CASE OF MİKAİL TÜZÜN v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
MİKAİL TÜZÜN/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 42507/06)
KARAR
STRAZBURG
27 Kasım 2018
Kesinleşme Tarihi
27 Şubat 2019
İşbu karar, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşmiştir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Mikail Tüzün/Türkiye davasında,
Başkan,
Robert Spano,
Hâkimler,
Paul Lemmens,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Julia Laffranque,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
6 Kasım 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında,
aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
-
Davanın temelinde, Mikail Tüzün (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 17 Ekim 2006 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 42507/06) bulunmaktadır.
-
Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı avukatlar olan S.S. Acar ve S. Uz tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
-
Başvuran, idare mahkemesine sunulan bilirkişi raporunun tespit ettiği tazminat tutarına bağlı olarak, daha önce talep etmiş olduğu tazminat miktarını değiştirmesinin imkânsız olduğu hususunda şikâyetçi olmuştur. Ek olarak, başvuran hakkındaki yargılamanın uzun sürdüğüne ilişkin şikâyette bulunmuştur.
-
Mahkeme, 8 Nisan 2014 tarihli kararında başvuranın yargılamaların uzunluğuna ilişkin olan şikâyetini 6384 sayılı Kanun’un yeni bir hukuk yolu önermesi dolayısıyla kabul edilemez bulmuş ve başvurunun geri kalan kısmının incelemesini ertelemiştir.
-
Başvuranın kalan şikâyetleri Hükümete 26 Haziran 2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
-
Başvuran, 1960 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir.
-
Trafik polisi olan başvurana görevdeyken 11 Aralık 1995 tarihinde araba çarpmıştır. Söz konusu kazanın sonucunda başvuran yaralanmıştır. Resmi bir malullük raporu başvuranın çalışma gücünü %60 oranında kaybettiğini belirlemiştir.
-
Başvuran, bu rapor temelinde İçişleri Bakanlığından daha sonra tazminat taleplerini arttırma hakkını saklı tutarak ilk önce maddi tazminat olarak 20.000 Türk lirası ve manevi tazminat olarak ise 5.000 Türk lirası talep etmiştir.
-
Bakanlığın söz konusu talebi zımnen reddetmesinin ardından, başvuran İçişleri Bakanlığına sunduğu talepleri için İstanbul İdare Mahkemesi nezdinde tazminat davası açmıştır.
-
Yargılamalar sırasında, söz konusu mahkeme başvuranlar tarafından maruz kalınılan maddi zararın miktarının tespit edilmesi için bilirkişi raporunun hazırlanmasına re’sen karar vermiştir. İlgili mahkemeye 26 Eylül 2005 tarihinde ibraz edilen bilirkişi raporu başvuranın maddi zararının 157.077 Türk lirası olduğunu belirlemiştir. Başvuran, ilgili rapor ışığında ilk talebini arttırma isteğinde bulunmamıştır. İstanbul İdare Mahkemesi, 15 Şubat 2006 tarihli kararında başvurana ilk başta ibraz ettiği talebin miktarı kadar tazminatın ödenmesine hükmetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
-
Türk idare hukuku, söz konusu zamanda idare mahkemeleri önündeki yargılamalar sırasında davacıların ilk başta sundukları tazminat taleplerini değiştirmelerine izin vermemekteydi (özellikle bk. Okçu/Türkiye, no. 39515/03, §§ 27-32, 21 Temmuz 2009).
-
30 Nisan 2013 tarihinde İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda yapılan değişikliğin bir sonucu olarak, başvuranlar tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirttikleri miktarı, ilgili harcın ödenmesi suretiyle arttırabilme imkânına sahip olmuşlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
- Başvuran, ulusal yargılamalar sırasında bilirkişi tarafından tespit edilen tazminat tutarının tamamını talep edebilmesine olanak sağlayan bir hukuk yolunun olmadığından şikâyetçi olmuştur. Mahkeme, söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında güvence altına alınan başvuranın mahkemeye erişim hakkı ile ilişkili olduğu görüşündedir. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, adil bir şekilde ve ... görülmesini isteme hakkına sahiptir ...”
- Hükümet, başvuranın argümanlarına itiraz etmiştir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
-
Hükümet Mahkemeden iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle söz konusu şikâyeti reddetmesini talep etmiştir. Hükümet, başvuranın İstanbul İdare Mahkemesine talebini verirken yargılamalar sırasında ilk sunduğu tazminat talebinin miktarını arttırma hakkını açıkça saklı tutmadığını ya da daha sonraki aşamalarda ilgili mahkemeden söz konusu bilirkişi raporunda belirlenen ek miktarlara ilişkin bir karar vermesi hususunda talepte bulunmadığını kaydetmiştir.
-
Başvuran; söz konusu zamanda ilgili iç hukukun, yargılamalar sırasında hazırlanan bilirkişi raporu temelinde tazminat talebini değiştirmesini veya mahkemeler önünde bu hususa ilişkin olarak idari dava açmasını engellediğini ileri sürmüştür.
-
Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi anlamında ispat yükümlülüğünün her iki tarafta da olduğunu yinelemektedir. Mahkemeyi, söz konusu iç hukuk yolunun etkin ve aynı zamanda teoride ve uygulamada mevcut olduğuna ve kısacası başvuranın şikâyetleri bakımından telafi imkânı ve makul başarı şansı sunan erişilebilir bir yol olduğuna ikna etme görevi iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia eden Hükümete aittir (bk. diğer kararların yanı sıra, Akdivar ve Diğerleri/Türkiye, 16 Eylül1996, § 68, Karar ve Hükümler Derlemesi 1996‑IV). Bu bağlamda, Mahkeme Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında öne sürülen şikâyetler bakımından daha önce bulduğu tespitine atıfta bulunmaktadır. Bu tespite göre; söz konusu zamanda yürürlükte olan Türk idare hukuku, davacılar açısından yargılamalar sırasında ilk başta ibraz ettikleri tazminat taleplerinin miktarlarını arttırmasına olanak sağlayan bir iç hukuk yolu öngörmemektedir (bk. Okçu/Türkiye, no 39515/03, §§ 27-32 ve 64, 21 Temmuz 2009). Mahkeme, somut davada yukarıda andığı tespitinden ayrılmak için herhangi bir gerekçe görmemektedir ve dolayısıyla başvuranın şikâyeti iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesi ile reddedilemez.
-
Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, ayrıca, şikâyetin kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
B. Esas Hakkında
-
Başvuran iddialarını sürdürmüştür.
-
Hükümet, başvuranın şikâyetinin esaslarının değerlendirilmesi için takdir yetkisini Mahkemeye bırakmış olup davacıların idare mahkemeleri önünde ilk tazminat taleplerini değiştirmelerini engelleyen söz konusu mevzuatın 30 Nisan 2013 tarihinde değiştirildiğini belirtmiştir (bk. yukarıdaki 12. paragraf).
-
Mahkeme, iç hukukta yapılan ilgili değişiklikleri memnuniyetle karşılamakla beraber eski mevzuatın ve usulün başvuranın davasına uygulandığına dikkat çekmektedir. Bu nedenle, mevzuatta yapılan değişiklikler başvuranın davasını etkilememiştir.
-
Davanın esasına ilişkin olarak Mahkeme tarafların, başvuranın maddi zararının gerçek seviyesinin ancak yargılamalar sırasında ilgili mahkemenin re’sen talep ettiği bilirkişi raporu ile gündeme geldiği hususunda mutabık olduğunu kaydetmektedir. Ayrıca, başvuranların ilk tazminat taleplerinin miktarını söz konusu bilirkişi raporu ışığında artıramamasının tek sebebinin idare mahkemeleri usulünden kaynaklanan yasal engel olduğu konusunda bir tartışma da bulunmamaktadır.
-
Mahkeme, Fatma Nur Erten ve Adnan Erten/Türkiye(no. 14674/11, §§ 29-33, 25 Kasım 2014) davasında Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nda (1602 sayılı Kanun) öngörülen aynı usuli kısıtlama ile ilgili benzer bir olaylar silsilesinde Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir. Mahkeme, davacıların ilk başta sundukları taleplerinin miktarını değiştirememelerinin tek sebebinin usul kurallarının sıkı bir şekilde uygulanması olduğuna dikkat çekerek; söz konusu davada başvurandan askeri idare mahkemesi önünde davayı açtığı zaman maddi zararlarının gerçek boyutunu bilmesini beklemenin ya da başvuranın mahkemeye erişim hakkının orantısız kısıtlanmasına yol açabilecek bir şekilde, kasıtlı olarak tazmin talebi bakımından aşırı bir miktar belirtmek ve daha yüksek yargılama giderleri ödeyerek dava açmak durumunda bırakılmasının makul olmadığı görüşündedir (yakın bir örnek için bk. Tamer Tanrıkulu/Türkiye, no. 36488/08, 29 Kasım 2016).
-
Mahkeme, aynı hususların somut davaya da uygulanabileceği kanaatindedir ve söz konusu kararındaki tespitinden ayrılmayı gerektirecek herhangi bir gerekçe görmemektedir.
Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
- Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
-
Başvuran, maddi tazminat olarak 906.848 Türk lirası (yaklaşık 188.573 avro) ve manevi tazminat olarak 235.000 Türk lirası (yaklaşık 48.860 avro) talep etmiştir. Başvuran, ayrıca, avukatlık ücretine ilişkin olarak 243.542 Türk lirası (yaklaşık 50.640 avro) talep etmiştir; ancak başvuran bu iddiasını desteklemek adına fatura ya da herhangi başka bir belge ibraz etmemiştir.
-
Hükümet, başvuranın adil tazmine ve avukatlık ücretine ilişkin taleplerinin aşırı ve dayanaksız olduğunu ileri sürmüştür.
-
Mahkeme, maddi tazminat bakımından Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ile uyumlu yargılamaların sonucunda ne olacağı konusunda yorum yapamayacağını belirtmektedir.
-
Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlali için en uygun tazmin şeklinin, başvuranın, olabildiğince söz konusu hüküm ihlal edilmediği takdirde içinde bulunacağı duruma getirilmesini sağlamak olduğunu yinelemiştir (bk., Mehmet ve Suna Yiğit/Türkiye, no. 52658/99, § 47, 17 Temmuz 2007). Mahkeme bu ilkenin mevcut davada da geçerli olduğuna karar vermiştir. Sonuç olarak Mahkeme en uygun telafi şeklinin, başvuranın talebi halinde, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde belirtilen şartlara uygun olarak yargılamaların yenilenmesi olacağı kanaatindedir. Mahkeme, ayrıca, tespit edilen ihlal bakımından başvuranın sıkıntı ve hüsran yaşamış olması gerektiği görüşündedir. Bu nedenle, Mahkeme başvurana manevi tazminat olarak 2.500 avro ödenmesi gerektiğine karar vermiştir.
-
Mahkeme, başvuranın masraf ve giderler için talep ettiği miktara ilişkin olarak Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuranın, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahip olduğunu yinelemektedir (bk. diğer kararların yanı sıra, Lupeni Greek Catholic Parish ve Diğerleri/Romanya [BD], no. 76943/11, § 187, 29 Kasım 2016). Somut davada, başvuran masraf ve giderlere ilişkin iddialarına dair bir dayanak sunmamıştır. Bu doğrultuda, Mahkeme bu başlık altında herhangi bir tazmin ödenmesi hükmünde bulunmamıştır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
-
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
-
Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, kararın Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazmin olarak 2.500 avro (ikibinbeşyüz avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
- Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 27 Kasım 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley Naismith Robert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.