CASE OF GÜLKANAT v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
aihm
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
GÜLKANAT / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 38176/08)
KARAR
STRAZBURG
9 Temmuz 2019
İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Gülkanat/Türkiye davasında,
Başkan
Robert Spano,
Hâkimler
Marko Bošnjak,
Işıl Karakaş,
Julia Laffranque,
Egidijus Kūris,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Arnfinn Bårdsen,
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), 18 Haziran 2019 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler sonucunda, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
-
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Aşur Gülkanat’ın (“başvuran”) 28 Temmuz 2008 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 38176/08) bulunmaktadır.
-
Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat A.A. Talipoğlu tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
-
Başvuran, Mahkemeye yaptığı başvuruda, polislerin kötü muamelelerinden mağdur olduğundan ve kendisine kötü muamelede bulunan polisler hakkında açılan ceza davasının etkinlikten yoksun olmasından şikâyetçidir.
-
Başvuru, 24 Ocak 2011 tarihinde, Sözleşme’nin 3. maddesinin esas ve usul yönlerinden davalı Hükümete bildirilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
-
Başvuran, 1961 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedir.
-
İstanbul’da Yakacık Polis Merkezi’ne bağlı üç polis memuru, 9 Ağustos 1999 tarihinde, başvuranın evine gelerek, başvuranın kendileriyle polis merkezine gelmesini istemişlerdir. İlgili, bir polis aracına bindirilmiştir.
-
Başvurana göre, polisler ormanlık bir arazide aracı durdurmuşlar ve kendisini araçtan indirmişlerdir. Polis memurlarından biri, başvuranı, kız kardeşine asılmakla suçlayarak, başvurana küfür etmiştir. Üç polis memuru da başvuranı darp ettikten sonra Yakacık Polis Merkezi’ne götürmüşlerdir.
-
Başvuran, polis merkezi amirine, kendisini darp ettiğini iddia ettiği polisleri şikâyet etmiş ve yaralarının tespit edilmesi için tıbbi muayeneye tabi tutulmasını talep etmiştir. Başvuranın söylediğine göre, polis merkezi amiri şikâyetini reddetmiştir. İlgili, polis merkezine getirildiğine dair hiçbir tutanak tutulmaksızın öğle saatlerine doğru serbest bırakılmıştır.
-
Başvuran, polis merkezini terk ettikten sonra aynı gün içerisinde Kartal Cumhuriyet Savcılığına başvurarak, müdahil taraf olarak, ilgili polis memurları ve polis merkezi amiri hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Cumhuriyet savcısı, ilgilinin suç duyurusunu kabul etmiş ve ilgilinin, tıbbi muayeneye tabi tutulmasını istemiştir.
-
Adli Tıp Kurumu tarafından 9 Ağustos 1999 tarihinde düzenlenen tıbbi raporda, ilgilinin sol omuzunda 6 x 2 cm’lik bir bölgede ödemle birlikte ekimoz oluştuğu, sol göğsünde 4 x 2 cm’lik bir bölgede hiperemi ile birlikte ödem oluştuğu, sol tamporal bölgede 3 x 3 cm’lik bir bölgede hematom oluştuğu, burunda kanama ve dudaklarda ödem ve sıyrıkların bulunduğu tespit edilmiştir. Raporda ayrıca, başvuranın çeşitli sırt ağrılarından yakındığı da belirtilmiştir. Adli tabip, başvurana, beş günlük iş göremezlik raporu vermiştir.
-
Cumhuriyet savcısı, yine 9 Ağustos 1999 tarihinde, İstanbul Emniyet Müdürlüğünden, üç polis memurunun ve başvuranın şikâyetini reddettiği gerekçesiyle, polis merkezi amirinin ivedilikle sorgulanmasını talep etmiştir. Ayrıca Cumhuriyet savcısı, acil olarak, muhtemel kan izlerinin tespiti için olayda kullanılmış olan polis aracının ve üç polis memurunun üniformalarının incelenmesini talep etmiştir.
-
Aynı tarihte biri komiser yardımcısı üç polis memuru tarafından düzenlenen tutanakla, polis aracının içerisinde ve şüpheli polis memurlarının kıyafetlerinde kan izi bulunmadığı tespit edilmiştir.
-
Cumhuriyet savcısı, 10, 11 ve 12 Ağustos 1999 tarihlerinde, polis merkezi amiri Ç.G. ile suçlanan polis memurları Ö.Ş., B.A. ve S.B.’nin ve başvuranın tanıklarının ifadelerini almıştır. Ö.Ş., kız kardeşinin başvuranın kendisine asıldığından şikâyet etmek için kendisini aradığını belirtmiştir. Polis memurları, sadece bu olaylar hakkında başvuranın ifadesini almak istediklerini beyan etmişlerdir. İlgililer, bütün kötü muamele iddialarını reddetmişler ve başvuranın kendilerine küfür ettiğini belirtmişlerdir. Üç polis memuru, küfür ettiği gerekçesiyle başvurandan şikâyetçi olmuşlardır. Polis merkezi amiri Ç.G., üç polis memurunun başvuranla birlikte kendisine geldiğini doğrulamıştır. Ç.G., başvuranın kendisine kötü muamelede bulunulduğu iddiasını ileri sürmesi üzerine, başvurana, savcılığa suç duyurusunda bulunmasını, iddia edilen olaylarla ilgili olarak daha sonra soruşturma başlatılabileceğini söylemiştir. Ç.G.’ye göre, başvuranın o sırada herhangi bir darp ve yaralanma izi bulunmamaktaydı.
-
Cumhuriyet savcısı, 13 Ağustos 1999 tarihli iddianameyle, Ö.Ş., S.B., ve B.A.’yı, görevlerini kötüye kullanmaktan ve kötü muamelede bulunmaktan ve Ç.G.’yi ise, görev kusuru gerekçesiyle suçlamıştır. Cumhuriyet savcısı aynı iddianameyle, başvuranı, görev başında memura hakaret etmekle suçlamıştır.
-
Kartal Asliye Hukuk Mahkemesi (“mahkeme”), 7 Şubat 2001 tarihinde polis memurları Ö.Ş., S.B., B.A. ve amir Ç.G.’yi, üç ay hapis cezasına mahkûm etmiş, bu ceza para cezasına çevrilmiştir. Polis memurları Ö.Ş., S.B. ve B.A. bir ay boyunca görevden uzaklaştırma cezası almışlardır. Polis memurlarının cezaları, daha önceden sabıka kaydı bulunmaması sebebiyle, ertelenmiştir. Mahkeme, aynı kararda, polislerin şikâyetleri ile ilgili delil bulunmaması sebebiyle, başvuranın beraatına hükmetmiştir.
-
Yargıtay, başvuranın müdahil taraf olduğu ve polis memurları tarafından yapılan temyiz başvurusu üzerine, 10 Haziran 2002 tarihinde, B.A.’nın adli sicil kaydı örneğinin bulunmadığı ve polis memurları hakkında üç aydan kısa süreli görevden uzaklaştırma cezası verilemeyeceği gerekçesiyle, polisler hakkında verilen kararı bozmuştur.
-
Mahkeme, 11 Temmuz 2003 tarihinde, polisleri, üç ay hapis cezasına mahkûm ederek, bu cezanın ertelenmesine ve ilgililerin, üç ay süresince görevden uzaklaştırılmalarına karar vermiştir. Mahkeme, öncelikle bu cezaları para cezasına çevirmiş ve ardından Cezaların İnfazı Hakkında 647 sayılı Kanun’un 6. maddesine dayanarak, infazın ertelenmesine karar vermiştir.
-
Yargıtay, yapılan temyiz başvurusu üzerine, 13 Aralık 2005 tarihinde, mahkeme tarafından verilen kararı bozmuştur. Yargıtay, Türk Ceza Kanununda yapılan son değişiklikleri hatırlatarak, yeni Türk Ceza Kanunu’nun yeni hükümleri ışığında (5237 sayılı Kanun) dosyanın yeniden incelenmesini talep etmiştir.
-
Mahkeme, 6 Mart 2006 tarihinde ceza davasını yeniden başlatarak, 24 Mayıs 2006 tarihli duruşmada kötü muamelede bulunduğu iddia edilen failleri mahkeme huzuruna çağırmıştır.
-
Asliye Hukuk Mahkemesi, 24 Mayıs 2006 tarihinde aynı gerekçelerle aynı cezaları vererek, bu cezaların ertelenmesine karar vermiştir.
-
Yargıtay, 1 Nisan 2008 tarihinde davanın, zaman aşımına uğradığını tespit etmiş ve kamu davasının kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
-
Polis Disiplin Kurulu, S.B. ve Ö.Ş.’ye dört ay süresince görevden uzaklaştırma ve B.A.’ya üç ay süresince maaştan kesinti cezalarının verilmesine karar vermiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
- Başvuran, ilk başvurusunda Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, kötü muamelede bulundukları gerekçesiyle polisler hakkında açılan ceza davasının süresinden şikâyetçidir. Başvuran, açıkça polis memurlarının aşırı uzun süren bir dava boyunca tam bir cezasızlıktan faydalandıkları kanaatindedir. Ayrıca başvuran, 9 Ağustos 1999 tarihinde kötü muameleye tabi tutulduğunu iddia etmektedir. Başvuran, Mahkemeden, maruz kaldığı bütün Sözleşme ihlallerinin telafi edilmesini talep etmektedir.
Başvuran, daha sonra 5 Ağustos 2011 tarihinde sunduğu görüşlerinde, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürmektedir. Başvuran, başvurusunda belirttiği kötü muamelelerin, 8 yıldan daha uzun süren ve zaman aşımıyla sonuçlanan bir ceza davasına konu olması sebebiyle, polisler hakkında açılan ceza davasının zaman aşımına uğramasının, Sözleşme’nin 3 ve 6. maddelerinin ihlaline sebep olduğu kanaatindedir.
-
Hükümet, ceza davasının süresinin uzunluğuna ilişkin iddialara itiraz etmekte ve kötü muamele iddiaları hakkında görüş bildirmemektedir.
-
Mahkeme, jura novit curia (hâkim hukuku kendiliğinden uygular) ilkesi uyarınca, Sözleşme ve Protokolleri gereğince bir başvuran tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelerle sınırlı olmadığını ve bir şikâyeti, başvuran tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebileceğini hatırlatmaktadır (Guerra ve diğerleri/İtalya, 19 Şubat 1998, § 44, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998‑I, Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin yalnızca Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında incelenmesinin uygun olacağı kanaatine varmaktadır (İbrahim Demirtaş/Türkiye, No. 25018/10, §§ 19-20, 28 Ekim 2014, Aydın Çetinkaya/Türkiye, No. 2082/05, §§ 73 ve 92, 2 Şubat 2016 ve A.K./Türkiye, No. 27607/11, §§ 28-29, 9 Ekim 2018). Bu hüküm şu şekildedir:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı cezâ veyâ işlemlere tabi tutulamaz. ”
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
- Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
-
Hükümet, Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edilmesi hakkında görüş bildirmemektedir. Buna karşın Hükümet, söz konusu maddenin usul yönüyle ilgili olarak, polisler hakkında açılan ceza davasının, iki mahkeme tarafından altı defa incelendiğini ve herhangi bir atalet döneminin bulunmadığını belirtmektedir. Hükümet, Mahkemeden, başvuranın bütün iddialarının reddedilmesini talep etmektedir.
-
Mahkeme, özgürlükten yoksun bırakılan veya daha genel olarak güvenlik güçleriyle karşı karşıya bulunan bir kişiye karşı, davranışları gereği mutlak suretle gerekli olmayan hallerde fiziki güç kullanımının, insan onuruna zarar verdiğini ve bu durumun, ilke olarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlalini teşkil ettiğini hatırlatmaktadır (Bouyid/Belçika [BD], No. 23380/09, §§ 88, 100 ve 101, AİHM 2015).
-
Mahkeme ayrıca, Hükümetin olaylara veya başvuranın sağlık raporunda tespit edilen yaralanmaların sebeplerine itiraz etmediğini gözlemlemektedir. Mahkeme diğer taraftan, başvuranın polis memurlarına karşı fiziki olarak direnmediğine ve kendisine karşı güç kullanılmasını gerekli kılan herhangi bir davranışta bulunmadığına taraflarca itiraz edilmediğini kaydetmektedir.
-
Mahkeme, delillerin değerlendirilmesi konusunda görevinin ikincil nitelikli olduğunu ve kendisine sunulan bir davanın koşullarının gerektirmediği sürece, olayları tanıması için başvurulan ilk derece mahkemesinin görevini üstlenmeden önce ihtiyatlı davranması gerektiğini hatırlatmaktadır (Wolf‑Sorg/Türkiye, No. 6458/10, § 70, 8 Haziran 2010).
-
Mahkeme, mevcut davada Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen kararında, başvuranın, polis memurları Ö.Ş., S.B. ve B.A.’nın saldırısından mağdur olduğu sonucuna vardığını kaydetmektedir. Bununla birlikte, adli olarak olayların ve polislerin suçluluğunun bu şekilde tanınmasına rağmen, polis memurları, zaman aşımı kurallarının uygulanması sebebiyle her türlü yaptırımdan kaçmışlardır. Sonuç olarak Mahkeme, başvurana yapılan kötü muamelelere ilişkin iddiaların, davanın esasına bakan mahkeme tarafından tespit edildiği kanaatindedir (Dağabakan ve Yıldırım/Türkiye, No. 20562/07, § 59, 9 Nisan 2013, ayrıca bk. Ali Aba Talipoğlu/Türkiye, No. 16408/10, § 31, 18 Ekim 2016).
-
Mahkeme, başvuranın vücudunda tespit edilen lezyonların, başvuranda kesinlikle, davalı Devletin sorumlu olduğu insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele olarak değerlendirilebilecek sıkıntılara sebep olduğu kanaatindedir.
-
Bu durum Mahkemenin, Sözleşmenin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiği sonucuna varmasına sebep olmaktadır (yukarıda anılan Ali Aba Talipoğlu, § 32, yukarıda anılan Dağabakan ve Yıldırım, § 6).
-
Mahkeme, bu hükmün usul yönüyle ilgili olarak, 1 Nisan 2008 tarihinde polisler hakkında 13 Ağustos 1999 tarihli iddianameyle açılan ceza davasının, zaman aşımı sebebiyle davanın düşürülmesiyle sonlandığını tespit etmektedir. Bu ceza davası ayrıca, yaklaşık olarak sekiz yıl, sekiz ay, yirmi iki gün sürmüştür. Mahkeme, bir Devlet görevlisinin Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı fiillerle suçlandığı durumlarda, davanın veya mahkûmiyet kararının zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle geçersiz sayılamayacağını ve af ya da bağışlama gibi tedbirlere izin verilemeyeceğini yeniden belirtmektedir (Okkalı/Türkiye, No. 52067/99, § 76, AİHM 2006‑XII (özetler)).
-
Bu bağlamda Mahkeme, daha önce birçok defa, benzer davalarda, Devlet görevlilerinin suçlandığı ceza davaları kapsamında, bu davalar zaman aşımı sebebiyle sonlandığında, Türk makamlarının, yeterli derecede ivedilikle hareket etmediği ve makul bir özen göstermediği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, somut olayda Türk makamlarının yeterli derecede ivedilikle hareket ettiği ve makul bir özen gösterdiği kanaatine varılamayacağı kanısındadır. Bu eksikliğin sonucunda, iddia edilen şiddet eylemlerinin failleri, sonuçta hiçbir cezai yaptırıma mahkûm edilmemişlerdir. Ayrıca Mahkeme, kamu güveninin ve hukukun üstünlüğü ilkesine bağlılığın sağlanması için ve yasa dışı fiillerin hoş görülmesine ve suç işleyenlerle ortaklığa ilişkin her türlü görünümün önlenmesi için makamların olaylar karşısında hızlı ve etkili tepki vermesinin çok önemli olduğunu yeniden hatırlatma gereği duymaktadır (diğer kararlar arasında bk. yukarıda anılan Ali Aba Talipoğlu, § 34, yukarıda anılan İbrahim Demirtaş, §§ 35‑36 ve yukarıda anılan A.K., § 41).
-
Mahkeme, içtihatları ışığında, Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönünden de ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
- Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. ”
A. Tazminat
-
Başvuran, maddi tazminat olarak, kendisine göre maaş kaybına eşdeğer olarak 20.000 avro (EUR) ve manevi tazminat olarak 50.000 EUR talep etmektedir.
-
Hükümet, aşırı olarak nitelendirdiği bu taleplere itiraz etmektedir.
-
Maddi zararla ilgili olarak, başvuran, bu talebine dayanak olarak Mahkemeye objektif değerlendirme unsurları iletebilecek durumda değildir. Bu sebeple Mahkeme, bu bağlamda sunulan talebi kabul edemeyecektir (diğer kararlar arasında bk. Kars ve diğerleri/Türkiye, No. 66568/09, § 132, 22 Mart 2016).
-
Mahkeme, başvurana, hakkaniyete uygun olarak, manevi zarar bağlamında 5.000 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
B. Masraf ve Giderler
-
Başvuran, Mahkemeye, 2008 ve 2010 yılları için İstanbul Barosu tarafından avukatlık hizmeti için öngörülen ücret tarifesinin, masraf ve giderlerin hesaplanması için temel alınmasını önermektedir. Başvuran masraf ve giderler bağlamında, 2008 yılının tarifesinin referans alınması durumunda 5.415 EUR veya 2010 yılının tarifesinin referans alınması durumunda 2.207 EUR talep etmektedir. Bu miktarlar ayrıca, çeviri için ödenen 375 EUR, posta masrafları için ödenen 41 EUR ve kırtasiye ve iletişim masrafları için ödenen 416 EUR miktarlarını da kapsamaktadır. Başvuran bu talepleri için kanıtlayıcı belge olarak herhangi bir fatura sunmamaktadır.
-
Hükümet, talep edilen miktarların aşırı olduğu kanaatindedir.
-
Mahkeme içtihatlarına göre, bir başvuran, masraf ve giderlerinin kendisine geri ödenmesini, ancak oranlarının makul niteliğini, gerekliliğini ve gerçekliğini ispatlayabilmesi durumunda elde edebilmektedir (Iatridis/Yunanistan (adil tazmin) [BD], No. 31107/96, § 54, CEDH 2000‑XI).
-
Mahkeme, somut olayda, kanıtlayıcı belgelerin bulunmaması sebebiyle, bu talebi reddetmektedir (Ocak/Türkiye, No. 33675/04, § 24, 19 Mart 2019).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
-
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,
-
Sözleşme’nin 3. maddesinin esas ve usul yönünden ihlal edildiğine,
-
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek ve her türlü vergiden hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 5.000 EUR (beş bin avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktara, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
- Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 9 Temmuz 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley Naismith Robert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.