsamında herhangi bir resmi şikâyet ve denetim usulü öngörülmemekteydi. Komite Türk makamlarının etkili şikâyet ve denetim usullerinin resmi olarak uygulamaya konulmasını ve uygulanmasını sağlamak için gerekli adımları atmasını tavsiye etmektedir.”

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

  1. Kabul edilebilirlik Bakımından Değerlendirme

    1. Tarafların iddiaları
  2. Hükümet 27 Ekim 2015 tarihinde sunduğu görüşünde ilk olarak, 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yoluna atıfta bulunmuştur. Bu doğrultuda, herkes, Anayasa’da güvence altına alınmış temel haklarından, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Protokolleri kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi tarafından bir ihlalin tespit edilmesi halinde, 6216 no.lu Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50(1) maddesi uyarınca ihlalin sona erdirilmesi ve ihlalin yarattığı zararların tazmin edilmesinin sağlanması için gerekli tedbirlerin alınmasıyla ilgili kararlar verir. Anayasa’nın 153 § 6 maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin kararları bütün yargı organları dâhil olmak üzere Devlet organları bakımından bağlayıcıdır. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanunun 49(5) maddesi ile İç Tüzüğün 73(1) maddesi uyarınca, başvuranın yaşamına, maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlikenin söz konusu olması durumunda, ihtiyati tedbir kararı verme yetkisine sahiptir. Hükümet, Sözleşme tarafından korunan hak ve özgürlüklere ilişkin ihlallere yönelik Anayasa Mahkemesi yolunun etkinliğinin Mahkeme tarafından Uzun/Türkiye ((k.k.), no. 10755/13, §§ 67 ve 69-70, 30 Nisan 2013) gibi davalarda kabul edildiğini vurgulamıştır.

  3. Somut davanın koşullarına ilişkin olarak, Hükümet, başvuranların idari gözetim altında tutulmalarına ilişkin itirazlarının İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği tarafından reddedilmesinin ardından, başvuranların 15 Aralık 2014 tarihinde tutulma koşullarından, tutulmasının yasaya aykırı olduğundan ve bu şikâyetlerle ilgili başvurabilecekleri etkin bir hukuk yolunun mevcut olmamasından dolayı Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduklarını belirtmiştir. Hükümet, söz konusu şikâyetlerin esasına yönelik incelemelerin halen Anayasa Mahkemesi önünde derdest olması sebebiyle şikâyetlerin, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduğunun bildirilmesi gerektiğini iddia etmiştir.

  4. Başvuranlar, cevap olarak, Mahkeme önünde sundukları şikâyetlerle ilgili tüm mevcut hukuk yollarını tüketmiş olduklarını ileri sürmüşlerdir. Dolayısıyla, çeşitli idari makamlar önünde gerçekleştirmiş oldukları temyiz başvurularına ilave olarak, başvuranlar sulh ceza hâkimlikleri önünde 6458 sayılı Kanun’un 57(6) maddesinde belirtilen usuller uyarınca idari gözetimin hukuka uygun olmadığı ile ilgili olarak altı kez itirazda bulunmuş ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

  5. Hükümet, 10 Mart 2016 tarihinde, Mahkemeyi başvuranların adil tazmin talepleri hakkındaki yorumları ve Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından 11 Kasım 2015 tarihinde kabul edilen K.A. davasına ilişkin karar hakkında bilgilendirmiştir. Anayasa Mahkemesi, ilk kez bir geri gönderme merkezindeki koşulların Anayasa’nın 17 § 3 maddesine aykırı olarak insanlık onuruyla bağdaşmayan bir muamele teşkil ettiğini tespit etmiştir. Ayrıca, K.A.’nın Sözleşme’nin 5 §§ 1, 2 ve 4. maddesi kapsamında güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini tespit etmiştir (bk. yukarıda 53-58. paragraflar). Hükümet, yabancıların tutulma koşuları ve tutulmalarının yasaya aykırılığı hakkındaki şikâyetleriyle ilgili olarak, Anayasa Mahkemesi önündeki hukuk yolunun etkin olduğunun bu şekilde doğrulandığını iddia etmiştir.

  6. Başvuranlar, 1 Kasım 2018 tarihinde, Mahkemeyi, Anayasa Mahkemesinin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle davayı reddettiği 24 Mayıs 2018 tarihli karar hakkında bilgilendirmiştir (bk. yukarıdaki 36. paragraf). Başvuranların yazısı, Hükümetin konu hakkında bilgi ve ek görüş sunabilmesi için 12 Kasım 2018 tarihinde Hükümete iletilmiştir. Ancak Hükümet, başvuranların davasındaki yeni gelişmeyle ilgili herhangi bir görüş sunmamıştır.

  7. Mahkeme’nin Değerlendirmesi

  8. Mahkeme, başvuranın iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünün yerine getirilmesinin, ilke olarak, Mahkeme önünde başvurunun yapıldığı tarih dikkate alınarak değerlendirildiğini yinelemektedir (bk. Baumann/Fransa, no. 33592/96, § 47, 22 Mayıs 2001). Bununla birlikte Mahkeme, başvuru yapıldıktan sonra, ancak başvurunun kabul edilebilirliği hakkında karar verilmeden önce, belirli bir hukuk yolunun son aşamasına gelinebileceğini kabul etmektedir (bk. Karoussiotis/Portekiz, no. 23205/08, § 57,1 Şubat 2011, Stanka Mirković ve Diğerleri/Montenegro, no. 33781/15 ve diğer 3 başvuru, § 48, 7 Mart 2017, Azzolina ve Diğerleri/İtalya, no. 28923/09 ve 67599/10, § 105, 26 Ekim 2017, Mehmet Hasan Altan/Türkiye, no. 13237/17, § 107, 20 Mart 2018 ve Şahin Alpay/Türkiye, no. 16538/17, § 86, 20 Mart 2018).

  9. Mahkeme, yukarıda da belirtildiği gibi, başvuranların 15 Aralık 2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğunu ve Anayasa Mahkemesinin 24 Mayıs 2018 tarihinde davanın kabul edilebilirliğiyle ilgili kararını verdiğini kaydetmektedir.

  10. Bu sebeple, Hükümetin, hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazı reddedilmelidir. Söz konusu hukuk yolunun somut davanın kendine özgü koşulları kapsamında etkin olup olmadığı hususu başvuranların Sözleşme’nin 13 ve 5 § 4 maddeleri kapsamındaki şikâyetlerinin esasının bir parçası olarak ele alınacaktır.

  11. Bu noktada, 2017 yılının Kasım ayında yapılan içtihat değişikliğinin ardından, Anayasa Mahkemesinin 24 Mayıs 2018 tarihli kararında, başvuranların idari mahkemeler önünde dava açarak mevcut hukuk yollarını tüketmedikleri gerekçesiyle, şikâyetlerini kabul edilemez bulduğunu belirtmek önemlidir (bk. yukarıdaki 59-62. paragraflardaki B.T. davası referansı). Yukarıda yer alan 87. paragrafta belirtildiği gibi, Mahkemenin talebine rağmen Hükümet söz konusu kararla ilgili herhangi bir görüş bildirmemiştir.

  12. Mahkeme, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi kapsamında ispat külfetinin dağıtılmasının öngörüldüğünü ve iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia eden Hükümetin, başvuranın başvuruda bulunmadığı tazminat yöntemlerini açıkça belirtmesi gerektiğini yinelemektedir (bk., örneğin, Hajibeyli/Azerbaycan, no. 16528/05, § 41, 10 Temmuz 2008).

  13. Somut başvuruda, Anayasa Mahkemesi tarafından atıfta bulunulan idari hukuk yollarının tüketilmesi koşuluyla ilgili olarak Hükümet tarafından herhangi bir görüşün sunulmaması sebebiyle, Mahkeme, re’sen, Hükümetin ilk itirazının kapsamını genişletecek durumda değildir. Bu koşullar altında ve Anayasa Mahkemesi tarafından atıfta bulunulan idari hukuk yolunun etkinliğinin, gelecekte değerlendirilmesine halel getirmeksizin, Mahkeme, somut davada iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin, 35 § 1 maddesi kapsamındaki değerlendirilmesini dikkate almayacaktır.

  14. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin itirazını reddetmiştir. Mahkeme, ayrıca, başvuranların şikâyetlerinin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Bu sebeple Mahkeme, şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.

  15. TEK BAŞINA VE SÖZLEŞME’NİN 13. MADDESİYLE BAĞLANTILI OLARAK SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  16. Başvuranlar, yukarıda 24-28. paragraflarda belirtildiği gibi, ilk olarak Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki (22 Ekim 2014 ile 22 Ocak 2015 tarihleri arasında), daha sonra ise Gaziantep Geri Gönderme Merkezindeki (23 Ocak ile 10 Şubat 2015 tarihleri arasında) fiziki tutulma koşullarının Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil etmesinden şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar ayrıca, aynı hüküm kapsamında, ilgili tarihte sırasıyla altı, iki ve bir yaşında olan ikinci, üçüncü ve dördüncü başvuranların tutukluluk sırasında maruz kaldıkları sağlık sorunlarına rağmen çocuklara zamanında tıbbi bakım sağlanmadığını iddia etmişlerdir. Başvuranlar son olarak, Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki haklarının ihlal edilmesiyle ilgili şikâyette bulunabilecekleri etkili iç hukuk yollarının bulunmayışından şikâyetçi olmuşlardır.

Sözleşme’nin 3 ve 13. maddeleri aşağıdaki gibidir:

“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”

“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.”

  1. Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında

    1. Tarafların iddiaları
  2. Başvuranlar görüşlerinde, Mahkemenin Yarashonen/Türkiye (no. 72710/11, §§ 74-81, 24 Haziran 2014) davasında ihlal tespit etmesinden bu yana Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki fiziki tutulma koşullarında, herhangi bir iyileştirme yapılmadığını ve Hükümetin konuyla ilgili aksi bir delil sunmadığını iddia etmişlerdir. Başvuranlar, ilgili tarihte tutuldukları sırada, Kumkapı Geri Gönderme Merkezinin aşırı kalabalık olduğunu ve resmi kapasitesinin 300 olmasına rağmen, yaklaşık 600 kişinin bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Geri gönderme merkezindeki aşırı kalabalık olma durumu, Hükümet tarafından sunulan rakamlara dayanılarak bile kabul edilemez. Bu bağlamda, Hükümet tarafından, her kattaki odaların boyutları ve kat başına düşen ranza sayısıyla ilgili verilen bilgilere göre, odaların içinde tutulan her kişi başına düşen kişisel alan sırasıyla; birinci katta yaklaşık 3,04 m², ikinci katta yaklaşık 2,21 m² ve üçüncü katta ise yaklaşık 2,40 m²’dir ve bu alanlar CPT ‘nin standartlarının altındadır. Ayrıca, Hükümetin iddialarının aksine, başvuranlar Kumkapı merkezinde aile olarak çok kısa bir süreliğine ayrı odada kalmışlardır. Kumkapı ve Gaziantep geri gönderme merkezlerinde, kalan tutukluluk süreleri boyunca, başvuranlar diğer kadın ve çocuklarla birlikte aşırı kalabalık odalarda kalmışlardır.

  3. Bununla beraber, başvuranlar, üç küçük çocuk ve bir anne olarak özel ihtiyaçlarının hem Kumkapı, hem de Gaziantep Geri Gönderme Merkezlerinde görmezden gelindiğini iddia etmişlerdir. Başvuranlar yaklaşık üç ay boyunca tutuldukları Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde sadece bir kez dışarıya çıkıp temiz hava almalarına izin verildiğini vurgulamışlardır.

  4. Hükümet, Kumkapı ve Gaziantep Geri Gönderme Merkezlerindeki tutulma koşullarıyla ilgili yapmış olduğu açıklamalarını yinelemiştir (bk. yukarıdaki 29-32. paragraflar). Hükümet, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından sunulan bilgi ve dosyalara göre 6458 sayılı Kanun’un 59(1) maddesi uyarınca başvuranların Kumkapı ve Gaziantep Geri Gönderme Merkezlerinde ayrı bir odada bir aile olarak tek başlarına tutulduklarını belirtmiştir. Bununla birlikte Hükümet, Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki fiziki tutulma koşulları nedeniyle, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiği Yarashonen (yukarıda anılan) ve Musaev/Türkiye (no. 72754/11, §§ 58-61, 21 Ekim 2014) davalarında ortaya konulan Mahkeme içtihatlarının farkında olduklarını eklemiştir. Bu nedenle Hükümet, başvuranların 3. madde kapsamındaki şikâyetlerine ilişkin değerlendirmeyi Mahkemenin takdirine bırakmıştır.

  5. Mahkeme’nin Değerlendirmesi

  6. Mahkeme, tutulma koşullarına ilişkin içtihatlarında tesis edilmiş olan genel prensiplere atıfta bulunmaktadır (bkz., örneğin, Kudła/Polanya [BD], no. 30210/96, §§ 90-94, AİHM 2000-XI; Kalashnikov/Rusya, no. 47095/99, § 97 sonraki paragraflar, AİHM 2002-VI; ve Artimenco/Romanya, no. 12535/04, §§ 31-33, 30 Haziran 2009). Mahkeme, özellikle, Sözleşme’nin 3. maddesi uyarınca, Devletin bir kişinin insan onuruna uygun koşullarda tutulmasını, tutulma tedbirinin uygulanma şeklinin ve yönteminin, söz konusu kişiyi tutulmaya bağlı önlenemez ıstırap seviyesini aşan bir sıkıntıya veya zorluğa maruz bırakmamasını sağlaması gerektiğini yinelemektedir. Tutukluluk koşulları değerlendirilirken, başvuran tarafından ileri sürülen bazı iddiaların yanı sıra, bu koşulların çoklu etkileri de dikkate alınmalıdır (bk. Dougoz/Yunanistan, No. 40907/98, § 46, AİHM 2001‑II). Bir kişinin belirli koşullarda tutulma süresinin uzunluğu da dikkate alınmalıdır (bk., diğerleri arasında, Alver/Estonya, no. 64812/01, § 50, 8 Kasım 2005, ve Aden Ahmed /Malta, no. 55352/12, § 86, 23 Temmuz 2013).

  7. Mahkeme, fiziki tutulma koşullarının 3. maddeye uygun olup olmadığının değerlendirilmesinde, tutulmanın gerçekleştiği yerdeki kişisel alan, açık havada egzersiz imkanı olup olmaması, güneş ışığına veya temiz havaya erişim, havalandırma ve temel sağlık ve hijyen şartlarına uygunluk gibi belirli faktörleri dikkate almaktadır (bk., örneğin, M.S.S./Belçika ve Yunanistan [BD], no. 30696/09, § 222, AİHM 2011, ve Ananyev ve Diğerleri/Rusya, no. 42525/07 ve 60800/08, §§ 143-59, 10 Ocak 2012). Mahkeme, özellikle, CPT tarafından geliştirilen cezaevi standartlarında açık hava egzersizine özel olarak değinildiğini ve tercihen hücre dışı faaliyet programının bir parçası olarak, mahpusların tamamının istisnasız bir şekilde her gün açık havada en az bir saat egzersiz yapmalarına izin verilmesinin, bu kişilerin sağlığının temel bir güvencesi olarak değerlendirildiğini kaydetmektedir (bk. yukarıda anılan, Ananyev ve Diğerleri § 150).

  8. Özellikle, reşit olmayanlarla ilgili olarak Mahkeme, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 37 (c) maddesinde “özgürlüğünden yoksun bırakılan her çocuğa insancıl biçimde ve insan kişiliğinin özünde bulunan saygınlık ve kendi yaşındaki kişilerin gereksinimleri göz önünde tutularak davranılacaktır” ifadesinin öngörüldüğünü gözlemlemektedir. Mahkeme, hâlihazırda, Mubilanzila Mayeka ve Kaniki Mitunga/Belçika (no. 13178/03, §§ 50-59, AİHM 2006‑XI), Muskhadzhiyeva ve Diğerleri/Belçika (no. 41442/07, §§ 55-63, 19 Ocak 2010), Rahimi/Yunanistan (no. 8687/08, §§ 85-86, 5 Nisan 2011), Popov/Fransa (no. 39472/07 ve 39474/07, §§ 91-103, 19 Ocak 2012), A.B. ve Diğerleri/Fransa (no. 11593/12, §§ 110-15, 12 Temmuz 2016), Abdullahi Elmi ve Aweys Abubakar/Malta (no. 25794/13 ve 28151/13, §§ 105-15, 22 Kasım 2016), ve S.F. ve Diğerleri/Bulgaristan (no. 8138/16, §§ 78-93, 7 Aralık 2017) gibi davalarda göçmenlik bağlamında, çocukların alıkoyma merkezlerinde tutulmalarına ilişkin karar vermiştir. Mahkeme, yukarıda anılan davaların her birinde - ebeveynleriyle birlikte olsun ya da olmasın- çocukların aşırı savunmasız olmasının, çocuğun yasa dışı göçmen statüsüyle ilgili değerlendirmelerden daha önemli olan, belirleyici bir etken olduğuna kanaat getirmiştir. Mahkeme, söz konusu çocukların maruz kaldığı uygun olmayan yaşam koşullarının büyük ölçüde duygusal ve ruhsal sıkıntı yaşamalarına sebep olduğunu ve bu nedenle Sözleşme’nin 3. maddesi anlamındaki şiddet seviyesinin aşılmış olduğunu tespit etmiştir.

(a) Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki tutulma koşulları

  1. Tarafların belirttiği üzere, Mahkeme, 2010 yıllının sonları ile 2012 yılının başları arasında Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki -özellikle aşırı kalabalıklaşma ve açık havada egzersiz yapma olanağının bulunmaması gibi açık deliller sebebiyle- fiziki tutulma koşullarına ilişkin açılmış bazı davalarda, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bk., örneğin yukarıda anılan Yarashonen, §§ 74-81; Musaev/Türkiye, no. 72754/11, §§ 60-61, 21 Ekim 2014; Alimov/Türkiye, no. 14344/13, §§ 71-85, 6 Eylül 2016; Batyrkhairov/Türkiye, no. 69929/12, §§ 80‑84, 5 Haziran 2018; ve Amerkhanov/Rusya, no. 16026/12, §§ 87-89, 5 Haziran 2018).

  2. Mahkeme, başvuranların Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde tutulduğu Ekim 2014 ile Ocak 2015 arasındaki sürenin, yukarıda belirtilen kararlarda incelenen zaman diliminin dışında olduğunun farkındadır. Mahkeme, bununla birlikte, Türkiye İnsan Hakları Kurumunun 2014 yılının Mayıs ayında ve CPT’nin 2015 yılının Haziran ayında, Kumkapı Geri Gönderme Merkezine gerçekleştirmiş oldukları ziyaretlerde, aşırı kalabalıklaşma, açık havada egzersiz olanaklarının olmayışı ve kötü hijyen koşulları gibi önceki ziyaretler sırasında vurgulanan sorunların halen çözülmemiş olduğunun açıkça görüldüğünü kaydetmektedir (bk. yukarıda 47-52. ve 64. paragraflar).

  3. 17 Ekim 2017 tarihinde yayınlanmış ziyaret raporunda, CPT özellikle, Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde “açık havada egzersiz yapma imkânının sağlanmasına ilişkin uzun süredir devam eden önerilerin uygulanması konusunda bir eyleme geçilmemiş olması” konusundaki endişesini dile getirmiştir (bk. yukarıda 64. paragraf). CPT ayrıca, Kumkapı dâhil, ziyaret ettiği geri gönderme merkezlerinde tutulan küçük çocukların ihtiyaçlarını karşılamak için hemen hemen hiç bir özel düzenlemenin yapılmadığını vurgulamaktadır.

  4. Türkiye İnsan Hakları Kurumu, benzer bir şekilde, 6 Kasım 2014 tarihinde yayınladığı ziyaret raporunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonun 2012 yılında yayınlamış olduğu raporda, yapılan eleştirilere rağmen Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde tutulmanın fiziki koşullarıyla ilgili hiçbir iyileştirme yapılmadığını ve merkezin, tutulanlara asgari ölçüde bile insan hakları standartları sağlayacak kapasitesinin olmadığını kaydetmiştir (bk. yukarıda 52. paragraf). Daha ayrıntılı olarak, raporda özellikle Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki hijyenik olmayan koşullarla ilgili sert eleştirilere değinilmiş ve bebeklerin de bulunduğu yerler dâhil, bütün yatakhanelerde sigara içilmesine izin verilmesi, endişeyle not edilmiştir. Raporda, söz konusu geri gönderme merkezinde, çocukların da bulunduğu düşünüldüğünde, tutulma koşullarının hiçbir şekilde sağlıklı veya hijyenik olarak değerlendirilemeyeceği vurgulanmıştır. Raporda, ek olarak, söz konusu geri gönderme merkezinde verilen yemeklerin, küçük çocuklar için uygun olmadığı ve çocuklara özel ihtiyaçlarının giderilmesi için bir adım atılmadığı belirtilmiştir.

  5. Yukarıda 53-56. paragraflarda bahsi geçen K.A. davasında, Anayasa Mahkemesi başvuranların Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde tutuldukları süre zarfıyla kısmen örtüşen bir zamanda – 2014 yılının Nisan ayı ile 2015 yılının Ocak ayı – söz konusu merkezdeki aşırı kalabalıklaşmaya ve düzenli açık hava egzersizi olanaklarının olmamasına ilişkin olarak devam eden sorunların olduğunu kabul etmiştir.

  6. Yukarıda anılan raporlardaki bulgular ile Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karar, başvuranların Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki tutulma koşullarıyla ilgili yapmış oldukları iddialarla büyük ölçüde uyuşmaktadır. Hükümet söz konusu iddiaları çürütecek bir kanıt sunamamıştır.

  7. Hükümetin hangi tarihlerde çekildiğini belirtmeden sunduğu fotoğraflar arasında, çoğunlukla Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki ortak kullanım alanlarının sınırlı sayıdaki fotoğrafları ve video kayıtları yer almıştır. Ancak Hükümet, Mahkeme tarafından açıkça talep edilmesine rağmen, başvuranların tutuldukları sırada kaldıkları farklı odaların, boyutlarına ve kapasitesine ilişkin veya başvuranlarla birlikte ilgili odalarda, kaç kişinin kaldığına ilişkin bir bilgi vermemiştir. Hükümet, sadece her kattaki farklı yatakhanelerin büyüklüğü ve bu yatakhanelerdeki ranzaların sayısı hakkında genel bilgi vermiştir. Başvuranlar tarafından da 96. paragrafta belirtildiği gibi, söz konusu bilgi tek başına Mahkemenin Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde kişisel alanla ilgili ciddi sorunların olduğu konusunda endişe verici sonuçlar çıkarmasına imkân vermektedir.

  8. Ayrıca, Hükümetin, başvuranların standart kadın yatakhaneleri yerine “mağdurlar koğuşu” (victim’s ward) olarak adlandırılan ayrı bir alanda tutulduklarını ve Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki bu mağdur odasının çocuk oyun alanına sahip olduğunu iddia etmesine rağmen, söz konusu alanla ilgili fotoğraf gibi hiçbir ek bilgi verilmemiştir. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Göç ve Mülteciler Özel Temsilcisi Tomáš Boček, 2016 yazında, Kumkapı Geri Gönderme Merkezine gerçekleştirmiş olduğu ziyareti sırasında, aileler için iki odalı ayrı bir yaşam alanının yanı sıra, çocuklar için oyun alanının bulunduğu ayrı bir iç avlunun olduğunu kaydetmiştir (bk. yukarıda 66. paragraf). Ancak, Türkiye İnsan Hakları Kurumunun veya CPT’nin yukarıda anılan raporlarında ailelere ayrılmış bir alandan veya bir oyun alanından söz edilmemiştir. Nitekim TİHK, 6458 sayılı Kanun’un 59(1)(ç) maddesinin kapsamındaki gerekliliklere rağmen, çocukları olan ailelerin, ayrı bir yerde tutulmamalarıyla ilgili olarak eleştiride bulunmuş ve CPT raporunda Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde, ilgili zamanda oyun alanının bulunmadığını açıkça belirtmiştir. Bu koşullar altında, Mahkeme, TİHK ve CPT’nin ziyaretlerinden sonra, Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki ailelere özel olarak, barınma düzenlemelerinin yapılmış olması olasılığını göz ardı etmezken; Hükümet, başvuranların ilgili merkezde tutuldukları sırada, özel ihtiyaçlarına uygun olan bu tür düzenlemelerin onlara sunulduğunu göstermemiştir.

  9. Hükümet benzer şekilde, başvuranların nadiren dışarı çıkarılmalarına izin verilmesine, diğer tutulanların sigara dumanlarına sürekli olarak maruz kalmalarına ve özellikle reşit olmayan başvuranların özel beslenme ve diğer ihtiyaçlarının karşılanmadığına ilişkin iddiaları gibi Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde tutulmalarının diğer yönlerine ilişkin diğer iddialarına dair, aksini gösteren bir ispatta bulunmamıştır. Özellikle, Hükümetin, tutulanların “uygun hava koşullarında” dışarı çıkmasına izin verildiğini iddia etmesine rağmen, Hükümet, başvuranların bu haktan yararlanıp yararlanmadıklarını veya bu tür bir iznin ne sıklıkla verildiğine dair bir bilgi vermemiştir. Her halükarda, Mahkemenin birçok davada vurguladığı gibi, açık hava egzersizine erişim, özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilere, Sözleşme’nin 3. maddesinde tanınan korumanın temel bir unsurudur ve dolayısıyla makamların takdirine bırakılamaz (bk., örneğin, yukarıda anılan, Yarashonen, § 78). Mahkemenin yetişkin tutulanlar için bile bir sorun oluşturduğuna karar verdiği pasif içicilikle ilgili olarak, (bk., örneğin, Florea/Romanya, no. 37186/03, §§ 57-62, 14 Eylül 2010), Hükümet herhangi bir yorumda bulunmamıştır.

  10. Yukarıdaki bulgularla birlikte söz konusu tutulma süresinin uzunluğu ve belirsiz bir süre boyunca tutulmanın yol açmış olabileceği endişe göz önüne alındığında, Mahkeme, başvuranların tutulma koşullarının tutulma sırasında meydana gelebilecek önlenemez ıstırap seviyesini aştığı ve maruz kaldıkları muamelenin Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında değerlendirilebilmesi için, gerekli ağırlık düzeyine ulaşılmış olduğu sonucuna varmak adına yeterli olduğu kanaatindedir. Mahkeme, yetişkin başvuranlarla ilgili bile ihlallere sebebiyet veren Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki bariz olumsuz tutulma koşullarının, çocukların aşırı savunmasız olduğu ve bu koşulların, çocukların korunmasıyla ilgili yaygın olarak tanınmış uluslararası ilkelerle tamamen zıt olduğu göz önüne alındığında, özellikle çocuk başvuranlar için uygun olmadığını vurgulamıştır (bk., gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, yukarıda anılan, Popov, § 96 ve yukarıda 67-79. paragraflarda anılan uluslararası metinler). Mahkeme, bu koşullar altında, başvuranların Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında yetkililerin reşit olmayan başvuranlara zamanında gerekli tıbbi bakımı sağlayamaması gibi Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki tutulmalarıyla ilgili diğer şikâyetlerini incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir (bk., yukarıda anılan, Alimov, § 84, ve Boudraa/Türkiye, no. 1009/16, § 36, 28 Kasım 2017).

  11. Mahkeme, Türkiye’nin artan göçmen ve sığınmacı akınıyla başa çıkmada, ciddi zorluklar yaşadığının farkındadır ve bu durumun yüklediği yükü ve baskıyı hafife almamaktadır. Mahkeme, özellikle, göçmenlerin ve sığınmacıların kabul edilmesinin ve Devletin kapasitesi ile karşılaştırıldığında orantısız sığınmacı sayısının yarattığı zorlukların farkındadır. Ancak, Sözleşme’nin 3. maddesinin mutlak niteliği göz önünde bulundurulduğunda, bu tür zorluklar, Devletin söz konusu madde kapsamındaki yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz (benzer bir değerlendirme için bk., Khlaifia ve Diğerleri/İtalya [BD], no. 16483/12, § 184, 15 Aralık 2016, ve yukarıda anılan, Boudraa, § 30).

  12. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranların Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde tutulduğu fiziki koşullar nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

(b) Gaziantep Geri Gönderme Merkezindeki tutulma koşulları

  1. Mahkeme, başvuranların 22 Ocak 2015 tarihinde Kumkapı Geri Gönderme Merkezinden sevk edilmelerinin ardından Gaziantep Geri Gönderme Merkezinde iki hafta daha tutulduklarını kaydetmektedir. Gaziantep Geri Gönderme Merkezindeki tutulma koşullarının, Kumkapı Geri Gönderme Merkezine kıyasla daha kötü olduğu iddia edilmiştir.

  2. Mahkeme, tutulma koşullarıyla ilgili davalarda başvuranların prensipte şikâyetçi oldukları olguların, detaylı ve tutarlı bir anlatımını göndermeleri ve mümkün olduğunca bu şikâyetlerine dair birtakım kanıtlar sunmalarının beklendiğini yinelemektedir (bk., Visloguzov/Ukrayna, no. 32362/02, § 45, 20 Mayıs 2010, daha fazla referans ile birlikte; Kyriacou Tsiakkourmas ve Diğerleri/Türkiye, no. 13320/02, § 279, 2 Haziran 2015; ve Story ve Diğerleri/Malta, no. 56854/13, 57005/13 ve 57043/13, § 110, 29 Ekim 2015). Ancak Mahkeme ayrıca, tutulan birinin, uygulamada tutulmasının fiziki koşullarına ilişkin kanıt toplamasının zor olabileceğini ve dolayısıyla belirli koşullar altında özellikle sadece Hükümetin iddiaları doğrulayabilecek veya çürütebilecek bilgilere erişime sahip olduğu durumlarda, ispat yükümlülüğünün başvurandan söz konusu Hükümete yüklenmesine izin verildiğini kaydetmektedir (bk., diğer kararlar arasında, Kokoshkina/Rusya, no. 2052/08, § 59, 28 Mayıs 2009; Zakharkin/Rusya, no. 1555/04, § 123, 10 Haziran 2010; ve Khodorkovskiy/Rusya, no. 5829/04, § 106, 31 Mayıs 2011). Bu tür durumlarda, Hükümetin ilgili bilgiyi yeterli bir açıklama olmadan sunmaması, başvuranın iddialarının sağlam temellere dayandığına dair çıkarımların yapılmasına neden olabilir (bk., yukarıda anılan, Ananyev ve Diğerleri, § 123, ve yukarıda anılan, Alimov, § 74).

  3. Mahkeme, Gaziantep Geri Gönderme Merkezindeki tutulmanın, fiziki koşullarıyla ve özellikle çocukların özel ihtiyaçlarıyla ilgili, ulusal organlar, CPT veya saygın sivil toplum kuruluşları gibi güvenilir kaynaklardan bilgi alamazken; Hükümetin de ilgili zamanda tutulanların sayısının kaydedildiği kütüklerin kopyaları, başvuranların tutulduğu odaların tam kapasitesi, – Hükümetin bu türde bir bilgiyi vermesinin açıkça talep edilmesine rağmen – geri gönderme merkezinin krokisi ve geri gönderme merkezinde verilen yemekle ilgili bilgi gibi başvuranların söz konusu merkezle ilgili iddialarını çürütecek yeterli maddi deliler sunmadığını kaydetmiştir. Hükümet Gaziantep Geri Gönderme Merkezindeki bazı odaların fotoğraflarını sunmasına rağmen başvuranların bu odalardan hangisinde kaldıkları ve kaç kişiyle kaldıkları anlaşılamamaktadır. Odaların bazılarının sadece başvuranlar için bile çok küçük görünmesi sebebiyle söz konusu bilgi önem arz etmekteydi. Daha önemlisi, Hükümet Gaziantep Geri Gönderme Merkezinin, küçük çocukların ebeveynleri ile birlikte tutulması için gereken temel altyapıya sahip olup olmadığını ve eğer sahipse, nasıl bir altyapıya sahip olduğu konusunda bir açıklama yapmamıştır. Aksine, Hükümetin sunmuş olduğu fotoğraflar, reşit olmayan başvuranların, kendi yaşlarındakiler için tehlikeli olan sivri köşeli demir ranzalarda uyumak zorunda kaldıklarını (bu konuyla ilgili eleştiriler için bk., yukarıda anılan, Popov, § 95 ) ve onlara içeride veya dışarıda hiçbir oyun alanı imkânının verilmemiş olduğunu göstermektedir. Hükümet aynı şekilde başvuranların günlük olarak açık havada yeterli zaman geçirip geçirmedikleriyle ilgili tatmin edici bir bilgi vermemiştir.

  4. Yukarıdaki hususlar ile özellikle reşit olmayan göçmenlerin kısa süreliğine bile olsa uygun olmayan koşullarda tutulmalarının, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında bir ihlale sebep olduğu göz önüne alındığında (bk. yukarıda 101. paragraf ile aşağıda 134. paragrafta anılan davalar), Mahkeme başvuranların tutulduğu Gaziantep Geri Gönderme Merkezindeki tutulmalarının fiziki koşulları sebebiyle, aynı şekilde Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

  5. Sözleşme’nin 13. maddesi ile birlikte 3. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında

    1. Tarafların argümanları
  6. Başvuranlar Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlali sebebiyle mağdur oldukları duruma ilişkin etkili iç hukuk yollarına sahip olmadıklarını ileri sürerek Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiği konusunda şikâyette bulunmuşlardır. Başvuranlar, idari makamlar ve sulh ceza hâkimlikleri nezdinde dile getirdikleri şikâyetlerinin yanı sıra, Anayasa Mahkemesi’ne 15 Aralık 2014 tarihinde, tutulma koşullarına ilişkin bireysel başvuruda bulunmuş ve söz konusu koşulların acilen iyileştirilmesinin sağlanması için ihtiyati tedbir kararı verilmesini istediklerini vurgulamışlardır. Ancak Anayasa Mahkemesi yirmi dört gün sonra, başvuranların Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki tutulma koşullarının, Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında kötü muamele teşkil etmediği gerekçesiyle onların ihtiyati tedbir talebini reddetmiştir. Başvuranlar, söz konusu cevabı yeterince hızlı bulmamışlardır. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin kararındaki gerekçeleri verirken, başvuranların iddialarının dayandığı temelleri de değerlendirmiş olduğu dikkate alındığında; başvuranlar esasa ilişkin kararın farklı bir sonuç vereceği konusunda oldukça şüphe duymuşlardır. Başvuranlar, Anayasa Mahkemesi’nin yabancıları geri gönderme merkezindeki fiziki tutulma koşullarıyla ilgili, çok sayıda almış olduğu başvuruya rağmen, söz konusu şikâyet nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin hiçbir karar vermediğini eklemiştir.

  7. Yukarıda 83-84 paragraflarda belirtildiği üzere, Hükümet, Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru yolunun, Anayasa Mahkemesi’nin, başvuranların şikâyetlerinin esasları konusunda karar verme yetkisi ve bir ihlal tespit etmesi durumunda, onlara tazminat ödeme imkânı olması sebebiyle, başvuranlara Sözleşme’nin 13. maddesi anlamında etkili bir hukuk yolu sağladığını ileri sürmüştür. Ancak Hükümet, söz konusu aşamada, Anayasa Mahkemesi’nin ilgili şartlarda etkili bir şekilde cevap verebileceğini kanıtlayacak bir içtihat örneği sunmamıştır.

  8. 10 Mart 2016 tarihli ek beyanlarda, Hükümet başvuranların iddialarının aksine, Anayasa Mahkemesi’nin 9 Ocak 2015 tarihinde, ihtiyati tedbirle ilgili vermiş olduğu kararın, başvuranların Anayasa Mahkemesi nezdinde derdest olan davasının esasına ilişkin halel getirmediğini ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, Mahkemeyi, Anayasa Mahkemesi’nin bu tür iddialara karar verme yetkisi olduğunu kanıtlamak amacıyla, Anayasa Mahkemesi’nin, K.A. kişisinin Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde tutulmasının fiziki koşullarının, kötü muamele teşkil ettiğine karar verdiği (bk. yukarıda 86. paragraf) K.A. davası (başvuru no. 2014/13044) hakkında bilgilendirmiştir.

  9. Başvuranlar, cevap olarak, Anayasa Mahkemesi’nin, K.A. davasındaki kararının istisnai olduğunu ve ilgili mahkemenin geri gönderme merkezlerinde tutulan yabancılar tarafından öne sürülen diğer tüm benzer şikâyetleri reddettiğini öne sürmüşlerdir.

  10. Başvuranlar, 9 Şubat 2018 tarihli bir mektupta Anayasa Mahkemesi’nin, K.A. davasında benimsediği yaklaşımdan, hâlihazırda ayrılmış olduğunu, Mahkeme’nin dikkatine sunmuştur (bk. B.T. davasında (başvuru no. 2014/15769) Anayasa Mahkemesinin içtihadındaki değişiklerle ilgili açıklamalar, yukarıda 59-62. paragraflar ).

  11. Başvuranlar daha sonra 1 Kasım 2018 tarihli bir mektupla Mahkemeyi, Anayasa Mahkemesi’nin B.T. davasında vermiş olduğu karar doğrultusunda, başvuranların idari mahkemeler önünde tam yargı davası açmadıkları gerekçesiyle bireysel başvuruları hakkında 24 Mayıs 2018 tarihinde kabul edilmezlik kararı verdiği konusunda bilgilendirmişlerdir. Başvuranlar, Anayasa Mahkemesi’nin K.A. davasındaki yerleşik içtihadından ayrılmasının sebebinin açık olmadığını ve somut bağlamdaki söz konusu idari yargı yolunu genel kapsamı ve amacı göz önüne alındığında etkili bir telafi sağlama kapasitesi hakkında, şüphelerinin olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar ayrıca, B.T. davasında, başvuranın şikâyette bulunduğu sırada, geri gönderme merkezinden hâlihazırda serbest bırakıldığını ve dolayısıyla ödenecek tazminatla telafi bulabileceğini, ancak kendi davalarında ise Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde halen tutuldukları sırada Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunduklarını ve bu durumun Anayasa Mahkemesi tarafından göz ardı edilmiş olduğunu iddia etmişlerdir.

  12. Başvuranların mektubu, konuya ilişkin görüş sunmak isteyebileceği için Hükümete gönderilmiştir. Yukarıda yer alan 87. paragrafta da belirtildiği gibi, Hükümet herhangi bir görüşte bulunmamıştır.

  13. Mahkeme’nin Değerlendirmesi

  14. Mahkeme, Sözleşme’nin 13. Maddesinin, Sözleşme kapsamında “savunulabilir nitelikte bir şikâyetin” esas itibariyle incelenmesini sağlayacak ve uygun telafi imkânı sunacak bir iç hukuk yolunun mevcut olmasını gerektirdiği şeklindeki yerleşik içtihadına atıfta bulunmaktadır (bk., örneğin, Stanev/Bulgaristan [BD], no. 36760/06, § 217, AİHM 2012).

  15. Bu bağlamda, Mahkeme ilk olarak başvuranların tutulma koşullarının, Sözleşmenin 3. maddesini ihlal ettiğini tespit etmiş olduğunu yinelemektedir (bk. yukarıda 112 ve 117. paragraflar). Dolayısıyla, başvuranların bu konudaki şikâyetleri, Sözleşmenin 13. maddesi anlamında “savunulabilirdir”.

  16. Mahkeme, Türkiye’de idari gözetim altında tutulan yabancılar tarafından, geçmişte yapılan benzer şikâyetlerin, Türk Hükümetinin Sözleşme’nin 13. maddesinin ilgili bağlamdaki gereklilikleriyle uyumlu, etkili iç hukuk yollarının söz konusu tarihte bulunduğunu göstermediği gerekçesiyle, Sözleşme’nin 3. maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiği tespitiyle sonuçlandığını kaydetmektedir (bk. örneğin yukarıda anılan, Yarashonen, §§ 56-66 ve Amerkhanov, §§ 81-84). Ancak, Z.K. ve Diğerleri/Türkiye davasına ilişkin olarak takip eden kararında, Mahkeme, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurunun Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki yabancıları geri gönderme merkezinde tutulma koşullarına ilişkin şikâyetler için etkili bir hukuk yolu sağladığını ilk defa kabul etmiş ve dolayısıyla söz konusu hukuk yolunun, Mahkemeye başvuruda bulunulmadan önce tüketilmesi gerektiğine karar vermiştir (bk. (k.k.), no. 60831/15, §§ 41-49, 7 Kasım 2017).

  17. Mahkeme ayrıca, bu noktada 2014 yılının Nisan ayında, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun (6458 sayılı Kanun) yürürlüğe girdiğini ve Türkiye’deki göç ve sığınma konularındaki yasal çerçevenin tamamen gözden geçirilmesine neden olduğunu vurgulamanın önemli olduğunu not etmektedir. Ancak, Mahkemenin sahip olduğu bilgiye göre, 6458 sayılı kanun ile bu kanunun uygulamasındaki düzenlemeler, yabancıların geri gönderme merkezlerindeki tutulma koşullarına ilişkin şikâyetlere özel olarak hiçbir hukuk yolu düzenlememiştir. Nitekim 6458 sayılı Kanun sulh ceza hâkimliklerinin yargı yetkisini, sadece özgürlükten yoksun bırakılmanın hukuka uygunluğunun değerlendirilmesi ile sınırlandırmıştır. Hükümet, görüşlerinde, söz konusu şikâyete ilişkin mevcut herhangi bir hukuk yolundan bahsetmemiş ve başvuranların Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetleri bakımından Anayasa Mahkemesine yapılacak bireysel başvurunun 13. maddenin anlamı dâhilinde başvuranlara etkili bir telafi sunacağını öne sürmüştür.

  18. Mahkeme, Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında herhangi bir iç hukuk yolunun etkililiğinin değerlendirilmesinin, başvuranın Sözleşme kapsamındaki şikâyetinin mahiyetine bağlı olduğunu yinelemektedir. Mahkeme, tutulma koşullarının insanlık dışı ya da aşağılayıcı olduğuna yönelik şikâyetler kapsamında, hâlihazırda iki telafi türünün mümkün olduğunu gözlemlemiştir. Söz konusu telafiler aşağıdaki gibidir: (i) tutulmanın fiziki koşularının iyileştirilmesi ve (ii) tutulma koşulları nedeniyle maruz kalınan hasar veya zararın tazmin edilmesi. Eğer başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal eden tutulma koşulları içerisinde tutuluyorsa, başvuranın insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye uğramama hakkının, devam eden ihlalini sona erdirecek bir iç hukuk yolunun önemi büyüktür. Ancak, başvuranın elverişiz koşullara maruz kaldığı merkezden ayrılmasının ardından, kendisinin hâlihazırda meydana gelen ihlal için icra edilebilir bir tazminat hakkına sahip olması gerekmektedir (bk. Sergey Babushkin/Rusya, no. 5993/08, § 40, 28 Kasım 2013).

  19. Mahkeme, başvuranların tutulmalarının yasaya aykırı olması sebebiyle, 10 Şubat 2015 tarihinde serbest bırakılmalarına rağmen, yukarıda anılan elverişiz koşullarda tutulmaya devam edildikleri sırada, 15 Aralık 2014 tarihinde, Anayasa Mahkemesi’ne ve daha sonra 22 Ocak 2015 tarihinde Mahkeme’ye başvuruda bulunmuş olduklarını kaydetmektedir. Her iki mahkeme nezdindeki başvurularının zamanlaması ve içeriği dikkate alındığında, başvuranların, sadece telafi edici bir tazminin yerine, kabul edilemez tutulma koşullarının bir an önce iyileştirilmesinin sağlanması arayışında olduklarına dair herhangi bir şüphe bulunmamaktadır ve bu sonuca ulaşmayı sağlayacak etkili hukuk yollarının olmayışından şikâyet etmişlerdir. Dolayısıyla, Mahkeme, tazminat sağlayan bir hukuk yolu dışında, başvuranların insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleye maruz kalmama haklarının, devam eden ihlalini sona erdirebilecek kapasiteye sahip önleyici bir hukuk yoluna sahip olup olmadıklarını değerlendirecektir (bk., gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, Shahanov/Bulgaristan, no. 16391/05, § 55, 10 Ocak 2012; Gorbulya/Rusya, no. 31535/09, §§ 38 ve 56, 6 Mart 2014; Vasilescu/Belçika, no. 64682/12, § 70, 25 Kasım 2014; ve yukarıda anılan, Abdullahi Elmi ve Aweys Abubakar, § 67).

(a) Başvuranların Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde tutuldukları sırasında Sözleşme’nin 13. maddesinin anlamı kapsamında etkili bir hukuk yolunun mevcut olup olmadığı

  1. Daha önce de belirtildiği gibi, Mahkeme bu bağlamda, başvuranların tutulma koşullarından ve bu şikâyetleri gündeme getirmek için herhangi bir etkili hukuk yolunun bulunmamasından şikâyet ederek, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunduklarını kaydetmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin yargı yetkisi, telafisi mümkün olmayan bir zarar oluşması durumunda, ihtiyati tedbir kararı verme ve ihlaller için tazminat temin etme yetkisi dâhil, sahip olduğu diğer yetkiler ve kararlarının bağlayıcı niteliği göz önüne alındığında, Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuru yolunun, prensip olarak, etkili bir telafi sunma kapasitesine sahip olduğu kanaatindedir (bk. benzer bir tespit için, yukarıda anılan Z.K. ve Diğerleri, §§ 43-49). Ancak Mahkeme, söz konusu mekanizmanın mevcut koşullarda etkin bir şekilde işlemediği kanısındadır.

  2. Bu bağlamda, başvuranlar, Anayasa Mahkemesi’ne, 15 Aralık 2014 tarihinde şikâyette bulunduklarında, söz konusu mahkemenin dikkatini özellikle Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki geniş çapta belgelenmiş olan sorunlara ve reşit olmayan başvuranların yaşamış olduğu kötü durumlara çekmişlerdir. Başvuranlar, şikâyetlerini 29 Aralık 2014 tarihinde yinelemiş ve bir kez daha uygun olmayan tutulma koşullarının reşit olmayan başvuranların fiziksel bütünlüğünü tehlikeye attığını vurgulayarak, Anayasa Mahkemesi’nin, başvuruları hakkında bir karar vermesini istemişlerdir (bk. yukarıda 33 ve 34. paragraflar). Anayasa Mahkemesi, tutulmanın fiziki koşullarının fiziksel veya zihinsel bütünlükleri ya da hayatlarına yönelik acil ve ciddi bir risk oluşturmadığına karar vererek, 9 Ocak 2015 tarihinde başvuranların ihtiyati tedbir talebini reddetmiştir. Söz konusu karardan sonra, başvuranlar bir ay daha tutulmaya devam edilmiştir. Bu süre zarfında Anayasa Mahkemesi, davanın kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin bir karar vermemiştir.

  3. Mahkeme’ye göre, Anayasa Mahkemesi’nin, başvuranların ihtiyati tedbir taleplerine ilişkin vermiş olduğu ret kararı, tek başına ilgili mahkeme önündeki hukuk yolunun etkililiğini bozmamaktadır. İhtiyati tedbir mekanizmasının çok özel bir amacı vardır ve Anayasa Mahkemesi’nin bu tür bir tedbiri reddetmesinin, davanın esaslarının değerlendirilmesine halel getirdiği veya önceden belirlediği kanaatini oluşturacak herhangi bir neden bulunmamaktadır.

  4. Mahkeme, yine de Anayasa Mahkemesi’nin, başvuranların tutuldukları sırada onların şikâyetlerinin kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin inceleme yapmamasının, bu özel durumda, bireysel başvuruda bulunma mekanizmasının telafi etkisine zarar vermekte olduğunun önemli olduğuna kanaat getirmiştir. Mahkeme, başvuranların Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapmalarının ardından, önemsiz sayılamayacak kadar uzun bir süre daha uygun olmayan koşullarda tutulmaya devam ettiklerini kaydetmektedir. Reşit olmayan üç başvuranın, özellikle savunmasız oldukları ve uluslararası organlar ile yerel makamlar tarafından da belirtilmiş olan (bk. yukarıda 46-52. paragraflar) Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki bilinen sorunlar ve aynı zamanda Anayasa Mahkemesi’nin bu koşullar altında birinci derece mahkemesi olarak hareket etmiş olması göz önünde bulundurulduğunda, Anayasa Mahkemesi’nin, başvuranların Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetlerini incelerken gerekli özeni göstermesi beklenirdi. Mahkeme bu bağlamda, çocukların, bir yetişkinin eşliğinde dahi, kısa süreliğine bile olsa, olumsuz tutulma koşullarında tutulmalarının, Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal ettiğini vurgulamıştır (bk., örneğin, yukarıda anılan Muskhadzhiyeva ve Diğerleri, § 63; yukarıda anılan Popov, 103; ve yukarıda anılan A.B. ve Diğerleri, § 115). Dolayısıyla, mevzu bahis menfaatlerinin temel önemi dikkate alındığında, bu koşullarda daha acil cevap verme kapasitesine sahip yasal bir mekanizmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

  5. Mahkeme, başvuranların tutulma koşullarının elverişiz olmasıyla ilgisi olmayan nedenlerden ötürü tutulmalarının sona ermesinin ardından, Anayasa Mahkemesinin yapabileceği tek şeyin, tutulma koşullarının geriye dönük olarak elverişiz olduğunu kabul etmek ve başvuranlara hâlihazırda uğradıkları zararların telafi edilebilmesi için tazminat vermek veya onları aynı kapasiteye sahip başka bir hukuk yoluna intikal etmek olduğunu kaydetmiştir. Anayasa Mahkemesi ikinci seçeneği tercih etmiştir: Anayasa Mahkemesi 24 Mayıs 2018 tarihli kararında B.T. davasındaki bulgulara dayanarak “yabancıların tutulmalarının sona ermesi durumunda, etkili hukuki mekanizmanın mağdurlara gerektiği gibi telafi sağlama kapasitesine sahip olan idari mahkemeler önünde tam yargı davası açmak olduğuna” karar vermiştir (bk. yukarıda 36 ve 60. paragraflar). Bu yüzden Anayasa Mahkemesi, başvuranların iç hukuk yollarını tüketmemiş olmaları nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetlerini kabul edilemez ilan etmiştir.

  6. Mahkeme, Anayasa Mahkemesi gibi telafi edici hukuk yollarının, tutulmaları sona eren kişilere yeterli telafi sağlayabildiği görüşünde olsa bile, B.T. davasındaki başvuranın aksine, somut davadaki başvuranların Anayasa Mahkemesine başvuruda bulundukları sırada halen tutulduklarını kaydetmektedir. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi veya başka bir mahkeme tarafından, başvuranların tutulmalarının sona ermesinden sonra, sadece telafi edici bir hukuk yolunun sunulması, başvuranların Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetlerine ilişkin etkili bir hukuk yolu sağlamamaktadır (bk., gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, yukarıda anılan Vasilescu). Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesine verilen özel önemin, Taraf Devletlerin telafi edici hukuk yollarının yanı sıra, 3. maddede yasaklanan bu tür durumları hızlı bir şekilde sona erdirebilecek etkili bir mekanizma oluşturmasını gerekli kıldığını yinelemektedir. Aksi halde, gelecekte sunulacak tazminat imkânı, özellikle Sözleşme’nin bu temel hükmünü ihlal eden şiddetli ıstırapları meşru kılacak ve Devletin tutulma standartlarını, Sözleşme gerekliliklerine uygun hale getirme konusundaki yasal yükümlülüğünü kabul edilemez şekilde zayıflatacaktır (bk. yukarıda anılan Ananyev ve Diğerleri, § 98).

  7. Mahkeme yukarıdakiler ışığında, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru mekanizmasının, somut davanın kendine has koşulları altında, başvuranların Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki tutulmalarının fiziki koşullarına ilişkin şikâyetleri konusunda etkili olmadığı kanaatindedir. Aynı zamanda Hükümet, sadece telafi edici hukuk yollarının sağlanmasına ek olarak, hızlı bir şekilde 3. madde kapsamındaki haklarının ihlalini durdurarak, ilgili zamanda başvuranlara yeterli tazmin sağlayabilecek diğer bir hukuk yolu önermemiştir. Bu nedenle, Sözleşme’nin 3. maddesi ile bağlantılı olarak 13. maddesi ihlal edilmiştir.

(b) Başvuranların Gaziantep Geri Gönderme Merkezinde tutuldukları sırada Sözleşme’nin 13. maddesinin anlamı kapsamında etkili bir hukuk yolunun mevcut olup olmadığı

  1. Yukarıda anılan, Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde başvuranların tutulmuş olduğu zaman dilimine ilişkin olarak Sözleşme’nin 3. maddesi ile birlikte 13. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna ilişkin bulgularını göz önüne alarak Mahkeme, başvuranların daha sonra tutuldukları Gaziantep Geri Gönderme Merkezinde tutulma koşullarına ilişkin 13. madde kapsamındaki şikâyetlerine yönelik olarak etkili bir iç hukuk yoluna sahip olup olmadıklarına ilişkin incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir.

  2. SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  3. İkinci, üçüncü ve dördüncü başvuranlar Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamında idari gözetim altında tutulmalarının, yasaya aykırı olduğu konusunda şikâyetçi olmuşlar ve özellikle tutulmalarına ilişkin resmi bir kararın olmadığını vurgulamışlardır. Bununla beraber, dört başvuran da, aynı hüküm kapsamında, Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğinin 5 Şubat 2015 tarihli kararı ile, serbest bırakılmalarına karar verilmiş olmasına rağmen, 10 Şubat 2015 tarihine kadar Gaziantep Geri Gönderme Merkezinde tutulmaya devam edildikleri konusunda şikâyette bulunmuşlardır.

  4. Sözleşme’nin 5 §§ 2 ve 4. maddesine dayanarak, başvuranlar özgürlüklerinden mahrum bırakılma gerekçeleri konusunda, usulüne uygun olarak bilgilendirilmediklerini ve tutulmalarının hukuka aykırılığına etkin bir şekilde itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolunun olmadığını iddia etmişlerdir.

  5. Başvuranlar, son olarak, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi kapsamında Sözleşme’nin 5. maddesinde garanti altına alınan haklarının ihlaline ilişkin olarak, iç hukukta herhangi bir tazminat hakkının bulunmadığından şikâyet etmişlerdir.

  6. Sözleşme’nin 5. maddesinin ilgili kısımları şu şekildedir:

“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

...

(f) Kişinin, usulüne aykırı surette ülke topraklarına girmekten alıkonması veya hakkında derdest bir sınır dışı ya da iade işleminin olması nedeniyle yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması.

...

  1. Yakalanan her kişiye, yakalanma nedenlerinin ve kendisine yöneltilen her türlü suçlamanın en kısa sürede ve anladığı bir dilde bildirilmesi zorunludur.

...

  1. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.

  2. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir.”

  3. Sözleşme’nin 5 § 1 Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında

    1. İkinci, üçüncü ve dördüncü başvuranların idari gözetim altında tutulmaları
  4. İkinci, üçüncü ve dördüncü başvuranların tutulmalarına ilişkin, resmi bir kararın olmamasına rağmen, özgürlüklerinden mahrum bırakılmış olduklarını iddia etmişlerdir.

  5. Hükümet, görüşlerinde, sınır dışı edilmek üzere, başvuranlar hakkında 19 Ekim 2014 tarihinde tutulma kararı alındığını öne sürmüştür.

  6. Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 1 kapsamındaki yabancıların göçmenlik bağlamında özgürlüklerinin kontrolüne ilişkin genel ilkelerine atıfta bulunmaktadır (bk., örneğin, A. ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 3455/05, §§ 162-64, AİHM 2009, ve Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye, no. 30471/08, §§ 128-30, 22 Eylül 2009).

  7. Mahkeme bu bağlamda Taraf Devletlerin kendi topraklarında, yabancıların ülkelerine girişi ve ikamet işlemlerine ilişkin kararların kendi takdirlerine bırakıldığını yinelemektedir. Ancak bu hakkın 5. madde dâhil, Sözleşme hükümlerine uygun olarak kullanılması gerektiğini vurgulamaktadır. Özgürlük hakkını ilan ederken, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. Fıkrası, kişinin fiziksel özgürlüğünü öngörmektedir ve amacı hiç kimsenin bu özgürlükten keyfi bir şekilde yoksun bırakılmamasını sağlamaktır (bk., gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, Amuur/Fransa, 25 Haziran 1996, § 42, Karar ve Hükümler Derlemesi1996‑III). Tutulma hem iç hukuk, hem de Sözleşme şartları uyarınca hukuka uygun olmalıdır: Sözleşme, ulusal hukukun esas ve usulüne ilişkin kurallarına uyulması için bazı yükümlülükler ortaya koyar ve her türlü özgürlükten yoksun bırakılmanın kişileri keyfi kararlardan koruyan 5. maddenin amacına uygun olmasını gerektirir (bk., yukarıda anılan Mubilanzila Mayeka ve Kaniki Mitunga, § 96, ve burada anılan davalar).

  8. Mahkeme, 6458 sayılı Kanun’un, 2014 yılının Nisan ayında yürürlüğe girmesinden önce, Türk hukukunda yabancı uyrukluların idari gözetim usullerini düzenleyen açık yasal hükümlerin bulunmaması nedeniyle birçok ihlal tespit etmiştir (bk., örneğin, yukarıda anılan, Abdolkhani ve Karimnia, §§ 125‑35). Yürürlüğe girmesiyle birlikte, yeni kanun, açık bir yasal dayanak ile göçmenlik bağlamında tutulma prosedürlerini düzenleyen yasal bir çerçeve ortaya koymuştur. 6458 sayılı Kanun’un 57 § 2 ve 68 § 3 maddeleri, sınır dışı edilmeyi bekleyen yabancı uyrukluların tutulmasının veya uluslararası koruma statüsü başvurularının değerlendirilmesinin, valiliğin vereceği karara dayanması gerektiğini öngörmektedir (bk. yukarıda 44. paragraf).

  9. Taraflar tam olarak bu konu hakkında bir yorum yapmamış olmalarına rağmen, Mahkeme’nin sahip olduğu bilgilere göre, ebeveynlerinin yanında bulunan reşit olmayanların tutulmaları hakkındaki kararlar da yukarıda anılan 6458 saylı Kanun’un 57 § 2 ve 68 § 3 maddeleri kapsamında düzenlenmektedir.

  10. Mevcut davanın koşullarına ilişkin olarak Mahkeme ikinci, üçüncü ve dördüncü başvuranın, 18 Ekim 2014’den 10 Şubat 2015 tarihine kadar Sözleşme’nin 5. maddesi anlamında özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının, taraflar arasında tartışma konusu olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, Hükümet tarafından atıfta bulunulan 19 Ekim 2014 tarihli tutulma kararının, yalnızca birinci başvuranın tutulmasıyla ilgili olduğunu ve bu kararda geri kalan başvuranlardan hiçbir şekilde bahsedilmediğini not etmiştir. Dava dosyasında bulunan belgelere göre, reşit olmayan başvuranlarla ilgili ilk ve tek tutulma kararı, İstanbul’dan Gaziantep’e sevk edilmelerinin ardından, 23 Ocak 2015 tarihinde Gaziantep Valiliği tarafından verilmiştir. Ayrıca, bu durum 24 Mayıs 2018 tarihli kararında, Anayasa Mahkemesi tarafından onaylanmıştır (bk. yukarıda 36. paragraf).

  11. Mahkeme, bu koşullar altında, ikinci, üçüncü ve dördüncü başvuranların, en azından 18 Ekim 2014 ile 23 Ocak 2015 tarihleri arasında, 6458 sayılı Kanun’un öngördüğü usule uygun olarak tutulmadıklarını tespit etmiştir. Dolayısıyla, Mahkeme ilgili zamanda bu başvuranların tutulmasının Sözleşme’nin 5 § 1 maddesini ihlal ettiği sonucuna varmıştır.

  12. Bu sonuca varan Mahkeme, reşit olmayan başvuranların tutulmalarının, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin gereklilikleriyle bağdaşmayan diğer yönleri hakkında inceleme yapmaya gerek olmadığı kanaatindedir. Mahkeme yine de, 3. madde bağlamında yukarıda 111 ve 112. paragraflarda da belirtildiği gibi, küçük çocukların, bir yetişkin eşliğinde olup olmadıklarına bakılmaksızın, uygun olmayan koşullarda tutulmalarının tek başına Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlaline yol açabileceğini yinelemektedir (bk., örneğin, yukarıda anılan, Mubilanzila Mayeka ve Kaniki Mitunga, §§ 102-05, ve Muskhadzhiyeva ve Diğerleri, § 74). Mahkeme, ayrıca, Avrupa Konseyi gibi çeşitli uluslararası organların, gittikçe artan bir şekilde, Devletlere göçmen çocukların tutulmalarını hızlı bir şekilde ve tamamen durdurma veya yok etme çağrısında bulunduklarını belirtmektedir (bk. yukarıda 67‑79. paragraflar). Mahkeme, geri gönderme merkezinde, ebeveynlerinin yanında bir çocuğun bulunmasının Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesiyle bağdaşabilmesi için, son çare olarak alınan bu tür bir önlemin, ancak ulusal makamlarca söz konusu kişilerin özgürlüğünü daha az kısıtlayan başka bir önlemin uygulanamayacağının doğrulanmasının ardından alınmış olması gerektiğine karar vermiştir (bk., örneğin, yukarıda anılan Popov, § 119; ve A.B. ve Diğerleri, § 123).

  13. Başvuranların 5 Şubat 2015 tarihinden sonra tutulmaya devam edilmeleri

  14. Başvuranlar, tutulmaları yönündeki kararın yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline dair Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğinin 5 Şubat 2015 tarihli kararına rağmen, Gaziantep Geri Gönderme Merkezinden 10 Şubat 2015 tarihine kadar serbest bırakılmadıklarını iddia etmişlerdir.

  15. Hükümet, Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğinin 5 Şubat 2015 tarihli kararının tasdikli kopyasının, 10 Şubat 2015 tarihinde Gaziantep Geri Gönderme Merkezine ulaştığını ve söz konusu kopyanın ulaşmasının ardından başvuranların serbest bırakıldığını ileri sürmüştür. Ancak, Hükümet, söz konusu hususlarda Mahkemenin ilgili içtihadının farkında olduğunu ifade ederek ve başvuranların şikâyetinin değerlendirilmesini Mahkeme’nin takdirine bırakarak görüşlerini noktalamıştır.

  16. Mahkeme, ilk olarak, yukarıda 145 ve 146. paragraflarda anılan hukuka uygun olarak özgürlükten yoksun bırakılmaya ilişkin genel ilkelere ve özellikle Sözleşme’nin 5. Maddesinin, bireyi keyfilikten koruma şeklindeki amacına atıfta bulunmaktadır. Bu bağlamda, hukukun üstünlüğüne dayalı bir Devlette, bir kişinin serbest bırakılması yönünde mahkeme kararı bulunmasına rağmen, özgürlüğünden yoksun bırakılmaya devam edilmesi kabul edilemez (bk. Assanidze/Gürcistan [BD], no. 71503/01, § 173, AİHM 2004‑II). Mahkeme, tutulan birinin serbest bırakılmasına ilişkin kararların uygulanmasında yaşanan gecikmenin anlaşılabilir ve çoğu zaman kaçınılmaz olduğunu kabul etmekle birlikte, ulusal makamların yine de bu tür gecikmeleri en aza indirmeye çalışması gerekmektedir (bk. Giulia Manzoni/İtalya, 1 Temmuz 1997, § 25, Karar ve Hükümler Derlemesi 1997‑IV). Serbest bırakılma ile ilgili idari formaliteler, birkaç saatten uzun süren bir gecikmeyi haklı kılamaz (bk., örneğin iki günlük bir gecikmenin Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlaline sebep olduğu Ruslan Yakovenko/Ukrayna davası no. 5425/11, §§ 68 ve 69, AİHM 2015).

  17. Somut davada başvuranların serbest bırakılmasındaki gecikme (beş gün) ve Hükümetin bu kadar uzun bir gecikmeyle ilgili tatmin edici herhangi bir açıklama yapmamış olması göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, başvuranların 5 ila 10 Şubat 2015 tarihleri arasında keyfi olarak tutulduklarını ve bu durumun Sözleşme’nin 5 § 1 kapsamındaki haklarını ihlal ettiğini tespit etmiştir.

  18. Sözleşme’nin 5 § 4 Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında

    1. Tarafların iddiaları
  19. Başvuranlar, ilk olarak, tutulmaları hakkında verilen karar ile mevcut itiraz mekanizması hakkında usulüne uygun olarak bilgilendirilmediklerini ve tutulmalarına ilişkin şikâyetlerini ancak avukatlarının atanmasının ardından dile getirebildiklerini iddia etmişlerdir.

  20. Başvuranlar, ek olarak, 6458 sayılı Kanun’da yabancıların idari gözetim altına alınmalarına ilişkin kararların yasallığının incelenmesiyle ilgili hukuki bir mekanizma öngörülmesine rağmen, söz konusu mekanizmanın kendi davalarında etkin bir şekilde işlemediği konusunda şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar, neredeyse dört aylık tutulma süreleri boyunca, söz konusu hukuk yoluna tam altı defa başvurduklarını ve ilk beş başvurunun ardından İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği tarafından yürütülen incelemenin tamamen etkisiz olduğunu dile getirmişlerdir.

  21. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği, ikinci, üçüncü ve dördüncü başvuranlar yönünden, tutulmalarıyla ilgili bir karar bulunmamasına rağmen tutulmalarının yasaya aykırı olduğuna hükmetmemiştir. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği, ilk başvuranla ilgili olarak, temelde yatan kanuna uygun olup olmama konusunu incelemeden, başvuranın tutulmasının resmi gerekçelerini yinelemekle sınırlandırmış ve başvuranın iddialarını ilgisiz ve/veya basmakalıp gerekçelerle reddetmiştir. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği, 6458 saylı Kanun’da öngörülmesine rağmen başvuranın davasında uygulanabilecek idari gözetime alternatif olacak tedbirleri değerlendirmemiştir. Başvuranlar bu durumun sistematik bir sorun olduğunu ve sulh ceza hâkimliklerinin yabancıların idari gözetim hakkındaki itirazlarına ilişkin olarak, nadiren olumlu kararlar verdiklerini iddia etmişlerdir.

  22. Başvuranlar, ancak altıncı kez başvuru yaptıktan sonra Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliği tarafından iddialarının usulüne uygun olarak incelendiğini ve ardından tutulmalarının hukuka aykırı olduğunun tespit edildiğini ve serbest bırakılmalarına karar verildiğini belirtmişlerdir. Başvuranlar, Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğinin vermiş olduğu kararda, birinci başvuranın başlangıçtan beri ileri sürdüğü iddialarına dayanmış olduğunu vurgulamışlardır. Başvuranlar ayrıca, Mahkeme’nin kendileri hakkında ihtiyati tedbir kararı vermesinin ardından, serbest bırakılmalarıyla sonuçlanan kararın verilmiş olduğu hususunu, Mahkeme’nin dikkatine sunmuşlardır.

  23. Başvuranlar son olarak, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin kendileri hakkında bir karara varmasının, yedi ila otuz dört gün sürmüş olması sebebiyle 6458 sayılı Kanun’da belirtilen yabancıların tutulmasının hukuka uygunluğunun incelenmesi için verilen beş günlük süre sınırını aşmış olduğunu iddia etmişlerdir.

  24. Hükümet, sınır dışı edilmek üzere, hakkında idari gözetim kararı verilmiş olan kişilere 6458 sayılı Kanun’un 57(6) maddesi uyarınca, sulh ceza hâkimliğine başvurarak, bu tür bir karara itiraz etme olanağı verildiğini ileri sürmüştür. Sulh ceza hâkimlikleri, çok sayıda başvuruyu hızlıca inceleme ve serbest bırakma kararı verme yetkisine sahiptir. Başvuranların Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğinin vermiş olduğu karardan sonra serbest bırakıldıkları göz önünde alındığında, Hükümet, somut dava konusu olayların Sözleşme’nin 5 § 4 maddesini ihlal etmediği kanaatine varmıştır. Savunmasını desteklemek adına Hükümet, Türkiye genelindeki sulh ceza hâkimliklerine, 2015 yılının Ağustos ayında idari gözetim altında olan yabancılar tarafından yapılan başvurularla ilgili istatistiki bilgiler sunmuştur. Söz konusu bilgilere göre, yapılmış toplam 400 başvurudan 100’ü ilgili yabancıların serbest bırakılmasıyla sonuçlanmıştır. Hükümet, ayrıca, ilk itirazları kapsamında, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun, Sözleşme kapsamında korunan temel hak ve özgürlüklerle ilgili tüm ihlaller konusunda, etkili bir tazmin imkânı sunabileceğini ileri sürmüştür.

  25. Başvuranlar, 6458 sayılı Kanun uyarınca, öngörülen denetim mekanizmasının, uygulamada yasaya aykırı tutulmayla ilgili etkin güvenceler sağlamadığına ilişkin iddialarında ısrar etmiş ve Hükümet tarafından sunulan istatistiklerin, serbest bırakıldıkları tarihten sonraki dönemi kapsadığını iddia etmişlerdir.

  26. Mahkemenin Değerlendirmesi

  27. Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin amacının, gözaltına alınan ya da tutuklanan kişilerin, maruz kaldıkları tedbirin yasaya uygun olup olmadığı hususunun, yargı denetimine tabi tutulmasını sağlama hakkını güvence altına almak olduğunu yinelemektedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, De Wilde, Ooms ve Versyp/Belçika, 18 Haziran 1971, § 76, Seri A no. 12). Bir kişinin tutulması esnasında, tutulmasının yasaya uygun olup olmadığı hususunun hızlı bir şekilde yargı denetimine tabi tutulmasını sağlayacak bir hukuk yolu bulunmalıdır. Söz konusu yargısal denetim, uygun olması durumunda, kişinin serbest bırakılmasını sağlayabilmelidir. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin gerekliliklerine uygun hukuk yolunun varlığı, sadece teoride değil, uygulamada da yeterince kesin olmalıdır. Aksi halde, söz konusu hükmün amaçları açısından gerekli olan erişilebilirlik ve etkili olma özelliğinden yoksun olacaktır (bk., örneğin, yukarıda anılan, Abdolkhani ve Karimnia, § 139).

  28. Mahkeme, yukarıda 147. paragrafta da belirtildiği üzere, göç kontrolleri bağlamında, yabancı uyrukluların tutulmalarına ilişkin Türk hukukundaki boşluğun, sadece bu tür tutulmalar konusunda, yasal dayanak sunmakla kalmayıp, aynı zamanda tutulmanın hukuka uygunluğunun gözden geçirilmesine yönelik yasal bir mekanizmaya yer veren 6458 sayılı Kanun ile giderilmiş olduğunu kaydetmektedir. 6458 sayılı Kanun’un 57(6) ve 68(7) maddeleri kapsamında, ilgili hükümler uyarınca idari gözetim altına alınan yabancı uyruklular, sulh ceza hâkimliklerine başvurarak tutulmalarının hukuka uygunluğuna itirazda bulunabilmektedir. Söz konusu sulh ceza hâkimliklerinin, tutulmanın hukuka uygunluğunu beş gün içinde incelemesi ve nihai kararını açıklaması gerekmektedir.

  29. Mahkeme, başvuranların, söz konusu kanunda belirtilen usulü izleyerek, idari gözetim altında tutulmalarının hukuka uygunluğuna itiraz etmek üzere, altı defa sulh ceza hâkimliklerine başvurmuş olduklarını ve bu hususta Anayasa Mahkemesi’ne de bireysel başvuruda bulunmuş olduklarını kaydetmektedir. Başvuranlar, Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğinin, Gaziantep Valiliği tarafından verilen en son karar doğrultusunda, tutulmalarının yasaya aykırı olduğuyla ilgili vermiş olduğu kararın ardından serbest bırakılmışlardır. Bu nedenle, prensip olarak, başvuranlar tutulmalarının hukuka uygunluğu hakkında bir karar alınması için bir hukuk yoluna başvurma olanağına sahiptiler. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin somut davadaki belirli olaylara ilişkin gerekliliklerinin, mevcut iç hukuk yollarıyla fiilen karşılanıp karşılanmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

  30. Mahkeme, incelemesine başlamadan önce, özgürlüğünden yoksun bırakılmanın kişinin temel hakları üzerindeki ağır etkisi göz önünde bulundurulduğunda, tutulmanın yasaya uygunluğuyla ilgili tüm yargı denetimi işlemlerinin belirli bir hızla yürütülmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bununla birlikte, Mahkeme, başvuranların, yani bekâr bir anne ve üç küçük çocuğunun, somut davadaki koşulları göz önüne alındığında, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki taleplerinin son derece acil olduğu görüşündedir.

  31. Yukarıda belirtildiği üzere, Mahkeme, bu bağlamda, “çocuğun yüksek yararı” ilkesine uygun olarak, reşit olmayanların göç kontrolleri bağlamında idari gözetim altında tutulmalarına karşı uluslararası hukukta geniş bir fikir birliği olduğunu kaydetmektedir (bk. yukarıda 67-79. paragraflar). Buna karşın, Mahkeme, reşit olmayanların yine de özgürlüklerinden yoksun bırakıldıkları durumlarda, yerel mahkemelerin tutulmaların hukuka uygunluğuna ilişkin hızlı inceleme yapması ve özen göstermesi gerektiği kanısındadır.

  32. Mahkeme, ayrıca, uluslararası hukukta göçmenlerin idari gözetim altında tutulmasına alternatif teşkil edecek tedbirlerin alınmasına ilişkin hareketin sadece çocukları değil ebeveynlerini de kapsadığını kaydetmektedir. Amerikalılar Arası İnsan Hakları Mahkemesinin İstişari Görüşünde ve Çocuk Hakları Komitesi ile Göçmen İşçiler Komitesinin müşterek genel yorumunda “çocuğun yüksek yararı ailenin bir arada kalmasını gerektiriyorsa, çocuğun özgürlüğünden yoksun bırakılmamasıyla ilgili mecburiyetin çocuğun ebeveynlerini de kapsadığı ve yetkili makamlarca bütün aile için hürriyeti kısıtlayıcı olmayan çözümlerin tercih edilmesini gerektirdiği” belirtilmiştir (bk. yukarıda sırasıyla 79 ve 70. paragraflar). AKPM, 2020 Önergesinde benzer şekilde, Üye Devletlere, çocuğun yüksek yararının gözetilmesi açısından ve çocukların, göçmenlik durumu değerlendirilirken, özgürlüklerinin kısıtlanmadığı toplum temelli bağlamlarda, aile üyeleriyle birlikte kalmalarını sağlayacak şekilde, tutulmaya alternatif tedbirler alınması konusunda çağrıda bulunmuştur. Ek olarak, BM Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörü, Devletlerin, yanlarında çocukları bulunan göçmenlerin tutulmalarının gerekli olup olmadığına dair yapılacak değerlendirmede dikkatli olmaları gerektiğini vurgulamaktadır (bk. yukarıda, sırasıyla 72 ve 69. paragraflar). Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki tartışmaların bir parçası da olsa, çocuğun yüksek yararının ailenin bir arada tutulmasıyla sınırlandırılamayacağını ve yanlarında çocukları bulunan ailelerin tutulmalarının mümkün olduğunca sınırlandırılmasını sağlayacak bütün gerekli adımların yetkili makamlarca atılması gerektiğini kabul etmiştir (bk. yukarıda anılan Popov, § 147).

  33. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranların tutulmalarının yasaya uygunluğunun incelenmesini sağlamak üzere, başvurabilecekleri farklı iç hukuk yollarının etkililiğini, bahsedilen özel hususları dikkate alarak inceleyecektir.

(a) Sulh ceza hâkimlikleri nezdinde yargı denetimi mekanizması

(i) İkinci, üçüncü ve dördüncü başvuranların durumları

  1. Mahkeme, ilk olarak, haklarında özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarına ilişkin resmi bir karar olmaksızın, 18 Ekim 2014 ile 23 Ocak 2015 tarihleri arasında tutulan ikinci, üçüncü ve dördüncü başvuranlarla ilgili olarak, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamında yaptığı tespitleri yinelemektedir (bk. yukarıda 150. paragraf).

  2. Bunun dışında Mahkeme, Hükümet tarafından öne sürülen 6458 sayılı Kanun’un 57(6) maddesinin lafzında, sulh ceza hâkimlikleri önündeki yargı denetimi usulünün, mevcut davadaki reşit olmayan başvuranlar gibi, resmi bir karar olmadan tutulan kişiler açısından, etkili bir hukuk yolu sağlayıp sağlayamadığı konusunda bir miktar belirsizlik bulunduğunu kaydetmiştir. İlgili hüküm harfiyen okunduğunda, sulh ceza hâkimliklerinin sadece yabancı uyrukluların tutulmalarına ilişkin idari kararların yasaya uygunluğunu inceleme yetkisinin olduğu ve dolayısıyla resmi bir karar olmadan tutulan kişilerin bu hâkimliklere başvuramayacağı şeklinde bir anlam çıkmaktadır. Aslında, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin somut davada başvuranlar tarafından yapılan ısrarcı itirazlar karşısında vermiş olduğu tepkinin, ilgili hükmün harfiyen okunduğunda çıkarılan anlamını desteklediği görülmektedir.

  3. Mahkeme, bu bağlamda, ikinci, üçüncü ve dördüncü başvuranların İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği önünde tutulmalarının hukuka uygunluğuna itiraz etmeye çalışmış ve en az iki defa, tutulmaları için herhangi bir yasal dayanağın bulunmadığını açıkça iddia etmiş olduklarını kaydetmektedir (bk. yukarıda 14-16. paragraflar). 21 Kasım 2014 tarihli ilk kararında, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği, reşit olmayan başvuranlar hakkında resmi bir tutulma kararının olmadığını kabul etmekle birlikte, öncelikle haklarında geri gönderme merkezinde tutulmalarına dair resmi bir kararın olmadığının anlaşılması sebebiyle, söz konusu başvuranların bahsi geçen merkezde tutulmalarının hukuka uygun olup olmadığı konusunda bir karar vermemiştir (bk. yukarıda 17. paragraf). İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği, sonraki kararlarında, reşit olmayan başvuranların, farklı koşullarını hiçbir şekilde kabul etmeden, incelemesini birinci başvuranın tutulmasının hukuka uygun olup olmadığı hususuyla sınırlamıştır. Mahkeme, söz konusu koşullar altında, 6458 sayılı Kanun ile öngörülen yargı denetimi mekanizmasının, ikinci, üçüncü ve dördüncü başvuranın maruz kalmış olduğu yasa dışı özgürlükten yoksun bırakılma durumlarını düzeltmeye elverişli olmadığını göz ardı edememektedir.

  4. Mahkeme, başvuranların (Gaziantep’e sevk edilmelerinin ardından) tutulmalarının nihayet düzenlendiğine ve Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğinin vermiş olduğu kararın ardından serbest bırakıldıklarını dikkate almaktadır. Ancak, bu durum, başvuranların başvurabilecekleri etkili bir hukuk yolu olmaksızın uzun bir süre boyunca yasal bir belirsizlik içinde bırakıldığı gerçeğini değiştirmemektedir. Mahkeme, ayrıca, Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğinin başvuranların serbest bırakılmalarıyla sonuçlanan incelemesinin kapsamının, Gaziantep Valiliğinin tutulma kararının hukuka uygun olup olmadığı konusunda vermiş olduğu karar ile sınırlı olduğunu ve resmi bir karar olmadan İstanbul’da tutuldukları zaman aralığını kapsamadığını belirtmektedir.

(ii) Birinci başvuranın durumu

  1. Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin yerinde sorulan sorular da dâhil olmak üzere davanın tüm yönleriyle ilgili karar verme yetkisine sahip merci yerine, kendi takdir yetkisini kullanmasını sağlayacak şekilde bir mahkemeye bu kapsamda yargı denetimi yapma yetkisi verme hakkını güvence altına almamaktadır. Ancak, söz konusu denetimin kapsamı, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamında bir kişinin tutulmasının ”hukuka uygun” sayılması için gerekli koşulların inceleneceği kadar geniş olmalıdır (bk., örneğin yukarıda anılan Khlaifia ve Diğerleri, § 128). Bu nedenle, bir mahkemenin, tutulmayla ilgili gerekçelerin temelinde yatan hukuka uygunluk hususunu değerlendirmeden, kendisini tutukluluk gerekçelerinin varlığıyla sınırlandırması yeterli değildir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Jėčius/Litvanya, no. 34578/97, § 101, AİHM 2000‑IX).

  2. Mahkeme, bu bağlamda, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin, birinci başvuranın tutulmasının hukuka uygun olduğunu onamış olduğu kararlarda, özgürlükten yoksun bırakılmanın “hukuka uygun” sayılması için elzem olan esas ve usule ilişkin incelemelerin veya birinci başvurunun tutulmasıyla ulaşılmak istenen amacın meşruluğuna ilişkin incelemelerin hiç birinde yer almamış olduğunu kaydetmektedir (bk., örneğin, yukarıda anılan, Khlaifia ve Diğerleri, § 128, ve Kadem/Malta, no. 55263/00, § 41, 9 Ocak 2003). Ayrıca, ilgili mahkeme, başvuranın tutulmasının hukuka uygun olmadığı hususundaki şikâyetlerine de değinmemiştir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan, Jėčius). Bunun yerine, ilgili mahkeme, sadece idare tarafından birinci başvuranın tutulmasını haklı kılmak amacıyla dayanılan yasal hükümleri sıralayarak, kısa ve basmakalıp gerekçelerle birinci başvuranın tutulmasının hukuka uygun olduğunu tekrarlamıştır.

  3. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi, tutukluluğa ilişkin itirazları inceleyen bir mahkemeye, başvuranın beyanlarında yer alan tüm iddiaları ayrıntılı bir şekilde ele alma yükümlülüğünü yüklememekle birlikte, mahkemenin, tutuklu tarafından dile getirilen ve özgürlükten yoksun bırakmanın Sözleşme’nin anlamı dahilinde “kanuna uygun” olması için gerekli koşulların varlığına dair şüphe uyandıran somut olaylara ilgisiz kalması veya bunları görmezden gelmesi durumunda, söz konusu Sözleşme maddesi kapsamındaki güvenceler anlamını yitirecektir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Ilijkov/Bulgaristan, no. 33977/96, § 94, 26 Temmuz 2001). Mahkeme, ayrıca, ilgili mahkemenin yeterli gerekçeler sunmaması veya sürekli olarak başvuranın beyanlarına cevap vermeyen basmakalıp gerekçelere dayalı kararlar vermesi halinde, bu durumun Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki güvencelerin anlamını yitirmesine sebebiyet vermek suretiyle bir ihlale yol açabileceğini belirtmektedir. Mahkeme, somut davada, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen beş kararın hiçbirinde, birinci başvuranın sunduğu beyanları dikkate aldığına ilişkin bir gösterge bulunmadığını kaydetmektedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Svipsta/Letonya, no. 66820/01, § 130, AİHM 2006‑III (alıntılar)).

  4. Bununla beraber, Mahkeme, birinci başvuranın sulh ceza hâkimliklerine yapmış olduğu tüm başvurularda, neredeyse aynı şikâyetleri dile getirdiğini belirterek, Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğinin başvuranın tutulmasının nihayetinde hukuka aykırı olduğuna karar vermesine yol açan fiziki unsurların – başvuranın tutulmasını haklı gösteren delillerin veya açıklamaların olmayışı ve ayrıca başvuranın sığınma talebinin reddine dair nihai bir kararın olmayışı gibi – baştan beri mevcut olduğu gerçeği karşısında hayrete düşmüştür (bk. yukarıda 14-16. ve 20. paragraflar). Mahkeme, Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğinin başvuranın tutulmasının hukuka aykırı olduğu sonucuna varmasına neden olan faktörlerin neden daha önce İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği tarafından dikkate alınmadığına veya alınamadığına anlam verememektedir.

  5. Birinci başvuran 6458 sayılı Kanun’un 57(6) maddesi kapsamında öngörülen denetim mekanizması sayesinde serbest bırakılmış olmasına rağmen, Mahkeme, bu koşullar altında, ilgili mekanizmanın, başvuranın yukarıda 166-169. paragraflarda belirtilen durumunun gerekliliklerine cevap verecek şekilde işletildiği sonucuna varamamaktadır.

  6. Yukarıda anılan tespitler ışığında, Mahkeme, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin 6458 sayılı Kanun uyarınca, inceleme işlemlerini beş günlük süre sınırı içerisinde hızlı bir şekilde gerçekleştirmediğini ileri süren başvuranın bu iddiasını ayrıca incelemeye gerek olmadığı görüşündedir. Mahkeme, yine de, somut davada, her bir yargılama sürecinin ne kadar sürdüğü konusundan daha fazla önem arz eden hususun, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin art arda verdiği kararlar kapsamında yürüttüğü yetersiz incelemenin genel etkisi olduğunu vurgulamaktadır. Mahkemenin kanaatine göre, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin yapmış olduğu işlemler, birinci başvuranın tutulmasının haksız şekilde uzamasına sebep olmuştur ve 6458 sayılı Kanun’da öngörülen denetim mekanizmasının etkililiğinin önemli ölçüde zayıflamasına sebep olmuştur.

(b) Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru

  1. Mahkeme, başvuranların, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği tarafından tutulmalarının hukuka aykırı olduğuyla ilgili bir karar verilmesini sağlayamayınca, 15 Aralık 2014 tarihinde, yani Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde tutuldukları sırada, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunduklarını ve diğerleri arasında tutulmalarının hukuka aykırı olduğu ve İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin hukuka uygunluk konusunu etkili bir şekilde incelemediği konusunda şikâyette bulunduklarını kaydetmektedir (bk. yukarıda 33. paragraf). Başvuranlar, bir anne ve üç küçük çocuk olarak bulundukları savunmasız konumlarına rağmen, tutulmaya alternatif yollar göz önünde bulundurulmadan tutulmaları ve tutulmalarının altında yatan nedenler hakkında bilgilendirilmemeleri de dâhil olmak üzere, davalarının belirli koşullarını Anayasa Mahkemesi’nin dikkatine sunmuşlardır.

  2. Mahkeme, ilk olarak, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ulusal anayasa mahkemeleri önünde görülen davalara uygulandığına ve diğer bağlamlarda, ilke olarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmanın, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi anlamında etkin bir hukuk yolu sağladığına dair karar verdiğini kaydetmektedir (bk., örneğin, Mehmet Hasan Altan/Türkiye, no. 13237/17, §§ 159-67, 20 Mart 2018).

  3. Mevcut davanın koşullarıyla ilgili olarak, Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin, başvuranların özgürlük haklarına ilişkin şikâyetleri hakkında, ne ihtiyati tedbir taleplerini reddettiği 9 Ocak 2015 tarihli kararında, ne de tutuldukları sırada daha sonraki aşamaların herhangi birinde incelememiştir. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru tarihinden yaklaşık üç buçuk yıl sonra vermiş olduğu kararında, bu süreçte başvuranların tutulmasının Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliği tarafından hukuka aykırı olduğunun tespit edilmesi ve bu nedenle başvuranların serbest bırakılmaları sebebiyle, başvuranların hukuka aykırı şekilde tutulmaları nedeniyle, idare mahkemeleri önünde tazminat davası açabileceklerine karar vermiştir.

  4. Mahkeme, aslında başvuranların davalarının Anayasa Mahkemesi önünde halen derdest olduğu sırada özgürlüklerine kavuşmuş olduklarını kabul etmektedir. Ayrıca Mahkeme, başvuranların yasaya aykırı şekilde tutuldukları için idare mahkemeleri önünde tazminat davası açma imkânlarının bulunduğunu da göz ardı etmemektedir. Ancak, başvuranların tutulmalarının hukuka uygun olup olmadığı konusunda mahkeme tarafından bir karar verilmesi için etkin bir şekilde çaba gösterdikleri sırada, Anayasa Mahkemesi’nin kendilerine Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında etkili bir hukuk yolu sağlayıp sağlamadığı sorusu halen cevapsız kalmaktadır. Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca, bir hukuk yolunun etkili sayılabilmesi için, söz konusu yolun, kişinin tutukluluğu sırasında, tutukluluğunun kanuna uygunluğu konusunun, ivedilikle yargı denetimine tabi tutulmasını ve böylece, uygun olduğu hallerde, serbest bırakılmasını sağlamak üzere başvurulabilecek nitelikte olması gerektiğini yinelemektedir (bk., örneğin, Suso Musa /Malta, no. 42337/12, § 51, 23 Temmuz 2013).

  5. Mahkeme, başvuranların Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmalarının ardından, yaklaşık elli gün boyunca idari gözetim altında tutulduklarını ve ilgili mahkemenin bu süre boyunca başvuranların şikâyetleriyle ilgili herhangi bir işlem yapmadığını vurgulamaktadır. Mahkeme, prensip olarak, başlangıçtaki tutukluluk kararının, bir mahkeme tarafından uygun hukuki güvenceler sağlanarak verilmesi koşuluyla, Anayasa Mahkemesi önündeki yargılamalar sırasında, inceleme sürecinin daha uzun sürmesini hoş görmeye hazır olmakla birlikte (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Ilnseher/Almanya [BD], no. 10211/12 ve 27505/14, § 255, 4 Aralık 2018), Anayasa Mahkeme’lerinin benzer şekilde Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca ivedilik koşuluna uygun davranmak zorunda olduklarını (aynı kararda, §§ 254 ve 256; Smatana/Çek Cumhuriyeti, no. 18642/04, § 123, 27 Eylül 2007 ve Knebl/Çek Cumhuriyeti, no. 20157/05, § 102, 28 Ekim 2010) ve bu koşula uyarken her davanın kendine has koşulları ışığında değerlendirme yapılması gerektiğini belirtmektedir. Mahkeme, aşağıda belirtilen gerekçelerden ötürü, Anayasa Mahkemesi’nin, somut davadaki özel koşulların gerektirdiği ivedilikle hareket etmediği kanaatine varmıştır.

  6. Mahkeme, ilk olarak, tutulma kararının adli merciler tarafından verilmediği durumlarda, mahkeme tarafından yapılacak olan sonraki incelemenin, tutulma kararının mahkeme tarafından verilmesi halinde yapılacak olan inceleme için uygun görülen hızdan daha yüksek bir hızla gerçekleştirilmesi gerektiğini yinelemektedir (bk., örneğin, Shcherbina/Rusya, no. 41970/11, §§ 65-68, 26 Haziran 2014). Somut davada başvuranlar hakkındaki başlangıçtaki tutulma kararı idari bir makam olan bir valilik tarafından verilmiştir. Başvuranların İstanbul’da tutuldukları ilk üç aylık idari gözetim sürecinde, tutulmalarının hukuka uygunluğunu incelemekle görevli ilk derece mahkemesi, yani İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği, ikinci, üçüncü ve dördüncü başvuranla ilgili olarak ya böyle bir inceleme yapmamış ya da yapmış olduğu incelemenin hiçbir etkisi olmamıştır. Bu koşullar altında, tutulmanın daha hızlı bir şekilde incelenmesi görevi Anayasa Mahkemesi’ne düşmüştür.

  7. Mahkeme, ikinci olarak, başvuranların özel durumlarına, Anayasa Mahkemesi’nin özellikle dikkat etmesi gerektiğini yinelemektedir. Mahkeme, çocuğun yüksek yararının korunması için olabildiği ölçüde ailenin bir arada kalmasının sağlanması ve tutulmaya alternatifler göz önüne alınarak reşit olmayanların tutulmasının en son çare olarak düşünülmesine ilişkin uluslararası hukuktaki gelişmeleri yukarıda belirtmiştir (bk. yukarıda 68-80. paragraflar; ayrıca bk. yukarıda anılan Popov, § 141). Bu koşullar altında, ulusal makamların yine de göçmenlikle ilgili amaçlarla, bir çocuğu ve ebeveynlerini geri gönderme merkezinde tutmaya karar verdikleri istisnai durumlarda, bu tür bir tutulmanın hukuka uygun olup olmadığının her kademede belirli bir hızla incelenmesi gerektiğine dikkat çekmek önemlidir. Dava dosyasında, Anayasa Mahkemesi’nin, başvuranların – önemsiz sayılamayacak kadar uzun bir süre – tutuldukları sırada tutulmalarının hukuka aykırı olduğuna dair bir inceleme yapamamış olmasını açıklayan herhangi bir bilginin bulunmaması karşısında, Mahkeme, ilgili mahkemenin, davanın şartlarının gerektirdiği özeni göstermiş olduğunu kabul edemez. Bu bağlamda, özellikle de davanın karmaşık olmadığı ve başvuranlar tarafından, tutulmalarının hukuka uygunluğuna itiraz etmek üzere, doğruluğu daha fazla araştırma yapmaya gerek olmadan dava dosyasından kolayca doğrulanabilecek açık argümanlar sunulduğu göz önüne alınmalıdır.

  8. Mahkeme, üçüncü olarak, şu hususun altını çizmenin önemli olduğunu ifade etmektedir. Anayasa Mahkemesi, Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliği tarafından, başvuranların tutulmasının yasaya aykırı olduğuna karar verilmiş olduğunu ve dolayısıyla tazminat yolunun başvuranlara etkili bir hukuk yolu sağlayacağını tespit etmekle birlikte, sulh ceza hâkimliğinin kararının, sadece Gaziantep Valiliği tarafından verilen tutulma kararının hukuka aykırı olduğuna ilişkin olduğu ve başvuranların daha önce İstanbul’da tutulmalarına ilişkin olmadığı hususlarını dile getirmemiştir. Bu durum, başvuranların ilk başta, İstanbul’da üç ay boyunca tutulmalarının hukuka uygunluğunun Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin gerektirdiği şekilde yargı denetimine tabi tutulmamış olduğu anlamına gelmekte olup, dolayısıyla başvuranların söz konusu dönem için herhangi bir tazminat alma şanslarının da azalmasına yol açabilecektir.

(c) Sonuç

  1. Yukarıdaki değerlendirmeler, Mahkemenin, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında, başvuranların tutulmalarının yasaya uygunluğunun İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği ve Anayasa Mahkemesi tarafından etkin ve hızlı bir şekilde incelenmemesi nedeniyle başvuranların haklarının ihlal edildiği sonucuna varması için yeterlidir. Mahkeme, 6458 sayılı Kanun uyarınca belirlenen denetim mekanizmasının, şu anki dava gibi, reşit olmayanların göçmenlik kapsamında bir idari karara dayanmaksızın tutulmalarına ilişkin davalarda, tamamen etkisiz olduğunu bir kez daha kaydetmektedir. Ancak, bu başlık altındaki sonuç, somut davanın özel koşulları ışığında değerlendirilmeli ve 6458 sayılı Kanun kapsamındaki yargı denetimi mekanizmasının veya Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru usulünün genel etkililiği konusunda şüphe uyandırdığı düşünülmemelidir.

  2. Başvuranların Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında kalan şikâyetleri

  3. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 §§ 2 ve 5 maddesine dayanarak özgürlüklerinden yoksun bırakılma gerekçeleri konusunda usulüne uygun olarak bilgilendirilmediklerini ve Sözleşme’nin 5. maddesine ilişkin olarak iç hukukta herhangi bir tazminat haklarının bulunmadığı hususunda şikâyette bulunmuşlardır.

  4. Yukarıdaki başlık altında Sözleşme’nin 5 §§ 1 ve 4 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiş olan Mahkeme, başvuranların bu madde kapsamında kalan şikâyetleri hakkında inceleme yapmaya gerek olmadığı kanaatindedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Zülküf Murat Kahraman/Türkiye, no. 65808/10, § 48, 16 Temmuz 2019).

  5. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN TEK BAŞINA VE 13. MADDE İLE BİRLİKTE İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  6. Bir anne ve üç küçük çocuktan oluşan başvuranlar, uzun bir süre uygun olmayan koşullarda tutulmalarının, Sözleşmenin 8. maddesi kapsamında özel ve aile hayatına saygı haklarını ihlal ettiği konusunda şikâyette bulunmuşlardır. Başvuranlar ayrıca, Sözleşme’nin 13. maddesi uyarınca Sözleşme’nin 8. maddesi altında öne sürdükleri şikâyetlerine ilişkin olarak etkin bir hukuk yolu olmadığı konusunda şikâyette bulunmuşlardır.

  7. Mahkeme, yukarıda Sözleşme’nin 3, 5 § 1 ve 13. maddeleri kapsamındaki tespitlerini göz önüne alarak, 8. maddenin tek başına ve 13. madde ile birlikte ihlal edilip edilmediğiyle ilgili olarak ayrı bir inceleme yapılmasının gereksiz olduğu kanaatindedir (bk., örneğin, Mahmundi ve Diğerleri/Yunanistan, no. 14902/10, § 75, 31 Temmuz 2012).

  8. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

  9. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:

“Eğer Mahkeme bu Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”

  1. Tazminat

  2. Başvuranların her biri 20.000 avro manevi tazminat talep etmiştir.

  3. Hükümet, bu miktarın aşırı olduğunu belirterek başvuranların talebine itiraz etmiştir.

  4. Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin ihlal edildiği tespitiyle tazmin edilemeyecek derecede olan bir manevi zarara uğradığı kanaatindedir. Söz konusu ihlallerin ciddiyeti ve hakkaniyet temelindeki değerlendirmeleri ışığında, Mahkeme, bu başlık altında (i) birinci başvurana 2.250 ve (ii) ikinci, üçüncü ve dördüncü başvuranların her birine talep edilen meblağın tamamının (her birine 20.000 avro) ödenmesine hükmetmiştir.

  5. Masraflar ve giderler

  6. Başvuranlar, aynı zamanda, avukatlık masrafları için 7.906 avro ve Mahkeme önünde gerçekleşen diğer masraf ve giderler içinse 592 avro ödenmesini talep etmişlerdir. Taleplerini desteklemek üzere başvuranlar, Mahkemeye yapılan başvuruyla ilgili olarak avukatlarının altmış yedi saatlik hukuki çalışma yürüttüğünü gösteren zaman çizelgesiyle birlikte ulaşım, çeviri ve posta masraflarını gösteren bazı faturalar sunmuşlardır.

  7. Hükümet, başvuranların, posta ve çeviri masrafları hariç, bu başlık altındaki şikâyetlerinin dayanaksız ve aşırı olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini öne sürmüştür.

  8. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin fiilen ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu belgelendirebildiği takdirde, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve yukarıdaki kriterleri göz önünde bulundurarak, tüm başlıklar altındaki masraf ve giderleri karşılamak üzere 5.500 avro ödenmesini uygun bulmuştur.

  9. Gecikme Faizi

  10. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasını uygun görmektedir.

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,

  1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
  2. Başvuranların Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki tutulma koşulları nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
  3. Başvuranların Gaziantep Geri Gönderme Merkezindeki tutulma koşulları nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
  4. Başvuranların Kumkapı Geri Gönderme Merkezindeki tutulma koşullarıyla ilgili şikâyette bulunmak üzere başvurabileceği etkili hukuk yollarının bulunmaması sebebiyle Sözleşme’nin 3. maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesinin ihlal edildiğine;
  5. Başvuranların Sözleşme’nin 3. maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesi kapsamında Gaziantep Geri Gönderme Merkezindeki tutulma koşullarıyla ilgili şikâyetlerinin incelenmesine gerek bulunmadığına;
  6. Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
  7. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;
  8. Sözleşme’nin 5 §§ 2 ve 5 maddesi kapsamındaki şikâyetlerin incelenmesine gerek bulunmadığına;
  9. Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki şikâyetin tek başına veya 13. madde ile bağlantılı olarak incelenmesine gerek bulunmadığına;

(a) Davalı Devlet tarafından, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere;

(i) Birinci başvurana, manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere 2.250 avro (iki bin iki yüz elli avro);

(ii) İkinci, üçüncü ve dördüncü başvuranlara, manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, her birine 20.000 avro (yirmi bin avro);

(iii) Başvuranlara, masraf ve giderler için, yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, müştereken 5.500 avro (beş bin beş yüz avro) ödenmesine;

(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;

  1. Oy birliğiyle, başvuranların adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.

İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 15 Ekim 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Hasan Bakırcı Robert Spano
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan


[1]. 12 Ocak 2015 tarihli karar 6 Ocak 2015 tarihinde yapılan başvuruyla, 29 Ocak 2015 tarihli karar ise 26 Aralık 2014 tarihinde yapılan başvuruyla ilgilidir.

[2]. 6458 sayılı Kanun’un 3 (l) maddesi uyarınca özel ihtiyaç sahibi: Başvuru sahibi ile uluslararası koruma statüsü sahibi kişilerden; refakatsiz çocuk, engelli, yaşlı, hamile, beraberinde çocuğu olan yalnız anne ya da baba veya işkence, cinsel saldırı ya da diğer ciddi psikolojik, bedensel ya da cinsel şiddete maruz kalmış kişilerdir.

[3]. Türkiye İnsan Hakları Kurumu, 28 Ocak 2014 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu Kararıyla, Türkiye tarafından 2011 yılında onaylanmış olan İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsanî veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İhtiyari Protokol'ünde (OPCAT) öngörülen görevleri yerine getirmek üzere “Ulusal Önleme Mekanizması” (UÖM) olarak belirlenmiştir. Ulusal insan hakları kurumu niteliğindeki bu kurumun yerine geçen Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, 2016 yılının Nisan ayında kurulmuştur.

[4]. https://www.unhcr.org/protection/globalconsult/3bd036a74/unhcr-revised-guidelines-applicable-criteria-standards-relating-detention.html

[5]. https://www.refworld.org/docid/503489533b8.html

[6]. bk. A/HRC/20/24 https://undocs.org/en/A/HRC/20/24 linkinde mevcuttur.

[7]. Tüm Göçmen İşçiler ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunması Komitesinin 4 no.lu müşterek genel yorum (2017) ve Çocuk Hakları Komitesi 23 no.lu müşterek genel yorum (2017) https://documents-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/G17/343/65/PDF/G1734365.pdf?OpenElement linkinde mevcuttur.

[8]. bk., örneğin, CPT ‘nin1 ile 10 Nisan 2014 tarihleri arasında Çek Cumhuriyeti’ne yaptığı ziyaretle ilgili olarak Çek Hükümetine sunduğu ve 31 Mart 2015 tarihinde yayınladığı raporun 32. paragrafı; ve CPT ‘nin23 Eylül ile 1 Ekim 2014 tarihleri arasında Kıbrıs'a yaptığı ziyaretle ilgili olarak Kıbrıs Hükümetine sunduğu ve 9 Aralık 2014 tarihinde yayınladığı raporun 36. paragrafı.

[9]. https://rm.coe.int/ref/CommDH/PositionPaper(2010)6

[10]. https://search.coe.int/cm/Pages/result_details.aspx?ObjectId=09000016806fdd08

[11]. https://www.coe.int/en/web/children/-/council-of-europe-action-plan-on-protecting-refugee-and-migrant-children-adopted?desktop=true

[12]. İstişari Görüş OC−21/14 http://www.corteidh.or.cr/docs/opiniones/seriea_21_eng.pdf linkinde mevcuttur.

[13]. bk. CPT ‘nin27. Genel Raporu’nun 25. sayfasındaki “Şikâyet mekanizmaları” bölümünün giriş paragrafı.

[14]. bk. CPT ‘nin27. Genel Raporunun 69. paragrafı.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim