CASE OF CİHANGİR YILDIZ v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

aihm

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

CİHANGİR YILDIZ / TÜRKİYE

(Başvuru No. 39407/03)

KARAR

STRAZBURG

17 Nisan 2018

İşbu karar Sözleşme’nin 44 §2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazışekli değişikliklere tabi tutulabilir.

Cihangir Yıldız / Türkiye davasında,

Başkan

Robert Spano,

Yargıçlar
Paul Lemmens,

Ledi Bianku,

Işıl Karakaş,

Nebojša Vučinić,

Valeriu Griţco,

Stéphanie Mourou-Vikström

ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 27 Mart 2018 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:

USUL

  1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı Cihangir Yıldız’ın (“başvuran”) 12 Kasım 2003 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 39407/03) bulunmaktadır.

  2. Başvuran, Ankara Barosuna bağlı Avukat M.S.Tuncer tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.

  3. Başvuran bilhassa adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür

  4. Başvuru 16 Nisan 2007 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

  1. Başvuran 1947 doğumlu olup, Ankara’da ikamet etmektedir.

  2. Başvuran 1983 yılından bu yana, Devlete ait bir arazi üzerinde, genellikle derme çatma ve izinsiz olarak inşa edilmiş evlerden oluşan ve Ankara’da Çankaya Belediye binasına ait bir alana kadar uzanan bir gecekondu bölgesine benzetilebilen bir mahallede, inşaat ruhsatı olmadan yapılmış bir eve sahipti. Evin adresi şu şekildeydi: No.28, 59. Sokak, Kırkonaklar Mahallesi, Ankara.

  3. Başvuran, Mahkeme önünde, en eskisi 1989 tarihli olan çevre ve emlak vergileri ile konut vergisi ödeme makbuzlarını ibraz etmiştir.

A. Yıkım kararı ve iptal başvurusu

  1. Çankaya Belediyesi 20 Mayıs 1999 tarihinde, başvuranın, 24 Şubat 1984 tarihli 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılar Hakkında Kanun (“2981 sayılı Kanun”) uyarınca tapu tahsis belgesi alma talebinde bulunmadığı gerekçesiyle ilgilinin evini yıkma kararı almıştır.

  2. Başvuran 1999 yılında, 1983 yılında, olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan mevzuata yani genellikle “İmar Affı Yasası” olarak adlandırılan ve 1984 yılında 2981 sayılı Kanun’la değiştirilen 2805 sayılı Kanun’a uygun olarak bir mülk sahibi olmak için müracaatta bulunduğunu iddia ederek, Çankaya Belediyesi tarafından alınan yıkım kararının iptali istemiyle Ankara İdare Mahkemesinde (“Mahkeme”) iptal davası açmıştır.

  3. Mahkeme 28 Aralık 1999 tarihinde başvuranın talebini reddetmiştir. Mahkeme, dosyadaki unsurları göz önünde bulundurarak, şehircilik konusundaki müracaata ilişkin kayıtta başvuranın adı haricinde, başvuruda bulunduğunu gösterebilecek herhangi bir unsur bulunmadığı kanaatine varmıştır. Mahkeme, başvuranın adının, söz konusu müracaatın, kesin niteliğinin belirtilmemiş olması nedeniyle başvuranın yaşadığı ev ile ilgili bir talep olarak değerlendirilemeyeceğini eklemiştir.

  4. Başvuranın bu karara karşı Danıştay önünde temyiz başvurusunda bulunduğu yönünde herhangi bir emare de bulunmamaktadır.

  5. Bahse konu ev 11 Nisan 2000 tarihinde yıkılmıştır.

B. Taşınmazın başvurana tahsis edilmesinin reddedilmesi ile ilgili idari dava

  1. Başvuran, evinin yıkılmasından önce, 27 Mayıs 1999 tarihinde, 6 Nisan 1983 tarihinde olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan mevzuata dayanarak tapu tahsis belgesi almak için Ankara Büyükşehir Belediyesine müracaatta bulunduğunu iddia ederek Çankaya Belediyesinden taşınmazın tahsisi talebinde bulunmuştur.

  2. Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Çankaya Belediyesi arasında yapılan yazışmalardan, Ankara Büyükşehir Belediyesinin, Çankaya Belediyesine, başvuranın 6 Nisan 1983 tarihinde tapu tahsis belgesi almak için müracaatta bulunduğunu ve yapılan müracaatın 63527 numarasıyla kaydedildiğini belirttiği anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, Çankaya Belediyesi, kayıt defterinin nüshasını inceledikten sonra, bunun “başvuranın yararına değiştirildiği izlenimi verdiği” kanaatine varmıştır.

  3. 4 Ağustos 1999 tarihinde, Belediyenin taşınmazın tahsis edilmesine ilişkin talebini zımnen reddettiği değerlendirmesinde bulunarak, başvuran Ankara İdare Mahkemesinde başka bir iptal davası açmıştır. Başvuran, müracaatta bulunduğunu ve yaptığı müracaatın Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından 63527 numarasıyla kaydedildiğini ileri sürmüştür.

  4. Mahkeme 2 Aralık 1999 tarihli kararla, başvuranı,yapmış olduğu müracaatın ve kendisine verilmiş olması muhtemel olası tapu tahsis belgesinin bir nüshasını ibraz etmeye davet etmiştir.

  5. Başvuran 22 Aralık 1999 tarihli dilekçesinde, bilhassa, Ankara Belediyesine 6 Nisan 1983 tarihinde, 63527 numarasıyla kaydedilen bir müracaat dilekçesi bırakarak, beyanlarına göre, gerekli adımları yerine getirmiş olmasına rağmen kendisine herhangi bir tahsis belgesi verilmediğini belirtmiştir.

  6. Mahkeme 16 Haziran 2000 tarihinde başvuranın iptal davasını reddetmiştir.

  7. 2981 sayılı Kanun uyarınca, sadece -bilhassa Belediyeye müracaat dilekçesi bırakılması ve 2.000 eski Türk lirası (TRL) ödenmesi- de dâhil olmak üzere bazı adımları atmış ve 10 Kasım 1985 tarihinden önce inşasına başlanmış bir eve sahip olan kişilerin, taşınmazın tahsis edilmesi talebinde bulunabileceklerini belirtmiştir.

  8. Başvuranın, Çankaya Belediyesi tarafından alınan yıkım kararıyla ilgili olarak daha önce bir dava açtığını ve bunun, ilgilinin 6 Nisan 1983 tarihinde 63527 numarasıyla kaydedilen bir müracaatta bulunduğu kaydın bir nüshasını sunamadığı gerekçesiyle reddedildiğini ve söz konusu müracaatın kesin içeriğinin belirtilmediğini ve bunun aslında imar affı başvurusu olduğu yönünde hiçbir emare bulunmadığını hatırlatmıştır.

  9. Mevcut davada, başvuranın imar affı başvuru formunun bir nüshasını, 2.000 eski Türk lirası (TRL) ödeme yapıldığını gösteren banka tahsil fişini ve yeminli özel teknik büro belgesi sunmadığını tespit etmiştir.

  10. Bu nedenle, ilgilinin, 2981 sayılı Kanun anlamında bir hak sahibi olduğunu kanıtlayamadığı ve sonuç olarak davanın reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.

  11. Başvuran bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur.

  12. Dilekçesinde, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından sunulan kayıt defterinin bir nüshasının“değiştirildiği izlenimi uyandırdığı” gerekçesiyle Çankaya Belediyesinin talebini reddettiğini hatırlatmış ve İdare Mahkemesini bu hususta herhangi bir girişimde bulunmamakla suçlanmıştır.

Başvuran mahkemeyi ayrıca, imar affı başvurusuna ilişkin belgelerin ilgili belediyeye verilip verilmediğini tespit etmek amacıyla herhangi bir inceleme yapmamakla da suçlamıştır.

Başvuran, af başvurusunda bulunduğu sırada kendisine verilen belgeleri düzgün bir şekilde muhafaza etmemiş olan idarenin ihmalleri nedeniyle mağdur olduğunu beyan etmiştir.

Başvuran temyiz başvurusunu desteklemek için aşağıdaki belgeleri sunmuştur:

– 2.000 eski Türk lirası (TRL) ödendiğini gösteren -ödemenin imar affı yasası kapsamında yapıldığını ve başvuranın adresi olarak ihtilaf konusu bu mülkün gösterildiğini belirten- 4 Nisan 1983 tarihli banka tahsil fişi (yukarıda 6. paragraf);

– İhtilaf konusu yapının adresini gösteren ve 6 Nisan 1983 tarihli 63527 numaralı geçici tapu başvuru formunun bir nüshası;

– Üzerinde, özellikle adının, 63527 numarası ile “1677 ada 29 parsel” kadastral referansların yazılı olduğu ve “banka tahsil fişi” kutucuğunun işaretli olduğu Ankara Belediyesine ait kayıt defterinin bir nüshası;

– Ankara Sulh Hukuk Mahkemesinin denetiminde alınan ve başvuranın evinin 15 ya da 16 yaşında olduğunu gösteren bir planın yer aldığı bir bilirkişi raporu.

  1. Danıştay 4 Şubat 2002 tarihinde, “İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde belirtilen bozma gerekçelerinden birinin bulunmamasına ”atıfta bulunan standartlaşmış bir ifadeye uygun olarak temyiz başvurusunu reddetmiştir. Bu karar, başvuranın 6 Nisan 1983 tarihli af başvurusunun bir nüshasını ve 2.000 eski Türk lirası (TRL) ödendiğini gösteren 4 Nisan 1983 tarihli banka tahsil fişini ibraz etmesi nedeniyle kararın bozulması gerektiği ve dolayısıyla itiraz edilen işlemin kanuna aykırı olduğu kanaatine varan Danıştay Başsavcılığının aksi sonuçlarına dayanarak kabul edilmiştir.

  2. Danıştay 20 Mart 2003 tarihli nihai kararla, bu kez, temyiz incelemesi sırasında Başsavcılık tarafından sunulanlarla benzerlik gösteren gerekçeler sunan tetkik hâkiminin aksi sonuçlarına dayanarak başvuranın karar düzeltme başvurusunu reddetmiştir.

  3. Karar 24 Haziran 2003 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMASI

A. Bozma hakkında

  1. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde, bir kararın üç gerekçeyle bozulacağı belirtilmektedir: Görev ve yetki dışında kalma, hukuka aykırılık ve usul hükümlerinin uygulanmaması.

B. Yargılamanın ileri bir aşamasında belgeler sunulması hakkında

  1. Danıştay 8. İdari Dava Dairesi 16 Ekim 1997 tarihli bir kararda (E. 1995/3644 - K. 1997/2893), başvuran tarafından temyiz sırasında sunulan bir belgeyi –söz konusu belgenin dava açılmadan önce de var olduğu ve ilk derece mahkemesine sunulmamış olduğu halde- dikkate almayı kabul etmiştir.

  2. 25 Mart 1998 tarihli bir kararda (Danıştay 6. İdari Dava Dairesi, E. 1997/2233 - K. 1998/1152), Yüksek Mahkeme karar düzeltme başvurusunun yapıldığı sırada sunulan belgelerle ilgili olarak aynı yaklaşımı benimsemiş ve bu belgelere dayanarak bozma kararı vermiştir.

  3. Yargılamanın ileri bir aşamasında sunulan belgelerin idari mahkemeler tarafından dikkate alınıp alınmadığını sorgulandığı 12 Şubat 1999 tarihli bir kararla (Danıştay, E. 1998/14 - K. 1999/87), Vergi Dava Daireleri Kurulu, idare mahkemelerin, davacının iddialarıyla gerekli kılınan tüm incelemeleri gerçekleştirmesi gerektiğini ve yargılamayı göz ardı etmeden, davanın müzakereye bırakılmasından sonra sunulan belgeleri ve bilhassa Danıştay kararının düzeltilmesi için yapılan talep çerçevesinde sunulan belgeleri dikkate almayı reddemeyeceklerini belirterek yukarıda anılan yaklaşımı sürdürmüştür.

  4. Bu ilke, 17 Eylül 2013 tarihinde, Danıştay 9. Dairesinin, Yüksek Mahkemenin, temyiz sırasında ilk defa dosyaya konulan belgelerin dikkate alınması gerektiğini belirttiği kararıyla (E. 2010/10190 - K. 2013/736) bir kez daha onaylanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

I. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 14. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Başvuran, İdarenin taşınmazı kendisine tahsis etmeyi reddetmesine itiraz etmeye çalıştığı yargılamanın Sözleşme’nin 6. maddesinin 1.fıkrası anlamında adil olmadığını iddia etmektedir. İşbu maddenin somut olayla ilgili bölümleri şu şekildedir:

“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (...) konusunda karar verecek olan (...) bir mahkeme tarafından (...) hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir. (...)”

  1. Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.

A. Kabul edilebilirlik hakkında

  1. Mahkeme, işbu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başkaca herhangi bir kabul edilemezlik engeli bulunmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.

B. Esas hakkında

  1. Tarafların İddiaları

  2. Başvuran, beyanlarına göre, söz konusu belgeleri Danıştay’a sunduğu halde, İdareden mülkün tahsis edilmesi yönünde talepte bulunduğunu gösteren belgeler sunmadığı gerekçesiyle davasının reddedildiğini iddia ederek adil bir yargılamadan yararlanmadığından şikâyet etmektedir. Başvuran, Yüksek Mahkemeyi bunları göz önünde bulundurmamakla suçlamaktadır.

  3. Hükümet, başvuranın iddiasına karşı çıkmaktadır. Hükümete göre, Danıştay tarafından idare mahkemelerinin kararları üzerinde yapılan inceleme üç husus ile sınırlıdır: Görev ve yetkiye riayet etme, maddi hukuka riayet etme ve usul hükümlerine riayet etme.

  4. Hükümet somut olayda, Yüksek Mahkemenin, temyiz aşamasında başvuran tarafından sunulan belgeleri inceleme konusunda yetkili olmadığını belirtmektedir. Hükümete göre, yeni unsurlar teşkil eden bu belgelerin dikkate alınabilmesi için ilgilinin yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunması gerekmekteydi.

  5. Mahkeme’nin Değerlendirmesi

  6. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası gereğince, mahkeme kararlarında, dayanılan gerekçelerin, yeterli şekilde ve tarafların dinlendiğini gösterecek ve adalet yönetiminde kamu denetimini mümkün kılma teminatı verecek şekilde belirtilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Salov/Ukrayna, No. 65518/01, § 89, AİHM 2005‑VIII (alıntılar)).

  7. Ulusal bir mahkeme, argümanların seçiminde ve delillerin kabulünde belli bir takdir yetkisine sahip olmasına rağmen, kararlarının gerekçesini belirterek faaliyetlerini haklı kılmalıdır (Suominen/Finlandiya, No. 37801/97, §36, 1 Temmuz 2003).

  8. Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası, mahkemeleri, kararlarını gerekçelendirmekle yükümlü kılsa da, bu, her argümana ayrıntılı bir yanıt vermek gerektiği anlamına gelmemektedir (Van de Hurk/Hollanda, 19 Nisan 1994, § 61, seri A no 288).Gerekçelendirme yükümlülüğünün kapsamı kararın niteliğine göre değişiklik gösterebilmekle birlikte,bu yükümlülük somut olayın koşulları ışığında incelenmelidir: Bilhassa bir davacının mahkemede ileri sürebileceği delillerin çeşitliliğinin yanı sıra Sözleşmeci Devletlerdeki, yasal hükümler, gelenekler, doktrinal kavramlar, karar ve hükümlerin sunumu ve yazımı konularındaki farklılıklar dikkate alınmalıdır (Hiro Balani/İspanya, 9 Aralık 1994, § 27, seri A no 303-B).

  9. Bunun yanı sıra, bir tarafça ileri sürülen bir argüman yargılamanın sonucu için belirleyici olduğunda, spesifik ve açık bir yanıt gerekmektedir (Ruiz Torija/İspanya, 9 Aralık 1994, § 30, seri A no 303‑A, Buzescu/Romanya, No. 61302/00, § 67, 24 Mayıs 2005 veDonadzé/Gürcistan, No. 74644/01, § 35, 7 Mart 2006).

  10. Somut olayda, Mahkeme, idare mahkemeleri önündeki yargılamanın amacının, başvuranın,bir taşınmazın tahsis edilmesine yönelik bir talepte bulunup bulunamayacağını belirlemek olduğunu gözlemlemektedir. Bu meseleyi incelemek için, başvuranın, 1983 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesine imar affı başvurusunda bulunup bulunmadığını belirlemek gerekmektedir. Söz konusu İdare, 6 Nisan 1983 tarihinde kendisine bu yönde bir müracaatta bulunulduğunu belirtmişse ve ilgili kaydın bir nüshasını ibraz etmişse de (yukarıda 14. paragraf), İdare Mahkemesi nihayetinde, bilhassa başvuru formuna ait bir nüsha ve banka tahsil fişi bulunmaması nedeniyle, başvurunun gerçekliğinin tespit edilmediği kanaatine vararak, davayı bu gerekçeyle reddetmiştir.

  11. Mahkeme aynı zamanda, başvuranın temyiz başvurusunun esas nedeninin, özet olarak İdare Mahkemesini, ilgili idarelerin, ilgilinin 1983 yılında gereğince af başvurusunda bulunduğu yönündeki iddialarının doğruluğunu araştırmaya imkân verebilecek belgelerin tamamının ibraz edilmesiyle ilgili olarak gerekli adımları atmamakla ve Çankaya Belediyesinin, af başvuruları kayıtlarındaki sözde değişiklik konusundaki iddiasını geçersiz kılabilecek ya da doğrulayabilecek herhangi bir soruşturma tedbiri almamakla suçlamaktan ibaret olduğunu da gözlemlemektedir (bk. yukarıda 24. paragraf).

Bu çerçevede, zaman içinde edinebileceği belgeleri ibraz ederek başvuran gerekli adımları atmış olduğunu göstermeyi amaçlamış; İdare Mahkemesi, davalı İdarenin iddialarını geçersiz kılan ve kendilerininkini onaylayan bu belgelerden yararlanmıştır.

  1. Ancak, Mahkeme, Danıştay’ın, bir defa Başsavcılık ve bir defa da tetkik hâkimi tarafından olmak üzere iki kez bunu yapmaya davet edilmiş olmasına rağmen, bu delille ilgili kararını açıklamadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla Yüksek Mahkeme, başvuran tarafından sunulan temel argümanlardan birine yanıt vermemiştir.

  2. Bunun yanı sıra Mahkeme, yukarıda anılan belgelerin temyiz aşamasında sunulduğunu ve Hükümetin, Danıştay’ın bu nedenle bu belgeleri dikkate alamadığını ileri sürdüğünü tespit etmektedir.

  3. Bu bağlamda, Mahkeme, delil unsurlarının kabul edilebilirliğinin normal olarak ulusal makamların yetkisi olduğunu hatırlatmakta (Gerö Almeida Freitas/Portekiz (kk.),No.81375/12, 28 Kasım 2017) ve ilke olarak, ilk defa temyiz aşamasında sunulan delil unsurlarının kabul edilemezliğini öngören bir sistemin kendiliğinden Sözleşme’ye aykırı olmadığı kanaatine varmaktadır.

  4. Bunun yanı sıra, somut olayda, hiçbir unsur, Hükümetin ileri sürdüğünün aksine, ihtilaf konusu belgelerin dikkate alınmamasının böyle bir kabul edilemezlik kuralının uygulanması sonucu olduğunu ya da pratikte böyle bir kuralın var olduğunu göstermemektedir. Bu hususlarla ilgili olarak Mahkeme ayrıca, Danıştay’ın bu belgelerin vaktinden sonra sunulduğunu ve bu nedenle dikkate alınamayacaklarını belirtmediğini tespit etmektedir.

  5. Bu nedenle, Hükümetin ileri sürdüğü gibi, Danıştay’ın yargılamanın ileri bir aşamasında sunulan belgeleri zımnen kabul edilemez ve dikkate alınamaz olarak değerlendirdiği varsayılsa bile, Yüksek Mahkeme, böyle bir yaklaşımı haklı göstermek için herhangi bir gerekçe göstermemiş ve başvuranın temyiz başvurusun esas nedenine yanıt vermemiştir.

  6. Tüm bu değerlendirmeleri göz önünde bulundurarak Mahkeme, başvuran tarafından sunulan temel argümanlarla ilgili olarak –hak ettikleri halde- spesifik ve açık bir yanıt verilmediğini ve bu nedenle, davada varılan sonucun yeterince gerekçeli olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varmaktadır.

  7. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.

II. SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

  1. Başvuran, tüm şartlar yerine getirilmiş olmasına rağmen, 2981 sayılı Kanun’a dayanılarak taşınmazın kendisine tahsis edilmesinin İdarece reddedilmesi nedeniyle mülkiyetin korunması hakkının ihlal edildiğinden yakınmaktadır. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesini ileri sürmektedir.

  2. Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır. Hükümet, başvuranın gerekli süre içinde ve gereğince müracaatta bulunduğunu kanıtlayamamış olması nedeniyle bir mülke sahip olmadığını ileri sürmektedir.

  3. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında vardığı sonucu göz önünde bulundurarak, işbu şikâyetin kabul edilebilirliği ve esası hakkında bir inceleme yapmanın gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.

III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

  1. Başvuran, maddi tazminat olarak 100.000 Amerikan doları (USD) talep etmektedir. Bu meblağ, başvurana göre, evinin bulunduğu taşınmazın değerine tekabül etmektedir. İlgili ayrıca, manevi tazminat olarak 50.000 Amerikan doları (USD) talep etmektedir.

  2. Hükümet aşırı olduğu değerlendirmesinde bulunduğu bu meblağlara itiraz etmektedir. Hükümet ayrıca, bu taleplerin herhangi bir belgeyle desteklenmediğini belirtmekte ve Mahkeme’yi bunları reddetmeye davet etmektedir.

  3. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında nedensellik bağı görmemekte ve talebin bu kısmını reddetmektedir. Buna karşılık, başvurana, manevi tazminat bağlamında 4.000 avro (EUR) ödenmesinin uygun olacağı kanaatine varmaktadır.

  4. Mahkeme gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermektedir.

  5. Öte yandan, Mahkeme, somut olaydaki gibi durumlarda, ilgilinin talebi üzerine yargılamanın yenilenmesinin, ilke olarak, tespit edilen ihlalin telafisi için uygun bir yöntem olduğu kanaatine varmaktadır (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, No. 34764/05 ve diğer 3, § 75, 1Şubat 2011).

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,

  1. Başvurunun, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası bağlamındaki şikâyetle ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna;

  2. Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;

  3. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesi bağlamındaki şikâyetin kabul edilebilirliği ve esasını incelemeye gerek olmadığına;

a) Davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, manevi tazminat olarak, 4.000 avro (dört bin avro) ödenmesine;

b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

  1. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Sözleşme’nin 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 17 Nisan 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Stanley Naismith Robert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim